Kılıçdaroğlu: Milletimiz Irkçı Değildir, Olmayacaktır Da…

Son dönemde özellikle Suriye, Afganistan ve Irak’tan gelen göçmenler, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri olurken; muhalef ve iktidarın karşı karşıya geldiği başlıca konularından biri. 

Geçtiğimiz günlerde de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Göçler İdaresi’ne yönelttiği sorular Kılıçdaroğlu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında polemiğe neden olmuştu. Söz konusu tartışmanın yankıları devam ederken; Kılıçdaroğlu Göçler İdaresi’ne yönelttiği 4 soruyu bir kez daha gündeme getirdi.

Sosyal medya hesabından bu dört soruyu içeren bir video paylaşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘milletin’ ırkçı olmadığını belirtirken; iktidara geldiklerinde 2 yılda göçmen sorununu çözeceklerini yeniden ifade etti.

Kılıçdaroğlu, ”Saray ve şürekasından yanıtları hala bekliyorum! Söyledim yine söyleyeyim, iktidarımızda bu sorun en geç 2 yıl içerisinde çözülecek. Milletimiz ırkçı değildir, olmayacaktır da… Bu konu, sakin ve makul şekilde kesin çözüme ulaştıracağımız bir meseledir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun iktidara yönelttiği sorular ise şöyle:

  • Sığınmacıların gerçek kimliklerini ispatlamalarını talep ettiniz mi?
  • Neden vatandaşlık dağıtıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz?
  • Vatandaşlık verirken güvenlik soruşturması yapıyor musunuz?
  • Sınırlarımızdan kaçak geçişlere bilerek; neden izin veriyorsunuz?
Paylaşın

Ali Babacan: 90 Dakikada Düşünceyi Ve İfadeyi Özgürleştireceğiz

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 20 yaşındaki İyi Partili Alp Emeç’in sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanmasına ilişkin açıklamada bulundu.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, “Gençler ‘tweetle’ butonuna basarken sonu ne olacak düşünmemeli” düşüncesini dile getirdi.

Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Gençler ‘tweetle’ butonuna basarken sonu ne olacak düşünmemeli. Görüşlerini özgürce ifade edebilmeli. Seçimden sonraki ilk 90 dakikada düşünceyi ve ifadeyi özgürleştireceğiz. Devleti tüm gençlerle barıştıracağız. Alp Emeç serbest bırakılsın” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Gençlik Kolları üyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi Alp Emeç, gazeteci Sedef Kabaş’ın tutuklanmasına sebep olan “Öküz saraya çıkmakla kral olmaz ama saray ahır olur” ifadesini sosyal medyada yazıp daha sonra sildi. Emeç, tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Türkiye’yi İki Kutba Mahkum Bırakmayacağız

Halkarın Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi, Ankara Balgat’taki genel merkez ek binasında “kongre gündemiyle” toplandı. Parti Meclisi normal şartlarda Şubat’ta yapılması gereken ancak ertelenen 5. Olağan Kongrenin tarihinin belirlenmesi için bir araya geldi.

Toplantının başlangıcında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar iktidarı eleştirdi. HDP’ye açılan kapatma davasına değinen Sancar, “Devlet demokratik siyaseti tasfiye etme çabasında başarısızlığa uğramıştır” dedi.

Sancar, “Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar eden, demokratik siyaseti tasfiye edebileceğini sanan bütün geçmiş iktidarların uğradığı akıbet, bugün aynı anlayışı sürdürmekte olan bu iktidarı beklemektedir. Bu iktidar aynı anlayışta ısrar ettiği için bundan öncekilerle aynı akıbete uğrayacaktır, tarihin çöplüğüne gidecektir” diye konuştu.

Sancar daha sonra konuyu 5’inci olağan kongreye getirerek şunları söyledi: “Parti meclisinin gündeminde önemli bir konu var. Covid-19 salgınından dolayı il ve ilçe kongrelerini zamanında yapma imkanı bulamadığımız için 5’inci olağan kongremizi zamanında yapamadık.

Normal şartlarda Şubat’ta yapmamız gerekiyordu ama bizim dışımızdaki nedenlerle olağan kongremizi toplayamamıştık. Hazırlıklarımız büyük ölçüde tamamlandı. Örgütlenme Komisyonumuz, Parti Meclisimiz ve diğer kurullarımız çalışmalarını büyük bir özveri ile yürüttüler ve şimdi büyük kongremizi toplamak için hazırlıklarımızı olgunlaştırdık.

Önümüzde önemli bir kongre var, tarihi bir kongre var. Kongre ile ilgili ayrıntılar bu PM toplantısının önemli bir gündemidir. Birlikte takvimi tartışacağız, ayrıntıları birlikte somutlaştıracağız. Önümüzdeki kongre HDP’nin en büyük şölenlerinden biri olacaktır. En güçlü irade gösterisi olacaktır.

Binler, on binler toplanacak ve HDP’ye karşı yürütülen bu siyasi geleneğe karşı yürütülen saldırıların nasıl boşa çıkarıldığını orda hep birlikte ortaya koyacaktır. “Önümüzdeki kongreye büyük önem atfediyoruz. Herkese o kongreden kararlılık mesajını, mücadelede ısrar, demokratik siyasette inat ve çözüm isteğimizin sonsuz olduğu mesajını hep birlikte vereceğiz.

“Türkiye’yi iki kutba mahkum bırakmayacağız”

Halklarla toplumun farklı kesimleri ile ama özellikle ezilenlerle, mağdurlarla, ötekileştirilenler, yok edilmek istenenlerle birlikte karşılıklı diyalog ve eleştiri mekanizmasını da işleterek yolumuza devam edeceğiz. Bütün demokrasi güçlerine Türkiye’de barış ve demokrasi isteyen, zulmün, zorbalığın ve talanın bitmesini isteyen herkes gelsin bu yolda birlikte yürüyelim, sözümüz varsa birbirimize yürürken söyleyelim ama esas hedefi gözden kaçırmayalım.

Hedefe yürürken birbirine destek olmak, dayanışmayı ortak mücadeleyi en ileri noktaya taşımak temel şiarımız olmalıdır. Eleştirilerimizi ve uyarılarımızı birbirimize mücadele içinde yürürken, hedefe doğru kararlılıkla ilerlerken dile getireceğiz, bizim anlayışımız, fikriyatımız bunu gerektiriyor, bunu başaracağız Türkiye’yi birbirine benzer iki kutba mahkum bırakmayacağız. 3’üncü yol var. Bu yolu taşıyacak HDP var, HDP’nin büyütmekte olduğu Demokrasi İttifakı var.”

Paylaşın

Muhalefet Cephesinde ‘İttifak İçinde İttifak’ İhtimali

Gelecek ve DEVA partileri ile Saadet Partisi’nin belirlenecek bir partinin amblemi altında Millet İttifakı içinde seçime girme önerisi konuşuluyor. Kararı altı muhalefet partisi birlikte verecek.

AK Parti ve MHP’nin ittifak kanununu değiştiren seçim yasası yürürlüğe girdikten sonra muhalefet partileri farklı seçenekleri tartışmaya başladı.

İttifakı, barajı aşma dışında anlamsız kılan yeni sistemle partiler aldıkları oya göre milletvekili çıkarabilecek.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Meclis’te anayasayı değiştirecek aritmetiği yakalamak için gerekirse yeni kurulan Gelecek ve DEVA partileri ile Saadet Partisi’nin belirlenecek bir parti amblemi altında ortak listeyle Millet İttifakı içinde seçime girmesi konuşuluyor.

Birçok parti temsilcisi sahadan da bu yönde talepler geldiğine dikkat çekiyor ama burada yanıtlanması gereken bir soru olduğunu söylüyor: “Kim parti logosunu bırakmayı kabul eder?”

Yeni kurulan partilerde, “İlk kez tartıya çıkacağız, o nedenle amblemi bırakamayız. Gücümüzü görmek isteriz” görüşü ağırlık taşıyor. Bu görüşe karşı ise, “Amblemi bırakmazlarsa Türkiye’yi bırakırlar. Bu durumda Millet İttifakı çoğunluğu sağlayamayabilir” değerlendirmeleri yapılıyor.

‘6’lı masa verecek’

İYİ Parti ve CHP ise seçime doğru il bazlı simülasyonlar yapılarak bu öneriyi değerlendirmenin daha doğru olacağını belirtirken, “Tüm seçenekleri konuşuruz, ama kesin olan bir şey var o da ittifak içinde üçüncü bir ittifak olacaksa buna 6’lı masa karar verecektir. Bu ayrışma değil, Meclis’te anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlamak için en doğru ittifak neyse onu kurmak için yapılacaktır” diyor.

Paylaşın

Muhalefetin Seçim Çalışmalarının Ayrıntıları Ortaya Çıktı

Seçim Yasası’ndaki değişikliklerin “kendilerine tuzak kurmak amacıyla yapıldığını” düşünen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan altılı muhalefet bloğu, Cumhur İttifakı’nın bu hamlesine karşı atacağı adımları planlıyor.

24 Nisan’da Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde yapılacak olan dördüncü liderler zirvesi yaklaşırken altı partide kurmayların simülasyon ve formül çalışmaları büyük oranda tamamlandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam katıldığı bir televizyon programında, kurmayları ve akademisyenlerin çeşitli senaryolar üzerinde çalıştığını, 8 seçenekli bir çalışma hazırlandığını ve bunu 6’lı masaya sunacaklarını söyledi.

Cumhuriyet’ten Erdem Sevgi’nin haberine göre, CHP kurmayları ve akademisyenlerin oluşturduğu tek adaylı ve sekiz seçenekli taslak şöyle:

Avantajlı partiler

Muhalefet blokundaki 6 parti, Millet İttifakı yapısına dahil olacak ve tüm illerde seçime CHP ya da İYİ Parti listeleriyle girilecek. Bu formülde, partilerin illerdeki durumlarına bakılarak liste çıkarma önceliği, o ildeki avantajlı partiye verilecek. DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinin adayları, CHP ve İYİ Parti’nin çıkaracağı listelere eklenecek.

İttifak içinde bloklaşma

Millet İttifakı çatısı korunarak 4+2 seçeneği uygulanacak. CHP ve İYİ Parti bir blok; DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partileri ikinci blok olacak, iki ayrı liste ile seçime girilecek.

Millet İttifakı yapısı altında 3+3 sistemi uygulanacak. CHP, İYİ Parti ve Demokrat Parti bir bloku oluştururken ikinci blokta ise DEVA, Gelecek ve Saadet partileri yer alacak. İttifaklar, seçim için iki ayrı liste oluşturacak.

Millet İttifakı, CHP ve İYİ Parti’den oluşan yapısını koruyacak. Buna alternatif olarak farklı isim taşıyan yeni bir ittifak oluşturulacak. Yeni ittifakta ise DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partileri yer alacak. İki ittifak illerde farklı listeler çıkaracak.

Karşılıklı çekilme sistemi

Muhalefet blokundaki tüm partilerin illerdeki oy potansiyellerine bakılarak “karşılıklı çekilme sistemi” uygulanacak. Örneğin CHP ya da İYİ Parti’nin milletvekili çıkaramayacağı düşünülen bir ilde daha fazla vekil çıkarması olası parti ya da blok üzerinden liste oluşturacak. Bu seçenekte hangi parti ya da blok avantajlı durumdaysa liste çıkarma önceliği ona bırakılacak.

Cumhur İttifakı’nda yer alan AKP, MHP ve BBP’nin ayrı listelerle seçime gitmesi durumunda ilk altı formül üzerinden en yüksek faydanın sağlanacağı seçenek değerlendirilecek.

AKP, MHP ve BBP, Cumhur İttifakı çatısı altında tek listeyle seçime girerse yine ilk altı formül masaya yatırılarak en fazla milletvekilini elde etme olanağı sunan seçeneğe odaklanılacak.

‘2019 seçimleri’

CHP’nin çalışmasında ortaya konulan seçeneklerin yanı sıra en önemli unsurun, “illerdeki milletvekili sayısının yüksek tutulması” olduğuna dikkat çekiliyor. Millet İttifakı için en iyi senaryonun “6’lı ortak liste” olacağı öngörülürken bu yolla “6’lı ittifakın çıkarabileceği milletvekili sayısının 300’e yaklaşabileceği”, “Cumhur İttifakı’nın vekil sayısının ise 240’ta kalacağı” değerlendiriliyor.

Öte yandan üzerinde durulan tüm senaryolarda HDP’nin çıkaracağı milletvekili sayısının da 55 ila 70 arasında değişeceği” kaydediliyor.

2019 yerel seçimlerinde CHP ile İYİ Parti’nin uyguladığı illere göre lehte çekilme sistemi hatırlatılarak titizlik ve demokratik fedakârlığın önde tutulacağı benzer bir uygulamayla Millet İttifakı’nın 2023 seçiminde TBMM’de çoğunluğu elde edebileceği, bu birlikteliğin çıkaracağı tek adayın da Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı olabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 19 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 4 bin 086 yeni vaka tespit edilirken, 19 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,41 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,13 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 162 bin 253 test yapılırken, 4 bin 086 yeni vaka tespit edildi. 19 kişi hayatını kaybederken, 13 bin 561 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,41 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,13 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 329 bin 116’ya yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 15 Nisan verilerine göre, 171 bin 946 test yapılmıştı. 4 bin 425 vaka tespit edilirken, 18 kişi hayatını kaybetmiş ve 14 bin 493 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

MHP Milletvekili Baki Ersoy, Partisinden İstifa Etti

Parti politikalarına aykırı açıklamalarından dolayı tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edilen MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, sosyal medya hesabı üzerinden partisinden istifa ettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / MHP’li Baki Ersoy, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; Liderim Sayın Devlet Bahçeli Bey’e ve davama bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bağlı ve sadık kalacağım.Disipline sevkimle ilgili kamuoyunda yapılan istismar edici tartışmaların davama ve partime zarar verme ihtimalini bertaraf amacıyla partimden bugün istifa ediyorum.

Ne olmuştu?

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, dün, MHP Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy’un parti politikalarına aykırı açıklamalarından dolayı tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edildiğini açıklamıştı.

Baki Ersoy’un, MHP içerisinde başını derde sokan açıklaması ise “Açıklanan rakamların üzerinde enflasyon oranları var. Zamlar bu milletin belini büküyor. Bunlar gerçek. Bunları görmemezlikten gelemeyiz” sözleri olmuştu.

Baki Ersoy kimdir?

1981 Yozgat doğumlu olan Baki Ersoy, ilk ve ortaöğretimini Kütahya ve Sivas’ta, lise öğrenimini Yozgat’ta, yükseköğrenimini Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde tamamladı. Erciyes Üniversitesi Hukuk Enstitüsünde Özel Hukuk bölümü üzerine yüksek lisans eğitimini bitirdi.

Kayseri Üniversitesinde Sağlık Yönetimi üzerine doktora öğrenimi devam etmektedir. Kayseri Milliyetçi Sanayi İş Adamları Derneği Başkan Yardımcılığı ve Ersoy Müteahhitlik ve Sivil Zeytincilik Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttü.

Öğrenim hayatı boyunca Ülkü Ocakları bünyesinde birim başkanlıkları görevlerinde yer alarak Erciyes Üniversitesi Teşkilat Başkanlığı yaptı. 2007-2011 yıllarında Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 8 Şubat 2015’te Milliyetçi Hareket Partisi Kayseri İl Başkanı seçildi.

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan ‘Üçüncü Yol’ Açıklaması: Çözümün En Güçlü Adresi

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, ‘Üçüncü Yol’a ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir. Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi ( HDP) Kadın Meclisi, siyasal gelişmeleri değerlendirmek ve yeni dönem çalışmalarını planlamak için parti genel merkezinde bir araya geldi. Toplantıya katılarak konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Nisan ayı itibariyle bir Kadın Meclisi toplantımızı daha büyük bir güç ve moralle toplamış bulunmaktayız. Konuşmama başlarken başta cezaevlerindeki kadın arkadaşlarımız, yoldaşlarımız olmak üzere her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum. Bu yola birlikte çıktık, birlikte mücadele ettik ve mücadelemizi bugünkü güçlü konuma birlikte taşıdık. Bundan sonraki süreçte de bu onurlu mücadelemizi aynı kararlılıkla zafere ulaştırmak için birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Eşit, adil, demokratik bir yaşamı kadın mücadelemizle hep birlikte inşa etmek için bu zaferi yakalamak zorundayız.

“Derinleşen yoksulluk sefalet boyutuna ulaştı”

Toplantımızı, tekçi erkek iktidarın ürettiği krizin ve çöküşün giderek derinleştiği bir süreç ve ortamda gerçekleştiriyoruz. Derinleşen yoksulluk artık sefalet gerçekliğine dönüşmüştür. Bunu iktidarın pratiklerinden ve uygulamalarından görüyoruz. Yangının büyüdüğü mutfaklar; işsizliğin ağır yükü altında ezilen gençler, kadınlar, milyonlar; geliri giderini karşılamayan çalışanlar, emekliler bu sefalet ortamını en yakıcı haliyle yaşamaktadır. Bu halk gerçekliğine karşın Saray yönetimi utanmadan, sıkılmadan ekonominin ne kadar büyüdüğü ve büyüyeceği yalanını her gün Türkiye halklarına söylemeye ve bunu sürdürmeye devam etmektedir.

Sadece 3 ay içerisinde ikiye katlanan cari açıkla, freni patlamış enflasyonla, zam üstüne zamlarla, vergi üstüne vergilerle, dünyanın en değersiz para birimine dönüşmüş lirasıyla bu ekonomi dibe doğru son hızla çakılmaya devam ediyor. Market raflarındaki ve pazar tezgahlarındaki fiyatlar, doldurulamayan fileler, ödenemeyen borçlar, boş kalan tarlalar, fiyatı uçup giden temel ihtiyaçlar, üretemeyen tezgahlar Saray’ın tam tersini gözler önüne sermektedir. “Fakirleştik, yoksullaştık, aç kalıyoruz, tüketemiyoruz, üretemiyoruz” sesleri Türkiye toplumunun her yanından yankılanmaktadır. Derin yoksulluk en çok da kadınlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son derece bilinçli bir politika ile kadınlar mutlak yoksulluğa mahkum edilmektedir.

“Beşli çetenin, bankaların, yandaşların, Saray’ın ekonomisi büyüyor”

Ancak ekonomisi büyüyenler de var. Halkın kesesinden bedelsiz kredi verilen ultra zenginlerin ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Hazinenin peşkeş çekildiği bankaların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Beşli çetelerin, yandaş vurguncuların ekonomisinin büyüdüğünü biliyoruz. Fakat onların ekonomisi büyüdükçe halkın lokmasının her gün küçüldüğünü de biliyoruz. Halka “porsiyonları küçültün, kuru ekmekle yetinin” diye buyuranlar, kadınların ve halkın ekmeğinden çalıp kendi saltanatlarını finanse etmektedir. Bunun da farkındayız. Tarlada, evde, fabrikalarda, atölyelerde, eğitimde, sağlıkta üretenlerin, kadınların emeğinden çalınmakta ve yandaşın cebine aktarılmaktadır. İşte iktidarın büyüdüğünü söylediği bu kadar ceberut, bu kadar vicdansız ve karanlık ekonomi budur.

“Bu talancı ekonomiyi kabul etmiyoruz, bu düzene alışmayacağız”

Biz kadınlar tekçi erkek iktidarın her türlü yalanına karşın bu vahşi ekonomik sistemin, bu soygun düzeninin elbette ki farkındayız. Ve bu talancı erkek ekonomisini, büyüyen soyguncu erkek ekonomiyi asla kabul etmiyoruz, asla kabul etmeyeceğiz. Bu düzene alışmıyoruz, asla alışmayacağız. Kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizim olan ve bizden çaldıkları ne varsa hepsini bir bir almaya devam edeceğiz. Her toplumsal alanda olduğu gibi ekonomide de sömürüsüz, eşit, adil, şeffaf bir modeli mutlaka hayata geçireceğiz. Herkesin doyduğu, emeğinin hakkını aldığı bir ekonomik sistemi mutlaka hayata geçireceğiz.

“Kürt sorunu çözülseydi, cinsiyet eşitliği sağlansaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı”

Bu ülkede demokratik bir sistem inşa edilmiş, Kürt sorunu çözülmüş, farklı kimliklerin hakları teslim edilmiş olsaydı, geçmişle gerçek bir yüzleşme sağlanabilseydi, onurlu bir barış gerçekleşmiş olsaydı, cinsiyet eşitliği ve evrensel eşitlik ilkeleri hayata geçirilebilseydi bu yıkımların, biraz önce ifade ettiklerimin hiçbirisi yaşanmayacaktı. Bizler kadınlar olarak, HDP olarak bu ülkeye nasıl kaybettirdiklerini ve kazancın güçlü demokraside, tam eşitlikte, gerçek bir adalet sisteminde, yüzyıllık sorunların çözümünde, kalıcı bir barışta olduğunu elbette çok iyi biliyoruz. Bu bilinç ve ilkelerimizle bir yola çıktık, bir yol açtık ve o yolda güçlü adımlarla yürümeye devam ediyoruz. Şunu da söylemeden geçmeyeceğim; geçmişin yüzyıllık hatalarına teslim olmaya niyetlenenler, bu ülkeye tekrar eden yıkımlardan başka bir şey sunamazlar.

“Üçüncü Yol siyaseti çözümün en güçlü adresidir”

Bunu anlamak için Macaristan’da olanlara ya da hiçbir dünya örneğine bakmaya ihtiyacımız yoktur. Kendi tarihimize ve sonuçlarına bakmamız, kendi gerçekliğimizi iyi anlamamız gerekir. Buradan gerekli dersleri almamız gerekiyor, doğru tutumu takınmamız için bu yeterlidir. Tarih, HDP olarak ortaya koyduğumuz gerçeklerin hem şahidi hem ispatıdır. HDP ve kadınların öncülüğünde geliştirdiğimiz Üçüncü Yol siyaseti, Demokrasi İttifakı bu tarihsel görevde sağlam ve güçlü bir iradeye sahiptir.

Çözümün en güçlü adresidir aynı zamanda. Dolayısıyla ülkenin tüm sorunları çözülecekse, yeni bir gelecek kurulacaksa, demokratik bir sistem inşa edilecekse bu ancak HDP’yle, HDP’nin fikriyatıyla ve Üçüncü Yol siyasetiyle, kadınların ve gençlerin güçlü katılımıyla mutlaka gerçekleşecektir. Gelecek HDP’yle mümkündür. HDP geleceğin de demokrasinin de barışın da kadın özgürlüğünün de teminatıdır ve tek adresidir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak gelişen kadına yönelik şiddet her gün tırmanmaktadır. Günde en az 4 kadının erkek şiddetiyle katledildiği ülkemizde, Istanbul Sözleşmesinden çıkıldığı günden bugüne 278 kadın katledilmiş, 235 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Bu tablo ne bir kaza ne bir salgın hastalığı istatistiği ne de toplu savaş katliamıdır. Bu tablo AKP-MHP erkek blokunun kadınlar için ortaya koyduğu felaket tablosudur.

“İktidar kadınların gücünden ve dayanışmasından korkuyor”

Bunun yanı sıra bu karanlık tabloyu hakim kılmak adına biz kadınlara karşı topyekün bir saldırı içerisindedirler. Binlerce kadın arkadaşımız, kadın mücadelesi nedeniyle tutuklanmakta ve her gün yargılanmaktadır. Bakınız son üç ay içerisinde sadece Diyarbakır’da 200 kadın soruşturma ve kovuşturma geçirdi. Şimdi de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna kapatma davası açtılar. Bu davalar kadın mücadelesine saldırıdır, bütün kadınları hedef alma operasyonlarıdır. Buradan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna dayanışma duygularımızı gönderiyorum.

Tekçi erkek iktidar tarafından nerede ve hangi kadına yönelik olursa olsun kadın mücadelesine karşı geliştirilen saldırılara karşı asla sessiz kalmayacağız, onların yanında olacağız. Hep birlikte karşı tavrımızı güçlü bir biçimde ortaya koymaya devam edeceğiz. Bu vesileyle de buradan bütün kadınlara, kadın birlikteliğinin ve ortak mücadelesinin vazgeçilmez öneminin farkında olarak hareket etmemiz gerektiğinin elzem olduğunu tekrardan ifade etmek isterim. Bizden bu kadar korkan bir iktidar, ortak gücümüz ve mücadelemiz ile kaybedeceğini çok iyi biliyor. Bizlere yönelik saldırılarının en büyük nedeni de işte budur, kaybetme korkusudur.

“Kapatma ve kumpas davalarıyla Kürtleri, ezilenleri ve kadınları hedef alıyorlar”

4 Kasım darbesi, kayyım darbesi, bugün yürütülen Kobanî Kumpas Davası ve HDP’ye karşı açılan kapatma davası da tekçi erkek iktidarın gerçek muhalefete özellikle de kadınların demokratik muhalefetine karşı duyduğu korku refleksidir. Bütün bu saldırılarla Kürtler kadar, ezilmişler kadar etkisizleştirmek istedikleri güç aynı zamanda kadınlardır, yani bizleriz; kadınların etkin siyasetidir, değişim gücüdür. Fakat o kadar haksızlar ki ve o kadar altı boş hukuksuz dayanaklarla bu süreci işletmeye çalışıyorlar ki olmayan delilleri, gizli tanıkları, düzmece dosyaları ellerinde patladı.

Olması gerektiği gibi duruşma salonlarında kadınlar ve tüm arkadaşlarımız bu düzmece kumpası, bu hukuk garabetini yargılıyor, yargılamaya da devam edecek. Hal böyle olunca partimize yönelik yeni bir gözaltı dalgası başlatıp yine hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızı Kobanî Kumpas Davası’nın ikinci dalgası olarak lanse ettikleri bir operasyonla gözaltına aldılar. Peki, neye dayanarak? 6415 sayılı kanuna dayanarak. Peki, bu kanunu bu hükümet daha önce hangi amaçla kullanmış? Bakıyoruz ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir durumla karşılaşıyoruz. Bu kanunla AKP hükümeti IŞİD’lilerin dondurulan malvarlığını geri sahiplerine iade etmiş.

“Aynı kanunla IŞİD’e yardım ediyorlar, Kobanî’ye yapılan insani yardımları suçlama konusu yapıyorlar”

Kanun aynı kanun. Ama Kürtler, kadınlar, demokratik siyasetin bileşenleri söz konusu olunca bu kanun hükümetin elinde bir kılıca dönüşmektedir. Dünyaca kabul edilmiş gelmiş geçmiş en vahşi yapılanma olan IŞİD söz konusu olunca mevcut kanunla onu ihya ediyorlar. IŞİD’e halen arka çıkarken, aynı kanunla Kobanî’ye yapılan insani yardımı suçmuş gibi gösterip yargılamaya kalkıyorlar. Bunların asıl hedefi insanlıktır. İnsani yardımı hedef alanların insanlık değerleriyle sorunları çok büyüktür.

“Cizre sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır”

Yine geçen hafta Cizre ilçe binamıza yapılan baskında ilçe binamızı adeta yıktılar. Cizre asla sindiremedikleri kadim bir mücadele mekanıdır. Bu hakikate duydukları öfkeyle saldırıp yıkıyorlar. Cizre’de işledikleri insanlık suçlarının üzerine yeni suçlarla örtmeye çalışıyorlar. Fakat biz bu talanlara seyirci kalacak bir halk değiliz. Geceler boyu Cizre’nin cesur kadınları ilçe binamız önünde oturdu, nöbet tuttu, mücadele stranları söyledi. “Zulmünüze karşı biz de buradayız, korkmuyoruz, size meydan okuyoruz,” dediler. Ben buradan Cizre’nin, Botan’ın cesur ve emektar halkına ve kadınlarına en derin sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum. Selam olsun güzel sesinize, stranlarınıza, kararlı demokratik mücadelenize…

“Cezaevleri işkence ve ölüm evlerine dönüştürüldü, cenazelere işkence ediliyor”

Önemle değinmek istediğim bir başka konu ise işkencehaneye çevirdikleri cezaevleridir. İnsanlık dışı tecrit uygulaması yetmiyor, hak ihlalleri yetmiyor, sahte ATK raporları ile ağır hasta mahpuslara eziyet etmek ve ölümlerine sebebiyet vermek yetmiyor, infaz yakmalar yetmiyor şimdi de mahpuslara ağır fiziki işkenceler yapıyorlar. Nasıl her gün kadınlar katlediliyorsa aynı şekilde neredeyse her gün cezaevinden bir cenaze çıkıyor.

Bu ölümler şüpheli olarak tanımlansa da cenazeler üzerindeki ağır işkence izleri şüpheyi ortadan kaldırıyor. En son Ferhat Yılmaz’ın cenazesi üzerindeki izler aslında her şeyi bizlere çok açık ve net olarak gösteriyor. Üstelik bununla da yetinmiyorlar. Cenazeye de işkence ettiklerini görüyoruz ve buna tanıklık ediyoruz. Cenaze aracı bile vermeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Cenazelerin dini vecibelerinin yerine getirilmesine engel olan bir zihniyetle karşı karşıyayız, cenaze törenine izin verilmiyor.

“Aysel Tuğluk ve hasta mahpuslara yaptıkları bilinçli düşmanlıktır”

Hafızasını günbegün yitiren Aysel ve diğer ağır hasta mahpuslar için dünyanın dört bir yanından yapılan çağrılara bu kadar sağır kalınması bilinçli bir düşmanlık politikasıdır, kadın düşmanlığı ve Kürt düşmanlığıdır. Bunun farkındayız. Fakat biz düşmanlık siyaseti yürütmüyoruz. Biz, hakikat ve adalet mücadelesi yürütüyoruz. Bizlere, halkımıza, kadınlara ve tutuklulara yönelik yürütülen bu düşmanca politika elbette gerçek adalet karşısında ve insanlık vicdanında hesap verecektir.

Bu politikanın sahipleri, karar alıcıları, uygulayıcıları yaptıkları hukuksuzluklarla, insanlık suçlarıyla mutlaka yüzleşecektir. Kadın Meclisi toplantımızdan tekrar ifade ediyorum; bütün yoldaşlarımızı her yerde ve her zaman en güçlü ve en sıkı şekilde sahiplenmeye devam edeceğiz. Her bir yoldaşımız bizim bir parçamızdır, değerimizdir, onurumuzdur. Cezaevlerine buradan güçlü bir selam gönderiyorum.

“Biz kadınlar sizden korkmuyoruz”

Baskılarıyla, zulümleriyle bizlere teslimiyeti dayatanlar bilsinler ki, geçmişte olduğu gibi bugün de bedeli ne olursa olsun her zaman cesur ve kararlı olmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar sizden korkmuyoruz. Buradan söylüyorum kendilerine: Bizler korkacak olsaydık kırımdan geçirildikten sonraki zamanlarda korkardık. Bize sürekli reva görülen hapishane duvarlarından, işkence tezgahlarından korkardık. Canımıza, malımıza kast edilirken korkardık.

Bize yaşattığınız Newala Qesaba zulmünden sonra korkardık. Ama korkmadık. Tarih şahittir, ne korktuk ne bir tek adım geri attık. Hiçbir şekilde korkmayacağımızı da buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Fakat siz korkuyorsunuz. Bugün Newala Qesaba’yı da o korkuyla betona gömmek istiyorsunuz. Ama kadınlar her yalana ve inkara karşı hafızayı daima diri tutar. Bundan sonra da tutacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Asla unutmadık ve asla unutmayacağız. Kadınların hafızası bu ülkede gerçek bir yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı mutlaka sağlayacaktır.

“Ben ve yakınlarını kaybeden binlerce kadın Emine Şenyaşar ile aynı ateşte yandık”

Geçen hafta arkadaşlarımla beraber Emine Şenyaşar annemizi adalet nöbetinde ziyaret ettik. İftar sofrasını, acısını, isyanını paylaştık. Emine annenin eşini ve evlatlarını kopardılar ondan.

Başından beri bu zalim uygulamanın ve adaletsizliğin tanığı ve takipçisiyiz. Fakat bunun yanı sıra aynı zulme uğrayıp eşini yitirmiş bir kadın olarak, Emine annenin nasıl tarifsiz bir acı yaşadığını, gelmeyen adaletin insanın ruhunu nasıl kemirdiğini elbette ki iyi bilirim. Ben, Emine anne ve yakınlarını yitiren sayısız kadın aynı ateşten yandık. Aynı zalimlerin adaletsizliğine isyan ettik. Ben Galatasaray Meydanında oturdum, şimdi Emine anne Urfa Adliyesi önünde oturuyor. Aynı ortak acı ve aynı ortak taleple… Bir yudum sudan, bir lokma ekmekten çok daha fazlasıdır insanın adalete duyduğu ihtiyaç. Şu Ramazan ayında şükür duasıyla değil, adalet duasıyla orucunu açıyor Emine Şenyaşar ve hem oğlu hem yoldaşı olan Ferit Şenyaşar ile birlikte.

“Bu ülkeye adaleti kadınlar getirecek”

Buradan tekrar dile getirmek isterim. Ortak acımız, ortak derdimiz ortak mücadelemizdir bizim. Pınar Gültekin’in duruşmasına giderek Pınar’ın annesi ile mücadele ortaklığı kuran Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz’ın mücadelesi, Gülistan Doku’nun bulunması için, İpek Er’in katilinin cezalandırılması için, Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için, Emine Şenyaşar’ın adalete kavuşması için ortak çığlıkta buluşan kadınlar bu ülkeye, bu topraklara adaleti mutlaka getirecektir. Bu coğrafyanın çölleştirilen topraklarına biz kadınlar can vereceğiz, yaşam vereceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

“AKP-MHP bloku partimize saldırarak seçime hazırlanıyor”

Önümüzde, yakın zamanda gerçekleşecek olan bir seçim var. Demokratik ülkelerde siyasi partiler seçim kampanyaları ve örgütsel çalışmaları ile seçimlere hazırlanırlar ama AKP-MHP ortaklığı HDP’ye saldırarak, HDP’yi engelleme kumpaslarıyla seçime hazırlanıyor. Çünkü biliyorlar ki, önlerindeki en büyük engel HDP’nin, kadınların güçlü duruşudur ve iradesidir. Biz de bu farkındalıkla ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar her kadına ulaşarak, mücadelemizi daha fazla örgütlemek zorundayız.

Sizlerin, Kadın Meclisimizin emektarlarının çok büyük emekleri ve gayreti var. Özellikle 8 Mart ve Newroz başta olmak üzere gittiğimiz her yerde büyük bir coşkuyla karşılanmamız, meydanlarda milyonlarla buluşmamız, hınca hınç dolu salonlarda gerçekleştirdiğimiz kongrelerimiz sizin emeğinizle örülmüş bir halk birlikteliğidir. Bu nedenle emekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Fakat bildiğiniz üzere bu daha bir başlangıç. Şimdi hiç durmadan, yorulmadan siyasetimizi daha fazla büyütme zamanıdır.

“1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim”

Sizlerin emeğiyle, kadınların her yeni gün üst üste koyduğu mücadele birikimi ve emeğiyle HDP ağacı ülkenin dört bir yanına köklerini salıyor, dalları serip serpiliyor, çiçeğe duruyor. Tarihin karanlığında bırakılmaya çalışılan kadınlar HDP ile birlikte artık tarihin öncüleri olacaktır. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Evet, 1 Mayıs’a az bir süre kaldı. Dünyanın en büyük emektarları olan kadınlar olarak; 1 Mayıs’ı 8 Mart ve Newroz coşkusuyla, ruhuyla, büyük bir katılımla tarihin en büyük buluşmasına dönüştürelim ve buna biz kadınlar öncülük edelim. Bu duygularla ve 1 Mayıs alanlarında yeniden görüşmek üzere hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.”

Paylaşın

Anket: Millet İttifakı, Cumhur İttifakı’nın Önünde

Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki, yaptıkları son araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışmaya göre AK Parti’nin oy oranı yüzde 32, CHP’nin oy oranı yüzde 25 olarak hesaplandı.

Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki Halk TV’deki Seda Selek ile Perdenin Önü Arkası programında son yaptıkları seçim anketinin verilerini paylaştı.

Nisan ayının ilk haftasında bilgisayar destekli telefon yoluyla Türkiye çapında 1500 kişi ile gerçekleştirilen anket İstanbul Ekonomi Araştırma kaynakları ve finansı ile gerçekleştirildi. Partilerin kararsızlar dağıtıldıktan sonraki oy oranları şöyle:

  • AK Parti: Yüzde 32
  • CHP: Yüzde 25
  • İYİ Parti: Yüzde 15
  • HDP: Yüzde 11
  • MHP: Yüzde 7

Can Selçuki anketle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Şimdi birkaç trend var ki birkaç aydır devam ediyor. Onlara dikkat çekmek lazım. Şimdi biz araştırmalarımızda hep şuna bakıyoruz. Aynı sonuçları belirli aylarda üst üste alıyor muyuz? Yani trendler oluşuyor mu? İki temel şey var. Birincisi şu, Millet İttifakı yine Cumhur İttifakı’nın önünde. Yaklaşık 1, 1 buçuk, 2 puan kadar önünde. Geçtiğimiz ayda aynı sonuca ulaşmıştık.

Millet İttifakı derken 6’lı masayı kast etmiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve İYİ Parti’yi kast ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve İYİ Parti’yi toplayınca Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve AK Parti’nin üzerinde ki bu ikinci aydır. Mart ayında da aynı sonucu görmüştük. Gelecek, Saadet ve DEVA yok. Onların da oylarını topladığınızda yaklaşık yüzde 4 ile 5 arasında bir yere tekabül ediyor.

Memleket bu ay anketimizde çıkmadı. İki sonuç enteresandı. Yeniden Refah Partisi ankette ikinci ay üst üstte çıktı. Yüzde 0.5 civarında. Zafer Partisi’nin ilk defa anketimizde çıktığını görüyoruz. O da yaklaşık yüzde 0.5 civarında.”

Paylaşın

Türkiye, Rusya Konusunda Daha Fazla ‘Tarafsız’ Kalamaz

Bloomberg, Türkiye’nin Ukrayna-Rusya savaşında takınmaya çalıştığı ‘tarafsız’ konumun sürdürülemez olduğunu yazdı. Rusya, 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale girişti. Batılı ülkeler Rusya’ya karşı yaptırımlara başlarken, Türkiye sadece Birleşmiş Milletler kararlarına uyacağını açıkladı.

Türkiye, Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçlarını satmaya devam ederken diğer yandan Rus sermayesinin ülkeye gelmesine de sıcak bakılıyor. Yaptırımlardan kaçan bazı Rus zenginler süper yatları Türkiye’ye demirledi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da Rusya’nın işgaline karşı eleştirilerinin hafif olduğu görülüyor. Belarus’tan sonrası Türkiye’ye taşınan Rusya-Ukrayna görüşmelerinde iktidar ‘tarafsızlık’ imajını parlatmaya çalışsa da bu sanıldığı kadar uzun sürmeyebilir.

Diken’in Bloomberg’den aktardığı analize göre savaşın devam etmesi Türkiye’nin bu pozisyonunu zora sokuyor. Erdoğan’ın savaşın başındaki hesabı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le dostluğunu Batı’yla bir koz olarak kullanması üzerineydi. Erdoğan bu yolla ‘iletişim’ için aracı olabilir belki de ABD’yle S-400 gibi sorunlu meseleleri de çözebilirdi.

İktidar ayrıca Ukrayna’da Ruslara karşı Türk askeri insansız hava araçlarının kullanılmasının, ‘işgalci’ Rusların yanında yer aldığı imajını kırabileceğini düşündü ve NATO’ya silah ambargosunu sona erdirmesi çağrısında bulundu. ABD ve ittifakın diğer üyeleri bu konuda sessiz kaldılar çünkü Türkiye, Batı’nın uzlaşısına katılmış değil.

Analize göre Almanya’nın Rusya’ya karşı ‘pasifist’ duruşunu terk ettiği, İsviçre’nin bile yaptırımlara katıldığı bir ortamda Türkiye’nin Rus zenginlere kapısını açması Ankara için iyi bir görüntü değil. Diğer yandan analizde Rusya’nın Türkiye’deki nükleer santral projesinin de yaptırımlar nedeniyle zora girdiğine yer verildi.

Paylaşın