Dervişoğlu: İYİ Parti Olarak Tuzakları Bozacağız

Partisinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor” dedi ve ekledi:

“Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığınca Şişli’de bulunan bir otelde düzenlenen kahvaltı programında konuştu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İYİ Parti’nin farkını fark ettirebilmek gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Siyaset nezaketini, inancını, samimiyetini yitirmiş, kaybetmiş durumda. Biz, İYİ Parti’yi siyasette samimiyeti, nezaketi, hoşgörüyü geri getirmek için kurduk. O sebeple gittiğimiz her yerde söylüyoruz, millet neyi özlediyse biz o hasretin gereğini yerine getireceğiz. Millet, makul bir dil istiyor. Millet kutuplaşmak değil, kucaklaşmak istiyor. Millet birbirini itmek değil, birbirine sarılmak istiyor. Millet aslına bakarsanız bir kurtuluş çağrısı arıyor. Eğer doğru bir yolculuk sürdürmeye; inançlarımızı, düşüncelerimizi, hassasiyetlerimizi milletimizle buluşturmaya muvaffak olabilirsek bugün bu salon gösteriyor ki artık iktidar iyiler için, cesurlar için ve İYİ Partililer için uzakta değildir.

Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor. Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.

Nevşehir gibi bir yerde yoğun bir sığınmacı sorunu var. Türkiye’nin her yerini çepeçevre sarmış ve bu dertten en fazla nasibine düşen yer de maalesef İstanbul. Nereye giderseniz gidin, yabancıların oluşturduğu gettolar ortaya çıkarılmış. Bu, Türkiye açısından büyük bir tehlikedir. Bu, gizli bir istiladır. Bu, demografik bir tehdittir. Bu tehdidi Türkiye’nin başına bela edenler, yanlış politikalar yüzünden bunu yapmış değiller. Bu tehlike, Türkiye’nin kapısına bu hükümetin bilinçli tercihleri ile teamülden taşınmıştır.

Türkiye, 2053 yılında büyük bir beka sorunu ile karşı karşıya bırakılacak. Zamanında yapılırsa seçimlere 4 yıl var. Birtakım dertlerimizin, sorunlarımızın, problemlerimizin olduğunu sizler gibi biliyorum ancak bu sorunların çözülmesi, yaraların sarılması ve Türkiye’nin geleceğine dair doğru adımların atılabilmesini mümkün kılabilecek başarılarla kucaklaşılması bizim için zor değil. 4 yıllık zaman boyunca İYİ Parti, bütün sorunlarını çözecek ve önümüzdeki dönem eskimiş bu siyasi partilerin arasından güneş gibi doğacaktır.

Herkes istiyor ki bu güneş batsın. Herkes İYİ Parti’nin raf ömrüne vade biçiyor. Televizyonlara çıkıp konuşuyorlar, İYİ Parti şöyle böyle olacak diyorlar. Ben size İYİ Parti’nin ne olacağını göstereyim. İşte buradalar. Bu büyük millet burada. Burada her siyasi partiden insan var, doğru mu? AK Partili var, Milliyetçi Hareket Partili var, Cumhuriyet Halk Partili var, eski merkez sağdan arkadaşlarımız var, Milli Görüş geleneğinden gelen kardeşlerimiz var.

Herkes burada. Bütün bu arkadaşlarımız iş birliği, el birliği, gönül birliği yaparsa İYİ Parti’ye siyaseten raf ömrü biçenler bir daha televizyona çıkamayacak kadar mahcup olacaktır. Siyaset farklı bir arayış içerisinde; millet farklı bir beklentinin içinde. Bu millet, vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Süleyman Demirel’in samimiyetini özlüyor. Bu millet; Bülent Ecevit’in nezaketini, Turgut Özal’ın çalışkanlığını, Necmettin Erbakan’ın imanını, Alparslan Türkeş’in mücadele cehdini özlüyor. Hepsinin birleştiği yer Allah’ın izniyle İYİ Parti olacaktır. Millet aradığı siyaseti İYİ Parti’nin saflarında bulacaktır.”

Dervişoğlu, “Bir gün gelecek, iktidar olacağız” diyerek konuşmasını tamamladı. Dervişoğlu partililerle toplu hatıra fotoğrafı çektirdi.

Paylaşın

CHP, Erdoğan’ı Nasıl Ağırlayacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme “normalleşme-yumuşama” tartışmalarını beraberinde getirdi.

İki taraftan gelen olumlu açıklamalar devam ederken şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı iade-i ziyarete çevrildi. Cumhurbaşkanlığından CHP’ye henüz bir randevu talebi gitmedi ama ziyaretin bir sürpriz olmazsa haziran ayının ilk yarısında gerçekleşmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 yıl sonra gerçekleşecek CHP ziyaretinde nasıl ağırlanacağı da merak konusu.

Gazete Duvar’ın edindiği bilgiye göre; Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özel’in makam odasında misafir edilecek. Önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından aynı şekilde kullanılan makam odasındaki oturma düzeninde Erdoğan’ın ziyareti için değişiklik düşünülmüyor.

CHP Genel Başkanının makam odasında diğer siyasi parti genel başkanları nasıl ağırlanıyorsa Cumhurbaşkanı Erdoğan da öyle ağırlanacak. İki lider aynı hizada bulunan tekli koltuklara oturacak. Ziyarete eşlik edenler olursa onlar da tekli koltukların iki yanındaki kanepelerde yerlerini alacak. Böylece AK Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmede tartışma yaratan ‘boş koltuk’ görüntüsüne izin verilmeyecek.

Öte yandan Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğü, yönetmelik olarak güncellendi. Bu güncellemeye muhalefetten tepkiler geldi.

CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Meclis’te yaptığı konuşmada seferberlik ilanı gerekçeleri arasına toplumsal olayların eklendiğini belirterek “İktidarın hoşuna gitmeyen herhangi bir etkinlik ayaklanma olarak değerlendirilerek seferberlik ilanına gerekçe olacaktır” dedi.

Yasa dışı göç dalgası, sığınmacılar sorunu ya da ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkabilecek tepkilerin bu yönetmeliğe dayanılarak seferberlik ilanına gerekçe yapılabileceğini söyleyen Çan, “Yetki kimde? Bir parti liderinde. Bu yönetmelik esnetilen ve genişletilen içeriğiyle bir siyasi parti genel başkanına verilen yetkilerle açıkça yeni bir sıkıyönetim kanunudur” dedi.

Ayrıca AK Parti’nin Meclis’e sunmaya hazırlandığı 9. Yargı Paketi içinde yer alması beklenen “Etki Ajanlığı” suçu tartışma yarattı. Muhalefet bu düzenlemeyle iktidarı eleştiren herkesin “ajan” ilan edilip tutuklanabileceği uyarısı yapıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de partisinin grup toplantısında söz konusu suç tipinin Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Sırbistan gibi otoriter ülkelerde örnekleri olduğunu anlattı, “Otoriter liderler, popülist liderler birbirlerinden öğrenirler. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Busunuz. Cumhur ittifakı bu yasayı geri çekmezseniz, işte sizin karneniz de ekibiniz de budur” dedi.

