Yeşil Sebze Soslu Somon, Malzemeleri, Hazırlanışı

Yeşil Sebze Soslu Somon, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 75 gr tereyağı
  • 1 soğan, soyulmuş ve doğranmış
  • 2 diş sarımsak
  • 3 su bardağı sebze suyu
  • Parçalara ayrılmış 1 baş brokoli
  • 1 demet ıspanak, yıkanmış, kökleri ayıklanmış ve kabaca doğranmış
  • 1 su bardağı bezelye
  • Yeteri kadar tuz
  • 2 somon filetosu, her biri yaklaşık 240 gr
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı;

Orta boy bir tencereyi tereyağını eritin. Ardından soğanı ve sarımsağı ekleyip, kokusu çıkana kadar yaklaşık 2 dakika kadar soteleyin. Ondan sonra sebze suyunu ekleyin ve kaynatın. Ardından brokoliyi ekleyin ve 1 dakika kadar daha kaynatın.

Ondan sonra ıspanağı ve bezelyeyi ekleyin ve sebzeler hafifçe pişene kadar bir veya iki dakika kadar daha kaynatın. Yaklaşık 5 dakika soğumaya bırakın, ardından  bir karıştırıcıya aktarın, ½ çay kaşığı tuz ekleyin; bir kaşıkla yayılacak kadar yumuşak bir püre haline getirin. Gerekirse karıştırıcıya yardımcı olması için biraz fazladan et suyu veya su ekleyebilirsiniz.

Ardından 4 ince fileto elde etmek için her bir somon parçasını uzunlamasına ikiye bölün. Bir kızartma tavasını orta-yüksek ateşte ısıtın ve zeytinyağını ekleyin. Balıkları iyice tuzlayın ve derisi alta gelecek şekilde yaklaşık 2 dakika kadar kızartın.

Çevirin, ardından somon pişene kadar yaklaşık bir dakika kadar daha kızartın. Sıcak püreyi ısıtılmış bir servis tabağına alın ve kaşığın tersiyle yayın. Somon filetoları pürenin üzerine koyun ve servis yapın. Afiyet olsun…

Paylaşın

Refika Altıkulaç Demirdağ Kimdir? Hayatı, Eserleri

1972 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde dünyaya gelen Refika Altıkulaç Demirdağ, ilk, orta ve lise öğrenimini Tarsus’ta tamamladı. Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar Fakültesi İşletme Eğitimi Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümünde başladığı yüksek lisans öğrenimini “Oktay Arayıcı’nın Oyunlarında İroni Çeşitlemesi” adlı teziyle 2003’te, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalında başladığı doktorasını “Abdülhak Hâmid’in Eserlerinde Millî ve Felsefî Unsurlar” adlı teziyle 2010’da tamamladı ve Yeni Türk Edebiyatı alanında “doktor” unvanını aldı. 2010-2013 yılları arasında Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yardımcı doçent olarak çalıştı, burada ayrıca bölüm başkanlığı yaptı.

2011’de Universita Degli Studi di Napoli’de, 2014’te Universitaet Wien’de bulundu. 2013 yılından beri Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü Türkçe Eğitimi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve akademik çalışmalarını sürdürmektedir. 2017’de Venedik Ca’Foscari University Department of Asian and North African Studies’te post-doktora yaptı. 2018’de doçent unvanını alan Refika Altıkulaç Demirdağ’ın alanıyla ilgili makaleleri ve yazıları; International Journal of Language Academy, Turkish Studies, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Erdem ve Türkbilig başta olmak üzere çeşitli akademik süreli yayınlarda yer aldı. Akademik çalışmalarının yanı sıra şiir ve çocuk kitapları yazdı. 1998’de Kocaeli Üniversitesi Şiir Okulu Gençlik Ödülü’nde birinci oldu.

Yazı hayatna şiirle başlayan Refika Altıkulaç Demirdağ’ın Kafes adlı şiir kitabı (Refika Altıkulaç imzasıyla) 2003 yılında yayımlanmıştır. Serçeler adlı radyo tiyatrosu 2002’de TRT Radyo’da yayımlanmıştır. Daha çok çocuk edebiyatı üzerinde eserler veren Demirdağ, Ağaç Çocuk (2017), Gümüş Kalem (2018) ve Sabah’ın Dedesi (2019) adlı çocuk kitaplarını kaleme almıştır. Ağaç Çocuk 2007 MEB Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğünün düzenlemiş olduğu “Öğretmenler Arası Çocuk Oyunu Yazma Yarışması”nda ödül alan eserden uyarlanmıştır.

