Ömer Bedrettin Uşaklı Kimdir? Hayatı, Eserleri

1904 yılında Uşak’ta dünyaya gelen Ömer Bedrettin Uşaklı,  24 Şubat 1946’da İstanbul’da vefat etti. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bursa’da maiyet memuru olarak stajının ardından Mudanya Kaymakam Vekilliği’ne atandı. Daha sonra. Manavgat, Ünye, Şavşat ve Edremit ilçelerinde kaymakamlık, Artvin’de vali vekilliği yaptı. Beş yıl süreyle mülkiye müfettişliği görevinin ardından 7. dönem Kütahya milletvekili seçilerek meclise girdi.

İlk şiirlerini üniversite yıllarında Milli Mecmua’da yayımlandı. Hece ölçüsü geleneğine bağlı kalmıştır. Şiirleri biçim olarak Hecenin Beş Şairi’ne yakın ise de öz yönünden onlardan ayrılır. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Orhan Seyfi Orhon’un şiirine daha yakındır. Çağdaş Fransız şiirinin yapı özelliklerinden yararlanmıştır.

Şiirlerinde izlenimci bir gözle algıladığı doğayı, ülke gerçekleri ve bireysel duyarlılığını özgün bir yaklaşımla yansıtır. Annesi ile çocuğunun ölümü, ayrılık acısı, gurbet tedirginlikleri, görev yaptığı, gezip gördüğü yerlerdeki toplumsal sorunlar duyarlılığını besleyen başlıca öğeler oldu.

Ömer Bedrettin Uşaklı, şiirlerini Deniz Sarhoşları (1926), Yayla Dumanı (1934), Sarıkız Mermerleri (1942) adlı kitaplarda toplamıştır. Deniz Sarhoşları kitabında yirmi beş, Yayla Dumanı’nda kırk altı, Sarıkız Mermerleri’nde otuz bir olmak üzere toplamda 102 şiiri bulunan şairin on tane de (Ona, Köy Yıldızı, Karlı Bir Dağ Dizinde, Yirminci Asra, Melikenin Hayali, Denizimde, Mezarlık Ağaçları, Doğan Güneşe, Hayal ve Hatıra, Ay Işığında Bekleyiş) kitaplarına girmemiş şiiri vardır.

“Aşkımın Kini”

O çoşkun gençliğimi bütün yoluma verdim,
Git, kanlı gözlerimde ateşlenmesin derdim..
İçimde şimdi sana bir fırtına var kinden,
Hicran zamanlarında mesuttum şimdikinden…

Şimdi harap gönlüme ne gelen var, ne giden,
Şimdi öksüz ruhumda eser yok hiç sevgiden,
Gönlüm bahtımdan ölgün, ben gönlümden ölgünüm,
Yakıyor, zehirliyor beni her geçen günüm..

Ruhum serinleyecek, hiç kalmayacak tasam,
O zalim yüreğini bir kere parçalasam! ..

“Engin Şarkısı”

İşte yapayalnızız
Güzelim, altım tacım.
Bırakta sandalımız
Engine yelken açsın;
Ben senden utangacım
Sen benden utangaçsın..

Meleğim, can kaynağım,
Engine…ah, engine!
Korkup ta bakmadığım
Gözlerinin rengine
Enginde bakacağım! .

Kıskanç, hain bakışlar;
Hasutlar görmesin de,
Nefesim nefesinde,
Ne olur görsün bizi;
Seyretsin ikimizi,
Perişan sesli rüzgar,
Yorgun kanatlı eşler…
Benden yangın akşamlar,
Sanden solgun güneşler…

Utangaç aşıklara
Çok tenha bir yer ister;
Bu sahiller bize dar,
Bize aşkımız kadar
Derin enginler ister! ..

Meleğim can kaynağım;
Engine…ah, engine! ..
Enginde bakacağım
Gözlerinin rengine! ..

“Sevgiliye Üç Sual”

İnerken çiçekli bir uçuruma
Gönül yoldaşından ayrılır mısın?
Çıpklak kollarına hasret boynuma
Bir çılgın neşeyle sarılır mısın? …

Gece bahçelerde kalma her zaman,
Şen güneş yüzüne doğmadan uyan.
Bir sabah rüyanı tamamlamadan
Uykundan uyarsam darılır mısın? ..

Paylaşın

Ömer Aygün Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Nisan 1975 yılında New York’ta dünyaya gelen Ömer Aygün, 1994 yılında Galatasaray Lisesini bitirdi. Üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde okudu. Galatasaray Üniversitesinde ve İstanbul Üniversitesinde felsefe ve Fransız dili üzerine iki ayrı yüksek lisans yaptı.

Haber Merkezi / Bugün ABD Pennsylvania’da felsefe eğitimini sürdürüyor. Galatasaray Üniversitesindeki yüksek lisansı sırasında, Ray Cooney’nin Karmakarışık adlı oyunundaki Ronnie karakterini de başarıyla canlandırdı. Felsefe, resim, heykel ve müzik üstüne yazılar yazdı. Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya beş yıl kadar yazıcılık, Yapı Kredi Yayınlarında bir süre editörlük yaptı.

Ömer Aygün’ün İlk şiiri 1992 yılında Beyaz dergisinde yayımlandı. Mediterraneans, Kitap-lık ve Defter vb. dergilerde şiirleri yayımlandı. Yves Bonnefoy, Maurice Blanchot ve Henri Michaux gibi yazarların önemli eserlerini Türkçeye çevirdi. Ömer Aygün,’ün Taş Gün (2002) ilk şiir kitabı; 1994-2001 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşur. Bu eserindeki şiirlerinde; Aygün’ün felsefecilere özgü mesafeli bakışını, kavramsal düşünme tarzını ve soğukkanlılığını yansıtır. Aygün’ün şiiri, insanlığın büyük meselelerine değinen bir şiirdir.