AK Parti’nin taslak düzenlemeyi yeniden değerlendirdiği biliniyor. Parti içinde bazı milletvekilleri de bu tür düzenlemelerde Türkiye’nin batıya bakması gerektiğini belirterek, “Örnek alacaksak Avrupa Birliği ülkelerini örnek almalı, oradaki yasaları incelemeliyiz” diyor.

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Yargılanması Gerekenler Bizleri Yargılıyorlar

Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için düzenlenen anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.”

DEM Parti’nin (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Kobani davası kararlarını protesto etmek için düzenlediği “Adalet, Özgürlük ve Barış” eylemleri bugün de devam ediyor. Parti, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için anma programı düzenlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, çok değerli kurum temsilcileri, siyasi partilerin temsilcileri, vekillerimiz, çalışma arkadaşlarımız hepinizi selamlıyorum. Tam da bu meydanda çok barbarca bir katliam meydana geldi. Bu katliamda 103 canımızı yitirdik. 103 canımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onlar toplumun barış taleplerini haykırmak için burada bir araya geliyordu. Onlar Ortadoğu’da başta Rojava olmak üzere dünyanın dört bir yanına katliam, terör ve zulüm ihraç etmek isteyen IŞİD barbarlığına karşı dayanışmak ve mücadele etmek için buradaydılar.

Savaş karşıtı bir mücadele için bu meydandaydılar. Bu meydanda katledildiler. Bugün bile dikkat ederseniz demokratik bir basın açıklamasını dahi yaparken sayımızdan daha fazla güvenlik önlemi var, kamera var. Sokaklar, caddeler tutulmuş bir durumda ama 7 Haziran ile 1 Kasım arasında ne hikmetse IŞİD’in başta Gar Katliamı, Amed katliamı, Suruç, Antep ve Reyhanlı katliamları başta olmak üzere elini kolunu sallayarak göstere göstere Ankara’nın göbeğinde bu katliamın örgütlenmesi büyük soru işareti oluşturdu.

Çok yazıldı, çok çizildi. Bu kısa basın açıklamasında buralara girmek istemiyorum. Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır. Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.

“Bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır”

IŞİD’le birlikte 7 Haziran seçimlerini kaybedenler siyaseti yeniden dizayn etmeye çalıştılar. Bu katliamlar tam da siyaseti dizayn etme katliamları idi. Şimdi bunu nereden çıkardık sorusunu sorabilir kamuoyu. Bu katliamlardan sonra bizzat hükümetin en yetkili ağızlarından “oylarımız arttı” denildi. Utanmadan, kendi yurttaşlarının katledildiği bu katliamlar karşısında kınaması gerekenler, gerekli olan hassasiyeti göstermesi gerekenler ne dedi; “oylarımız arttı”. Yani bu kaatliamlar demek ki birilerinin işine yaradı.

Ve katliamlar hala gerçek fiilleriyle birlikte yargılanmıyor. Üç beş tane tetikçinin alıkonulduğu bu katliamlarda asıl failler, asıl planları yapanlar örgütleyenler yok. IŞİD nedir anlatmaya gerek yok. Katliam yapan barbar bir örgüttür. Peki IŞİD Kobanî’de Kürtleri, Arapları, kadınları katlederken, Kobanî’yi işgal etmeye çalışırken, insanları diri diri yakarken biz ne yapacaktık? Sizlere soruyorum. Demokrasi mücadelesi veren, 30-40 yıldır kararlılıkla savunan, katliamlara, barbalıklara ve faşizme karşı, zulme karşı direnen bir gelenekten gelen bizler IŞİD’in bu katliamlarını zulmünü alkışlayacak mıydık? İktidar tam da bizden bunu bekliyordu.

Kimse kusura bakmasın. Dün olduğu gibi bugün de insanlık düşmanı, katliam yapan, kadın düşmanı bir anlayışı değil Kobanî’de dünyanın neresinde görürsek görelim buna karşı mücadele etmek, dayanışmak, bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Biz halkların partisiyiz, biz ezilenlerin, kadınların partisiyiz. Biz halklara yönelen hangi mantığa karşı kim olursa olsun dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz.

IŞİD’in bu katliamları yaparken aldığı malzemelerin dahi adreslerinin belli olduğu, bu malzemeleri bu katliam bölgelerine taşırken araçlarının dahi, plakalarının dahi belli olduğu bir durumda neyi bekliyorduk? Bunların yargılanmasını. Ama kim yargılandı? Demokratik Kürt siyaseti yargılandı. Katliam yapanlar yargılanmadı, katliam yapanlar aklanmaya çalışıldı.

IŞİD barbarlığı karşısında mücadele eden, dayanışma çağrısı yapanlar yargılandı. Biz bu yargılanmaları tanımıyoruz. Bir suç varsa IŞİD işledi, bir suç varsa IŞİD’e destek veren, göz yumanlar işledi. Ankara’nın bu meydanında bunca kamera ve mobesenin bulunduğu yerde bu katliamların olmasının zeminini hazırlayanlar suçludur. Demokratik siyaset yürütenler suçlu değil, asıl yargılanması gerekenler bizleri yargılıyorlar.

Dolayısıyla bu karar yok hükmündedir. Bizim arkadaşlarımız dışarıda olduğu gibi içeride de bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu kumpas davası bir gün muhakkak çökecektir. İç siyaseti, IŞİD katliamlarıyla dizayn etmeye çalışanlar bir gün mutlaka bunun hesabını demokratik bir yargı karşısında vereceklerdir. IŞİD’i yargılamayanlar Sellahatin Demirtaşları, Figen Yüksekdağları ve şu anda cezaevindeki 13 arkadaşımızı yargılamaya devam ettiler. Bu yargılama Kürt halkında, Türk halkında Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inançlar nezdinde yok hükmündedir ve öyle olmaya devam edecektir.

IŞİD’e karşı dayanışma ve mücadele çağrısı yapanlar tarihin ak sayfalarında yerlerini alacaklardır. Ama bu katliamlara göz yuman ve bu katliamlar karşısında bir arada mücadele çağrısı yapanlar tarihin çöp sepetinde, tozlu raflarında, kara kitaplarında yer almaya devam edeceklerdir. Bizlerden IŞİD’i alkışlamamızı bekleyenler kusura bakmasın, IŞİD daha bitmedi.

IŞİD hala Rojava’da, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın dört bir yanında örgütlenmeye devam ediyor. Bizler Gültanlar, Figenler, Leylalar gibi bugünden sonra da IŞİD karşıtı mücadeleyle dayanışma içinde olacağız. Demokratik siyaset yargılanamaz. Demokratik siyaset 40 yıldır pes etmedi, demokratik siyaset tüm baskılara rağmen, bütün tutuklamalara rağmen, onlarca yıl verilen cezalara rağmen bir biçimiyle kendi yolunda akmaya devam etti ve edecektir. DEM Parti’nin HDP’den bir farkı yok. HDP’nin ilk kurulan demokratik Kürt siyaseti ve Türk emekçilerinin partisi olan HEP’ten, DEP’ten bir farkı yok. Çözüm demokratik siyaseti yargılamak değil.