Gümüş Kalem yazar olmak isteyen bir çocuğun sihirli kalemiyle çıktığı büyülü yolculuğu anlatır. İlginç bir macera olan romanın kahramanı Deniz, hikâyesini yazabilirse gerçek hayatta görmek istediklerini hayalindeki dünyada görebileceğine inanır. Deniz’in yazdıkları ile yaşadıkları bir yerde kesişir ve sihirli kalemiyle ne yazarsa onu düşünür. Yazar, çocuk edebiyatının kitlesini önemser. Özellikle küçük yaşlardan itibaren çocukların Türk kültürünü anlatan masal ve hikâye kitaplarıyla buluşturulması gerektiğini sıklıkla vurgular. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Refik Durbaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Şubat 1944 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesinde dünyaya gelen Refik Durbaş, 30 Kasım 2018’de akciğer kanserinden hayatını kaybetti. İzmir Necatibey İlkokulu, Karataş Ortaokulu ve İzmir Namık Kemal Lisesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki öğrenimini bitirmeden ayrıldı. 1965-1968 arasında çeşitli işlerde çalıştı. Yeni İstanbul ve Cumhuriyet gazetelerinde düzeltmenlik yaptı. 1983’te Cumhuriyet gazetesinin düzelti şefi oldu.

İlk şiiri İzmir’de Ege Ekspres gazetisinin sanat sayfalarında yayınlandı. Devinim, Gösteri, Sanat Olayı, Soyut, Papirüs gibi dergilerdeki şiirleriyle dikkat çekti. Arkadaşlarıyla birlikte 1962-1964 arasında “Evrim” dergisini, 1967’de de “Alan 67” dergisini yayınladı. “Yeni A” dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Gazetelerde sanat sayfaları hazırladı.

İkinci Yeni esintisi ile başladığı şiir yaşamı, zamanla toplumcu yönelim kazandı. Kendine özgü dili ve benzetmeleriyle, baştan beri tavrını ve varlığını keskinleştiren, anlam kadar biçime de önem veren şiirler yazdı.

Eserleri; 

Şiir; Kuş Tufanı, Hücremde Ayışığı, Çırak Aranıyor, Denizler Sincabı, İkinci Baskı, Çaylar Şirketten, Kırmızı Kanatlı Kartal, Nereye Uçar Gökyüzü, Siyah Bir Acıda, Bir Umuttan Bir Sevinçten, Adresi Uçurum, Yeni Bir Defter-Şiirler-Meçhul Bir Aşk, Geçti mi Geçen Günler, Menzil, Kimse Hatırlamıyor, Tilki Tilki Saat Kaç, Düşler Şairi, Seçme Şiirler, İstanbul Hatırası, Hatıram Olsun, Adresi Kalbimde, Şimdi Haberler, Yol Uzundur Geceden Ama Ölümden Kısa…

Söyleşi; Ahmet Arif Anlatıyor: Kalbim Dinamit Kuyusu, Güneşli Rüzgârı Nâzım’ın

İnceleme; Şair Cezaevi Kapısında, Galata Köprüsü, İlhami Bekir’den Mektup Var

Yazı; Yazılmaz Bir İstanbul, İki Sevda Arasında Karasevda, Yasemin ve Martı, Gölgem İstanbul Sokaklarında, Taşın ve İnancın Şiiri Mardin, Rüzgârla Randevu

Antoloji; Türk Yazınında Cezaevi Şiirleri, Öykülerle İstanbul, Maviydi Gökyüzü Yeryüzü Yeşil, Mustafa Kemal Bayrağı, Kafdağında Şenlik Var, Barış Koyun Çocukların Adını, Seni Seviyorum Anne, Selam Olsun Çocukluğuma, Kalbimde Okulun Işığı, Beyaz Güvercinleri Çocukluğun, Anneye Sevgi Babaya Saygı, Kar Altında Allı Turna, Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri (Abdullah Özkan ile), Yüz Aşk Birde Şiiri

Anı; Anılarımın Kardeşi İzmir

Ödülleri; 1979 – Yeditepe Şiir Armağanı / Çırak Aranıyor ile, 1983 – Behçet Necatigil Şiir Ödülü / Nereye Uçar Gökyüzü ile, 1989 – Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce röportaj dalında yılın gazetecisi, 1993 – Halil Kocagöz Şiir Ödülü / Menzil ile

Paylaşın

Recaizade Mahmud Ekrem Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Mart 1847’de İstanbul’da dünyaya gelen Recaizade Mahmud Ekrem, 31 Ocak 1914’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Babasından Arapça ve Farsça öğrenen Recaizade Mahmud Ekrem, özel öğrenim görerek yetişti. Mekteb-i İrfan’dan mezun oldu. Harbiye İdadisi’niden sağlık sorunları nedeniyle öğrenimini tamamlamadan ayrıldı.

