Dervişoğlu’ndan “Silah Bırakma” Tepkisi: Tiyatro

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istihbaratı, askeri, polisi; terörle mücadele eden kurumlardır. Bu hain terör örgütünün varlığını ve işlediği suçları cezalandıran ise Türk yargısıdır” dedi ve ekledi:

“Bu silahlar, Türk milletine ve devletine karşı kuşanılmış ve kullanılmıştır. Peki, bu silahların bırakılacağı yer neresidir? Türkiye, kendisine karşı 40 yıl boyunca bölücü terör yürütmüş bu örgütün silahlarını neden başka bir ülkenin toprağında teslim almaktadır? Herhangi bir etkin pişmanlıkta bulunmaları da, yargılanmaları da söz konusu olmayacakmış. Geldikleri gibi gideceklermiş. Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde hayatını kaybeden 12 asker için başsağlığı dileğinde bulunan Dervişoğlu, yaşanan olayın sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

Dervişoğlu, “Pençe-Kilit Harekât bölgesinde şehit düşen 12 askerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Bu elim olayın sorumlusu, hırdavatçıda 500 liraya satılan bir alet olamaz. Böyle bir sorumsuzluk, böyle bir duyarsızlık, böyle bir iş bilmezlik kabul edilemez. Türkiye, 12 evladını bu şekilde yitirmiş olamaz. Sorumlular kim olursa olsun; başta Milli Savunma Bakanlığı olmak üzere, tüm etkili ve yetkili kişi ve kurumlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türk milletine hesap vermelidir. Bu hesap acilen, behemahal verilmelidir. Eğer verilmezse, bu salon, bu parti ve bu millet o hesabı mutlaka soracaktır” dedi.

Dervişoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “12 şehidimizin acısı yüreğimizi dağlarken, Sayın Erdoğan’ın İmralı’daki terörist başının temsilcileriyle görüşmesinde hiçbir sakınca görmemesi, milletin vicdanını derinden yaralamıştır. Aynı gün Adalet Bakanı, şehit cenazeleri nedeniyle planladığı görüşmesini erteleyebiliyorsa, Cumhurbaşkanı’nın da aynı hassasiyeti göstermesi gerekirdi. Milletin gözyaşı döktüğü bir günde, o katilin temsilcileriyle görüşmenin izahı yoktur. Programlar ülkenin dört bir yanında iptal edilirken, bu görüşmeyi ertelemek neden aklınıza gelmedi? Vicdandan ve milletten bu kadar mı koptunuz?”

Dervişoğlu, hükümetin özgür basına yönelik sansür politikalarını da eleştirdi: “Dahası, özgür basına yönelik sansür uygulayan iktidar, aynı gece İmralı’daki teröriste video mesaj çektirip dünyaya servis ettirebiliyor. Özgür medyaya yasak olan yayın, teröriste serbest bırakılıyor. Üstelik bu mesajda hâlâ ‘ulusal kurtuluş mücadelesi’ ifadeleri kullanılıyor, zafer ilan ediliyor. Bu tablo, kimin kazandığını açıkça gösteriyor. Böyle bir aymazlığı tarif edecek kelime bulamıyorum. Yazıklar olsun!”

AKP’li Ahmet Hamdi Çamlı’nın Cumhuriyet’e yönelik sert sözlerini de eleştiren Dervişoğlu, Erdoğan’a seslendi: “Cumhuriyet’e ‘1923 kanlı darbe’ benzetmesi yapan, ‘Yeliz’ lakabıyla tanınan AKP’li Ahmet Hamdi Çamlı hakkında Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Bu kendini bilmezin ‘kanlı darbe’ diye tanımlamaktan utanmadığı Cumhuriyet devletini bugün temsil eden sensin. Bu haddini bilmeze hepimizden önce senin müdahale etmen, senin cevap vermen yakışır. Sükût ikrardan gelir, bu konuda susamazsın! Bundan sonrası, 5064 savcıdan birinin çıkıp ‘Ben Cumhuriyet’in savcısıyım’ diyerek gereğini yapmasıdır. Emin olun, binlerce kahraman Türk polisi, bu kendini bilmezin başını öne eğip ters kelepçe takmak için hazır ve nazırdır. Buradan açıkça suç duyurusunda bulunuyorum!”

Yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına da sert tepki gösteren Dervişoğlu, İYİ Parti olarak yolsuzlukla mücadelede kararlı olduklarını belirtti: “Altın kaçakçılığı yapıyorlar, sonra da ‘bizim yolsuzumuz’ deyip üstünü örtüyorlar. İnsan kaçakçılığı yapıyorlar, ‘bizimkiler’ deyip aklıyorlar. Hazine malını kaçırıyorlar, ‘bize helal’ diyerek meşrulaştırıyorlar. Türk milletinin hayatı, ayakkabı kutularıyla, baklava kutuları arasında heba oluyor. Ama biz İyi Parti olarak bu düzeni değiştirmeye geliyoruz! Bizim bu konuda tek bir hedefimiz var: Yolsuzlukla sistematik mücadele! Kim yaparsa yapsın, kimden gelirse gelsin; milletin malına, hakkına, rızkına uzanan eli kıracak bir sistemi bu memlekete getireceğiz!”

“Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

Dervişoğlu, eleştirilerini şöyle sürdürdü: “İhanet mafyasının bir ayağı silah bırakma gösterisidir. PKK, iyi niyet gösterisi olarak 20-30 kişilik bir silah bırakma gösterisi düzenleyecekmiş. İletişim Başkanlığı da artık İmralı ve Kandil’in de iletişiminden sorumlu olmuştur. Artık o gösteriyi onlar yayınlar. Bu silahlar, onu kimin ne için kullandığına bakılmadan imha mı edilecektir? Yoksa olması gerektiği gibi adli emanete mi alınacaktır? Görelim bakalım hangisi olacaktır!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin istihbaratı, askeri, polisi; terörle mücadele eden kurumlardır. Bu hain terör örgütünün varlığını ve işlediği suçları cezalandıran ise Türk yargısıdır. Bu silahlar, Türk milletine ve devletine karşı kuşanılmış ve kullanılmıştır. Peki, bu silahların bırakılacağı yer neresidir? Türkiye, kendisine karşı 40 yıl boyunca bölücü terör yürütmüş bu örgütün silahlarını neden başka bir ülkenin toprağında teslim almaktadır? Herhangi bir etkin pişmanlıkta bulunmaları da, yargılanmaları da söz konusu olmayacakmış. Geldikleri gibi gideceklermiş. Bu nasıl bir tiyatrodur Allah aşkına!”

Son olarak Dervişoğlu, hükümet kadrosunu sert sözlerle eleştirip şu ifadeleri kullandı: “Biz ne yapıyoruz? diye soran bir Allah’ın kulu kalmadı mı? Devletin önemli kurumlarında bir tane Türk yönetici kalmadı mı? Hepiniz mi mankurtlaştınız! Adı ‘çözüm’, özü ise ‘İhanet Süreci’nin ikinci versiyonu olan bu dönemde, iktidar kadrosu öyle alengirli işler çevirmeye başlamıştır ki; milletinden aldığı yetkiyle yine milletini aldatan bu kadrolar, tarihe kara bir leke olarak geçeceklerdir.

Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AK Parti Genel Başkanı, artık bir unvanın daha var: Sen artık Cumhurbaşkanlığı yetkisini kullanarak ‘terör örgütü üyelerini’ affeden birisin. Sen, vatandaşlarımızı şehit eden hainleri imzanla affeden bir Cumhurbaşkanısın.Sen, seni her eleştireni hapse attırmaktan çekinmeyen, milletine silah sıkanları ise affetmeyi tercih edensin. Cezaevlerini belediye başkanlarıyla, gazetecilerle, öğrencilerle, siyasetçilerle, akademisyenlerle…

Kısacası kendilerine biat etmeyen, aykırı ses çıkaran kim varsa onlarla dolduruyorlar. Milletimiz artık ne verdiğiniz kararları, ne yaptığınız işleri ne de girdiğiniz yolu destekliyor. Eğer tersini düşünüyorsanız, buyurun sandığı getirin! Teröristleri hükümet ortağı yaptığınız bu hale milletimiz karar versin. Referandumla sorun: ‘Ben artık senin katillerini bile affediyorum. Vatan hainlerini Cumhur İttifakı’na aldım. Ne düşünüyorsun?’ diye bir sorun bakalım!”

Paylaşın

PKK’nın Silah Bırakacağı Tarih Belli Oldu: 11 Temmuz

Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) 11 Temmuz’da Irak’ın Süleymaniye kentinde silah bırakma töreni yapacağını söyledi.

Haber Merkezi / Ayşegül Doğan, “Süreç, tarafları açısından kendi ritminde ilerliyor. Biz, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleşecek bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız, DEM Parti heyeti olarak PKK’nın silah bırakma törenine tanıklık etmek için orada olacağız” sözleriyle DEM Parti yetkililerinin de törende yer alacağını ifade etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair konuştu. Ayşegül Doğan’ın konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Merhaba hepiniz hoş geldiniz, rojbaş dembaş hûn hemû bi xêr hatin. Herkesi, sevgili Türkiye halklarını sevgi ve saygı ile selamlıyorum. İlginiz de gösteriyor ki tarihi bir andan geçiyoruz. Çok önemli bir eşikteyiz. Çok önemli bir kavşaktayız. Bugün gelen mesajla birlikte bunun önemi daha da arttı. Şimdi bundan sonraki gelişmeler neler olacak, sorularınızın hepsine tek tek cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle partimiz adına şunu söylemek isterim. Yepyeni bir sayfa açılıyor sevgili Türkiye halkları. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz bizler. Yani tarih biziz, tarihi biz yazacağız. Bu tarihin yazımına biz talibiz. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor. Çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez Sayın Öcalan’dan, İmralı’dan bir görüntü gördük.

Bütün Türkiye halkları ve toplumu ve dahi uluslararası kamuoyu. Sıcağı sıcağına gelen açıklamalar ve mesajlar da var. Dünya da ilgiyle takip ediyor. Demek ki Türkiye’nin Kürt meselesi, Türkiye’nin demokrasi sorunu yalnızca Türkiye’nin sorunu değilmiş. Bugün bir kez daha gördük. Hem bölgesel etkileri itibariyle hem sonuçları ve dünyada yaratacağı etkiler dolayısıyla yalnızca Türkiye ile sınırlı olmayan aynı zamanda Uluslararası bir sorundan bahsediyoruz. O yüzden çok tarihi bir kavşakta olduğumuzu bir daha bölgesel gelişmeleri de göz önünde bulundurarak söylemek isteriz.

Yine önemle belirtmek istediğimiz bir başka konu DEM Parti olarak. Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Yıllarca demokratik bir çözümün, eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Temennimiz budur. Neler söylemek istedik geçen yıllar boyunca, neden tecrit kaldırılmalı dedik. Neden sesi sözü duyulmalı dedik, neden çözümde önemli bir rol oynayabilir ve onun oynayabileceği rolü hiçbir aktör ikame edemez dedik. Bunlar bir hakikati tespit etmek için, bunlar başkalarının söylemeye cesaret edemediği bir gerçeği göstermek içindi. O yüzden bugün hem Sayın Öcalan’dan hem Sayın cumhurbaşkanından DEM Parti ile ilgili değerlendirmeler var biliyorsunuz.

“Silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor”

Bu hafta boyunca birtakım gelişmelere tanıklık ettik. Önce DEM Parti İmralı Heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız, silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. PKK tarafından yapılan açıklamalara baktığımızda da bunu görüyoruz. Tüm bunlarla ilgili detaylıca konuşacağız. Bunları sizlere söyleyeceğiz ve tarihi de paylaşacağız. DEM Parti olarak söylemek isteriz ki bu tarihsel anda tekrar kayda geçirmek için.

Eşit, adil, onurlu ve kalıcı bir barış için, yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için, halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı, umutlu, heyecanlı ve hazırız. Gönüllüyüz, istekli ve hevesliyiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. Hiçbir tereddütümüz yok bu konuda, hiçbir ikilememiz yok, hiçbir siyasi hesabımız yok. Biz bu meseleyi yani Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini bütün siyasi hesapların, bütün siyasi çıkarların, çelişkilerin üzerinde tutuyoruz. Sözünü ettiğimiz konu insan hayatı.

Bugünün önünü açanlar var, bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Hatta bunlardan birinin ölüm yıldönümü, katledilmesinin yıldönümü. Her günümüz böyle bir ismi yani demokratik siyaset alanının genişlemesi için hayatını, canını ortaya koymuş isimleri bize hatırlatıyor. Dolayısıyla biz Vedat Aydın’ı anarken ismini sayamayacağımız onlarca, yüzlerce, binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız.

Rolümüzün, misyonumuzun, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokrasinin, bu soluk alamayan halimizin ancak soluklanabileceği yerin gerçek, sahici, hakiki bir barış olduğunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir. Biz bunun için buradayız. Dünden de daha kararlı bir biçimde.

Yeni bir sayfa açıldı dedik. Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri arttırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.

Yine Sayın Öcalan’ın bugünkü açıklamasına gelmek istiyorum. Çok net ifadeler var Sayın Öcalan’ın açıklamasında. Hiçbir tereddüte yer bırakmayacak açıklamalar. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba, emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı.

Bu tarihi eşikte yapılması gereken herşey ama herşey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönük bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey? Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur. Dolayısıyla biz hukuk ve hukuka dair güvencelerin hiçbir kaygıya endişeye kapılmaksızın, hiçbir siyasi hesap yapılmaksızın bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini hatırlatmayı bir sorumluluk sayıyoruz. Bu da bir hakikati ortaya koymak, bir ihtiyacı ortaya koymaktır. Bu da bizim görevimiz.

Bunun için mecliste bulunan ya da bulunmayan, grubu bulunan ya da bulunmayan tüm siyasi partiler de sorumluluk üstlenmeli, fikri bütün ayrılıklarını bir yana bırakıp Türkiye’nin temel iki meselesi için, üstelik birbirinden ayrılamaz iki meselesi için, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi özgür ve eşit bir şekilde bir arada yaşam ve Türkiye’nin ikinci yüzyılına birlikte demokratik bir biçimde inşa edebilmek için sorumluluk üstlenmelidirler. Demokratik siyaset için de halk iradesi, halkların iradesi en çok bahsettiğimiz konu. Bu barış arayışının toplumsal tarafı ve toplumsal ayağı çok önemli. Bu hem toplumsal meşruiyet açısından önemli, hem de sıkça duyuyoruz, bilgilendirilmiyoruz kaygılarımız endişelerimiz var diye, bunları gidermek için önemli.

“Komisyon bir an önce özel yetkilerle oluşsun”

Düşünsenize bizim aylar öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Biz bu çağrıyı aylar öncesinden parti adına yaptık. Meclis aktif bir rol üstlensin. Meclis başkanı bu konuda inisiyatif alsın dedik. Dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan, özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun.

Temennimiz şu ki, o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair, o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon bir an evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı, önemli, tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon. Türkiye’de toplumsal barış ve bütünleşme ilgili çok önemli bir rol oynayabilir.

Biliyorum en çok merak ettiğiniz konu, günlerdir tartışılan silahların devre dışı kalması için bundan sonra ne yapılacak konusu. Bu konunun çeşitli cevapları var. Bazıları bizde, bazıları bizde değil. Bunu her zaman açıklıkla ifade ettik. Çünkü süreç, tarafları açısından daha önce de söylediğimiz gibi kendi ritminde ilerliyor. Ancak biz önemli öznesi olarak süreçte bir kolaylaştırıcılık rolü üstlenmek istiyoruz. Yolu açmak istiyoruz. Bu yol sağlam dayanaklarla yürünebilsin diye. Yıllardır yapmaya çalıştığımız şeyi yapmaya çalışıyoruz. Siyaset konuşsun diyoruz. Farklı fikirler Türkiye’de örgütlenme özgürlüğüne kavuşsun diyoruz.

İnsanlar fikirlerini özgürce ifade edebilsinler diyoruz. Halk iradesine saygı duyulsun diyoruz. Seçme ve seçilme hakkına saygı duyulsun diyoruz. İnsanların tercihlerine saygı duyulsun diyoruz. Herkes için adalet hakkından bahsediyoruz, hepimiz için barış hakkından bahsediyoruz. Hepimiz için demokrasi hakkından bahsediyoruz. Bizim kolaylaştırıcılık tanımımız tam da böyle bir şey. Siyasi partilere yaptığımız çağrının bağlamı da tam olarak böyle bir yer. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için Eş Genel Başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak Süleymaniye’de olacağız.

11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma, bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız. Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ve ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Yalnızca DEM Parti’nin meselesi olmadığını söylüyoruz o yüzden şunu eklemek istiyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma, kongre kararlarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit, adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temenni ediyoruz.

Bunu bir yenme, yenilme, tasfiye, taviz gibi görmemek, böyle yaklaşmamak, bu dili, üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir. Görüyoruz ki halen sürecin hassasiyetine rağmen bu dil tercih ediliyor. Bu meselenin bu dille çözülemeyeceğini geçen on yıllar bize gösterdi. Önümüzdeki on yıllarda yeni bir dil bir, yeni bir yaklaşım, yeni bir üslup, yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bunu görmeyi temenni ediyoruz.

Aynı zamanda diyoruz ki bu tarihi eşik bizim için bu anlama geliyor, toplum için de çok önemli anlamları var o sebeple demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. Bu tarihi eşikte, tarihi bir açıklamanın geldiğini söyledik. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar bunlar. Tarih bu açıklamalarla, bu açıklamaların içeriği ve bundan sonra ona uygun şekilde atılacak adımlarla yazılacak.

Hem yakından takipçisiyiz bu sürecin hem yalnızca DEM Parti’ye bırakılmamasını ifade ediyoruz. Kendimize güveniyoruz, bu konudaki tecrübemize ortak mücadelemize güveniyoruz. Ancak Türkiye’nin bu kadar kritik bir meselesinde herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyoruz, herkesin yapabilecekleri olduğuna inanıyoruz. Yalnızca Kürt sorunu için değil uluslararası bir mücadele ve dayanışma için de tarihi bir dönüm noktasında olduğumuzu ifade etmeliyiz.

Yine bir başka temennimiz dünya barışı ve çözüm deneyimlerinden esin almaktır. Türkiye’de gelişecek olan barış ve demokratik çözüm modelinin dünya literatürüne geçmesini temenni ediyoruz. Eşit bir kardeşlik, demokratik bir Türkiye yaratıp bölgeye örnek olmasını temenni ediyoruz. Yani Türkiye halklarının barışının demokrasiye sarılarak, demokrasiyi güçlendirerek, demokratik bir cumhuriyeti inşa ederek başarıya ulaşmasını temenni ediyoruz. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız.”

Soru / Cevap

Soru: Sayın Öcalan’ın ikinci bir video mesajı olacak mı, 11 Temmuz’da olacağına ilişkin bizde bir takım bilgiler var?

“İkinci bir video olacağına dair biz de bir bilgi yok. Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’ye gideceğimizi sizlerle paylaştık, gideceğiz, orada olacağız. Orada ev sahipleri var. Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşecek. Bir grup PKK’linin katılımıyla gerçekleşecek somut bir adımı izlemeye ve o tarihi anda orada olmaya gideceğiz. Ancak içeriğe dair bizim bir bilgimiz yok. Bu bilgi olsa olsa bu somut adımı gerçekleştirenler ve gerçekleştirmeye hazırlananlarda olabilir. Ancak Sayın Öcalan’dan ikinci bir görüntülü video bilgisi bizde yok, o yüzden bunu teyit edemiyorum. İktidar ve muhalefet de bu ana tanıklık etmeli ve sorumluluğa ortak olmalıdır

Soru: Bazı siyasi partilerin de Süleymaniye çağrıldığı yönünde haberler çıktı. Öyle bir çağrınız oldu mu, geri dönenler var mı?

“Bunu bu kürsüden daha önce defalarca yaptık. Bu iktidardan muhalefete kadar herkesin meselesi. Biz Türkiye’ye karşı, Türkiye’nin barışına karşı, demokratik çözümüne, eşit yaşamın inşasına dair sorumluluk hissediyoruz. Bu sadece bir siyasi partinin meselesi olmamalı. Muhalefet partiler tüm anti demokratik uygulamalara ve olumsuzluklara rağmen bu sürece destek vermek istiyorlar. Biz bunu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. Son derece yapıcı bir yerden pozisyon almak istiyorlar.

Bu pozisyonu güçlendirebilecek adımların, güçlendirebilecek bir takım görüşmelerin iktidar bloku tarafından da yapılması gerekir. Elbette biz bu somut adıma, bu tarihi ana tüm siyasi partilerin aynı sorumlulukla yaklaşıp iktidarından muhalefetine orada olmalarını ve sorumluluk almalarını isteriz. Bu gizli saklı bir şey değil, açık aleni bir biçimde söyledik zaten bunu. İktidar bloğu da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve bu sorumluluğa ortak olmalıdır. Eğer Türkiye’de demokratik siyaset alanının genişlemesini istiyorsak bu meseleye böyle yaklaşmak durumundayız. Toplumun talebi Türkiye’nin daha özgür ve daha adil olması yönündedir.”

Soru: Bu süreç toplumsal bir meşruiyet kazandı mı?

“Terörsüz Türkiye dediniz birincisi biz böyle adlandırmıyoruz DEM Parti olarak. Biz Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak bakıyoruz sürece. Yıllarca terör ve güvenlik gibi kavramlar kullanıldı. On yıllar bize gösterdi ki meseleyi doğru adlandırmayınca doğru sonuçlar da alınamıyor. O yüzden meseleye böyle yaklaşmamak gerekiyor. Toplumsal meşruiyete olan konu toplumsal talebin kendisidir.

Bugün toplum talebi Türkiye’nin daha özgür, daha adil, daha eşit olması yönündedir. Dolayısıyla evet demokratik çözümden, barış arayışından daha meşru bir şey olamaz olmamalıdır. Bu konudaki meşruiyeti artırmak, kaygıları gidermek, duyulan endişeleri anlamak, itirazları önerileri yapıcı bir şekilde değerlendirmek iktidarından muhalefetine herkesin görevi. Ancak şunu da hatırlatmak isteriz en çok da devlet yetkililerinin görevi.

Eğer bir devlet politikasından bahsediyorsak ki MHP, Devlet Bahçeli böyle dedi, doğrudan Cumhurbaşkanına çağrıda bulundu. Bugün Cumhurbaşkanı kendisine teşekkürlerini ifade etti. O halde bize de şunu söylemek düşer toplum olarak da siyasi ve muhalefet partileri olarak da. Biz bu memnuniyet verici söylemlerin eyleme dönüşmesini, somut adımlara dönüşmesini bekliyoruz. Toplumsal meşruiyet hukukla yasal güvencelerle güçlenir. Ama barış ve demokrasi hakkından daha meşru bir hak ne olabilir ki?”

Soru: Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşmeniz ertelenmişti. Bugün açıklama yaptı önümüzdeki günlerde görüşebiliriz diye. Bu açıklamadan sonra bir iletişiminiz oldu mu?

“Bugün Adalet Bakanı Yılmaz Tunç açıkladı neden ertelendiğini. Yeni bir gün belirlenmedi, önümüzdeki günlerde bu görüşme gerçekleşecek. Görüşmenin gerçekleşmemesinin nedeninin cenazeye katılım olduğunu Adalet Bakanı da ifade etti. Bir daha böyle acılar yaşanmasın, ölümler yaşanmasın, kim olursa olsun, hangi etnisiteden olursa olsun hiç fark etmez artık yeter, çözüm konuşulsun ölüm konuşulmasın.”

Paylaşın

Mahmut Arıkan, İktidarın Ekonomi Politikalarını Hedef Aldı

Yeni Yol Grup toplantısında konuşan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın uyguladığı politikaların çöktüğünü kabul etmek istemediğini belirterek, “Ama artık mızrak çuvala sığmıyor! Bu milletin çektiği sıkıntının adını koyun: Adı Ekonomik kriz!” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup toplantısında iktidarın ekonomi politikalarını hedef alan sert açıklamalarda bulundu. Kürsünün iki yanına gelinlik ve damatlık giydirilmiş cansız mankenler yerleştiren Arıkan, evlilik çağındaki gençlerin ekonomik nedenlerle aile kuramadığını rakamlarla ortaya koydu.

2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesine rağmen gençlerin bırakın düğün yapmayı, evlenmeye dahi cesaret edemediğini belirten Arıkan, “Bu sorun artık sadece sosyal değil, apaçık bir ekonomik çıkmazdır” diye konuştu. Arıkan, yaptığı konuşmada, gençlerin evlilik sürecinde karşılaştığı ekonomik zorluklara dikkat çekti.

Konuşması sırasında kürsünün iki yanına gelinlik ve damatlık giydirilmiş cansız mankenler yerleştiren Arıkan, “Gençler evlenmiyor değil, evlenemiyor!” diyerek düğün maliyetlerinden ev kiralarına kadar uzanan çarpıcı tabloyu paylaştı. Yazın gelmesiyle birlikte düğün sezonunun açıldığını belirten Arıkan, 2025 yılının iktidar tarafından “Aile Yılı” ilan edildiğini hatırlattı.

Aile gibi “beka meselesi” olan bir konuya dikkat çekilmesini önemsediklerini vurgulayan Arıkan, gençlere yönelik indirim ve destek paketlerini de olumlu bulduklarını, ancak bu adımların ne yeterli ne de sürdürülebilir olduğunu söyledi.

Arıkan, “Geçen sene evlenecek çiftler için 150.000 TL destek vereceğiz dediniz, ama bu para enflasyon karşısında çoktan eridi gitti. Ayrıca bu desteği de herkese vermiyorsunuz. Tek sefere mahsus yaptığınız yardımlarda bir yaraya merhem olmuyor. Esas sorun çok daha derinlerde” diye konuştu.

“Bu duruma dikkat çekmek amacıyla size bugün iki özel misafir getirdim” ifadeleriyle, konuşma yaptığı kürsünün iki yanına konulan cansız gelin ve damat mankenleri gösteren Arıkan, şu ifadeleri kullandı:

“Aramızda misafir olarak bir gelin bir de damat var! Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız, geçtiğimiz haftalarda gençlerin evlenmemesini, teknolojiye, modern yaşama bağlasa da gerçekler biraz daha farklı. Şu yanımda duran gelinliğe bir bakalım. Hemen hemen her genç kızımızın bir gelinlik giyme hayali vardır. Bu gelinliği almayı geçtik, kiralaması bile en düşük, 1 emekli maaşı! Almasını varın siz düşünün. Hemen diğer yanımda duran damatlığa bakalım. Onun da kaderi aynı! Bir damatlık bugün ya bir emekli maaşına ya da bir asgari ücrete tekabül ediyor.”

Düğün yapmanın mali yükünün gelinlik ve damatlıkla sınırlı olmadığını kaydeden Arıkan, ev kiralarının asgari ücret seviyesine ulaştığını, ilk taşınma masraflarının, ilk kira, depozito, emlakçı, abonelikler derken, 4 asgari ücreti bulduğunu belirtti. Ev eşyalarının minimum 500 TL’ye mal olduğunu aktaran Arıkan, “Hadi bakalım 22 Asgari ücret daha gitti!” ifadesini kullandı.

Düğün masraflarının ise en az 400 bin TL tuttuğunu anlatan Arıkan, “Gelinlik, damatlık, ev, eşya bir şekliyle halloldu. Evliliği tamamlamak için bir de düğün yapmak lazım. İşte o zaman işler biraz daha zorlaşıyor. Bu da ihtiyaçlara göre elbette değişir ama kabaca bir hesap yapıldığında, bir düğün en az 400.000 liraya yapılabiliyor. Hadi bakalım 18 asgari ücret daha gitti!” dedi.

Takı merasimiyle ilgili de konuşan Arıkan, artan altın fiyatları nedeniyle düğünlere katılmanın dahi ciddi bir yük haline geldiğini vurgulayarak, “Eskiden düğün sevinciyle ‘bir altın takayım’ diyen insanlar, şimdi ‘takı törenine nasıl katılacağım’ diye kara kara düşünüyor” değerlendirmesini yaptı.

Mahmut Arıkan, tüm bu kalemler hesaplandığında, bir asgari ücretli gencin hiçbir harcama yapmadan tam 45 ayda evlenebileceğini, bir emekli babanın ise 62 ay maaşına dokunmadan bir çocuğunu evlendirebileceğini anlattı.

“Gençlerimiz seviyor ama evlenemiyor”

Evlenemeyen gençlerin ve ailelerinin çaresizliğine dikkat çeken Arıkan, “İşte bu ekonomik tablodan dolayı ‘Aile Yılı’nda, gençlerimiz aile kuramıyor! İşte bu yüzden yanımdaki gelinlik ve damatlık, gençlerimizin hayallerinde kalıyor! Sayın Aile Bakanı diyor ya: ‘Seviyorsan, git evlen!’ Sayın Bakan, gençlerimiz seviyor ama evlenemiyor!” şeklinde konuştu.

İktidarın sürekli yeni destek paketleri açıklamak zorunda kaldığını belirten Arıkan, “Çünkü onlar da biliyor! Bu mesele artık sadece sosyal değil, sadece kültürel değil; apaçık bir ekonomik bir çıkmazdır!” ifadelerini kullandı.

23 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın uyguladığı politikaların çöktüğünü kabul etmek istemediğini dile getiren Arıkan, “Ama artık mızrak çuvala sığmıyor! Bu milletin çektiği sıkıntının adını koyun: Adı Ekonomik kriz!” dedi. Mahmut Arıkan, konuşmasının sonunda gençlere de seslenerek şunları söyledi: “Bu düzen sizi yalnız bırakıyor olabilir ama biz sizi yalnız bırakmayacağız!Sizin sesiniz olacağız, sizin yükünüzü paylaşacağız.”

Paylaşın

Öcalan’dan Videolu Mesaj: Silah Bırakın

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) Lideri Abdullah Öcalan, silah bırakma süreci öncesi yayınladığı görüntülü mesajında, “PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir” dedi.

Öcalan, mesajında, “27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya” devam ettiğini belirterek, süreçte gelinen noktanın “oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumunda” olduğunu söyledi.

Abdullah Öcalan, mesajına, “Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır” ifadeleriyle devam etti.

Öcalan, başlatması beklenen silah bırakma süreciyle ilgili yaptığı açıklamada, “gönüllüce geçiş” ve TBMM’de “yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışmasının” önemine dikkat çekti.

Abdullah Öcalan, mesajında, “Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır” dedi ve ekledi:

“Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.”

Öcalan’ın mesajının tamamı şöyle: “Değerli yoldaşlar, komünalist yoldaşlık hareketimizin geldiği aşamayı, yaşadıkları somut durumu, sorun ve çözüm yollarına ilişkin kapsamlı bir mektupla tekraren de olsa açıklayıcı ve yaratıcı yanıtlar vermeyi, sizlere karşı etik bir görev saymaktayım.

27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim. Sizlerin PKK’nin 12. Fesih Kongresi’yle, buna kapsamlı oldukça doğru bir içerikle pozitif yanıt vermenizi tarihi bir karşılık olarak değerlendirmekteyim.

Gelinen nokta oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumundadır. Bu arada köprü ilişkide bulunan yoldaşların çabası aynı değerde ve takdire şayandır.

Tüm yaşanan gelişmeler sonunda tarihi bir dönüşüm sayılması gereken bir Demokratik Toplum Manifestosu hazırladım. Bu manifesto, yaklaşık 50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’’ manifestosunu başarıyla ikame edecek niteliktedir. Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıdığına inanmaktayım. Tarihi manifesto geleneğinin başarılı bir örneğini teşkil ettiğinden kuşku duymamaktayım.

Tüm bu gelişmelerin İmralı’da gerçekleştirdiğim görüşmeler neticesinde yaşandığını açıkça belirtmek durumundayım. Görüşmelerin özgür irade temelinde yürütülmesine azami dikkat gösterilmiştir.

Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Bu aşamanın ve gerekli adımların da tarihi nitelikte olduğunun önemle belirtilmesi, anlaşılması ve gereklerine bağlı kalınması, yol alınması açısından kaçınılmazdır.

Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır. Gerisi aşırı tekrar ve açmaz olarak değerlendirilmiştir. Bu temelde kapsamlı eleştiri-öz eleştiri devam edecektir.

Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz.

Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir. Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum. Samimiyeti görüyor ve güveniyorum.

Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Benim tarafımdan ileri sürülen tezlerin belli başlı olanları şunlardır:

Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. Tüm anlatılanlardan çıkarılan sonuç; PKK ulus devletçi bir amaçtan vazgeçmiş, bu temel amaçtan vazgeçişle birlikte temel savaş stratejisinden de vazgeçmiş, varlığını sona erdirmiştir. Gelinen tarihi noktanın daha da ileriye götürülmesi beklenmektedir.

Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır. Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.

Meclisin çatısı altında bulunan DEM, diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düşeni yapacaktır.

Bu arada tüm karar metinlerinde vazgeçilmez bir şart olarak benim özgür kalma durumuma gelince; biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir. Bu eğilimin gereğine bağlı kalınacağı tabidir.

Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.

Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor.

Sürece yönelik her türlü eleştiri ve önerilerinizi, katkılarınızı dört gözle beklediğimi belirtmeliyim. Bu tartışmalar tüm ülke, bölge, küresel düzeyde bizleri, Demokratik Modernite Güçlerini yeni bir teorik program, stratejik ve taktik evreye ulaştıracağına, şimdiden bunun hazırlık çabası içinde olunduğuna dair çok iyimser ve hazır olduğumu, arzulu ve coşkulu olarak belirtirim.

Önümüzdeki döneme çağrım, kongre kararları ve en son bu yazıda dile getirdiğim görüş ve öneriler doğrultusunda yüklenelim ve başarı temelinde gelişmeler sağlayalım. Daimi yoldaşça selam ve sevgiyle kalın.

19 Haziran 2025. Abdullah Öcalan”

Paylaşın

AİHM’den Dikkat Çeken Karar: Selahattin Demirtaş Siyasi Saiklerle Tutuklandı

AİHM, Türkiye’nin beş ayrı temel hakkı ihlal ettiğine karar vererek, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2019’da yeniden tutuklanmasının hukuki değil, siyasi nedenlerle yapıldığına hükmetti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Edirne Cezaevi’nde 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili kritik bir karara imza attı.

8 Temmuz 2025 tarihli kararında mahkeme, Demirtaş’ın 2019’daki yeniden tutuklanmasının “hukuki değil, siyasi” nedenlerle yapıldığını belirterek Türkiye’yi mahkûm etti.

AİHM, kararında Demirtaş’ın tutukluluğunun asıl amacının kamuoyunu susturmak ve demokratik tartışmayı bastırmak olduğuna dikkat çekti. Mahkeme, bu tespitle birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin beş temel maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Madde 5/1 – Kişi özgürlüğü ve güvenliği: Demirtaş’a yöneltilen suçlamalar makul şüpheye dayanmıyor. Tutuklama hukuki değil, keyfi olarak değerlendiriliyor.

Madde 5/3 – Tutukluluğun gerekçelendirilmesi: Dört yılı aşkın süreyle devam eden tutukluluğa dair yeterli ve ilgili gerekçeler sunulmadı.

Madde 5/4 – Tutukluluğa itiraz hakkı: Anayasa Mahkemesi’nin 4 yılı aşkın süre karar vermemesi ve avukatların dosyaya erişiminin engellenmesi, etkili başvuru hakkını ortadan kaldırdı.

Madde 18 + Madde 5/1 – Hakların kötüye kullanılamaması: AİHM, tutuklamanın esas amacının ifade özgürlüğünü ve siyasal faaliyeti bastırmak olduğunu vurgulayarak bunun açıkça siyasi bir karar olduğunu tespit etti.

AİHM, 2020 yılında da Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, ancak karar Türkiye tarafından uygulanmamıştı. Son kararla birlikte AİHM, Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi gerekçelere dayandığı yönündeki kanaatini bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldu.

(Kaynak: Karar Gazetesi)

Paylaşın

Bahçeli’den Özel’in TRT Çağrısına Destek: Yargıya Güven Artar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, şeffaflık ilkesi doğrultusunda, Ekrem İmamoğlu duruşmalarının TRT’den canlı yayınlanması çağrısına destek verdi.

Devlet Bahçeli, muhalefetin bu talebinin “makul ve meşru” olduğunu belirterek, duruşmaların canlı yayınlanmasının yargıya olan güveni artıracağını vurguladı. Yargı süreçlerinin hızla tamamlanması gerektiğini ifade eden Devlet Bahçeli, “İddianameler bir an önce bitirilmeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bizleri takip eden bütün vatandaşlarımızı yürekten selamlıyorum. Kırılmadan, kırışmadan, kıvırmadan, kısır heveslere kapılmadan her defasında yenilenerek mücadeleleri geride bıraktık. Yeri geldi candan geçtik ama ülkülerimizden, ülkemizden ve ilkelerimizden asla ödün vermedik. Her şeyden önce Türkiye dedik.

6 Temmuz günü aldığımız kara haber ile kahrolduk. Pençe Kilit Bölgesi’nde bir mağarada metan gazı zehirlenmesine bağlı olarak 12 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum… Ülkemiz huzur menziline doğru mesafe alırken dedikodu iklimini sıcak tutmaya çalışanları göz ardı etmiyoruz. Fitnebazların tehditlerini bozmak, bayatlamış tuzaklarını işlevsiz hale getirmek için teyakkuz halindeyiz.

Orman yangınları milletimizi derinden yaralamıştır. Özellikle İzmir’deki yangınların elektrik hatlarından kaynaklandığı il valisi tarafından açıklanmıştır. Orman yangınlarını istismar edip ortamı germeye çalışmak utanmazlıktır. Birbirinden uzak mesafelerde pek çok yangının çıkması ayrıca ele alınmalıdır. Devletimiz yangınlarla mücadele halindedir. Hayatını riske atan kardeşlerimiz başta olmak üzere ilgili bakanlıklara, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Uzun süredir dile getirdiğimiz temiz siyaset ertelenemez mükellefiyettir. Siyaset alanının aklanmaya ihtiyacı var. Mahalli yönetimlerde tuz kokmuştur, emanet heba edilmiştir. CHP’deki belediyelerin yolsuzluk batağına saplanması bu partiyi neredeyse bu partiyi organize şebekeye çevirmiştir. Gayri ahlaki ve gayrihukuki ilişkiler teker teker deşifre edilmelidir.

Adana ve Adıyaman belediye başkanları yolsuzluk soruşturması ile yakayı ele vermiştir. İSKİ skandalının kat kat büyüğü mevcut CHP yönetimini sarıp sarmalamıştır. Emanete sahip çıkmayanlar erdemden bahsetmemelidir. Çalan çırpan, devlet kasasını boşaltanların adalet sözleri neyse suya yazılan odur. CHP’li başkanların hesap vermesi hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sonucudur.

İtirafçılar yine CHP maskesi takanlardır. İddianameler süratle hazırlanmalı, kovuşturmalar etkin şekilde, en kısa sürede tamamlanmalıdır. Savcılara güvenimiz tamdır ve gece gündüz çalıştıkları bellidir. Tavı kaçan yargı süreçlerinin siyasi kutuplaşmayı beslemesi muhtemel akıbettir. Yargı süreçlerin uzaması sakıncalıdır ve gerek yoktur. Adli yılın başlaması ile Bu ağır yükü ülkemizin gündeminden çekip çıkaralım.

Duruşmaların canlı yayınlanmasını talep etmişti muhalefet. Biz de bu beklentinin makul ve meşru şekilde değerlendirilmesini bekliyoruz. Suçlamaların odağındaki şahıslar Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu unutmamalıdır. Türkiye tarihi sürecin tam ortasındadır.

“Sokağa davet edeceğim günü ben bilirim, Mısır’daki meydanı izlediğiniz gibi izlersiniz” demişti Özgür Özel. Ölçüyü kaçırdığını görüyorum. Sokakta gezebilirsin, germeye gerek üretmeye gerek yok. Önüne geçen yok, haydi buyur sokak sokak gez de görelim, boyunun ölçüsünü alalım. Bu sokak merakı seni suça iterse karşında Türkiye Cumhuriyetini bulursun, milleti bulursun.

“CHP’nin rayından çıkması düşündürücüdür”

Mısır örneği vermesi densizlik ve gaflettir. Hakkında başlatılan soruşturma isabetlidir. Hayırdır Özgür Bey darbe mi düşünüyorsun? Sandıkla yapamadığını silahlar gölgesinde mi planlıyorsun? Bu dil sakıncalıdır, sakattır. Böyle demokrasi anlayışı, özgürlük bağlılığı olamaz. Tutuklananlarla ilgili esir tanımı kullanması aymazlık ve ayıptır. DEM’in Türkiye partisi olma çabası memnuniyet vericidir. CHP’nin ise rayından çıkması düşündürücüdür.

CHP’nin yanında yöresinde sıraya giren partilerin yönetici ve vekillerinin iktidara, insan onuruna saldırmaları ifade ve düşünce özgürlüğü ile nasıl ifade edilecektir. Malum tv’lerde, sağda solda sabah akşam fütursuzca konuşanların güvencesi nedir. Rüşvet ile mücadele konuşulurken bu kenelere neden göz yumuluyor. Fitne yayan muhaliflere katlanmak zorunda mıyız. Bunlar siyaset değil düşmanlık yapıyor. Gündelik polemiklerin, sürekli şaibe içeren beyanların, azgınlaşan parti ihtirasların ülkemizde ne var ne yok yutmasına müsaade edemeyiz.”

Paylaşın

CHP’li Manavgat Belediye Başkanı Tutuklandı Ve Görevden Uzaklaştırıldı

CHP’li Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara “rüşvet, irtikap ve zimmet” iddialarıyla tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, Niyazi Nefi Kara’nın görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.

Antalya’da Manavgat Belediyesi’ne rüşvet ve zimmet iddiasıyla düzenlenen operasyonda Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara ve başkan yardımcısı Mehmet Engin Tüter tutuklandı.

İçişleri Bakanlığı 8 Temmuz akşamı Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara’nın görevden uzaklaştırıldığını da açıkladı. Açıklamada görevden alma gerekçesi olarak, “İcbar suretiyle irtikap, rüşvet almak ve zimmet” suçlamasıyla yürütülen soruşturma gösterildi.

Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı otel tadilatı, inşaat ruhsatı ve iskan başvurularıyla ilgili rüşvet alındığı iddiası üzerine Manavgat Belediyesi hakkında soruşturma başlatmıştı.

Niyazi Nefi Kara

56 yaşındaki beyin ve sinir cerrahı Dr. Niyazi Nefi Kara, haziran 2015 genel seçimleri öncesinde ön seçimde CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ı geride bırakarak 1. sırada yer almış ve TBMM’ye seçilmişti.

Kara, tekrarlanan kasım 2015 ve haziran 2018 seçimlerinde de seçilerek 25., 26. ve 27. dönemlerde TBMM’de görev yaptı. 2024 yerel seçimlerinde Manavgat belediye başkanlığına seçildi ve 5 Nisan 2024’ten bu yana görevdeydi.

Paylaşın

PKK’nın “Silah Bırakma” Töreni Canlı Yayınlanmayacak

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği (KCK), güvenlik nedeniyle silah bırakmanın gerçekleşeceği tören alanına gazetecilerin alınmayacağını, törenin canlı yayınlanmayacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Daha önce yapılan duyurularda silah bırakma töreninin gazeteciler tarafından izleneceği bildirilmişti.

PKK’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinde gelecek günlerde yapması beklenen silah bırakma töreninin güvenlik nedeniyle gazetecilere kapatıldığı kararı duyuruldu.

Kürdistan Demokratik Topluluklar Birliği’nden (KCK) konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Değişen güvenlik durumu sebebiyle, Süleymaniye’de gerçekleşmesi planlanan törenle ilgili detayların kısa sürede değiştirilmesi gerekiyordu.

Tören planlandığı gibi gerçekleşecek ancak canlı yayınlanmayacak ve basın mensuplarının katılması mümkün olmayacak. Bunun için çok üzgünüz ve bu acil son dakika değişikliği için anlayışınızı rica ediyoruz. Törenin yapılacağı yerin yakınında, törenden sonar video kayıtlarının yayınlanacağı bir ekran kurulacaktır.

Sizi bilgilendirebilmemizin tek yolu bu olacak. Oraya davetlisiniz. Bazılarınız yöntemdeki son dakika değişikliği nedeniyle törene katılmamaya karar verebilir; Bu kararı tamamen anlıyor ve saygı duyuyoruz ve verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz.”

Suriye, İran, Irak ve bazı Avrupa ülkelerinde koordine olan KCK, PKK’yı da kapsayan bir çatı örgütü olarak biliniyor.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansına konuşan PKK sözcülerinden Zagros Hiwa, Süleymaniye’de bir grup PKK’lının dağlardan inerek silahlarını sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların gözetiminde imha edeceğini, sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Hiwa, törene katılacak kişi sayısının henüz netleşmediğini, bu sayının 20 ila 30 arasında olabileceğini söylemişti.

Daha önce ulusal ve uluslararası çeşitli yayın kuruluşlarında silah bırakma töreninin 10-12 Temmuz arasında yapılacağına ilişkin bazı haberler yayımlanmıştı.

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” adını verdiği yeni çözüm süreci, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Mayıs ayında kendini feshettiğini açıklaması ve silah bırakacağını duyurması ile karşılıklı somut adımların beklendiği bir aşamaya geçilmişti.

Geçen hafta DEM Parti’den yapılan açıklamada, yaklaşık 40 kişiden oluşan PKK’ya mensup bir grubun sembolik bir törenle silah bırakacağı bildirilmişti.

PKK’dan yapılan açıklamada örgütün silahsızlanma yönünde başka adımlar atması için “Öcalan’a yönelik tecrit rejimine son verilmesi ve silahlı mücadele stratejisini terk eden gerillanın Türkiye’deki demokratik siyasete yeniden entegre edilmesini sağlayacak anayasal, hukukî ve siyasî adımların atılması gerektiği” belirtilmişti.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti Erdoğan İle Görüştü

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde görüştü.

Haber Merkezi / Yaklaşık 1 saat süren görüşmede, Milli İstihbarat Başkanı (MİT) İbrahim Kalın ve AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala da yer aldı.

DEM Parti’den görüşmeye ilişkin kısa bir yazılı açıklama paylaşıldı: “İmralı Heyeti üyelerimiz Pervin Buldan ve Mithat Sancar, bugün Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Beştepe’de görüştü. Heyetimiz, sürecin geldiği yeni aşama ve bundan sonra yapılacaklar konusunda görüş ve önerilerini aktardı. Görüşmede, sürecin ilerlemesi konusunda karşılıklı iradenin devam ettiği vurgulandı.”

“Tarihi bir görüşme”

DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Buldan ve Sancar, görüşme öncesi de gazetecilere açıklama yapmıştı.

Pervin Buldan, ziyarete ilişkin olarak şunları söylemişti: “Bu ikinci görüşme. Tarihi bir görüşme bizim açımızdan. Çünkü süreç yeni bir aşamaya giriyor artık. Ve bu yeni aşamada istişarelere ihtiyaç var, görüş alışverişine ihtiyaç var. Bu nedenle bugün Sayın Cumhurbaşkanı kendi heyetiyle, biz de heyet olarak bütün bunları konuşacağız, tartışacağız. Gerekli adımların atılması açısından bir istişarenin sağlanması önemlidir. Dolayısıyla hayırlı ve verimli bir toplantı olmasını temenni ediyoruz. Bu görüşmeye biz, çok büyük bir anlam biçiyoruz.”

Mithat Sancar, “Bu görüşme önemli gerçekten. Biraz önce sayın eş genel başkanlarımızla da istişare ettik. Sürecin yeni bir aşamaya geldiği biliniyor. Bu yeni aşamanın özellikleri, sonrasının gereklilikleri konusunu bugün sayın Cumhurbaşkanı ile ve heyeti ile istişare edeceğiz. Bu konuda görüşlerimizi açıklayacağız, kendilerini dinleyeceğiz” demişti.

Mithat Sancar, metan gazına maruz kalan 19 askerden 12’sinin ölümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok derin üzüntü yaşadık. Biz Sayın Öcalan ile görüşmedeyken bu haber geldi. Öcalan’ı da bizi de derinden üzdü. Bu tür acıların yaşanmaması için zaten bu yolu ilerletmek gibi bir görevimiz var. Hepsine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan ise “Ben de özellikle yaşamını yitiren, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten çok üzücü bir haber aldık, bugün sayının 12’ye ulaştığını duyduk. İşte barışın kıymeti burada belli oluyor. Barış sürecinin ne kadar kıymetli olduğunu biz bu tür durumlarda daha iyi anlayabiliyoruz. Bundan sonra hiçbir insanımızın yaşamını yitirmemesi için barışın ilerlemesi gerekiyor” açıklamasını yapmıştı.

Buldan ve Sancar 6 Temmuz Pazar günü İmralı Adası’nda PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir araya gelmişti. DEM Parti’nin daha önce duyurulmayan Öcalan görüşmesi 2,5 saat sürmüştü.

Partiden yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı: “Öcalan görüşmemizde sürecin yeni bir aşamaya geçmekte olduğunu vurguladı. Atılacak yeni adımlarla birlikte sürecin gereklerini yerine getirme hususunda herkese, hepimize sorumluluklar düştüğünü ifade etti.”

Paylaşın

Muhittin Böcek Geçici Olarak Görevden Uzaklaştırıldı

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında tutuklanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, geçici olarak görevden uzaklaştırıldı.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek için “hakkında rüşvet alma suçu nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanması üzerine Anayasa’nın 127. maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır.”

Ne olmuştu?

CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, belediyelere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, iş insanı Yusuf Yadoğlu’nun ifadeleri doğrultusunda rüşvet iddiasıyla tutuklandı.

Yadoğlu’nun, Böcek’in oğlu Gökhan Böcek üzerinden bazı maddi işlemler gerçekleştirdiğini ileri sürdüğü soruşturma kapsamında, Böcek savcılıktaki ifadesinde suçlamaları kesin bir dille reddetti.

Böcek, oğlunun yurtdışında olduğunu ancak planlı bir seyahatte bulunduğunu ve kaçma niyeti olmadığını belirtti. Rüşvet iddialarıyla ilgili ise “Bir ev için kimseye minnet edecek durumda değilim” diyerek kendisini savundu.

CHP’li 13 başkan tutuklu

İlk operasyon 30 Ekim’de Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e yönelik gerçekleştirildi. Özer, “PKK üyeliği” iddiasıyla tutuklandı ve yerine kayyum atandı.

17 Ocak’ta Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat “rüşvet ve ihaleye fesat” suçlamalarıyla tutuklandı. Şubat sonunda Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler de benzer suçlamalarla cezaevine gönderildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonda ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan tutuklandı. Suçlamalar arasında “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak”, “rüşvet almak”, “ihaleye fesat karıştırmak” ve “terör örgütüne yardım” iddiaları yer aldı.

3 Haziran’da Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Adana Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin de tutuklanan isimler arasına katıldı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne uzanan soruşturmalarda, 1 Temmuz’da eski Başkan Tunç Soyer de “ihaleye fesat karıştırma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarıyla tutuklandı.

Son olarak Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında tutuklandı.

Paylaşın