Mithat Cemal Kuntay Kimdir? Hayatı, Eserleri

1885 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mithat Cemal Kuntay,  30 Mart 1956’da vefat etmiştir. Mithat Cemal Kuntay, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. İlk ve orta öğrenimini Aksaray’daki Mekteb-i Osmânî’de, lise eğitimini ise Galata’da Saint Joseph ve Vefa İdâdîsi’nde tamamlamıştır. Yüksek öğrenimine Mekteb-i Hukuk’da devam eden Kuntay, 1908 yılında Türkiye’de bu alandaki ilk hukuk doktoru unvanını almıştır.

Haber Merkezi / Meslek hayatına Adliye Nezâreti Hususi Kalemi’nde umumi kâtip olarak başlamış, müdür yardımcısı olarak terfi etmiş, daha sonra Birinci Hukuk Mahkemesi üyeliğinde bulunmuştur. 1923’de kendi isteğiyle Beyoğlu 4. Noterliği’ne geçmiş ve ölünceye kadar bu mesleği icra etmiştir. Bu noterlik aynı zamanda, devrin önemli edebiyatçılarının gelip gittiği bir edebiyat mahfili özelliği kazanmıştır. Evliliğini Eski Şûarâ-yı Devlet âzâsından Nuh Bey’in kızı Nâile Hanım ile gerçekleştirmiştir.

Roman, şiir, biyografi, tiyatro, antoloji, inceleme gibi farklı alanlarda çeşitli eserler ortaya koyan Mithat Cemal’in edebiyata olan ilgisi annesinin çocukken kendisine okuduğu Nâmık Kemal’in Cezmi romanıyla başlamış daha sonra ise bu ilgi, şiire yönelmiştir. Yazarın edebiyatımızda tanınması ise 1908’den sonra kaleme aldığı şiirlerle olmuştur. Özellikle Mehmet Âkif’le birlikte yazdıkları “Acem Şâhı” ve tek başına yazdığı “Elhamra” adlı şiirler, Mithat Cemal’e ilk şöhreti getirmiştir. Mithat Cemal’in sanatında, Mehmet Âkif, Abdülhak Hâmit ve Namık Kemal’in büyük etkileri vardır. Bu etkiyi eserlerinde dâima hissederiz. İşlediği konular ve kullandığı üslûp bakımından bu sanatçıları hatırlatır. Özellikle onun için hem arkadaş, hem öğretmen konumunda olan Mehmet Âkif’in, hayatında ayrı bir yeri vardır. Âkif’e sonsuz hayranlık duyan Mithat Cemal, gençliğinde onun çevresinde yetişmiştir.

Yazar bunun bir sonucu olarak, Sırât-ı Müstakîm ve Tercümân-ı Hakîkat gibi dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarla adını duyurmaya başlamış, daha çok kahramanlık ve vatan sevgisi temalarını işleyen şiirleriyle tanınmıştır. Aruz veznini kullanan ve aruzun son temsilcilerinden sayılan Mithat Cemal’in tarihî ve içtimaî konulu şiirlerinde Mehmed Âkif ile Yahya Kemal’in, epik şiirlerinde ise Abdülhak Hâmid’in etkisi görülür. Tarih sevgisi, geçmişin büyüklüğü ve güzel tarafları onun konuları arasında ilk sırada yer alır.

Türk edebiyatında daha çok ilk ve tek romanı olan Üç İstanbul adlı eseriyle tanınan Mithat Cemal, bu eseriyle Türk romanı incelemelerinde sıklıkla kendisinden söz ettirmiştir. Kabaca Osmanlı Devleti’nin son devrini kapsayan Abdülhamid, İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde geçen eserde, bu üç ayrı dönemin sosyolojik ve kültürel özelliklerine ayna tutulduğu görülmektedir. Özellikle roman kişilerinin sözü edilen dönemlerdeki yaşam biçimleri ve bu yaşam biçimlerinin zaman ve mekâna göre gösterdikleri değişimler, Üç İstanbul’un dikkate değer özelliklerinden biri olmuştur.

Mithat Cemal Üç İstanbul’da, dengelerin alt üst olduğu, sefahat ve sefalet sahnelerinin yaygınlaştığı çöküş dönemi şartlarında zamansız bir çıkış yaparak sınıf değiştirmek isteyen tipik bir Osmanlı aydınının yükselişini ve düşüşünü anlatır. Aynı zamanda Meşrutiyet ülkücülüğünün küçük çıkar hesapları karşısında nasıl yok olduğunu da çarpıcı sahnelerle gözler önüne serer. Yazıldığı dönemde olumlu olumsuz pek çok eleştiriyi yüklenen roman, Şair Raif, Dağıstanlı Hoca, Hidayet gibi pek çok örneği görülen ve tip düzeyinde kalan kişileri yanında, Adnan, Belkıs gibi karakterleriyle de dikkatleri üzerine çeker.

Türk nesrinin ustalarından sayılan Mithat Cemal’in Resimli Kitab, Güneş, Çınaraltı, Servet-i Fünûn, Harb Mecmuası gibi dergilerde yazı ve şiirleri, Son Posta gazetesinde de ölümünden bir hafta öncesine kadar “Köşe Penceresi” başlığıyla her gün yazdığı köşesinde, günlük fıkraları ve makaleleri bulunmaktadır. Yazarın bu eserlerinin yanı sıra, edebiyat tarihimiz açısından önem taşıyan monografi çalışmaları söz konusudur. Mehmet Âkif, Namık Kemal ve Ali Suâvî hakkında yazılmış bu eserlerin dışında, Tevfik Fikret hakkında bir çalışma yapmak istemiş, fakat belgelerini topladığı halde, yazmaya ömrü yetmemiştir. Bu belgeler, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tanzim ettirilerek, edebiyatımıza kazandırılmıştır. Aynırıca Sâdullah Paşa’nın hayatını yazmak için belgeleri toplamış, fakat bu kitabı yazmamıştır.

Mithat Cemâl’in aynı zamanda, adapte tiyatro çevirileri dışında, iki adet telif tiyatro eseri bulunmaktadır. Bunlardan ilki I. Meşrutiyet ve II. Abdülhamit döneminin konu edildiği Kemal, diğeri ise Çanakkale Savaşı hakkında yazılmış olan Yirmisekiz Kânûn-ı Evvel adlı eserdir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Mitat Çelik Kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında Gaziantep’in İslahiye İlçesinde dünyaya gelen Mitat Çelik, İslahiye Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksek Okulu’ndaki öğrenimini tamamlamadan bıraktı. Beş yıl kitapçılık yaptı. Beş yıl süreyle Şiirin adlı şiir ve poetika dergisi çıkardı.

Haber Merkezi / Zamandükkanı ve Operadaki Hayalet isimli fanzinleri Mersin’de çıkardı, periyotsuz olarak çıkarmaya devam etmektedir. Şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yer aldı. Hâlen Mersin’de yaşamakta ve yazı çalışmalarını bu şehirde sürdürmektedir.

Mitat Çelik’in şiir ve yazıları Akatalpa, Andız, Aydınlık Kitap, Bireylikler, Düş(v)eYaz, Eliz Edebiyat, Islık, İmlasız, Radikal Kitap, Şiirin, Ücra ve Yaratım gibi süreli yayınlarda yer almıştır. İlk şiir kitabı Serpene adıyla 2007 yılında yayımlanmıştır. Şair, kitabın tanıtım yazısında “Mitat Çelik, şiir adına çekilen çilenin hasını bilenlerden. Mersin’de, alçakgönüllü bir tavırla, sabırla şiire duranlardan Mitat. Bir dizenin dünyada kıpırdattığı, etkilediği gerçek alanını bilenlerden. Okuyucu onun adını daha çok duyacak.” cümleleriyle değerlendirilmiştir.

Çelik’in Şiirden Yayınlarından çıkan ikinci şiir kitabı Yengeç Avı (2018), “Yengeç Avı”, “Ücralıklar” ve “Kış Düğünü” olmak üzere üç bölüm ve toplam otuz sekiz şiirden oluşmaktadır.

Şair, eserin içeriğini şu cümlelerle dile getirmiştir: “Poetik çalışmaları saymazsak Serpene’den sonra ikinci şiir kitabımın raflarda yerini alması 10 yılı buldu. Az yazan bir insan olarak handikaplarımı biliyorum, fakat Mersin’de opera figüranlığı gibi uzun renkli yıllar araya girdi. Sahnede olmak şiirin bir başka türeviymiş bunu anladım. Bu yıllara halen inanamıyorum; Saraydan Kız Kaçırma, La Traviata, Damdaki Kemancı, Aşk İkisi, vs. Operada keşfedilecek pek çok dünya var. Yani bunca yıl bir başka şiirin içinde kaldım diyebilirim. Bu kitapta, işte böylesine yapılmış şiirlerin bazıları yer aldı.” Şairin üçüncü şiir kitabı Taş ve Zambak adıyla 2019 yılında yayımlanmıştır.

Paylaşın

Mine Hoşcan Bilge Kimdir? Hayatı, Eserleri

1968 yılında Ankara’da dünyaya gelen Mine Hoşcan Bilge, ilkokulu Ahmet Vefik Paşa İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Çankaya Lisesi’nde bitirdi. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde Prof. Dr. Talat Sait Halman’dan “İmgebilim” başlığı altında çeşitli dersler almış olup, “Metinlerde İmgelerin Tespiti” konusunda ayrıntılı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitimin Kültürel Temelleri Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Sedat Sever’den yüksek lisans programında “Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü” ve “Çocuk Edebiyatı Eleştirisi’ konularında dersler almıştır.Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Anabilim Dalı’nda, İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İoanna Kuçuradi danışmanlığında “Yaşar Kemal’in Kimsecik Üçlemesinde İnsan Hakları” başlıklı tez çalışması ile yüksek lisans tezini tamamlamıştır.