Şair; zaman, gelip geçicilik, sadakat, dostluk ve yeryüzünde kendisine bir çıkış yolu, bir ikâmet yeri arayan insanı sade bir dil ile anlatır. Aygün, Türkiye’de yayımlanan ilk derli toplu Profil -Stéphane Mallarmé (2003) kitabını da hazırlamıştır. Kitabında, Fransız ünlü şair Stephane Mallarme’nin hayatını ve dünya edebiyatına kazandırdığı kendine has Mallarme şiir üslubunu anlatır.

Eserleri;

Taş Gün
Rimbaud monografisini (çeviri)
Henri Michaux’nun Yüzleşmeler’i (çeviri)
Stéphane Mallarmé / Profil (çeviri)

“Dalga”

Dalga, bir dalga yabani otların sıcaklığından geçen
Bir dalga, sürüklenen çayırların arkasında kabaran
Ot, kendi kendine çıkan
Odunu ısıran alev
Alıyor alevi el
Mutsuzluktan
Dalga duman, en derin derin
Uğuldayan göz kamaştırıcı
Döne döne sarıyor atardamar gibi
Bütün çalışkan kolları bacakları
Göğüsleri boğazları kanatları koşuları çabaları

Debi,
Sıçrayan köpükler ve sinekler,
Hıçkırıklar, yabani otların sıcaklığından geçen,
Katılan bir gürültüyle
Alçalıyor artık sessizliğin buzdan köprüleri
Yatıştırıyor nabzın basıncını en hararetli kanat çırpmaları
Toprak ağaç

Bazı aylar
Bazı günler
Hareketlenen gerçek bir sürü, ormanda

Paylaşın

Ömer Akşahan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1953 yılında Aydın İncirliova’da dünyaya gelen Ömer Akşahan, Ortaokuldan sonra Nazilli İlköğretmen Okulunu yatılı olarak 1973 Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitiminden sonra, Lisansını AÖF Coğrafya bölümünde tamamlamış ve eğitim ordusuna katılmıştır.

Haber Merkezi / İlköğretim ve Öğretmenevi Müdürlüğü görevlerinden sonra M.E. Bakanlığı tarafından Almanya’nın Bavyera eyaletinde beş yıl süreliğine öğretmen olarak atanmıştır. Emekliliği sonrası çalışma hayatına özel bir sektörde devam etmiş, Evliya Çelebi misali Anadolu topraklarını karış karış gezmiştir.

İçindeki edebiyat ruhunu her daim yüreğinde taşıyan Akşahan, görevlerinin yanı sıra Almanya’da Almanca Gemeinsam adlı yayın, 1990’da Ödemiş Efe Dergisini çıkarmıştır. Kıyı, Kurşun Kalem, Beşparmak, Eliz, Akat alpa, Yaratı, İzlek, Pir Sultan Abdal, Varlık, Alaz, Batı söz, Cumhuriyet Kitap, Sunak, Ozan Ağacı dergilerinde de deneme, şiir, öykü ve kitap tanıtım yazıları yayınlanmıştır. Ödemiş yerel basınında “Kırık Tebeşir” adlı köşesinde yerel ve genel konulara ilişkin yazılar yazmış; şimdilerde www.haberhurriyeti.com sitesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir.

2012 Nisan ayından bu yana aylık olarak yayınlanan Tmolos Edebiyat dergisinin sahibi ve sorumlu yayın yönetmenliğini yapmaktadır. ÇYDD Ödemiş Şubesi’nde başkanlık görevinin yanı sıra, ÖDEV Ödemiş Eğitim Vakfı’nın genel sekreterliğini de yürütmektedir.

Şiir, öykü, gezi, inceleme, anı ve kitap tanıtım yazıları ile öne çıkan Ömer Akşahan, edebiyat ve özellikle şiire ilişkin görüşlerini içeren yazılarının yanı sıra, hayata dair düşüncelerini ortaya koyduğu denemelerle tanınmıştır.

Eserlerinde; doğaya, insanoğluna olan sevgisi, hayat çarkının içinde dönen çarpık düzenlere olan isyanları, ortak duyarlılıkları işleyen Akşahan, yeni Türk şiirini mevcut Türkçe ve edebiyat kitaplarından öğrenemeyen gençlere yeni Türk şiirinin kapısını aralamaya çalışıyor.

Ömer Akşahan, Soloları’ndan sonra yayımladığı ilk hikâye kitabı Salvador Nerede? (2013) kitabında; içli dünyasında besleyip büyüttüğü esintilerini, bilinen keskin kaleminin mürekkebinden özenle damlatıp yazdığı hikâyeleri, okuyucuda bambaşka bir haz bırakıyor. Akşahan, okuyucuya biraz söyleşi, biraz sitem, biraz da ders niteliğindeki hikâyelerle yepyeni ufuklara yelken açıyor. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

“Şiir Cini”

soyulmuş bir elma kabuğuydum yerlere atılmış
yalnızlığımla kalakaldım taş kaldırımlı sokakta

soylu bir söylence değil miydi bize anlatılanlar
hep kapıyı açık bırakırken ak sakallı amcamlar

yahu dedim kendime çekip gitsen şu evrenden
bir ılık rüzgâr olup savurdu saçlarımda gezinen

şiir yazmak değildi kastım yalnızca kendine gülen
küçük bir sincap nasıl bakarsa merakla sana gelen

git be işine ey ayna sıkılmadın mı şu kara beneklerden
yalvardı yüzüm bırak onunla kalayım gülmesen de sen
neden yazıyorsun bunca zamandır yok mu derdin tasan
koluma girdi gene yalnızlık, aldırma aynaya, bana inan

buğulandı gözlerim sonbahar sisi miydi cama usulca tıklayan
kır tüy kalemini uyandır şu şiir cinini gümüş ibriğinde uykudan

gelme üstüme n’olur ey gece!
sabaha daha çok şey olacak…

“Küçük Mariya için kar senfonisi”

Yol sinyalleri çalarken sabah olmuş hayli zaman
Şu havlayan köpek gözleriyle yarışan asi ruhum
Kar zerrecikleriyle kaybolup gidiyor umutlarım

Beklenen fırtına kopmuş, yüreğim uğuldayan orman
Güneş sancılı, öykünen katilim olurken hain geceme
Salınan gölgesiz yalnız ağaçtır vurgun yemiş bir aşk

Ey çoban kral! Yaksan şu ayazda ateş-i dilberi tez elden
Huysuz bir dilin sınırlarında sürerken savaşım çığlıklarla
Sürünerek girmeliyim Felluce’nin yoksulluk kapılarından

Tezek kokar ellerin, yanık dilinden akıyor hırçın şu Zap
Velad olmuş gözlerinden çakan tutkularıysa yakan bir ok
Acı türküler yakılmış yurdundan Mariya nasıl çağlayacak?