Haber Merkezi / Hariciye Mektubi Kalemi’nde çalışmaya başladı. Tanzimat ve Nafia dairelerinde başmuavinlik, Danıştay üyeliği, Mekteb-i Mülkiye ve Galatasaray Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği, Kamil Paşa kabinesinde birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı , Meclis-i Âyân üyeliği yaptı.

Recaizade Mahmud Ekrem, Namık Kemal’le tanışmasının ardından edebiyat çevresine girdi. Tasvir-i Efkar gazetesinde yazmaya başladı. Namık Kemal gazetenin yönetimini Recaizade Ekrem’e bırakarak Avrupa’ya kaçtı. Döneminin yazarları gibi siyasetle fazla ilgilenmedi, kendisini edebiyata verdi. Yazılarını Ahmet Mithat Efendi’nin çıkardığı Dağarcık dergisinde yayımlamaya başladı. Batı edebiyatından çevirmeler yaptı. Eski edebiyatı savunan Muallim Naci ve çevresiyle girdiği edebiyat tartışmalarıyla Edebiyat-ı Cedide akımının doğmasına zemin hazırladı. Başta Tevfik Fikret olmak üzere döneminin genç şair ve edebiyatçılarını çevresinde topladı. Öğrencilerini Tevfik Fikret’in yönetiminde Servet-i Fünun dergisine yöneltti ve Edebiyat-ı Cedide’nin doğuşuna öncülük etti.

Kendisinin yetkin tiyatro oyunu olarak bilinen Çok Bilen Çok Yanılır, ölümünden sonra yayımlandı. Sanatta güzellik ilkesine bağlı kaldı. “Sanat sanat içindir” anlayışını savundu. Doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan, oğlu Nejad’ın ölümünden duyduğu acıyı dile getiren şiirler yazdı. Aşk ve ölüm temalarını işledi. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. Tek romanı, Türk edebiyatında gerçekçiliğin ilk örneklerinden sayılan Araba Sevdası adlı eseridir.yazar bu eserde ailesinin parasını zevk ve eğlencesine harcayanları eleştirdi. Bu eseri yazdığı dönemde ailesini karşısına almış ve baba mirasından olacağını bile bile eserini yazmaya devam etmiştir.

Eserleri;

Şiir; Nağme-i Seher (1871), Yadigâr-ı Şebâb (1873), Zemzeme (3 cilt, 1883-1885), Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888), Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893), Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910), Nefrin (1914)

Roman; Araba Sevdası (ilk realist roman)

Öykü; Saime (1888), Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890), Şemsa (1895)

Oyun; Afife Anjelik (1870), Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873), Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874), Görev Çağrısı (1914), Çok Bilen Çok Yanılır (1916)

Paylaşın

Patlıcanlı Yoğurtlu Somon, Malzemeleri, Hazırlanışı

Patlıcanlı Yoğurtlu Somon, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 2 somon fileto (her biri yaklaşık 200 gr)
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Servis için kıyılmış kavrulmuş ceviz (isteğe bağlı)
  • Servis için nane yaprakları (isteğe bağlı)
  • 1 büyük patlıcan
  • 1,5 su bardağı kalın yoğurt
  • 1 yemek kaşığı tahin
  • ½ limon suyu
  • ¼ çay kaşığı bal
  • 50 gr tereyağı
  • ½ çay kaşığı kırmızı biber

Hazırlanışı;

İlk önce bir ızgara tavasını orta ateşte ısıtın ve patlıcanı üstüne yerleştirin. Patlıcan yumuşayana ve pişene kadar ara sıra çevirerek yaklaşık 30 dakika pişirin; ateşten alın, patlıcanı ikiye bölün ve içini çıkarın; kabaca doğrayın ve soğumaya bırakın. Ardından yoğurt, tahin, limon suyu ve bal ile karıştırın; tuzla tatlandırın.