Halen Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü İnsan Hakları Programı’nda özel öğrenci olarak doktora çalışmalarına devam etmektedir.  Ayrıca metin çözümlemede varolan bazı kuram ve söylemleri, yeni terminolojiyle bir çatı altında toplayarak adlandırdığı “Arayüz Kuramı” üzerinde çalışmakta ve “Metinleri Arayüzü ile Okumak” başlığı altında yayıma hazırlamaktadır.Metinlere dair araştırma, inceleme, eleştiri ve metin çözümleme konularında, deneme ve makaleler yazmakta olup, yazıları, ayrıca şiir ve öyküleri, Türk Dili, Beşparmak, Yom Sanat, Budala, Erciyes, Akatalpa, Ardıç Kuşu, Kum, Düşe Yazma, Bahçe, Öykü Şiir, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Patika, İle, Eşik Cini ve Berfin Bahar, Dil Dergisi, Hece Öykü vb. gibi edebiyat ve çeşitli akademi dergilerinde yayımlanmıştır.

Uzun bir dönem Öykü Teknesi Dergisi Ortak Çalışma Grubu’nda çalışmalarına devam etmiş olup, halen edebiyat ve akademi dergilerinde dosya konusu yazarların kitapları da dâhil olmak üzere, metinlere dair inceleme, araştırma ve eleştiri yazıları yazmakta ve yazarlarla söyleşilerini sürdürerek yayımlamaktadır. “Adı Sen Olsun” (1998. Art Yayınları, Ankara) ve “Unutmuşum Senin Yüreğin Yoktu” (2002. Sal Yayıncılık, Ankara) isimli kitapları bulunmaktadır. Ayrıca “Öykü Teknesi Dergisi Ortak Kitap 1” (2009. Kanguru Yayınları, Ankara) isimli ortak kitapta da öyküleri yer almaktadır. Bu çalışmalarının yanı sıra, redaktörlük, editörlük ve lektörlük yapmakta ve metin çözümleme ve inceleme konularında dersler vermektedir.  Eczacılık mesleğini de sürdürmekte olan Bilge, evli ve iki çocuk annesidir.

Paylaşın

Mevlüt Kaplan Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Haziran 1930 yılında Konya’nın Akşehir İlçesine bağlı Ökes Köyünde dünyaya gelen Mevlüt Kaplan, 1948’de Ereğli İvriz Köy Enstitüsü’nü bitirdi. 1955’de Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim Bölümünden mezun oldu. Almanya ve İngiltere’de çocuk edebiyatı üzerine öğrenim gören Kaplan, 1962’de Marylebone Dil Koleji’ni bitirdi.

Haber Merkezi / Bir yıl Londra BBC Radyosu’nda çalıştı. Konya ve Akşehir’de öğretmenlik, Mersin ve Antalya’da ilköğretim müfettişliği, İzmir’de eğitim uzmanlığı yaptı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucuları arasından yer aldı. 1964’te İzmir’de Özgür Eğitim Yayınevi’ni kurdu. 1953’te Eşeğimiz ve Ben adlı kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile yargılandı ve aklandı.

1997’den sonra adına edebiyat ödülü (Mevlüt Kaplan Edebiyat Ödülü) düzenlendi. 1996-2000 yılları arasında Kültür Bakanlığı danışmanlığı yaptı. 1981’de emekliye ayrıldı. 1958’de öğretmen Ayten Kaplan’la evlenen yazarın Özlem ve Özgür adında iki çocuğu vardır. Eşi Ayten Hanım 22 Şubat 2019 tarihinde vefat etti.

Mevlüt Kaplan’ın ilk şiiri “Yaylada”, 1946’da Samsun’da çıkan Yayla dergisinde yayımlandı. Daha sonra şiir ve yazıları Ülkü, Erciyes, Edebiyat Dünyası, Kaynak, Fikirler, Sultandağı, İvris, Köy Postası, Sabah Postası, Demokrat İzmir, Cumhuriyet, Demet, Yücel, Köy ve Eğitim, İmece, Yeni Ufuklar, 20. Asır gibi dergi ve gazetelerde okuyucularla buluştu.

Eğitimciler Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Mevlüt Kaplan, çocuk edebiyatı alanında çeşitli dernek ve örgütlerden çok sayıda ödül aldı. İlk ödülü, şiir dalında 1947’de Bursa Nilüfer dergisinden aldığı üçüncülüktür. 2009’da edebiyata hizmeti nedeniyle İzmir/Konak Belediyesi tarafından yaşadığı sokağa Mevlüt Kaplan adı verildi.

Öğretmenlik, eğitim uzmanlığı, ilköğretim müfettişliği, Kültür Bakanlığı Seçici Kurul Üyeliği ve yayın danışmanlığı görevlerinde bulundu. Masal, şiir, öykü yazarlığının yanında ilköğretim öğrencileri için ders ve eğitim kitapları da yazdı. Yayımlanan kitap sayısı 600’ü aştı. Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı kurularında yer aldı. İzmir’de ilk kez Türkiye İlköğretim Müfettişleri Sendikasını (TİM-DER) kurdu.

CHP örgütlerinde delege, merkez ilçe yöneticiliği, halkla ilişkiler koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. Eğitimciler Derneği, Tüm İlköğretim Müfettişleri Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Kıbrıs-Avrasya-Balkanlar Türk Edebiyatları Kurumu Derneği, Türk Dil Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Yaşamını İzmir’de sürdürmektedir.

Yazın yaşamı, 1945 yılında Konya Ereğli İvriz Köy Enstitüsü’nde iken başlayan ve çocuk edebiyatı sahasında oldukça üretken bir isim olan Mevlüt Kaplan, eserlerinde eğitimci kimliğini ön planda tutmuştur. 600’den fazla eser kaleme alan yazar, Anadolu’nun mekân olarak kullanıldığı gerçekçi eserlerinde çocukları bilgilendirmeyi de ihmal etmemiştir. Düş yüklü masallar yerine gerçeklere odaklanan Kaplan, anlatım olarak da halk diline yakın sade bir üslubu tercih etmiştir. Toplumcu gerçekçi çizgide çocuklar için yazdığı eserlerinde onlara öğütler vermeyi ihmal etmemiştir.

Mevlüt Kaplan, eğitimci kimliğinin gerektirdiği sorumlulukla çocuklara yönelik masallar, şiirler, romanlar, öylüler kaleme almış; derlemeler yapmıştır. Nasrettin Hoca’dan Keloğlan’a, Anadolu Masalları’ndan Kurtuluş Savaşı öykülerine, bilmecelerden tekerlemelere kadar pek çok alanda derlemeler yapan Kaplan, bu yolla çocukları eğlendirirken bilgilendirmeyi amaçlamıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Metin Üstündağ Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1965 yılında Erzincan’da dünyaya gelen Metin Üstündağ, ilkokulu üçüncü sınıfa kadar doğduğu köyde okudu. Sekiz yaşından beri İstanbul’da yaşayan Üstündağ, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Kasımpaşa Lisesini bitirdikten sonra başladığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Görüntü Sanatları Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Bir süre Çarşaf ve Gırgır gibi mizah dergilerinde çalıştı. Arkadaşlarıyla Limon dergisini kurdu, Nankör ve Deli dergilerini çıkaranlar arasında bulundu. Adı Leman olarak değiştirlen Limon dergisine tekrar döndü. Ardından Öküz ve Penguen dergilerini çıkardı. Hayvan ve Ot ve dergilerinde de çalışan Üstündağ, ayrıca 2015 yılında Yumuşak G isimli bir dergi çıkardı. 2014 Kabataşlılar Derneği Nehar Tüblek Karikatürist Onur Ödülü verilen Üstündağ, İstanbul’da yaşamakta ve yazı çalışmalarını burada sürdürmektedir. TYS ve Türkiye PEN üyesidir.

Metin Üstündağ, gerek çalıştığı gerekse çıkardığı dergilerde karikatür, şiir ve yazılarını yayımlamış böylece edebiyat dünyasında adını duyurmuştur. Şiir, roman ve deneme kitapları bulunan Üstündağ, mizah edebiyatımızda daha çok karikatürist kimliğiyle ön plana çıkmış ve bu alanda dikkat çeken yazarlardan biri olmuştur. Özellikle üç kitaplık seri hâlinde yayımladığı Pazar Sevişgenleri ve Şiyir Sevişgenleri mizah edebiyatımızda okurlar tarafından yoğun ilgiyle karşılanmıştır.

Yazar, bu eserlerin içeriğini ve karakterlerin özelliklerini şöyle dile getirmiştir: “Pazar Sevişgenleri içgüdüleriyle Şiyir Sevişgenleri akıllarını kullanmaya çalışarak sürüyorlar hayatlarını. Pazar Sevişgenleri, sadece yaşıyor, Şiyir Sevişgenleri’yse yaşadıkları üzerine oturup tartışıyorlar. Aşk içgüdüsel ilişki planlı gelişiyor sanki. İnsanlar madde bağımlısı olabildiği gibi aşk ve ilişki bağımlısı da olabiliyor. Bıkmadan, usanmadan, gücüm yettiğince, keyifle irdeleyebileceğim, bir alan olarak görünüyor banaaşk ve meşk durumları.”