Paylaşın

Ömer Aksay Kimdir? Hayatı, Eserleri

1961 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya gelen Ömer Aksay, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Eğitimi Bölümünü bitirdi. Aksay, İstanbul’da birçok reklam ajansında grafikerlik yaptı.

Haber Merkezi / Ömer Aksay, andırın’da Mart 1993’ten Ekim 1994’e kadar ‘İkindiyazıları’ dergisinin son altı sayısını yönetti. Yalnızca birinci sayısı çıkan ‘Taşra’nın Dış Duvarı’ dergisini Haziran 2006’da çıkardı.  Haruniye’de resim öğretmenliği yapıyor.

Şiirleri, 1982’den 84’e kadar ‘Bilâl Cerîr’ mahlasıyla değişik edebiyat dergilerinde yayımlandı. Daha sonra kendi adıyla; Gergedan, Yedi İklim, Hece, İkindiyazıları, Derkenar, Kırklar, Le Poète Travaille, Kitap-lık, Yom, Mor Taka, Atlılar, Fayrap, Akatalpa, Karayazı gibi dergilerde yayımlandı ve yayımlanmaktadır.

Eserleri;

Eski Bir Yalnızlık Dilinde (Siyahkalem, 2002, İstanbul)
Bahçe’nin Epik Sürgünü (Hece, 2008, Ankara)

“yuhalanan takımdaki yahuda …”

yuhalanan takımdaki yahuda
için kayda değer mi, bilmediğim notlar

tek şey elde edildi bu meçhul yolculuktan
tek işe yarar şey: pensilvanya transatlantiğinin kayalara dank ettiği!

her şey yinelense bile çok açık değil, zaten
basit, amele için fazla bir ikramiye bu, tayfalar kim, niçin ikram
kimilerine göre )kimileri: cemaatin aşırı taraftarları
oynak havalarda sotaya yatanlar, para sayarken
parmağıyla iki dilinin ucuna dokunanlar( malum
onlar için bir kere her şey çok açık, yahuda’nın göğü gibi
açık denizler gibi yetmiş mil açıkta her şey çok.

burada
ter boşanıp duran bir materyale dönüşür hep bir süre sonra
hatta demir yumuşar -hadid- hamur olur, beyaz undan, ümran görmüş
çarşılar dolar durur, çarşılarda dolar durur, dolar dolar olarak durur
çarşılarda, her yanda durur, amerikan pazarı çarşılar, amerikan futbolu
amerikan bezi satılan çarşılar, amerikan mısırı, amerikan donu
amerikan sineması, çarşılarda amerikan arabaları
bir bereketlilik. pırıl pırıl parlar insanlar, güneşin altında durur
som halde terk edilir liman ve çarşı.

tam da bu esnada
sürekli barış kelimesine vurgu yapan bir dışişleri bakanı kadar
sevimsizdir, çok açık bağrışan kalabalık, kale arkasında, geminin
kıçında saldırgan bir tutuma karşılık beklenmedik teyakkuz
üstüme gelişi bildiklerime benzemeyen sarışın kalabalığın
daha önce bir sarışın kalabalıkla karşılaşmamıştık, ihtiyar
babama benzemeyen, akrabalarıma benzemez barışın
kalabalığın üstümüze gelişi, neticede biraz da biz ölelim yani
kanaryamız da ölsün hadi, tek harfli bir tabanca verin, dann!

tam da bu esnada
barışın tehlikede olduğu gece sularında, hükümet yetkilileri
nasıl olsa bizden yana olacaklardır yani bizi bırakacak
düşmana kafire atacak kadar namert değiller yani biz
otoritelerden izin almadık diye otorite bize kızmaz
kabul edin artık, yorulduk, yeter, barışın! nefret etmeyi bırakın
sonu gelmez barış görüşmelerinden usandık be. en büyük fener
sarışın adam çok sinirli; çok çektik yeter, geminin kıçından çekilin!

boşuna daniel guiza’nın aidiyet sorununa dikkat etmişim
ispanya gol kralı yabancı statüsünde oynayacak bir adam değildi
vuruşundan, bakışından, kalenin önünde duruşundan belliydi
topa vururken yerli bir duruş sergileyen guiza’ya rağmen
fener’in yerli futbolcuları biraz yabancılık çekseydi bari, ne gezer
sonuçta kim yerli kim yabancı birbirine karıştı
ne gariptir ki hiç kimse nereye aitse onu kanıtlayamadı.

işte böylece bahar bizi suça icbar eder, devletin kamusal düzenine karşı
birlikte ve ikinci yenilginin getirdikleriyle suça teşvik
yaşlanınca ne söylediklerini bilemeyen avam şairler var
orta halli bir tüketimden üst seviyede bir performans beklentisi gibi
la poetica commedia şairimiz gibi avam olarak nobele aday
yaşlanınca bir tuhaf oluyorlar, uysal, safdil, uz, mutedil
ılımlı, yalıtkan
fazla edilgen, düşmana fazla yaltaklanan barış görüşmeleri
kendisi de onaylıyor bunu zaten “[…] yeryüzünün bütün
yufka yürekli şairleri gibi ben de” diyerek
âkif gibi gayri muaf olamıyorlar artık, yazık, yazık.

keynesyen ekonomi çökeli otuz beş seneyi geçmiş
bahane, kimse umreye giderken bunu göz önüne almadı
sözgelimi büyük ödülü dikkate alarak yardım konvoyuna katılmadı kimse
korkunç öfkeler içinde arıtım sağlandı, içinde-
kini artırmakla meşgûldü sadece
şiir dışı bir kazanımla.

doygun imp.luklar düşle kıyam arasındaydı
suyla toprak, alefle heves
arafla araf arasında meselâ yahya kemal beyatlı vardı
yunus’la yunan
avamla havas arasında arınmayı uman kirli bir fistan
kadar siftahsız
bir imp.luk düşünden sarsılarak uyanan halk şairleri vardı.

bizim sûretimizle birlikte âlemin sûreti sürekli gaybtedir. bu söz
ibn arabî hazretlerine ait bir sözdür, kaybetmek istemem
yani biz hep aynanın arka yüzünde taranıp duran eşhas
hepimizde kaybedilme korkusu bir anda
zulmete maruz kalma korkusu, zalim olma
ne zaman ortaya çıkacak içimizdeki zalim, deccal, kayıp mehdi
ayna bize dönük değil çünkü
biz hep aynanın arkasında taranıyoruz, aynaya baktığımızı sanarak
üstelik nazenin ve nazan, puf koltuklarda kırıtarak
aynaya bazan bile görüntümüz aksetmiyor, aksedemez aslâ
yüzümüze dönük bir ayna, bir tecelli bile yok ara sıra
niçin aynaya özgü değilse bir bunu anlayan olsa zulmette.

köpükten bir köprü üzerinde, yar yüzünde
buzdan ve dahi karanlık gaybe ait cisimden
rahmete yönelik rahmetle, gergin bir deri şeklinde
uzanır eğrilik ve sapma yoktur onda.

tek harfin uğultusu bende, kelimenin içindeki ikilem benim.

bir vesveseyle beni rejiminde zorunlu kıldı nefes
hükümetin nefesini geminin kıçında duyduk
bu yüzden geminin her yanını bayraklarla donattık ki
biz aslında bu işlerin adamı değildik, gemi de bizi tutardı
ama biz gemiyi tuttuk.

sonuçta prefabrik çocuk parkı projesi üzerinden cihat tasarımları da
yapıldı, ne alâ, kara paraları aklama yöntemlerinden biri olarak
armatörlük, kara parçalarını aklama projesi
yer altı tünellerinde konser verilebilir yahudiler çatlasın diye
islâmî bir arge… insanî bir tutum… çok sesli, çok renkli
çok ideolojili, çok psikolojili, çok demokrasili, çok sosyal
çok barışsever, çok entelektüel, çok bilmem ne, çokçokçok
çok uluslu şirketin başında bir işçi, devlet başkanı bir işçi
diktatörlük yapan bir işçi; gerçekleşti bu, oldu yani ütopya değil bu
arka plandaysa sefil ruhlar aleminde beş vakit amele marx
insanî diyalektik budur işte
ve işte sintinedeki kan boşaltıldı çaktırmadan
köpüklü kan, ithal kan, fazla kan, gemi azıya alan.

“ah o gemide ben de olsaydım/ açık denizlere yol alsaydım”

“Kahinle üleştiğim karamsarlık”

İçgüdülerine boyun eğen filbahriler küskün
kime küsüleceği bile meçhul, susmuş bir ormanlık
hafif soluk alıp verişinde suça eğilimli meltemler gizli
dua yön verecek kalemlerimize, karbon salımının
oranına, buzulların erime biçimine
rüzgârın gözetiminde ellerini açan ağaçlara
dua onlara yanaştığında sessiz bekler, öksüz
güneşte soluk bir yakarışla hicvedilen karamsarlık
artan petrol fiyatlarına, ceset torbalarının rengine
bir markus tullyus çiçero daha sürgünden dönerken
dua karar verecek bütçe açığının nasıl kapatılacağına
roma’nın ne zaman saldıracağına
merak etmeyin diyecek tipik bir cemaat.com
ortaklaşa dua edilecek, veto edilecek
ortalama bir düzeyde anlaşılmadan okunaksız
diplomatik mektûbât irtibatı koparacak
buluşma yerinde asılı kalan salâlarsa
kime verildiği anlaşılmadan sürekli okunup duracak.

Kâhin susar
evet beklemesin kimse, herkese küskünüm
kaldıysa eğer hâlâ bir parça bereketli toprak
uzaktaki çocuğa gönderin lütfen bir oyuncak dua
uzaktaki çocuğa, ağrıdan artakalan tepkilerden
esirgemediğiniz bir dua olsun
kabir azabından artakalan uğultu kabilinden
uysal çocukların sanrısı için düşlenen intikam
son ölgün yolculuğuna çıkmadan habil
ezan okunacak, çan çalacak, sirenler ötecek
siyasî coğrafya üzerinde faik reşit unat’ın ismi hâlâ
dünya atlasının dış kısmına bakan yüzünde
pencereden buraya doğru bir yoksunluk içinde
sefil çocuk ölümleri gibi sarkıyor aynı nedenle
ağaçlar üzgün güpegündüz aynı nedenle
çocuk ölüleri gayr-i safî millî hâsıla halindedir.

Düşkün ölü bedenler kaydettim
eğrik, yampiri, kavisli kemiklerle çatışan harflerden
çocukların harfleri
belirgin bir iyimserlik taşıyan mahreçleri çocukların
hep daha olgun ama her tarafına taşra korkusu sinmiş
tahrif olmuş bir mezar taşı gibi geçersiz
çocuklar hep aynı gecenin mürekkebinden dağılan
şehrin kaypak yüzüne çekilen perdahla mahrem
peçesiz ölü yüzler kaydettim, hepsi genç
belki de bu yüzden üzüntüm.

Sütunlardan ürküyor atım, mermer sütunlar somurtkan
çünkü hep hazreti isa iniyor satır aralarına
daha doğmadığı için çok seyrek harfler
uçsuz bucaksız bir boşluk var
binlerce kilometre yıl ötedeki kentten geliyor
bir haber bekliyorum küçük bir haber
antik güneş, yorgun tapınak. duyarsız bir ot yastık
yastığın içinde belir(-siz-leş)en küf
sürekli işleyen pratik bir yasa beynimde
beklendiğine göre her şey değişiyor
toprağın içinde devinen hep şimdiki zaman
toprağın altındayken gelen umarsızlık
erişkin bir temmuzdur merdivenin ilk çağında debelenen
sürgün masalların kahramanı yaşlı avukat
romalı çiçero, markus tullyus o da benden haber bekliyor
isa’dan önce yüzaltı doğum bir bekleyiş
isa’dan önce kırküç ölüm, yinelenen ölüm bir bekleyiş
masalın içinde çok başka duruyordur kesin
bugüne aitse hiçbir valinin ismi yok
bilâd-ı rum aynı roma beldesi olarak
neden markus tullyus çiçero ve neden sürgün
hangi tarih sinsice geçmişe götürecek yolu açar
sürgün yeri selanik irkilten bir soyuntu kadar
soyut kaldı bu sürgün
sonra klikya eyaleti çıktı yani bereketli topraklar
kendince bir sürü antik masal uyduruyor
rahibelerin çıplak ayaklı masallarından
dinsel törenlerden arta kalanlardan
közler üzerinde dans eden rahibe ayaklarından
yanmayan topuklardan parmaklardan aşıklardan.

Neden gösterideki aslanlar birer masal
kurbanını yerken çıkan canhıraş bağırtıdan
etkilenmiyor rahibeler
en çok onlar ağıta müstahak
nereli oldukları bilinmeyen kendilerini adamış kadınlar
garip bir tılsım tadında ergin bilekler
zeytin ağaçları, hafif bir rüzgar
o zamandan beri gözünü dikmiş bakıyor
o zamanlar zorlukla gergin bir temmuzu taşıyor
keçilerin çanları, incir sütünden yayılan esrik koku
yerfıstığının bereketi, yılanın ıslığı kadar taze
düşmanın verdiği korku, garip bir tılsım
sakin kan etkilenmiyor. bence rahibeler bu yüzden güzel
rahibelerin çıplak beyaz ayaklarında izler
güneş lekeleri, toprağın buseleri
ateşin yaladığı şehvetli ılık rüzgar
ırmağın akan gürültüsü ağır ağır
ama sesi var ırmağın izi yok, rüzgar kurutuyor
rahibenin saçını, kaygan ipekten ıslak serin
kıvamlı bir sözcük elimi okşuyor
keten uçuyor gözkapaklarımdan sırtımdan kefen
sıyrılırken güneş uzlete çekiliyor, güneş kendini devrediyor
zaman kendinden emin, ama zillet içinde zillet
ırmak sancılanıp kalıyor usul usul
kabuğuna, kovuğuna çekiliyor, sıcak.

Paylaşın

Hüseyin Ferhad Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Aralık 1954 yılında 1954 yılında Hatay’ın Hassa İlçesinde dünyaya gelen Hüseyin Ferhad’ın asıl adı Hüseyin Hameş”tir. İlk ve ortaokulu Hassa’da okudu. 1972’de Mersin İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. İki yıl Urfa’da sınıf öğretmenliği yaptı. 1979’da Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Öğrencilik yıllarında bir yandan da tezgâhtarlık, bir günlük gazetenin taşra muhabirliği gibi işlerde çalıştı. Film Radyo Televizyonla Eğitim Merkezi’nde radyo programcılığı yaptı. Oniki yıl Ankara’da radyo program yazarı olarak çalıştı. 1990’da Adana’ya yerleşti, halen bu kentte yaşıyor ve ticaretle uğraşıyor.

İlk şiirleri 1978’de Sanat Emeği’nde yayımlandı. Sonraki yıllarda Sanat Emeği, Somut, Türk Dili, Varlık, Yarın, Yazko Edebiyat, Broy, Adam Sanat, Yeni Biçem, Edebiyat ve Eleştiri, Kitap-lık, Geceyazısı, Yasakmeyve, Kaşgar, Akatalpa, İle, Sözcükler gibi dergilerde yayımlanan şiirleri, şiir üzerine yazıları izledi. Kendine has bir şiir dili geliştirdi. Deneme, anlatı ve öykü kitapları da var.

Beşir Sevim’in hazırladığı Hüseyin Ferhad Şiirinin Kültür Sözlüğü Mersin Üniversitesi tarafından bitirme tezi olarak kabul edildi (2002). Antalya Kültür Sanat Vakfı’nca ödül alan kitabına ilişkin sempozyum metinleri Hüseyin Ferhad Şiiri (2003) adıyla kitaplaştırıldı. Yom Sanat dergisi “Artık Gelmem Otağınıza” başlıklı bir Hüseyin Ferhad dosyası yayımladı (Mart-Nisan 2004).

Eserleri;

Deniz Çobanları (1982)
Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden (1984)
Söyle Gölgen de Gitsin (1993)
Hayal Ülkesinin Keşfi (1995)
Hazer İçin Birkaç Sarı Gül (2000)
Sîmurg (2004)
Beni de Ezberine Al (Kendi Seçtikleri, 2007)
Gizli Âyinler (2007, toplu şiirleri Kılıç İpekte Sınanır’ın içinde).
Kılıç İpekte Sınanır – Toplu Şiirler 1982 – 2007

Deneme – anlatı;

Aşka ve Barbarlara Dair (1995)
Cennet Diye Bir Yer (1997; 2002)

Ödülleri;

1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü / ‘Ve Yürüdük Gecenin Ateşleri İçinden’ ile
1994 Yunus Nadi Siir Ödülü / ‘Söyle Gölgen de Gitsin’ ile
2001 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü / ‘Hazer İçin Birkaç Sarı Gül’ ile

(Kaynak: siirakademisi.com)

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken Videolu Paylaşım: Projeye Değil, Ranta Karşıyız

Sosyal medya hesabından bir video paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, paylaşımında, “Yol, köprü, tünel yapılmasına karşı değiliz, 900 milyon doların bir avuç müteahhide peşkeş çekilmesine karşıyız. Biz yandaşı kayıran bu bozuk zihniyetten değil, milletten yanayız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sosyal medya hesabından ‘Projeye değil, ranta karşıyız’ başlıklı bir video paylaştı.

“Biz projeye değil, ranta karşıyız”

Video sonunda Akşener’in “Tabii ki biz de yol, köprü, tünel, hastane, havalimanı yapacağız. Biz projeye değil, ranta karşıyız. Biz bir avuç müteahhitten değil milletten yanayız” sözlerine yer verildi.

İYİ Parti Lideri Akşener, videoyu “Yol, köprü, tünel yapılmasına karşı değiliz, 900 milyon doların bir avuç müteahhide peşkeş çekilmesine karşıyız. Biz yandaşı kayıran bu bozuk zihniyetten değil, milletten yanayız” ifadeleriyle paylaştı.

Paylaşın

CHP’li Akın: Vatandaşlar Artık Faturalarını Ödeyemiyor

CHP’li Akın, beş zincir markete yönelik fahiş fiyat denetimi yerine fahiş faturalara denetim yapılması gerektiğini belirterek, “Tek adam sisteminin hayata geçtiği son 3 yılda elektrik ve doğalgaz faturaları ikiye katlandı. Vatandaşlar artık faturalarını ödeyemiyor. Her ay 100 binlerce hanenin elektrik ve doğalgazı kesiliyor. Bu durumda asıl fahiş oranda artan enerji faturaları için denetim yapılması gerekmiyor mu?” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, yaptığı yazılı açıklamada bu hafta açıklanması beklenen enerji zamlarıyla ilgili iktidara çağrıda bulundu. CHP’li Akın, açıklamasında şunları dile getirdi:

“İktidar artan hayat pahalılığı üzerine beş zincir markete yönelik fahiş fiyat denetimi başlattı. Fiyat artışlarının yanlış ekonomi politikası nedeniyle yaşandığı geçen hafta Merkez Bankası’nın aldığı faiz kararla bir kez daha anlaşılmıştır. Enerjiye yapılacak zam bütün sektörlerin maliyetlerini artıracağı için temel gıda ürünlerinin fiyatlarına da yükseltecektir. Enerjiye yapılacak zammın yaratacağı domino etkisi enflasyonu daha da yükseltecektir.

“İktidar vatandaşın değil, şirketlerin yanında yer almayı tercih etmiştir”

Fahiş fiyatlar üzerine Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan denetimlerde marketlerde denetim yapılırken; fahiş faturalar üzerine iktidar uyarılarımıza karşın şirketlerle faturaların düşürülmesi konusunda somut bir adım atmamıştır. Tam tersine iktidarın şirketlerin zam taleplerini değerlendirdiği kamuoyuna yansımıştır. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kış gelmeden saray iktidarı ve elektrik şirketleri oturup bu fatura işini konuşsunlar” uyarısına karşın iktidar vatandaşın değil, şirketlerin yanında yer almayı tercih etmiştir.

Artık vatandaşlarımız temel bir hak olan enerji faturalarını bile ödemekte ciddi anlamda zorlanmaktadır. Her ay 100 binlerce hanenin elektrik ve doğalgazı kesilirken; iktidar elektrik faturasını ödeyemediği için 2,1 milyon haneye yardım yapıldığını da itiraf etmiştir. Bu kapsamda yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte elektrik faturalarına yüzde 2 oranında yansıtılan TRT payının kaldırılması ve KDV oranının düşürülmesi yönünde acilen düzenleme yapılmalıdır. Vatandaşın faturasını düşürmesini sağlayacak bu düzenlemelerle ilgili pek çok kanun tekliflerimiz parlamentoda beklemektedir.”

Paylaşın

HDP Sözcüsü Günay: Çözümün Adresi Meclis’tir

HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu tartışmayı başlatmış olmasını muhalefetin çözüm konusunda inisiyatif alma istemini kıymetli buluyoruz. Türkiye bu tartışmayı geçmişte yaşananları inkar etmeden, yaşadıklarından dersler çıkararak, siyasi bir ciddiyet ve olgunlukla yürütmelidir. Demokratik ve barışçıl bir çözümün yeri de elbette Meclis’tir.” dedi. 

Haber Merkezi / Basın toplantısında son günlerde öne çıkan muhataplık ve çözüm tartışmaları, öğrencilerin barınma sorunlarını değerlendiren Günay’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

“Türkiye çok kritik ve önemli bir dönemeçten geçiyor. Türkiye bugünkü koşulları kaldırmıyor, iktidar aklının tercih ettiği bu çözümsüzlük ülkeyi uçuruma sürüklüyor. Türkiye daha fazla bu koşulları kaldıramaz, şartlar ve koşullar değişimi dayatıyor. Toplumsal sorunlarda çözüm artık bir tercih olmaktan çıkmış ve bir zorunluluğa dönüşmüştür. Muhalefet kanadının son dönemlerde başlattığı Kürt sorununda çözüm ve muhataplık tartışmalarını önemli buluyoruz.

Tam da bu yüzden 27 Eylül’de Türkiye’nin geleceğine ışık tutacak bir tutum belgesi açıklıyoruz. 27 Eylül, Türkiye’nin demokratik geleceği açısından çok önemli bir başlangıç olacaktır. Deklarasyonumuz nefes almakta zorlanan topluma nefes aldıracak, tıkanmış ve sorunlara çözüm bulmaktan uzak siyaset kurumuna yeni bir politik perspektif sunacaktır. Aylardır sahadayız, her kesimden insanla bir araya geldik. Sahadan çıkardığımız sonuçları, elde ettiğimiz verileri kurullarımızda tartıştık ve günlerdir süren yoğun tartışmaları tutum belgesine yansıttık.

“Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez”

Son dönemlerde yaşanan tartışmalardan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin en büyük ve en temel sorunu Kürt sorunudur. Toplumsal ve siyasal gelişmeler bu gerçekliği her gün daha fazla açığa çıkarıyor. Kürt sorunu temelde Türkiye’nin demokrasi sorunudur. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez, Türkiye demokratikleşmeden de Kürt sorunu çözülmez. Bu konuda bizim bakış açımız da rotamız da nettir.

Kürt sorunu ve muhataplık meselesi üzerinden Türkiye’yi tekrar çözümsüzlüğe mahkûm edecek negatif yaklaşımlar görüyoruz. Buradan şunu net bir şekilde vurgulamak isterim. Kürt halkının talepleri nettir, sorunun muhatapları bellidir, çözüm yolu açıktır. Çözüm tartışmaları ciddiyetle, geçmişten ders çıkarılarak ve yaşananları inkar etmeden yürütülmelidir

Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu tartışmayı başlatmış olmasını muhalefetin çözüm konusunda inisiyatif alma istemini kıymetli buluyoruz. Türkiye bu tartışmayı geçmişte yaşananları inkar etmeden, yaşadıklarından dersler çıkararak, siyasi bir ciddiyet ve olgunlukla yürütmelidir. Demokratik ve barışçıl bir çözümün yeri de elbette Meclis’tir.

HDP muhataptır

Şunun açık ve net olarak bilinmesi gerekir. HDP Türkiye’nin tüm sorunları gibi Kürt sorununu da çözmeyi önüne bir görev olarak koymuş bir Türkiye partisidir. HDP’nin Türkiye’nin en büyük sorunu olan Kürt sorununu demokratik temelde çözmek için kararlılığı ve iradesi vardır, tüm sorunlarda olduğu gibi bu kadim sorunda da elbette muhataptır. Demokratik müzakere partisi olarak Kürt sorunun çözümünü demokratik bir Türkiye için elzem görüyoruz, bu yüzden bugün de yarın da çözüm çabası içinde olmaya devam edeceğiz. Ancak bu sorunun çok boyutlu, çok katmanlı ve karmaşık bir sorun olduğunu Türkiye’nin son kırk yılına şahit olmuş herkes bilir.

Konuşulması gereken demokratik bir Türkiye’nin nasıl inşa edileceği, onurlu bir barışın nasıl sağlanacağıdır. Bu açıdan parti olarak üzerimize düşen yapıcı sorumluluğu almaya her zaman hazırız. Değer biçtiğimiz ve fazlasıyla önemsediğimiz son günlerdeki çözüm ve muhataplık tartışmalarının yeni bir döneme kapı aralamasını umuyoruz. Bu konuda umutluyuz ve Türkiye’nin geleceği için zaten çözümden başka bir şans da yoktur.

Öğrencilerin ciddi barınma sorunları var

Değerli basın emekçileri halkımızın yaşadığı sorunlar, çektiği sıkıntılar maalesef bitmiyor. Yakından takip ettiğiniz üzere pandemi sonrası yüz yüze eğitimin başladığı bugünlerde öğrenciler ciddi bir barınma sorunuyla karşı karşıya. Yurt imkanları kısıtlı, özel yurt fiyatları el yakıyor, öğrencilere verilen devlet desteği fahiş kiralar karşısında komik bir meblağ olmaktan ileriye gidemiyor. Ülkede önlisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi sayısı 8 milyon 700 bin civarında. Buna karşılık KYK’ye ait toplam 552 yurdun öğrenci kapasitesi ise 84 bin 363. Pandemi sürecini yönetemeyenler, sosyal devlet olma iddiasında da öğrencileri barındırma noktasında sınıfta kaldı.

Peki öğrenciler barınacak yer bulamazken iktidar ne yapıyor?

Ticarethane mantığıyla her köşe başına en basit ihtiyaçlarını bile karşılayamayacağı öğrencilerin doldurulduğu özel üniversitelerin açılmasına önayak oldu.

Tarikat yurtlarına aktarılmak üzere 173 milyon 704 bin lira destek bütçesi ayırdı.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre New York’ta yaklaşık 2.5 milyar TL’ye mal olan Türkevi binasını yaptırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” kitabının reklamı, New York’un ana cadde ve sokakları ile Times Meydanı’ndaki bazı led ekranlarda ve seyyar kamyonlarda yapıldı.

En ucuz yurt 800 TL, burs ise 650 TL

Türkiye’de Kredi Yurtlar Kurumu’nun yurtlarına yerleşebilmek için bile torpil gerekiyor. Ev kiralarının zaten yanına yaklaşılmıyor. En ucuz özel yurt ise 800 liradan başlıyor. Öğrencilere destek ödenekleri olan Kredi Yurt Kurumu’nun kredisi ve bursu sadece 650 lira. Bu öğrencilerin nasıl geçinmesi bekleniyor? Asgari ücretle geçinen bir hanenin çocuğunun üniversiteye gidip barınmasını, yemesini, içmesini, insani koşullarda bir üniversite hayatını neyle karşılaması bekleniyor?

Yurt sorununun bir de kadın boyutu var tabii. Birçok genç kadının eğitim hayatı iktidarın yarattığı yurt çıkmazı sebebiyle tehlikede. İktidar her adımında kadınları yavaş yavaş sosyal hayattan, eğitimden, ekonomik özgürlükten uzaklaştırmaya çalışıyor.

Çözüm önerilerimiz

Barınamayan öğrenciler diyor ki, “Bize yalnızca parklar ve banklar kaldı.” Bu harami düzeni, halkımıza ve çocuklarımıza reva görülen geleceksizliği kabul etmiyoruz. Barınma hakkı için mücadele eden öğrencilere dönük gözaltı saldırılarına son verilmeli. Barınamadığı için parklarda protesto halinde olan gençlerle görüşülmeli, barınma sorunu yaşayan öğrenciler için acil bir çözüm bulunmalı. Yurt yerleştirme süreçlerinde ayrımcılık, kayırmacılık ve torpil vakaları bir an önce önlenmeli. Yurt imkanı sağlanmayan öğrencilere “kira destek bursu” verilmeli. Ev kiraları denetlenmeli, fahiş fiyatlı kira istenmesinin önüne geçilmelidir. Öğrencilere verilen KYK bursu ve kredisi arttırılmalı, bu ekonomik kriz sürecinde zengin şirketlerin ve yandaşların vergileri değil, KYK borçları sıfırlanmalı.

Gençlerin taşıdığı, iktidarı tehdit eden potansiyeli görüyoruz. İktidar da görüyor. Bu nedenle en temel hak mücadelesine dahi tahammülleri yok. Ama biz gençlerin hayatını mahvetmelerine izin vermeyeceğiz! Barınamıyoruz diyen ve mücadele eden bütün öğrencilerin yanındayız. Partimizin kapılarının bütün öğrencilere açık olduğunu da yeniden hatırlatmak istiyorum.

Paylaşın

İllere Göre Haftalık Kovid 19 Vaka Sayısı Açıklandı!

İllere göre 11-17 Eylül’de her 100 bin kişide görülen Kovid-19 vaka sayılarını açıklayan Bakan Koca, açıklamasında, “Bu illerden birindeyseniz şimdi daha da dikkatli olmalısınız. Nihai çözüm aşı, tedbirler şart” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından, illere göre 11-17 Eylül’de her 100 bin kişide görülen Kovid-19 vaka sayılarını açıkladı.

Koca’nın paylaştığı Türkiye haritası üzerinden yayımlanan verilere göre, haftalık Kovid-19 vaka sayısı, her 100 bin kişide İstanbul’da 229.92, Ankara’da 343.08, İzmir’de 49.58 olarak gerçekleşti. Vaka yoğunluğu en çok artan 10 il, Kastamonu, Kırıkkale, Zonguldak, Tokat, Trabzon, Malatya, Yozgat, Düzce, Erzincan, Çorum oldu.

Bakan Koca, açıklamasında, “Bu illerden birindeyseniz şimdi daha da dikkatli olmalısınız. Nihai çözüm aşı, tedbirler şart” dedi.

 

Paylaşın

Polat Onat Kimdir? Hayatı, Eserleri

21 Ekim 1979 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Polat Onat, Bursa, Gümüşhane ve İsparta’da ilk ve ortaokulu bitirdi. Samsun ve İstanbul Selimiye Veteriner Sağlık Meslek Liselerinde parasız yatılı olarak okudu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünden 2000’de mezun oldu. Elazığ ve Bursa’da sağlık teknisyeni olarak görev yaptı. Hâlen Batman’da sınıf öğretmeni olarak çalışmaktadır.

Haber Merkezi / Polat Onat şiir yazmaya 2000 yılında başladı. Şiir ve yazılarını 2004’e dek Ağır Ol Bay Düzyazı, Akatalpa, Ay, Başka, Budala, Daktilo, E, Heves, Kuzey Yıldızı, Sepya, Şiir Ülkesi ve Varlık gibi birçok dergide yayımladı. 2005’te dergilerde yazmayı bıraktı.

Polat Onat’ın şiir kitapları Son, İhtiyarın Vefatı ve Karanlık Kahvaltı’dıydı. Onat’ın romanları İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü, Kıyamete Son 99 Gün ve Ölümsüz Cümleler, Kurtalan Ekspresi’nde Tuhaf Bir Yolculuk (Dağlarca’yı Görmeye Gitmek) idi. Ayrıca bir de gençlik romanı yazdı: Yatılı Okuldaki Hazine (Sır Kardeşliği Kulübü). Gençler için yazdığı hikâyeleri Yatılı Okulda Mükemmel Bir Gün, çocuklar için yazdığı hikâyeleri Şiir Perisinin Sırları’nda topladı. Çocuklar için yazdığı masallar; Dias’ın Maceraları: Şiir Madalyonunun Gizemi, Matematik Orman Masalları ve Türkçe Denizi Masalları’ydı. Deneme kitapları ise Her Çocuk Harikadır ve Yazarlıkla İlgili En İyi 99 Film’di.

Polat Onat’ın ilk şiir kitabı 2009’da çıkardığı Son’du. Onat, İhtiyarın Vefatı (2011) adlı şiir kitabında “yaşlılık” ve “ölüm” temalarına yoğunlaştı ve biçim çalışmalarına yöneldi. İntihar Etmiş Bir Taşra Berberinin Şiir Kitabı ve Önsözü (2012) adlı romanında deneyselliğin kıyılarında dolaştı. Dias’ın Maceraları: Şiir Madalyonunun Gizemi (2013) adlı masalında çocuklara şair ve şiir sevgisi kazandırmayı hedefledi.

Onat’ın Kıyamete Son 99 Gün (2016) adlı romanında şair ve şiir meseleleri iç içe girdi. Onat, Yatılı Okulda Mükemmel Bir Gün (2017) adlı gençlik öykülerini kendi yatılı okul anılarından esinlenerek kaleme aldı. Polisiye romanı Ölümsüz Cümleler (2017) ise Hollywood esintiliydi. Şiir Perisi’nin Sırları (2017) adlı kitabı çocuk öyküleriydi. Onat, babalığı ve ilkokul öğretmenliğinden kaynaklanan çocuklar ile ilgili tecrübelerini Her Çocuk Harikadır (2017) adlı deneme kitabında ortaya koydu. Kitapta hayata çocukların penceresinden baktı. Onat’ın Yatılı Okuldaki Hazine (Sır Kardeşliği Kulübü) (2017) adlı gençlik romanı ise gizem yüklüydü.

Onat, Yazarlıkla İlgili En İyi 99 Film (2017) adlı denemelerinde sinemaya bakışını gözler önüne serdi. Yazar-şair temalı Türk ve yabancı filmlerin dökümünü yaptı. Kurtalan Ekspresi’nde Tuhaf Bir Yolculuk (Dağlarca’yı Görmeye Gitmek) (2018) adlı otobiyografik romanında şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı görebilmek için Batman’dan Haydarpaşa Garı’na yaptığı otuz iki saatlik yolculuğunu ve onunla birlikte geçirdiği iki günü anlattı. Matematik Orman Masalları (2018) ve Türkçe Denizi Masalları’nda (2018) yine çocuklara masallar söyledi. Karanlık Kahvaltı’da ise şair olarak bir kez daha okur karşısına çıktı. (teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın