İlyas Tunç Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Haziran 1956 yılında Ordu’da dünyaya gelen İlyas Tunç, ilkokulu ve ortaokulu doğduğu şehirde tamamlamıştır. 1974 yılında Sinop Lisesi’nden mezun olan Tunç, gençlik yıllarında Orduspor’da amatör ve profesyonel olarak bir süre futbol oynamıştır.

Haber Merkezi / Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümü’nü bitiren şair,1979 yılından sonra yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmıştır. 1994’te Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nü, 1995’te Orhon Murat Arıburnu Jüri Özel Ödülü’nü ve aynı yıl Damar Dergisi Çankaya Belediyesi İlkbahar Şiir Ödülü’nü,2008 yılında da Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü kazanan Tunç, Edebiyatçılar Derneği, BESAM ve TYS üyesidir. Sinop’ta yaşayan şair, Ordu Olay yerel haber sitesinde de yazılar yazmıştır.

Şairin şiirleri, Yazılı Günler, Karşı, Damar, Biçem, Akatalpa, Varlık dergilerinde yayımlanmıştır ve İngilizceden şiir çevirileri yapmıştır. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü mezunudur. Tunç, Durgun Yaşamın Şarkısı’nı (Seçilmiş Şiirler, Cai Tianxin), Çağdaş Güney Afrika Şiiri Antolojisi’ni ve Şairin Paltosu’nu (Seçilmiş Şiirler, Martin Espada) edebiyat dünyasına kazandırmıştır. Bunun yanı sıra Hiçliğin Tanecikleri’ni (Seçilmiş Şiirler, Ingrid Jonker) Türkçe’ye çeviren ilk şairdir.

Hiçliğin Tanecikleri ile Ingrid Jonker’ı Türk okuyucusuna tanıtan Tunç’a, Aras, ”Çağdaş Güney Afrika Şiiri Antolojisi’nden sonra ‘Hiçliğin Tanecikleri’ni dilimize kazandırdınız ve Ingrid Jonker, Türk okurlarıyla ilk kez buluştu. Bir uzmanlık alanına dönüşen Güney Afrika şiirine olan merakınız nasıl ortaya çıktı, bu şairle yolunuz nerede kesişti?” sorusunu yöneltir.

Tunç’un cevabı ise şöyle olmuştur: ”Türkiye’de Afrika şiirinin yeterince tanındığını sanmıyorum. Güney Afrika Cumhuriyeti, kıtanın en karakteristik özelliklerini taşıyan ülkesi; özellikle yıllarca yaşanan ‘apartheid’ politikaları nedeniyle… Sömürgecilik, açlık, hastalık, kabile savaşları, şiddet, tecavüz, insan hakları ihlalleri ise zaten kıtada hüküm sürüyor. Bütün bunların Afrika şiirine nasıl yansıdığı bilinsin istedim. Cevat Çapan’ın Şiir Atlası sayfasında yayımlanan çevirileri bir antolojide topladım. Jonker, ‘giz dökümcü’ bir şair. Yaşamıyla şiirleri örtüşüyor; aşklarıyla, acılarıyla, ruhsal çalkantılarıyla, intiharıyla… (…)”

Odatv ise Tunç’un son kitabı Nijerya Şiiri Antolojisi ile ilgili şu değerlendirmeyı yapar: ”Çok renkli kabile hayatının müzikalitesinden, dinsel, mitsel motifleri ve ritüellerinden, sözel geleneğinden azımsanamayacak ölçüde beslendiği söylenebilecek Nijerya şiirinin bu kozmopolit yapısını; Batının tahakkümü altında Batılı bir eğitimden geçerek, kendilerini edebiyat dili olan İngilizcede, sömürüye ve işkenceye karşı ifade eden bu Nijeryalı şairleri Türkçede okumak, şiirin ve insanın evrenselliğini bir kez daha hatırlatılıyor” (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Eserleri;

Kış Bir Alkış mıydı, 1992
Kül ve Kopuş, 1995
Fetüs Günlüğü, 2002
Savrulmalar, 2004
Sesler İncelikler, 2008
Karnaval, 2009
Sessiz Yaşamın Şarkısı, (Cai Tianxin, Seçme Şiirler), 2009

Paylaşın

İlker İşgören Kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Ekim 1982 yılında halen yaşamaktan olduğu İzmir’ de dünyaya gelen İlker İşgören, ilk, orta ve lise eğitimini İzmir’de aldı. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Yazı ve şiirleri Dize, Pencere, Ünlem, Eski, Şiir Ülkesi, İle, Denizsuyukasesi, Şiiristan, Şarapya, Mortaka, Özgür Pencere, Patika, Yazılıkaya, Mühür, Şiiri Özlüyorum, Akatalpa, Sunak, Bursa Kültür Sanat Rehberi, Alaz, Mavi Liman gibi dergilerde yayımlandı, yayımlanıyor. Şairin Şiir Yüzü (2005), Toplumun Şiir Yüzü (2006) Şiir Yıllıklarına girdi. Rıfat Ilgaz ve Adnan Yücel (2004) şiir ödüllerine katıldı.

Şimdilerde yadsıdığı o şiirlerle fark edildi; övgüye değer bulundu, mansiyonlar aldı. Yunus Emre Şiir Yarışmasında ikinci oldu. (2006) “Şarap şiire yakışır.” deyip Küp şarapçılığın düzenlediği Ömer Hayyam Şiir Yarışmasında birinciliği kazandı. (2006 ) “Gözlerim Suç İçinde” adlı kitabıyla Attila İlhan Şiir Ödülünü( 1.lik) ve Kocaeli Üniversitesi İlk Kitaplar Ödülünü( Jüri Özel Ödülü ) kazandı(2007). Şairin ilk eseri olan bu kitap Etki-Dize yayınlarından Ekim 2006 da çıktı.

Eserleri;

Gözlerim Suç İçinde /Etki- Dize Yayınları Ekim 2006

Ödülleri;

2006 Bekilli Küp Şarapları Şiir Yarışması Ödülü /Birincilik
2006 Yunus Emre Şiir Yarışması / İkincilik
2007 Kocaeli Üniversitesi “İlk Kitaplar Yarışması” Özendirme Ödüllü
2007 Attilâ İlhan Şiir Ödülü / Birincilik

“Esnek Karanlıkların İçinden Ayrıklar”

Yastığım sulu göz oldu bu aralar; geçmiş olsun
Uzun zamandır şöyle içim rahat koyamadım başımı
Düşüncelerim refakatçisi beynimin, yine volta zamanı
Yorgan ya da kapı ama kesin bir yanım açık elim çok uzak

Bu geceyi bir türlü tüketemedim uykum yavan
Beş dakikalığına ölsem kurtuluşum olacak
Yaşamak diyor içim ille de yaşamak
Vardiyacısı yok ömrümün, benim yerime ağbim uyusun

Ağbim yatağı bırakmıyor ben yapışıyorum
Sen yaşadıkça geceler bitmez diyor babam
Annem desem o bir buçuk yıldır uyuyor
Hayat zor bir karambol anneler silinince

Yanımda illa diyor Leman Sam
İkna yeteneği güçlü hayatın herkes kalmak istiyor
Dışarıda üşüyen bir halk düşünüyorum
Soğuk tüm Türkiye’ ye sarılmış, bana sarılan yok

Yaramaz çocuk şehrinde yaşamasam da
Bir yanım orda sanki, kesinlikle kuklayım
Eski şarkıları bilsin sevgilim
Bulutlara sarılası gelsin, yüreğine yaz gelsin, o gelmesin

Kimi sevdiysem hayatımda
Uzakta bir kadın ölüyor
Korkularım öpüyor yanağımdan
Gitmek istemiyorum

Gece uzun boylu uzadıkça esniyor kilidi
Ben uykusunu yitirmiş bir yarım ay
Gün; kaderin el yazmalı kitabı

Anahtarım yok…

“Kum Kalesi”

Bir kuşla öpüştüm, menekşe kokuyordu ağzı
Kelebekleri güldürdüm, zamanı durdurup

Suyla örttüm yaprakları
Ağaçlar şıkırdadıkça resim yaptım

Erken kalkan düşleri gördüm çocuklarda
Göğe dondurma bulaştırarak

Birden hepsi
Hüzünlerini kuma karıştırdı
Babalarına göstermek için kalelerini

Bir parkta dünyayı yıkadım sonra

Paylaşın

İlhan Şevket Aykut Kimdir? Hayatı, Eserleri

1907 yılında Libya’nın Bingazi kentinde dünyaya gelen İlhan Şevket Aykut, 17 Mart 1991’de iki kutu kalp hapı içerek intihar etti. Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimin ardından iki yıl hâkimlik stajı yaptı, misafir öğrenci olarak üniversitede felsefe derslerini izledi.

Haber Merkezi / Galatasaray Lisesi’nde tarih-coğrafya öğretmeni olarak çalıştı. Siyasî görüşleri nedeniyle sürgüne gönderildi. 12 yıl memur olarak çalıştı. 1937’de memuriyetten istifa etti. Ömrünün kalan kısmında herhangi bir işte çalışmadı, başkaları adına doktora ve doçentlik tezleri hazırlayarak geçimini sağladı. Rusça, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Arapça ve Farsça biliyordu.

Yalnız ve münzevi bir hayat yaşayan İlhan Şevket, ilk gençliğinden itibaren defterler dolusu şiir yazmasına rağmen 1950’ye kadar yazdıklarını imha etme yolunu seçmiştir. Şiirlerini hiçbir dergide yayımlamayan İlhan Şevket, 1952-1962 yılları arasında yazdığı şiirlerden sekiz yüzünü ayırarak kitaplaştırmaya karar vermiş, fakat bu niyetinden daha sonra vazgeçmiştir. Bütün şiirlerinin Osmanlıca elyazmaları şu anda Fransız Ulusal Kitaplığı’nda yer almaktadır. Şiirlerinin bir kısmı Zeki Coşkun tarafından yayına hazırlanmış ve 2000 yılında Kılıç Artığı: Gizlenen Bir Şairin Portresi adıyla neşredilmiştir.

Şiirlerinde devlet, toplum ve din eleştirileri belirgin bir şekilde yer bulmaktadır. Mehmet Can Doğan, İlhan Şevket’in şiirleri ile ilgili şu tespitleri yapmıştır:

“O, yeni sözcükler türetir, bazı sözcüklerin anlam alanlarını farklı bağdaştırmalarla zenginleştirir. İlhan Şevket’in şiirinde anlamak önemli bir gösterge olduğu gibi, bu şiirin düzleminde önemli bir sorunsaldır da. Şair, anlayarak her şeyi bilince çıkarma çabasındadır; bütün enerji, buna harcanmakta ve anlaşılanın berraklaşacağı umulmaktadır. Şair olarak anılmak isteği hep vardır zihninde. Efsaneleşen hayat, bütün yatırımını şiire aktarmış; bunun dışında kalan var olma alanlarını dışarıda bırakmıştır.”

Paylaşın

İlhan Karaman Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Mart 1948 yılında Artvin’in Borçka İlçesinde dünyaya gelen İlhan Karaman, ilkokulu Borçka’da, Ortaokulu Rize’de okudu. Karabük Demir Çelik Lisesini bitirdi. Ardından 1973 yılında İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Yüksek Okulundan mezun oldu.

Haber Merkezi / 1974 yılından itibaren Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nde memurluk, yine Karabük’te öğretmenlik ve İl Kültür Müdürlüğünde şube müdürlüğü yaptı. 1999 yılında emekli oldu. Antalya’ya yerleşti. Edebiyatçılar Derneği’nin bir üyesidir. 8 Ağustos 2008 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybetti.

1994 yılında Yılın Köşe Yazarı seçildi. Yerel bir halk televizyonuna “Bizim Pencereden Sanat” adında belgesel programları yaptı. Müze Kent Safranbolu gazetesinde “Müze Kenttte Zaman ve Ötesi” başlıklı denemeler yazdı. 2003 yılında Aykırısanat Dergisi 2. Şiir Yarışması Özendirme Ödülü’nü ve Bir Yalnız Adam kitabıyla Kocaeli Yüksek Öğretim Derneği 2005 Ruşen Hakkı Şiir Ödülü üçüncülüğünü kazandı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan şiirlerinin bazıları Sırp diline çevrildi. Resim sanatı ile de ilgilendi. İlk sergisini memleketi Hopa’da açtı.

Şiirleri ve yazıları 1967 yılından bu yana Yeni Olgu, Yaba/Öykü, Karşı Çağdaş, Türk Dili, Bilim ve Sanat, İmece, 4 Eylül, Edebiyat Sanat 81, Şiir Okulu, Minerva, Dönemeç, Yamaç, Dönem, Düşlük, Kiraz, Aykırı Sanat, Ardıçkuşu, Berfin Bahar gibi ulusal, Söyleşi, Söyleşi Sanat, Yöre, Pota, Ekin, Tay, Bölgenin Sesi, Karabük İçin El Ele, Batı Karadeniz Ekspres, Müze Kent Safranbolu, Özgür Kocaeli gibi yerel gazetelerde ve dergilerde yayımlandı.

Uzun yıllar çeşitli gazete ve dergilerde yazılar ve şiirleri yayımlandı. Okurları şiir ve yazılarına süreli yayınlar sayesinde erişti. Yazdıklarını kitaplaştırmak konusunda geç kaldığını kendisi de belirtmektedir. İnsana dönük, insana ait, halktan gelen ince ve naif duyguları şiirlerinde daha yoğun olmak üzere düzyazılarında da hissetmek mümkündür. Yaşadığı ve yetiştiği yörenin içtenliğini eserlerinde sıklıkla kullanır. Toplumcu gerçekçi şiir akımını benimsedi, insan gerçekliğinden hareketle toplumcu tespitlere girişti. Yalın ve akıcı bir dil kullandı.

İlk şiir kitabı olan Ne Varsa Yüreğimizde 1992 yılında, Bir Yalnız Adam ise 2004 yılında yayımlandı. Yayımlanmış dört şiir kitabı bulunmaktadır. Sırılsıklam (2008), Düşlerim Karanfil Kokar (2009) adlı eserleri şairin ölümünden sonra sevenleri tarafından bir araya getirilen eski ve yeni şiirlerinden oluşmaktadır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

İlhan Demiraslan Kimdir? Hayatı, Eserleri

24 Ağustos 1928 yılında Çanakkale’nin Gelibolu İlçesinde dünyaya gelen İlhan Demiraslan, 29 Kasım 1980’de Trabzon’da hayatını kaybetti. Kabataş Lisesi’ni (1947) bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. 1954’te Tıp Fakültesi’nden mezun olan Demiraslan farklı şehirlerde mesleğini icra etti. Doktorluk ile ilgili basılmamış üç yapıtı bulunmaktadır. 

Haber Merkezi / Şairlik serüvenine 1944’te Folklor Postası ve Varlık’ta şiirler yazarak başlayan Demiraslan, ilk sanat ürünlerinde koşma nazım şeklini benimsese de 1948’den itibaren yeni şiire yöneldi.

Şairin İncir Ağacı (1952), Eller Ekmeğe Doğru (1958), Acının Uçları (1999) adlı üç şiir kitabı vardır. “İlk kitabında derlediklerinde çocukluk anılarından kuvvet aldığı, delikanlılık yıllarının dünyasını dile getirdiği, son yazılarında ise duygu şiirinden ayrılarak düşünce şiirine geçtiği görüldü.” Düşünsel bağlamda şiirler vermesi lirizmi ikinci plana atmasına neden oldu. 1960’tan itibaren toplumcu bakış açısıyla yazmaya başladı.

Demiraslan, verdiği bir mülakatta ilk eserlerinin oluşum ve içeriğini şöyle değerlendirmektedir: “İlk şiirlerimde daha çok şekil düşüncesindeydim. Güzel söylemeye çalışıyordum. Konularıma hâkim olan hatıralardı. Zamanla bunlardan kurtulmaya çalıştım. Konularım gittikçe yeryüzü, hayat, insanın iç dünyası ve bu dünyayı saran çember üzerinde toplandı.”

İlk şiir kitabı İncir Ağacı’nda çocukluğunun anımsattığı iyi insanları duygusal bir ifade ile anlatırken Eller Ekmeğe Doğru adlı kitabında iyi insanlar aklın penceresinden yansıtılır. Acının Uçları ise şairin son şiir kitabıdır. Yaşarken yayımlanmayan bu kitap, onun ölüm ve yaşam arasındaki sıkışmışlığını gözler önüne serer. “Sürekli olarak ölüme yakın bir ozan duygusu içinde olduğu için, anılar acının uçlarında duyumsanır.”

Alaycı bir üslup ile yaşama sevincini irdelemesi şairi bir bağlamda Garip akımına yakınlaştırır. “Her iyi ozanda olduğu gibi İlhan Demiraslan da imgelerden, simgelerden yararlanırken yaşamla şiirin bağlarını koparmamış, tersine, şiirsel olanı değil, şiir olanı yakalamanın nesnel yaşamda karşılığı olanda aranması gerektiğine inanmıştı.”

Paylaşın

İlhan Büyükcebeci Kimdir? Hayatı, Eserleri

1957 yılında İstanbul’da dünyaya gelen İlhan Büyükcebeci, çocukluğu Çankırı’da ve İstanbul’da geçti. 1979 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. Özel bir bankadan emekli oldu.

Haber Merkezi / Halen İstanbul’da yaşayan İlhan Büyükcebeci’nin şiir ve yazıları Adam Sanat, Amatör Sanat, Broy, Cumhuriyet Dergi, Damar, Dönemeç, Dört Eylül, Evrensel Kültür, Karşı, Kıyı, Mum, Oluşum, Sevi, Varlık, Yaba / Öykü, Yazıt, Yazko Somut gibi dergilerde yayımlandı.

Eserleri;

Çile Çocuğu (1979)
Yakın Güz (1999)

“Bir Fotoğraftan”

Bir acının gizlice
Başka bir acıyla sözleştiği
Eski aşkların konuk geldiği odama
Yaralı bir gece:
Bir fotoğraftan sessizce
Gülümseyişin bana

Soluk bir fotoğrafın
Bir geçmişi kanattığı
Hüznünse gitgide
Koyulaştığı
yağmurlu bir gece

Ah anımsayış! Bir yangının
Acıyla umutsuz eşelenen külleri
Gene şiir kitaplarıyla dolu her yanı masamın
Zamanla yıpranmayan yalnızca
Günün birinde rastlamak sana
Kokusu uzaklarda kalsa da saçlarının

Sevgilim, usul yağan yağmur da dindi
Gözlerimin ıslaklığı düşüyor saçaklara…

“Ömrün kırık imecesi”

Çocukların yüreğine üşüyor yetim güz
Kıymık acısı uykularında
Korku yıldızına çıkarken yokuşları

Dutların en sevdikleri mevsim yaz
Geçip giderken tarlakuşları
Ne yapsalar yalnızlıkları kalıyor

Alt katı kilisenin kış evi
Masalların gölgesinde yetimyurdu
Yıllarla epriyen siyah beyaz fotoğrafları

Kiraz dalı inceliğinde
Kollarını taşıyorlar uzak çeşmeden
Bilek göverten kırbalarla
Kırık imecesini ömrün

Bilinmez bir yarın düşüyor
Acı soğuran yüzüyle annecil ayrılığa
Dudakları karadut içimi yangın
Akşamın alaca düşünde

Neydi hayat
Yetim bir kız çocuğunun saçlarını
Her sabah ören sabır
Anne yarısı morakur’un
Buruk sevecenliğinden

Ürperişlerin buzdan yatakhanesi
Ne çok özlemek sevgiyi, demir karyola
Örtününce karanlığın yorganını

Acılar kıvamında horozşekeri
Ot bürümüş bahçesini tahta atların
Öteki çocukların gül yaprağında cenneti

Bozulmuş bağlar, bozlaklar, Sarı Gelin Türküsü
Çocukluk, hani şu
Gözlerinizde hiç gidilmemiş masal ülkesi

“Telgrafçiçeği”

Gezginliği yerleşik
Sığ toprağın gizemine büyümüş
Kısa pantolonlu gelincik

Ovalarda bir turaç
İncecik boynu kırılgan
Bozkır ateşleri söndürülmüş
Çok eski bir haziran

Ürpertisinde sevdaların
Nasıl da üşümüş sırt çantası
Tadı belleğinde dalgın bir öpüş ki
Salıvermez ayrılığı dudağından

Özlemi savunan kapı eşiği
Geçitlerine yasak örülmüş duvar
Kendini unutan paslı çıngırak
Sessizliği kırık camların

Mızıkası eskimiş bir çocuk
Üzgün sesleri yineler durmaksızın
Süreğen hüznüyle bir ip cambazı
Yürürken telden köprüsünü

Düş alazına vuran çocuk yüzleri
Gibi bakıyor ayçiçekleri
Utangaç gülüşlü bir yolcunun
Okul kasketine takılıyor suskunluğu

Yalımlarla koşuyor çocukluğu yitik
Sevginin giyimsiz koyaklarına
Güncesinde eksi sonsuz bir soru üşüyor

” Ne kadardır ömrü telgrafçiçeğinin ”

“Yüzünün hırpalanmış ipeği”

Bir anımız olsun günçiçeği
Ihlamur ağacının en uçarı dalına
Yuva yaparken bilinçli üveyik
Yüreklerimizin birlikte kanat çırpması

Birlikte kanat çırpması yüreklerimizin
Gelincik yanığı yüze değercesi
Uykuda saçını okşayan baba
Unutulmuş çocukluğun ilkyaz güncesi

İlkyaz güncesi unutulmuş çocukluğun
Yorgun açılır papatya beyazına
Kırların böğürtlen sevinci kelebek ömrü
Eski bir tarihin zaman duvarında

Zaman duvarında eski bir tarihin
Aslanağzı, yıldızçiçeği, sarmaşık gülü
Okşayıp geçer fesleğenleri
Yalaza durmuş özlemin alacası

Kalsaydı
biraz daha
sesindeki gül bahçesi
Ve unutulmuş çocuk yüzünün
hırpalanmış ipeği

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Milletten Niye Korkuyorsun? Getir Sandığı Koy

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Sandık gelecek. Söylüyorum, kardeşim en büyük hakem kim? En büyük hakem milletin kendisidir. Milletten niye korkuyorsun? Getir sandığı koy. Millet sana oy veriyorsa eyvallah, diyeceksin ki ‘Ey Kılıçdaroğlu, Bay Kemal bak gördün mü? Sandığı getirdim. Millet bana oy verdi’. Milletten korkulmaz.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana Nakliyatçılar Sitesi’nde kamyon şoförleriyle buluştu.

Şoförlerle kahvaltı yapan Kılıçdaroğlu, onların sorunlarını ve taleplerini dinledi. Bir sorunu çözmek için sorunu yaşayanın dinlenilmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, Ankara’da masa başında oturup bunun çözülemeyeceğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi:

“Bütün devletler rekabet içindedir. Her devlet gelişmek ister, büyümek ister, daha iyi imkanlara vatandaşının sahip olmasını ister. Devletlerin dış politikadaki görevi budur ama siz ekonominizi getirip yabancı bir ülkenin parasına endekslerseniz bu doğru değildir. Türk lirası yerde sürünemez. Türk lirası bizim itibarımızdır. Adı üstünde Türk lirası. Türk lirası faizini bile getirip dolara endekslerseniz bu olmaz” ifadesini kullandı.

“Devlet bilgiyle, adaletle, liyakatle yönetilir. Seçtiğiniz adamlar size kaybettiriyor. Yanlış yapıyorlarsa ders vermenin yolu demokrasilerde oydur. ‘Yanlış yapıyorsun, oy vermiyorum’ diyecek. Doğruyu yapıyorsa oy vermeye devam edin, ama yanlış yapıyorsa, başka bir yere sürüklüyorsa Türkiye’yi olmaz.

“Dolar baronlarının dışında kim zengin oldu Allah aşkına ya? ‘Beşli çete’… ‘Ne yapacaksınız?’ diyor bir arkadaşım. Şunu yapacağım, her biriniz emin olun, bir tarafa yazın. O avroyla, dolarla geçen bütün yolları kamulaştıracağım. Hepsi Türk lirası olacak. Kardeşim burası Avrupa Birliği mi avro yapıyorsun?

“Burası Amerika mı dolar yapıyorsun? Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti kardeşim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yse o geçtiğin yolun bedelini de Türk lirası olarak ödersin. Dolar artıyor, bu yol geçişi artıyor. Ben biliyorum, sizin kamyonları zorla oralardan geçiriyorlar parayı ödeyesiniz diye, çünkü garanti vermişler.

“Kimden alacak parayı? Altında Mercedes olan adamdan mı? Hayır. Kamyon şoförü buradan geçeceksin. ‘Geçmezsen yolunu keserim’ diyor. Talimatı kime vermişler? Trafik polisine. Ceza geliyor. Niye gelmesin ki ceza? Adam para kazanıyor. Sizin dayınız var mı, siyasetçi, arkanızda gücünüz var mı? Yok. ‘Efendim kamyonlarıma el koydular, bir türlü alamıyorum’. Alamazsın kardeşim.”

‘Biraz sabır’

“Bu memlekette kim ‘Ben sahipsizim’ diyorsa bu kardeşinize geliyor. Hiç kimse sahipsiz olmayacak. Devleti kuran Mustafa Kemal Atatürk demiş ki; ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’. Sizin kimseniz kim? Sahip çıkanınız kim? Parlamentoya gelip sizinle ilgili bir kanun görüşülürken, sizin yetkililerinizi parlamentoya davet ettiler mi? ‘Arkadaş biz kamyon şoförleriyle, tır şoförleriyle, otobüs şoförleriyle, minibüstür, taksidir…

“Ya bunlarla ilgili bir karar alacağız. Ne düşünüyorsunuz’ diye size sorun soran oldu mu? Yok. Nerede demokrasi? Benim hakkımda karar alıyorsun, benim haberim yok. Benimle ilgili zam yapıyorsun benim haberim yok. Nasıl olacak o zaman? Düzelteceğiz. Bu konuda hiç tereddüt etmeyin.

“Yalnız biraz sabır, biraz sabır. Mecburen biraz sabır. Sandık gelecek. Söylüyorum, kardeşim en büyük hakem kim? En büyük hakem milletin kendisidir. Milletten niye korkuyorsun? Getir sandığı koy. Millet sana oy veriyorsa eyvallah, diyeceksin ki ‘Ey Kılıçdaroğlu, Bay Kemal bak gördün mü? Sandığı getirdim. Millet bana oy verdi’. Milletten korkulmaz.”

Paylaşın

İlhan Berk Kimdir? Hayatı, Eserleri

1916 yılında Manisa’da dünyaya gelen İlhan Berk, 29 Ağustos 2008’de Bodrum’da hayatını kaybetmiştir. İlk ve ortaokulu doğduğu kentte bitirdikten sonra Balıkesir Necatibey İlköğretim Okulu’ndan mezun oldu. Espiye’de iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi.

Haber Merkezi / Zonguldak, Samsun ve Kırşehir ortaokul ve liselerinde Fransızca öğretmenliği görevinde bulunan İlhan Berk, daha sonra Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Yayım Bürosuna çevirmen olarak girdi, onüç yıl burada çalıştıktan sonra emekli oldu. Bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya verdi, bir anlatı kitabı dışında, yalnız şiir ve şiire ilişkin yazılar yazdı. İlhan Berk, modern dünya şiirinin iki büyük şairi sayılan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound’un kimi şiirlerini de çevirerek kitaplaştırdı

İlk şiirlerini Manisa Halkevi’nin dergisi Uyanış’ta yayımladı. (1935). On dokuz yaşındayken Güneşi Yakanların Selâmı adıyla kitaplaştırdı. Bu şiirlerinde “hece vezni” kullanmakta ve o dönemin şiir anlayışına özgü bir karamsarlık taşımaktaydı.

İlhan Berk, daha sonra 1940’lara doğru Yeni Edebiyat anlayışı içinde yer almış, Servet-i Fünun (Uyanış), Ses, Yığın, Yeditepe, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde yazmıştır. Bu dönemde şiirlerinde uzun dizelere eğilim duydu. Sözcüklerin sadece anlam yönünden gözetildiği bu şiirlerde iç yapı sorunlarının kaygısı duyulmuyor, güzellik bütünde aranıyordu. Genellikle Walt Whitman’ın dünyasına yakın kabul edilen bu döneminden sonra kısa dizelere eğilim duydu, ülke gerçeklerine bakarak yeni deyişler, uyumlar aradı. Başarı da gösterdi.

1955’e kadar toplumsal gerçekçi anlayışa bağlı bir şair olarak tanınan Berk’in; Günaydın Yeryüzü adlı kitabının 142. maddeye aykırı görülerek kovuşturmaya uğraması bu döneme denk gelir.

“İkinci Yeni” şiir görüşünü benimsedi, ” Şiiri soyut bir yolculuk ” olarak tanımlama anlayışının örneklerinde ise yeni bir İlhan Berk vardır. Eski anlayışıyla birlikte özü de anlamı da yadsıdı. 1965’den sonraki ürünlerinde yeniden içeriğe önem verdi; yer yer toplumsal temaları işledi.

Türk şiirinin en deneyci şairlerinden biri olan İlhan Berk, durmadan yatak değiştirerek, ama bazı sorunsallara hep bağlı kalarak şiirini günümüze kadar eskitmeden getirmeyi başardı, şiirleriyle olduğu kadar, şiir üzerine yazı ve konferanslarıyla da tartışmalara konu oldu. 29 Ağustos 2008’de Bodrum’da öldü.

Eserleri;

Güneşi Yakanların Selâmı (1935)
İstanbul (1947)
Günaydın Yeryüzü (1952)
Türkiye Şarkısı (1953)
Köroğlu (1955)
Galile Denizi (1958)
Çivi Yazısı (1960)
Otağ (1961)
Mısırkalyoniğne (1962)
Aşıkane (1968)
Şenlikname (1972)
Taş Baskısı (1975)
Atlas (1975)
Kül (1978)
İstanbul Kitabı (1979)
Kitaplar Kitabı (1981- Seçilmiş Şiirler)
Deniz Eskisi (1982- Şiirin Gizli Tarihi’ni de içererek)
Delta ve Çocuk (1984)
Galata (1985)
Güzel Irmak (1988- Şairin Kanı’nı da içererek)
Pera (1990)
Anlatı: Uzun Bir Adam (1982),
Öteki yapıtları:
Başlangıcından Bugüne Beyit Mısra Antolojisi (1960), Aşk Elçisi (1965-antoloji), A. Rimbaud : Seçme Şiirler (1962), Dünya Edebiyatında Aşk Şiirleri (1968), Dünya Şiiri (1969), Şifalı Otlar Kitabı (1982), El Yazılarına Vuruyor Güneş (1983), E. Pound : Seçme Kantolar (1983), Şairin Toprağı (1992).

Ödülleri;

Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü (1979)
Behçet Necatigil Şiir Ödülü (1980)
Yeditepe Şiir Armağanı (1983)
Simavi Edebiyat Ödülü (1988)

(Kaynak: siirakademisi.com)

Paylaşın

İlhami Çiçek Kimdir? Hayatı, Eserleri

1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde dünyaya gelen İlhami Çiçek, ilk ve ortaokulu Oltu’da, liseyi Erzurum’da  tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne  kaydoldu. Üniversite öğrenimi sırasında bir yandan vekil öğretmenlik yaptı.

Edebiyat Fakültesinden  mezun olunca Kırıkkale Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak atandı. Daha sonra İstanbul Pendik Lisesi’ne atandı ve o dönemde evlendi. 1983 yılı Martında kısa dönem askerlik için Tokat’a gönderildi. Askerde hastalığı artınca bir süre Mevki Hastanesi’nde tedavi gördü. Tekrar birliğine gönderilen Çiçek askerliğinin bitmesine az bir süre kala, geçirdiği bunalım sonrası tedavi gördüğü hastanenin 5. katından atlayarak kendi isteği ile 14 Haziran 1983 yılında aramızdan ayrıldı.

Örselenmiş bir çocukluk dönemi yaşadı. Toplumla uyum sorunu yaşadığında şiire sığınmayı seçti ve aşıklık geleneğine ilgi duymaya, şiir yazmaya başladı. Lise yıllarında yazdığı şiir ‘Adımlar’ Dergisi’nin açtığı yarışmada birinci oldu. Üniversite yıllarında yerel gazete ve dergilerde  Halk Edebiyatı’na ilişkin yazılar yazdı. Divan Şiiri’ne tutkuyla bağlandı ve araştırmalar yaptı. Şiirleri çeşitli dergilerde görünmeye başladı ve  Edebiyat Dergisi’nin şair kadrosunda yer aldı, şiirlerini burada yayımladı.

Sıkıntılı ve sancılı dönemlerinin ürünü olan “Satranç Dersleri” ölümünden kısa süre önce yayımlandı. Şiirleri, öyküleri ve hakkında yazılanlar 1991 yılında ‘Göğ Ekin’ (İlhami Çiçek’in Anısına) adıyla yayımlandı.

Eserleri;

Satranç Dersleri -1983
Göğ Ekin (İlhami Çiçek’in Anısına) – 1991

Çiçek’in şiirlerinde belli bir ideoloji, ucu belli bir dünya görüşü için yeterli veri yoktur. Hem tematik açıdan hem de kullandığı dil bakımdan sanatkâr, şiirini ideolojiden kurtarıp salt estetik kaygıların üzerine temellendirdi. Şiirlerinin merkezinde modern insanın türlü açmazlarıyla bunalımlarını, acılarını, örselenmişliklerini, kimi zaman da umutlarını işledi. Yoğun bir hüzün, yalnızlık, intihar düşüncesi ve anlaşılamamanın trajedisi şiirlerinin temel konu ve izlekleri arasında yer aldı. Herkesin kaba ve kalabalık dünyasından uzak, toplumsal alanla arada açılan mesafede uyumsuz, kırgın ve kötümser bireyin derin sorgulamalarına yer verdi.

Şiir yazmaya başladığı ilk yıllarda geleneksel nazım şekillerini kullanan Çiçek, sonraki dönemlerinde vezin, kafiye gibi ahenk unsurlarına pek aldırış etmeksizin daha ziyade serbest tarzda, metaforik ve imge yüklü şiirler yazdı. Başta İslami ögeler olmak üzere çok sayıda metinler arası unsurları içeren ve “anlatım”ın öncelikli olduğu şiirleri zengin gönderimleriyle dikkat çekti. Yazdığı az sayıda hikâyede olay örgüsünü geri planda tutan sanatkâr; birtakım kesitleri, psikolojik ve sembolik unsurları esas aldı. Şiirlerinde sıklıkla kullandığı oyun, yol, ay metaforlarına hikâyelerinde de yer verdi ve tabiatın dilini okuyan insanın çağa tanıklık öyküsünü yazdı.

Dostoyevski, Cengiz Aytmatov, Kemal Tahir’i beğeniyle okuyan, Nurettin Topçu’nun tüm eserlerini dikkatle inceleyen Çiçek; Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreya, Attilâ İlhan, Edip Cansever, Asaf Hâlet Çelebi’nin şiirlerini önemsedi. Şiirlerinde divan ve halk edebiyatının, II. Yeni’nin, İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu gibi şairlerin etkisi izlenmekle beraber kendine özgü estetik bir dil geliştirdi. Yirmi dokuz yaşında hayata veda eden, melankolinin sanatkâr muhayyileyi besleyen ama bir o kadar da tahrip eden yönüyle yaşayan şair, edebiyat dünyasının ‘dalgınlığına gel’diği sanatkârlardan biri olarak Türk edebiyatı tarihindeki yerini aldı.

Paylaşın

İlhami Bekir Tez Kimdir? Hayatı, Eserleri

1906 yılında Libya’nın Trablus şehrinde dünyaya gelen İlhami Bekir Tez,  29 Mart 1984 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Şiir ve yazılarında “İlhami Bekir”, “Vecdi Ahmed” ve “Herhangi Biri” müstear isimlerini de kullandı. Berberî asıllıdır. Küçük yaşta, subay olan dayısıyla birlikte İstanbul’a gitti (1911). Dayısının ölümü üzerine Darüleytam’a verildi. Darülmuallimin’i (İlköğretmen Okulu) bitirdi (1926).

Haber Merkezi / 1954’e kadar Bolu, Düzce, İzmir, İstanbul gibi şehirlerde öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet, Vatan, Son Posta ve Tan gazetelerinde çalıştı. Son Posta gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Şiir, roman ve çocuk kitaplarının yanı sıra eczacılıkla ilgili kitaplar yayımladı. Bilmece, Memleketimizde ve Dünyada Kitaplar, SEK (Sanat El Kitapları) adlı dergilerin çıkışında emeği geçti.

Nâzım Hikmet, Sabiha ve Zekeriya Sertel, Vâlâ Nurettin gibi isimlerin çevresinde bulunan İlhami Bekir, sosyalist düşüncenin önde gelen edebiyatçılarından biri olmuştur. Tuna Baltacıoğlu hatıralarında İlhami Bekir’in portresini şu cümlelerle çizmektedir: “İlhami Bekir Tez’le Yeni Adam günlerinde ve sonrasında yakın ilişkimiz oldu. Yumuşak, sevecen bir insandı. Görünümü bir Habeş’i andırırdı. Kafasını arkaya atma biçiminde bir tiki vardı. Yüzünden eksik olmayan gülüşüyle ve sıcak yaklaşımıyla sizi kolaylar, her konuyu rahatça tartışabilirdiniz. 1950 yılının Şubat ayında Memet Fuat, Oktay Verel, İlhami Bekir Tez ve ben Memleketimizde ve Dünyada Kitaplar adı altında bir dergi yayınlamaya başlamıştık. Bu dergi 11 sayı çıktı ve Aralık ayında kapandı. Biz üç genç, neden İlhami Bekir’i de aramıza almıştık. Sanırım onun deneyimi, bilgisi ve yol göstericiliği bizi etkilemişti. Ama bunların ötesinde onun sıcak yaklaşımı ve her türlü tartışmaya açık olması başlıca nedendi.”

İlhami Bekir 1955’ten itibaren, eşinden ayrıldığı ve ailesinden kimsesi kalmadığı için, yalnız olarak otellerde yaşadı. Son yıllarını İstanbul Bağcılar Huzurevi’nde geçirdi.

İlhami Bekir, ilk şiirlerini 1924 yılında Millî Mecmua’da yayımlamaya başlar. Ölçülü-uyaklı kaleme aldığı ilk şiirlerinden sonra şiir ve yazıları daha çok Servet-i Fünun (Uyanış), Resimli Ay, Meşale, Halkevi, Varlık, Resimli Şark, Yeni Adam gibi dergilerde görülür. Naşit Galip’le ortaklaşa kaleme aldıkları Hayat Bilgisine Göre Çocuk Şiirleri (1928), İlhami Bekir’in yayımlanan ilk kitabıdır. Bir işçinin yirmi dört saatini ele alan 24 Saat (1929), İlhami Bekir’in ilk önemli şiir kitabı olarak kabul edilmektedir. İlerleyen yıllarda Herhangi Bir Şiir Kitabıdır (1931), Mustafa Kemal (1933), Olduğu Gibi (1935), Birinci Forma A (1939), Hürriyete Kaside (1945), Birinci Seans (1956), En Güzel Şarkı (1960), Küba (1962), Şiirler (1971), Altın Destan: Mustafa Kemal (1973), Yetmiş Yaşın Melankolisi (1975), Unuttum (1979) adlı şiir kitaplarını yayımlar.

İlhami Bekir, Türk edebiyatında Nâzım Hikmet, Nail V. Çakırhan ve Ercüment Behzat Lav’la birlikte serbest şiirin ve toplumcu gerçekçiliğin ilk temsilcileri arasında yer almaktadır. Serbest şiire yönelmesinde ve toplumsal sorunlara bakış açısının oluşmasında Nâzım Hikmet’in etkisi vardır. İlhami Bekir de 1930’lardan başlayarak Nâzım Hikmet’le aynı edebiyat anlayışını ve ideolojik görüşleri benimsediğini reddetmez ancak kendi tavrını Nâzım Hikmet’e göre “daha yerli ve millî” olarak nitelendirir. Serbest şiirin öncülerinden olmasının yanı sıra 24 Saat adlı kitabındaki şiirlerle Türk şiirinde işçileri konu edinen ilk şair olarak kabul edilmektedir. Kendi şiirini anlatırken “Ben bir aşk şairiyim” diyen İlhami Bekir’in şiirlerinde tasvirci ve zaman zaman coşkun bir anlatımı vardır. Şükran Kurdakul’un tespiti ile İlhami Bekir, Türk şiirinde “toplumsal, gerçekçi, kimi sesini sözcüklerin gücünden alan şiirleriyle” ön plana çıkmıştır.

İlhami Bekir’in dikkate değer diğer bir edebî yönü romancılığıdır. Yazarın İstanbul’un Suadiye semti çevresindeki sosyal değişimleri konu edinen ilk romanı Asfalt (1928), savaşın insanlar ve toplum üzerindeki psikolojik etkilerini anlattığı ikinci romanı Taşlı Tarladaki Ev (1944), iki romanından uzun bir süre sonra yayımlanan üçüncü ve son romanı ise Herhangi Bir Roman Kitabıdır (1965) adını taşır.

İlhami Bekir, romanlarında daha çok toplumdaki dengesizliklerden doğan trajediyi anlatmaya çalışmıştır. I. Dünya Savaşı’na ve sonraki yıllara ilişkin gözlemlerini, insan ve toplum gerçeklerini yansıttığı Taşlı Tarladaki Ev adlı romanı yenilikçi anlatımı ve kurgusuyla dikkat çekmiştir. Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, bu roman hakkında şu yorumu yapar: “İlhami Bekir, bu ilk romanıyla bizi bir maden mühendisi gibi yeryüzünün solunması ve yaşanması olanaksız olan en alt katına indiriyor ve orada hem altın hem çamurla yüz yüze getiriyor. Ve hiç kuşkusuz betimlemelerinde ölüler diriliyor ve birçok diri güçler toprağa gömülüyor. Onun kaleminde eski Türk evreninin nasıl dile geldiğini görmek için bu romanı okumak gerekir.”

Yazarın Herhangi Bir Roman Kitabıdır adlı eseri, hem yazarın ilk iki romanından hem de yayımlandığı dönemdeki eserlerden zihniyet, yapı, tema ve özellikle de anlatım bakımdan ayrılan yönleriyle Türk roman geleneği içinde kendine özgü bir yere sahiptir. Herhangi Roman Kitabıdır her şeyden önce adından başlayarak gerek içeriği gerekse bu içeriği ifade etme biçimleriyle farklı bir bakış açısının ürünüdür. Böyle bir metnin yazılmasına zemin hazırlayan zihniyet, 1960’ların Türkiye’sinde ve dünyada gelişen siyasi gelişmeler ve edebî yönelişlerde saklıdır. İlhami Bekir’in bu romanında kullandığı dil ve anlatım teknikleri, dönemindeki eserlere nispetle pek çok yenilik ve farklılık barındırsa da içerik ve içeriğin ele alınışı dikkate alındığında 1960’lı yıllarda yeniden canlanan toplumcu-gerçekçi edebiyat anlayışının ve antiemperyalist dünya görüşünün metne yansıdığı görülür. Bu yönüyle Herhangi Bir Roman Kitabıdır, bir yandan geleneksel romanın pek çok özelliğini terk edip daha serbest ve parçalı bir anlatım dili kurarken, bir yandan da Libya ve Cezayir’deki sömürgeci işgallere karşı çıkan muhalif duruşun bir örneği olarak okur karşısına çıkar.

Serbest şiir anlayışında Nâzım Hikmet’in en yakın yol arkadaşı olan İlhami Bekir Tez’in gazetelerde tefrika hâlinde kalmış veya yayımlanamamış çocuk kitapları ve romanları da bulunmaktadır. Eczacılıkla ilgili kitap ve kitapçıklar da hazırlayan İlhami Bekir’in, Son Burhan (1927) ve Yeni Can, Yeni Işık, Yeni Ses (1930) adlı şiir kitapları basılmış fakat piyasaya çıkmamıştır. Yalnızlık, Ninni gibi şiir kitapları ile Bir Otel Müşterisi adlı romanı ise kayıptır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın