Babacan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Ülkenin Cumhurbaşkanı Beştepe odaları dışında bir yeri fazla görmüyor. Son dönemde sıradan on esnafı yan yana ziyaret edip hâl hatır sorduğunu gördünüz mü? Bırakın Erdoğan’ı, milletvekilleri yapamıyor. ‘Keşke dışarı çıkamasak, keşke milletvekili olduğumuz anlaşılmasa’ diyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Meclis onlar için bir koruma alanı. Cumhurbaşkanı’nın girişinde ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehri’ yazan Rize’den haberi yok. Rize’de en uzun süre dükkân işleten kadın esnaf, dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Çocukken ilkokula gönderilmeyen ama çocuklarını iyi koşullarda okutmak için çalışıp çabalayan Melek Hanım ekonomik krize dayanamadı” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Gençlere seslenen Babacan’ın gündeminde Merkez Bankası’nın döviz satışları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize’de kepenk kapatan esnaf ve açıklanan işsizlik oranları vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Kaşıkçı cinayetinde ne kadar ağır ifadeler kullandılar. Erdoğan kaç kere ‘Dosyayı vermeyiz, gelip burada bakarlar’ dedi. Şimdi ne oldu da U dönüşü yaptınız? Merak ediyorum, Suudi Arabistan’dan ne kadar swap dileniyorlar? Unutmayalım, 130 milyar doların üstüne aralık ayında 17 milyar doları yaktılar. Bugünlerde cayır cayır dolar yakıyorlar. Onun da rakamlarını bir şekilde buluruz. Zaten inşallah iktidara gelince bütün o defterleri açıp bakacağız. Hepsini gün yüzüne çıkartacağız. Hepsini bu millete göstereceğiz.

“Yapamayacağımız bir şeyin sözünü vermiyoruz”

İşsizliğin de yoksulluğun da enflasyonun da üstesinden geleceğiz. Enflasyonu, iki yılda yeniden tek haneye indireceğiz. 2003-2004’te ‘Olmaz’ diyorlardı. Biz yapamayacağımız bir şeyin sözünü hiç vermiyoruz. Ama bir kere söz veriyorsak bu sözümüzü mutlaka yerine getiriyoruz.

Ülkenin Cumhurbaşkanı Beştepe odaları dışında bir yeri fazla görmüyor. Son dönemde sıradan on esnafı yan yana ziyaret edip hâl hatır sorduğunu gördünüz mü? Bırakın Erdoğan’ı, milletvekilleri yapamıyor. ‘Keşke dışarı çıkamasak, keşke milletvekili olduğumuz anlaşılmasa’ diyorlar. Meclis onlar için bir koruma alanı. Cumhurbaşkanı’nın girişinde ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehri’ yazan Rize’den haberi yok.

Rize’de en uzun süre dükkân işleten kadın esnaf, dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Çocukken ilkokula gönderilmeyen ama çocuklarını iyi koşullarda okutmak için çalışıp çabalayan Melek Hanım ekonomik krize dayanamadı.

Tek başına bir kadın olarak 1991’de ticaret hayatına başlamış, dükkanını açmış, 94 krizini, 2001-2002 krizini atlatmış. 2008-2009 krizini atlatmış ama kendi hemşerisini el yapımı, ev yapımı millî ve yerli krizinin altında kalmış. Pandemi döneminde dükkânı kapalıyken direnen bu kadın esnaf, Erdoğan’ın patlattığı döviz krizinin karşısında duramadı. Bir kişi, ülkeyi deney laboratuvarına çevirdi. Rize’deki ‘Melek Abla’ dükkânı da deneyzede oldu.

Enflasyonun sebebi olarak gene başkalarını işaret etmiş. ‘Bunlarla mücadele edeceğim’ diyor. Merkez Bankası’na talimat verip yanlış işler yaptıran fiyat etiketlerini yazan esnaf mı? Arka kapıdan 130 milyarı sattıran, yetmiyormuş gibi aralık ayında 17 milyar doları daha sattıran, Merkez Bankası’nın koruma kalkanlarını sıfırlatanlar pazarcı esnafı mı? Kuru soğan depoları mı?

“Devletin iki kurumunun açıkladığı veri birbirinden farklı”

TÜİK ‘İşsiz sayımız bir yılda 623 bin kişi azaldı’ diyor. İŞKUR ‘325 bin arttı’ diyor. İkisini topla; 948 bin fark var. İkisi de devletin kurumu. Hangisine inanacağız? Devletin iki kurumunun açıkladığı veri birbirinden ne kadar farklı. TÜİK’e, İŞKUR’a ve özellikle de Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. Makyaj malzemelerini alıp rakamları boyayacaksınız, o boyaları birbirinizle paylaşın. En azından birbirinizden haberiniz olsun. Bu tutarsızlığı da açıklayın.

DEVA ekonomisi yatırımları Türkiye’ye çeken bir mıknatıs görevi görecek. İşletmelerin büyümelerinin ve daha fazla istihdam oluşturmalarının önündeki engelleri kaldıracağız. İstihdam teşviklerini sadeleştireceğiz. Özel istihdam bürolarını etkinleştireceğiz. İŞKUR’u güçlendireceğiz. Teknoloji girişimlerini destekleyeceğiz. Eğitim sistemini, herkesin yeni beceriler edinip iş bulabilmesi amacıyla yenileyeceğiz.”

Babacan, gençlerin yorumlarını okudu

Babacan’ın gündemindeki diğer konu ise gençlerdi. “Gençlerin barınması, mutfak alışverişi, ulaşım, yeme-içme gibi temel masrafları çok acımasız boyutlara ulaştı” diyen Babacan, 2010-2015 yılları arasında üniversitede okuyan öğrencilerin sosyal medyada yaptığı paylaşımları okudu:

“2010-2015 yılları arasında öğrencilik yapan gençler Twitter’da yazmışlar. ‘Öğrenciydim, çalışıp okuyordum. 250 liraya bir araba içecek alırdık. Sürekli mekanlara giderdik. Tavuk döner yemezdik’ diyor. ‘Bugün pahalı olan mağazalardan giyinirdik. Şimdi 10 bin lira maaşla bunları yapabildiğime emin değilim’ diyor.

Bir başka yorum: ‘Aylık kira harici elime 600 lira kalırdı. İstediğim markadan alışveriş yapardım ve marketi asla düşünmezdim’ diyor. ‘Şimdi maaşımla sürekli tereddütteyim. Üniversiteyi asla şu an okumak istemezdim’ diyor. Bir başkası ‘Aynı dönemde okudum. Günlük harçlığım 20 lira olurdu. Nadir de olsa lüks restoranlara giderdik. Arkadaşlarımla her gün dışarıda buluşurdum’ diyor. Bunlar gerçek hayat deneyimleri.

2000’li yılların ilk 15 yılında harçlıklarıyla rahatça okuyan gençler, bugün çalışma hayatlarında kazandıkları parayla yoksulluk çekiyor. 10 sene önce biriktirdiği harçlıkla senede bir kez yurt dışına çıkma hayali kuran üniversite öğrencileri bugün çorba-ekmekle karınlarını doyurmaya çalışıyor. Türkiye’nin yaşadığı değişimin özeti budur. Özgürlük yerine baskı gelirse olacağı budur.”

Babacan gençlere şu sözlerle seslendi: Önümüzdeki ilk seçimlerde ülkemizde bambaşka bir rüzgâr esecek. Özgürlük, adalet rüzgârı esecek. Umut rüzgârı esecek. Barış rüzgârı esecek. Bunu çok rahat söylüyorum çünkü biz daha önce bunu yaptık. Başka ülkelerin ‘Keşke Türkiye gibi olsaydık’ dediği dönemleri yaşadık. Kimse unutmasın. Türkiye’nin başarılı günleri göz ardı ediliyor. Objektif değerlendirmek, hakkı haklıya teslim etmek zorundayız. Yine yapacağız. Bir günde her şey değişir. Seçim günü vereceğimiz değişim kararı tüm bu kara bulutları dağıtır geçer.