Ondan sonra somon filetoları uzunlamasına ikiye bölün ve tuzla iyice tatlandırın. Bir kızartma tavasını orta ateşte ısıtın, yağı ekleyin ve somonu derili tarafı aşağı gelecek şekilde yaklaşık 3 dakika ve ardından diğer üç tarafının birer dakika ya da istediğiniz gibi pişene kadar kızartın; tavadan çıkarın.

Ardından patlıcan ve yoğurt karışımını servis tabağına bolca yayın ve üzerine somon filetoları yerleştirin. Ondan sonra tereyağını ve pul biberi küçük bir tencereye alıp orta ateşte tereyağı köpürene kadar eritin; somon ve yoğurdun üzerine dökün. İsteğe göre üzerine kıyılmış ceviz ve doğranmış naneyi serpin ve servis yapın. Afiyet olsun…

Paylaşın

Ramazan Teknikel Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mart 1955 yılında Adıyaman’ın Besni İlçesi’nde dünyaya gelen Ramazan Teknikel, ilk ve orta öğrenimini doğduğu ilçede tamamladı. Besni İlk öğretmen Okulu’nu bitirdi. Anadolu’nun birçok yöresinde uzun yıllar sınıf öğretmeni olarak görev yaptı. Anadolu Üniversitesi Eğitim Ön Lisans Programını bitirdi. 2003 yılında emekli oldu. 2007’de Ankara’ya yerleşti.

Haber Merkezi / İlk yazısı Milliyet Sanat’ta (1977), ilk şiiri Türk Dili Dergisi’nde (1978) yer aldı. Şiir, öykü ve denemeleri Türk Dili Dergisi, Yeditepe, Varlık, Oluşum, Milliyet Sanat, Dünya Kitap, Sözcükler, Özgür Edebiyat, Hürriyet Gösteri, Roman Kahramanları, Çağdaş Türk Dili, Üvercinka, Sincan İstasyonu… vb. dergile­rde yayımlandı. Özellikle 1975- 1982 yılları arasında yurt genelinde çıkan tüm edebiyat dergilerini abone olarak izledi. Mavi (Gaziantep-2005) ve Sincan İstasyonu (Ankara-2007) adlı edebiyat dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Birçok şair ve yazarla söyleşi yaparak dergilerde yayımladı.

Aldığı Ödüller: Edremit Belediyesi- Sabahattin Ali Şiir Ödülü (2010), Çağşad- Abdülkadir Bulut Şiir Ödülü (2011), Niksar Belediyesi- Cahit Külebi Şiir Ödülü (2012), İsveç Tavkirar Şiir Ödülü (2013), Amasya Belediyesi Mihrî Hatun Şiir Ödülü (2016).

Şiir ve yazıları birçok ortak kitapta, şiir yıllığında yer aldı. Edebiyat çevresinde; kendine özgü şiir dili olan ve Türkçe’nin ses ve anlam dokusunu iyi kullanan bir şair olarak tanımlanmıştır. Mustafa Yıldız; şiirlerini değerlendirdiği yazısında şunları söyler: Geçen yıl Sincan İstasyonu’nda birbirinden güzel şiirler yayımlandı. Ramazan Teknikel’in ‘Üç Kirpi Geçtiydi’ adlı şiiri; farklı yorum ve çağrışımlara açık, pürüzsüz, belirli bir derinliğe sahip olması ve sözcüklerinin alışılagelmişin dışındaki kullanımı nedenleriyle, bu satırların yazarının gönlünde en çok yer eden şiir oldu. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

“Fesleğensiz Baharsız”

Hani fesleğenleri koparmayacaktın
Sen demiştin bunu, yollarda bahar vardı
Hani küçük mutluluk kredileri açtıracaktın
Bak ayrılığın bile hüznü yok
Fesleğensiz baharsız.

Bana söz ver baharı unutmayacağına
Bu bir deniz kazasından artakalan
söyleminle
Pazarları fesleğenleri koparma n’olur
Bak türkülerin eski tadı yok, baharın da.

“İnsan En Çok Kendine Benzer”

İnsanın hayalleri de kendine benzer, özgürlükleri de
Şiir yazması, manavdan kiraz alması, balık tutması,
Kapıya üç kez vurması, evde çiçek yetiştirmesi,
Suda taş sektirmesi bile kendine benzer.
İnsanın hayalleri de kendine benzer, öyküleri de
Pazar sabahlarına hazırlanması, tütün içmesi,
Denize bakması, gülmesi, kavgaya bulaşması,
İnsan dünyada en çok kendine benzer.

“Yaz ve Yosun”

yaz yosuna der:
“Kendinle sınırla yeşili
bir kitabe, gibi dur
cemre güzelliğiyle kalıcı ol
sonra tanımla kendini
döner giderim nasıl olsa.”

ama yosun, yosunluğunu bilir:
“Kendi kimliğimi unuttum ben
bir tarla kuşu kondu sırtıma
kendini acındırdı.”

yaz ve yosun
iki dost.

Paylaşın

Ramazan Parladar Kimdir? Hayatı, Eserleri

1973 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Ramazan Parladar, Taksim Ticaret Meslek Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. Ramazan Parladar’ın 2011 yılında Yeniyazı Yayınları’ndan çıkardığı Geleceğe Dair Anektodlar isimli tek bir kitabı vardır.

Haber Merkezi / Bu kitabındaki şiirlerinde şair hem geleneksel hem de modern edebiyattan yararlanarak bir senteze ulaşmaya çalışır. Şiir yazma serüvenini “kendini tanımak” olarak da değerlendiren şair için geleceğe bir not bırakmak da önemlidir. Şair, özellikle Cahit Zarifoğlu ve İlhan Berk gibi Türk Edebiyatı’nın önemli şairlerine yaptığı göndermelerle de kendi şiir anlayışının kaynaklarını göstermek ister.

Şairin şiirlerinin temalarından en dikkat çekeni de yalnızlıktır. Parladar’ın şiir kitabının dışında önemli edebiyat dergilerinde şiirleri ve yazıları yayımlanır. 2009 yılında çıkmaya başlayan yeniyazı adlı derginin yayın kadrosunda yer alan önemli isimlerinden biridir. Dergiye söyleşileri, yazıları ve şiirleri ile katkı sağlar. Bunun haricinde Varlık, Hece, Roman Kahramanları, Amanos, Edebist, Ada gibi dergilerde yazıları çıkar. Kişisel blogunda ise şiire ve sanata dair görüşlerini paylaşır.

“Homunculus”

girdabı alınız
şöyle kıvrımlarından çemberin içine
kanı bağladınız, tamam
dağı aydınlattınız, müthiş
kafamdaki şu boğayı ağlatınız lütfen

sahte bir elipsle, olur
şu dönen dünyayı, şu kamaşan güneşi
boğazlayınız bana hadi

dönüp duran bir de kadın kırmızısı
alı yeşili
alıp irkilten ne gövde imparatorluklarını
çoğalan bir girdap
akrebin örümcek kardeşi
leşiyle kokular salan odalarıma

dönüp duran şu anıyı tutunuz
tutunuz inceltiniz şöyle
acılarımın yanına
insan yapma sanatına durmadan
giderek gelerek
tıkır tıkır işleyen şu kadını
şu homurtulu simyacıyı öldürünüz

Vahdet-i Vücud

açmışlar kollarını gürültüyü bekliyorlar
duvağını açmış gelin gördüğü ilk erkeği
dudağından
sonra bütün erkekleri her yerinden öpüyor
karanlık bekliyor
sırası gelince girecek içeriye
ve boy sırasına göre
her şeyi değiştirecek
her şeyi yıldızları ölümü
şeytanı
her şeyi kokuyu ölümü
allahı
açmışlar kollarını gürültüyü bekliyorlar

karanlık gelecek
ben miyim bu durmadan düşünen maymun
dokunurum ama bu suyu değiştirmeden
durmaz mı kalbimin düşünmesi

Paylaşın

Rahmi Emeç Kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Kasım 1959 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen Rahmi Emeç, Eskişehir Ticaret Lisesi’nde okudu. Geçimini gazetecilikle sağlayan Emeç, Hürriyet Haber Ajansı, Milliyet Haber Ajansı, Evrensel gibi ulusal gazetelerin Eskişehir temsilciliklerini yaptı.

Haber Merkezi / Eskişehir’de İstikbal, Sakarya, Eskişehir-2000, İki Eylül ve Sonhaber gibi yerel gazetelerde çalıştı, genel yayın koordinatörlüğünü üstlendi. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Eskişehir Şubesi’nin kuruluşunda yer aldı, 2002-2006 yılları arasında şube başkanlığı görevini yürüttü. Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Halkla İlişkiler departmanında görev aldı. Rahmi Emeç evli, Gökçe ve Umut adında iki çocuğu vardır.

Rahmi Emeç, edebiyata öykü ile başladı. İlk öyküsü “Yitirilenler”, Eskişehir’de yayımlanan “Anadolu’da Sanat Dergisi”nde yer aldı. Emeç,1970’li yılların sonunda şiire yöneldi ve 1984 yılında Yeni Türkü Yayınevi’nin düzenlediği “Şiir Gençliktir” seçkisinde on yedi şiiriyle yer aldı ve “övgüye değer” bulundu.

Şiirleri ve öyküleri Edebiyat 81, Varlık, Yarın, Dönemeç, Çağdaş Türk Dili, Kıyı, Damar, Evrensel Kültür, Güzel Yazılar, Şiir Ülkesi, Kurşun Kalem, Yazılıkaya ve Yasakmeyve gibi pek çok dergide yayımlandı. Şiirlerinden bazıları İngilizce, Almanca ve Fransızcaya çevrildi.

Eskişehir’de Haydar Ergülen, Erol Büyükmeriç ve Olcay Özmen’le birlikte “Yazılıkaya Şiir Yaprağı”nı 2006 yılında yayımlamaya başlayan Emeç, “Yazılıkaya Şiir Yaprağı”nı yedi yıl boyunca yayımladı. Emeç, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi bünyesinde ilk kez 2011 yılında “Uluslararası Şiir Buluşmaları”nı düzenlemeye başladı. Rahmi Emeç hâlen “Uluslararası Şiir Buluşmaları”nın yürütme kurulunda yer almaktadır. Emeç, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN üyesidir.

Rahmi Emeç şiirlerinde insana ve topluma dair çeşitli olayları, gündelik telaşları ve özellikle geçim kaygısını konu edinir. “Küçük insanlar” onun şiirinde ve öykülerinde hep başroldedir. Lirizmle sıkı sıkıya bağlı olan şiirlerinde şair, okuyucusuna bireyselden toplumsala geniş bir konu yelpazesi sunar. Şiirlerinde ve öykülerinde özellikle toplumsal olaylara duyarsız kalamaz. Şiirlerinde ve öykülerinde gündelik kelimelere, ağız özelliklerine yer verir, söz sanatlarından yararlanır. Emeç, şiirlerinde serbest nazmı kullanmış, daha sonra ise mensur şiirler de kaleme almıştır. Rahmi Emeç’in öykülerinde de şiirsel bir dil hâkimdir. Daha çok kısa öyküler yazan Emeç, 2016 yılında yayımladığı “Uzak İnsanın İçindedir” adlı kitabında yer alan metinleri “şiirsel düzyazı metinler” olarak adlandırmaktadır.

Ödüllerinden bazıları; Petrol İş Sendikası Şiir 2.lik Ödülü (1990), Petrol İş Sendikası Şiir Jüri Özel Ödülü (1992), Ali Rıza Ertan Şiir Başarı Ödülü (1994), Sabri Altınel Şiir 2. lik Ödülü (1994), Eskişehir Halkevleri Kültür Sanat Ödülü (2012). (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Seyhan Kurt kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Aralık 1971 yılında Fransa Grenoble’da dünyaya gelen Seyhan Kurt, Lyon’da Ecole de Jean Jaures’te okudu. 1985’te geldiği Türkiye’de Fransız dili ve edebiyatı ile sosyoloji öğrenimi gördü.

Haber Merkezi / Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü “Jean Baudrillard’da Tüketim Kültürü ve Simülasyon Kuramı” tezi ile bitirdi. Çalışmalarını Konya, Mersin ve Antalya’da turizm rehberliği yaparak sürdürdü.

Şiirleri 1997’den itibaren Varlık, Jurnal, Yom Sanat, Çalı, Tohum, Le Poète Travaille ve Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı. Karacaoğlan Şiir Festivalinde birincilik ödülü aldı.

Eserleri; Kapa Gözlerini (1993), Destinos (1995), Hüznün Sözyitimleri (1998), El İlanı (2001), Beyaz ve Gölge (2003), Bizden Geçen Sular (2004), Seyyah (2012).

“Adres”

Varolmanın adıyla geçtiğim satırlardan
bilenmiş bıçağıyla döndüm unutuşun
kuşandığım adresler kalplerin örmediği birer kumaş
kalbim bende mucize oldu olalı
varolmanın adıyla
koynum
siyah bir çelenk

ten uyuşmazlığıdır
aşka dair yaratılan her imkan
kalp kalbe düşünce
kinlerden arınan zaman
dedim: bu an bu eşya bu esrar
hangi mısrayla geri verecek bana
unutuşun adresini
yürek denen uçsuz ülkeye inat

“Dua”

U.için

Dilimden kerpetenle sökülen dua
bende sır sana ihtar

Kendisiyle buluşmayı kısa kestiğinden insan
döner dönülmeyecek o en başkasına
bütün odalar bomboş
kapılar sağır acılar tekil
ayrılık iki ucu keskin yadigar
ancak ölümle uyutulur

Hayat seni tasarlanmış bir arıza yapar
sana önceden yürünmüş yollar düştüyse eğer
kaç köprüden geçtiğini bilmeden
aşk susturur
konuşturmaz
sabahın tamirhanesinden geçmez
geceden ödünç aldığın kusursuz serzenişler

Dilinden usulca dökülen dua
bana sır senden ihbar

Yüreğinin atlasında çırpınan kedi
sokaktan kadim yalnızlığının cımbızıyla
topladığın insanlar
kaç dalda yarıştı ömrün diyecekken
seni oyuncağı yapan bu şiir, zaman
kalbine koşan aklının maktulünden başka
ertelenmiş bir intihar mı kalır geriye
vaadedilmiş toprakları mı aynalarının
defnedilen bunca hayal arasında
dirilen tek sultadır: şimdiki zamanın hikâyesi
dilimden düşmez dua.

 

Paylaşın

Seyhan Erözçelik kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Mart 1962 yılında Bartın’da dünyaya gelen Seyhan Erözçelik, 24 Ağustos 2011 İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Mustafa Seyhan Erözçelik’tir. İlk öğrenimini Bartın Comhuriyet İlkokulunda tamamladı. İstanbul’daki Kadıköy Maarif Kolejini 1982’de bitirdi. Buradan mezun olduktan sonra girdiği Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü (1986) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Filolosindeki öğrenimini yarıda bıraktı.

Haber Merkezi / 1986’da arkadaşlarıyla Şiir Atı Yayıncılık’ı kurdu ve Şiir Atı dergisinin yönetimine katıldı (Yalçın 2010: 408). 80’li yılarda şiire yakından ilgi uymaya başladı. Çeşitli reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 1996’da yaratıcı yönetmenlik yapmaya başladı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Reklam Yaratıcıları Derneği, Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği ve Uluslararası PEN Yazarlar Derneği üyesi olan sanatçı; yurt içinde ve yurt dışında şiirle ilgili çeşitli toplantılara, seminerlere katıldı. Princeton, Yale, Duke, Stevens Institute ve Buffalo State Üniversitelerinde Türk şiiri üzerine yapılan sempozyumlara davet edildi. Hayal Kumpanyası (1990) adlı şiir kitabı ile 1990 Yunus Nadi Şiir Mansiyon Ödülü (Özel sebeplerle ödülü kabul etmedi.), Toplu Şiirler (1980-2003) ile 2004 Behçet Necatigil Ödülü ve 2005 Dionysos Şiir Ödülü gibi ödüllerin sahibi oldu. Evli ve bir çocuk babası olan Erözçelik, 24 Ağustos 2011 tarihinde beyin kanaması sebebiyle İstanbul’da hayata veda etti. Vefat eden şairin cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

1980’li yıllarda şiire daha fazla ilgi duyan sanatçının Düşünbul başlıklı ilk şiiri 1982’de Yazko Edebiyat’ta yayımlanmış ve edebiyat dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra kaleminden çıkan şiir ve düz yazılarını; Varlık, Sombahar, Şiir Atı, Gösteri, Argos, Defter, Gergedan, Adam Sanat, kitap-lık, heves ve Mahfil gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlamayı sürdürmüştür. İkinci Yeni şiirinin kimi imgesel özelliklerinden ara sıra ilk şiirlerinde faydalansa da şiirde kendini nesnelleştirmesiyle kuşağındaki şairlerden ayrılmıştır. Dönemin imge temelli şiir yazan şairleri arasında dili farklı kullanışıyla dikkat çeker. Ece Ayhan şiirinden yola çıkarak kendine özgü bir dil geliştirme çabasına girer. Onun imgeciliği yer yer dilin sunduğu imkânlara yaslanan bir imgeciliktir. Mehmet H. Doğan da onun az yazan ortalarda görünmeyen birisi olduğunun altını çizmektedir. Erözçelik’te şiirsel öz, genellikle şair özneyle eş değildir. Sanatçının bu anlayışla kaleme aldığı şiirlerden oluşan Yeis ile Tabanca adını verdiği ilk şiir kitabı 1986 yılında yayımlanmıştır.

Erözçelik’e göre şiir bir anlamda “nesneleştirme işi”dir. Şiirlerinde; alışılmış sözdizimini paramparça etmesi, terennümden uzak durması ve dizelerde üçüncü tekil şahsa geçiş yapmasıyla kendini bireyselleştirmiş bir isim olarak ön plana çıkmış ve bu sayede 1980 kuşağı içerisinde adından söz ettirebilmiştir. Kelimeyi sadece anlamıyla değil, ses özellikleriyle de ele alması, kelimeleri büküp kırarak onlara birden fazla anlam yüklemesi, şiirlerindeki kırık dize yapıları, teatral dil kullanımı, yazım konusundaki çeşitlilik (italik, bold, standart yazımlar), Erözçelik’in şiirlerini biçim yönünden renkli bir hâle getirmiştir. İnsan-nesne ilişkisi, kötülük ve eşyanın tükenişi gibi temalar onun şiirlerinde ön plana çıkar. Geçmiş, anımsama, bellek kavramlarının şairin bütün bir şiir atlasına tesir eden kavramlardır. İlk şiir kitabı Yeis ile Tabanca (1986)’dan son kitabı Pentimento (2011)’ya kadar bahsedilen kavram ve tamalar onun şiirlerinde varlığını sürdürmüş ve Erözçelik şiir kitaplarını ilkinden sonuna belli kavramlar ve sorunsallar etrafında şekillendirdiğini belirtmiştir. Şiirleri Kitaplar Toplu Şiirler (1980-2003) adıyla yayımlanır ve Lale Müldür bunun üzerine kaleme aldığı yazısında şiirlerinin başlangıçta “çocukluk hastalıklarından çıktığını” sonraları olgunluğa ulaştığını, olgunluk şiirlerinin yer aldığı Yeis ile Tabanca’nın Erözçelik’in en iyi şiir kitabı olduğunu söyler.

Erözçelik şiirlerinde dile karşı hassasiyet gözterir. Onun şiir dili başlı başına ele alınması gereken bir meseledir. Çünkü Erözçelik eski Türk şiiri ve Türk lehçelerini merak eder dilin köklerine kadar inerek araştırır. Deneysel şiir olarak nitelendirebileceğimiz bazı şiirlerinde Bartın ağzına ve diğer Türk lehçelerinden sözcüklere yer vermiştir. Ergülen onun dile karşı özenli ve meraklı tavrını “Çıkışından itibaren ‘özgün’dü, şiirin bir ‘dilişi’ ve ‘diliçi’ sorun olduğunu erken kavrayan nadir şairlerdendi. Dille oynardı, bu kelimelerle oynamak gibi bir reklamcı işinden çok, mesleğini ‘dil’ haline getirmiş bir insanın işiydi. Ona artık şair mi denir sansar mı denir Seyhan mı denir, hiç önemi yok. O eski ve yeni Türkçelerin dili olmuş bir büyük şairdi. Küçük kardeşimdi”. şeklinde dile getirmektedir. Çoğu şair gibi Erözçelik’te bir yandan kendine özgü çizgisinde şiir yazarken diğer yandan poetik düşüncelerini ortya koymaktan geri kalmaz. Koçak da onun poetik duruşunu “Varlıktan yokluğa oradan tekrar varoluşa giden bir yol izler. Modernizmden kalkmış Kara şiire hareket etmiştir. Bu zaptetme girişiminde dışarıda tuttuklarıyla birlikte serüven renkli bir matematik dersine bürünür.” cümleleriyle ifade etmiştir. Şiirin yanı sıra çeviriyle de ilgilenen Erözçelik bu sayede hem dünya şiirinden beslenmiş hem de dünyasına yakın hissettiği şairler Kavafis ve Mandelştam’dan çeviriler yapmıştır. Yirminci yüzyılın en önemli Rus şairlerinden Osip Mandelştam’ın Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben (1992 adlı eserini dilimize kazandırdırmıştır. Asaf Hâlet Çelebi’nin şiirleri üzerine de bir şerh denemesi hazırlayan Erözçelik’in Gül ve Telve (1997) kitabı, Rosestrikes and Coffee Grinds adıyla 2010’da Talisman House tarafından yayımlanmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın