Hakkı Özkan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Bursa’da dünyaya gelen Hakkı Özkan, 5 Şubat 1999 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. İlkokulu Bursa’da tamamladı. Bursa Eyüp Ortaokulu’nda başladığı ortaöğrenimini yarıda bırakarak gazete satıcısı ve basımevi işçisi olarak meslek yaşamına başladı. 1957 yılında İstanbul Belediyesi Basımevi’ne geçti.

Haber Merkezi / Daha sonra Basın Yayın Müdürlüğü’nde görev aldı. 1980’de buradan kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Hayatının son dönemlerinde İstanbul Ortaköy Çarşısında kendi kitaplarının tanıtımı yaptı.

Hakkı Özkan, yazı hayatına 1950 yılında başladı. İlk hikâyesi kendisi tarafından çıkarılan Buluş dergisinde yayımlandı. Daha sonra eserleri Türk Sanatı, Yelken, İmece, Varlık, Türk Dili ve Yansıma gibi dergilerde yer aldı.

Orhan Kemal ile olan yakın dostluğu onu, yaşadığı çevreyi yansıtmaya yöneltti. Daha sonra şiir çalışmalarına ve çocuk edebiyatına yöneldi. Yazarın Pilli Bebek ve Yıldızları Çalmışlar adlı kitapları oyunlaştırılarak Bizim Tiyatro’da ve Kartal Sanat İşliği’nde sahnelendi. Eserlerinden bazıları ise İngilizce ve Fransızcaya çevrildi.

Hakkı Özkan, 1975 yılında kardeşinin adıyla katıldığı Hürriyet gazetesi tarafından düzenlenen fıkra yarışmasında üçüncülük ödülünün, Grevden Sonra adlı eseri ile Milliyet gazetesinin açtığı roman yarışmasında mansiyon ödülünün, Her Çocuğun Kanadı Vardır adlı eseriyle 1985’te Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı birincilik ödülünün sahibi oldu.

Daha sonra aynı ödülü 1987’de oyun, 1989’da şiir dalında aldı. 1986’da Yenice Gazetesi Sabri Akay Şiir Ödülüne layık görülen yazar, Milliyet gazetesinin 1986-87 yıllarında Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü Şiir Yarışması’nda üçüncülük ödülünü başka bir şair ile paylaştı.

“Karadut”

diliniz,
dudağınız,
elleriniz,
birazcık leke oldu diye üzeriniz,
güzelim karaduttan
nasıl vazgeçersiniz?

“Gülümse”

güneşi gördün mü
gülümse,
sonra kar yağacağını bilsen bile.

“Endişe”

vallahi basmaya kıyamıyorum
o güzelim kar kirlenir diye korkuyorum…
bir kez karardı mı beyazlık,
kolay kolay aklanmaz, biliyorum..

Paylaşın

Hakkı Engin Giderer Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ağustos 1959 yılında Zeynep Hanım ve İsmail Celalettin Giderer’in oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Hakkı Engin Giderer, Bakırköy Lisesi’ni (1979) ve Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü (1986) bitirdi.

Haber Merkezi / Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında tamamladı (1990). Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda “Resmin Sonu Sorunsalı” başlıklı teziyle bilim doktoru oldu (2001).

Ankara’da Onkoloji Hastanesi’nde psikolog olarak çalıştı. Bir süre Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde görev aldı. 2010’da plastik sanatlar alanında doçent oldu. 2014’ten beri Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim üyesidir (Prof.Dr.). Mitoloji, estetik, sanat kuramları, sanat sosyolojisi, sanat kavramları dersleri vermektedir.

İlk kişisel sergilerini Ankara’da 1992’de TOBAV’da, 1994’te ve 1997’de Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtı. Türkiye’de ve Türkiye dışında karma sergilere katıldı. 2013’te Berlin’de kişisel sergi açtı. 1995’te 5. AÇS Resim Yarışması’nda ikincilik ödülü, 1996’da HABİTAT Resim Yarışması’nda birincilik ödülü, 2001 Kültür Bakanlığı Şefik Bursalı Resim Yarışması Teşvik Ödülü aldı. Çocuk kitapları resimledi. Çocuk kitapları projelerinde yer aldı.

Sanat Eğitimcileri Derneği (SEDER) üyesidir. İlk şiiri “Pencere” 1981’de Yarın’da çıktı. Şiir ve yazılarını İnsan, Kedi, Sombahar, Kitaplık, Littera, Yarın, Adam Sanat, Yeni Biçem, Edebiyat Eleştiri, Artist, Hacettepe Üniversitesi Sanat Yazıları, Anadolu Sanat, Sanat Çevresi, Cumhuriyet, RH+ Sanart, Hürriyet Gösteri, Abece dergilerinde yayımladı.

Sanat üzerine yazılarında kavramsal sanat, modern sanat konularını irdelemiştir. Çağdaş resim sergileri hakkında eleştiriler yazmıştır. 1996’da Ankara Üniversitesi 50. Yıl Şiir Yarışması’nda birinci oldu.

“Ada, sabun baloncukları üflerken burnuma, soruyor”

Beni kim büyüttü?
Başını denize sokup çıkaran yeşil kayaları gösteriyorum
Oralarda emekledin, sektin
Sütünü ben ısıttım
Sırtını titrek zeytin dalları kaşıdı
Suyunu annen getirdi
Seni karettalar, lapanı tanımadığın çiftçiler, kum ve rüzgâr
Bal arıları

Şaşkın, neşeli, zıp zıp  avcı
Gözleriyle kovalıyor
Yüzüme doğru yaklaşırken ömrü doluyor birinin
Yedi renk yağmur oluyor

Ben senden önce mi öleceğim?
Toparlamam zor yanıtımı
Kor ateşten bir cam küre kadar mükemmel olmalı
Minik ellerini yakmayacak kadar da ılık
Benim yıldızların arkadaşı olduğumu unutma hiç
Düşününce üzülmezsin
Ben senim, baba dilin
Eti yapan ot gibi
saçlarını  ışıktan parmaklarımla taradığımı
Seni aşk acısına hazırladığımı

Başkasının ömrü daha uzun, havada yuvarlanıyor
Ama kara lekeleri çoğalıyor gittikçe

Bizimle evlenecekmiş çünkü çok güveniyor
Güvenin bir tek evi var
Burası, belki şu an
Hepimizin resmi içinde
O da uçup gidiyor

Ada’nın ebesi kırmızı balık
Dedesi uzun tüylü kıskanç sarman
Uyku meleği, halası
Soruyor anlatıyorum
Deniz kabukları ağzını neden açar?
Onlar canlı mıdır?

Hayattayken söylüyorum
Gereken hızda
Kontrollü ve kararlı nefesimi
Geçirerek ruhumun içinden
Kulağına üflüyorum.

Paylaşın

Hakan Sürsal Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Temmuz 1963 yılında Ankara’da dünyaya gelen Hakan Sürsal, liseyi Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesinde bir yıl biyoloji/botanik eğitimi aldıktan sonra İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi-Jeoloji Mühendisliği bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Gençlik yıllarında felsefe, dil felsefesi ve sosyoloji üzerinde çalışmalar yaptı. Pek çok dergi, fanzin ve gazetede şiir, deneme ve yazıları yayımlandı. Amatör olarak kolaj ve fotoğraf alanında çalışmalar yaptı. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), PEN Yazarlar Derneği, Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Hâlen editörlük, grafik tasarım ve yazarlık yapmaktadır. Sürsal, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Şiir ve yazıları; Ada, Akköy, Andız, Aykırı Sanat, Berfin Bahar, Beşparmak, BH Sanat, Bireylikler, Bizim Ece, Çalı, Damar, Edebiyat Atölyesi, Edebiyat Eleştiri, Ekin Sanat, Evrensel Kültür, Gecetreni, Göğebakmadurağı, Güney, Hayâl, Istıranca Rüzgarı, İmbik, İm Sanat, İmgelem, İnsancıl, İspinoz, Kalem, Kar Sanat, Koridor, Kum, Kuzey Yıldızı, Lacivert, Madde, Maki, Mavi Ada, Mavi Dergi, Mavi Liman, Mavi Yeşil, On altı kırk beş, Sanat Derzini, Şair Çıkmazı, Sessiz Edebiyat, Tay, Tan Edebiyat, Tren, Yaba Edebiyat, Yaratım, Yaşayan Yarın, Yeni Patika gibi dergi, fanzin ve bazı gazetelerde görüldü.

“Elimde değil”

fal çizgim soyuluyor
elma gibi ayışığı gibi
yara gibi gezegen gibi
izim siliniyor falcı koş
elimde bir yaşam tahttan düşüyor
elimde küçük adamlar çaresiz
elimde bebeler üşüyor analar kesik
elimde yangınlar karabasanlar
elimde bir soy toprağa dönüşüyor
elimde işgalci kitaplar
elimde göz diş kafatası
elimde yüzüm

fal çizgim soyuluyor
oğul gibi kuzu gibi
orman gibi deniz gibi
ufuk çizgim yitiyor falcı koş
elimde bir çağ inliyor
elimde nesiller habersiz
elimde soylular soysuzlar
elimde fabrikalar tarlalar
elimde salyası vebalı komutlar
elimde dişlediğim hakların kanı
elimde umut ekmek acı
elimde kurşun
elimde mitralyöz

elimde değil…

“Gölge, aşk ve sinekler”

kırık suyun cama tutkusu kadar sarılmadınız gözlere
yerçekimine değil uzaklığın sözlük anlamına yenildiniz
cibinliğinize konan sinekleri yıldız bildiniz
suskun seviştiniz radyo gecelerinde
bu muydu gölge altında aşk

size dokunan gitar teli ve kırmızısıydı şarabın
kaprisliydiniz illa da gri
çıplak bir komünist kadar
şiirlerden uçup geceye yapışan yıldızları sinek bildiniz
vardiyalı bir akşam telaşında seviştiniz
bu muydu gölge altında aşk

göndere çekilen vebaydı umutsuzluk
erdem yağmalandı yığma mağaralarda
erk etekleri öptünüz varoluşa dair
üzerinize konan ütopyaları yorgan bildiniz
zührevi ülkelerde genetik seviştiniz
bu muydu gölge altında aşk

çerçevesine dokunulmuştu zamanın
kimine göre şeffaftı sonsuzluk
kimince bilge bir uzgören
şiirlerden uçup ruhunuza değen sinekleri tanrı bildiniz
postmodern gizinde seviştiniz kara deliklerin
bu muydu gölge altında aşk

ne sevdalar konakladı usunuzda
pek yalnızdınız ağaç ve siz
gölge altında çiçek ve günce
kırık su tutkusuyla elinize bir sis sarıldı
şiirlerden uçup
çadır inceliğinde gizeme dönüştü zevk
mehtabı umursamadan
göz aydınlığında seviştiniz
tutkuyla koşan parmakların hızı kadar cüretsiz
bu muydu gölge altında aşk

zaman ve siz
ten rengi şizofreninize tutsak
ve o kadar şehvetliydi
gölge, aşk ve sinekleriniz…

Paylaşın

Hakan Savlı Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Mayıs 1965 yılında Ankara’da dünyaya gelen Hakan Savlı, İskenderun’da büyüyen şairin çocukluğu Arap ve Doğu Akdeniz kültürü etkisinde geçti. 1989 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi ve kanser genetiği doktorası yapmaya başladı.

Haber Merkezi / 1992 ve 1993’te öğrenimini Londra’da sürdürdü. 1994’te Çapa Tıp Fakültesi Organ Nakli Ünitesinde çalıştı ve 1995 yılında Helsinki Üniversitesi Organ Nakli Araştırma ekibine katıldı. Hâlen, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyesi (Profesör) olarak görev yapan Hakan Savlı, üniversitede dersler vermekte ve Finlandiya’da lösemi genetiği konusunda postdoktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Kendisinin uluslararası indeksli dergilerde “genetik” alanında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır. İlk şiiri Milliyet Çocuk dergisinde (1973) çıktı. Hakan Savlı’nın şiirleri Adam Sanat dergisinde yayımlandı. Savlı, 1994 yılında Sabri Altınel Şiir Ödülünü, 1995 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülünü, Go Dersleri-Sonsuzluğa Yeni Başlayanlar İçin kitabıyla ise 2001 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülünü kazandı.

Unutulmuş Çocukluk Eskizleri (1995) şairin ilk kitabı olması, romantizmle ilgili imgelerin, kavramların işlenmesi bakımından, sonraki kitaplarında romantizm içerisinde yer edinen daha belirgin kavramlar açısından önemlidir.

Sanşo Panza’nın Ölümü (1998) adlı şiir kitabı dilin işlenişi, kurulum şeması bakımından diğer kitapları ile benzer özelliktedir. M. Yaşın, Hakan Savlı’nın Türkçedeki modern şiirin final gösterisinin orta yerine düştüğünü; modernizmi aykırılığıyla değil, uyumluluğuyla yolcu etmeye geldiğini öne sürer ve onunla kavga etmeden, modern şiirin kuşatıcı bilgi ve duyarlılığıyla şiirler yazdığını belirtir.

Eserleri;

Unutulmuş Çocukluk Eskizleri
Köpükler
Sanşo Panza’nın Ölümü
Go Dersleri-Sonsuzluğa Yeni Başlayanlar İçin

Ödülleri;

Sabri Altınel Şiir Ödülü (1994)
Cemal Süreyya Şiir Ödülü (1995)
Behçet Necatigil Şiir Ödülü (2001)

Paylaşın

Hakan Keysan Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Şubat 1970 yılında Denizli’nin Tavas İlçesine bağlı Nikfer Köyünde dünyaya gelen Hakan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği mezunu. Farklı spor kulüplerinde antrenörlük yaptı.

Haber Merkezi / Nikfer Kayak, Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Derneği Kulübü’nü kurarak farklı spor dallarında çocuklara ve gençlere eğitim veriyor. Denizli’de 2002 yılından beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapıyor. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi. Denizli’de yaşıyor; evli ve iki çocuk babası.

Şiirleri ve yazıları Akatalpa, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Evrensel Kültür, Karahindiba, Patika, Sunak, Şehir, Yeni E vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Ödülleri: ’Suda Bıçak İzi’ isimli şiir kitabıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü, “En” isimli şiiriyle Gıda-İş Sendikası tarafından düzenlenen “Sennur Sezer Emek-Direniş Öykü ve Şiir Yarışması’nda ikincilik ödülünü aldı.

Eserleri;

Şiir;

Suda Bıçak İzi (2005)
Sus Odası (2010, Artshop Yayıncılık, İst.)
Yangın Lekesi (2012, Kanguru Yayınları, Ank.)
Dün Ağrısı (2017, Artshop Yayıncılık, İst.)

Deneme; Sunak Defteri (2014)

“Acı”

Acı gelirse. Çünkü acı sevinçtir gelir
Yaralarımı serinletir ertelenmiş sesin
Bir dost, yüzümü mektubuyla kirletir
Ve hayat ekmeye gider köylüler
Bayat bir ekmeğe gider gibi tedirgin
Belimde heybe. Çünkü kalem umuttur.
Her yüz mürekkep kokar sevişirken
Ayin güneşi çiçeğe döner sırtını
Sair, elini düşürür ilk isinde
Açlık kavgadır. Çünkü aşk açlıktır
Acıtkandır. Kapıda kalmak ödüllendirir belki.
Yasama noktasında kırılırken gül.

“En yorgun yerini yanında taşır yolcu”

Gittiğin yeri bilmektir acıların en büyüğü
Ve ölümün gizli sesidir
Durgunluk
Durulduk çöl bitiminde

Yolcu aldı yollar
Derin vadiler girdi aramıza
Nakışlı bir dizeye aktı su
Döküldü dağlardan gözlerine

Her gün
Denize akıyoruz durgun ayaklarla
Asıl bu öldürüyor bizi

Gitmek
bir meydan okuma değil midir durgunluğa
ve her şey gitmez mi kendi içinde…

Paylaşın

Hakan Kartal Kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Haziran 1974 İstanbul’da dünyaya gelen Hakan Kartal, Tuna Lisesi’nden mezun oldu. Hakan Kartal’ın ilk şiiri 2005 yılında Lacivert’te yayımlandı. Kartalın, şiir ve yazıları yayımlanmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Şiir ve yazıları Koridor, Ünlem, Lacivert Öykü Şiir, Göğebakmadurağı, Dil-İm, Ada, Doğmasız-Ölmesiz, Islık, Genç Kalemler, Karalama, Denizsuyukasesi, Kumru Sanat, Kadınca dergilerinde yayımlandı.

Hakan Kartal, “Yaşamın içinde ona sunulan seçeneklerin yetersizliğinden şikayet etti hep. Susmayı uzak ihtimallerden kurtarmayı başardığına inanıyor. Sahne ışıklarını sevemedi hiç. Sanatı gerçeklerle yaşamayı yeğliyor. Eğer ölecekse bunun için Heybeliada tek seçeneği. Suya gömülmeyi düşünecek kadar toprağa aşık.” ifadeleriyle kendini tanımlıyor.

“Aşk uykuda”

gitmeye yalnızlık düşmesin diye
aşk’ı damarında tutan elim büyür

zamanı incitemez
kan döken dudağın

gözlerim ölüme son durağın
önce deniz yıkılır

yaz gelir, ıslıklarız şehri
sarılmak ışığa vurulur, yaz biter

sevişme vaktinde gebeyiz
içimizde özgür balıklar

“Deniz! yasak kadın”

Can çekişir gemiler
reddedilen denizde
masum bayraklarında ölü yel

En uzun yangın bu
beyaza sığınır Albatros
iskelede umudu sere serpe

Deniz! yasak kadın
ışığı suspus
reddedilmek kaç bahar ölmek

yarına karanlık uyansa
deniz kanlı kıyım
yokmavi saklı kıyılarda

“Dört deniz düşledim

kıyısı kurşun birinin
yırtık güvercinler avlusu
dalgalar, boğazına kadar
sandallar ölü

martılar güneşin peşinden
buğulu gözleri yeşile hırsız
endamı yosunlardan biçili

üç deniz üşüdüm

masmavi çeşmeden yakamoz
kilidi paslı bulutlar
kayalıklardan sökülü

iki deniz ağladım

gözlerinde hapis inciler
titreyen şarap tadında
kan devşirir ay vakti

bir deniz ki… sakladım!

“Önce göğe aksaydı tanrının nehirleri”

Elbet güneşti
suya derin bağıran

salıncağın gölgesine dokunmamışsa yağmur
tanrıya yolculuğu bitmiştir çocukluğumuzun

toprak bilir
kan ayrı üşür damardan

karanlık Tanrının baharı

“Saklanan”

kılıcını çekti dar topraktan
buluttan inmiş teni
geceden demler şarkısını

baskın bu
ikiye kurulmuş suskun saat

öpüşler dökülür mor gerdanından
zindanı suya müebbet

zehirdir o şiir
tebeşire yazılan

“Saklanma”

Nasıl olsa karanlığı da öldürecek kirli ellerin
içine bir güvercin konacak
omzunda kan güneş
tamamlanacaksın

Eksilmiyor anlıyor musun
yüzünü perdeleyen ışığın gerçekliği
parmağını ezemeyecek, tanrı
seni de yağmur sanacak

Düşürüleceksin
kalbine uzak topraktan
paylaşılacaksın

Çiçekler de kan’lanacak
yarın sonbaharı kuşatsa da
tüm su’lar birleşip
damarından akacak
bölünmeyeceksin

Saklanma!
hayır, hayır, hayır!
ölmeyeceksin

Paylaşın

Habib Bektaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Mart 1951 yılında Manisa’nın Salihli İlçesinde dünyaya gelen Habib Bektaş, okuma yazma öğrenecek kadar okula gitti. Daha sonra çeşitli iş dallarında çalıştı. Bu dönemdeki iş hayatına çıraklıkla başladı. Yirmi bir yaşına kadar çeşitli işlerde çalıştı.

Haber Merkezi / 1972 yılında iş göçüne katılarak Almanya’ya gitti, değişik işlerde çalıştı. Almanya’nın Bavyera Eyaletinin Nürnberg şehrine yakın Erlangen kentinde yaşamakta ola Bektaş, evli ve iki çocuk babasıdır. Bektaş, 2011 yılından bu yana eşiyle Erlangen ve Salihli’de yaşamaktadır.

Uzun yıllardır Şiir, öykü, roman, tiyatro oyunu, radyo oyunu, araştırma dallarında eserler verdi. Almanca ve Türkçe basılan kitapları değişik ödüller kazandı. Hamriyanım (1990) adlı kitabıyla Milliyet Roman Ödülünü, Gölge Korkusu (1997) romanıyla İnkılap Roman Ödülünü kazandı. Ayrıca Almanya’da Erlangen Kültür Ödülü’nü kazandı. Cennetin Arka Bahçesi (1999) adlı romanıyla Dil Derneği 200 Ömer Asım Aksoy Ödülünü aldı.

Urla Belediyesi ve Cumalı-Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneğinin işbirliğiyle “Oyun” dalında düzenlenen 2017 Necati Cumalı Edebiyat Ödülünü de ‘Terör’ adlı oyunuyla Habib Bektaş aldı. Bazı eserleri çevrilip Yunanistan’da ve Brezilya’da yayınlandı. Bazı hikayeleri Almanya’da radyo oyunu olarak uyarlandı ve yayınlandı. Tiyatro dalında eserler verdi, bir çocuk oyunu Türkiye’de Devlet Tiyatroları repertuvarına alınıp, oynandı. Yazdığı eserlerinin hedef kitlesi için yaş ayrımı yapmak güç olduğu için, okur yaş yelpazesi geniş ve açık bir yazardır. Yurt dışında, özellikle Almanya’daki edebiyat çevreleri Bektaş için, çocukça adlı evrensel dili iyi bilen bir yazar olarak bilinmektedir.

Fethi Naci’nin Yüzyılın 100 Romanı adlı çalışmasında yer alan, Atıf Yılmaz’ın ise Eylül Fırtınası adıyla beyaz perdeye uyarladığı Gölge Kokusu (1997) romanında;, 1980 sonrası kültürel iklimi bir çocuğun gözünden ele alır. Darbe sonrası bir yanda Almanya’ya kaçmak zorunda kalıp savrulan ve kendi yaralarını sağaltmaya çalışan bir anneyle baba, bir yanda dedesinin yanına bırakılan küçük bir çocuğun hikayesini işler.

Habib Bektaş’ın ödüllü romanı Cennetin Arka Bahçesi (1999) eserinde; “Gâvur İmam’dan Çakır’ın Romanına” adlı güncesi de yer alır. Dedemin Cenneti (2013) hikayesinde; Habib Bektaş, ironiyi ve kara mizahın sessiz ama keskin dilini incelikle kullandığı görülür. Başta Almanya olmak üzere Türkiye’de geniş bir okur kitlesi olan Bektaş’ın içtenlikle anlattığı öykülerin merkezinde farklı insan manzaraları göze çarpar.

Ben Öykülere İnanırım (2001) adlı hikaye kitabında; uzunlu kısalı otuz öyküsü yer alır. Habib Bektaş, yaşamdan kesitler verdiği öykülerde, günlük yaşamın karmaşası ve acelesi içinde gözden kaçan, fark edilmeyen incelikler, ayrıntılar başarıyla gözlemler, unutulmaya yüz tutan değerleri ve insancıl değerlerini yitirmekte olan bir dünyadan insan manzaraları sunar.

Eserleri;

Erlangen Şiirleri
Kapıkule Nerede
Adresinde yoktur
Yorgun Ölü
Hamriyanım
Uyuşturucu Batağı
Sözü Yurt Edindim
Meyhane Dedikleri
Gölge Kokusu
Lades
Cennetin Arka Bahçesi
Ben Öykülere İnanırım

Paylaşın

H. İhsan Sönmez Kimdir? Hayatı, Eserleri

19 Şubat 1961 yılında Kastamonu’nun Araç İlçesinde dünyaya gelen H. İhsan Sönmez, ilk ve Ortaokulu Araç’ta okudu. 30 Ağustos 1979 tarihinde Jandarma Sınıf Okulundan mezun oldu. Foça Komando Okulunda eğitim gördü.

Haber Merkezi / Bolu Dağı Karakolunda (1979-80), Akçakoca’da (1980-81), Bingöl Karlıova’da (1982-84), Bursa Tahtaköprü (1984) ve Yenişehir’de (1985-88), Siirt Ekindüzü’nde (1988-90), Ünye’de (1990-91), Çaybaşı’nda (1991-92), Uluğbey’de (1992-93) görev yaptı.

29 Temmuz 1990 tarihinde Benevulet’te teröristlerin pususuna düştü, kendisinden başka askerlerinin tamamı şehit oldu. Ayrıca Gürgentepe (1993-95) ve Şanlıurfa Atatürk Barajı (1995-97) ile Şırnak’ta (2001-03) kıta görevi yaptı. İstanbul Balmumcu’da görevliyken emekliye ayrıldı (16 Ekim 2003).

Emekli olduktan sonra bir süre Ankara’ya, sonra Kocaeli Değirmendere’ye yerleşti. Şiirle ilgisi ilk ve ortaokul yıllarında törenlerde şiir okumakla başladı. O yıllarda Faruk Nafız Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirinden etkilendi. Necip Fazıl Kısakürek’i tanıdıktan sonra bir daha şiirden kopamadı.

Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Necatigil, Rıfat Ilgaz’dan sonra Rilke, Baudelaire, Neruda’yı ilgi ve merakla okudu. Şiirleri ile gezi, sanat, inceleme yazı ve öyküleri J. Dergisi, J. Eğitim Dergisi, Gülpınar, Tay, Kocaeli Şehiriçi, Aykırısanat, Yaşayan Yarın, Kasyö-Der (yayın kurulu üyesi) dergilerinde yayımlandı. Kasyö-Der adlı derneğin halkla ilişkiler müdürlüğü yaptı, yönetim kuruluna seçildi ve kültür komisyonu başkanlığını yürüttü.

Eserleri;

Gökkuşağı Yere Düştüğünde (2001)
Zaman Köprüsü (2004
Deelmina’ya Aşk Günlüğü (2004)
Ve Özgürlük Kayun Benim Dünya Adıma (2004)
Zaman Tamircisi (Roman, 2018)

Ödülleri: Aykırısanat dergisinin 2005 yılı şiir yarışmasında “Düşlerin Çağrısı” şiiriyle ikincilik ödülünü aldı.

(Kaynak: biyografya.com)

Paylaşın

Ilgım Veryeri Alaca Kimdir? Hayatı, Eserleri

1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ilgım Veryeri Alaca, İzmir Amerikan Koleji’ni bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde Resim Bölümü’nden lisans derecesini aldı. Kaliforniya Devlet Üniversitesi’nde “Stüdyo Sanatları”, Illinois Üniversitesi’nde (UrbanaChampaign) “Sanat ve Tasarım” üzerine yüksek lisans çalışmaları yaptı.

Haber Merkezi / Hacettepe Üniversitesi’nde doktora çalışmasını tamamladıktan sonra 2011 yılında doçent oldu. Halen, Koç Üniversitesi, Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü’nde öğretim üyesi olan Veryeri Alaca, Bilkent ve Richmond Üniversitesi’nde ders verdi.

Eserleri, Philip&Muriel Berman Sanat Müzesi, Brad Cooper Galerisi, Stone Metal Press, Springfield Sanat Müzesi, Galeri Nev, Kuad Galeri, Piartworks, TEM Sanat Galerisi’nde sergilendi. “İzmirli Sanatçılar Ansiklopedisi” (2001, der. Mümtaz Sağlam), “Türkiye’den Baskıresme Bakmak” (2011, Eskişehir Anadolu Üniversitesi) adlı kitaplarda çalışmalarına yer verildi.

Çalışmaları, Mimarlar Odası Çocuk Kitapları Yarışması (2011), DYO Özgünbaskı Yarışması (2002), 64. Devlet Resim ve Heykel Yarışması (2003), Janet Turner Müzesi Özgünbaskı Yarışması (1998) kapsamında ödüle değer görüldü.

Butler Museum of American Art, Joel ve Harnett Müzesi, Zimmerli Müzesi, Southern Graphics Council (Amerika), Museo dell’IncisioneCastello dei Paleologi (İtalya), Majdanek Müzesi (Polonya), IMOGA (İstanbul), Devlet Resim ve Heykel Müzesi eserlerinin bulunduğu koleksiyonlar arasındadır. 2013 yılında, Ege Üniversitesi Kâğıt ve Kitap Sanatları Müzesi’nde çocuk kitapları bölümü oluşturulmasına destek verdi.

Eserleri; Bir kış gecesi

Paylaşın

İzzet Yasar Kimdir? Hayatı, Eserleri

24 Mayıs 1951 yılında İstanbul’da dünyaya gelen İzzet Yasar, 13 Temmuz 2018’de akciğer kanserine yenik düşerek İstanbul’da vefat etti. Galatasaray Lisesindeki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümüne girdi.

Haber Merkezi / İkinci sınıfta öğrenimini yarım bıraktı; çeviriler yaptı. Çevirilerini reklam yazarlığı takip etti. Bir dönem sinemayla da uğraşan Yasar senaryo ve diyaloglar yazdı. İzzet Yasar, 1970’lerde Birikim ve Yeni Dergi’deki şiirleriyle tanınmaya başlandı. Şiiri bir edebî sanat olarak kabul etmedi ve her sanatın bir “şiir hâli”nin olduğunu savundu.

“Kapalı, çetin, lanetli şiir”ler yazdığı söylenen sanatçıda İkinci Yeni’nin özellikle de Ece Ayhan’ın etkileri görüldü. Eserlerinde günlük olaylardan, kutsal ve tarihî kitaplardan beslendi, poetikasını “dil” üzerine inşa etti ve dil oyunlarını önemsedi.

“Oyun”lara olan merakı nedeniyle Ahmet Güntan’la birlikte Reşit İmrahor’u yarattı. İkili 1983’te bu mahlasla şiirler yayımladı. Onlara bir dönem Mustafa Irgat eşlik etti. 1988’de oyuna Enis Batur da katıldı. İmrahor imzasıyla Kuvve’den Fiil’e isimli şiir kitabı yayımlandı, çeviriler yapıldı ve bir antoloji hazırlandı.

Öykücülüğüyle de dikkat çeken İzzet Yasar, hikâyelerinde son derece yalın bir dil kullandı. Kara mizahtan sıklıkla yararlanarak okuyucusunu rahatsız etmeyi ve kendiyle yüzleştirmeyi tercih etti. Öyküyle üslup arasında karşıtlık yaratarak gerçekliğin farklı bir açıdan algılanmasını sağladı.

Doğayla iç içe olan kıyı kasabalarını, adaları ve pansiyonları mekân olarak seçti. Şehrin karmaşasından kaçan insanların yaşamlarından kesitler sundu. Doksanlı yıllardan beri vejetaryen olan sanatçı, bu bilinçle hayvanların dünyasına ve insanlarla olan ilişkilerine yer verdiği öyküler de kaleme aldı.

“Aşk şiirleri”

3.
birden rakıya su karışır gibi
gülüşün ağaçlıklarda
ıssız göl diplerinde aşkımız
kızarıyor duyuyorum
bak
omzunda çapraz ninniler
yeni doğmuş bir mezarlık ayağa kalkıyor
şehrin yağmalanmış meydanlarında
bırak ellerimde atsın
esmer yiğit yüreğin
artık içtiğimiz rakı
yediğimiz kurşun ayrı gitmesin

“Kanama”

ölüm onun tek suçudur şimdi
sevgi aranızda yarısı söylenmiş bir söz
sen tamamlayacaksın unutma
dudakların ılık bir tadı özlüyorsa
akşam serinliğinde
sesi boğazımda acı bir yudum
cömerttir gözyaşına ülkemizin dağları
uykunun kanla bölündüğü akşam
onun avcundan dökülenleri
sen paylaşacaksın dostlarınla
derin kuyularda soğurken sular
onu haklı kılacak budur biraz da
sakın unutma
sevgiyi haklı kılacak
senin dinmez öfkendir aslında

ah eğilip soğumuş anlından
son bir kere öpebilseydin
çocukluğu hatırlanır şimdi
duvarları karış karış yoklayışı
tanıyışı pencereleri kapı tokmaklarını dünyayı
onlar ne kadar yıkasalar ellerini sünger taşlarıyla ovsalar
çıkaramayacaklar bulaşan kanı
okşamayacaklar çocuklarını kar gibi beyaz
masa örtülerine dokunamayacaklar artık irkilmeden
buysa seni güldürmeli ancak

gün sessizce çekildi güvercin rengi kubbelerden
ezanlar doldurdu kuş yuvalarını
hazin ırmaklarda insan yüzleri yüzüyor
bak onun da yüzünde bir ırmak akıyor şimdi
ellerin serinlesin diye
gözlerini sil
artık nefret etmeyi öğrenmelisin

“Göstermelik”

sofrası kalkmış bir halk sallan bullan
alır komut derin gömük babadan
verir aptesini ayrıksıya

şerefli mezun sekiz eylüllerden
kornalarla değiştirir göstermelik
bir donizetti kuklası yakar seyrine

değnek sopa yollarda hamambabaları
kendi tasvirine alıkmış karacavcavlar
hayal kepenkleri ölü gözüne fingir kapalı

aşka işte yine yer yok kıya boyunda
yılgı akız caddelerinde yokmeydanlarında
italyan yokuşunda tek cartada kaçgun havası

hepimize yakın tarihte nice kolkurçak
devletin düdüğüne bas tutarak
desturun bir fasıl da böyle geçmiş olsun

Paylaşın