Demokratik siyaset yargılandığı müddetçe bu ülke kaybetti, kaybetmeye devam ediyor. İnsanlar geçinemiyor, İnsanların geçinemediği bir ülkede hala savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Top, tüfek, mermiye, savaşa bütçe ayrılmaya çalışılıyor. Türkiye halklarına sesleniyoruz; bu iktidar isterse bir günde Türkiye’nin ekonomik olarak rahata kavuşmasını sağlayabilir. Bu ülkeyi yönetenler çok kısa bir sürede IŞİD gibi örgütlerin tamamını ortaya çıkarabilir.

Bu ülke diyalogla, müzakereyle isterse bu bölgedeki savaş ve çatışma ortamında daha güvenli, daha demokratik olabilir. Mesele Kürtleri, devrimcileri, Kürtlerle dayanışan dostlarını mahkum etmek değil; bu Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Bugün Türkiye’de çeteler, Susurluk gibi karanlık örgütler cirit atıyor. Susurluk geçmişte sadece Susurluk’ta vardı, bugün Susurluk gibi mafya örgütleri, çeteler, devlet içerisinde beslenen örgütler Türkiye’nin dört bir yanındadır. Türkiye Teksas’a dönüştü.

Siyasetçiler güpegündüz sokak ortasında vuruldu, tutuklandı, partilere kapatma davaları açıldı, emekçi hakkını hukukunu arayamadı. Türkiye’de çeteler kırmızı plakalı araçlarla insanları katlediyorlar. Tüm bunların tek sebebi var: Kürt sorununun çözümsüz kalması. Tek bir sebebi var: Müzakere ve diyaloga dayalı olmayan yol ve yöntemlerin benimsenmesidir. İşte Kobanî davası aslında bu diyalogla müzakere zemini için iktidar için bir fırsat olabilirdi. Bu fırsatı tepenlere, geçmişteki karanlık yöntemleri ikinci yüzyılda da uygulamaya çalışanlara sesleniyoruz.

Demokratik siyaset ayakta, demokratik siyaset 12 metrekarelik hücrelere arkadaşlarımız konulunca bitmiyor. Bugün biz burada nasıl mücadele ediyorsak cezaevlerinde ceza alan arkadaşlarımız da mücadelelerine devam ediyorlar. Dolayısıyla bu katliamların peşini bırakmayacağız. Bu katliamlar şimdilik aklansa bile, gerçek failleri ortaya çıkarılmasa bile bizler bir gün mutlaka bu katliamların hesabını demokratik yargı karşısında sorarak, bunları açığa çıkararak bu canlara olan borcumuzu yerine getireceğiz.

Yine Van’da olduğu gibi, Kobanî kumpas davasında olduğu gibi Türkiye’deki emekçiler ve yoksullarla, demokratlarla, sosyalistlerle, kadınlar ve gençlerle bugünden sonra daha güçlü, daha örgütlü bir mücadele örerek hem bu katliamların hesabını soracak hem de bu zulüm bu talan bu ratçı sisten karşısında demokratik, güçlü ve ortak mücadeleyi örerek bu katliamların önüne geçeceğimizi belirtmek istiyorum.

Bir kez daha yaşamını yitiren canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum, aileleriyle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyor, onlara sözlerimizi yineliyoruz. Sistemin besleyerek emekçilerin ve yoksulların üzerine sürdüğü bu çetelerin ortadan kaldırıldığı, rantın zulmün yoksulluğun yokluğun bittiği özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesini bugünden sonra daha güçlü bir şekilde yürüteceğimizin sözünü veriyor, Kobanî kumpas davasında ceza alan yoldaşlarımız için 24 saat hiç durmadan çalışacağız ve bu davanın beraatle sonuçlanması için de içeride, dışarıda bütün gücümüzle diplomasi yaparak, direnerek, arkadaşlarımızı gündemde tutarak, mücadelelerine destek vererek bu süreci devam ettireceğimiz belirtmek istiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Servet Transferi’ Çıkışı

İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor” dedi ve ekledi:

“Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır… Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti: “İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.

Böyle bir zirvenin ülkemizde düzenlenmesi ayrıca önemlidir. Köprü görevi gören Türkiye, finansta da aynı görevi üstleniyor. İstanbul’un finans ve İslami finans alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu uluslararası çevreler de takdir ediyor… Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik pazarların keşfedilmesinde zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.

Son yıllarda dünyamız köklü bir değişimden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz; uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos hakim renk haline gelmiştir. Koronavirüsün enkazı kaldırılmadan Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze gerilimi başlamıştır. Mevcut kurumlara güven sarsılmıştır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyada adalet sağlaması gerekenlerin çarpıklığı ortaya çıkmıştır. Mazlumu koruyacak kurumsal mekanizma yoktur. Yıllardır bize anlatılan kurumlar büyük bir zaaf içerisindedir.

Türkiye olarak uzun süredir bu duruma dikkat çekmekteyiz. Dünya 5’ten büyüktür tespitimiz sistemin değişimine acil ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Gazze soykırımı ile bu kaçınılmaz bir hal almıştır. Dünyanın devasa bir köye dönüştüğü günümüzde sınırlar ve mesafeler bizi koruyamaz. Afrika’da onca kaynağa rağmen insanlar açlıktan ölüyorsa, Gazze’de 35 bin 600 insan katlediliyorsa, Akdeniz mülteci kabristanına dönüşmüşse, kusura bakmayın ama kimse kendini emniyette hissedemez.

Adaletin olmadığı yerde huzur ve barış olmaz. Küresel sistemin elitleri bu durumu görmezden geliyor. Her bölgesel kriz, kanlı barış ve karşısındaki savaş bu gerçekleri hatırlatıyor. İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamak istiyorsak mevcut sistemden vazgeçmeliyiz. Daha adil, daha kuşatıcı bir sistem için el ele vermeliyiz. Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.

Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.

“Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor”

Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebilirliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.

Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.

Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi. Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım.

Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi. Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz.

Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.

OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz.

İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz. Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Yerel Seçimin Faturası Kesilmeye Başlandı

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de seçim yenilgisinin faturasını kesilmeye başlandı. Partideki değişim il örgütlerinden başlayarak, kongrede MKYK ve genel merkez yönetimiyle son bulacak.

Gazete Pencere’den Nuray Babacan‘ın bugünkü yazısında aktardığı kulis bilgilerine göre, Son iki aydan beri partide ve sarayda yapılan toplantıların ardından düğmeye basıldı. Sonbaharda yapılacak kongreye kadar taşlar epey döşenecek. İllerinde başarısız olan örgütler tasfiye edilecek.

Yeni delegeler, yeni isimlerle belirlenecek. Önümüzdeki günlerden itibaren büyük illerinde içinde olduğu seri istifaları beklemeye başlayabiliriz. Kimse istifaların il başkanlarının kişisel tercihi olduğunu düşünmesin, genel merkezden gelen talimatı yerine getiriyorlar.

Erdoğan’ın son haftalarda yaptığı seri toplantılardaki sözleri anlamlıydı. Cumhurbaşkanı, yerel seçimi sonuçlarından herkesin sorumluğu olduğunu dile getirerek, hem genel merkez yönetimini hem de parti örgütünü sonuçlardan sorumlu tutmuştu. Erdoğan’ın “Seçim sonuçlarına ilişkin kapsamlı bir analiz ve istişare yapmadan, tabloyu tam göremeyiz. Bu teşhisi doğru koyup tedaviyi iyi yapmamız lazım” sözlerinden sonra operasyon başladı.

Gelelim, sonuncusu geçtiğimiz günlerde yapılan milletvekili nabız toplantılarına. Seçim sonuçları çok can yakmış olmalı ki,; son 5-6 yıldan beri parti içerisinde bu kadar açık sözlü eleştirilerin yapıldığını görmedik. Tabii bu toplantıların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılmadığını söyleyelim. Milletvekilleri son derece rahat bir şekilde grup yönetimine veya genel merkez yönetimine dertlerini anlatıyorlar. Neler yok ki…

Son toplantıya daha önceki toplantılara katılamayan milletvekilleri çağrıldı. Seçimin kaybedilme nedenleri arasında, çakarlı makam araçlarından, uzun siyasetçi konvoylarına, şatafatlı siyasetçi görüntülerinden, çoklu maaşlara kadar sayılmayan kalmadı. Kötü ekonomi, kötü adaylar ve çalışmayan örgüt gibi sorunlar sıralandıysa da parti içinde özellikle savurganlık, israf ve kötü görüntüler üzerine yapılan eleştiriler ilk kez bu kadar fazlaydı.

Kürtler – Aleviler nerede?

Yapılan değerlendirmeler arasında bazıları, partinin ana felsefesinden uzaklaşmasının bugünkü seçim sonuçlarını getirdiğini aktarması ilginçti. “Nerede Kürtler, Nerede Aleviler?” diye soran siyasiler oldu. Bu ilginç değerlendirmenin bir kısmını burada aktarıyorum;

“Bizim bir hikayemiz yok artık. Bu hikaye aslında 2019 seçimleri ile bitmişti. Yenisini de yazamadık. AK Parti’nin kuruluş felsefesindeki en önemli unsur, yenilikçi ve reformcu bir parti olmasıydı. AK Parti bu ülkenin çimentosuydu. Nerede bu çimento? Aleviler nerede, Kürtler nerede? Türkiye’de şu anda hukuk sistemine güven yok. Bu nedenle ekonomiye de güven yok. Eğer bu iki unsurda güven tesis edilirse, AK Parti’nin yeni hikayesinin başlangıcı olur. AK Parti’nin oy oranlarına en az 10 puan katkısı olur…”

Aklı başında değerlendirme yapanların görüşleri ne kadar ciddiye alınacak bilinmez. Aynı toplantıda temmuz ayında emeklilere enflasyonun üzerinde zam yapılması gerektiğini söyleyenler de oldu. Ancak pek destek bulmadı. “Hangi kaynakla bunu yapacaksınız? Durum ortada. Emeklilikle ilgili en yanlış adım EYT oldu. Onun getirdiği fatura ödeniyor şu anda. Bu tip öneriler ülkenin hayrına olmaz” itirazları yükseldi.

Kapalı kapılar ardından yapılan bu ‘günah çıkarmaların’ ne kadarı parti politikalarına yansıyacak bilinmiyor. “Zihniyet değişmediği sürece farklı olmaz” diyenler, buna örnek olarak genel seçimden sonra açıklanan kabineyi gösteriyorlar. Kabinede iki bakan hariç geniş bir değişiklik yapılmasına rağmen pek bir şeyin değişmediğini kendi arkadaşları anlatıyor…

Paylaşın

Emekli Komutanlara ‘Basın Ve Yayın’ Yasağı Yolda

Meclis Başkanlığı’na sunulan yeni bir kanun teklifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ayrılan veya emekli olan askerlerin basın ve yayın mecralarında açıklama yapmaları izne bağlanıyor.

Kanun teklifine göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu. Teklif ile harekâtlar veya operasyonlar sırasında basın ve yayın organlarında yorumlarda bulunan emekli komutanlara yaptırımlar getiriliyor.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; MSB kadro ve kuruluşunda kamu görevlisiyken bu sıfatı sona erenlere, bakanlıktan izin alınmadan, bulundukları makam ve görevlerine ilişkin unvanlarını kullanarak beyanat vermeleri, yazı yazmaları veya açıklamada bulunmaları hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilecek.

Teklife göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile general ve amiraller hakkında ilgili hükümler doğrultusunda yürütülen işlemlerde soruşturma izni vermeye, soruşturma ve kovuşturma yapmaya yetkili mercilerin belirlenmesinde, ilgililerin son rütbeleri ve görevleri esas alınacak. Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda yapılacak değişikle; gerekli durumlarda önleme araması yapılabilecek.

25 hizmet yılını tamamlayana emekli aylığı bağlanacak

1999 yılı sonrası sigortası başlayan ve 1 Şubat 2018 yılı sonrası YAŞ kararı ile kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilen personele, yaş şartı aranmaksızın kadın ve erkek 25 hizmet yılının tamamlaması halinde emekli aylığı bağlanacak. Seferberlik ve savaş zamanında yüksek disiplin kurulları tarafından verilen TSK’den ayırma cezası hariç diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulacak.

Paylaşın

Bakırhan’dan ‘Normalleşme’ Yorumu: Kürtler Hariç

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajlarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kobani Davası’ndan çıkan ağır cezaların, “Kürtler hariç normalleşme” anlamına geldiğini söyledi.

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Devlet aslında CHP ile normalleşme arayışını kastediyor gibi bir durum var. Kürtlerin bir siyasi davayla cezalandırılmaları aslında (devletin) bizi dışında bıraktığını, öyle bir niyetleri olmadığını net bir şekilde ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, başta Kobani davası olmak üzere normalleşme tarışmaları, ve partisinin yeni dönem yol haritasına ilişkin BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın sorularını yanıtladı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 31 Mart’ta yapılan yerel seçimleri kaybetmesinin ardından, DEM Parti tabanında az da olsa bir kesimde “Acaba AKP biraz daha demokratik zemine evrilir mi?” beklentisinin olduğunu belirten Bakırhan, Kobani davasında “müebbete denk gelen” cezalar verildiğini söyledi.

Bakırhan, kararların DEM Parti’de söz konusu beklentileri tümüyle ortadan kaldırdığını belirtti. DEM Parti Eş Başkanı, Kobani davasıyla ilgili olarak ulusal ve uluslararası alanda yoğun çalışma yürüteceklerini, davayla ilgili oluşan olumsuz algıyı kırmak için mücadele edeceklerini vurguladı:

“Hem davaya yaklaşımımız, hem de taleplerimiz birçok dile çevrilecek. Ülke içerisinde de aslında bir biçimde başladık. Buluşmalar, mitingler, en geniş seviyede meseleyi doğru anlatmak… Çünkü en baştan ‘Katiller, yağmacılar’ dediler, öyle bir algı oluşturdular. Tamamen beraat etmesi gereken bir karar. Zaten büyük ihtimalle temyizden döner, dönmesi gerekiyor.”

Kobani davası sonrası eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, T24 yazarı Murat Sabuncu’ya verdiği röportajda, kendisinin cezaevinden siyaset yapmasından rahatsız olanları, “siyaset tüccarı keneler” olarak tanımlamış, aktif siyaseti de “bu keneler” yüzünden bıraktığını söylemişti.

Kobani davası kararları açıklandıktan sonra, 42 yıl hapis cezasına çarptırılan Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden Bakırhan’a, eski HDP liderinin bu açıklamalarını nasıl karşıladığını, kırgınlığının olup olmadığını sorduk:

“Birçok yetersizliklerimiz olabilir. Buradaki mücadelelerimiz yeteri kadar sonuç yaratmamış veya öyle görünüyor olabilir” diyen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama çok değerli insanlarla birlikte mücadele ediyoruz. Onun için bu söze gönderme biçiminden lütfen bu anlaşılmasın. Hem içerde hem dışarıdaki arkadaşlarımızla ortak bir akılla, ortak bir ruhla bu süreci götürebiliriz. Figen başkanımız ve Selahattin başkanımız tarafından da bunlar dile getirildi.

Cezaevleri de dışarısı da mücadele alanıdır. Daha büyük, daha güçlü kenetlenmemiz gerektiği düşüncesi orada ortaya çıktı. Cezaevindeki arkadaşlarımızla birlikte daha güçlü bir diyalog, daha güçlü bir temasla birlikte ortak mücadelemizi yürüteceğiz. Kamuoyu da bunu görecek.

Onların cezaevinde olması, siyaseten artık atılı oldukları anlamına gelmesin. Öyle değerlendirmiyoruz, tam tersine…Bizim aramızda bir şey çıkmaz, bir ortak mücadelenin neferleriyiz.”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kobani davasıyla ilgili yaptığı ilk değerlendirmede, “Geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görüyor, bundan da mağdurlar ve demokrasimiz adına memnuniyet duyuyoruz” demişti.

Bakırhan ise Kobani davasında, kimsenin “öldürme” suçlamasından ceza almadığına dikkat çekti: “Cumhurbaşkanı bence yeterince takip etmiyor veya yoğunluğundan mahkeme kararına bile bakmadı. Eski söylediklerini tekrar ediyor gibi. İşte Yasin Börü meselesi gibi. Mahkemenin böyle bir kararı, ifadesi yok.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, siyasette normalleşme tartışmaları sürerken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) DEM Parti’nin kapatılmasi ve partinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrılarını da değerlendirdi. Bakırhan, AKP ile Cumhur İttifakı ortağı MHP arasında “gerilim” olduğu görüşünde.

Van’daki mazbata tartışmasında iki partinin aktörlerinin söylemleri arasında büyük bir makas olduğunu belirten Bakırhan, “Bir gerilim var, bence iyi de gitmiyor bu ortaklık” dedi ve ekledi: “Nereye evrilir bilmiyorum ama demokrasiye evrilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum… MHP, Türkiye’de oyun bozan bir durumdadır. Zaten bütün rolü, misyonu budur.”

Bakırhan, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi, “yargıya sürekli talimat vermekle” suçladı, Kobani ve diğer siyasi davalardaki kararlarda bu tutumun etkili olduğunu savundu.

‘Bizi daha çok Batı’da göreceksiniz’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçim sonuçları ve partisinin yeni dönemde izleyeceği yol haritasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Önümüzdeki dönemde yoksullukla mücadeleye ve adalet arayışına odaklanacaklarını vurgulayan Bakırhan, “Gerçekten Türkiye’nin en önemli meseleleri, yoksulluk ve adalettir” dedi.

Partisinin yeni dönemdeki hedeflerini “örgütlenme ve genişleme” olarak açıklayan Bakırhan, “Genişlemenin iki anlamı var; demokratik ittfaklar ve partiyi geniş çevrelere açma. O nedenle, bizi daha çok Batı’da göreceksiniz önümüzdeki günlerde” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, yerel seçimlerde AKP’nin kaybında Kürt seçmenin rolünü de değerlendirdi.

Bakırhan, Kürt seçmenin bölgede “kaçak oy kullanımına” tepkisini, büyükşehirlerde AKP’ye kaybettirerek ortaya koyduğunu söyledi: “(İstanbul’da) Esenyurt’un neredeyse en büyük nüfusunu Karslılar, Iğdırlılar, Ardahanlılar oluşturuyor. Kars’ta ‘İradenizi gaspetmeye çalışıyorlar, kaçak seçmen getiriyorlar’ dedik.

İstanbul’da yaşayan bir Karslı, Ardahanlı; kaçak seçmen getiren bir iktidarın başka yerde kazanmasını ister mi? Aslında oradaki söylemimize uygun bir pratik sergilemiş halkımız. Stratejik davranmış. AKP kaçak seçmen götürmeseydi, dengeler başka olurdu. Dolayısıyla AKP önce kendisini sorgulamalı. 3-4 tane Kürt kentini, DEM Partili belediyeyi almak için Türkiye’yi kaybettiler.”

Paylaşın

Erdoğan, Özel’i Ne Zaman Ziyaret Edecek? Tarih Belli Oldu İddiası

AK Parti kulislerinde, Erdoğan’ın en kısa zamanda Özgür Özel’i ziyaret edeceği, ziyaretin haziran ayı ortalarında gerçekleşebileceği, Kurban Bayramı’nda da CHP ile AK Parti arasında “nezaket ziyaretlerinin yapılacağı” konuşuluyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la 2 Mayıs’ta görüştü. Görüşmesinin ardından Erdoğan’ın Özel’i ne zaman ziyaret edeceği merak konusu oldu. AK Parti kulislerinde Erdoğan’ın Özel’i haziran ayı ortasında ziyaret edeceğini belirtildiği öne sürüldü.

Cumhuriyet’te yer alan Selda Güneysu haberine göre AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bir kez daha “normalleşme” adımının geldiği kaydedildi. Toplantıda Erdoğan’ın, MKYK üyelerine, 2 Mayıs’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile AK Parti Genel Merkezi’nde yaptığı görüşmeyi anlattığı ve “Biz her zaman muhalefetle görüşmeye, temasta kalmaya hazırdık ama önceki yönetim buna çok imkân vermedi. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde Yenikapı ruhuna iki, üç hafta dayanabildi” dediği kaydedildi.

AK Parti kulislerinde, Erdoğan’ın da en kısa zamanda CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret edeceği konuşuluyor. Ziyaretin haziran ayı ortalarında gerçekleşebileceği, Kurban Bayramı’nda da CHP ile AK Parti arasında “nezaket ziyaretlerinin yapılacağına” işaret ediliyor.

Paylaşın

Almanya’daki Türkiye Kökenli Sığınmacı Sayısı Yüzde 51 Arttı

Almanya’ya sığınma başvurusunda bulunan Türkiye vatandaşlarının sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 51’lik artışla 152 bin olurken, 2024 yılında Almanya’dan sınır dışı edilen Türkiye vatandaşlarının sayısı ise 449 oldu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Almanya’da sığınma başvurusunda bulunan yabancı ülke vatandaşlarının sayısı geçen yıl, bir önceki yıla göre yüzde 3 oranında arttı. Artışta Türkiye, Afganistan ve Suriyeli sığınmacıların sayısındaki artış etkili oldu. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre 2023 yılı sonu itibarı ile Merkezi Yabancılar Siciline kayıtlı olan sığınmacıların sayısı bir önceki yıla göre 95 bin artarak 3 milyon 170 bine çıktı.

Söz konusu sayı, devletler hukukundan doğan veyahut insani ya da siyasi gerekçelerle Almanya’ya sığınma başvurusunda bulunan tüm sığınmacıları kapsıyor. Bu kişiler üç alt gruba ayrılıyor: Koruma statüsü için başvuruda bulunmuş ancak başvurusu henüz sonuçlanmamış olanlar, koruma statüsü talebi kabul edilmiş, sınırlı ya da sınırsız oturum hakkı kazanmış olanlar ve koruma statüsü talebi reddedilmiş ya da oturum hakkını kaybetmiş ve Almanya’yı terk etmesi gerekenler.

Üç milyon 170 bin sığınmacının 977 binini, Rusya’nın başlattığı savaş sonrası ülkelerini terk ederek Almanya’ya sığınan Ukrayna vatandaşları oluşturuyor. Ukraynalıların sayısının bir önceki yıla göre yüzde 3 oranında düşerken Suriyeli sığınmacıların sayısı yüzde 6 artarak 721 bine, Afganların sayısı ise yüzde 12 artışla 323 bine yükseldi. Türkiye vatandaşlarının sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 51’lik artışla 152 bine çıktı. Iraklıların sayısı ise yüzde 5 oranında azalarak 200 bine düştü.

Koruma talebinde bulunanlardan yaklaşık 2 milyon 530 bin kişiye koruma statüsü verildi. Bu yabancıların çoğunun Ukrayna vatandaşı olduğu kaydedildi. Ancak statülerin çoğunun belirli bir süre için verildiği, sadece 340 bin sığınmacıya süresiz koruma statüsü verildiği öğrenildi.

Almanya’da yılın ilk çeyreğinde sınırdışı edilenlerin sayısı da 2023’ün aynı dönemine göre arttı. İçişleri Bakanlığının Sol Parti’nin soru önergesine verdiği yanıta göre 2024 yılında Mart ayı sonuna kadar ikamet izni verilmemiş 4 bin 791 kişi sınırdışı edildi. Ocak-Mart 2023 döneminde sınırdışı edilenlerin sayısı ise 3 bin 566 olarak kayıtlara geçmişti. İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre 2023 yılında sınır dışı edilenlerin toplam sayısı ise 16 bin 430.

Ocak-Mart 2024 döneminde sınırdışı edilen yabancılar arasında Kuzey Makedonya vatandaşları 483 ile başı çekiyor. İkinci sırada ise 449 kişiyle Türkiye vatandaşları geliyor. Türkiye’yi 416 kişiyle Gürcistan, 345 kişiyle Afganistan ve 312 kişiyle Sırbistan takip ediyor.

Paylaşın

Özgür Özel İle Mustafa Destici Görüştü: Türkiye Normalleşemez

BBP Lideri Mustafa Destici ile görüşme sonrası açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından cumhurbaşkanı ve siyasi parti liderleriyle görüşmelerin yarattığı siyasette “normalleşme” iklimi için eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayetini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

Haber Merkezi / “Ankara’nın ortasında iki kız babası bir siyasetçi bir ülkü ocaklarının da önceki genel başkanlarından birisi bir siyasi cinayete kurban gidecek, onu uyuşturucu torbacıları öldürecek, kamu görevlileri kaçmalarına yardım edecek ve o kan yerde kalacak. Neden? Bir partideki birilerinin yapmış olduğu temaslar ortaya çıkmasın parti zarar görmesin! O kan orada durdukça Türkiye’de siyaset normalleşemez! Cumhur İttifakı’nın bu yüksen kurtulması lazım.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici ile CHP Genel Merkezi’ndeki makamında bir araya geldi. CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları İlhan Uzel ve Sevgi Kılıç eşlik etti. Özel ve Destici görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.

Özel konuşmasında şunları söyledi: “31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye siyasetinde çeşitli şekillerde nitelendirilen bir normalleşme süreci yaşanıyor. Ama bizim bugünkü görüşmemiz bir normalleşme sürecine işaret etmiyor. Çünkü biz zaten Meclis’te görev yaptığı sırada da Sayın Destici ile iki siyasi partinin yürütmesi gereken hem nezaket kuralları, hem protokol kuralları çerçevesinde hep birlikte olmuş ve temaslarımızı sürdürmüş iki partiydik. Bayramlaşmalarda heyetlerinin birbirini ziyaret ettiği, bayramlarda Genel Başkanlarının birbirini aradığı bir siyasi parti olarak bugünkü ziyareti bir hayırlı olsun ziyareti olarak son derece önemli buluyoruz.

Gündemimizde pek çok konu vardı ama Türkiye’de, Avrupa ve Dünya’nın çok gerisinde bir Siyasi Partiler Kanunu ile karşı karşıyayız. Siyasetin finansmanının şeffaf olması, denetim altında olması, bazı siyasi partilere Hazine ve seçim yardımı yapılıyorken sadece beş partiye bugünkü uygulama ile yapılabiliyor. Bazı siyasi partilerin bundan mahrum olmasının kabul edilemez olduğu noktasında bir kez daha karşılıklı fikir birliği içinde olduğumuzu gördük. 2018 seçimlerinden hemen önce ben CHP’nin heyet başkanı olarak ziyaret etmiştim genel merkezlerini. Orada Hazine yardımının hiç değilse yüzde 1’in üzerinde oy almış bütün partilerin almasını savunmuştuk.

Öyle bir taslağımız vardı. Ama gelen baskın seçim bu tartışmaları olanaklı kılmadı ve ardından da bambaşka bir gündeme savruldu Türkiye. Bugün yine bir kez daha ifade etmek isterim ki fikirlerin tümünün kolayca ifade edilebilmesi, toplum tarafından duyulmasının sağlanması ancak ve ancak siyasi parti kurulmasının kolaylaştırılması, siyasi parti faaliyetlerinin devlet tarafından desteklenmesi ve özellikle belli bir mali gücün altındaki siyasi partilerin bugünkünün aksine pozitif ayrımcılıkla seslerini duyurmaları, örgütlenmelerini sağlamaları noktasında mutlaka gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Biz Sayın Destici’yle, BBP ile ayrı ittifaklardayız. Ayrı siyasi yelpazenin farklı kanatlarındayız. Bu konudaki müşterek duygumuzu her ikimiz ifade ettik. Bundan sonraki süreçte bir düzenleme yapılması noktasında biz buna son seçimlerin en çok oy almış birinci partisi olma sıfatıyla da AKP’nin 22 yıllık pratiğinden farklı olarak gönülden destek vereceğimizi ve oy vereceğimizi ifade etmek istiyorum. Bir kez daha kendisine nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum.

İçeride tekrar ettiğim bir tebriği burada ifade etmem gerekir. BBP başta Sivas il belediyesi olmak üzere bu dönemde çok sayıda ilçe ve belde belediyesini kazandılar. Neredeyse iki katına çıkardılar. Onu seçim akşamı özellikle Sivas’ın BBP tarafından alınmasına ben ‘BBP amiral gemisini, sancak gemisini kazandı’ diye ifade etmiştim. Ben de kendilerini tebrik ediyor. Belediye başkanlarına ve belediye meclis üyelerine başarılı çalışmalar diliyorum.”

Özel, gazetecilerin soruları üzerine, “Yarın Saadet Partisi’ni ziyaret edeceğim. Önümüzdeki hafta yine önce Meclis’te grubu bulunan siyasi partiler, milletvekili bulunan siyasi partiler ve mümkün olan, siyasette aktif olarak bir sıklet merkezini temsil eden tüm siyasi partilerin liderleri ile görüşmek istiyorum” dedi. Özel, sokak hayvanları ile ilgili düzenleme hazırlığına ilişkin soruya, şu yanıtı verdi:

“Ülkemizde sahipsiz sokak hayvanları sorunu olduğu bir gerçektir. Bu konuda 31 Mart tarihinden sonra hem yerel yönetimlerimize ışık tutmak, hem yapılacak olası çalışmalara yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Veteriner Hekimler Birliği ile bir araya geldiğimiz toplantıda kendilerine bu soruna hem insan sağılığını ve güvenliğini önceleyen, hem de hayvan haklarına saygılı doğru bir çözümün önerilmesiyle ilgili taleplerimizi iletmiştik. Kendileri de bu konuda kendilerinden görüş alınmasının mesleklerine verilen değer açısından ve konunun gerçek uzmanlarına danışılması açısından bu yaklaşımımızı kıymetlendirdikleri ifade etmişlerdi.

Kendilerinin hazırlık süreci tamamlandıktan sonra böyle bir görüşmeyi yapmayı ümit ediyorduk. Son günlerde bizim de basından takip edebildiğimiz kadarıyla bu konuda bir hareketlenme var. Bir hazırlık var. Sayın Genel Başkan’ın ifade ettiği gibi bir taslak görmüş değiliz henüz. Taslak üzerinden elbette hep birlikte çalışacağız. Ancak TBMM insan kaynağı ile verilen emek ile harcanan en kıymetlisi zaman, Meclis imkânları ile Ocak 2020’de tüm grubu bulunan siyasi partilerin katılımıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurdu. Bu komisyon hayvan haklarının korunmasına yönelik olarak raporunu verdi. Bu raporda bu soruna da etraflıca yer verildi.

Bu rapor hazırlanırken uzmanlar, akademisyenler dinlendi. Bu konuda uzun bir çalışma sonucunda çok iyi bir rapor ortaya çıktı. Bu raporda uyutma meselesi hasta ve tedavi edilemez hayvanlar ve kontrolü mümkün olmayan bir takım hayvanlarla sınırlı, sokak hayvanlarının çoğalmasını engelleme ile ilgili bir uyutma tedbiri kesinlikle burada yok. Ama burada soruna bir müdahale var. Diyor ki rapor: Bir hayvan hakları fonu kurulmalıdır. Bu hayvan hakları fonunun gelirleri belediyelerin aldıkları emlak, çevre, temizlik vergilerinden aktarılacak paylar. At yarışından, Milli Piyango gibi şans oyunlarından aktarılacak paylar ve idari cezalardan aktarılacak paylarla bağışlardan oluşmalıdır.

Bu fon barınakların yapılması, kısırlaştırmaların yapılması ile ilgili harcamaları bu fondan karşılanabilir ve yeterli kaynak sağlanır. Bunu tüm siyasi partiler böyle söyledi. Meclis bunu bu şekliyle karara bağladı. Şimdi bugün tasarruf tedbirleri söz konusu olunca ‘Efendim biz parayı seçim ekonomisine harcadık, bu köpekleri uyutalım’ derseniz, bunun tutar bir tarafı yok. O yüzden bu fon kurulmalıdır. Başta kısırlaştırma olmak üzere barınaklar için bu paralar olmalıdır. Uyutma, hastalar, tedavi edilemeyen hayvanlar, saldırganlığı önlemeyen hayvanlar üzerinde son tedbir olarak zaten bilim insanları tarafından da ifade edilmektedir.

Bizim yaklaşımımız Meclis’in kendi raporuna sahip çıkması ve bu fonun mutlaka kurulması yönündedir. Bu fonun önemli gelir kalemlerinden bir tanesi de bağışlardır. Türkiye’de bu sorun iki başlıdır. Bir yandan biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği gibi okula giden çocuklar, sabah erken vakitte ibadete giden yaşlılar, aracı olmayan toplu taşımaya erken vakitte ulaşmaya çalışan, belli bir gelirden yoksunlar açısından bir güvenlik sorunudur.

Bu sorun görülmezse ve meseleye bu sorun görülmeden bakılırsa çözüm olmaz. Diğer yandan da bu hayvanların yaşam hakkı vardır. Hayvan hakları vardır. Hayvan severlerin hassasiyeti vardır. O yüzden kurulacak böyle bir fona çok ciddi bağış ve katkıların yapılabileceği, bu konuda hiçbir sıkıntının olmayacağı da aşikârdır. Ama tasarruf tedbirleri konusunda binlerce, on binlerce, yüz binlerce candan tasarruf edemezsiniz. Bu konuda çok istikrarlı, dengeli ve bilimsel işler yapmak gerekiyor. Koronavirüs meselesi kısırlaştırma konusunda engel olmuş ve inanılmaz derecede bir popülasyon artışı olmuştur.

Burada etkin kısırlaştırma ve biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği, Sivas Belediyesi’nin bir önceki yerel iktidarları döneminde bin tane sokak hayvanının tamamen kısırlaştırıldığı, barınağa alındığı örnek gibi yapıldığında çok kısa sürede bu sorunda hızlı bir düşüş yaşanacaktır. Biz bu meselenin maalesef bir sınıfsal sorun haline dönüşüp, yoksulların tehdit altında olduğu, zenginlerin de hayvan haklarını savunduğu bir ikilemden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Böyle bir ikileme düşürülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Sorun Türkiye’nin sorunudur. Hep beraber çözeceğiz.

Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin belediyelerdeki personel alımı konusundaki açıklamalarına ilişkin soruya, “Dört başı mamur bir özeleştiri olmuş. CHP bu kadar belediyeyi aldı da kimden aldı. Bunları DSP’den almadı. BBP’den almadı. Tamamına yakınını AKP’den, bir kısmını da MHP’den aldık bu belediyelerin. Seçim zamanında dünya kadar eleman alıyorlar dediği kendi seçim kaybetmiş belediye başkanlarına ilişkin eleştiridir. Partisine dair bir özeleştiridir. Gelmiş belediye başkanımız, görev yapacak. Ama bir bakıyor. Seçimi kaybetme telaşıyla, belki kaybedeceğini bilerek ya da kazanabilmek umuduyla AKP’li belediye başkanı son iki ayda 600-700 kişi almış.

Bunları işten çıkarsanız ki mecburen işten çıkarılıyor. Son dönemde yapılan bu yığma alımlar. Bu bazen CHP tarafından aday gösterilmeyip başka aday tercih edilen, o günkü CHP’li sonradan başka partiden ya da bağımsız aday olmuş birkaç arkadaşımız da yaptı. Onlar da çıkarılıyor. Onlar belki CHP’ye yakın isimler almışlar ama bu yığma. 600-800 kişiye maaş ödemeye kalktığınızda Özhaseki’nin dediği gibi ‘Belediyenin bütçesi buna müsait değil’ diyor. Bu kişilerin tamamına yakınını AKP’li belediye başkanları aldı. Şimdi devlet bu yükü niye çeksin, CHP’li belediye bu yükü çekerken niye hizmet edemesin? Ben Sayın Özhaseki’ye soruyorum. Belediye başkanlarımızın ifadeleri şu, hiç olmazsa beş tane, 10 tane elim ayağım olacak, hizmeti birlikte yapacağım elemana ihtiyacım var diyor.

Seninki 600 tane doldurmuş, bırak 10 tane de yeni eleman alalım diyor. Tasarruf tedbirleri var. Öyle olmasın, böyle olmasın. Hem ekmekle oynanmasın, hem CHP’li belediye eleman alamasın. Nasıl kendi icraatını yapacak? Bu milli iradeye topyekûn bir saygısızlık. Kendisini şu anlamda tebrik ediyorum. AKP belediyeciliğinin son günlerini çok iyi özetlemiş. Kaybedeceğini anlayınca yüzlerce elemanı doldur. Ne kadar varsa doldur. Seçimi kaybedince de CHP’nin kucağına bunu bırak. Bugün Türkiye gazetesinin manşetine baktım. Devlet bu yükü niye çeksin? Niye yaptınız bunu?” yanıtını verdi.

“Türkiye normalleşemez”

Özel, MHP Genel Başkan Yardımcıları İzzet Ulvi Yönter ve Semih Yalçın’ın açıklamalarına ilişkin olarak şunları kaydetti: “Cumhur İttifakı’nın iki bileşeni Rabia’da birleşmişlerdi, hep dört yapıyordu. Bir kere de biz Rabia yaptık. Arkadaşların baya canları sıkılmış görünüyor. Oradaki tespitim şu olacak. Oradaki sorduğum sorular ve söylediklerim üzerine tespitim şu. Memnun olduğum husus şudur ki ben isim vermedim. Ama beyefendiler konuyu kendi üzerlerine almışlar.

Memnun olduğum konu şudur ki o iki kişiyi koskoca MHP camiasında, sadece o ikisi savundu. Kendilerini savundular. Bize hakaret etmeyi tercih ettiler. Bir üçüncü isim çıkıp da ne onları savunmaya kalktı. Ne de başka bir şey söyledi. Mesele bu kadar hassas. Mesele bu kadar ciddi ve mesele bu kadar gerçek zaten. Ben bunun üstüne daha fazla ne söyleyeyim? Cümle âlemin bildiğini sadece ima ettik. İki tane hakaret dolu tweet. İki tane benim o bana söylüyor diyen kişi. Üçüncü bir kişi yok ki bunları savunsun ve arkalarında dursun. Vicdanlar yaralıdır.

Normalleşme sorunuza da cevabım şu. Ankara’nın ortasında iki kız babası bir siyasetçi, bir Ülkü Ocakları’nın da önceki Genel Başkanlarından birisi, bir siyasi cinayete kurban gidecek, onu uyuşturucu torbacıları öldürecek, kamu görevlileri kaçmalarına yardım edecek. Cenaze ve kan yerde kalacak. Neden? Bir partideki birilerinin yapmış olduğu temaslar, görüşmeler, iletişim ortaya çıkmasın. Parti zarar görmesin. İttifakımız zarar görmesin. O cenaze, o kan orada durdukça Türkiye’de siyaset normalleşemez. İlk önce MHP’nin, ucu kime gidiyorsa gitsin deyip bu yükten kurtulması, sonra Cumhur İttifakı’nın bu yükten kurtulması, Türkiye siyasetinin bu yükten kurtulması lazım. Normalleşme diyorsanız, normal siyasi partiler bir cinayet işlendiğinde ona karşı bir sis indirmeye çalışmazlar. Biz inen sisin farkındayız. O sis kalkmadan Türkiye normalleşemez.”

“Sokak hayvanlarını uyutmayı kapsayan tasarıyı destekleyeceğiz”

Destici ise konuşmasında şunları kaydetti: “Bir hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk. Aslında daha önce planlamıştık ama araya seçim girdi. Girdikleri ilk seçimde de başarıyla çıktılar. Başarılarından dolayı kendilerini tebrik ediyorum. BBP olarak biz de belediye sayısını yüzde yüzün üzerinde artırarak çıktık. Büyükşehirlerin neredeyse yarısına yakını CHP’de geri kalanı da Cumhur İttifakımızda. Biz hem AKP‘nin olduğu hem de CHP’nin olduğu yerlerde uyum içerisinde çalışma yürütüyoruz.

Farklı bir ittifakı içerisindeyiz tabi bu hassasiyeti de gözeterek siyasetimize devam ediyoruz. Neticede Türkiye partisiyiz. Önceliğimiz milletimizin birliği refahı huzuru. Bunun için elbette birlik olmaya ve birlikte hareket etme zorunluluğu olan noktalarda millete ve devlete karşı olan bir borcumuz var. Bugün de görüşmemizde yeni anayasayı konuşma fırsatı bulduk. Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğine inanıyoruz. Konuşmalarımızda şunu gördük ki CHP de Türkiye’nin yeni, demokratik ve sivil bir anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda hem fikiriz.

Ben Kemal Beye ifade ettiklerimi Özgür Beye de ifade ettim. Herkes teklifini kamuoyu önünde paylaşsın ben uzlaşamayacağımız noktaları bir kenara bırakarak en azından azami müştereklerimizde buluşarak bir anayasa yapma konusunda gayret göstermemiz gerektiğini söyledim. Bizim için kırmızı çizgi terör ve şiddettir. Terör örgütleriyle arasına mesafe koyduğu sürece her siyasi parti her sivil toplum örgütü hatta her fert kendi fikrini özgürce söyleyebilir, inancını yaşayabilir. Kırmızı çizgimiz terör ve şiddettir. Bunda da aynı fikirde olduğumuzu gördük. Bu görüşme çok faydalı oldu.”

Destici, sokak köpeklerinin uyutulması hazırlığına ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Neticede biz BBP olarak bize teslime dilen belediyelerde bir ay içinde bu çalışmaları başlatacağımızı ve sokaklarımızı hastalıklı ve saldırgan sokak köpeklerinden temizleyeceğimizi ifade ettiler. Belediyelerimiz bu çalışmalarını tamamladılar. Şu anda köpekler toplanıyor. Tedavi görecekler tedavi görecekleri yerlere, barınak imkanı olanlar barınaklara, hastalıklı ve terbiye edilemeyecek şekilde saldırgan olanların da uyutulması konusunda biz çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu konuda devletimizin yasa hazırlığı içinde olduğunu duymaktan da büyük bir memnuniyet duyduk. Bu yasa teklifini de desteklediğimizi ifade ediyorum. Şu ana kadar bildiğimiz haliyle bizim seçim öncesi söylediğimiz her şeyin o yasa içerisinde birebir olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın