2040’da Türkiye’de Her Altı Kişiden Biri Yaşlı Olacak

Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), PwC Türkiye iş birliğiyle hazırlanan “Yaşlılık Politikaları Araştırması: Demografik Dönüşüm ve İhtiyaçlar” başlıklı kapsamlı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Sağlık, bakım, sosyal hizmet, sosyal güvenlik ve işgücü boyutlarıyla yaşlanan nüfusa dikkat çeken rapor, Türkiye’nin demografik yapısında yaşanacak hızlı dönüşüme karşı kapsamlı ve sürdürülebilir politikalara acil ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Rapora göre, Türkiye’de 2040 yılında her altı kişiden biri 65 yaş ve üzeri olacak. Bu tarih, dünya ortalamasına kıyasla on yıl daha erken. Öngörüler, Türkiye’de yaşlı nüfusun sadece sayıca değil, yapısal olarak da değişeceğine işaret ediyor. Özellikle 75 yaş üstü bireylerin toplam yaşlı nüfus içindeki payının artması bekleniyor.

Ekonomim’in haberine göre, TÜSİAD raporu, ekonomik büyüklüğüne rağmen Türkiye’de yaşlıların mutluluk düzeyinde düşüş yaşandığını da ortaya koydu. 2018’de kendisini mutlu hisseden 65 yaş üstü bireylerin oranı yüzde 61,2 iken bu oran 2023’te yüzde 56’ya geriledi. Dünya Mutluluk Raporu’na göre Türkiye, yaşlı mutluluğunda 143 ülke arasında 92. sırada yer alıyor.

Türkiye’de kadınların doğuştaki ortalama yaşam süresi 76, erkeklerin ise 70,8 yıl olarak hesaplanıyor. Ancak sağlıklı yaşam süresi düşüşte. 65 yaşında bir bireyin sağlıklı yaşama süresi 2016-2018 döneminde 6,6 yıl iken 2020-2022 döneminde 6,3 yıla geriledi. Yaşlı bireylerin yüzde 79’u kronik hastalıkla yaşarken, yalnızca yüzde 2,5’i evde bakım hizmeti alabiliyor.

TÜSİAD Sosyal Kalkınma Yuvarlak Masası Başkanı Yılmaz Yılmaz, Türkiye’nin demografik avantajını hızla yitirdiğini belirterek, “Çalışma çağındaki nüfusun en yüksek oranda olduğu dönemin sonuna geldik. Bu fırsatı iyi değerlendiremezsek, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah hedefleri riske girer” dedi. Yılmaz, sosyal güvenlik sistemlerinin güçlendirilmesi, yaşlı bireylerin üretkenliğini sürdürmesi ve yaşlılık politikalarının çok boyutlu ele alınması gerektiğini ifade etti.

Raporda öne çıkan politika önerileri:

Bütüncül politika yaklaşımı: Yaşlanmaya ilişkin tüm stratejiler, sağlık, bakım, sosyal hizmetler ve işgücü gibi alanları kapsamalı; kamu-özel iş birliğiyle hayata geçirilmeli.

Bakım hizmetlerinde dönüşüm: Kurumsal bakım kapasitesi artırılmalı, evde bakım ve uzun süreli bakım hizmetleri daha erişilebilir hale getirilmelidir.

Sosyal güvenlik ve gelir desteği: Yaşlı yoksulluğunu önleyici sosyal destek mekanizmaları genişletilmeli, sistem sürdürülebilirlik çerçevesinde yeniden yapılandırılmalı.

Yaş dostu şehirler: Erişilebilir ulaşım, sosyal alanlar ve konutlar ile yaşlı bireylerin kent yaşamına katılımı desteklenmeli.

Toplumsal dayanışma: Kuşaklar arası dayanışmayı artıracak kültürel ve sosyal ortamlar teşvik edilmeli, yaşlı bireylerin toplumsal üretkenliğe katkıları desteklenmelidir.

Paylaşın

İzmir Soruşturması: Tunç Soyer Dahil 35 Tutuklama

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk iddiasıyla yürütülen soruşturmada, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de aralarında bulunduğu 35 kişi tutuklandı.

Haber Merkezi / Tunç Soyer, karar sonrası sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “‘Hiç bir iyilik cezasız kalmaz’ bilirdim. Ama cezaya rağmen iyilikten vazgeçmeyeceğim, cesaretimi yine iyilikten alacağım. Bu da geçer… Geçmiş olsun değil gelecek olsun.!” dedi.

Soyer’in avukatı Murat Aydın, “Tunç Başkan, tamamen haksız, hukuk dışı ve siyasi bir kararla tutuklandı. Kendisi onurlu bir şekilde cezaevine girecek ve onurlu bir şekilde çıkacak. Fakat bu kararı alanlar ve aldıranlar, bu kararın yükünü ömür boyu taşıyacaklar” ifadelerini kullandı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’de, taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerine başlatılan soruşturma kapsamında 157 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Gözaltına alınan 139 kişiden 20’si Emniyet’teki, 1’i savcılıktaki ifadesinin ardından serbest bırakılmış, 99 zanlı tutuklama talebiyle, 19 şüpheli ise adli kontrol talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmişti. Tutuklanması talep edilen isimler arasında Soyer, CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve eski İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya da vardı.

Tunç Soyer’in Emniyet’teki ifadesi

Eski Başkan Tunç Soyer Emniyet’teki ifadesinde, İzBETON A.Ş. aracılığıyla yürütülen kentsel dönüşüm projelerinde uygulanan kooperatif modelinin hukuka uygun olduğunu, kooperatiflerin alt taşeronlarla yapılan sözleşmelerle ilişiğinin olmadığını söyledi.

Amaçlarının müteahhit kârını minimize ederek vatandaşa düşük maliyetli konut sağlamak olduğunu belirten Soyer’in ifadesinde, “Bu durumda vatandaşın daha düşük bedeller ile inşaat yapabilmesi için kooperatifleşme çözümünü ürettik. Bu durum, vatandaşın kat malikliğinden feragat ederek arsa hissedarı olması sonucu doğurmuştur ve Belediye şirketi olan İZBETON A.Ş.’nin tek tek kat malikleri ile yapamayacağı müteahhitlik hizmetleri anlaşmasını kooperatif aracılığıyla yapabilmesini sağlamıştır. Bu model, yüzde 1 KDV oranı ile düşük maliyetli konut yapımının önünü açtı” dediği aktarıldı.

Kentsel dönüşüm projelerinde kamu zararına neden olduğu iddia edilen kira yardımlarına ilişkin sorulara da yanıt veren Soyer’in, söz konusu yardımların mevzuata uygun şekilde yapıldığını ve Sayıştay denetimine tabi olduğunu ifade ettiği bildirildi.

“Hiçbir kardeşimi satmam”

2 Temmuz’da İzmir’de konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, operasyonun “niyetinin dikkatlerini dağıtmak” olduğunu söyledi. Operasyona hazırlık görüntülerini de eleştiren Özel, “Bu görüntülerde, İzmir emniyetinin bahçesindeki onlarca resmi araç, park halindeyken harekete geçiyor. Görüntülerin drone’la kaydedildiği anlaşılıyor” dedi.

İzmir il başkanlığı önünde konuşan Özel, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı’na seslendi ve “Eğer İstanbul gibi davranmaya devam ederse, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına gelecekte nasıl muamele edeceksek, buna ortak olur” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Özel, soruşturma konusu “kooperatif sürecinin” CHP aleyhine dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini söyledi ve Tunç Soyer’e destek verdi. Özel, “Bizde rekabet olur, tartışma olur. Kardeşlik hukukuna zeval getirmek olmaz. Hiçbir kardeşimi satmadım, Tunç kardeşimi de satmam” dedi.

Tunç Soyer kimdir?

Tunç Soyer’in kişisel internet sitesinde yer alan bilgilere göre 1959’da Ankara’da dünyaya geldi. Çocukluğundan itibaren İzmir’de yaşayan Soyer, Bornova Anadolu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bu süreçte Türk Haberler Ajansı’nda muhabirlik yaptı.

Soyer daha sonra İsviçre’deki Webster College’da Uluslararası İlişkiler ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Avrupa Birliği alanlarında yüksek lisans yaptı. Soyer 2009’da Seferihisar Belediye Başkanı seçildi ve iki dönem bu görevi yürüttü.

O dönem Citta Slow (Sakin Şehir) hareketinin önce Seferihisar’da ardından Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta uygulanması için çalışmalar yürüttü. Soyer, 2013’te İtalya merkezli Dünya Sakin Şehirler Birliği’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

2019’da oyların yüzde 58’ini alarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. CHP’li siyasetçi bu görevini bir dönem sürdürdü. Evli ve iki çocuk sahibi olan eski İzmir belediye başkanı, 2023’te Avrupa Konseyi Bölgeler Meclisi Başkanı seçildi.

Paylaşın

İmamoğlu Hakkında “Sahte Diploma” İddianamesi: 8 Yıl 9 Ay Hapis Talebi

Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu hakkında, yatay geçişle usulsüz diploma aldığı iddiasıyla açılan davada 8 yıl 9 aya kadar hapis ve siyasi yasak talep edildi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında, “usulsüz yatay geçişle diploma temin ettiği” iddiasına ilişkin yürütülen soruşturmada savcılık iddianamesini tamamladı.

Hazırlanan iddianamede İmamoğlu’nun, “resmi belgede sahtecilik suçuna iştirak ettiği” öne sürüldü. Savcılık, İmamoğlu’nun hileyle diploma aldığını belirterek, 8 yıl 9 aya kadar hapis ve siyasi yasak uygulanmasını talep etti.

İddianamede, İmamoğlu’nun öğrenim sürecine dair belgelerin gerçeği yansıtmadığı, yatay geçiş sürecinin mevzuata aykırı yürütüldüğü savunuldu. Belgelerin incelenmesinin ardından, dosya ilgili mahkemeye gönderildi.

Ne olmuştu?

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden aldığı 35 yıllık diplomasına ilişkin ‘usulsüzlük’ iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Ekrem İmamoğlu, Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne yatay geçiş yapmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, geçişin usulsüz olduğunu ve diplomasının geçersiz olduğunu savunmuştu.

18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi yönetimi, İmamoğlu ile birlikte 28 kişinin diplomasını ‘yokluk’ ve ‘açık hata’ gerekçeleriyle iptal ettiğini duyurmuştu.

İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan 6 Mayıs’ta yaptığı açıklama ile iptal edilen diploma için karşı dava açtıklarını bildirmiş, aynı gün İstanbul Üniversitesi, İmamoğlu’nun diploma bilgisini üniversitenin veri tabanından silmişti.

Karara ilişkin tebligat ise 55 gün sonra iletildi.

Paylaşın

Özgür Özel Neden İktidarın Hedefinde?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in iktidarın hedefinde olmasının temel nedenlerini, Özel’in sert muhalefet tarzı, iktidarı rahatsız eden açıklamaları ve CHP’nin son dönemde artan siyasi etkisiyle açıklayabiliriz.

Haber Merkezi / Özgür Özel, 2023’te CHP genel başkanı olduktan sonra, özellikle 2024 yerel seçimlerinde partisinin elde ettiği başarıyla (AK Parti’yi geride bırakarak birinci parti olması) muhalefet tonunu sertleştirdi.

Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 2025’te gözaltına alınması ve tutuklanması sürecinde, Özel bu durumu “sivil darbe” olarak nitelendirerek Erdoğan’a “cunta başkanı” dedi ve ekonomik boykot çağrısı yaptı.

İktidara meydan okuması

Özel, bir çok açıklamasında, geleneksel salon siyasetinden çıkarak sokaklara ve meydanlara yönelinmesi gerektiğini vurguladı. İmamoğlu’nun gözaltına alınması sonrası Saraçhane’de düzenlenen protestolarda “Bundan sonra kimse CHP’den salonlarda siyaset beklemesin, sokaklardayız” diyerek iktidara meydan okudu. Bu, iktidarın Özel’i “toplumsal huzursuzluk yaratmaya çalışmakla” suçlamasına yol açtı.

CHP’li belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar ve kayyum atamalarını (örneğin, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması) sert bir dille eleştiren Özgür Özel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik “Akın, sert kayaya çarptın!” gibi ifadeleri, hakkında soruşturma başlatılmasına neden oldu.

CHP Lideri Özel, 2024 yerel seçimleri sonrası iktidarla “yumuşama” ya da “normalleşme” politikası izlemeye çalışsa da, CHP’li belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar ve İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla bu politikasından vazgeçti. Erdoğan, bir çok açıklamasında, Özel’in tekrar “yumuşama” ya da “normalleşme” dönemine dönmesi çağrısında bulundu.

Özel’in halkı mobilize etme gücü

Özgür Özel’in, iktidara yakın şirketlere ve markalara yönelik ekonomik boykot çağrıları, iktidar çevrelerinde büyük rahatsızlık yarattı. Bu çağrılar, Özel’in halkı mobilize etme gücünü göstermesi açısından iktidar için tam bir tehdit olarak algılandı.

Yüksek enflasyon, işsizlik gibi ekonomik sorunlar ve iktidarın tartışmalı politikaları (kayyum atamaları, yargı süreçleri), Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin “halkçı” söylemlerini güçlendirirken, Özel’de, iktidar açısından bir tehdit olarak algılanıyor.

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile ilgili seçim anketleri, özellikle 2025 Haziran ayı verilerine dayanarak, partinin oy oranlarında dikkat çekici bir yükseliş gösterdiğini ortaya koyuyor. CHP’nin güçlü bir muhalefet momentumu yakaladığını ve iktidarın yıpranmasından faydalandığını işaret ediyor.

Paylaşın

Tunç Soyer: İmamoğlu’na Yapılan Bana Da Yapılmak İsteniyor

Gözaltına alınan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na yapılan bugün bana ve arkadaşlarıma yapılmak isteniyor” dedi.

Haber Merkezi / İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik açılan soruşturma kapsamında 1 Temmuz’da sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyonla gözaltına alınan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaştı.

Tunç Soyer mesajında şu ifadelere yer verdi: “Değerli İzmirliler, sevgili yol arkadaşlarım; Göreve geldiğimde İzmir’in en büyük sorunu olarak gördüğümüz kentsel dönüşüm projeleri ekonomik nedenlerle durmak üzereydi. Müteahhitler ihalelere girmiyor, dosya alanlar teklif vermiyordu. Biz İzmirlileri modern, sağlam konutlara kavuşturmak için çaba harcarken bu zor şartlarda Uzundere’de 817, Örnekköy’de 333 bağımsız birimi hak sahiplerine teslim ettik.

Uzlaşı ile yerinde dönüşüm ilkemizle hareket ederken İzmir depremini yaşadık. Biranda ortaya çıkan konut talebi, sorunu daha da can yakıcı hale getirdi. Bu sorunu aşmak için yerinde dönüşüm, yüzde yüz uzlaşı şartı, İzmir Büyükşehir Belediyesi garantörlüğü, İzbeton şirketimiz aracılığıyla Türkiye’ye örnek olacak Halk Konut sistemini oluşturduk. Bu proje ile depremde evleri yıkılan vatandaşlarımıza apartman ve site bazında kooperatifler kurdurup kendi evlerinin müteahhiti olmalarını sağladık.

Nitekim Bayraklı’da çok sayıda hemşehrimiz bu evlerde güvenle oturuyor. Müteahhitlerin teklif dahi vermediği kentsel dönüşüm alanlarında ise başka bir yöntem uyguladık. Burada da konut sahibi olmak isteyenler kooperatif kurarak inşaatları üstlendi. Kooperatif üyelerinin bir daireyi kendilerine, bir daireyi de gecekondu sahiplerine yaptığı bu sistem büyük ilgi gördü ve kentsel dönüşüme büyük hız kazandırdı.

Ancak kent deyince beton, bina deyince gökdelen, inşaat deyince rant anlayanları Halk Konut sistemi çok rahatsız etti.

Özünde, İzmir’i depreme dirençli hale getirmek, doğamızla uyumlu bir yaşam inşaa ederken, kentsel dönüşümün rantını halkımız arasında paylaştırmayı hedefleyen Halk Konut’u büyümeden boğmak için elleriden geleni yaptılar.
Sosyal ve ekonomik gereksinimleri gözeten, yeşil alanları geniş, dayanışma ve komşuluk ilişkilerini güçlendiren Halk Konut, genelde ve yereldeki iktidar temsilcilerinin hedefi oldu.

Sosyal demokrasinin en iyi örneklerinden biri olacak projenin Türkiye’ye yayılmasından korktukları için şikayet üzerine şikayette bulundular. Yetmedi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı siyasi baskılarla devreye sokup inşaatları durdurdular. Bu nedenle hem aidat ödeyerek konut sahibi olmak isteyenleri, hem gecekondusu yerine çağdaş bir yaşama kavuşmayı hayal edenleri mağdur ettiler.

Emin olun bu mağduriyette sistemden kaynaklanan hiçbir sıkıntı yoktur. Sistem son derece sağlam ve tüm ayrıntıları iyi düşünülmüş, tasarlanmış ve hukuka uygun bir model haline getirilmiştir. Yeniden aday gösterilmemem nedeniyle de proje ne yazık ki birçok projemiz gibi takipsiz, hatta sahipsiz kaldı.

“Beşli çetelere, inşaat baronlarına teslim olmadım”

Ben beşli çetelere, inşaat baronlarına teslim olmadım. Ben ne yaptıysam halkım için, partimin ilkeleri doğrultusunda sosyal demokrat halkçı politikalara uygun olarak yaptım. Bu model kentsel dönüşümde müteahhit karını, rantı ortadan kaldırdı ve dünyanın bir çok yerinde örnek olarak gösterildi.

Görev süremde akıl almaz saldırılara, iftiralara maruz kaldım, yılmadım, yıkılmadım, geri adım atmadım. Tekrar ediyorum, Halk Konut bir rant değil halk projesidir. O nedenle ‘ekonomik demokrasinin’ uygulama örneklerinden biridir. Kimsenin cebine bir kuruşun girmediği şeffaf bir sistemdir. Dün yılmadım bugün de yılmam. Beşli çetelere, rant peşinde koşan muktedirlerin genel ve yerel uzantılarına dün eyvallah etmedim bugün de etmem.

Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’na yapılan bugün bana ve arkadaşlarıma yapılmak isteniyor. Mesajları, iyi dilekleri ile yanımızda olan tüm kardeşlerime, İzmir’e gelerek güçlü desteğini gösteren Genel Başkanımız Sn. Özgür Özel’e, parti yöneticileri ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Bu da geçer…”

Paylaşın

Erdoğan’dan CHP’yi Hedef Aldı: Batı’ya Hoş Görünmek İçin Şekilden Şekle Giriyorlar

Katıldığı bir etkinlikte konuşan Erdoğan, CHP’ye ilişkin, “Kuvâ-yi Milliye’ciz deyip Batı’ya hoş görünmek için şekilden şekle giriyorlar. Güç odaklarına bel bağlayanlar bizim dirayetli duruşumuzu anlayamaz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kadın Kolları Genel Merkez AR-GE Başkanlığı Teşkilat Akademisi Liderlik Okulu Kamp Programı’nda konuştu. Erdoğan, konuşmasında şunları söyledi:

“Teşkilat akademilerini sıradan bir eğitim olarak görmüyoruz. Türkiye’yi asırlık hayalleriyle buluşturacak azimli, kararlı, özgüvenli kadroların yetiştiği akademi bizim için hayati önemdedir. Mevla bizleri millete hizmet yolundan ayırmasın. AK Parti davası yıllarca kendi öz yurdunda ötelenenlerin yok sayılanların davasıdır.

Hedefimiz büyük ve güçlü Türkiye’dir. Misyonumuz Türkiye Yüzyılının ihtişamıyla inşasıdır. Pusulamız bizi biz yapan kadim değerlerimizdir. Güç ve ilham kaynağımız ise siyasi parti fark etmeksizin 86 milyonun tamamıdır. Bunun için siyaset yapıyoruz. Sizler de sağlam bir temel üzerinde yükselen erdemliler hareketinin mensuplarısınız. Biz partimizi böyle kurduk; erdemliler hareketi dedik.

AK Parti olarak eserlerimizle, icraatlarımızla Türkiye’ye tarihinin en büyük başarılarını yaşattık. Adımızı şanla şerefle milletin gönlüne yazdırdık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinden, aile ve sosyal politikalara Türkiye’yi çok yüksek bir seviyeye çıkardık. Yasakları kaldırdık, vesayet odaklarını dağıttık, kendilerini milletten üstün gören kibir abidelerine hep birlikte hadlerini bildirdik. Bu mücadele kolay olmadı. Dikensiz gül bahçesinde yürümedik. Gazete kupürleriyle partimizi kapamaya çalıştılar. Sokak terörüyle milli iradeyi esir almak istediler. Ama hiçbirinde muvaffak olamadılar.

Baskılara boyun eğmedik. Dik durduk ama hiçbir zaman diklenmedik. Milli iradeyi egemen kılmak için ter döktük, mücadele ettik. Her günümüzü milletimize hizmet yolunda geçirmeye gayret ettik. Her türlü sabotaja, çelmeye rağmen ülkemiz için tarihi kazanımlar elde ettik. Bu başarıda en büyük pay hiç şüphesiz kadınların oldu. Metropollerden en ücra köylere, tüm hanelere, tüm gönüllere kadınların sayesinde girdik. Bu ülkenin kadınlarını birilerinin aksine asla dolgu malzemesi olarak görmedik. Hayatın her alanında kadınların aktif bir şekilde rol almasını sağladık.

Üniversitelerimizdeki kız öğrenci oranını yüzde 13’ten yüzde 53’ün üzerine taşıdık. Kadınların işgücüne katılım oranını 27,9’dan yüzde 36,5’e yükselttik. Kadın milletvekili oranını yüzde 4,4’ten yüzde 20 seviyelerine biz çıkardık. Maşallah bu coşkuyla 2028 bir başka olacak. Her zaman ne dedim; kale içeriden fethedilir. Kalenin içinde kim var? Kadınlar var. Sıfır tolerans ilkesiyle kadına şiddetle mücadele ettik. Kapsamlı reformlarla etkin caydırıcı önlemleri hayata geçirdik. KADES ve elektronik kelepçe gibi uygulamalarla kadınların yanında biz olduk.

“Batı’ya hoş görünmek için şekilden şekle giriyorlar”

Türkiye’nin onurunu, milletimizin itibarını korumakta zafiyet göstermeyeceğiz. Bu kadro kendi ülkesini süklüm büklüm halde ülkesini yabancı kuruluşlara şikayet eden bir kadro değildir. Özgür neredeydi, Almanya’da. Ülkemizi şikayet etmeye gitti. Şunu da üzülerek söylemek zorundayım. Kuvâ-yi Milliye’ciz deyip Batı’ya hoş görünmek için şekilden şekle giriyorlar. Güç odaklarına bel bağlayanlar bizim dirayetli duruşumuzu anlayamaz.

Elhamdülillah Müslümanız. Muhammed ümmetindeniz. Bin yıldır İlahi Kerimetullah’ın sancaktarlığını yapan Türk milletindeniz. CHP Genel Başkanı Özel’e sözde karikatür üzerinden Peygamber Efendimize saygısızlık eden müptezellerin avukatlığını üstlenmeden önce bahsettiğim telgrafı tekrar tekrar okumasını tavsiye ediyorum. Utanmadan, sıkılmadan gerçekleri çarpıtmak için 40 dereden su getiriyor.

Özel, milyonların gördüğü hakareti, rezilliği, provokasyonu göremiyorsan sorunu başkasında değil, kendinde ara. Özgür, git bir göz doktoruna görün. Hadi yolsuzlukları, sahtekarları savunuyorsun. Peki bu küstahlığı niçin savunuyorsun? Haramilere canlı kalkan oluyorsun da hadsizlere niçin sahip çıkıyorsun? Böyle hassas bir konuda hiç mi ben ne yapıyorum diye sormuyorsun. Aslında bu akıl tutulmasının sebebi bellidir. Siyasete milletin baktığı yerden bakmıyor. CHP’nin çok ciddi bir siyasi kıble sorunu var.

CHP sadece belediye soyguncularının değil milletten kopuk marjinaller, yüzü maskeli provokatörler, ağzı bozuk sokak eşkıyalarının oyuncağı haline gelmiştir. CHP tek başına karar alma ehliyeti olmayan şahıs ve şürekasının elinde marjinalleşmekte Türk siyasetini enfekte eden söylemlerin merkez üssüne dönüşmektedir. Türkiye’nin anamuhalefet partisi şu an yönetilmiyor, dümeni kilitlenmiş gemi misali sürükleniyor.

Gerilim, nefret, kutuplaştırma siyasetiyle Türkiye’de varılacak yer yoktur. Bu millet basiret sahibi bir millettir. Aile kurumunu korumak, gelecek nesillere güçlü miras bırakmak en temel vazifemizdir. LGBT gibi sapkınlıklardan sanal bahis tuzaklarına, cinsiyetsizleştirme politikalarından kültür emperyalizmine her gün yeni bir cephede mücadele veriyoruz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de “Hukuk” Askıda: 22 Yılda 3 Bin 363 AİHM İhlal Kararı

AİHM, 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verdi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Dünya Adalet Projesi’nin 2024 verilerine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sıraya gerileyerek listenin son çeyreğinde yer aldı. Uzmanlar, yargıya güveni sarsan gelişmelerin başında, kamuoyunda geniş yankı uyandıran siyasi nitelikli yargılamaların geldiğini vurguluyor. Bu kapsamda, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2024’te gözaltına alınıp tutuklanması ile başlayan sürecin, yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdiği belirtiliyor.

Yargıya güvenin zayıfladığına işaret eden bir diğer veri ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuruların dağılımı. BirGün’ün haberine göre, 2024 yılı sonu itibarıyla AİHM’e 47 Avrupa ülkesinden yapılan toplam başvuru sayısı 60 bin 350’ye ulaştı. Bu başvuruların yüzde 36’sını oluşturan 21 bin 600 başvuru Türkiye’ye yönelikti. Bu oranla Türkiye, AİHM’e en fazla şikayet edilen ülke konumunda bulunuyor.

AİHM’in Türkiye hakkında verdiği kararlar da tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. 2002 ile 2024 yılları arasında Türkiye hakkında toplam 3 bin 363 ihlal kararı verildi. Bu süreçte en fazla ihlal kararı 2009 yılında 341 dosyada alındı. Bu yıl, Türkiye açısından AİHM kararlarında bir zirve yılı olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Konkordato Başvuruları Yüzde 108 Arttı

2025 yılının ilk altı ayında konkordato talebi kabul edilen firma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108 artarak 1.259’a çıktı. Aynı dönemde mahkemelerce kesin mühlet verilen şirket sayısı yüzde 236’lık sıçramayla 822’ye ulaştı.

Konkordato talebi reddedilen firma sayısı ise 333 oldu; bu rakam, önceki yıla göre yüzde 95’lik bir artışa işaret ediyor.

Türkiye’de ekonomideki daralma, finansman koşullarının zorlaşması ve iç talepteki zayıflama, şirketleri konkordato ve iflas başvurusuna yöneltti. Yılın ilk yarısında konkordato talepleri ve iflas kararlarında dikkat çeken artışlar yaşandı.

Konkordato Takip platformunun verilerine göre, 2025’in ilk altı ayında geçici mühlet kararı verilen firma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 108 artarak 1.259’a çıktı. Aynı dönemde mahkemelerce kesin mühlet verilen şirket sayısı yüzde 236’lık sıçramayla 822’ye ulaştı. Konkordato talepleri reddedilen firma sayısı ise 333 oldu; bu rakam, önceki yıla göre yüzde 95’lik bir artışa işaret ediyor.

Nefes’in haberine göre, iflas kararlarında da ciddi bir artış gözlendi. 2024’ün ilk yarısında 275 olan iflas kararı sayısı, bu yılın aynı döneminde yüzde 101 artarak 553’e çıktı. Yalnızca Haziran ayında 292 şirkete geçici mühlet, 132 şirkete kesin mühlet verilirken, 19 şirketin iflasına karar verildi.

Ekonomik sıkıntılar sadece şirketleri değil, bireyleri de etkiliyor. Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) verilerine göre, 1 Temmuz 2025 itibarıyla mahkemelerdeki icra ve iflas dosyası sayısı 23 milyon 854 bine ulaştı. Yıl başından bu yana yaklaşık 5 milyon yeni dosya açılırken, sadece 1 Temmuz günü dosya sayısına 30 bin yeni başvuru eklendi.

Finansal darboğaza giren şirketler arasında Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşları da yer alıyor. “İSO 500” listesinde 304. sırada bulunan ve 7,2 milyar TL ciroya sahip Sıddık Kardeşler Haddecilik, 3,6 milyar TL’yi bulan borç yükü nedeniyle İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne konkordato başvurusunda bulundu. Mahkeme, şirket ve ortakları için üç aylık geçici mühlet kararı verdi.

Bursa merkezli ihracatçı yatak üreticisi Astin Yatak, ülke genelinde şubeleri bulunan döner zinciri Ekrem Coşkun ve 38 yıllık deri firması Aspells de konkordato başvurusu yapan şirketler arasında yer aldı. Ekonomistler, şirketlerin ayakta kalabilmesi için mali disiplinin yanı sıra sürdürülebilir finansmana erişimin önemine dikkat çekerken, mevcut başvuru sayılarının yılın ikinci yarısında daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

Babacan, Erdoğan’a Seslendi: Hangi Bedeli Ödediğini Bir Söyle Ya

Erdoğan’ın “Ekonomide kendimiz bedel ödedik ama milletimize bedel ödetmedik” sözlerine tepki gösteren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Sayın Erdoğan, kendiniz bedel ödedik diyorsunuz da hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya… Hayat standardınızdan ne kaybettiniz?” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Babacan, Meclis’teki Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısında yaptığı konuşmada hem güncel ekonomik sorunlara hem de Türkiye’nin afet yönetimine ilişkin çarpıcı eleştirilerde bulundu.

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, hükümeti “toplumun kanını emen sanal kumarı yaygınlaştırmakla” suçlarken, 2 Temmuz Madımak ve 5 Temmuz Başbağlar katliamlarını da anarak toplumsal birlik çağrısı yaptı.

Konuşmasının başında hem Saadet Partili Mesut Doğan’ın annesi için taziye mesajı paylaşan hem de Madımak ve Başbağlar katliamlarını hatırlatan Babacan, “Madımak yakın tarihimizin karanlık sayfalarından biridir… Hatırlayacağız, hatırlatacağız ki bir daha Madımaklar yaşanmasın” dedi. Başbağlar için de aynı uyarıyı yapan Babacan, “Bugün hâlâ toplumumuzu kutuplaştıranlar… Madımak’ı da Başbağlar’ı da unutmasınlar” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında artan orman yangınları üzerinden hükümetin afet politikalarını eleştiren Babacan, “Her doğal afeti izleyen iktidar bunu da sadece izlemekle yetiniyor” diyerek şu eleştiride bulundu: “Cumhurbaşkanından talimat gelmeden kimsenin kılı kıpırdamadı, kıpırdayamadı… Böylesine merkezileşmiş bir yönetim anlayışıyla Türkiye’de afetle mücadele edilmez.”

Babacan, iktidarın itibar masraflarını hatırlatarak, “Ben diyorum ki ‘itibardan tasarruf olmaz’ diyeceğinize, ‘doğal afetlerde tedbirden tasarruf olmaz’ deyin” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının en sert bölümlerinden biri sanal kumar ve sanal bahis üzerineydi. Babacan, Diyanet’in ve Yeşilay’ın uyarılarına rağmen hükümetin bu alanda sessiz kaldığını söyledi. “Yeşilay Başkanı uyarıyor. Diyanet cuma hutbeleri uyarıyor. Fakat iktidardakiler kulaklarının üstüne yatıyor” diyen Babacan, lisans verilen firmaları kast ederek, “Sanal ortamda altı firmaya bahis oynatma ve bir firmaya da kumar oynatma iznini veren bizzat bu hükümet” ifadelerini kullandı.

Babacan, kumarın internet reklamlarıyla yaygınlaştırıldığına dikkat çekti: “Bir arkadaşını getir diyor. O arkadaşına 200 lira avans açacağım diyor… Bu reklam bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde muhafazakâr kimliğiyle siyaset sahnesinde bulunan bir cumhurbaşkanının yönettiği bir ülkede oluyor.”

Sanal kumarın “uyuşturucu bağımlılığı gibi” bir tehdit olduğunu söyleyen Babacan, 550 farklı reklam türüyle gençlerin hedeflendiğini ifade etti: “Sanal ortamda altı firmaya bahis oynatma ve bir firmaya da kumar oynatma iznini veren bizzat bu hükümet arkadaşlar. Bizzat Sayın Erdoğan’ın tercihleriyle ve onun talimatıyla verilmiş izinler bunlar ya. Haberim yok falan demesin sakın ha.

Kendini en çok destekleyen medya kuruluşuna bunun iznini veriyor. Al sen oynat buradan biraz para kazan diyor. 1 Ocak’ta vergiyi düşürdüler vergiyi. Sanal kumar, sanal bahsin vergisini düşürdü bunlar utanmadan ya. Kumara ulaşmayı son derece kolay bir hale getirdiler. Herkesin cep telefonunda kumarhane açtılar. Yüzlerce kumar makinesini herkesin cep telefonuna yerleştirdi bunlar.”

Sanal kumarın reklamına izin verilirken, sigara ve içki reklamlarının yasak olduğuna dikkat çeken Babacan, “Kumar kötü bir alışkanlık mı? Evet. Peki bunun reklamı niye serbest? Niye izin veriyorsun buna ya? Cevap yok. Tık yok” dedi.

“Hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya”

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomide kendimiz bedel ödedik ama milletimize bedel ödetmedik” sözlerine de sert tepki gösterdi: “Sayın Erdoğan, kendiniz bedel ödedik diyorsunuz da hangi bedeli ödediğinizi bir söyleyin ya… Hayat standardınızdan ne kaybettiniz?”

Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını vurgulayan Babacan, “Haziran sonunda açlık sınırı 26 bin oldu, yoksulluk sınırı 85 bin. Siz asgari ücreti artırmıyorsunuz” dedi. Zamların Ocak ve Temmuz’a yığıldığını belirten Babacan, “Enflasyonu üretmek en büyük hırsızlıktır. Sebep olduğu yoksulluğu telafi etmemek katmerli hırsızlıktır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İmralı’dan gelen çağrılara değinerek, “Sıra artık terör örgütünün silah bırakmasına gelmiş durumda” dedi. Sürecin çok karmaşık olduğunu ve özellikle Suriye sahasındaki gelişmelerin kritik önemde olduğunu belirten Babacan, “Suriye’de bu işi bozabilecek en önemli aktör İsrail’dir” diyerek uyarıda bulundu.

Konuşmasının son bölümünde Gazze’ye değinen Babacan, “Sadece Haziran ayında öldürülen Gazzeli sayısı 2113. Bunların çoğu ekmek kuyruğunda beklerken öldürüldü” dedi. İsrail askerlerinin ifadelerine dikkat çeken Babacan, “Komutanlar yardım noktalarında ateş etme emri veriyor” şeklindeki itirafları aktardı. İsrail hükümetini savaş suçları nedeniyle uyararak, “Tarih sizi Milosevic’lerle, Karadziç’lerle, SS subaylarıyla yazacak” ifadelerini kullandı.

Babacan konuşmasını demokrasi vurgusuyla tamamladı: “Bugünlerde artan sayıda kişi soruyor, bir daha seçim olur mu diye? Ben de onlara diyorum ki: Yok, o kadar da değil. Yapamazlar. Çünkü haksızlar. Biz haklıyız. Haklı olan güçlüdür.”

Paylaşın

Bahçeli, Muhalefeti Hedef Aldı: Kütük Gibi Görünenlerden…

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Güneş tutulması yaşayan muhalefetin siyasi ahlak ve vicdan bağlamında şiddetli bir yıkıma maruz kaldığı ortadadır” dedi ve ekledi:

“Filiz verip yapraklanması imkansız kütük gibi görünenlerden ne ülkemize ne de milletimize bir yararı dokunmayacaktır. Kuşku bulutlarının altında, tedirgin fısıltıların boyunduruğunda, şaibeli ilişkilerin merkezinde yer alanların dört başı mamur siyasi karakter ve ahlaki duruş göstermeleri boşuna bir hevestir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Leman Dergisi’ne yönelik başlatılan soruşturmaya ilişkin konuşan Bahçeli, “Yabancı benzerlerini aratmayacak ilkellikte yayın yapan, sözde bir mizah dergisinde efendimiz Resulullah’a yapılan iğrenç saldırıyı nefretle lanetliyor, İslamofobi tehdidinin ülke içine sızmasına karşı siyasi, stratejik, hukuki bir eylem planı hazırlanmasını önemli görüyorum” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında muhalefeti hedef alan Bahçeli, “Güneş tutulması yaşayan muhalefetin siyasi ahlak ve vicdan bağlamında şiddetli bir yıkıma maruz kaldığı ortadadır. Filiz verip yapraklanması imkansız kütük gibi görünenlerden ne ülkemize ne de milletimize bir yararı dokunmayacaktır. Kuşku bulutlarının altında, tedirgin fısıltıların boyundurluğunda, şaibeli ilişkilerin merkezinde yer alanların dört başı mamur siyasi karakter ve ahlaki duruş göstermeleri boşuna bir hevestir” dedi.

“Belediyeleri saran yolsuzluk tufanından tutun da parti kongrelerinin gölgelenmesine kadar her çarpık ve gayri meşru vakanın ortaya çıkması en başta milletimize büyük bir hakarettir” diyen Bahçeli, şunları söyledi: “CHP’nin mahkemelik olması, günden güne ağırlaşan hastalıklı bünyesinin bir sonucudur. Öyle ki CHP, sebebi meçhul bir acının pençesindeki ne yapacağını, ne isteyeceğini, ne söyleyeceğini bilemez haldedir.”

8 Eylül tarihine ertelenen CHP kurultay davası hakkında da konuşan Bahçeli, şunları ifade etti: “Elbette CHP’nin 38. Kurultayı ile ilgili görünen mutlak butlan davasının ve bu dava duruşmasının 8 Eylül 2025’e ertelenmesinin bizim nazarımızda herhangi bir değeri ve gündemi yoktur. Fakat CHP’nin kendi içinde birlik ve dirlik halinde olması, iç huzur ve dengeyi yakalamasının Türk demokrasisinin hayrına olacağı kanaatindeyim.

Sosyalist Enternasyonal’in yörüngesinde sorgusuz sualsiz dönerek değil, Atatürk’ün izinden yürüyerek istikrarsızlıktan ve sonu meçhul kargaşalardan kurtulacaklarının düşüncesindeyim. 8 Eylül’den bir gün sonra tarihi bir gün olan 9 Eylül’e bir ve bütün halinde ulaşması, CHP için demokratik bir fırsattır.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef alan Bahçeli, “CHP Genel Başkanı’nın Avrupa’da Türkiye’nin aleyhine konuşması karanlık üslubun, kararmış ve katılaşmış mensubiyetin bilincinin somut yansımasından başka bir şey değildir” dedi. Bahçeli, “Yabancıların karşısında nabza göre şerbet veren bir siyasetçinin ülkesini ve milletini tartışması, hatta kötüleme yarışına girmesi utanç duyulacak bir ilkesizlik ve itibarsızlıktır” diye konuştu.

“Terörsüz Türkiye hedefi doğru zamanda atılan doğru adımdır”

PKK’nin fesih ve silah bırakma kararını açıkladığı yeni süreç ile ilgili konuşan Bahçeli, “Terörsüz Türkiye hedefi doğru zamanda atılan doğru adımdır. Milli vicdanın tereddütsüz harekete geçmesidir. Süreklilik içeren barış ve refah ortamına duyulan özlemdir” dedi.

Bahçeli, şöyle devam etti: “27 Şubat İmralı açıklamasına müzahir şekilde PKK örgütsel varlığını feshettiğini ve silahları bıraktığını 12 Mayıs’ta açıklamıştır. DEM Parti’nin sorumlu ve sonuç odaklı temasları ise kayda değerdir. Kanlı süreç bütünüyle sonlanmalıdır. Kara bir dönem açılmamak üzere kapanmalıdır. Barış havası hakim olmalıdır. Bundan geriye dönüş yoktur, aksi halde doğacak sonuçların bedeli vahim ötesidir.”

Türkiye’nin yeni bir döneme geçtiğini belirten Bahçeli, “Bu nedenle PKK’nın silah bırakma sürecini tamamlaması bir an evvel sağlanmalı, provokasyon mahiyetli ve hiç kimsenin altından kalkamayacağı çatışmalara yol açacak sivri tahriklere karşı azami derecede dikkat edilmelidir.”

Paylaşın