Ayrıca geçtiğimiz haziran ayından bu yana altı tane eylem planı açıklayan DEVA Partisi kamuoyunun karşısına bu defa yerel yönetimler ve şehircilik politikalarıyla çıkacak. Babacan partisinin yeni eylem planını yarın Bursa’da açıklayacak.

Babacan açıkladıkları eylem planlarına dair “İktidar koltuğu uzaktan bakınca hoş görünür ama o koltuğun ağırlığını kaldırmak gerekiyor. Onun için de iktidardayken yapacaklarınızı şimdiden hazırlamanız gerekiyor. İktidara, elimizdeki gerçekçi çözümlerle yürüyoruz” açıklamasında bulundu.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’ın ‘Kriterleri’ Altılı Masada Kriz Yarattı

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın sosyal medya hesabından cumhurbaşkanı adaylığı için açıkladığı üç kriterin altılı masada kriz yarattığı öne sürüldü.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 12 Şubat’taki davetinden sonra Millet İttifakı üyesi altı partinin katıldığı yemekte, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adaylığı için sıraladığı ölçülerin masada krize neden olduğu öne sürüldü.

Gültekin Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“1) 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak,

2) Seçilebilirlik,

3) Seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından ‘devr-i sabık’ muamelesine maruz kalan T.C. Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi!”

T24 yazarı Murat Sabuncu; Gültekin Uysal’ın bu tweet’inde cumhurbaşkanı adayı olmayacak olsalar bile altılı masada yer alan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun hedef alındığını ifade etti.

Bu tweet ile ilgili altılı masanın liderlerinin kurmaylarından biriyle görüştüğünü kaydeden Sabuncu şunları yazdı:

“Bu tweet ve yaşananlarla ilgili görüş almak istediğim altılı masanın liderlerinin kurmaylarından biri ile aramızda şöyle bir diyalog geçti:

– Gültekin Bey’in tweet’i ile ilgili bir rahatsızlık oldu mu?

– Nasıl olmasın Murat Bey?

– Telefonla bir görüşme yapıldı mı?

– Hayır.

– Bu tweet ile ilgili rahatsızlık 24 Nisan’daki Demokrat Parti’nin ev sahipliğindeki yemekte gündeme gelecek mi?

– Bakalım her lider yemeğe gidecek mi?

Altılı masanın 24 Nisan’a kadar özellikle kurucu iki lider Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener tarafından bir arabuluculuğa ihtiyacı var gözüküyor.

Bu arada tweet’teki ikinci madde yani ‘seçilebilirlik’ ile Kılıçdaroğlu ima ediliyor da olabilir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu memleketin bu zor durumunda bunu göz ardı edebilecek bir isim.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 31 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 5 bin 529 yeni vaka tespit edilirken, 31 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,40 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,12 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 184 bin 758 test yapılırken, 5 bin 529 yeni vaka tespit edildi. 31 kişi hayatını kaybederken, 14 bin 493 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,40 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,12 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 279 bin 922’ye yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 12 Nisan verilerine göre, 191 bin 026 test yapılmıştı. 6 bin 635 vaka tespit edilirken, 25 kişi hayatını kaybetmiş ve 12 bin 152 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Çıkışı

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına değinerek,  “Bizim adayımız kucaklayıcı, birleştirici, hakkı ve adaleti üstün tutacak, hizmeti esas alacak, kapısını herkese açık tutacak, kesinlikle partizanlık yapmayacak, istişareye her daim önem verecek ve emanete ihanet etmeyecek bir aday olacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Temel Karamollaoğlu, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirirken Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin aralık ayından itibaren enflasyonun kademeli bir şekilde düşmeye başlayacağına dair açıklamasını hatırlatarak “Orta Vadeli Program’daki dolar kuru ve enflasyon hedefini 6 ayda sollayıp; hedefi tutturamayan iktidar, şimdi 2023 sonrasında Türkiye’yi bu krizden çıkarabileceğini söylüyor. Hiçbir hedefini tutturamayan iktidar, bize her gün yeni bir tarih veriyor” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, konuşmasının devamında, “Dünyanın hiçbir yerinde 20 yıl boyunca iktidarda kalıp, krizin sorumlusu başkalarıymış gibi suçu başkasına atan ve daha yeni başlıyoruz, bu işi çözeceğiz diyen pişkin bir iktidar yok. İktidarın anlattığı masallar ve hayaller ile gerçekte yaşattığı hayatlar arasında büyük bir uçurum var. Enflasyon 20 yılın zirvesinde! Zamlar 20 yıl zirvesinde!” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bir tarafta kamudan beslenen, birden fazla kurumdan maaş alan tuzu kurular.. Diğer tarafta 4 bin küsur lirayla geçinmeye, 650 liralık KYK bursuyla bir öğün yemekle hayatta kalmaya çalışan; temel tüketim maddelerine ulaşamayıp sofrasına tuz koyamayanlar var.

Bir tarafta sırça köşklerine kapanıp, köşkün içindeki gerçek dışı fısıltılardan gayrı sese kulaklarını tıkayan iktidar, diğer tarafta artan hayat pahalılığı nedeniyle sesini iktidara duyurmaya çalışan, geçim derdiyle boğuşan milyonlar var.

Sadece 6 ayda cari açığı kapatacaklarını vadederek bile isteye Türk lirasını pula çeviren Erdoğan iktidarının yol açtığı ekonomik yıkım insanımızın hayat kalitesini, yaşama sevincini her geçen gün törpülüyor. İktidar ve ortakları kendi çevrelerinin “nimetlerini” büyütürken; halkımız geçinebilmek için porsiyonları küçültüyor, daha da üzücü olanı artık öğün atlıyor.

“Enflasyonun böylesine hızlı arttığına şahit olmadık”

Orta Vadeli Program’daki dolar kuru ve enflasyon hedefini 6 ayda sollayıp; hedefi tutturamayan iktidar, şimdi 2023 sonrasında Türkiye’yi bu krizden çıkarabileceğini söylüyor. Hiçbir hedefini tutturamayan iktidar, bize her gün yeni bir tarih veriyor.

Sadece bizde değil, tüm ülkelerde enflasyon var diyorlar ancak dünyanın hiçbir ülkesinde, sadece bir senede enflasyonun böylesine hızlı arttığına şahit olmadık.

Bal gibi biliyorlar ki Türkiye, OECD ülkeleri arasında enflasyon şampiyonu. Dünyanın hiçbir yerinde sizin gibi gerçeklerle, matematikle, ekonomiyle bile isteye kavga edip ülkesini hiperenflasyona sürükleyen bir iktidar yok.

Dünyanın hiçbir yerinde 20 yıl boyunca iktidarda kalıp, krizin sorumlusu başkalarıymış gibi suçu başkasına atan ve daha yeni başlıyoruz, bu işi çözeceğiz diyen pişkin bir iktidar yok. İktidarın anlattığı masallar ve hayaller ile gerçekte yaşattığı hayatlar arasında büyük bir uçurum var.

Enflasyon 20 yılın zirvesinde! Zamlar 20 yıl zirvesinde! Cari açık 20 yılın zirvesinde! Dış borçlar ve faiz ödemeleri; iktidarın sayesinde 20 yılın zirvesinde! Gelin, bu işi zirvede bırakın,daha fazla zorlamayın. Çünkü bu zirvenin sonu uçurumdur, felakettir.

Bizim adayımız kucaklayıcı, birleştirici, hakkı ve adaleti üstün tutacak, hizmeti esas alacak, kapısını herkese açık tutacak, kesinlikle partizanlık yapmayacak, istişareye her daim önem verecek ve emanete ihanet etmeyecek bir aday olacaktır.

“Biz kişilerin değil, sistemin alternatifiyiz”

Bizim adayımız devlet malına yetim malına sahip çıkar gibi sahip çıkacak, ihalelerde şeffaf, denetlemede titiz olacak, farklı fikir ve düşüncelere itibar edecek, çevrenin, tarihin, yeşilin talan edilmesine asla müsaade etmeyecek bir aday olacaktır.

Biz şahısların değil, her zaman ilkelerin mücadelesini vermeyi tercih ettik. Bizim derdimiz şahısları değiştirmek değil, bozulan düzeni değiştirmektir. Biz kişilerin değil, sistemin alternatifiyiz.

Pakistan’da parlamentoda yapılan güvensizlik oylamasıyla Başbakan İmran Han ve hükümeti düştü, yerine Şahbaz Şerif seçildi.Bunun Pakistan için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bizim için önemli olan dost ve kardeş Pakistan’ın barış, huzur ve istikrarıdır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Harami Düzen Sürdürülemez

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığı sırasında söylediği “İşte bütün servetim bu yüzük. İstanbul’a hizmete hazırım” sözlerini hatırlattı.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Parmağındaki bu yüzüğün sahibi ne halde duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi nerede nasıl yaşıyor duyuyor musunuz sizin çocuklarınıza dünyayı gezin diyor duyuyor musunuz 20 lirası olmayan çocuklarınıza ‘dünyayı gezin’ diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi cebinde 10 lirası olmayan gençlere aromalı kahve için diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi sofrasında smooty içiyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi yerde fakir fukarayı tekmeleyen danışmanlara ne kadar maaş veriyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi 24 milyar lirayı sizlerin cebinden alıp, büyük Türk milleti dostu arkadaşı Hariri’nin cebine koyuyor biliyor musunuz? Bu harami düzen sürdürülemez.” dedi.

Emeklilere verilen bayram ikramiyesine de değinen Akşener, “Bayram ikramiyesinin ilk verildiği yılın TÜFE gıda harcamaları cinsinden güncellenmesini yaptık. 2018 yılı mart ayında TÜFE gıda endeksi 385.4 idi. 2022 yılı aynı ayında 1101 olmuş. Artış oranı yüzde 186. Yani TÜFE’ye göre bakarsak böyle güncellendiğinde emeklilerimize 2860 lira emekli ikramiyesi verilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kira artışlarına dikkat çeken İYİ Parti Lideri Akşener, “Yabancılar geçen sene 59 bin konut satın aldı. Kiraları da astronomik seviyelere çıkardı. Bu ihanetin sonucunda bugün en güzel semtlerde en güzel evlerde Türk vatandaşları oturamıyor. Sahillerde tatil yapamıyor. Gençlerimiz kendi ülkelerinde gezemiyor” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Ben bunların sıkıştıkça tarih vermelerine bayılıyorum. Ta geçen yılın ağustos ayında enflasyonda en yükseği görecektik, sonra düşmeye başlayacaktı. Hiçbir tarihin tutmadığı gibi bu da tutmadı. Enflasyon loto furyasına Nebati Bakan da katıldı. Şubatta inişe geçecekti geçmedi. Sonra yaz aylarından itibaren düşecek dedi. Vade kısa olduğu için yalanın ortaya çıkacağını anlayınca vadeyi uzatmaya başladılar. Affını isteyeceği gün gittikçe yaklaşan Nebati Bakan ‘Enflasyon aralıkta düşecek’ dedi. O zamana kadar paket olacağı için topu yeni bakana atmış oldu.

Bu arkadaşlar vatandaşa tavsiye vermeyi alışkanlık haline getirdi. Nebati Bakan ‘Sabredin’ dedi. İbretlik. Nebati Bakan diyor ki, derin bir yoksullukla mı mücadele ediyorsun, sabredeceksin. Artan gıda fiyatları karşısında eziliyor musun sabredeceksin. 2500 lira ile geçinemiyor musun sabredeceksin.

“Türkiye böyle daha fazla yönetilemez”

Sabır taşı artık çatlamış milletimize sabretmeyi tavsiye eden bu üstün zekalılar, mesele saray olunca farklı davranıyor. Müteahhitte gelince bir ihale daha diyor, AK Partili dayısı olan pudra sevdalısı gence ATM’den maaş kartı diyor. Bu bile bay krizin ucube modelinin iflasının kanıtıdır. Türkiye böyle daha fazla yönetilemez.

Seçim artık mecburiyettir. Onlar seçimi 2023’e bırakmak için ellerinden geleni yapacak. Bizleri oyalamaya çalışacak. Kendilerine göre yasa değiştirip, kaçınılmazdan kaçmaya çalışacaklar. Az kaldı, o sandık gelecek. Milletimiz İYİ Parti diyecek. İYİ Parti iktidarında kimse sabretmek zorunda kalmayacak. Biz geleceğiz ve enflasyon canavarını da faiz belasını da çözeceğiz.

Kira artışları

Bay kriz ve iktidarının etkilerini kiralarda da görüyoruz. Büyükşehirlerde fiyatlar uçtu gitti. Mahkemeler kiracı ve mal sahibi davalarından geçilmiyor. Bayram geliyor ve iktidar yorulmasın diye arkadaşlarımız emekli ikramiyeleri için çalıştı. Şimdi dolara göre 3700 lira, TÜFE’ye göre 2860 lira bayram ikramiyesinin verilmesi gerekiyor.

Kiraların artışı, ev sahiplerini kiracılarını çıkarmaya itiyor. İnsanlarımız barınma sorunlarını çözmeye çalışıyor. Konut satışı devam ediyor ama vatandaşlık garantili konut satışlarıyla devam ediyor. Bugün ciddi bir konut problemi yaşanıyor. Büyük bir mutlulukla ‘Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim’ diyen Sayın Erdoğan milletimizi yoksullaştırarak, işçimizi köleleştirerek, toprağımızı kirleterek, milletimizin varlıklarını satarak sömürge valisi olmayı seçti.

Yabancılar geçen sene 59 bin konut satın aldı. Kiraları da astronomik seviyelere çıkardı. Bu ihanetin sonucunda bugün en güzel semtlerde en güzel evlerde Türk vatandaşları oturamıyor. Sahillerde tatil yapamıyor. Gençlerimiz kendi ülkelerinde gezemiyor.

“Yaz gelince fiyatlar düşecekmiş. Böyle bir mantık olabilir mi?”

AK Parti iktidarının berbat tarım politikaları çiftçilerimize çile çektirmeye devam ediyor. Çiftçiye düşman bakan gitti zulmü sürüyor. Bay kriz ithalatı çare olarak sunuyor. ‘İthalatla gıda enflasyonunu düşüremezsiniz’ dedik. Bu sarmaldan tek çıkış yolu, ‘çiftçilerimizi teşvik ederek, destekleyerek üretimi artırmaktır’ dedik. Yaz gelince fiyatlar düşecekmiş. Böyle bir mantık olabilir mi?

Elektrik zamlarını geri alın. Sıcaklar artmaya başladı, tarım ürünleri bu ay sulanmaya başlanacak. Çiftçilerimiz elektrik zamlarıyla yüzleşecekler. Tarımsal sulamada kullanıla elektriğe yüzde 100’ün üzerinde zam geldi.

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. Asgari ücretleri gelen zamlara göre, yeniden güncelleyin. 2500 liraya çıkardığınız en düşük emekli maaşını da asgari ücret oranına çıkarın. Kimse ayın sonunu getiremiyor. Vatandaşlarımız bu ağır koşulların altında ezilirken, devletimiz ise bay kriz ve yandaşlarının elinde aciz bırakılmış durumda.

“İYİ Parti olarak bu ucube sistemi değiştirmeye geliyoruz”

Kamu hizmetlerinin eşit yerine getirilmediği, hataların millete fatura edildiği bir ucube sistemle yönetiliyoruz. Biz İYİ Parti iktidarında kamu hizmetinde temel amacı kar etmek isteyen şirketlerle sizi muhatap etmeyeceğiz. Devlet ile vatandaş arasına kimseyi sokmayacağız. İYİ Parti iktidarında sözleşmelerdeki yatırımlar yapıldı mı yapılmadı mı tek tek bakacağız. TEDAŞ görevini yerine getirdi mi getirmedi mi araştıracağız. EPDK yaptırım uyguladı mı uygulamadı mı denetleyeceğiz. İYİ Parti olarak bu ucube sistemi değiştirmeye geliyoruz.

Çiftçimizin tek derdi elektrik değil. Birçok yerdeki tarlalarda iklim krizi var. Kış aylarının sonunda tam bahar geldiğinde yaşanan don ekinlerde hasara yol açtı. Bazı yerlerde yılların emeği ağaçlar sökülecek. Ağaç zararı TARSİM kapsamına girmiyor. O yüzde çiftçimiz hava şartlarından dolayı ayrıca risk altında. İktidarı hızlı adımlar atmaya çağırıyorum. Kredi ödemeleri ertelensin, çiftçilerimize finansman desteği sağlansın.

Geçen hafta İzmir’deydik. Menderes’te bir fırıncı, ‘Yaptığımız işin kıymeti kalmadı. Bu işi sürdüremeyiz’ diyor. Bir kasap kardeşim ‘Kiloyla et alan kalmadı. 20-30 liralık et alıyorlar. Haftada bir gelenler ayda bir geliyor’ diyor. Bir kadın, ‘Evimde bayat ekmek dahi yok’. Oruçlu bir kadın.

Artık bu duyduklarımı yüreğim kaldırmıyor. İktidardakiler nasıl huzurlu uyuyor benim aklım almıyor. İşe yüzükle başlayanlar. Kocasının kendisine taktığı bileziği dava adı altında buraya verenler. Çocuğunun rızkından keserek din adına, İslam adına, dava adına buralara olmayan varından yardım edenler… Bu yüzüğün sahibi nerede duyuyor musunuz? Sizin çocuklarınıza, 20 lirası olmayan çocuklarınıza dünyayı gezin diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi sofrasında smooty içiyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi 24 milyar lirayı sizlerin cebinden alıp, ailevi dostu Hariri’nin cebine koyuyor biliyor musunuz?

Bu harami düzen sürdürülemez. Senin çocuğun gündüz uyuyup para istemekten utandığından, iş bulamadığı için, mülakatta elenmiş kızın oğlun, bu yüzüğün sahibinin yandaşının çocuğu atanmışsa bu harami düzen sürdürülemez. Bu kul hakkının dibine varılmış düzeni sandıkta değiştirmek, sandıkta bunları emekliye sevk etmek büyük Türk milletinin görevi olacak.

Kemalpaşa’da bir markette 18 yaşındaki bir evladımız, ‘Hak ettiğimiz yeri bulacak mıyız’ diyor. Gelecekle endişesi olmaması gereken bir oğlumuz söylüyor. Çocukları bu hale getirenler utansın. Bugün gençlerin aklında bu soru var. Geleceğe dair derin kaygılarla yaşayan gençlikle karşı karşıyayız. Umursanmadığını, unutulduğunu, yok sayıldığını düşünen bir gençlikle karşı karşıyayız.”

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: Bir Bakan Daha Affını İsteyebilir

Korkusuz gazetesi yazarı Ahmet Takan, “Viktor Orban’ın ekonomik modeli saraya seçim kazandırır mı?..” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabinede yeni değişiklikler yapacağını öne sürdü.

Takan, yazısında, “Siyasi kulislerde iddialar birbirini kovalıyor ama hiç değişmeyen ve gündemin birinci sırasından asla inmeyen bir madde var; Hayat pahalılığı ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati…” ifadelerini kullandı.

Ahmet Takan, yazısının devamında, yaşanan hayat pahalılığı nedeniyle Nureddin Nebati’nin her an görevden alınabileceğini ifade ederek, ” Bakan Nebati, enflasyonun düşeceği tarihi sürekli ileriye atıyor.  Nureddin Nebati, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) Geleneksel İftar Programı’nda enflasyonun yavaş yavaş yoluna girdiğini öne sürerken,  “Aralık ayından itibaren nasıl düştüğünü hep beraber göreceğiz ve yürüyeceğiz” dedi.

Bence, Bakan Nebati, saraydan kulağına “görevden alınman an meselesi” fısıltıları üflendikçe hop oturup hop kalkıyor. Bu yüzden, koltuğunu seçime kadar garantiye alabilmek adına sürekli enflasyonun düşeceği tarihi öteliyor!.. Sarayın, “ha bu adam tarih verdi. O zamana kadar bu işi yapacak herhalde. Dokunmayalım da bakalım” diye düşüneceğini zannediyor!..” ifadelerine yer verdi.

Öte yandan Nureddin Nebati sonrası yeni ekonomi modeline geçilebileceği iddialarına yazısında yer veren Ahmet Takan şunları yazdı:

“Saray iktidarı ve yakın çevrelerinde, hayat pahalılığının önüne geçmek için her kafadan bir ses çıkarken, CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak çok önemli bir iddiayı gündeme getirdi. Toprak, “Enflasyon karşısında çaresizlik içindeki iktidar, bazı temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını ‘MADURO-ORBAN MODELİ’ ile yıl sonuna kadar sabitlemeyi planlıyor” diyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Seçim Kaderini HDP Seçmeni Belirleyecek

Asal Araştırma’nın 8-10 Nisan tarihleri arasında 26 ilde yaptığı son anketine göre, Cumhur İttifakı yüzde 46, Millet İttifakı yüzde 36.9’da. Cumhurbaşkanlığı seçimi için yüzde 10.5’te seviyesindeki HDP’nin oyu belirleyici görünüyor.

Asal Araştırma Şirketi, 8-10 Nisan tarihleri arasında 26 ilde yaptığı anket çalışmasında katılımcılara, “Bu pazar genel seçim olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusunu yöneltti.

Ankete göre, Cumhur İttifakı’nın ortağı AK Parti yüzde 35.9 oy toplarken ittifakın diğer üyesi MHP ise yüzde 9.1 oy aldı.

Böylece Cumhur İttifakı’nın toplam oy oranı yüzde 46 oldu. Aynı şirketin mart ayı anketinde Cumhur İttifakı’nın oyu yüzde 43.1 olarak ölçülmüştü.

Millet İttifakı’nın ortağı CHP yüzde 25.1 oy alırken ittifakın diğer ortağı İYİ Parti ise yüzde 11.8 oy topladı. Böylece ittifakın toplam oy oranı yüzde 36.9 oranında kaldı.

Aynı şirketin Mart ayı anketinde Millet İttifakı’nın oyu yüzde 38.4 olarak ölçülmüştü.

Ankette, HDP yüzde 10.5 oyla yüzde 7’lik seçim barajını aşarken Ali Babacan’ın genel başkanı olduğu DEVA Partisi yüzde 1.9 ve Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanı olduğu Gelecek Partisi ise yüzde 1.0 oy aldı.

Mart ayı anketinde DEVA Partisi’nin oyu yüzde 2.0, Gelecek Partisi ise yüzde 1.3 oy olarak ölçülmüştü.

Ankette, Milli Görüş’ün kurucusu Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın genel başkanı olduğu Yeniden Refah Partisi yüzde 1.4 oy alırken, Saadet Partisi yüzde 1.3 ve diğer partilerin ise yüzde 2.0 oy aldığı belirtildi.

2023 seçimleri öncesi en kilit parti hiç kuşkusuz ki HDP… Hangi ittifak içerisinde yer alacağı henüz netleşmeyen HDP’nin anketteki oy oranı ise 10.5 olarak belirlendi.

Paylaşın

Millet İttifakı Adayını Açıklamak İçin Neden Seçim Kararını Bekleniyor?

Altı muhalefet partisinin oluşturduğu Millet İttifakı içinde cumhurbaşkanı adayının “seçim kararı alındıktan sonra açıklanması” konusunda görüş birliği var. Buna neden olarak da, muhalefetin sadece aday değil, yönetim kadrosunu, anlayışını da ilan ederek, seçime gidilecek olması gösteriliyor.

Yeni seçim yasasına karşın, muhalefetin parlamento seçimini kazanmasında bir sorun olmadığı ancak cumhurbaşkanlığı için çok ince bir strateji yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor: Sadece aday ismiyle yola çıkılması doğru olmaz. Yönetim tarzı, mekanizması ve cumhurbaşkanının birlikte çalışacağı takım arkadaşları da açıklanmalı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın, CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı olması yönündeki açıklaması, muhalefetin adayının kim olacağı tartışmasını bir kez daha gündemin ön sıralarına taşıdı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; İktidar kanadından gelen “Adayını açıkla” baskılarına karşın muhalefet, adayını seçim kararı alınana kadar açıklamamakta kararlı. Ancak ortak adayın CHP’den bir isim olacağı neredeyse kesin.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “en güçlü aday” olarak görülse de; adaylık konusunun gündemlerinde olmadığı açıklamalarına karşın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık denkleminden çıkmış değil.

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayına ilişkin tartışmalar sürerken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda, muhalefete “Bizim adayımız bellidir. Sizin çürük adayınız ne zaman ortaya çıkacaktır? İlan edin adayınızı da boyunuzun ölçüsünü görelim” çıkışı yaptı.

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı konusunda birden fazla isim konuşulurken, son olarak gazeteci Nihat Genç, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın muhalefetin ortak adayı olacağını iddia etti.

Muhalefet kulislerinde aday tartışmaları ve aday belirme sürecinde izlenecek stratejiye ilişkin şu değerlendirmeler yapılıyor:

‘Haşim Kılıç aklımızın ucundan geçmez, aday CHP’li olmalı’

CHP ve İYİ Parti kaynakları, Haşim Kılıç’ın adaylığı iddialarına “Zerre gündemimizde değil, aklımızın ucundan geçmez” sözleriyle tepki gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde, “dışarıdan” bir adayın başarı şansının zaten mümkün olmayacağı belirtilirken, CHP’li bir parti yöneticisi, adaylık kriterlerini şöyle açıklıyor:

“Aday CHP’li olmalı. İkincisi siyasetçi olmalı. Elbette belediye başkanları da siyasetçi kriteri içindedir. Ama bize göre kuvvetle muhtemel, genel başkan aday olacaktır. Dışarıdan bir adayla seçimi kazanmaya sistem müsait değil. Kaldı ki kazansak bile, ülkeyi yönetemeyiz. Çünkü 6’lı masayla bu seçime gidiyoruz. Bu seçimden çıkacak kişi sadece ittifakları değil, iktidarı ülkeyi yönetecek birisi olmalı.”

Seçim sürecinin bir anlamda, gerek iktidar kanadı, gerekse muhalefet açısından “sinir harbi” niteliğine dönüşebileceği savunularak, “Muhalefetin adayına yönelik kıştırtıcılık yapılacak, sinir uçlarına dokunulacak. Bu süreçte dayanıklılık testini kim geçerse, süreci kim iyi yönetirse o kazanacak. O nedenle bizim adayımız, seçim takvimi ile birlikte açıklanır” yorumu yapılıyor.

İYİ Parti kurmayları da “Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nin yürürlükte olduğuna ve adayın da partili olacağına işaret ediyor.

Adaylık için Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş isimlerinin konuşulduğuna dikkat çeken İYİ Parti kaynakları, “Evet, hiç tanınmayan bir isim olursa adayı açıklamakta gecikmiş olunur. Ama konuşulan isimler aday olursa geç kalınmış olmaz, zaten kamuoyu bu isimler üzerinden aday tartışıyor. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde de zaten partisiz aday olmaz” görüşünü dile getiriyor.

Yavaş ve İmamoğlu, adaylık denkleminden çıktı mı?

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın, adaylık için “göreve çağırdığı” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, “Ben kamu görevlisiyim ve kendimi siyasetin içinde görmüyorum” açıklaması, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da “Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu” şeklindeki sözleri CHP’de memnuniyet yarattı.

Ancak gerek CHP, gerekse İYİ Parti’de bu açıklamalara karşın, iki büyükşehir belediye başkanı, adaylık denklemi dışına çıkmış değil.

Adaylık konusunda en güçlü isim olarak görülen Kılıçdaroğlu’nun ise hesabını “seçimi farklı kazanma” üzerine yaptığı, “kazanamayacağını görmemesi halinde aday olmayacağı”, iki belediye başkanının adaylığının gündeme gelebileceği ifade ediliyor.

Muhalefetin, birden çok aday seçeneği olması ise “handikap değil, zenginlik” olarak görülüyor.

‘Kriz yok, ilgi var’

CHP kulislerinde, muhalefetin adayının kim olacağının bu kadar tartışılmasının nedenleri olarak şunlar dile getiriliyor: “Bu seçim, Millet İttifakı’nın seçimi olacak. İktidar kanadı, bunu görüyor ve ittifakı bölmeye dönük arayış içinde. Bunu da en rahat yapabileceği zemin olarak aday tartışması görülüyor.

İkinci bir neden aday tartışmasının alıcısı, izleyicisi çok. Kaldı ki adayı erken açıklasak da bu tartışma bitmeyecek, ‘Şu neden olmadı, daha çok oy alabilirdi’ denilecek. Elbette belediye başkanlarımız da aday olmak isteyebilir. Ama bu tartışmanın tarafı değiller. Toplumsal karşılıkları olması bizim avantajımız.

Oysa Cumhur İttifakı’nın Erdoğan dışında bir alternatifi yok. Sürece yönetme konusunda bizim açımızdan bir risk yok. O nedenle Millet İttifakı’nda da bir adaylık krizi yok, ilgi var.”

Aday açıklamak için neden seçim takvimi bekleniyor?

Muhalefet partileri içinde cumhurbaşkanı adayının “seçim kararı alındıktan sonra açıklanması” konusunda görüş birliği var. Buna neden olarak da, muhalefetin sadece aday değil, yönetim kadrosunu, anlayışını da ilan ederek, seçime gidilecek olması gösteriliyor.

Yeni seçim yasasına karşın, muhalefetin parlamento seçimimini kazanmasında bir sorun olmadığı ancak cumhurbaşkanlığı için çok ince bir strateji yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor: Sadece aday ismiyle yola çıkılması doğru olmaz. Yönetim tarzı, mekanizması ve cumhurbaşkanının birlikte çalışacağı takım arkadaşları da açıklanmalı.

‘Akşener, yükü üstleneceğini gösterdi’

Yeni seçim yasası değişikliğine göre ittifakta yer alacak siyasi partilerin milletvekili sayısı, seçim çevrelerinden aldıkları oy oranına göre hesaplanacak. Bu durum, küçük partilerin milletvekili çıkarma olasılığını zayıflattığı için muhalefet partileri, parlamento seçimlerinde en fazla milletvekili çıkarmaya dönük simülasyonlar üzerinde çalışıyor.

Seçeneklerden birisi de barajı aşamayacak partilerin CHP ve İYİ Parti listelerinden seçime girmesi. Bu durumda, her iki parti içinde de “liste krizi” yaşanması olası.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Başkanlık Divanı’nda yaptığı değişiklik, kısa süre önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bülent Tezcan’ı Merkez Yönetim Kurulu’na (MYK) alarak parti yönetimini güçlendirmesi, olası krizlere yönelik bir önlem ve “yükü paylaşma” olarak görülüyor.

CHP kulislerinde, İYİ Parti’de yapılan değişiklik, Akşener’in önümüzdeki süreçle ilgili “yükü üstlenmeye hazır olduğu” mesajı olarak yorumlanıyor.

Kılıçdaroğlu’nun da seçime giderken, parti yönetiminde dar kapsamlı değişikliğe gidebileceği, bu kapsamda bir veya yeni iki ismi MYK’ya taşıyabileceği konuşuluyor. MYK’ya yeni girecek isimler arasında Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un adı geçiyor.

HDP, muhalefet masasında nasıl yer alacak?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 6’lı masada yer almayan HDP’nin tutumu da belirleyici olacak. İYİ Parti’nin mesafeli tutumu nedeniyle, HDP’nin parlamenter sistem masasında yer alması beklenmiyor. Ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde, HDP’nin desteğinin alınabileceği düşünülüyor.

CHP kulislerinde, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hem İYİ Parti, hem de HDP’yi rahatlatır. Genel Başkan, bir araya gelemeyenlerin ortak destekleyeceği bir isim olur. HDP bu süreçle ilgili sorunlu değil, sorumlu bir siyaset yürütüyor” yorumu yapılıyor.

Paylaşın

“Bu Yağma Düzeni Sorgulanmadan Yoksulluk Sorunu Çözülemez!”

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren TİP Genel Başkanı Erkan Baş, ekonomik kriz üzerinden iktidarı eleştirerek, “Bi tarafta devleti ele geçirip kendilerini ve yandaşlarını bir eli yağda bir eli balda bir hayat yaşayanlar, diğer yanda yoksullaşan milyonlarca insan. Bu soygun düzeni, bu yağma düzeni sorgulanmadan yoksulluk sorunu çözülemez!” dedi.

Basın toplantısında Türkiye’deki yoksullaşmaya değinen ve ülkedeki zenginliğin saray ve etrafındaki “azgın azınlık” tarafından kullanıldığını belirten Erken Baş, “Türkiye’nin bu hale gelmesinin suçlusu kimse, hesabı da o ödeyecek” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, “Memleket AKP iktidarından kurtulamadığı sürece her hafta ülke ekonomisi, insanların hayatı kötüye gidecek” dedi. “Milyonlarca insanı çaresizliğe mahkûm eden bir iktidar tarafından yönetilmekten utanıyoruz!” diyen Baş, “Fakat şu bilinsin, öfkemiz üzüntümüzden daha büyük. Öfkemizin bir nedeni var” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle;

“Geçen hafta besleyemeyen çocuklardan, yurttaşların taneyle sebze meyve almasından, asgari ücretin birkaç ayda tuzla buz olmasından bahsettik… Bu hafta bu tablo değişti mi? Tabii ki değişmedi. Memleket AKP iktidarından kurtulamadığı sürece her hafta ülke ekonomisi, insanların hayatı kötüye gidecek.

Buna dur dememin zamanı geldi de geçiyor. Peki nasıl dur denilir? Bu hafta yurttaşlarımızla bunu konuşmak, dertleşmek istiyoruz. Biz artık yoksullukla ilgili sorunları, verileri bu kürsüden anlatmaktan bıktık! Sadece sokaklarda yürürken bile, tek bir yurttaş ile konuşmaya dahi gerek duymadan, haber izlemeden, sosyal medya takip etmeden memleketin yoksulluğun nasıl derinleştiğini görüyoruz.

“Öfkemizin bir nedeni var!”

Bunları tekrar tekrar anlatmaktan, ülkemizin bu hale getirilmesinden, milyonlarca insanı çaresizliğe mahkûm eden bir iktidar tarafından yönetilmekten utanıyoruz! Fakat şu bilinsin, öfkemiz üzüntümüzden daha büyük. Öfkemizin bir nedeni var! Bu yaşadıklarımızın kader olduğunu anlatan, dünyanın her yeri böyle ne yapalım diyen bir iktidar ve yandaşları var. İktidar “Nasıl olsa istediğim gibi yönetirim”, “Halk bu rezilliğe de alışacak”, “Alıştıracağız” diye düşünüyor. Alışmayacağız! Halkın aldatılmasına, alıştırılmasına da izin vermeyeceğiz.

Buradan tüm yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum. Bu yoksulluğun, her gün artan yoksulluğun temel bir nedeni var. Yoksulluk, yoksulluk denilince… Bu sorun çözülmüyor, çare yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldırmaktır. Türkiye zengin bir ülkedir, Türkiye kaynakları bol bir ülke. Türkiye halkı çalışkan bir halktır. Bütün bunlara rağmen halkımızın yoksullaşmasının ise bir temel nedeni var! Saray ve Saray’ın etrafına bakınca tüm Türkiye’nin niye yoksullaştığını anlıyoruz. Evet Türkiye’de yoksulluk artıyor, çünkü ülkenin kaynakları, zenginliklerimiz Saray ve etrafından kümelenmiş bir avuç azgın azınlığa aktarılıyor. Milyonlarca insan yoksullaşıyor, çünkü milyonerler daha zengin oluyor. Esas konuşulması gereken yoksulluk değil, yoksulluğun nedenidir. Esas konuşulması gereken haksız servetlerine, servet katan Saray’dakilerdir. Onlar zenginleştiği için biz yoksullaşıyoruz!

Bakın, çok ilginç bir şeye dikkat çekmek istiyorum. AKP iktidarı iyi yaptığını düşündüğü her şeyde alkışları kendisine bekliyor ama ne zaman ülkede bir şeylerin kötü gittiğini söyleseniz bu defa suçu başkasına atıyor. Ekonomiyi iyi yönettiklerini düşündükleri zamanlarda bu AKP’nin başarısıydı, ama bugünkü duruma geldiğimizde topu enflasyona, stokçulara, dış mihraklara atıyorlar. Bütün sevaplar kendilerine, günahlar hep başkasına.

Gerçekten de öyle mi? Sormak lazım. Ülkenin gencecik evlatlarının bu ülkede yaşama, öğrenim görme, gelecek kurma hayallerini batırdı, bu gençleri sınav stresiyle, geçim derdiyle dolu bir yaşama kim mahkum etti? Bugün evlerde tencere kaynamıyorsa, insanlar parası bitmesin diye bazı öğünleri atlayarak besleniyorsa bunun suçlusu kim? Kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi konumundayken bugün her şeyi dışarıdan ithal etmek zorunda kalıyorsak bunun suçlusu kim? İnsanlar dışarıda bir pazar kahvaltısı yapamaz, arkadaşlarıyla çay kahve içip sinemaya gidemez hale geldiyse, büyük müjdelerle açıkladıkları asgari ücret bugün açlık sınırının bile altında kalıyorsa bunun suçlusu kim?  İşçisi yoksul, işsizi yoksul, emeklisi yoksul, genci yoksul, kadını yoksul… Soruyoruz, suçlusu kim?

“Man adalarında, ayakkabı kutularında, spor arabalarda, gemiciklerde sakladığınız milyon dolarları çok iyi biliyoruz”

Hatırlatmak gerekiyor bu ülkeyi peşkeş çektikleri yakın dostları, Fethullah Gülen’in darbe girişiminden sonra? “Kandırıldık, Allah affetsin, milletimiz affetsin” diyorlardı. Şimdi de aynısını bu halka yalan söyleyerek, halkı kandırmaya çalışarak yapıyorlar. Biz bunca paranın, pulun, varlığın, birikimin kimlere akıtıldığını, halk fakirleşirken kimlerin zenginleştiğini gayet iyi biliyoruz! Man adalarında, ayakkabı kutularında, spor arabalarda, gemiciklerde sakladığınız milyon dolarları çok iyi biliyoruz. Sattığınız kamu kurumlarından elde ettiğiniz gelirlerle, kamu kaynaklarını peşkeş çekerek bir avuç çeteyi nasıl ülkenin başına bela ettiğinizi biliyoruz.

Ama siz de şunu bilmelisiniz ey Saray ve Saray soytarıları. Türkiye’nin bu hale gelmesinin suçlusu kimse, hesabı da o ödeyecek. Bu ülkenin insanlarına yaşattıklarınızın , yoksulluğun, geçim derdinin, sıkıntıların hesabını mutlaka vereceksiniz. Yok öyle Saray ile helalleşmek, geçmişe bir sünger çekip istediğiniz gibi bir hayat sürmek. Eğer bu ülkenin insanları bir gün eşitlik, özgürlük, refah içinde yaşayacaksa bunun yolu birikimlerimizi çalanlarla, gözünü kırpmadan halka yalan söyleyenlerle hesaplaşmaktan geçiyor. İşte biz bunu yapmak için buradayız. Dünyada da ahirette de yakanızdayız haberiniz olsun.

” Asıl siz kudurmuşsunuz!”

Yeri gelmişken söyleyeyim… Halk yiyecek ekmek bulamazken halkın parasıyla “vur patlasın, çal oynasın” iftar yemeği düzenleyenler var ya, işte bizim meselemiz tam da budur! Utanmadan çıkıp cevap veriyorlar, kendilerini eleştirenlere “Kudursunlar” diyorlar. Asıl siz kudurmuşsunuz! Asıl siz kudurmuşsunuz! Halkın sesini duymuyorsunuz. Milyonlarca insan hep birlikte ne dedi duymak istiyorlarsa ben halk adına buradan söylüyorum. “Allah belanızı versin” diyor insanlar. “Haram zıkkım olsun” diyor. “Boğazınızda kalsın” diyor!

Değerli yurttaşlar işte memleketin hali budur, bi tarafta devleti ele geçirip kendilerini ve yandaşlarını bir eli yağda bir eli balda bir hayat yaşayanlar, diğer yanda yoksullaşan milyonlarca insan. Bu soygun düzeni, bu yağma düzeni sorgulanmadan yoksulluk sorunu çözülemez!

Türkiye’de herkes yoksulluktan söz ediyor, biz artık bunu anlatmayacağız. Türkiye İşçi Partisi olarak tüm yurttaşlarımıza bir çağrı yapıyoruz, neden yoksullaşıyoruz sorusunu sorun! AKP, azgın bir azınlık serpilsin büyüsün diye tüm olanaklarını bunlara sağlıyor, tercihlerini bundan yana yapıyor. Günün sonunda, bu azgın azınlık cebini hayli hayli dolduruyor. AKP de bundan nemalanıyor. Dolayısıyla her hafta dehşet verici yoksulluk haberleriyle verileriyle karşı karşıya kalıyoruz.

Bu tabloyu biraz daha somutlaştıralım. Cengiz ve Kolin’in de aralarında bulunduğu enerji şirketleri kar üzerine kar ederken, geçtiğimiz yıl devletten 3,6 milyar dolarlık genel aydınlatma ödemesi alırken, 2021’de toplam 4 milyon 542 bin 925 insanın elektriği, doğal gazı kesildi. Her ay 378 bin yurttaşın faturalarını ödeyemiyor diye elektriklerini kestiler, doğal gazlarını kestiler. Devlet bir “genel” ödeme yapacaksa fahiş fatura zamlarının altında kalan yurttaşlara ödeyecek bunu.

“Yardıma muhtaçlar da tabii 2 katına fırlamış”

İktidar bunu müjde diye pazarlar; milyonerlerin sayısı 2021 Kasım’da bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 181 bin 141 kişilik artışla 461 bin 917 kişiye fırlamış. Yardıma muhtaçlar da tabii 2 katına fırlamış. Cumhurbaşkanlığı’nın kamuoyuna açıkladığı 2022 yıllık programına göre 2019 ve 2020 yılları arasında ülke genelinde devlet yardımlarına muhtaç hale gelen aile sayısı ikiye katlanarak 3,3 milyondan 6,6 milyona çıktı.

Dün yayımlanan bir araştırmada katılımcıların yüzde 50’si geçinebilmek için öğün atladığını belirtiyor. İnsanlar temel gıdalardan, etten, sütten, sebzeden mahrum hale geldi. Toplumun tüm kaynaklarının üzerine çökmüş AKP iktidarı ve bir avuç aşırı zengin servetini artırmaya devam ediyor.  Nerede bir sosyal adaletsizlik, derin yoksulluk varsa; orada AKP iktidarının ekonomik tercihlerini, beslediği zenginleri, azgın bir azınlığı Cengiz Holding’i, Limak’ı beşli çeteyi görüyoruz.

Biz bunları temelden değiştireceğiz. Altını çizerek söylüyorum, biz zenginliğe karşı değiliz bir avuç Saray şebeği zenginleşirken milyonlarca insanın yoksullaştırılmasına karşıyız! TİP olarak biz sosyal adaletin, ekonomik eşitliğin, tüm toplumunun refahının tarafıyız. TİP, insanların nefes alabildiği bir Türkiye için mücadele ediyor. Sosyal adaletin ve ekonomik eşitliğin sağlanması için kısa, orta, uzun vadede kalıcı adımlar atmalıyız; bunların her birini gerçek kılmak için de çalışıyoruz. Bu bencil, açgözlü azınlığın toplumun mutluluğu pahasına ‘cukkaladığı’ servetten vergilerle, kamulaştırmalarla toplum hakkını almalı; alacak da! TİP olarak, biz bu derin sosyal adaletsizlik ve yoksulluk döngüsü ortadan kaldıracağız. Biz sosyal adaleti eğitimle, sağlıkla, gençlikle ve her sabah yatağından kalkıp işine gidip geçinmeye çalışan yurttaşlarımızla buluşturacağız.

Bu kapsamda çok boyutlu çalışmalarımız devam edecek. Bir tanesi; en önemli problemlerden bir tanesi olduğu için bu hafta Meclis’e suacağımız bir kanun teklifi. Onu, sizlerin aracılığıyla paylaşmak istiyorum. Klişe bir söz var, “Türkiye’de işçiler örgütlenmiyor, haklarını aramıyor” Hayır arkadaşlar; işçiler örgütleniyorlar, yıllarca süren mücadeleler veriyorlar ama Türkiye’deki sendikacılık kanununun engellemelerine takılıyorlar.

TİP’in kanun teklifi

O yüzden bir Türkiye İşçi Partisi olarak işçilerin örgütlenme özgürlüğünü kullanmasındaki tüm engellerin kaldırılması için bir kanun teklifi hazırladık. 12 Eylül rejiminin ülkeye armağanı olan bu mevcut kanunun en büyük amacı işçilerin örgütlenmesini, haklarını aramasını engellemektir.

Teklifimiz, yetki başvurusu sürecinde gelişen keyfi ve yasayı suistimale yönelik işveren itirazlarının, işkolu değiştirme uygulamalarının, uzayan yetki davalarının, bu sırada gelişen baskıların ve büyük çabalarla yaratılan örgütlülükleri dağıtan, binlerce işçinin Anayasal bir hak olan TİS hakkını kullanmasının fiilen imkânsız hale getiren uygulamaların önüne geçecek, “yetki engellerini kaldırıp, sendikalaşmanın önünü açacak” çok net, 5 maddeden oluşan bir kanun teklifini Meclis’e sunacağız.

Çünkü temel mesele şu. Dünyadaki bütün istatistikler bize şunu gösteriyor, işçi sınıfı örgütlendikçe işçilerin ücreti artıyor. İşçi sınıfı örgütlendikçe, çalışma koşulları düzeliyor. İşçi sınıfı örgütlendikçe, toplumun refah düzeyi artıyor. İşçi sınıfı örgütlendikçe, toplumun tüm kesimleri açısından hayat en azından yaşanılabilir hale geliyor. Ve biliyoruz ki bu iktidarın en büyük korkusu karşısındaki milyonlarca işçinin örgütlenmesi. O yüzden temel mesele bize göre budur. İşçi sınıfını hayatın her alanındaki örgütlülüğünü olabildiğine geliştirmek…. Bir taraftan fiili bir mücadele sürdürürken bir taraftan yasal engelleri kaldırmak için mücadele edeceğiz.

Çünkü biz seçimleri beklemeye lüksü olmayan yoksulların partisiyiz. Seçimleri beklemeye lüksü olmayan gençlerin, kadınların sözcüsü Türkiye İşçi Partisi. O yüzden mesele sadece seçimden seçime, 5 yılda bir gidip oy kullanmaktan ibaret değil. Böyle baktığımız için zaten bu yoksulluğa bizi alıştırıyorlar. Fakat esas mesele tüm halkın örgütlü bir biçimde mücadele etmesidir.

Bu vesileyle Türkiye İşçi Partisi’nin tüm yurtta 1 Mayıs çalışmalarına başladığını da paylaşmak istiyorum. Önümüzdeki 1 Mayıs bu halkın; yoksulluğa alışmayacağını, bu düzeni kabullenmeyeceğini, her hal ve şartta örgütlü gücüyle bu toplumu dönüştürecek, bu iktidara son verecek bir mücadelede, daha kararlı bir biçimde yerini alacağını hep birlikte anlayacağımız bir gün olacaktır.

Örgütlenmenin önündeki engellemelerin kaldırılması için, asgari ücrete mahkum edilen milyonlarca insanı bu zinciri kırıp atma iradesini gösterebilmesi için, memleketin geleceğinde örgütlü işçilerin, örgütlü bir halkın belirleyici bir yeri olacağını tüm topluma gösterebilmek için var gücümüzle 1 Mayıs çalışmalarına başladık. Ülkenin dört bir yanında tüm emek güçleriyle, tüm özgürlük güçleriyle birlikte, 1 Mayıslarda en güçlü şekilde, halkın basıtırlmak istenen sesini haykırmak üzere buluşacağız.

Birisi var bomboş gözlerle bakan. Yine bir sürü ilginç laf etmiş. Diyor ki Sayın Bakan Nebati, “Aralık’tan itibaren enflasyonu düşüreceğiz, hep beraber göreceğiz” Çok basit bir şey yaptık, daha önce ne demiş bu Bakan? Kronolojik olarak sıraladık. Hatırlayacaksınız Aralık 2021’de göreve başladı. “9 Aralık’ta; “Enflasyonu düşük seviyelere indireceğiz”; 14 Aralık, “Ocak’ta pik yapar, 2023’te tek hanelere iner”; 3 Şubat’ta, “Nisan’da zirve yapar ama yüzde 50’yi geçmez”, 3 Mart’ta “Takılıp kalmayın, sonsuza kadar sürmez”, 10 Nisan’da “Aralıktan itibaren enflasyonun nasıl düştüğünü hep beraber göreceğiz”

Biz göreceğiz de sen görebilecek misin bilmiyoruz? Suyu ısınan bu zat resmen halkla dalga geçiyor. Bize göre enflasyon ne zaman ne olacak sorusunun bir yana bırakıp, mesela Berat Albayrak nerede sorusunu sormak gerekiyor, Mesela Lütfi Elvan nerede ne yapıyor? Bunları öğrenirse kendisinin aralıkta nerede olacağına ilişkin de bir ipucu bulmuş olur…

“Bu ülkenin kaynakları İngiltere’ye uçuyor”

Ülkeyi çöp zengini yaptılar. Beşli çete firmaları ile ilgili ilginç duyumlar. Bir tanesi burada kazandığı ihalelerle orada kendisine Londra’da ev değil yalı değil sokak satın almış Bir tanesi biz iktidara gelince el koyarız hesap sorarız diye buradaki enerji şirketini İngiltere’de kurduğu kendi enerji şirketine sattı. Yani bu ülkenin kaynakları İngiltere’ye uçuyor.

Peki, İngiltere’den bize ne geliyor? Çöp… Tüm İngilizlerin ürettiği çöpün yüzde ellisi tüm Avrupa plastik çöpünün üçte biri bu ülkeye geliyor. Gelen çöp güya geri dönüştürülecek petro kimya ithalatımızı azaltacak… Bize çöpün çöpü geliyor. Yüzde 97’si dönüştürülemeyen en kötü çöp. Her gün ortalama 250 kamyon çöp geliyor.  Son 4 yılda Türkiye’ye gelen çöp miktarı 196 kat arttı. Ya bunu bir emperyalist ülke sömürgesine bile bu kadar yapmaz. Bu kadarı da ayıp olur diye.  Ama bakıyor bizimkiler gönüllü. Dünyanın en çok çöp ithal eden birinci ülkesi oluverdik bir anda.

Peki, ne oluyor bu çöpler. Bakın gözünüzü kulağınızı iyi açın “dönüşüm fabrikasında yangın” haberlerine bakın. Sadece 2021 yılında 100’ü aşkın fabrika yandı. Aslında bunlar fabrika falan değil. Depolarına çöpler yığılıyor konacak yer kalmayınca hep geceleri, kimse yokken yakılıyor. Yani İngiliz çöpünün bir de kimyasalını kokluyoruz. En çok yangın İstanbul ve Adana’da. Ayrıca Adana’nın taşı toprağı suyu bu çöplerle dolu. Artık yeter. Ülkeyi çöpe döndürdünüz biz de sizleri çöpe göndereceğiz. Sizleri çöpe gönderelim ki bu ülkenin taşı toprağı suyu havası temiz kalabilsin üstüne de tasarruf edeceğiz.”

Paylaşın

Abdulhamit Gül’ün İstifasında ‘Cemal Kaşıkçı’ İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, Abdulhamit Gül’ün Adalet Bakanlığı görevinden Cemal Kaşıkçı davasını Suudi Arabistan’a devretmeye ‘yanaşmadığı’ için istifasının istendiğini iddia etti.

CHP’li  Muharrem Erkek, sosyal medya hesabından eski Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün görevinden zorla istifa ettirildiğini öne sürdü. Muharrem Erkek, geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’a devredilen Cemal Kaşıkçı davasının buna sebep olduğunu belirterek, ” Yerine devri onaylayacak bir Bakan atanmış. Saray İktidarı ülkemizin itibarını satacak kadar acz içinde…” dedi.

Muharrem Erkek’in paylaşımı şöyle:

“Saray İktidarı, #CemalKaşıkçı dosyasıyla birlikte yargı yetkisini ve aslında egemenlik hakkını bir avuç dolar için devretti. Gerçek beka sorunu budur. Bu konudaki iddialar ise oldukça vahim:

Önceki Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, #Kaşıkçı dosyasını Suudi Arabistan’a devretmeye yanaşmadığı için gözden çıkarılmış ve zorla istifa ettirilmiş. Yerine devri onaylayacak bir Bakan atanmış. Saray İktidarı ülkemizin itibarını satacak kadar acz içinde…”

Cemal Kaşıkçı dosyasının devri

Washington Post gazetesinde köşe yazarlığı yapan Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de gittiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürüldü. Kaşıkçı’nın cansız bedeninin parçalanarak ortadan kaldırıldığı iddia edildi. Kaşıkçı cinayetine ilişkin olarak Türkiye’de görülen 26 sanıklı dava Adalet Bakanlığı’nın ‘uygun görmesiyle’ Suudi Arabistan adli makamlarına  devredildi.

Paylaşın