Metin Celâl, Üstündağ’ı Langadank (1989)’tan itibaren çizdiği, birkaç sözcükten oluşan kısa cümleli ve aforizmasal nitelikteki karikatürleriyle mizah türünde üstat olarak değerlendirmiştir. “Sokak, şiir, felsefe, gündelik hayat ve tüm sanat ürünleri bilmeden kendiliğinden besliyor… Aşk ve tutkudur belki de tek ilham kaynağı… Neye aşk ve tutkuyla bağlanırsanız ortaya iyi bir şey çıkar…” cümleleriyle sanatındaki ilham kaynaklarını dile getiren Metin Üstündağ şiir kitapları ve romanlar da yayımlamıştır.

Ergülen’e göre Metin Üstündağ şiirde hınzırlık geleneğinin en hakikatli üyelerindendir: “Met Üst’ün şiirleri galiba şiir ve hakikat ilişkisine, çağımızda verilecek en sıkı cevaplardan.” Üstündağ ilk romanı Üniversiteli’nin Çırpınışı (2002)’nda, içimizden biri olan bir üniversitelinin, bir mühendisin, hayatından bir kesiti anlatmaktadır. Bocalama ve umutsuzluk içerisinde bile ülkesi, insanları için güzel şeyler hayal edebilmekte, hatta elinden geldiğince uygulamaktadır.

Özellikle okumuş insanın içine düştüğü durumu sergilemekte; okumayı, özellikle üniversiteyi düşünenlere yol göstermekte, ileride başlarına gelebilecekler hakkında uyarmakta, onlara sabır ve direnme gücü aşılamaya çalışmaktadır. Geçmişe dönüp kendisiyle hesaplaşmakta, geçen yıllarının muhasebesini yapmakta, bir pencere açıp son elli, hatta yüzyılın bir tahlilini yapmakta, kendi görüş açısından değerlendirme yapıp, doğruları ve yanlışları irdelemektedir.

Üstündağ’ın ikinci romanı Kabusa Uyanış (2009); Anadolu’nun ücra bir köşesinde göreve başlayıp, tatlı bir sürgün sonucu İstanbul’da yaşam savaşı vermeye çalışan çilekeş öğretmenlerden birinin dramını içermektedir. Metin Üstündağ, şiir, roman ve mizah türünde yayımladığı kitaplarıyla üretken bir isim olmuş ve mizah edebiyatımızda eleştirmenlerce adı sık sık zikredilmiştir.

Paylaşın

Metin Turan Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Ocak 1966 yılında Kars’ın Kağızman İlçesinde dünyaya gelen Metin Turan, Camuşlu Köyü İlkokulunu, Bahçelievler Teknik Lisesi’ni, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksek Okulunu (1988) ve Ankara Üniversitesi İktisat Fakültesini (1995) bitirdi.

Haber Merkezi / Metin Turan’ın ilk kalem tecrübesi 1981 yılında yayımlanan “Kayıp Kuzu” adlı hikâyedir. . Daha sonra şiire yönelir ve edebî çalışmalarını şiir alanında yoğunlaştırır. Teknik öğrenim gördüğü Eğitim Teknolojisi alanıyla ilgili mesleki yazıları da bulunan Turan’ın özellikle 1990’lardan sonra  çalışmalarının ağırlıklı merkezini edebiyat bilimi çerçevesindeki çalışmalar oluşturur. Türk Dünyası Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı sahalarında da incelemeleri olmakla birlikte, çalışmalarını daha çok Halk Edebiyatı üzerinde yoğunlaştırır. Bu alanla ilgili kitap hacmindeki ilk eseri aynı zamanda baba tarafından dedesi, Kağızmanlı Cemal Hoca üzerine yaptığı monografik çalışmadır.

Turan, lise öğrencisi iken İstanbul’da yayımlanan Yeni Çağrı, Amatör Sanat gibi dergilerin Ankara temsilciliğini üstlenir. İmece, Erde, Promete, Anadolu Ekini, Mecaz, Sanat Hareketi ve Praksis gibi birçok kültür ve sanat dergisinin yayımlanmasına ya sahip sıfatıyla ya yayın yönetmeni ya da yayın koordinatörü olarak katkıda bulunur.

Çalışmaları, bu dergilerin yanı sıra  Türk Folkloru, Folklor, Halkbilim, Yazko Somut, Oluşum, Yarın, Yeni Sanat, Sanat Rehberi, Yeni Şiir, Varlık, Cumhuriyet Kitap, Damar, Edebiyat ve Eleştiri, Littera, Kebikeç,  Kül Öykü ve Turnalar gibi dergilerde yer alır. Türkiye ve Türkiye dışında çok sayıda radyo ve televizyon programına katılır. Konuk öğretim elemanı olarak Ukrayna’nın Teras Şevçenko ile Azerbaycan’ın Hazar ve Asya Üniversitelerinde Türk Edebiyatı dersleri; 2007-2011 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak halk edebiyatı dersleri okutur.

Bir dönem Kültür Bakanlığı, Kültür Eserleri Yayın Danışma,  Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile Türk Dünyası Dergisi Yayın  Kurulu üyeliği yapar. Tasnifi, Tarih Vakfı tarafından yürütülen Pertev Naili Boratav Arşivi Düzenleme Kurulunda görev alır.

“O Şehr-i Edirne” şiiri ile, 2003 yılında, Mekadonya Cumhuriyeti, Çalıklı Bahar Şenlikleri kapsamında düzenlenen Türk Dünyası Şiir Birincilik,  İlk şiir kitabı Suları Islatan Mecnun ile de 2004 yılı Ruşen Hakkı Şiir Birincilik Ödüllerini kazanır. Şiir çalışmaları dolayısıyla 2016 yılında da Özkan Mert Şiir Ödülü’ne layık görülür. Hem edebî hem de akademik çalışmalarıyla 1995 yılı Folklor Araştırmaları Kurumu İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’ne, 2008 yılında A.Ü. DTCF Halkbilim Topluluğu Folklor Ödülüne, 2004 yılında da Troya Folklor Derneği Pertev Naili Boratav Halkbilim Ödülü’ne layık görülür.

Çok sayıda ulusal ve uluslararası sempozyum ve edebiyat şöleninin organizasyonunda yer alan Turan, özellikle Türkçe edebiyat ürünlerinin yaygınlaşması konusunda uğraş vermektedir. İran’da yayımlanan Suhen ve Grub dergilerinin Türk edebiyatı özel sayılarının hazırlanmasında katkısı oldu ve bu dergilerde Kıbrıs Türk edebiyatının da yer almasını sağladı. Ayrıca Güney Kore’de yayımlanan ASIA dergisinin Türk Edebiyatı, İstanbul ve Nazım Hikmet özel sayılarının hazırlanmasında katkıda bulundu.

Özel bir gayretle Türk edebiyatçıların eserlerinin çeviri olanağının yaygın olduğu Almanca, Fransızca, İngilizce diller dışında,  Arapça, Rusça, Farsça, Lehçe, Korece Romence, Ukraynaca dillerinde de yayımlanmasına çaba göstermiş, bu dillerde eserlerin çıkmasına katkıda bulunmuştur. Yazılarında Osman Abidin, Şafak Sun imzalarını da kullanan Turan’ın ekonomi ve eğitim ile ilgili mesleki yazıları da bulunmaktadır.

2005 yılında Ankara’da Uluslararası KIBATEK Edebiyat Akademisi’ni kurdu ve burada önemli bir bölümünü sosyoloji, tarih ve edebiyat alanında yüksek lisans ve doktora düzeyindeki öğrencilerin oluşturduğu meraklılara seminerler sağladı. Ankara’da yaşayan Turan, bir dönem Aşık Veysel Kültür Derneği ve  Edebiyatçılar Derneği ile Folklor Araştırmaları Kurumu’nun genel sekreterlik görevlerinde bulundu. Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin asli üyesi de olan Turan kısa adı KIBATEK olan Kıbrıs, Balkanlar ve Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu ile Folklor Araştırmacıları Vakfı’nın başkanıdır.

Kurucusu olduğu ve 1994 yılından bu yana yayımlanmakta olan, halkbilim, antropoloji, sosyoloji, müzik ve edebiyat içerikli Folklor/Edebiyat dergisinin yayın koordinatörlüğünü ve KIBATEK’in uluslararası, çeviri dil ve edebiyat dergisi Turnalar’ın yayın yönetmenliğini yürütmektedir.

Tarihten Mekâna Türk Halk Şiiri adlı inceleme kitabında halk şairlerinin hayatlarına dair ayrıntılar, şiirlerinden örnekler yer alıyor. Tek tek şairler ele alınarak, halk şairlerinin yaşadıkları dönemde üstlendikleri toplumsal ve kültürel işlevler yanında, dizelerinde saklı duran olaylardan hareketle o dönemlerin kavranmasındaki tarihsel işlevler de irdeleniyor. Edebiyat insanlarını sosyal çevreleriyle ele alarak incelemeyi çalışmalarının başlıca unsuru kabul eder. Kul Himmet, Aşık Veysel ve Kaplani üzerine yapmış olduğu  çalışmalarda da sosyal çevre içerisindeki yetişme koşullarına eğilmiş olmasıdır.  Halk şairlerine de sosyal çevreleri içerisinde bir edebiyat araştırmacısı ve eleştirmen gözüyle bakıyor ve değerlendirme yapıyor olması dikkat çeken özelliklerindendir.

Turan, edebiyatı ideolojik aidiyet duygusuna indirgemeksizin, kimlik olgusuna farklı bir açıdan yaklaşıyor. Edebiyatın kimliklendirme süreci ve birikim olduğunun altını çizerek, öncelikle bu gerçekliğin anlaşılır kılınması yolunda çaba sarf ediyor. Edebiyat metninin edebiyatçı kişilikle bir arada, metnin var olduğu toplumsal, tarihsel ve kültürel koşulların göz önüne alınarak bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor. Edebiyata dair bu algısını Kültür Kimlik Ekseninde Türk edebiyatı adlı kitabına da yerleştiriyor. Sosyal bilimler açısından edebiyata, çok disiplinli bir yaklaşımın yanı sıra disiplinler arası bir yolculukla uzanıyor.

Metin Turan’ın şiiri insan merkezlidir. Turan’a göre her şey insan içindir ve insani olana hizmet etmelidir. Dünyayı, insanın insana ve yaşama yabancılaşmadığı, paylaşım ve bilinçle değer kazanıp insan ve sevgiyle anlamlı hâle gelen bir mekân olarak algılayan şair, şiirleri vasıtasıyla insanın insan yanını harekete geçirmeyi amaçlar. Halk edebiyatı ve halk kültüründen gelen unsurları şiirinin bileşenlerini oluşturmada kullanır. Bu çerçevede şiirine geleneksel yapıyı da taşımaktadır.

Ahmet Telli, şiirleri üzerine kaleme aldığı yazısında “Metin Turan’ın poetik ve politik tutumunu hümanist kültür birikimine bağlamaktadır. Telli, “…Halkbilim çalışmaları, salt geçmişi bugüne olduğu gibi taşımak ya da geleneğin sürdürülmesi değil, bugüne miras bırakılan kültürün bilme-anlama-eleştiri süzgecinden geçirilerek bu kültürün ilerici-demokrat yanını görünür kılmak yönündedir” düşüncesindedir.

Şiirlerinin ana temasını, insanın dünyayı estetik bütünlüğü içerisinde kavraması gayreti oluşturur.  Turan, bozulan, yozlaşan, kültürsüzleşen, kimliksizleşen, toplumsal kokuşmuşluğu, çürümüşlüğü estetik bir sanat anlayışıyla gözler önüne sermeye gayret eder. Şiirlerinde yaşadığı ülkeye odaklanan bir şair vardır. Sokakları, kentleri, ülkeleri kapsayan bir geniş coğrafya Türkiye merkezine dayanır.  “Metin Turan’ın şiirlerinde tarihsel doku kentin kalesi, camisi, evleri, sokakları olarak yansırken, aşk kendi ayrılık ve yalnızlığı içinde tek başına kalır. Aşk ayrılığı, sonlanan sevgi hüzünle değil onun yerine doğal bir kabullenişle yansır dizelerine. Şiirlerinde göze çarpan imgeler şairin şiire bakışını, sözcüklere olan özenli yaklaşımını gözler önüne serer. Zamanın akışı içerisinde yok olan değerlere, bozulan yıkılan estetik zevkten yoksun tüm olgulara karşı olan kırgınlığını bir şair olarak dizelerinde açıkça belli eder. Onun şiirlerinde Anadolu’nun göz ardı edilemeyecek seviyede yansıtılması söz konusudur.

Şiirlerinde aşk, ayrılık, geçmişe duyulan özlem, acı gibi insana dair duygular dile getirilir.  “Şiirleri içerik ve ele aldığı konular noktasında incelendiğinde bir aydın, bir sanatçı olarak şairin toplumsal sorunları ve acıları kimi zaman hüzün kimi zaman isyan kimi zaman iyiye duyulan özlemle dile getirdiği görülür”. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Metin Kaygalak Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Ağustos 1968 yılında Bingöl’de dünyaya gelen Metin Kaygalak, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra Bingöl Lisesini bitirdi. Burada, Metin Altıok onun felsefe öğretmeni oldu. Bu dönemde felsefeye ilgi gösterdi.

Haber Merkezi / ODTÜ Felsefe Bölümünü kazandıysa da özel nedenlerle gidemedi. 1990’da Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümünden mezun oldu. 1990’lardan beri İstanbul’da serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik yapan Metin Kaygalak, yazı çalışmalarını da bu şehirde sürdürmektedir.

Son dönemin kişiliğini bulmuş şarilerinden biri olan Metin Kaygalak’ın Konya adlı ilk şiiri 1987 yılında Güneş gazetesinin düzenlediği Genç Şairler Şiir Antolojisi yarışmasında gazetede yayımlanmıştır. Bu tarihten sonra kaleme aldığı şiir ve yazılarının yanı sıra söyleşilerini; Ayrım, Biçem, Cumhuriyet, Defter, E, Edebiyatta Üç Nokta, Hayvan, Heves, Hürriyet Gösteri, Kaçak Yayın, Ludingirra, Milliyet Sanat, Öküz, Özgür Gündem, Promete, Radikal İki, Son Kişot, Sonra Edebiyat, Şiirden, Yasakmeyve, Yazıt, Yine Hişt veYom Sanat gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayınlamatı sürdürmüştür. Yüzümdeki Kuyu (1998) adlı ilk şiir kitabı yayımlandığında yoğun ilgiyle karşılanmıştır.

Orhan Koçak, Kaygalak’ın şiirini şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Bir noktada tıkanıp kalmış ve ancak çok sonra azar azar, kesik kesik akmaya başlamış bir suyu andırıyor Kaygalak’ın şiri. Tıkandığı yerde çok kalmış ve böylece kendi üzerine dönmüş, kendini, kendi tıkanışını iyi tanımış bir şiir. İmkânlarını da Yahya Kemal gibi, Cemal Süreya ve Ece Ahyan gibi Hilmi Yavuz ve İsmet Özel gibi yapacağı işi en baştan sezen çoktan biçimlenmiş olarak doğan bir şiir.”

Temizyürek ise onun şiirindeki tasavvufi özelliklere dikkat etmiş ve “Kaygalak’ın şiirlerinin zihinsel kaidesinde tasavvuf bilgisi belirgin bir dayanaktır. Şair kimi tasavvuf terimlerini kullanmaktan kaçınmadığı gibi, bu kavramları kendisi için kılma çabasındadır. Bir yücelme, bir arınma gayreti şairi söylevsel dile çekmektedir yer yer. Tasavvufun ancak kendisiyle denklem kuran anlam katmanlarında koyulaşır duygusu. Bu durum dile bir kapalılık, bir çıkmaz duygusu verdiği gibi bir kıvam da kazandırır; koyu bir kıvam. İçine şairini de çeken şairini de sarmalayan bir kıvam.” değerlendirmesini yapmıştır.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Saray Hükümeti Organize Kötülük Yapıyor

Kayseri’de gerçekleşen Belediye Başkanları Çalıştayı’nda konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biz, ‘128 milyar dolar nerede’ derken bugünleri düşünerek söyledik. Arka kapıdan, kanunlara aykırı olarak kayınpeder-damat parayı yok ettiler. Borç aldılar, borçla dolara müdahale ediyorlar. Nereye kadar? Bunun adı organize kötülüktür. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti halkında var olan saray hükümeti organize kötülük yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Yeni ekonomik model uyguluyoruz’ diyorlar. Bizim stratejiye ihtiyacımız var. Türkiye’nin kalkınma, büyüme stratejisi nedir? Yarın sabahı göremeyenler strateji üretemezler. Ülkesini sevmeyenler strateji üretemezler. Üniversitelere değer vermeyenler strateji üretemezler. İthalata bağlı bir sanayi yaratanlar strateji üretemezler. Fiyatlarda istikrarı sağlama görevi Merkez Bankası’nın ama yapamıyor çünkü müdahale ediliyor.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasına, “Korkunun ecele faydası yok. Hepinizin huzurunda, hepinize ve bu ülkenin insanlarına söz veriyorum. Organize kötülükle sonuna kadar mücadele edeceğim. Mücadele etmezseniz halkınızı sevmiyorsunuz, organize kötülüğe boyun eğiyorsunuz demektir. Mücadele edeceğim, etmeyen namerttir. Her bir vatandaşımın sorumluluğu var. Her birimizin sorumluluğu var. Bizim sorumluluğumuz daha fazladır. Halka gitmek, dinlemek, çözümü anlatmak.” ifadeleriyle devam etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri’de Belediye Başkanları Çalıştayı’na katıldı. Çalıştayda açıklama yapan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’nin çok zor koşullardan geçtiğini görüyoruz. Benim taşıdığım karamsarlığı, eminim sizler de taşıyorsunuz. Bizim taşıdığımız karamsarlığı, 84 milyon da taşıyor. İşçisiyle görüşüyorum, çiftçisiyle görüşüyorum, emeklisiyle görüşüyorum, tüccarıyla görüşüyorum, sanayicisiyle görüşüyorum, ihracatçısıyla görüşüyorum, ithalatçısıyla görüşüyorum, turizmcisiyle görüşüyorum, emeklisiyle görüşüyorum. Hepsinde aynı kaygı var, hepsinin sorduğu ortak bir soru var. “Nereye gidiyoruz, ne olacak halimiz, bir çıkış var mıdır” diye soruyorlar? Tek tek görüşmenin dışında ayrıca bu grupların temsil ettiği odalarla, birliklerle de görüşüyorum, onların tepe yöneticileriyle de görüşüyorum; kaygı taşıyorlar, ekonomi nereye gidecek diyorlar ve bu endişeyi nasıl gidereceğiz diye soruyorlar.

Değerli yol arkadaşlarım, değerli belediye başkanı arkadaşlarım; görüştüğüm herkese şunu söylüyorum: “Bizim ülkeyi nasıl kaliteli ve nitelikli yöneteceğimizi görmek istiyorsanız, belediye başkanlarımızın uygulamalarına bakın. Her bir belediye başkanımız kendi bölgesinde, beldesinde, ilinde, ilçesinde bütün engellemelere rağmen başaralı bir performans sergiliyorlar ve biz bu performansı Türkiye genelinde genel yönetim olarak sergilemek istiyoruz” diyorum. O zaman içlerine biraz su serpiliyor.

Çözümsüzlüğün olmadığını, çözümün olduğunu görüyorlar. Ve biz onlara şunu da söylüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, hiçbir zaman devlet bir kişinin iki dudağına teslim edilmedi, devlet bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir söze, bir cümleye teslim edilmedi. Var olan sistem zaten Türkiye’yi bu hale getirdi. O zaman yapmamız gereken geniş bir kucaklaşmayı, geniş bir helalleşmeyi bu topraklarda hayata geçirmektir. Eski kavgalardan arınarak daha güzel bir geleceğe, daha güvenli bir geleceğe ve hepimizin memnun olacağı bir geleceğe toplumu hazırlamaktır. Bu bizim görevimizdir. Bütün vatanseverlerin görevidir. Kimliği, inancı ve yaşam tarzı ne olursa olsun, hatta siyasi görüşü ne olursa olsun bütün vatanseverlerin ortak görüşü Türkiye’yi huzura kavuşturmaktır. Bu mücadeleyi yapacağız.

Belediye başkanı arkadaşlarım şunu çok iyi biliyorlar. Önlerine engel çıkarıldığını biz de biliyoruz, onlar da biliyorlar. Bu engellerin bazılarının yasadışı olduğunu ben de biliyorum, onlar da biliyorlar. Ama çok güzel bir şey yapıyorsunuz. Şikayet etmeden o engelleri aşıyorsunuz. Bu davranış; şikayete sığınma değil, topluma hizmet yolunda kararlılığınızı gösteriyor. Çok önemli bir adım attığınızın bilmem farkında mısınız? Şikayet etmiyoruz ama engeli aşmasını biliyoruz ve kararlıyız. O zaman bulunduğunuz beldedeki topluma güven veriyorsunuz. Şikayetin arkasına saklanmak aslında biraz beceriksizliktir. Ama şikayeti kararlılıkla yıkıp aşmak ve doğrudan halka ulaşmak, el sıkışmak, tokalaşmak bir güven unsurunun pekişmesine yol açıyor. Bu kararlılığı hep birlikte sürdüreceğiz, hep beraber sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlarım; Kayseri’de yapıyoruz bu toplantıyı, dikkat buyurunuz, bir tek belediye başkanımızın olmadığı ilde yapıyoruz. Ve dün belediye başkanı arkadaşlarım alanlara çıktılar. Az önce Ticaret Odasını ve Sanayi Odasını ve yöneticilerini ziyaret ettik. Onlara da söyledim, bir belediye başkanımız bile yok. Ama biz burada toplantı yapıyoruz, Kayseri’de toplantı yapıyoruz; çünkü Kayseri’yi önemsiyoruz, Anadolu’nun kalbi Kayseri. Eğer Kayseri’den sadece bir milletvekili çıkarabiliyorsak ve Kayseri’den hiç belediye başkanı çıkaramıyorsak sorun Kayserililerde değil, sorun bizde.

Kayserilileri kucaklayacağız, daha fazla geleceğiz, daha fazla ilişki kuracağız, daha fazla kendimizi anlatacağız. Şikayeti değil çözümü, nasıl yapacağımızı, hangi yollarla sorunları aşacağımızı anlatacağız. Esnafın, çiftçinin, emeklinin masasına oturacağız, sanayicinin masasına oturacağız, tüccarın masasına oturacağız; çayını, kahvesini içeceğiz, bir siyasi propaganda yapmadan sadece sorunları dinleyeceğiz. Bize çözümünüz nedir diye sorduklarında da çözümlerimizi anlatacağız. Bizim çözümlerimiz, yani Cumhuriyet Halk Partisinin çözümleri, yani sosyal demokratların çözümleri, yani vatanseverlerin çözümleri bizim çözümlerimiz halktan yanadır, hukuktan yanadır, adaletten yanadır, insandan yanadır, sevgiden yanadır, Yunus’tan yanadır özetle.

“Bu millet nasıl geçinecek?”

Ve biz bu topraklarda hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemiyoruz. Zam furyasıyla millet karşı karşıya kalırken çıkıp şunu seslendirdim: “Önümüzde bir kara kış gelecek. Her şeye yağmur gibi zam geldi. Elektrikten doğalgaza, kömüre, oduna kadar. Ekmek fiyatlarından tutun her türlü besine kadar. Bu millet nasıl geçinecek? İktidar sahiplerine çağrı yaptık, ya bir kara kış fonu kurun kardeşim, bu milleti perişan etmeyin” dedik. Dinlemediler. Ama sizler olağanüstü bir çaba gösterdiniz.

Bulunduğunuz beldede eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa şöyle düşüneceksiniz. Benim çocuğum yatağa aç girdiğinde ben nasıl hangi duygularla karşılaşıyorsam bir çocuk yatağa aç girdiğinde bende aynı duygularla karşılaşacağım, aynı duyguları taşıyacağım. Ve benim belediye başkanlığı yaptığım yerde hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemeyeceğim ve bunu asla ve asla sağlamayacağım. Her çocuk yatağa tok girecek ve anne çocuğunu huzur içinde yatağa yatıracak. Her bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanının temel görevi bu olmalıdır. Yüksek siyaseti bir tarafa bırakıyoruz, bir çocuk yatağa aç giriyorsa bulunduğunuz beldede, oranın en yüksek siyaseti o çocuğun karnını doyurmaktır. Bütün arkadaşlarımın bunu böyle bilmesini isterim.

Ve biz Türkiye tarihine önemli bir not düşüyoruz. Bütün baskılara ve bütün engellemelere rağmen çok önemli bir not düşüyoruz. Onların yapamadığını, iktidar olarak ellerinde devasa bir bütçe olmasına rağmen yapamadıklarını, sizler mütevazı bütçelerinizle hayata geçiriyorsunuz. Onlar devasa bütçeleri dolayısıyla halka hesap veremezken, sizler mütevazı bütçelerinizle her kuruşun hesabını millete veriyorsunuz. Aramızda siyahla beyaz kadar fark var. Bizim gri tonumuz yok. Her birimiz ak, her birimiz temiziz, her birimiz mücadele ediyoruz, her birimiz halk için çalışıyoruz, her birimiz bu ülkenin büyümesi ve kalkınması için çalışıyoruz.

“Onların yapamadığını yaptık”

Değerli arkadaşlarım; toplu rakamları verdiler bana o konuda da bilgi vereyim, kamuoyunun da duyması çok önemli. 3 Kasım’la 17 Aralık arasında değerli arkadaşlarım; 80 bin 450 aileye nakdi yardım yapılmış vaziyette, 455 bin 630 aileye gıda yardımı yapılmış, 420 bin 580 aileye ısınma yardımı, 210 bin 420 öğrenciye eğitim ve kırtasiye yardımı, 290 bin 850 aileye ulaşım yardımı yapılmış. 2 bin 562 ailenin elektrik faturası ödenmiş. 12 bin 144 ailenin su faturası karşılanmış. 3 Kasım’la 17 Aralık arasında, 1 milyon 472 bin 636 aileye karakış fonundan yardım yapıldı bütün belediye başkanlarımız tarafından. Bunun toplamı 216 milyon 228 bin 320 lira. Onların yapamadığını yaptık. Önemli bir çalışmayı yapıyoruz. Bulunduğunuz belde de huzuru sağlıyorsunuz. Toplumsal barışı sağlıyorsunuz.

Yine iktidar sahipleri duysunlar, belediye başkanlarımız bu yardımları yaparken A partili, B partili diye ayırmıyorlar. Belediye başkanlarımız bu yardımı yaparken kimsenin etnik kimliğine, kimsenin yaşam tarzına, kimsenin inancına bakmıyorlar. Biz onlar gibi değiliz, ayrımcı değiliz, toplumun tamamını kucaklıyoruz. Yeni bir siyaset anlayışını, Ahi Evran’dan gelen, Yunus Emre’den gelen yeni bir siyaset anlayışını, yeni bir insan sevgisi anlayışını bu topraklarda yeşertmeye çalışıyoruz bütün karalamalara rağmen.

Değerli arkadaşlarım; eleştiriyoruz, ülkenin kötüye gittiğini de biliyoruz. Devletin kaynaklarının büyük bir kısmının, bir avuç insana aktarıldığını biliyoruz. Adeta 84 milyon insan, bir avuç insan için çalışıyor. Özet olarak; 5’li çete için çalışıyor adeta, 84 milyondan kesilen vergiler, kesilen kaynaklar büyük ölçüde buraya gidiyor. Dün TBMM’de AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla 2022 bütçesi kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, yoksuldan alıp zengine kaynak aktaran bir bütçedir bu bütçe. 84 milyonun, dar bir kesime kaynak aktardığı bir bütçedir bu bütçe. En büyük gelir transferini yapan, haksız gelir transferini yapan bir bütçedir.

Gittiğim yerlerde bazen soruyorlar: Siz olsanız ne yapardınız? Öyle ya bunlar böyle yaptılar, siz bize onu anlatın diyorlar. Onu anlatayım. Allah’ın izniyle olacağız, Allah’ın izniyle bu ülkeyi yöneteceğiz. Adaletle yöneteceğiz, hakla ve hukukla yöneteceğiz, ayrımcılık yapmayacağız. İlk yapacağımız iş, mağdur olan bütün kesimleri dinlemektir. Rahmetli Ecevit’in kurduğu Ekonomik Sosyal Konsey vardı; işçisinden sanayicisine kadar, çiftçisinden emeklisine kadar herkesin temsil edildiği Ekonomik ve Sosyal Konsey. Sonra bir anayasal kurum oldu bu. Sayın Başkanlar; bu konsey en son 5 Şubat 2009’da toplandı, 2022 yılına girmek üzereyiz hiç toplanmadı. İlk yapacağımız iş; Ekonomik ve Sosyal Konseyi süratle toplamak, tarafları dinlemek, var mı derdiniz kardeşim anlatın demek. Karşılarına da bakanları dizeceğiz, sorunlar aktarılacak, bakanlar da çözümlerini önerecekler.

Ve bir uygulama birliği sağlamak zorundayız. Bir toplumsal uzlaşmayı sağlamak zorundayız. Onların yapamadığını yapacağız. Benim dediğim doğrudur anlayışından bu toplumu uzaklaştıracağız. Bu anlayış olmaz. Benim dediğim değil, bizim dediğimiz doğrudur. Toplumsal kesimler var ve siyaset var, sorunları çözecek olan siyaset kurumudur. Ama siyaset kurumu sorunları akılla, bilgiyle, birikimle ve istişareyle çözer. Çağıracaksınız, dertlerini anlatacaklar. O dertlerin nasıl çözüleceğini de anlatacağız. Sadece anlatmayacağız, karşı tarafı da ikna edeceğiz, evet bu böyle olursa bu sorun çözülür denecek. Biz öyle yapacağız. Kayserili sanayici de, Kayserili esnaf da, Kayserili tüccar da bunu böyle bilsin, Kayserili çiftçi de böyle bilsin. Dayatma kültürü olmaz siyasette, “Akıl akıldan üstündür” demiş atalarımız, aynı kuralı uygulayacağız, önce onları dinleyeceğiz, sonra onlara çözümlerimizi anlatacağız, sonra beraber tartışacağız ve doğru yolu bulacağız.

Ne dedik? Devlet adaletle yönetilir, bilgiyle yönetilir, erdemle yönetilir. Dayatma kültürüyle bir devleti yönetemezsiniz ama yönetmeye kalkıyorlar ve Türkiye’yi bu hale getirdiler. Türk lirasını erittiler, milli paramız; bir taraftan kendilerine biz milliyetçiyiz diyorlar, bir taraftan da Türk lirasının değerini pula döndürdüler. Bütün Kayserilere, Türkiye’deki yaşayan bütün vatandaşlarıma ve özellikle de kendisini milliyetçi olarak tanımlayan bütün milliyetçi, ülkücü kardeşlerime sesleniyorum; milliyetçi arıyorsanız gelin kardeşim, Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında tamamının milliyetçi olduğunu göreceksiniz.

Milliyetçilik; vatanseverliktir, bayrağını sevendir, parasını pul etmeyendir, egemen güçlerin karşısında diz çökmeyendir. Milliyetçilik kavramı sıradan bir kavram değildir ve hiç kimse unutmasın altı okumuzdan birisi milliyetçiliktir. Parayı pul edeceksin, doları kontrol edemeyeceksin, eloğlundan aldığın dolarla acaba ben doların değerini nasıl düşürürüm diye piyasaya para salacaksın, borç üstüne borç alacaksın, egemen güçler talimat verecek, talimatını yapacaksın, sonra çıkıp piyasaya ben milliyetçiyim diye gezeceksin. Olmaz, olmaz böyle milliyetçilik. Demek ki önce kendi vatandaşını dinleyeceksin. Sorunun nasıl çözüleceğini masaya yatıracaksın ve tartışacaksın.

Yeter mi? Yetmez. Devletin bağımsız kurumları vardır; Sermaye Piyasası Kurulu gibi, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu gibi, Kamu İhale Kurumu gibi. Buralara liyakatli insanları getireceksiniz, işini bilen insanlar. Liyakati devletten yok ederseniz adaleti yok etmiş olursunuz.

“Türkiye’nin refahını ve huzurunu istiyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız”

Kayserili kardeşlerime sesleneyim. Tüccarına da, esnafına da, çiftçisine de, sesleneyim; Türkiye’deki esnafı, çiftçisi, sanayicisine, bankacısına sesleneyim: Banka Yönetim Kurulunda güreşçinin ne işi var Allah aşkına? Sizin kredi notunuzu bir güreşçi nasıl belirleyecek? İşi bitmiş siyasetçilerin, bankacılığın B’sini bilmeyen siyasetçilerin, banka yönetim kurullarında ne işleri var? İki maaş alsınlar, üç maaş alsınlar, dört maaş alsınlar, beş maaş alsınlar diye mi? Sizin vicdanınız kabul ediyorsa gidin yine oy verin. Benim vicdanım kabul etmiyor diyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız. Türkiye’nin refahını ve huzurunu istiyorsanız oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız. Bunu yapacağız. Devletin bağımsız kurumlarına gerçekten de liyakatli insanları atayacağız ve sıcak siyaset oraya müdahale etmeyecek. Kamu İhale Kurumunu kurmuşsunuz uyduruktan bir kuruma dönüşmüş. Çağırıyorsunuz 5’li çeteden birisini şu işi sana verdim diyorsunuz. İhale? İhale yok. Bizim belediye başkanı arkadaşlarımız, yani sizler Facebook üzerinden ihaleler yapınca, onlar da siz de Facebook üzerinden yayınlayın demeye başladılar. Sen bırak kardeşim, sen tepede o büyük milyar dolarlık ihaleleri kime verdin sen, kimlere verdin sen, önce onu bir açıkla bakalım.

Değerli arkadaşlarım, bir özelliğimiz daha var onu da yapacağız. Sizler nasıl israftan kaçınıyorsanız, devleti yönetenlerin de israftan kaçınması lazım. “İsraf haramdır…” Güzel. İsraf haramsa bu israfı neden yapıyorsun kardeşim, fakirin fukaranın hakkını neden yiyorsun? Bu vatandaşın yatırım için sana ödediği vergileri neden israf için harcıyorsun? Defalarca söyledim, bir israf genelgesi çıkar kardeşim israfı yasakla diye. Yasaklayamıyor. Çünkü genelge çıkarsa kendisine dokunacak. Eskiden bizim bakanlıkların binaları vardı şimdi bakanlıkların büyük bir kısmı kirada oturuyor. Niçin? Yapmışlar güzel binalar, bakanlıklara diyorlar ki eski binaları boşaltın, gelin burada kirada oturun. Niçin, hangi gerekçeyle? Milletin vergisini niye oraya ödüyorsunuz, hangi gerekçeyle ödüyorsunuz!

Döviz garantili ihaleler Türkiye’nin soygun düzeni. Milliyetçiyim diyorsun, milli paramız diyorsun, milli paramız bayrağımız diyorsun. Kardeşim işi alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, işin yapıldığı yer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yapıyorsun ihaleyi Türk lirasıyla değil Amerikan dolarıyla veya Avrupa’nın avrosuyla. Neden kardeşim? Güvence veriyorsun, garanti veriyorsun yine Amerikan dolarıyla, Avrupa’nın avrosuyla. Bunlar yetmiyor öyle bir soygun düzeni kurmuşlar ki değerli arkadaşlarım, değerli belediye başkanı arkadaşlarım; gerçekten de şeytanın aklına bile gelmez. Amerika’da efendim enflasyon olursa o enflasyon da buradaki fiyatlara yansıyor. AB’de enflasyon olursa onlar da bu fiyata yansıyor. Şeytanın aklına gelir mi? Zaten dolarla vermişsin, zaten istediğin adama vermişsin, zaten güvenceyi de dolarla vermişsin, o ülkenin enflasyonunu 84 milyon insanın sırtına nasıl yıkıyorsun, hangi vicdanla, hangi ahlakla, hangi yasal düzenlemeyle? Söz verdim, bunların tamamını bitireceğim, beşli çeteyi de bitireceğim, kesinlikle tamamını Türk lirasına çevireceğim.

Devletin saydam olması lazım, şeffaf olması lazım. Devlet dediğiniz kurum vatandaştan topladığı vergiyi harcar. Devleti yönetenler bunu yaparlar. Devletin yöneten kişi cebinden para vermez. Dolayısıyla harcanan her kuruşun hesabını vermek zorundadır. Biz bunu yapacağız, sizlerin yaptığı gibi yapacağız, her kuruşun hesabını millete vereceğiz. Görecekler Türkiye’nin nasıl büyüdüğünü, nasıl kalkındığını, nasıl ahlaki temeller üzerinde yükseldiğini, adaletin nasıl geldiğini göstereceğiz. Sadece onlara değil, bütün dünyaya göstereceğiz. Bütün dünya öğrenecek bunu.

“Kim kazanıyor?”

Değerli arkadaşlarım, faizleri kesinlikle düşüreceğiz. Şöyle bir aldatmacayla karşı karşıyayız bilmenizi isterim. Efendim Merkez Bankasının faizi 100 puan düştü. 1 puan düşüyor. Kim için bu düşen faiz? Merkez Bankası bankalara para verirken bir puan düşürüyor. Çiftçinin faizi hiç düşmüyor. Esnafın hiç düşmüyor, emeklinin kredi kartı hiç düşmez, vatandaşın kredi kartı hiç düşmez. Onlar hiç düşmüyor. Kim kazanıyor? Cebinde dolar tutanlar, bunlar kazanıyorlar.

Öyle bir hale geldi ki, yabancı bir banka düşünün, Merkez Bankasından düşük faizle parayı çekiyor, yüzde 14. Hazine diyor borçlanmak istiyorum. Götürüyor Hazineye, yüzde 22’yle Hazineye veriyor. Taş atıp kolu bile yorulmuyor. Yüzde 14’le alıyor Merkez Bankasından, yüzde 22’yle devlete satıyor. Bunun adı da faiz düşüşü oluyor. Siz bu milleti çocuk mu sanıyorsunuz, bu millet bu gerçekleri bilmiyor mu sanıyorsunuz! Faizin düştüğü falan yok, egemen güçlere hizmet ediyorlar bunlar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir rezalet hiç görülmemiştir. Hiç ama. Tarihin en büyük kaynak transferleri, yani fakirden alıp zengine veren kaynak transferleri ilk kez yapılıyor Türkiye’de. Bu kadar büyük kaynak transferi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmamıştı, ilk kez yapıyorlar bu kadar büyük kaynak transferlerini. Öyle bir haldeler ki, düşük faizle parayı alan koşuyor dolar alıyor. Dolar alan da sürekli kazanıyor, garibanlar hep kaybediyor, vatandaşlar hep kaybediyor.

Siyaset bir güven sorunudur. Bulunduğunuz ilde, beldede vatandaşla aranızda kurduğunuz güven sizin oyunuzu artırır. Güvenin olmadığı bir yerde kaybeder insanlar. Şu anda var olan iktidara toplumun en az yüzde 63’ü hiç güvenmiyor. Diyeceksiniz ki, yüzde 63’ünü nasıl buldunuz? Bugün bankalardaki mevzuat hesabının yüzde 63’ü döviz arkadaşlar, Türk lirası değil. Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bankalardaki mevduatın yüzde 63’ü döviz, diğerleri de garibanların Türk Lirası, küçük paralar.

“Fakirin, fukaranın nasıl soyulduğunu görmesi lazım”

Bu, ne demektir? Biz bu iktidara güvenmiyoruz, aldığı ekonomik kararlara güvenmiyoruz, dolarımızı, paramızı, tasarrufumuzu dolar olarak tutuyoruz ve böylece kendimizi güvence altına alıyoruz. Bunun unutulmaması lazım. Elin parasını getirdiler swap diye borç aldılar, Merkez Bankasına koydular. Aslında Merkez Bankasının gerçek rezervi eksi 34 milyar dolar. Borç aldıkları parayı dolar yükselmesin diye müdahale ediyorlar, satıyorlar. Doları alan keyfini çıkarıyor, bir saat sonra tekrar dolar yükselmeye başlıyor. 4,5 – 5 milyar dolar böyle gitti. Başkasının parası. Bunu herkesin bilmesini isterim. Özellikle de Kayserili kardeşlerimin bilmesini isterim. Ticareti en iyi bilenler Kayserililer. Kayserilinin de nasıl soyulduğunu görmesi lazım. Fakirin, fukaranın nasıl soyulduğunu görmesi lazım.

Biz, “128 milyar dolar nerede” derken bugünleri düşünerek söyledik. Arka kapıdan, kanunlara aykırı olarak 128 milyar doları kayınpeder-damat yok ettiler. Paranın nereye gittiğini kimse bilmiyor. Borç aldılar, borçla dolara müdahale ediyorlar yükselmesin diye, borçla nereye kadar mücadele edeceksin! Bunun adı organize kötülüktür. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti halkına var olan saray hükümeti organize kötülük yapıyor. Bunları bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Bunları söyleyen birisi yok mu? Elbette söyleyen birisi var. Ama kötülükten geri durmuyorlar.

“Efendim yeni ekonomik model uyguluyoruz” diyorlar. Bizim modele değil, bizim stratejiye ihtiyacımız var. Türkiye’nin büyüme stratejisi nedir, kalkınma stratejisi nedir, sosyal devlet stratejisi nedir? Katma değeri yüksek ürün üreteceksek bunun stratejisi nedir? Yarın sabahı göremeyenler strateji üretemezler. İstikrarı sağlayamayanlar strateji üretemezler. Ülkesini sevmeyenler strateji üretemezler. Üniversitelere değer vermeyenler strateji üretemezler. İthalata bağımlı bir sanayi yaratanlar strateji üretemezler. Strateji üretmek istikrar içinde olur. Fiyatlarda istikrarı sağlama görevi kimin? Merkez Bankası’nın. Merkez Bankası bunu yapamıyor çünkü müdahale ediliyor. Merkez Bankasının bağımsızlığı da yok.

Değerli arkadaşlar, korkunun ecele faydası yok. Hepinizin huzurunda, hepinize ve bu ülkenin saygıdeğer insanlarına söz veriyorum. Organize kötülükle sonuna kadar mücadele edeceğim. Mücadele edeceğim ve bu mücadeleyi sürdüreceğim. Mücadele etmezseniz halkınızı sevmiyorsunuz demektir, mücadele etmezseniz organize kötülüğe boyun eğiyorsunuz demektir. O nedenle organize kötülükle mücadele edeceğim, etmeyen de namerttir. Edeceğim sonuna kadar.

Her bir vatandaşımın sorumluluğu var. Tüccarın, esnafın, emeklinin, sanayicinin, çiftçinin herkesin sorumluluğu var, her birimizin sorumluluğu var. Bizim sorumluluğumuz tabi doğal olarak daha fazladır; halka gitmek dinlemek, sorununu dinlemek ve çözümü ona anlatmak.

Kayseri Sanayi Odası’nda anlattım. Önemli bir projemiz var. Samandağ’dan başlayıp Mersin’e kadar Doğu Akdeniz’in ve hatta Akdeniz’in en güçlü ülkesine haline getireceğiz Türkiye’yi. Doğu Akdeniz’in karbon yataklarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya göndereceğiz. Katma değeri yüksek ürünler üretilecek orada. 5 yıl içinde Kayseri, 2 büyük Kayseri olacak. Sivas 2 büyük Sivas olacak. Maraş 2 büyük Maraş olacak. Antep 2 büyük Antep olacak. Urfa 2 büyük Şanlıurfa olacak; hızla büyüteceğiz.

Nükleer Enerji alıyorlar; Akkuyu’yu yaptılar, kilowatt-saati KDV hariç 13,5 sent. Dünyanın en büyük, en pahalı enerjisini satıyorlar bizim sanayiciye. 13,5 sent KDV hariç. Allah’ın izniyle iktidar olacağız, ürettiğimiz elektriğin maliyeti 5 senti aşmayacak. 13,5 sent, 5 sent. Bunu yapacağız. Katma değeri yüksek ürün üreteceğiz. 5 yıl içinde İstanbul’un nüfusu 2.5 milyon düşecek; Ekrem Başkan, rahat edeceksin, rahat edecek, göreceksin 5 yıl içinde düşecek.

“Türkiye’yi büyütmüyorlar. Türkiye’yi küçültüyorlar”

Ne diyorlardı? Türkiye’yi büyütüyoruz. Türkiye’yi büyütmüyorlar. Türkiye’yi küçültüyorlar. Kişi başına geliri de düşürdüler. 7 yıldır arka arkaya kişi başına gelir düşüyor. Anadolu’da gerçek anlamda Anadolu Kaplanlarını yaratacağız. Gerçek anlamda büyüteceğiz. Boşalttıkları Anadolu’nun içini sanayiyle, bilgili insanlarla dolduracağız, üretimle dolduracağız. İster Trabzon’da olsun ister Kayseri’de, ister Hakkari’de olsun, ister Çankırı’da veya Çorum’da fabrikada üretilen mallar, demir yolu ile Mersin’e geldiği zaman bütün nakliye masraflarını karşılayacağız. Dolayısıyla fabrika illa deniz kenarında olmayacak; Çankırı’da üreteceksin demiryoluyla getireceksin, hiçbir maliyetin olmayacak ve malını oradan ihraç edeceksin.

Göreceksiniz, en kısa zamanda cari açık sorununu tamamen bitireceğiz. Kişi başına gelir 5 yıl içinde iki katı olacak. Yeni bir Türkiye, güzel bir Türkiye, güçlü bir Türkiye, bağımsız bir Türkiye, kimsenin önünde diz çökmeyen bir Türkiye, bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye, üniversiteleri güçlü olan, bilgi üreten bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Beraber yapacağız, birlikte yapacağız. Şunu da söyleyeyim, gücümüzü sizden alıyoruz, yeri geldiği zaman sizi örnek gösteriyoruz. Uygulama diyorlar. Gidin bakın belediye başkanlarımıza diyoruz, söylüyoruz, bulundukları beldede vatandaşa sorun diyoruz, aynısını Türkiye’de yapacağız diyoruz.

Asla umudunuzu bozmayın, umutsuzluğa kapılmayın. Türkiye güzel bir ülke, Türkiye güçlü bir ülke. Türkiye’de olağanüstü yaratıcı insanlar var. Gençler müthiş, geliyor o gençler de. Müthiş gençlerimiz var. Taşı sıksa suyunu çıkaracak, bilgisiyle birikimiyle gerçekten de ülkeye önder olacak gençlerimiz var. Umudu büyütün, beraber büyüteceğiz. Onun için diyoruz, “geliyor gelmekte olan…” Kimse çekinmesin, hep beraber yapacağız, birlikte yapacağız, beraber Türkiye’yi büyüteceğiz.”

Paylaşın

Metin Güven Kimdir? Hayatı, Eserleri

24 Ocak 1947 yılında Bursa’da dünyaya gelen Metin Güven, Akçalar İlkokulu (1959), Bursa Ticaret Lisesi (1965), Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Maliye Bölümü (1969) mezunu. Trabzon Akçaabat Düzköy Ortaokulu (1972-73), Keles Ortaokulu (1974-76), Bursa Ticaret Lisesinde (1976-96) matematik öğretmenlik yaparak emekliye ayrıldı. Bursa’da Onaltıkırkbeş dergisini çıkardı.

Haber Merkezi / Yazarlık serüveni çocuk denecek yaşlarda gazeteci olarak başladı. Sırasıyla Bursa Yeniant ve Bursa Millet gazetelerinde röportaj muhabirliği ve köşe yazarlığı yaptı. Daha sonra İstanbul’da yayımlanan Demokrat’ta sanat eleştirileri yazdı, sonraki yıllarda aynı türden yazıları Yazko-Somut’ta sürdürdü. İlk şiiri Soyut dergisinin Şubat 1968 sayısında çıkmıştı. Sonraki yıllarda ürünleri çok sayıda dergide yer aldı. 1994’te Vedat Güler Şiir Ödülünü aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Mustafa Durak, Metin Güven için şu ifadeleri kullanır; Metin Güven şiirinde izlekler, temelde masumluk ve acı izlekleri çevresinde toplanır. Masumluk ve acı arasında ibre izlek, aşktır. Yer yer, şair, doğal öğelere sığınır, rüzğar olur. (…) Metin Güven’de kedi önemli bir izlektir. Bu izlek ben ve sevgilinin çocuk yüzüdür. Gezgin olan bir sevgilinin yanında gezdirdiği bir aygıtıdır. (…) Yılan Metin Güven’de sevgilinin başka adıdır. Yangın acının başka adıdır. (…) Cehennem acının başka adıdır. (…) İzlendiği gibi Metin Güven şiirinde izlekler sınırlıdır, birbirine dönüşür durur, anlamsal açıdan zenginleşemez. Kavramsal olarak dar bir alanda debelenir onun şiiri. Hatta ele alınan kavramlarda bile bir ayrıntılaşmaya, okuru anlamsal bir kente taşımaya tanık olamayız. (…) Metin Güven, şiir kitaplarını adlaştırmada çok yoğunlaşmış ve şiirsel adlar bulmuş. Ama ne yazık ki bu şiir kitabı adlarına uygun şiirler üretememiş. Bu yazıda seçilmiş alıntılar dikkate alındığında Metin Güven şiirinde sevebileceğiniz imgeler, şiirsel kırpıntılar bulabilirsiniz. Bunlar zaman zaman sizde hayku tadı bırakabilirler. Bu bir bakıma bir iki dizeye sığınan şarkı sözlerine benzetilebilir. Sonuç olarak galiba, Metin Güven’e gereken miyop bir okuyucu.

Eserleri;

Şiir;

Ömrüm Geçen Bir Sağnak Gibi (1981), Güvercin Yüreğinde Gül Renkli Çocuklar (1982), Ten ve Gül (1985), Yaz Biliyor Herşeyi (1985), Lâl Olsun, Ölsün (1985), Dala Yakın Yaprağa Uzak (1994), Yarasa Karnında Aşk (1994), Suları Unutan Gölge (1994), Aşk Bitti, Akşam Sürüyor (1995), Gece Müziği (1996), Gül Yok Artık (1996), Geriye Söz Kalır (1997), Unutmak İyidir, Elmas ve Dantel (seçme şiirler, 1997).

Ödülleri; 1991 Vedat Güler Şiir Ödülü Dala Yakın, Yaprağa Uzak ile

(Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Metin Fındıkçı, Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Aralık 1961 yılında Mardin’de dünyaya gelen Metin Fındıkçı, İlkokulu Sakarya İlkokulu’nda, ortaokulu Cumhuriyet Lisesi’nde tamamladı. 15 yaşında ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşti. Aktepe Lisesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / SSK’nin yazlık tesisinde (Side) memur olarak göreve başladı. 1994’te memurluktan istifa etti ve bir ihracat firmasında tercüman olarak çalışmaya başladı. Emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşti. Şiir yazarak ve çeviri yaparak hayatını sürdürüyor.

Şiirleri ve çevirileri Adam Sanat, Cumhuriyet Kitap, Rüzgâr, Şiir-lik, Yarın, Uç, Yarın, Yazılı Günler, Yeni Biçem ve Kitap-lık gibi birçok dergide yayımlandı.

Şiir yazmaya 12 Eylül (1980) sonrasında yaratılan siyasi boşluğa inat başladı. Nâzım Hikmet’i, Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i sevdi ve onlardan etkilendi. Orta Doğu’nun çeşitli ülkelerinin şairlerinden yaptığı şiir çevirileriyle edebiyat ortamımızdaki bir boşluğu doldurdu.

Hiçbir Arap şairden etkilenmedi, ancak Adonis’e, Nizar Kabbani’ye ve Nazik El Melaike’ye yakınlık duydu. Ayrıca Muhammed Bennis, Fetva Tukan, Selim Berakat vd. şairlerden çeviriler yaptı.

Eserleri;

Şiir: Harabeler (1992), Ve Kalbim Sular Altında (1996), Karanfil Mesafesi (2001), Unutulan (2004), Çölden Hırka (2006),  Katran (2008), Sen İçerde Uyurken (2009), Sardunyanın Kehribar Zamanı (2010), Gülün Koynuna Düşen (2013)

Çeviri (Şiir): Seçme Şiirler – Güllerin Aydınlığında (2004) –  Ayna ve Düş (Adonis’ten, 2002), Beyrut Kasidesi (1995), Mavi Bir Gün (2003), Unutulanı Anmak (Mahmud Derviş’ten, 2002), Hüzünlü Irmak (Nizar Kabbani’den, 2000), Rüyadan Çağrılmak (Nazik El Melaike’den, 1996), Beyrut’ta Deniz Yok (Ğade Samman’dan, 2002) Çağdaş Arap Şiir Antolojisi (2004). (Hikaye): Filistin Senin İçin (Hannan Avvad’dan), Şairin Kandili – Kuşatma Günlüğü (Ayşe Basri’den).  

“Ellerime sığmayan”

Kırık bir testidir eşikte duran
Ovaya yayılan acı bir sudur.

Oysa sığmaz gecenin gözleri yanan
mumlara,ellerime sığmaz
bir yara içinde büyüyorum
akan suyun tadı kaplanın gözlerinde durur
gitgide organlarıma karışıyor talan edildikçe kadim yerler.

Mumlarda tükenen gecenin gözlerine bakıyorum
sen büyüyen bir fısıltıyla çıkıyorsun
geceden gündüze
dağılan nar  tanelerini örtüyorsun
karanlıktan aydınlığa açılıyorsun.

Çocuk giysiler içinde mavi bir gecede
ağaç  dibinde telaşlı bir karınca yuvasında
koyu ve diri kokunu duyuyorum.

“Özleme mekan”

I
Eski bir kilise avlusu nasıldır bilirsin
Bilirsin çinisi çalınmış kırık bir pusulada geçer zaman

Nasıldır bilirsin böyle bir avluda soluklanmak
Seni görmediğim günlerin küflü ekmeğini bilirsin, bekliyorum

Su alan bir kalyonla, bilirsin bir kara parçasıdır yüzün
Bir ormandır bir koydur bir buluşma yeridir

Ve yoktur onu da bilirsin. Eski bir avlu nasıldır bilirsin
Bir yaşanmış bizimdir ve gözlerim vaha faslında durur

Bilirsin, kırık camlardan içeri gözlerin derin
Sonsuz, ey çarşambanın akşamında özlenen

Anladım sensin şu kaybolan ellerime mekân
Sonsuz teninde ellerime kısacık ömür sensin

Çağırmayan sesin akşamın ve telefonların uğultusuyla
Nasıldır bilirsin yön bilmemek, bilirsin
Bir kedinin gözlerinden içerisi çöldür…

II
Durup özlemini günlere bölüyorum
Eski bir avluda kuyu nasıldır bilirsin
Görünmez ulu gözlerine sesleniyorum
Karanlık sensin, susuzluk sen, aydınlık sen
Dökülüyorum yataklarından suların
Yokluğunu bağışlıyorsun alıp bekliyorum.
“Ne avutur ki beni senden başka”

Ellerimde suyun
asi  yüzü
kınında te

Paylaşın