13 Yaş Altına “Sosyal Medya” Yasağı Geliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, sosyal medya düzenlemesine ilişkin yaptığı açıklamada, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini öngördüklerini ifade etti.

Abdulkadir Uraloğlu, 13 – 16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti. Uraloğlu, konuya ilişkin, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenen sosyal medya kullanımına ilişkin yeni düzenlemenin ana hatlarını paylaştı.

Habertürk canlı yayınında konuşan Uraloğlu, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini, 13-16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de sosyal medya kullanımının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu alanda oldukça meraklıyız, dünya sıralamasında nüfusa oranla önemli bir yerimiz var” dedi.

Hazırlanan düzenlemenin yasaklayıcı değil, çocukları ve gençleri korumaya yönelik bir perspektifle geliştirildiğini belirten Uraloğlu, “Yasakçı bir zihniyet değiliz, düzenleme ve koruma refleksiyle hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, şirketlerin Türkiye’nin alacağı kararları uygulamaya hazır olduklarını ilettiklerini söyledi. Uraloğlu, “Uygulanamayacak bir talepte bulunmanın anlamı yok. Platform temsilcileri ‘ülke ne karar alırsa, uyarız’ diyorlar” şeklinde konuştu.

Gündemdeki diğer bir başlık ise kamu personelinin mesai saatleri içerisinde sosyal medya kullanımı.

Uraloğlu, bu konuda da bazı düzenlemelerin değerlendirildiğini belirtti. Gençlere yönelik filtreleme gibi önlemlerin birçok ülkede uygulandığını hatırlatan Uraloğlu, Türkiye’nin de benzer bir yönelime girmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Yasal hazırlıkların sürdüğünü belirten Uraloğlu, söz konusu düzenlemenin bu yasama dönemine yetişmeyeceğini ancak önümüzdeki yasama yılında Meclis’in takdirine sunulacağını açıkladı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Açıklaması: Uzlaşmaya Hazırız

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız” dedi ve ekledi:

“Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katıldığı Hollanda’nın Lahey kentinden dönüşte uçakta gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı:

“ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığınız görüşmeyi sormak istiyorum. Trump birkaç kez sizin gıyabınızda, sizinle ilgili çok mültefit sözler söylemişti. Bu sözlerden sonra ilk kez buluştunuz. Nasıl bir atmosferde gelişti görüşmeniz? Yine size yönelik sıcak mesajlar verdi mi? Gazze konusunda siz her zaman bu konuya dikkat çeken liderlerin en başında geliyorsunuz. Trump ile görüşmenizde de yine Gazze konusunda, Gazze’deki soykırımın sona erdirilmesi konusunda, bir irade beyanınız oldu mu? Nasıl gerçekleşti görüşme?

Dostum Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Trump ile ikili ilişkilerimizden NATO ortaklığına, bölgesel ve küresel meselelere kadar pek çok başlığı ele aldık. Biliyorsunuz, ABD ile 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak arzusundayız. Bölgemizdeki çatışmaları ve gerilimleri ele alma fırsatı bulduk. İsrail-İran arasındaki ateşkesteki gayretlerine atıfta bulunarak, Gazze ve Rusya-Ukrayna’daki çatışmaların sonlandırılması konusunda da aynı gayretin beklendiğini ifade ettim. Gazze’deki insani krizin sona erdirilmesinin önemini vurguladık. Türkiye’nin bu konuda tarihi ve vicdani sorumluluğu var. Bu vahşet devam edemez.

Gazze’de kan durmadıkça hiç kimse kendini güvende hissedemez. Birileri rahatsız olsa da biz bu gerçekleri söylemekten çekinmeyeceğiz. Çözüm perspektifiyle yaklaşıldığında, adil ve kalıcı çözüme ulaşabiliriz. Yeter ki diyalog kanallarını açık tutalım ve çözümü isteyelim. Özellikle bölgemizin yeni gerilimlere, çatışmalara kesinlikle tahammülü yoktur. İsrail, insani yardımların gönderilmesinde Kızıl Haç’a dahi engel oluyor. Bunun üzerinde de durduk. Bölgemizin ihtiyacı, daha fazla barış, daha fazla huzur ve daha fazla istikrardır. Tüm bu konularda çözümleri içeren yaklaşımımızı Sayın Trump’a aktardık ve kendisinden bu konuda destek bekliyoruz. Trump önerilerimize olumlu yaklaştı.

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında, içeriden bilgi aldığı gerçeği ortaya çıktı. Dolayısıyla saldırıların ilk saatlerinde İranlı üst düzey komutanlar öldürüldü. Türkiye, 15 Temmuz’da büyük bir badire atlattı ve o günden beri FETÖ ile çok ciddi mücadele ediyor. Ancak yakın zamanda FETÖ’ye yönelik bir operasyonda, 174’ü muvazzaf, 176 askeri personel gözaltına alındı. İran’daki bu durumu göz önünde bulundurarak, FETÖ ile mücadeleye yeni bir ivme kazandırmak söz konusu mu?

15 Temmuz’dan bu yana devletimizin tüm kurumlarında FETÖ ile mücadele, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ve bildiğiniz gibi kararlılıkla sürdürülüyor. Son operasyonlarda da örgütün hala çeşitli yapılara sızma girişimlerinin sürdüğünü görüyoruz. Bu konuda hiç rehavete kapılmadık, kapılmayacağız. FETÖ’nün ülkemiz için nasıl büyük bir tehdit olduğu, bugün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu örgüte acınırsa, acınacak hale düşeceğimizi her zaman ifade ettim. Bizim bu FETÖ tehdidine dikkat çekmek için yaptığımız açıklamaları çarpıtanlar oldu.

Ama sonuçta haklı çıkan, hep biz olduk. Türkiye bu beladan önünde sonunda tamamen kurtulacaktır. Bu örgütü kurumlarımızdan büyük oranda tasfiye ettik, kalıntıları da temizliyoruz. Kolluk ve istihbarat birimlerimiz son derece titiz bir çalışma yürütüyor. Hangi kılığa girerlerse girsinler, hangi taşın altına saklanırlarsa saklansınlar, bu mücadele hedefine ulaşacaktır. 15 Temmuz ruhunu neden unutmamak ve unutturmamak gerektiğinin, son operasyonlardan sonra herkes tarafından anlaşıldığını sanıyorum. Çünkü tehdit sadece o geceyle sınırlı değildi. Bunu ilk günden anladık ve anlatmaya çalıştık, çalışıyoruz. Düşman uyumuyor. Dolayısıyla biz de uyumayacağız.

İran-İsrail savaşı gösterdi ki, hava hakimiyeti bu tip çatışmalarda oldukça belirleyici bir unsur. Bizi çok yakından ilgilendiren iki konu da var; biri F-35’ler, diğeri de hava savunma sistemleri. Bu noktada F-35 programına dönme ihtimali var mı? Dünkü görüşmenizde ABD Başkanı Donald Trump ile hiç bu konu gündeme geldi mi? Aynı şekilde Rusya’dan satın aldığımız S-400’ler bu ihtiyacı karşılamak için acaba yeterli olur mu? Zirve sonrası basın toplantınızda bu konuya biraz değindiniz aslında. Bu noktada müttefikler arası kısıtlamaları kaldırma zamanı geldi mi sizce?

Hava savunma sistemi sadece S-400 ile bitmiyor. Bunu son günlerde kamuoyumuz da yakından gördü. Çok katmanlı bir sistemler bütünü oluşturmanız şart. Çeşitli irtifalarda füzelerimizin olması ve bunları da bir vücudun organları gibi uyumlu çalışması çok önemli. Biz ülkemizi bir noktaya kadar getirdik, ancak bununla yetinmiyoruz. Füze kabiliyetlerimizi artırmamız lazım. Sistemler sistemini, yani ‘Çelik Kubbe’mizi inşa ediyoruz. Farklı irtifalardaki hava savunma sistemlerini, algılayıcılarımızı, elektronik harp sistemlerini bir araya getirerek sistemler sistemini hayata geçiriyoruz.

Bizim bu noktada yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz SİPER’lerimiz, KORKUT’larımız, HİSAR’larımız, SUNGUR’larımız ve nice güzide silah sistemlerimiz bulunuyor. Biz, ‘nasıl olsa birinden alırız’, ‘nasıl olsa paramız olduğu müddetçe bize bu sistemleri satarlar’ anlayışıyla köşemizde otursaydık, bunlar olur muydu? Olmazdı. Gün oldu, paramızla müttefiklerimizden silah alamadık. ‘Kendimiz yaparız, hem de en iyisini yaparız’ dediğimizde, bizimle dalga geçenler oldu. Kendi İHA’mızı, SİHA’mızı, milli muharip uçağımızı, KAAN’ı ürettik. Bazıları KAAN’a başladığımızda, onu ‘kalorifer peteği’ diye aşağılamaya kalktılar.

Bunları hep birlikte yaşamadık mı? KAAN bugün göklerde. Her projenin engellenmesi için beşinci kol faaliyeti yürütenleri benim milletim çok iyi biliyor. Biz F-35’lerden de vazgeçmiş değiliz. Projeye dönüş ile ilgili niyetimizi muhataplarımızla görüşüyoruz. F-35 programı, teknik olduğu kadar siyasi bir süreçtir. Türkiye haksız yere program dışı bırakılmıştır. Müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan bu adımı hep eleştirdik. Sayın Trump ile yaptığımız görüşmelerde konuyu ele aldık, teknik düzeyde görüşmelere başlandı. İnşallah ilerleme sağlayacağız.

Savunma sanayiindeki dışa bağımlılığı azaltan hamleleriniz var siz de anlattınız. Enerjide dışa bağımlılığı azaltan adımlarınız, bu konuda da termik santraller, nükleer santraller, HES’ler, Karadeniz’de doğal gaz, Gabar’da petrol sondaj çalışmalarımız hızla devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın kapacağı iddiaları üzerine enerjide küresel kriz beklentisi yaşandı. Biz şu an kendi kaynaklarımızla enerjide tam bağımsızlık noktasına doğru ilerliyoruz. Olası bu tarz küresel enerji krizlerinde Türkiye, böyle fırtınalı ortamları kendi yerli imkanlarıyla atlatabilecek seviyeye nasıl gelir?

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması büyük sıkıntı oluşturur. Biz, İran’ın böyle bir adım atmayacağına inanıyoruz. Son gerilim enerji arz güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Türkiye olarak biz kendi enerji kaynaklarımızı artırmak için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Gabar’daki petrolden Karadeniz’deki doğal gaza kadar birçok noktada üretim yapıyor ve bunu artırmaya gayret ediyoruz. Diğer taraftan da petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerimizi ciddiyet ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Enerjide tam bağımsız olma hedefiyle ithalatımızı düşürmek, üretimimizi artırmak için çaba içindeyiz.

Nihai hedefimiz ise Türkiye’yi kaynakta ve teknolojide ihracatçı bir ülke haline getirmektir. Yaşananlar enerjinin ülkeler için beka meselesi olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur. İki gün önce bir dedikodu yayıldı, dediler ki; ‘İran doğalgazı kesti.’ Bu konuyu derhal Enerji Bakanımla görüştüm; o da muhatabıyla temas kurdu. Aslında böyle bir durum yok. Biz ayrıca İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’la görüşmemizi yaptık. Bizim doğal gazımızı kesme gibi bir durumun olacağına asla ihtimal dahi vermiyoruz. Şu anda bizim İran’dan doğal gazımız geliyor. Herhangi bir sıkıntımız yok.

Rusya-Ukrayna savaşının diplomasi yoluyla sonlandırılmasına yönelik gayretlerinizin süreceğini ifade ediyorsunuz. Bu çerçevede Türkiye’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmek için önümüzdeki süreçte somut hangi diplomatik adımları atması planlanıyor? Özellikle İstanbul sürecinin yeniden canlandırılması yönünde bir girişim yakın vadede olacak mı?

Artık biz kesin karalı bir şekilde diyoruz ki, ‘Bu savaş bitmeli.’ Bölge, artık bunları kaldıramaz. Adil ve kalıcı barış bölgede inşa edilmelidir. Herkes barışın peşini bıraksa dahi biz bırakmayacağız. Türkiye, çatışmaların çözümünde diplomasiye önem ve öncelik vermekte. Bölgemiz, istikrarsızlık ve çatışma kotasını çoktan doldurmuştur. Artık istikrar inşa ederek, barış kapılarını ardına kadar açarak, bölgemizi ve dolayısıyla dünyamızı rahatlatmak gereklidir. Herkesin beklentisi bu. Hele hele Türkiye’den beklenen de bu. Ukrayna da Rusya da bize güvendiklerini defalarca ortaya koydular. İstanbul’da yapılan görüşmeler barışa yönelik bir kapı aralamıştır.

Sahada diplomasinin alanını daraltan gelişmelerin yaşandığının farkındayız ancak, barış için küçük bir umut bile olsa onun peşinden gideriz. Kaldı ki Ukrayna – Rusya savaşında barışın sağlanması için kanaatimizce küçük bir umuttan daha fazlası mevcuttur. Biz tarafları yeniden bir araya getirmek için çalışacağız. Çözüm için iğneyle kuyu kazmak gerekse dahi bunu yapacağız. Nihai hedefimiz liderler düzeyinde bir buluşmayı ülkemizde gerçekleştirmek ve özlenen barışı inşa etmektir. Görüşmemizde ABD Başkanı Sayın Trump’a da bunları söyledik. ‘Eğer çözüm için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin İstanbul’a veya Ankara’ya gelirse, ben de İstanbul’a veya Ankara’ya gelirim.’ dedi. Gerekli görüşmeleri yapıp bir an önce buluşmayı inşallah sağlarız.

Neredeyse bütün toplantılarınızda, uluslararası organizasyonlarda Gazze’deki vahşete, drama dikkat çekmişsiniz. Buna ayna tutuyorsunuz, kamuoyunda daha fazla konuşulması için elinizden geleni yapıyorsunuz. İsrail de Gazze’ye soykırım ve katliamlarından vazgeçmiyor. Yakın dönemde Gazze’de bu dramı sonlandıracak bir ateşkes öngörüyor musunuz?

Bütün derdimiz, heyecanımız o. Dikkatlerin başka alanlara çekildiği dönemlerde dahi Gazze’nin unutulmasına biz müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Ben de arkadaşlarım da sürekli Gazze’deki arkadaşlarla irtibat halindeyiz. İsrail’in sistematik işkencesine şahit oluyoruz. İnsanlara sınırlı da olsa yardım dağıtılan noktaları bile vuruyorlar. Hepsi bir tarafa, Kızıl Haç’a bile bu konuda engel oluyorlar ve atılacak adımlara yol vermiyorlar. Herkesin gözü önünde yaşanan bu soykırım, insanlığın utancıdır.

Açlıktan inleyen çocukların çığlıkları, artık duyulmak zorundadır. İsrail’e artık ‘dur’ demek mecburiyetindeyiz. Bunun hesabını biz tarihe veremeyiz. Maalesef bu zulme, bu barbarlığa, bu caniliğe insanları alıştırıyorlar. Biz alışmayacağız. İsrail zulmünü kanıksamak en büyük yanlıştır. Biz bu zulme elimizle, kemiğimizle, dilimizle, fikrimizle, aksiyonumuzla, ruhumuzla isyan etmeye devam edeceğiz. Türkiye, barışın tesisi için, diplomatik tüm olanakları kullanmaya ve uluslararası iş birliğine öncülük etmeye hazır. Daha önce de söyledim, Gazze özgür olacak ve Filistin toprağı olarak özgürce yaşayacak.

Efendim benim birbiriyle ilişkili iki sorum olacak, müsaadenizle. Birincisi, yine Trump’la olan zatıalinizin yakın diyalogunuz, Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl etki ediyor? Nasıl bir katkı sağlıyor? İkincisi de Amerika Birleşik Devletleri’yle bu bağlamda özellikle Suriye’nin geleceği, SDG’nin Şam’a entegrasyonu gibi kritik konularda bir iş birliği imkanı oluştu mu?

Dostum Trump’la Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz. Şunu çok açık, net söylemem lazım. Trump’la bizim aramızda telefon diplomasisindeki süreç, bugüne kadar 24 saati geçmemiştir. Aradık mı, 24 saat içerisinde karşı taraf hemen döner. Zaten sağ olsun ABD’nin Türkiye’deki yeni büyükelçisi bu konularda çok hassas. Ülkelerimizi kalkındıracak adımları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Suriye başta olmak üzere bölgesel konularda özellikle Suriye Demokratik Güçleri’ne dair hassasiyetlerimizi Amerikan tarafına her düzeyde net bir şekilde ilettik, iletiyoruz. Türk-Amerikan ilişkileri dönemsel farklılıklar gösterse de her zaman stratejik öneme sahip olmuştur.

Sayın Trump ile yürütülen yapıcı temaslar bazı zorlu konularda anlayış köprülerinin kurulmasına da imkan tanımıştır. Sayın Trump ile Riyad’daki buluşmada, ki biz de davet edilmiştik fakat gidemedik sonra çevrimiçi katıldık, böylesi bir durum olmuştu. Yani Suriye konusu bizim için çok önemli. Türkiye’nin Suriye ile uzun bir sınır hattı, tarihsel ve kültürel bağları bulunuyor. Bu faktörler Suriye’de yaşanan her durumun bize yansımasını beraberinde getiriyor. Maalesef son yıllarda bize yansıyan Suriye’deki olumsuzluklar ve acılar oldu. Bu dönemde gerek Dışişleri Bakanım, gerek Savunma Bakanım, gerek İstihbarat Başkanım sürekli olarak Suriye’yle yoğun bir irtibat halinde oldular. Suriye’nin yeniden bir ve bütün hale gelmesi, istikrar ve huzurun inşa edilmesi için yeni yönetimi destekliyoruz. Yeniden bir ve bütün Suriye oluşturmanın olmazsa olmazı da toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

Bütün bunları sağlamak için Suriye yönetimi bütün silahlı grupların Suriye ordusu çatısı altında bir araya gelmesi ve Suriye’nin birlik, bütünlüğü için çalışmalarını hedefleyen adımlar attı. Suriye Demokratik Güçleri’nin de bu fırsatı değerlendirmesi kendileri açısından doğru olandır. Nitekim bugün Sayın Macron’la yaptığımız görüşmede de bu konuları etraflıca ele aldık ve Sayın Macron da özellikle Suriye ile olan bu ilişkilerde daha aktif rol alacağını özellikle vurguladı. Bu konularda beraberce neler yaparız, bunları da kendisiyle konuştuk. Hatta hatta Kıbrıs’ı konuştuk. Kendisi Gazze konusunda İsrail ile görüşeceğini ayrıca söyledi. Biz de ‘bu adımı atarsan buna müteşekkir oluruz’ dedik.

2026 yılında NATO’ya ev sahipliğimiz söz konusu. Zirvenin gerçekleştirilmesi için düşünülen bir şehir var mı? Başkent Ankara olabilir mi? Yoksa İstanbul, Antalya?

Bu konuyla ilgili değerlendirmeleri yapar, seçeneklerimizi gözden geçirir ve nihai kararımızı veririz. Türkiye’ye yakışan bir NATO Zirvesi organize edeceğimizden hiç şüphemiz yok. Türkiye, bu tip uluslararası programları gerçekleştirme konusunda derin tecrübeye sahiptir. Çeşitli şehirlerimizde kendinden söz ettiren böylesi büyük organizasyonlara imza attık. NATO Zirvesi için de kolları sıvamış durumdayız.

Ben de ‘Terörsüz Türkiye’ süreci ile ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Aslında şu son yaşanan gelişmeler bu sürecin ne kadar önemli, ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Planladığınız şekilde gidiyor mu ‘Terörsüz Türkiye’ süreci? Bunu sormak istiyorum efendim. Özellikle önümüzdeki süreçte silah bırakmayla ilgili somut bazı adımlar görebilecek miyiz? İran’la ilgili ortaya çıkan yeni durum, yeni denklemin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine nasıl bir yansıması olur?

Cumhur İttifakı olarak ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik çalışmaları dış etkilerden uzakta tutmaya gayret gösteriyoruz. Yapıcı, kararlı, sabırlı ve iyimser bir şekilde yola devam ediyoruz. Silah bırakma konusuyla güvenlik birimlerimiz yakından ilgileniyor. Meclis’te de büyük bir anlayış birliği oluştu; sürece destek üst seviyede. Bu konuyu gündelik siyasetin yıpratıcı polemik alanına çekmemek lazım. Bunun gibi milli bir meselede, milli hassasiyetler ön plana çıkmalı. Bakın, siyaset sahnesinde her şey gelip geçer, ama böyle bir sorunun çözümde rol almak, milli hafızada ebediyen hayırla yad edilir.

Biz, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine böyle bakıyoruz. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin ufuk açan söylemlerini ve DEM heyetinin sorumlu tavrını sürecin başarısı açısından çok kıymetli buluyoruz. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim: Türkiye artık iç cephesini daha sağlam hale getirme yolunda önemli bir mesafe almıştır. Süreç daha tamamlanmamıştır ve provokasyonlara karşı dikkatli olunması şarttır. Çevremizde yaşanan son hadiseler, iç cepheyi güçlendirme çağrımızın ne kadar isabetli bir tutum olduğunu göstermiştir. Yaşananlar ülkemizde ‘Terörsüz Türkiye’ye olan ihtiyacı ortaya koymuş ve desteği artırmıştır. Bundan sonra ülkemizin aydınlık bir geleceğe doğru yürüyüşünde daha güçlü adımlar atacağız. Önümüzdeki hafta nasip olursa DEM heyetiyle benim bir görüşmem olacak.

‘Terörsüz Türkiye’ konusuyla ilgili konuşacağımız bazı konular var. Bizim bu konuda herhangi bir şüphemiz yok. Biz bir defa öyle bir düzlemde gidiyoruz ki, inancımız bu işi çözmek. Buna inanmış durumdayız. Dışişleri Bakanımız Hakan Bey, MİT Başkanımız İbrahim Bey, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Paşa ile bu konuda uyumlu bir çalışmamız söz konusu. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder’le, biliyorsunuz, Pervin Buldan beraberce ziyarete gelmişlerdi. İyi ve samimi bir görüşmemiz olmuştu. Arkasından maalesef rahmetli Sırrı Süreyya Önder hastaneye yattı. Önümüzdeki hafta yapacağımız görüşmeden de güzel neticeler çıkaracağımıza inanıyorum. Meclis’te kurulacak komisyonla ilgili olarak da bizler, bir arkadaşımızı görevlendireceğiz ve bu süreci inşallah başarıyla devam ettireceğiz.

Anayasa konusuna değinmek istiyorum. Memur-Sen’in 30. yıl vefa buluşmasında yakın siyasi tarihin ve önemli dönüm noktalarının bir özetini yaptıktan sonra “Hedefimiz uğruna bedel ödeyerek elde ettiğimiz bütün kazanımların yeni anayasada daha sağlam bir güvenceye kavuşturulmasıdır.” dediniz. Şimdi biraz daha anayasa tasavvurunuzu açmak ister misiniz?

Bizim mevcut Anayasamız biliyorsunuz olağanüstü bir dönemde ve darbe sonrası şartlarda kaleme alındı. Yıllar içerisinde yapılan değişiklikler, Anayasayı kırk yamalı bohçaya çevirdi. Yeni anayasa talebi aslında milletin siyaset kurumundan aldığı bir söze dayanıyor. Siyasetçiler olarak milletin huzuruna her çıktığımızda yeni anayasa yapmayı vadettik. Bu sadece bizim vaadimiz değil. Diğer partiler de bu sözü verdi. Partimiz bünyesinde oluşturduğumuz komisyon, çalışmalarına başladı ve temel ilkeleri de belirledi. Ancak bu süreçte muhalefet partilerinin yapıcı ve samimi katkısı çok çok önemli. Bunu bekliyoruz. CHP’nin mevcut yaklaşımıyla bu zeminin oluşup oluşmayacağına dair değerlendirme kamuoyunun takdiridir.

Bunun kararını biz veremeyiz. Biz diyoruz ki; artık bu millet darbe anayasasından tamamen kurtulsun. Siviller, sivil siyaseti ve demokrasiyi güçlendiren bir anayasa yapsınlar. Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız. Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.

Türkiye, dünya siyasetinde önemli roller üstleniyor. Dünya barışı için her zaman elini taşın altına koyuyor. Bunu Rusya-Ukrayna Savaşında gördük. Bunu İran-İsrail arasında yaşanan çalışmalarda gördük. Türkiye bunlarla uğraşırken bir yandan da iç cepheyi güçlendirmeye çalışıyor. Ancak ana muhalefete baktığımızda, ana muhalefet cephesinde enteresan bir karışıklık ve bu meselelerle alakalı çok uluslu görüşler var. Ben sizin bu konudaki değerlendirmenizi rica ediyorum.

CHP maalesef bugün mefluç olmuş halde. Şimdi bakıyorsunuz işte birileri “4 yıldan sonra ben tekrar geri dönüyorum” diyor. Bir diğerleri ‘Acaba kimler gelir?’ diyor. Türkiye’nin temel meseleleriyle ilgili söyleyecek sözü kalmamış, koskoca partiyi bir avuç ‘ikbal avcısının’ ihtiraslarına esir etmiş durumdalar. Çevremizde onca hadise yaşanırken CHP’den ‘biz de böyle düşünüyoruz’ tarzı bir yaklaşım gördünüz mü? Bir öneri getiremiyorlar, çünkü herhangi bir fikirleri yok. Siyaseti sadece kendi sığ havuzlarından ibaret sanıyorlar.

Okyanustan habersiz lafla peynir gemisi yüzdürmeye çalışıyorlar. Kavga etmekten hizmet etmeye fırsat bulamıyorlar. Yönettikleri belediyeler, hepsi iflas bayrağını çekmiş durumda. Durumlar hiç iyi değil. Yolsuzluk, usulsüzlük, haraç ve rüşvet almış başını gidiyor. İşte son zamanlarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ortaya koyduğu deliller, belgeler hepsi ortada. Sadece İstanbul değil, başka iller de ne yazık ki durum felaket. 13 yıl boyunca önünde düğme ilikledikleri bir şahsa yaptıkları karşısında ürkmemek, hicap duymamak mümkün değil. Değerli arkadaşlar, ne demişler? Bizans’ta oyun, CHP’de kavga bitmez.”

Paylaşın

“Kobani Davası”nda Gerekçeli Karar Açıklandı: 32 Bin Sayfa

16 Mayıs 2024’te karara bağlanan Kobani Davası’nda gerekçeli karar açıklandı. Karar metni 32 bin sayfayı aşarken, avukatlar, AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere çok sayıda siyasetçinin mahkum edildiği Kobani Davası’nda gerekçeli karar, kararın açıklanmasından bir yıl sonra tamamlandı.

Kısa Dalga’nın haberine göre, kararın açıklanmasıyla, bir üst mahkeme olan istinaf makamına başvuru süreci resmen başlamış oldu. Sanık avukatları, kararı bekledikleri bu süreçte, dosyayı üst mahkemeye taşıyarak mahkumiyetlerin bozulması ve müvekkillerinin tahliyesi için itirazda bulunabilecek.

Gerekçeli kararın hacmi dikkat çekiyor: Karar metni 32 bin sayfayı aşıyor. Avukatlar, bu kapsamlı metni inceleyip AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Kobani Davası kapsamında siyasetçilere verilen cezalar şöyle:

Selahattin Demirtaş: 42 yıl
Figen Yüksekdağ: 32 yıl 9 ay
Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Emine Ayna: 12 yıl
Ahmet Türk: 10 yıl
Ali Ürküt: 13 yıl 4 ay
Alp Altınörs: 18 yıl
Ayla Akat Ata, Aynur Aşan: 9 yıl 9 ay
Mesut Bağcık, Nezir Çakar, Ayşe Yağcı, Meryem Adıbelli: 9 yıl
Bülent Parmaksız: 23 yıl
Günay Kubilay, İsmail Şengül: 20 yıl 6 ay
Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeki Çelik, Zeynep Karaman: 22 yıl 6 ay
Cihan Erdal, Dilek Yağlı: 16 yıl

Özellikle son infaz düzenlemeleri ve çözüm sürecine dair tartışmalar, dosyada yeni gelişmelere kapı aralayabilir. Bazı kaynaklar, mahkumlara “yatarı kadar ceza” verilerek tahliye ihtimalinin değerlendirildiğini aktarıyor.

Gerekçeli kararın tamamlanmasından sadece bir gün önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un DEM Parti heyeti ile görüşme yapması da dikkat çekti. Görüşmede cezaevi sorunlarının ele alındığı açıklanırken kulislerde Kobani Davası’nın gerekçeli kararının yazılması konusunun da gündeme geldiği belirtiliyor.

Paylaşın

Dervişoğlu: Türkiye’de Hukuk Devletinin İki Eksiği Var; Biri Hukuk Diğeri Devlet

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’de hukuk devletinin iki eksiği var; biri hukuk diğeri devlet” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“TBMM’de 18 Haziran’da söz alan DEM Partili bir milletvekili, milletimizi ve şanlı tarihimizi hedef alan bir konuşma yapmış, Türkiye’yi soykırımcılıkla Talat Paşa’yı da katillikle itham etmiştir. İYİ Parti olarak TBMM Başkanlığı’na yaptığımız müracatla söz konusu konuşmanın Meclis tutanaklarından çıkarılmasını, iftira nitekli beyanların sahininin Meclis içtüzüğüne göre cezalandırılmasını talep ettik. Ayrıca Meclis başkanı ile birlikte Meclis’te grubu bulunan partilere ziyaretlerde bulunarak konu ile ilgili hassasiyetlerimizi kendilerine ilettik.

Torbacı iktidarımız dur durak bilmiyor. Geçtiğimiz hafta koalisyondan geçirdikleri torba kanun teklifiyle, AK Parti iktidarının semirttiği holdinglerin menfaatlerine göre yasa yapılmaya çalışılıyor. Nerede devlet aklı, nerede kamu yararı, nerede temel hakların korunması? Yalanla ve talanla yarattığınız tek adam rejiminizi de devleti şirkete, milleti ırgata çevirdiniz.

Çıkarılmak istenen yeni yasayla birlikte vatanı yağma etmekte yeni bir aşamaya geçmek isteyen iktidardan bahsediyorum. Türk milletine çağrıda bulunuyorum. Tarlanıza çökecekler. Birkaç damla mavi mürekkeple atacakları imzayla çökecekler. Türkiye tarihi boyunca üreterek yaşamak zorunda olan bir millet olmuştur. Bu topraklar bereketlidir ancak bunların yağmasına hiçbir toprak parçası yetmez.

Zeytin sadece kendi sofralarına gelmesi gereken bir nimete dönüşüyor. Zeytin ağaçlarını taşıyacaklarmış. Nereye taşıyacaksınız? Beştepe’deki sarayın bahçesine mi? Anadolu toprağı, sizin offshore hesabınızdaki para mıdır ki taşıyacaksınız. Ne Anadolu’muz ne de Cumhuriyet tarihimiz böylesini görmemiştir.

İsrail lobisi İran’ı on yıllarca ABD’de tartıştırmıştır. İsrail lobisi bu son saldırısıyla da amacına ulaşmıştır. Aynı lobinin kimi unsurları son yıllarda özellikle Suriye üzerinden dillerini Türkiye’ye dolamaya başlamıştır. İsrail’in bir sonraki hedefinin Türkiye olduğu yönündeki söylemler, bu tehlikeli kampanyaya odun taşımaktır.

Sağlık politikaları iflasın eşiğine gelmişken, milletimiz MR sırası için bir yıl sonraya gün alabiliyorken, devlet hastanelerinde ameliyat olmak için aylarca beklemek gerekiyorken, özel hastaneler uyguladıkları fiyatlarla erişimi imkansız hale gelmişken; Sağlık Bakanı’nın aklına ne hikmetse Şam gelmiştir. Şam’da 300 yataklı kalp damar hastanesi açacaklarını söylemiştir. El insaf. Gerçekten el insaf.

Türkiye’de hukuk devletinin iki eksiği var; biri hukuk diğeri devlet. Son günlerde yaşadığımız bu durumun ikinci örneği hukuksuz tutuklamalardır. Onun da son temsilcisi Gazeteci Fatih Altaylı olmuştur.”

“Polemiğe girmek istemiyorum…”

İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun ‘bütünleşik muhalefet’ çağrılarına ilişkin olarak ise Dervişoğlu, şunları söyledi: “Sizin aklınıza geliyor mu bütünleşik muhalefet kavramını ilk benim söylediğim? Demek ki ortaya koymuş olduğumuz ifadeler ve temeliyle dikkat çekiyor. Polemiğe girmek istemiyorum, doğru bir yerde buluşmanın önemine işaret ediyoruz.”

 

Paylaşın

Özel, Anket Sonucunu Paylaştı: CHP, AK Parti’nin 5,5 Puan Önünde

Marmara Cezaevi önünde basın mensuplarına konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir” dedi ve ekledi:

“İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti. Özel, ziyaretin ardından basın mensuplarına konuştu.

Özel, “Ekrem Başkanımızın özellikle kendisiyle ilgili değil ama çocuklarından ayrı annelerle ilgili, rehin alınan evlatlarla ilgili çok ciddi bir rahatsızlığı var. Diyor ki, ‘Ben bütün yükü tek başıma sırtıma almaya razıyım. Beni birkaç ay sonra bırakacaklarına hemen anneleri, evlatları bıraksınlar. Biz yatarız, masumiyetimiz ispatlanınca çıkarız’ dedi. Ama bu kadar haksızlığın, hukuksuzluğun yapılmasına ciddi itirazı var” ifadelerini kullandı.

Haziran ayı anket sonucunu paylaşan Özel, şunları söyledi: “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir. İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki

Gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki gösteren Özel, “Sadece siyaset yorumlayan, beni eleştiren, partimi eleştiren, herkesi eleştiren, çok izlenen birisi, anketlerde AK Parti’nin düştüğü durum sorulunca ‘bu ülkenin tarihinde var bu, ne padişahları indirdiler’ lafı… Bugün için mi diyor, bugün için indirmiş zaten. Ankette indirmiş, onu söylüyor. Efendim ‘cumhurbaşkanına fiili saldırı’dan içeride gazeteci tutuyorlar” diye konuştu.

Paylaşın

2025’in İlk Çeyreğinde Türkiye’de 25 Gazeteci Tutuklandı

2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 lira para cezası verdi.

İfade özgürlüğü alanındaki hak ihlallerini izleyen Expression Interrupted, 2025 yılının ilk çeyreğine ilişkin “İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi” raporunu yayımladı. Ocak-Mart dönemini kapsayan 13. rapor, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından yılın ilk aylarının ağır bir tabloya sahne olduğunu ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı rapora göre, 2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 TL para cezası verdi.

En çok başvurulan suçlamalar arasında, “örgüt üyeliği” (TCK 314/2) ve “örgüt propagandası” (TMK 7/2) ilk sırada yer aldı. Bu maddeler sırasıyla 27 ve 21 farklı davada kullanıldı. Diğer sık başvurulan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” oldu. Son olarak “dezenformasyon yasası” olarak bilinen TCK 217/A, yedi davada gazetecilere yöneltildi.

Rapora göre, protestoları takip eden gazeteciler de hedefteydi. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve Van’a kayyum atanmasına dair protestolar sırasında görev yapan gazeteciler gözaltına alındı. Gözaltına alınan 50 gazeteciden 22’si bu eylemleri izlediği için hedef alındı. Tutuklanan gazetecilerin yedisi de bu protestoları takip eden isimlerdi.

Yılın başında cezaevinde olan gazeteci sayısı 33 iken, mart sonunda bu sayı 34’e yükseldi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ilk üç ayda muhalif televizyonlara toplamda 25 milyon 344 bin TL para cezası kesti. Cezaların büyük kısmı, İmamoğlu’nun tutuklanmasına dair yayınlar nedeniyle verildi. RTÜK ayrıca SZC TV’ye 10 gün ekran karartma cezası uyguladı ve YouTube’daki bazı muhalif kanallara lisans alma zorunluluğu getirdi.

Raporda, 19 Mart’ta yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu da eleştirildi. Özellikle “veri sızıntısı varmış gibi gösterenlere 2 ila 5 yıl hapis” öngören 16. madde ve savcılara hâkim kararı olmaksızın dijital materyallere el koyma yetkisi veren 8. madde, gazetecilik örgütleri tarafından sansür tehlikesi olarak değerlendirildi.

Anayasa Mahkemesi, bu dönemde “örgüte üye olmadan yardım etme” suçlamasını ikinci kez iptal etti. Ayrıca en az iki gazeteci başvurusunda adil yargılanma ve basın özgürlüğü ihlalleri tespit etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2024’e ait verilerde Türkiye’nin, bireysel başvurular ve ihlal oranlarında yine Avrupa lideri olduğunu duyurdu.

Expression Interrupted raporunda, bu baskı ortamının yalnızca gazetecileri değil, halkın haber alma hakkını da hedef aldığını vurguladı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Demokratik Toplum Ve Demokratik Ulus” Vurgusu

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Demokratik Ulus çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir” dedi ve ekledi:

“Bizi, Ortadoğu’yu ve bütün dünyayı kurtaracak olan tam da bu projedir. Ve buradan bizlerin bütün halklara sözü olsun ki, ne olursa olsun, bedeli ne kadar ağır olursa olsun biz Demokratik Toplum demekten, Demokratik Ulus demekten ve onu inşa etmek için pratik yapmaktan, mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Ortadoğu yine barut kokuyor. İsrail-İran savaşı bir bölge savaşıdır. Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı köklüyor. Gerçek şu ki herşeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunların anlamı daha fazla yoksulluk ve açlık demektir.

Neoliberalizmin sınıfsal uçurumları, ekonomik çöküş, silahlanma, ekolojik çöküş yarışı başta olmak üzere; güç dengeleri, ticaret savaşları ve etnik-mezhepsel gerilimler. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor, savaşı körüklüyor.

Bakın, G7 Zirvesi ve NATO’nun artan savaş harcamaları talepleri bizlere neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Sadece Türkiye’yi, Ortadoğu’yu değil; bütün dünyayı yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün halkların emeği doğrudan savaş bütçelerine aktarılıyor.

Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları oyunla yapılıyor bütün bunlar. Sivil yurttaşlar ödüyor, bizler, halklar ödüyor. Onlar bize savaşı güvenlik maskeleriyle normalleştirmeye çalışıyorlar ya hayır değil. Savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerin kafasında ve ruhunda normalleştirilmek isteniyor. Savaşı ve her yeri yakıp yıkan anlayışı normal karşılamıyoruz, normal karşılamayacağız. Bu çılgınlığa dur demek zorundayız.

Bunun panzehri emperyalizme karşı mücadeledir. Biz halklar emperyalizmden alacaklıyız ve bunu aldığımız zaman bu savaşları durdurur, barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Eskiden bu yaşananları distopyalarda okuyorduk. Artık distopyalar gerçek oluyor. İran-İsrail savaşı bize bunu gösteriyor.

Altını kalın çizgilerle çiziyorum: İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti, özgürlüğü temele koyan siyaset bu sistemin panzehiri olur.

Demokratik ulus çözümü, silahta ve kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu kurtaracak olan tam da bu anlayışın yaşama geçmesidir. Bedeli ne olursa olsun, demokratik ulus demekten, demokratik toplum demekten, bunu inşa etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Barışı mutlaka bu topraklara armağan edeceğiz.

“Bahçeli’nin uyarıları önemli”

Sayın Bahçeli’nin, sürecin hızlı ve dikkatli gitmesi gerektiğine dair uyarıları önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki, kendi iç demokrasisini kurumsallaştıramayan ülke, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Herkes gücü yettiğince önemli bir destek veriyor bu sürece. Bu dönemeçte, halkların faydasına olan gelişmeler sürüncemede bırakılamaz! Tarihi fırsatlar bazen yüzyılda bir gelir. Yüzyıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘Beklemeyin, yol alın’ diyor! Bekledikçe kaybettik, bekledikçe yaralar derinleşti, bekledikçe fırsatlar uçup gitti.

Geçen hafta Silivri’deki mahpusları ziyaret ettik. Hepsinin selam ve sevgileri var sizlere. Ve barıştan yana çok umutlu olduklarını dile getirdiler. Bakın Sayın Ekrem İmamoğlu’yla çok sayıda başlık konuştuk. İmamoğlu, şunları söyledi, ‘Bütün bu olumsuz gidişattan en olumlusu barışı konuşuyor olmamız.’

Yargının siyasallaşması bitmeli. Yargı bir an önce siyasal zeminde davranmaktan vazgeçmeli, gerçekten hukuk işletilmelidir. Muhalefetin her kesimine dönük baskılar, seçilmişlere dönük tutuklamalar bir an önce bitmeli. Bir an önce kayyım atanmış belediyelerin başkanları ve eş başkanları görevlerine dönmeli.”

Paylaşın

Muharrem İnce CHP’ye Geri Döndü

CHP’ye geri dönen Muharrem İnce, “Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir” dedi.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı. İnce, CHP grup toplantısının yapılacağı salona CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte geldi.

CHP Lideri Özgür Özel, bu sözlerini ardından İnce’yi şu ifadeler ile kürsüye davet etti: “İşte böyle bir günde bir yol arkadaşımızı Baba evine doğmuş büyümüş, Gençlik Kolları üyeliğinden Cumhurbaşkanı adaylığına kadar pek çok görevi üstlenmiş olan bir yol arkadaşımızı, bir Cumhuriyet Halk Partiliyi geçen hafta ziyaret ettim. Kendisini Baba evimize davet ettim. Kendisi partisinin, Memleket Partisi’nin değerli yöneticileriyle bir araya geldi. Öyle Memleket Partisi’nin yok efendim borçları varmış yok bilmem neymiş.

Hiçbirinin olmadığını biliyoruz, gördük. Böyle bir dönemde birleşe birleşe kazanmanın, bir arada durmanın, omuz omuza olmanın gereğine inandığı için partisini en yaşlı üyeye emanet etti. Önümüzdeki günlerde kurultayları toplanacak. Memleket Partisi pozitif bir gündemle kendisini feshedecek. Sonra da biz tüm Memleket Partilileri Baba evine bekleyeceğiz. Ama bugün ilk adımı hep Cumhuriyet Halk Partili olmuş Muharrem İnce’yi ilk adımı atmak üzere buraya davet ediyorum. Buyurun Sayın Genel Başkanım. Şimdi normalde Muharrem İnce’ye rozet takmam lazım. Ama dedim ki ben Muharrem İnce’ye rozet takamam. Çünkü onun rozeti alnına takılı zaten doğduğundan beri.”

Kürsüye gelen Muharrem İnce, şu ifadelerle CHP’lilere seslendi: “Bak şu insanların güzelliğine. Kaşı destan, gözü destan, elleri kan içinde. Kör olasın demiyorum. Kör olmadan gör beni. Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz. Beni vurmak kurtuluş mu? Hor baktık mı karıncaya? kırdık mı kanadını serçenin? Vurduk mu yavrulusunu Karaca’nın? Ya nasıl kıyarız biz cana? Sen olmasan öldürmek ne? Zindanlarda çürümek ne? Korka korka yaşamak ne diyeceğiz hep birlikte?

Ben bugün buraya bir kibirle gelmedim. Ben bugün buraya bir pişmanlıkla da gelmedim. Ben bugün buraya kişisel bir hesapla da gelmedim. Ben bugün buraya Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in samimi, içten bir davetiyle geldim. Ayrılıklar bazen kırgınlıktan olur. Bazen de umudu başka yollarla aramakla olur. Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir.”

Muharrem İnce, CHP’ye dönüş kararını bu sabah sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla duyurdu. İnce, mesajında “Birleşe birleşe kazanacağız” ifadelerine yer verirken, paylaşımına İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektubu da ekledi.

Ekrem İmamoğlu, el yazısıyla kaleme aldığı mektubunda İnce’ye hitaben, geçmişte yürütülen siyasi operasyonlara karşı verdiği dayanışma için teşekkür etti. İmamoğlu, “Beni, ailemi ve arkadaşlarımı büyük siyasi operasyonların, hukuksuzlukların, acımasız kuşatmalarla yürütülen düşman hukuku uygulamalarının her anında yalnız bırakmadın ve güç verdin” ifadeleriyle İnce’nin desteğine dikkat çekti.

Mektubunda İnce’nin CHP’ye dönüş kararını “kıymetli ve önemli” olarak niteleyen İmamoğlu, bu kararı “amasız, pazarlıksız ve ayrıştırmadan” alınmış bir adım olarak değerlendirdi. İmamoğlu ayrıca, bu sürecin makam ya da mevki beklentisi olmadan, ülke ve millet için verilen bir mücadele olduğuna işaret etti.

Ekrem İmamoğlu, mektubunda şu üç temel prensibi vurguladı:

CHP içinde “iç cephe tahkimi” amasız ve feda gözetmeksizin yapılmalıdır.
Muhalefet, demokrasiye ve hukuka aykırı tüm uygulamalara karşı ortak tepki vermelidir.
Millet ve devlet adına “iç cephe tahkimi” kişisel çıkar gözetmeden sağlanmalıdır.

İnce’nin bu kararı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz hafta yaptığı çağrının ardından geldi. Özel, Memleket Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Muharrem İnce’ye “baba ocağına dönüş” çağrısında bulunmuştu.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Özel’e Ziyaret: Milletin Olmadığı Anayasayı Millet Kabul Etmez

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni bir anayasa yapmak bizim anayasa yapma mantığına ters ve aykırı bir durum. Türkiye’de ancak bir anayasa değişikliği yapılabilir. Geride bıraktığımız değişiklikler de bu kapsamdadır” dedi ve ekledi:

“Eğer bu anayasa değişikliğini 400 vekil üzerinden yapmaya kalkışırlarsa bu Türk Milletini yok saymak anlamına gelecektir. Bir mutabakat metni olan anayasanın milletin onayına sunulmadan yaşama geçirilmek arzusu dahi bunların hukuka adalete ve yasaların nasıl inşa edileceğine dair inanca ve güvence nereden baktıklarının delilidir. Milletin olmadığı bir anayasa inşa edilirse millet bunu kabul etmez.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’i CHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyaret sonrası Müsavat Dervişoğlu ve Özgür Özel ortak basın toplantısı yaptı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz bizim CHP ile olan temasımız ve ilişkimiz kamuoyunun malumu ayrıca sayın Genel Başkan ile de maziye yayılmış bir dostluğumuz ve mevkiidaşlık hukukumuz var. TBMM’de yaşanan gelişmelerle alakalı olarak bazı konular üzerinde de sürekli görüş alışverişinde bulunuyoruz.

18 Haziran günü TBMM’de yaşanan iş kazası olarak nitelendirilecek bir olayla ilgili TBMM Başkanlığına müraacatımız oldu. O müraacat karşısında kendisine bilgi verdim destek talep ettim. Aynı hassasiyeti kendileri de hissediyorlar. Gereğinin yapılması noktasında arkadaşlarımızın teknik çalışmaları sonunda mümkün katkıyı vereceklerine olan inancımı belirtmek isterim.

Yürütülen soruşturmalarla ilgili olarak hukuksuzluk üzerinden bir kamuoyu kanaati oluştuğu için bütün bunlar tartışılıyor. Hem Ekrem Beyle hem de yurt sathındaki soruşturmalar hukuki olmadığı gerekçesiyle kamuoyu vicdanında yer bulmuyor. Eskiden iddianameler millet adına yazılırdı, cemaat adına karar alındığını gördük. Şimdi de şahıslar adına karar verilir oluyor. Tüm tartışmaların yanında hukuksuzlukla beraber iktidara güvensizlik de söz konusu oluyor. Onu bertaraf etmek için de algı yönetimine ilişkin hamleler yapılıyor.

Yeni bir anayasa yapmak bizim anayasa yapma mantığına ters ve aykırı bir durum. Türkiye’de ancak bir anayasa değişikliği yapılabilir. Geride bıraktığımız değişiklikler de bu kapsamdadır. Eğer bu anayasa değişikliğini 400 vekil üzerinden yapmaya kalkışırlarsa bu Türk Milletini yok saymak anlamına gelecektir. Bir mutabakat metni olan anayasanın milletin onayına sunulmadan yaşama geçirilmek arzusu dahi bunların hukuka adalete ve yasaların nasıl inşa edileceğine dair inanca ve güvence nereden baktıklarının delilidir. Milletin olmadığı bir anayasa inşa edilirse millet bunu kabul etmez.”

“Her kazayı beraber aşarız”

CHP lideri Özgür Özel ise şu ifadeleri kullandı: “Geçtiğimiz hafta yaşanan olayı ilk duyduğumda sizler sormuştunuz. Ben de demiştim mecliste zaman zaman yol kazaları olur. Bu iş arka odada hallolur. Bizim arka odada Müsavat başkanla çözmediğimiz sıkıntı yok. Bizim Cumhuriyetin değerlerine, Türkiye Cumhuriyeti temel tezlerine olan inancımız noktasında birbirimizden şüphemiz olmadığı için her kazayı beraber aşarız. O günkü oturumu yöneten sayın Tekin Bingöl’ün açıklamaları da konuya ilişkin kendi hassasiyetini yapıcı cümlelerini okuduk.

Bugün de sayın Genel Başkan meseleyi özetlediğinde tam bir mutabakat halinde konuyla ilgili tutumlarımızı netleştirdik. Aşamayacağımız bir konu olmadığını biliyorduk gene bugün de bu zeminden konuşma cereyan etmiştir. Daha önce partisinin 400 vekili de olsa değişikliği millete götürme yaklaşımıyla çelişkili bir tutumdur. Anayasa değişikliği yapılacaksa anayasa ihlallerinin söz konusu olduğu, AYM kapatılmasının teklif edildiği bir süreç yaşanırken, bu kadar açık anayasa ihlalleri varken 400 vekil ile anayasa değiştirelim yaklaşımı doğru değil.”

Paylaşın

Erdoğan: Muhalefet Milletin Ekmeği İle Oynuyor

“Memur-Sen 30. Yıl Vefa Buluşması” programında konuşan Erdoğan, “Muhalefet üç beş yankesiciyi korumak için milletin ekmeği ile oynuyor. Bölgemiz ateş çemberi ile sarılı iken yeni boykot listesi açıklaması gaflet değilse ekonomiye savaş açmak demektir” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Memur-Sen 30. Yıl Vefa Buluşması” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“6 Şubat’ta, orman yangınlarında, sel felaketlerinde Memur Sen hep sahadaydı. Yurt dışında da milletimizi başarı ile temsil ettiniz. Akif İnan ağabeyin mirasına sahip çıktınız. Mitinglerde imza kampanyaları ile, projelerle, yardım faaliyetlerle mazlumların haykıran sesi oldunuz. Bunun dışında Memur Sen asli vazifesini de yerine getirmiştir. Memur Sen uluslararası sendikacılık faaliyetlerde de önemli ivme yakalamıştır.

Akif İnan ağabeyin ülkemiz dünyayı kardeş görendir, gökleri insanın ortak tarlası diyerek rotasını çizdiği memur sen hamuru ahlakla vicdanla yoğrulmuş bir dava hareketidir. Her birinizi gayretleriniz için tebrik ediyorum. Prensiplerinizi ve değerlerinizi koruyarak, yola devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Türkiye’nin büyümesi, gelişmesi, güçlenmesi, daha müreffeh ülkede yaşamamız için aşkla şevkle aralıksız çalışıyoruz. Allah’ın yardımı, aziz milletimizin desteği ile sayısız engelleri aştık. Gerek anayasa, kanun mevzuat düzeyindeki düzenlemelerle toplumun tüm kesimlerinin önünü açtık.

Bizim iktidarımızla milletimiz uzun yıllar sonra kendine hizmet eden, halkına hizmet eden anlayış ile tanıştı. Devlet ile millet arasına çekilen dikenli telleri birer birer kaldırdık. Cumhuru cumhuriyet ile buluşturduk, devleti millet ile kucaklaştırdık. Memur sen gibi sendikalarımızla kamu görevlilerimizin önemli taleplerini hayata geçirdik. Demokratik haklar konusunda son derece atılımlar gerçekleştirdik. Çalışanlarımızın lehine adımlar attık. 2010 Anayasa reformu ile toplu sözleşme hakkı getirdik.

Sizin de iyi bildiğiniz gibi ülkemizin en temel sorunlarından biri ayrımcılıktı. Kamu görevlilerimiz inançlarını yaşamak için fişleniyordu. İrticacı, gerici, yobaz denilerek tahkir ediliyordu. Namaz kılanlar, oruç tutanlar, selamünaleyküm diyenler hor görüldü, psikolojik baskıya uğradı. Kamuda ideolojik kast sistemi bunun konuşulmasını asla istemediler. Kendileri dışında kimseye hayat hakkı tanımadılar. Millete bidon kafalı, göbeğini taşıyan adam dediler. Bunların hepsini sizlerle birlikte gördük.

Baskının her türlüsünü iliklerimize kadar sizlerle birlikte yaşadık. Milletlin iradesine, demokrasimize vurulan zincirleri siz Memur Sen’li kardeşlerimiz ile parçaladık. Azgın azınlığın sessiz çoğunluğa hayat tarzı dayattığı, parmak salladığı o karanlık günler geride kaldı. Hac için kamu çalışanlarına ücretsiz izin tanıdık. Baş örtüsüne yönelik yasakçı uygulamalara son verdik. Bugün kadınlar hiçbir kısıtlama olmadan kamu kurumlarında özgürce çalışabiliyor. Milletin oyları ile Melis’e başörtüsü ile girdiği için hanım kardeşlerimize had bildirildiği o karanlık günlerden başörtülü hakimlerin, valilerin, büyükelçilerin, bakanların olduğu günlere geldik.

Hedefimiz bunları güvenceye almaktır. Bizden sonrakiler bunları yaşamaması için kimsenin ötekileştirmediği iklimi tesis ve tahkim etmek durumundayız. Yasaklarla mücadelenin yanı sıra özlük haklarında da önemli adımlar attık. Asgari ücret tutarı kadar gelir vergisi muafiyeti getirdik. Ek gösterge düzenlemesini hayata geçirdik. Ana muhalefetin iptal ettirdiği toplu ikramiyelerin tüm kamu çalışanlarımıza ödenmesini sağladık. Kamuda sendika bilincini yaygınlaştırdık. Göreve geldiğimizde kamuda sendikalaşma yüzde 47,94’ken 2024’te 75.10’a çıktı.

2025 yılı ocak ayı zamları ile en düşük memur maaşını 43 bin liraya ulaştırdık. Şimdi önümüzde yeni bir toplu sözleşme var. 8. dönem kamu toplu sözleşme görüşmeleri ağustos ayında başlayacak. Bu görüşmelerde sendika taleplerini can kulağı ile dinleyeceğiz. Kamu çalışanları refahını dengeleyecek yol haritası çizmeye özen göstereceğiz. 23 yılda kamu çalışanlarımız için verdiğimiz mücadele, reformlar ortadadır. Türk ekonomimiz büyüdükçe katma değerin toplumun tüm kesimlerine adaletli şekilde yayılmasını sağladık.

“İsrail ile tüm ticari işlemleri durdurduk”

Türkiye olarak bir yandan 100 milyar doları aşan depremin yaralarını sarmak için çalışıyoruz. Bir yandan da ülkemizin suhuleti için çalışıyoruz. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına karşı 7 Ekim’den bu yana en net duruşu sergileyen ülke olduk. Soykırımcı İsrail ile tüm ticari işlemleri durdurarak toplamda 9 milyar doları bulan bir rakamdan sarfı nazar ettik.

Ana muhalefet Filistin direnişine terör çamuru atarken biz Gazzeli kardeşlerimizin yanında dimdik durduk. İsrail ve destekçilerinin, komşumuz İran’a yönelik saldırılarının daha büyük bir felakete dönüşmemesi için yoğun çaba harcıyoruz. İran’ın egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik saldırılar kimden gelirse asla tasvip etmiyor ve tepkimizi de ortaya koyuyoruz. Yarın Lahey’e gidiyoruz. Telafisi mümkün olmayan acılar yaşanmaması için seferber olduk. Ülkemizi dalga boyu fırtınalı sulardan sakin sulara ulaştırmanın derdindeyiz. Günü birlik politikalarla değil dağın arkasındaki tehlikeleri görerek hareket ediyoruz. 86 milyonun kılına zarar gelmemesi için onu yaptık ve yapacağız.

Muhalefet üç beş yankesiciyi korumak için milletin ekmeği ile oynuyor. Bölgemiz ateş çemberi ile sarılı iken yeni boykot listesi açıklaması gaflet değilse ekonomiye savaş açmak demektir. Ülkesini seven kimse bu derece şuursuz hareket edemez. Kimseyi işten çıkarmayacağız dediler, ellerine fırsat geçince on binlerce emekçiyi kapı önüne koydular.

Kamuda çalışan 600 bin işçimizin toplu sözleşme süreci devam ediyor. Onların kahir ekseriyeti taşerondan kadroya aldığımız işçilerden oluşuyor. Çeşitli mağduriyete yol açan koruyucu giyim donanım konusunda yaşanan sorunu da çözüyoruz. Geçen hafta bununla ilgili kanun teklifi meclise sunuldu.”

Paylaşın