Destici’den Bahçeli’nin “Meclis’te Komisyon Kurulsun” Teklifine Ret

BBP Lideri Mustafa Destici, “Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir” dedi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifine “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse işin içinden çıkılmaz” diyerek karşı çıktı.

Cumhur İttifakı ortaklarından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada Türkiye’de bir Kürt sorunu olmadığını “terör sorunu” olduğunu söyledi.

Destici, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçle ilgili “Meclis’te komisyon kurulsun” teklifini de, “Bu ülkede eğer ‘Bir Kürt sorunu var’ denilip bu Meclis’e ya da başka bir yere getirilirse artık mesele işin içinden çıkılmaz bir hal ve boyut alıyor. Bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Bir terör sorunu vardır ve bu sorun da kahraman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kahraman güvenlik güçleri tarafından bitirilmiştir, kökü kazınmıştır ve zaferle sonuçlanmıştır. Onun için PKK diz çökmüş, silah bırakacağını ve kendini feshedeceğini açıklamıştır. Bugüne kadar ona destek verenlerin dillendirdiği, ‘Kürt sorunu’ meselesini asla kabul edemeyiz” dedi.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanlarına Beş Yıla Kadar Hapis İstemi

TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hakkında 5 yıla kadar hapis talep edildi.

Ömer Aras ve Orhan Turan, 13 Şubat Perşembe günü Genel Kurul’da yaptıkları konuşmada son dönemdeki siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Arif Aras, 13 Şubat’ta yapılan genel kurulda yaptıkları konuşma nedeniyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamalarıyla hakim karşısına çıktı.

İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada savcı, her iki yönetici için 1 yıl 10 aydan 5 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. Sanık avukatı Naim Karakaya, mütalaanın iddianamenin tekrarı niteliğinde olduğunu belirterek, “Somut delil yok, konuşmalar bağlamından koparılmış” dedi. Savunma için ek süre ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep etti.

Duruşmada ilk savunmayı yapan Ömer Arif Aras, yaşamı boyunca hukuka saygılı bir birey olduğunu belirterek, mahkeme önünde bulunmaktan üzüntü duyduğunu ifade etti.

Aras, konuşmasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı: “Ekonomi, hukukla şekillenir; siyasetle yönetilir. Depremlerden maden kazalarına kadar birçok olayın ekonomik etkilerinden bahsettim. Amacım bu olaylar üzerinden ekonomik güven ortamını tartışmaktı.”

Aras, savunmasında Bolu Kartalkaya’daki yangın, 6 Şubat depremleri ve Soma maden kazası gibi olaylara konuşmasında yer verdiğini, ancak bunları yalnızca örnek olarak kullandığını söyledi: “Ne bilgi verdim, ne isim kullandım. Herkesin bildiği olaylar hakkında fikir beyan ettim. Bu konuşmanın suç unsuru taşıdığı kanaatinde değilim.”

Yabancı yatırımcıların Türkiye’deki hukuki süreçlere ve ifade özgürlüğüne dair algılarının ekonomik kararlar üzerinde etkili olduğunu da dile getiren Aras, konuşmasının herhangi bir yargı sürecini etkilemeyi hedeflemediğini kaydetti.

Aras, TÜSİAD sitesinde yayınlanan konuşmanın kendi inisiyatifiyle yayımlanmadığını, bu konuda TÜSİAD’a sorulması gerektiğini söyledi. Ayrıca QNB Finansbank ve QNB Sigorta’daki görevleri nedeniyle hem sağlık gerekçesiyle hem de yurtdışı seyahatleri için konulan yurt dışı yasağının kaldırılmasını talep etti.

Turan ve Aras’ın yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, Turan ve Aras’ın duruşmalardan vareste tutulması talebini de kabul etti. Bir sonraki duruşma 23 Eylül’de.

Ne olmuştu?

Ömer Aras ve Orhan Turan, 13 Şubat Perşembe günü Genel Kurul’da yaptıkları konuşmada son dönemdeki siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı.

TÜSİAD YİK Başkanı Aras, artan gözaltı ve tutuklamalarla ilgili “Seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, yerlerine kayyum atanıyor. Bir siyasi parti lideri hakkında önce soruşturma başlatılıyor, sonra farklı bir nedenle tutuklanıyor. Bir büyükşehir belediye başkanı hakkında yaptığı konuşmalar nedeniyle basın toplantısından dakikalar sonra soruşturmalar açılıyor. Bilirkişi görüşmesini yayınlayan gazeteciler gözaltına alınıyor, genel yayın yönetmeni tutuklanıyor. Yeni mezun teğmenler ordudan ihraç ediliyor. Çok kısa sürede arka arkaya gelen bu olayların toplumda endişe yarattığını ve güveni sarstığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullanmıştı.

Bu konuşmayla ilgili ilk soruşturma, açıklamalardan bir gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ömer Aras hakkında ”adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeği aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarından başlatıldı.

19 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, tepki göstermesi ve “Yeni Türkiye’de haddinizi bileceksiniz. İş adamı derneğiyseniz iş adamı derneği gibi davranmayı öğreneceksiniz. Milleti kışkırtmayacak, yargıyı baskı altına almaya kalkışmayacaksınız” demesinin ardından soruşturmaya TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da dahil edildi.

Paylaşın

Zehirli Kimyasallar Soframızda

Yeni bir araştırmada 46 meyve ve 12 sebze türünde toplam 209 farklı pestisit kalıntısı bulundu. Dr. Alexis Temkin, pestisitlerin hormonal denge üzerindeki potansiyel etkilerine dikkat çekti.

ABD merkezli çevre sağlığı kuruluşu Environmental Working Group (EWG), meyve ve sebzelerdeki pestisit kalıntılarını mercek altına alan son çalışmasının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırma, özellikle çilek, ıspanak ve elma gibi yaygın tüketilen ürünlerde insan sağlığı açısından tehlikeli seviyelerde pestisit tespit edildiğini ortaya koydu.

ABD Tarım Bakanlığı (USDA) ile Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından toplanan on binlerce gıda örneği üzerinde yapılan incelemelerde, 46 meyve ve 12 sebze türünde toplam 209 farklı pestisit kalıntısı bulundu. Numunelerin yüzde 95’inde en az bir kimyasal izine rastlandı.

EWG verilerine göre çilek örneklerinde ortalama 7,8 farklı pestisit bulunurken, bazı numunelerde bu sayı 20’ye yaklaştı. Kanserojen etkileri olduğu bilinen karbendazim ile sinir sistemini etkileyen bifentrin maddeleri dikkat çekici seviyelerdeydi.

Nefes’te yer alan habere göre, Ispanak örneklerinde de benzer bir tabloya rastlandı: Ortalama 7 kimyasal kalıntı tespit edilirken, bazı numunelerde bu sayı 19’a kadar çıktı. Avrupa Birliği’nde yasaklı olan permetrin maddesi, ABD’deki ıspanaklarda sıkça görüldü ve bu maddenin sinir sistemi üzerinde tahrip edici etkileri olduğu vurgulandı.

Elmalarda ise difeminalin adlı, kan dolaşımı ve karaciğer sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan bir kimyasala rastlandı.

Araştırmada aynı zamanda en az pestisit kalıntısı içeren ve bu yönüyle daha güvenli kabul edilen ürünler de açıklandı. Listenin başında avokado, mısır, ananas, soğan, bezelye ve mantar gibi ürünler yer aldı.

EWG’nin kıdemli toksikoloji uzmanı Dr. Alexis Temkin, pestisitlerin hormonal denge üzerindeki potansiyel etkilerine dikkat çekerek, tüketicilerin mümkün olduğunca organik ürünlere yönelmesini, meyve ve sebzeleri dikkatlice yıkamasını ve kabuklu olanların soyulmasını tavsiye etti.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar Telefondan Uzak Kalamıyor

Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşıyor. Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ediyor.

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD), 45 ülkeye ait verilerin karşılaştırıldığı yeni bir raporla çocukların dijital dünyadaki varlığını mercek altına aldı. “Dijital Çağda Çocukların Hayatı Nasıl?” başlıklı araştırma, özellikle 15 yaş grubundaki çocukların teknolojiyle ilişkisini gözler önüne serdi.

Rapora göre OECD ülkelerinde 15 yaşındaki çocukların yüzde 98’i akıllı telefona sahip. Ancak bu yüksek oranda teknoloji erişimi, bazı riskleri de beraberinde getiriyor.

Araştırmanın temelini, 2022 PISA verileri oluşturdu. Bulgulara göre, dijital cihazlara erişim kesildiğinde kendini huzursuz hisseden çocukların sayısının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu belirtildi. Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 29,6’sı, yani neredeyse üçte biri telefonsuz kaldığında gerginlik veya endişe yaşadığını belirtti.

Türkiye’yi yüzde 29,2 ile Slovakya, yüzde 28,7 ile Polonya takip ederken; listenin sonunda yüzde 10 ile Güney Kore yer aldı. Araştırmanın kapsadığı tüm ülkeler ortalamasında ise bu oran yüzde 17 düzeyinde ölçüldü.

Rapor, yalnızca dijital bağımlılıkla sınırlı değil. Araştırmada yer alan verilere göre, 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 5’i gizliliklerini korumak için dijital ayarları kolaylıkla değiştirebildiğini söylüyor. Ancak aynı yaş grubunun yüzde 27,6’sı sosyal medya platformlarında gerçek dışı ya da gerçeğe aykırı bilgiler paylaştığını kabul ediyor.

Buna ek olarak, siber zorbalığın OECD ülkelerinin tamamında yükselişte olduğu ve internet başında geçirilen uzun sürelerin çocukların bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimini olumsuz etkilediği de vurgulanıyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, çocukların dijital dünyada güvenli şekilde var olabilmesi için çok yönlü bir yaklaşım gerektiğine dikkati çekerek, “Çocukların dijital dünyada gezinirken korunması ve desteklenmesi için tüm paydaşların birlikte çalışması çok önemli. Riskler çevrimiçi ve çevrimdışı dünyada genellikle birbirini besliyor. Bu nedenle çocukların fiziksel dünyadaki durumları da göz önünde bulundurulmalı” ifadelerini kullandı.

Raporda ayrıca, dijital medyanın bilinçli kullanımı, çocukların dijital okuryazarlığının artırılması ve risklerin azaltılmasına yönelik politika önerilerine yer verildi.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın

Babacan’dan “Yeni Anayasa” Yorumu: Erdoğan, Referandum Riskini Göze Alamaz

Erdoğan’ın “400 milletvekili” çıkışını yorumlayan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın referandum riskini göze alamadığını, bu nedenle parlamentoda sayı arayışına yöneldiğini öne sürdü.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Yeni Bir Sabah programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Babacan, yeni Anayasa, PKK’nın fesih açıklaması, çatışma çözümünün dünyadaki örnekleri, yüksek enflasyon ve konularında açıklamalarda bulundu:

“Bahçeli’nin konuşmasını yaptığı günün akşamında olağanüstü bir toplantı yaptım. İlgili bütün arkadaşlarla bir araya geldik Genel Merkezde. Ve dedim ki ‘Bakın bu çok önemli, yeni bir şey başlıyor.’ Hemen o gün akşam… Çünkü metni okuyunca baktım ki metinde bir sürü kilit cümleler var. Şimdi bir meseleyi bilirseniz siz orada ciddiyetini anlarsınız. Puzzle’ın parçaları gibi düşünün, 1000 parçalı puzzle… Ama 50 parçasını gördüğümüz anda biz dedik ‘Tamam nereye gideceği belli bu işin.’ Dolayısıyla hemen analizini yaptık ve derhal bir basın toplantısında dedik ki ‘Biz elimizi taşın altına koymaya hazırız.’ Bu çözüm süreci ya da adına ne diyeceksek ‘%5 ihtimalle bile başarıya ulaşsa biz o %5 ihtimali bile gider destekleriz’ dedik. Kesin duruşumuzu ortaya koyduk.

Kürt vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleriyle ilgili ayrı bir çalışma hattı gerekiyor. Bu da Bahçeli’nin konuşmalarında var. Bundan da biz bir şey derledik, baktık. Aslında orada da hükümetin ya da diyelim ki devletin ilgili birimlerinin o konuda da belli ki hazırlığı var. Yani Sayın Bahçeli’nin önünde iki tane dosya duruyor. Bir, terör örgütünü feshetme, bitirme, terörsüz Türkiye ama ikincisi de hak ve özgürlük dosyası. Hatta arkadaşlarımız hem MHP’den insanlarla, hatta Sayın Bahçeli’yle de bir arkadaşımızın teması oldu bu konuda.

DEVA Partisi kuruldu kurulalı diyorduk ki ‘Bakın terör örgütüyle mücadele ayrı bir hatta yürümeli, hak ve özgürlük meselesi ayrı bir hatta yürümeli. Bu iki hat birbirine karışmamalı. Bunlar aynı masada pazarlık konusu edilmemeli’ diyorduk. Yani kendi vatandaşlarımızın hak ve özgürlüğü ise bunu herhangi bir örgütle falan bunun pazarlık edilmesi yanlış bir şey. Zaten bir önceki çözüm sürecinin sıkıntıya girmesinin sebebi olarak da biz bunu söylüyorduk. Benim defalarca açıklamam var bu konularda.

Filipinler’in Dışişleri Bakanı geldi benden güney adalarına yerleşmiş bir terör örgütü ile ilgili yardım istedi. Dedi ki ‘Biz bu terör örgütü ile bir şekilde bu işleri konuşmak istiyoruz.’ Dışişleri Bakanı’yken… ‘Bunlar size güveniyor, Türkiye’ye güveniyor’ dedi. ‘Ama kimse duymasın. Çünkü biz hükümet olarak zora düşeriz’ dedi. Siz bize yardım edebilir misiniz? ‘Derhal’ dedik. Kolları sıvadık. Çalışmaya başladık. Filipinler’in güney adalarında yaşayan Müslüman nüfus var. Baskı altında. Yani haklarını yaşayamıyorlar. Sıkıntıları var. Onlar da artık örgütleşmişler. Biz de hakkımızı silahla arayacağız diye başlamışlar. Silahlı eylem yapıyorlar. Sistemi kurduk. Çalıştırdık. Bugün itibariyle Filipinler’de terör diye bir şey kalmadı. Güney adalarında yaşayan Müslüman nüfus dini haklarını, ibadet haklarını tam rahat bir şekilde yaşıyor. Ve kazan kazan sonucu elde edildi bugün Filipinler’de. Ama o kadar detayı var ki bu işin. Yani ben şimdi iki dakikada bunu özetliyorum. Sayfalar dolusu sayfalar dolusu plan, hazırlık.”

PKK’nın fesih açıklamasındaki sorunlara işaret eden Babacan, “Orada ben bazı tehlikeler sezdim. Dikkat edilmesi gerekir. İktidara diyorum ki, ‘Bak bunlara dikkat edin. Bu iş büyümeden bir şekilde yönetin.’ Bir de tabii şu da dikkat edilmesi gereken bir konu; yani devletin birimleri bu işi yakından takip ediyor değil mi? Yani MİT başta olmak üzere. Yani aylarca süren bir çalışma var, bir hazırlık var. Bu çalışmada, bu hazırlıkta, böylesine kontrolsüz bir açıklamanın oradan çıkmasıyla ilgili devlet birimleri bunu nasıl gözden kaçırdı? Ona da şöyle kocaman bir soru işareti de koymak lazım.

Yani bu kadar dikkat edilen Öcalan’ın o 27 Şubat açıklamasıyla ilgili böyle didik didik nokta nokta ince ince çalışılan bir konu adeta nakış işler gibi bir çalışma var. 27 Şubat’a göre. Bu nasıl girmiş oraya? Bu böyle apar topar hababam işi bir şey olmuş bu açıklama. Yani dolayısıyla bunu bir devletin ilgili birimlerinin biraz daha dikkatli olması lazım. Bu bizim uyarımızdır, memleketimize uyarıdır. Yoksa PKK’nın kendini feshi tabii ki önemlidir. Tarihi bir meseledir. Bakın bunun altını çiziyorum. Tarihi bir meseledir” dedi.

“Türkiye’nin önünde korkunç bir fırsat penceresi var”

Hukuk ve ekonomi arasındaki ilişkiye dikkat çeken Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda Türkiye’nin önünde korkunç bir fırsat penceresi açılıyor. Biz bu terör sorunumuzu inşallah ümit ediyoruz ki çözeriz. Vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükle ilgili sorunlarımızı da çözmek için ne gerekiyorsa her türlü desteği veririz bakın DEVA Partisi olarak. Her türlü desteği veririz. Dünyada nasıl bir zamanlar 2008-2009 krizinden sonra ekonomide parlayan bir yıldız haline geldiysek, şu anda Türkiye’nin demokraside ve hukukta da parlayan bir yıldız haline gelmesiyle ilgili koskoca bir fırsat penceresi açılmış durumda.

Yapılması gereken nedir bakın. Şu AİHM kararları var ya uygulanmayan, hemen uygulanması… Osman Kavala, Can Atalay… Kendi AYM kararlarımız var uygulanmayan, bunların derhal uygulanması… Bu siyasi operasyonların derhal sona erdirilmesi. Yani Sayın Erdoğan’ın siyasi rakip gördüğü kim var kim yoksa bir operasyon düzenliyor, düzenletiyor. Bunların derhal sona ermesi. Ve böylece dünyanın demokraside ve hukukta gerilediği bir dönemde Türkiye’nin yeniden bir parlayan yıldız olarak ortaya çıkması. Büyük bir fırsat var.”

Hukuk devletini iyi çalıştıran, ekonomide mantıklı işler yapan bir Türkiye olsa inanın dünyada ilk üçe girer Türkiye. Niye girer? Bakın çok basit. Toplam diplomatik misyon sayısında zaten ilk üçteyiz. Bugün Amerika ve Çin’den sonra en çok büyük elçilik ve başkonsolosluğa sahip olan ülke Türkiye. Türk Hava Yolları 128 ülkeye uçuyor. Niye? Çünkü Türkiye’nin doğal bir pozisyonu var burada. Sadece Türkiye’nin bu doğal pozisyonunun potansiyelinin önünü açmak… Yani barajın arkası su dolu. Ağzına kadar dolu. O barajın kapağını açıyorsunuz ve potansiyel atıyor. Türkiye böyle bir ülke. Onun için ben üzülüyorum. Bu potansiyeli gerçekleştiremediğimiz için üzülüyorum.”

Sayın Erdoğan’ın maalesef dar bakışı ve tamamen kendi ikbaliyle ilgili o zihin dünyası Türkiye’nin önüne koca bir set çekmiş durumda. Ben bakın burada da söyledim. ‘Erdoğan’a tavsiyem bırakıp Türkiye’nin, demokrasinin önünü açmasıdır’ dedim. Bu gerçekten samimi bir dost tavsiyesi. Ülke için tavsiye. Şimdi 22 sene sonra bu ülkenin gücünü elinde tutmak, tek yetki olarak yönetmek güç zehirlenmesine yol açıyor. Bu tarihi bir gerçek. Merkel niye bıraktı? Merkel istese bir beş sene daha rahatlığında Başbakan olamaz mıydı? Olurdu. Niye bıraktı? Çünkü ‘Artık zaman doldu’ dedi. ‘Ben ne kadar da başarılı olsam, Avrupa’nın ne kadar da en önemli lideri olsam artık zaman doldu’ dedi. ‘Bundan sonra ben bile yoldan çıkabilirim’ dedi.”

“Hukuk olmadan yatırım olmaz

“İmamoğlu, Özdağ, Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluklarına dikkat çeken Babacan, hukuk olmadan ekonominin olmayacağının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye şu anda milli gelirini çoktan 25 bin dolara çıkartması gerekiyordu. Bakın 12 bin 500 dolara çıkarttık. 25 bin dolar hedef koyduk. 2023’te 13 binde kaldı. Büyük potansiyeli gerçekleştiremiyor. Hukuk olmadığı için, demokrasi iyi çalışmadığı için o büyük potansiyeli Türkiye’nin işlemiyor şu anda.

Avrupa’nın şimdi çok büyük bir savunma sanayi pazarı oluşuyor. O savunma sanayi pazarına üretim yapacak insanların öncelikle güvenmesi lazım bu ülkeye. Benim hukuki güvenliğim olması lazım. Bunca yatırım yapacağım, ihracat yapacağım büyük pazar var ama Türkiye’ye yatırım yaptığında acaba bir gün birileri çöker mi? Bir gün olmadık bir vergi cezası gelir mi? Bir gün ülke yönetenler bana şöyle bir yan bakar. Taleplerde bulunurlar. Ben de yapamazsam acaba teslim elden gider mi diye korkuyor insanlar. Yatırım olmayınca ihracat artmaz. Mutlaka yatırım lazım. Yatırım için de hukuk lazım. Hukuk buradayken yatırım olmaz.

Ben bu ülkenin şu anda Cumhurbaşkanı olsam, inanın 10 tane sağlam, düzgün insanı, dürüst ve iyi insanı ekonominin başına koyarım. Derim ki ‘Arkadaş hemen ekibinizi değiştirin.’ Ve haftada sadece iki kere, ikişer saatlik toplantıyla zaten ekonomiyi ayağa kaldırırım. İnanın o kadar basit. Ama ondan sonra dönerim vaktimi hukuk ve adalet sistemini ayağa kaldırmaya harcarım. Çöken eğitim sistemini ayağa kaldırmaya çalıştım. Çünkü ekonomide bir yandan saçmalıklar, tamamen rasyonalite dışı işler bunları toparlarken, öbür taraftan da hukuk, adalet, eğitim, demokrasi zeminini güçlendirdim. Ve Türkiye hemen ayağa kalkar ya. İnanın 6 ayda kurumlar şöyle bir kendine gelir. 1 ayda kurumlar düzelir ama, 6 ayda sistem tıkır tıkır işlemeye başlar. En geç 2 sene sonra enflasyon tekrar ülkede tek haneye iner ve orada kalır.”

İmamoğlu’nun tutukluluk sürecini de değerlendiren Babacan, “Yanlış olan şu ki dört meseleyi eğer siz paketleyip 12 saat içerisinde bir operasyonla uygulamaya geçiriyorsanız bu yanlış. Hangi dört mesele? Diploma meselesi. Büyükşehirle ilgili yolsuzluk iddiaları, CHP’nin kurultayıyla ilgili o şaibeler ve terör iş birliği bu yerel seçimlerdeki kent uzlaşışı… Şimdi dört ayrı konu, dört ayrı hatta yürümesi gereken konu, ayrı zamanlarında doğal akması gereken konuyu eğer paketleyip de 12 saat içerisinde akşam diploma iptal, sabah gözaltı, tutuklama o zaman bunun usul açısından baktığımızda bu siyasi bir operasyon olarak görüyoruz biz bunu. Usul açısından baktığımızda… Esaslarına inilmeden ne olduğunu bilmemiz zor. Şöyledir böyledir dememiz de zor” diye konuştu.

Babacan, AK Parti seçmeninin yarısının İmamoğlu’na yönelik operasyonun siyasi olduğuna dair kanaat taşıdığı tespitine iktidar medyasından gelen eleştirileri de değerlendirdi. Babacan, “Bu sadece bizim gözlemimiz değil. Nisan ayında ve Mayıs ayında yapılan toplumsal araştırmalara, kamuoyu yoklamalarına baktığınızda bunun hepsi açık açık görünüyor. Yani onun için bu yandaş medyada yazanlar, yazdıranların bir kıymeti yok. Şimdi bunu neye dayanarak söylüyor? Çok sayıda araştırma var ben ona dayanarak söylüyorum yani. Tabii ne yapacak işte patronları gereği ya da yaptığı iş gereği yazıyor. Onların sıfır değeri sıfır yani orada yazılanların bizim için hiç önemi yok. Arkasına rakamlarla koyuyorsa öyle kendi yönlendirdikleri araştırma şirketleri değil, gerçekten bağımsız tarafsız çalışan araştırma şirketlerinin rakamlarını koyarak konuşuyorsa konuşsun. Yoksa boşa konuşur herkes” dedi.

“Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet, sanal kumara karşı ama aynı Cumhurbaşkanlığı bir imzayla izin veriyor”
İktidarın sanal kumarla mücadelesinin algıdan ibaret olduğunu dile getiren Babacan, “Sanal kumarla mücadele ediyoruz. Algı o. Halbuki yasa dışıyla mücadele ediyorlar. Yasalla bir dertleri yok. Yasalı oynatıyorlar. Geçen iki hafta önceki cuma hutbesinden ya. Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı kime bağlı? Cumhurbaşkanlığı’na bağlı değil mi? Evet. Sanal kumar, sanal bahis diyor hocalar. Türkiye’nin dört binlerinde cuma hutbesinde ‘Çok kötü alışkanlıktır’ diyor. ‘Sanal kumar, sanal bahis’ diyor. ‘Bunlar olmaması lazım’ diyor. ‘Dinimizin emri’ diyor hutbeden, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı. Aynı cumhurbaşkanlığı sanal kumarın oynatmasıyla ilgili imzayı atmış. Bu adamlara sanal kumarı oynatıyor. Şimdi faize nas var da, sanal kumara, kumara bahise, nas yok mu? Erdoğan’ın terminolojisiyle anlatayım yani. İnanılır gibi değil. Hiçbir tutarlılık yok yani” dedi.

Paylaşın

DEM Parti’den Bakan Tunç’un “Umut Hakkı Yok” Sözlerine Tepki

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “umut hakkı”sözlerine tepki göstererek, “Üslubunuz bu süreçte ihtiyacımız olan yapıcı dilden uzak, ne yazık ki zehirleyici bir etki yaratıyor” dedi.

Yılmaz Tunç, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin soruya, “Böyle bir durum söz konusu değil. Böyle bir görüşme de yok” yanıtını verdi.

Adalet Bakanı Tunç’a yanıt Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan’dan geldi. Sosyal medya hesabından Tunç’un açıklamasına tepki gösteren Ayşegül Doğan, “Sayın Bakan, Umut hakkı tartışmasından bağımsız; üslubunuz bu süreçte ihtiyacımız olan yapıcı dilden uzak, ne yazık ki zehirleyici bir etki yaratıyor. Toplum olarak beklentimiz; temsil gücünüzü adaleti tesis etmek için kullanmanız. Polemiğe değil, hukuka ve demokratik uzlaşıya ihtiyacımız var” dedi.

Bakan Tunç ne demişti?

Belirli infaz düzenlemelerinin gündemlerinde olduğunu ancak umut hakkının söz konusu olmadığını ifade eden Tunç, “HSK seçimleri ve başka konular var. Cezaevi şartlarıyla ilgili yasal çerçevede yapılması gerekenler genel olarak söylüyoruz. Ceza İnfaz Kanunu’ndaki düzenlemeleri genişletebiliriz. Bu konudaki çalışmamızı Meclis grubumuzda paylaştık. Meclis’in yaz için ara vermesine zaman var. İnfaz kanununda yapılabilecek hususlar var. Kanun gerektiren bir husus olursa bunlar yürütmenin yetkisinde olan hususlar değil” dedi.

Yılmaz Tunç’un açıklamaları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihli grup konuşmasında Öcalan’a ilişkin “umut hakkı”na dair sözlerini yeniden gündeme getirdi. Bahçeli söz konusu konuşmasında, “Şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, ‘Umut Hakkı’nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.” demişti.

Paylaşın

PKK’nın Silah Bırakması Erdoğan’a Seçim Kazandırır Mı?

Yöneylem Araştırma’nın anketine göre; Erdoğan’ın PKK’nın silah bırakmasıyla başlayan sürecin sonunda yeniden “Cumhurbaşkanı” seçileceğine inananların oranı yüzde 39’da kalırken, inanmayanlar yüzde 45’i buldu.

PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) silah bırakma ve örgütsel yapısını feshetme açıklamasının ardından kamuoyunda başlayan siyasi tartışmalarda, sürecin Erdoğan’a oy desteği kazandıracağı yönünde iddialar gündeme gelmişti. Ancak Yöneylem Araştırma tarafından yayımlanan anket verileri, bu kanaatin kamuoyunda karşılık bulmadığını ortaya koydu.

Ankete katılanların yalnızca %21,2’si sürecin sonunda Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçileceğine “katıldığını”, yüzde 17,5’i ise “tamamen katıldığını” belirtti. Buna karşılık, yüzde 24,5 “hiç katılmadığını”, yüzde 20,2 “katılmadığını” ifade etti. Kararsızlar ve “bilmiyorum” diyenlerin oranı ise toplamda yüzde 16,6’ya ulaşıyor. Böylece Erdoğan’ın yeniden seçileceğine inananların toplamı yüzde 38,7’de kalırken, inanmayanlar yüzde 44,7 ile daha yüksek bir oranda.

Siyaset bilimci ve Yöneylem Araştırma’nın kurucusu Doç. Dr. Derya Kömürcü, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Kamuoyunda sürecin Erdoğan’ın oy desteğinde artışla sonuçlanacağına yönelik bir kanaatin hakim olduğunu söylemek mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu. Kömürcü, “Süreci, kerameti kendinden menkul kehanetler üzerinden değerlendirmemek gerek” diyerek erken yorumların sağlıksız olacağına işaret etti.

Parti tercihlerine göre dağılıma bakıldığında ise çarpıcı farklılıklar dikkat çekiyor. AK Parti seçmeninin yüzde 77,7’si sürecin Erdoğan’ın yeniden seçilmesiyle sonuçlanacağına inanırken, MHP seçmeninde bu oran yüzde 51,6’ya düşüyor. Muhalefet cephesinde ise tablo çok farklı: CHP seçmeninin yüzde 71,7’si, DEM Parti seçmeninin yüzde 68,6’sı, İYİ Parti seçmeninin yüzde 75,3’ü sürecin Erdoğan’a kazandırmayacağını düşünüyor.

Paylaşın

Özel’den Dikkat Çeken “Lozan Ve Anayasa” Mesajı

CHP Lideri Özgür Özel, PKK bildirgesindeki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasına yönelik eleştirilere ilişkin, “Cumhuriyet’i kurmuş bir parti olarak terör örgütünün açıklamalarının muhatabı değilim” dedi ve ekledi:

“Ama bu açıklamalar MİT’le istişare ediliyor, her kelimesi konuşuluyor. Onun için bekleniyor denen açıklamalarda Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle ilgili, Lozan’la ilgili, Anayasa ile ilgili ve geçmişle ilgili çok söz var. O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 11. yılında “Maden Şehitleri Anma Yürüyüşü”ne katıldı. Özgür Özel, yürüyüş öncesi basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

BirGün’ün aktardığına göre; ZHP Lideri Özel, açıklamasında, “11 yıl önce ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’ diyenlerin Soma’yı unuttuğu bir süreçteyiz. Unutmayanlara selam olsun. Soma’da dağın tepesinden reyting kovayalıp da bu meselelerde reyting almayınca Soma’ya sırtını dönenleri çok gördük, dönmeyenlere selam olsun” ifadelerini kullandı.

PKK’nin fesih kararına ilişkin değerlendirmeleri sorulan Özel, “Biz 10 yıllardır tarihsel tutarlılığını koruyan bir partiyiz. Biz terör istemeyiz, biz terörün, teröristin karşısındayız. Biz barış isteriz, biz analar ağlamasın isteriz. Bu Türk de olsa, Kürt de olsa ağlamasın isteriz. Terörle mücadelede harcanan paralar millete harcansın isteriz” ifadelerini kullandı.

“Biz durduğumuz doğru yerdeyiz” diyen Özel, şunları söyledi: “Ne askerden kaçtık, ne bu millet için bir fedakarlıktan kaçtık. Gerekirse canımızı verdik, gün oldu provokasyon yaptılar şehit cenazelerinde belediye işçilerini üstümüze saldılar. Bir santim eğilmedik, bir adım geri atmadık, bir kelime de eksik konuşmadık. O gün ne dediysek bugün aynı noktadayız. Hepsi döndüler dolaştılar, CHP’nin demokratik çözüm, terörsüz Türkiye ve herkes için eşitlik ve demokrasi istediği noktaya geliyorlar.”

“O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim”

PKK bildirgesindeki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasına yönelik eleştirilere değinen Özgür Özel, “Cumhuriyet’i kurmuş bir parti olarak terör örgütünün açıklamalarının muhatabı değilim. Ama bu açıklamalar MİT’le istişare ediliyor, her kelimesi konuşuluyor. Onun için bekleniyor denen açıklamalarda Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle ilgili, Lozan’la ilgili, Anayasa ile ilgili ve geçmişle ilgili çok söz var. O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim” dedi.

CHP Lideri Özel, şunları söyledi: “O açıklamanın altında benim imzam, benim sorumluluğum yok. O açıklamanın altında Abdullah Öcalan’ın parafı varsa Erdoğan ile Bahçeli’nin tuğra gibi imzaları var. Sorumluluğu taşıyacaklar, o açıklamanın hesabını onlar verecek. Biz terörün bitmesini, anaların ağlamamasını, yüzlerin gülmesini, ülkenin hızla kalkınmasını savunan tarafız.”

Paylaşın

Doğurganlık Hızı 1,48’e Geriledi

Doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son sekiz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Doğum İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Canlı doğan bebek sayısı 2024 yılında 937 bin 559 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,4’ü erkek, yüzde 48,6’sı kız oldu.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir. Toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son sekiz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2024 yılında 3,28 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,62 çocuk ile Şırnak, 2,32 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu iller ise 1,12 çocuk ile Bartın ve Eskişehir oldu. Bu illeri 1,15 çocuk ile Zonguldak ve Ankara, 1,17 çocuk ile İzmir izledi.

Toplam doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin altına düştüğü 2017 yılında 57 ilin toplam doğurganlık hızı 2,10’un altında iken 2024 yılında 71 ilin toplam doğurganlık hızı bu seviyenin altında kaldı.

Toplam doğurganlık hızının 1,50’nin altında kaldığı il sayısı 2017 yılında 4 iken 2024 yılında 55 oldu. Toplam doğurganlık hızının 3 çocuk ve üzerinde olduğu il sayısı 2017 yılında 10 iken 2024 yılında sadece Şanlıurfa ili oldu.

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin 1,81 çocuk ile Bulgaristan olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin ise 1,06 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2024 yılında binde 1,48 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 9. sırada yer aldı.

Annenin eğitim durumuna göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızı okuma yazma bilmeyen/okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen anneler için 2,65 çocuk iken en düşük toplam doğurganlık hızı yüksek öğretim mezunu anneler için 1,22 çocuk oldu.

Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’nin (MAKS) kullanılmaya başlanması ile birlikte fiili kent-kır yapısını daha doğru yansıtan, “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır”(1) ayrımında oluşturulan yeni bir sınıflama yapılmıştır.

Kent-kır sınıflamasına göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,83 çocuk iken orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,58 çocuk ve yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde ise 1,39 çocuk oldu.

Kaba doğum hızı binde 11,0 oldu

Kaba doğum hızı, bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade etmektedir. Kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2024 yılında binde 11,0 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2024 yılında 11,0 doğum düştü.

Yaşa özel doğurganlık hızı, belli bir yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir.

Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2024 yılında binde 100 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.

Adölesan doğurganlık hızı, 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2024 yılında binde 10’a düştü. Diğer bir ifadeyle, 2024 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 10 doğum düştü.

Annenin “son iki doğumu arasındaki ortalama süre”(2) incelendiğinde, bu süre 2019 yılında 4,6 yıl iken 2024 yılında 4,7 yıl oldu.

2024 yılında 2. doğumunu yapan annelerin ilk gerçekleştirdiği doğumu ile bu doğumu arasındaki ortalama süre 4,3 yıl oldu. Doğum yapan annelerden 2024 yılında 3. doğumunu gerçekleştirenlerin 2. doğumu ile arasındaki ortalama süre ise 5,4 yıl oldu.

Doğum yapan annelerden 2024 yılında 2. doğumunu gerçekleştirenlerin 1. doğumu arasındaki ortalama sürenin en uzun olduğu il, 2024 yılında 5,4 yıl ile Kırklareli oldu. Bu ili 5,3 yıl ile Çanakkale, 5,1 yıl ile Kütahya, Edirne, Uşak ve Bartın izledi. Annenin 2. ile 1. doğumu arasındaki ortalama sürenin en kısa olduğu il, 2024 yılında 2,7 yıl ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,9 yıl ile Şırnak, 3,0 yıl ile Ağrı ve Muş izledi.

Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2024 yılında 29,3 oldu. İlk doğumunu 2024 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 27,3 oldu.

İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2024 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29,4 ile Tunceli oldu. Bu ili 29,0 yaş ile Artvin, 28,8 yaş ile İstanbul izledi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu iller ise 24,4 ile Şanlıurfa ve Muş oldu. Bu illeri 24,5 yaş ile Ağrı, 25,2 yaş ile Gaziantep izledi.

Çoğul doğum sayısı 2024 yılında 31 bin 109 oldu. Doğumların 2024 yılında yüzde 3,3’ü çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 97,0’ı ikiz, yüzde 2,9’u üçüz ve yüzde 0,1’i dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti. Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2024 yılında doğumların %41,9’unun ilk, yüzde 30,3’ünün ikinci, yüzde 16,0’ının üçüncü, yüzde 11,5’inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.

Paylaşın

Erdoğan’dan “PKK” Açıklaması: Süreci Yakından Takip Edeceğiz

PKK’nın silah bırakma kararına ilişkin konuşan Erdoğan, “İstihbarat teşkilatımız ve diğer birimlerimiz herhangi bir yol kazasının yaşanmaması ve verilen sözlerin tutulması için bundan sonraki süreci de çok büyük bir hassasiyetle takip edecektir” dedi.

Erdoğan “Daha kapsamlı açıklamaları gerek şahsen, gerekse yetkili arkadaşlarımız vasıtasıyla önümüzdeki günlerde kamuoyumuzla da paylaşacağız” diye konuştu. Erdoğan “Kökenlerimiz, kültürlerimiz, inançlarımız farklı olsa da hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci sınıf vatandaşlarıyız” diye ekledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Değerli arkadaşlar, terörsüz Türkiye hedefimize engelleri aşarak, ön yargıları kırarak, fitne ve nifak tuzaklarını bozarak emin adımlarla yürüyoruz. Cumhur İttifakı olarak iç cephemizi tahkim etme amacıyla büyük bir samimiyetle hayata geçirdiğimiz terörsüz Türkiye sürecinde bugün kritik bir eşiği daha aştık. Terör örgütü kendini feshetme ve silahları teslim etme kararı aldığını açıkladı. Alınan kararı ülkemizin güvenliğinin, bölgemizin huzurunun, milletimizin ebedi kardeşliğinin perçinlenmesi adına önemli buluyoruz. Bu açıklamayı Kuzey Irak’la birlikte Suriye ve Avrupa başta olmak üzere örgütün tüm uzantılarını da kapsayan bir karar olarak değerlendiriyoruz.

Terörün ve şiddetin tamamen devreden çıkmasıyla birlikte, başta siyasetin demokratik kapasitesinin güçlendirilmesi olmak üzere, her alanda yeni bir dönemin kapıları açılacaktır. Emperyalistlerin asırlık planları ölümcül bir darbe yiyecek, kardeşliğimize saplanan kanlı hançer inşallah ebediyen sökülüp atılacaktır. Kandan ve gözyaşından beslenenler kaybederken, kazanan milletimiz ve memleketimiz olacak, hatta bölgemizdeki tüm kardeşlerimiz olacaktır. Biz buna gönülden inanıyoruz.

İstihbarat Teşkilatımız ve diğer bilimlerimiz, herhangi bir yol kazasının yaşanmaması ve verilen sözlerin tutulması için, bundan sonraki süreci de çok büyük bir hassasiyetle takip edecektir. Biz de devlet haklı ve ciddiyetiyle gereken takibi anbean yapacağız. Daha kapsamlı açıklamaları gerek şahsen, gerekse yetkili arkadaşlarımız vasıtasıyla, önümüzdeki günlerde kamuoyumuzla paylaşacağız. Şunu tekrar vurgulamak isterim. Kökenlerimiz, kültürlerimiz, inançlarımız farklı olsa da, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci sınıf vatandaşlarıyız. Hep beraber Türkiye’yiz ve biz birlikte güçlüyüz. Bu duygudaşlığı, bu kaderdaşlığı ve kardeşlik şuurunu yücelttiğimiz takdirde, Allah’ın yardımıyla Türkiye’nin bileğini hiçbir güç bükemeyecektir.

Burada bir zafiyet yaşanırsa o zamanda bize kimse yardım edemez. Bu hakikati hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. İktidar ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye’yi 40 yıldır kanayan bu yarasından kurtarma noktasındaki kararlılığımızı tekrar vurguluyorum. İlk günden itibaren terörsüz Türkiye çalışmalarına samimiyetle sahip çıkan İttifak Ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli başta olmak üzere tüm genel başkanlara, siyasi partilere, medya mensuplarına, emeği olan herkese şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

“Riskleri azaltan bir anlayışla hareket etmeyi sürdüreceğiz”

Sayın Devlet Bahçeli’ye Cumhuriyetimizin 102. yılına ithafen kabinemize gönderdiği şanlı bayrağımızın nakşedildiği anlamlı gül buketi için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum. Bundan sonra yapılacak çalışmaların şimdiye kadarkinden daha yüksek dikkat, özen, sabır ve sorumluluk gerektirdiğinin gayet farkındayız. Menzile varıncaya kadar umudu büyüten riskleri azaltan bir anlayışla hareket etmeyi sürdüreceğiz. İlgili kurumlarımızın çalışmaları, siyaset kurumunun müspet katkısı, aziz milletimizin de hayır duasıyla inşallah bu meseleyi artık tamamen geride bırakmayı ümit ediyoruz. Bu vesileyle vatanımızın bekası, devletimizin bölünmez bütünlüğü ve milletimizin istikbali uğrunda can veren kahraman şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum. Aynı kutlu mücadelede yaralanan gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Sınırlarımız içinde ve ötesinde fedakarca görev yapan tüm güvenlik güçlerimize Rabbim’den merhamet diliyorum. Rabbim ayaklarına taş değdirmesin niyazında bulunuyorum.

Örgütün kendini fesih ve silah bırakmasıyla artık bir daha yıllar boyunca neredeyse her gün ocaklara ateşlerin düştüğü günler geride kalmıştır. İnşallah terör yüzünden anne, eş, evlat yüreklerinin cayır cayır yandığı haberleriyle bir daha karşılaşmayacağız. Dolayısıyla bugün açıklanan kararın en büyük kazananlarından biri şehit yakınlarımız, gazilerimiz, güvenlik güçlerimiz, Diyarbakır annelerimiz, onların yavruları. Tek başına bu hakikat bile verilen mücadelenin ve gelinen aşamanın hem insani hem tarihi önemini göstermeye yeterlidir.

Aynı şekilde sürecin bir diğer önemli kazananı, yıllarca terör sebebiyle evlatlarını kaybeden, maddi manevi nice sıkıntılara maruz kalan evinden, yurdundan olan Kürt kardeşlerindir. Fiilen biten terörün kalan gölgesinin de bu şekilde üzerimizden kalkmasıyla, 86 milyon hep birlikte aynı ortak hayallere, aynı ortak hedeflere, aynı ortak değerlere sahip bir şekilde geleceğe yürüyeceğiz. Cenab-ı Allah yolumuzu açık, bahtımızı açık etsin diyorum. Rabbim 86 milyonun tamamını korktuklarından emin, umduklarına nail eylesin diyorum. Bu düşüncelerle kabine toplantımıza katkı veren tüm arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın