Gökçenur Ç. Kimdir? Hayatı, Eserleri

3 Mart 1971 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Gökçenur Ç.’nin asıl adı Ahmet Gökçenur Çelebioğlu’dur. Çocukluk yılları İstanbul, Adana, Urfa, Gaziantep, Antakya, Mersin, Antalya, Muğla, İzmir, Ankara, Eskişehir, Kastamonu, Bartın, Amasya ve Tunceli gibi şehirlerde geçti. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinde başladığı yüksek lisans eğitimini “Enflasyonist Ortamda Faaliyet Bütçeleri” adlı teziyle 1997’de tamamladı. Makedonya’da çıkarılan Blesok adlı uluslararası edebiyat dergisinin yayın kurulu üyesi olan Gökçenur Ç, WordExpress adı altında 12 ülkeden 50’den fazla yazar ve şairin katıldığı, Balkanlar’dan İstanbul’a ulaşan bir kültür projesi hazırladı. Proje, Birleşik Krallık (UK) konsolosluğunun Creative Collobration (Yaratıcı İşbirliği) programını kazandı ve Gökçenur Ç. Litterature Across Frontiers (LAF, Sınırları Aşan Edebiyat Derneği) ve Delta Yayınları ile birlikte projeyi yönetti ve yürüttü. Proje kapsamında paneller, çeviri atölyeleri, okumalar gibi etkinlikler düzenlendi.

Ç.N. adlı çeviri dergisi yayın kurulu içinde yer aldı. Riga, Vilnius, İstanbul, Cunda, Atina, Lodove, Zagrep, Belgrad, Sofya, Gümüşlük, Edinburgh, Crear ve Tel-Aviv gibi şehirlerde çeviri atölyelerine ve festivallere katıldı. Kadir Has Üniversitesi’nde çeviri etkinlikleri yönetti. Hâlen Çevrimdışı İstanbul dergisinin editörlüğünü yürüten Gökçenur Ç. Poetry International sitesinin Türkiye sayfası eş editörlüğünü de sürdürmektedir.

Türk Edebiyatı Çevirmenleri Cunda Atölyesi (TEÇCA)’nin üyesi olarak Türk edebiyatının İngilizceye çevrilmesi üzerine çalıışmakla birlikte, Mozaik Gaziantep Uluslararası Şiir Festivalleri’nin ve Türk Amerikan Şiir Günleri’nin eş direktörlüğünü sürdürmketedir. Gökçenur Ç. Her Kitabın El Kitabı (2006) adlı eseriyle 2007 Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülleri’nde kapsamında İlk Kitap Özel Ödülü’ne ve Giderken Öpmeseydin Keşke (2018) adlı şiir kitabı ile 2019 Sabahattin Kudret Aksal Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Evli olan şair İstanbul’da yaşamakta ve çalışmalarını burada sürdürmektedir.

Edebiyat dünyasında Gökçenur Ç. imzasıyla bilinen sanatçı daha çok şair ve çevirmen kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Şiir, çeviri, düz yazı ve söyleşileri 1990’dan itibaren Akatalpa, Atika, Başka, Ç.N., Çevrimdışı İstanbul, Diri Ozanlar Derneği, E, Edebiyat ve Eleştiri, Gediz, İblis, İnsan, Kurşun Kalem, Mavi Liman, Özgür Edebiyat, Poetik’us, Sonra Edebiyat, Sözcükler, Şiir-lik, Şiir Ok’u, Şiir Ülkesi, Üç Nokta, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yeni Biçem gibi pek çok süreli yayında yer almıştır.

YKY 2004 Şiir Yıllığı’ndaki “Anlamak Gerekir mi?” başlıklı şiiri ve ilk kitabı Her Kitabın El Kitabı (2007) ile ’90’ların atlanmaması gereken önemli şairleri arasına girmiştir. Metin Celâl, şairin Söz’e Mezar (2012) adlı şiir kitabının yayımlanması üzerine kaleme aldığı yazıda onu şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Gökçenur Ç. 90’lı yılların şairlerinden. Dergilerde çok sık şiir yayınlamasa da, dikkati çekti, akıllarda kaldı. Kitap yayınlatmakta ise acele etmedi. Hatta geç kaldı. İlk kitabı, Her Kitabın El Kitabı (Yitik Ülke)… Gökçenur Ç, daha kitabın ilk sayfasında yer alan biyografisinden Her Kitabın El Kitabı hakkındaki kanılarımızı güçlendiriyor, teyit ediyor. ‘Çok şiir okudu. Çok şiir yazdı. Çoğunu attı. Bir kitabı olsun istedi. Olmadı’ diyor. Olmadı dediği kitap Her Kitabın El Kitabı. Önsöz Yerine diyerek koyduğu ‘Serüven’ adlı metinde de şiirin aşamalarını, merak, alışkanlık, tutku ve cinnet olarak tanımlıyor.

Gökçenur Ç’nin şiirini bu verilerle değerlendirdiğimizde kendisine hak veriyoruz. Çok okumuş, çok yazmış ve çok şiir atmış sonunda yatay ve dikey okunabilecek bir şiire varmış. Düz (yatay) okumada, okura şiir okumanın keyfini veriyor. Bir sanat eseriyle karşıkarşıya olduğunuzu ve ondan estetik tadlar alacağınızı hissediyorsunuz. Derinliğine (dikey) okumada ise şairin çok okuduğunun ve okuduklarını şiirlerinde damıttığının izlerini buluyorsunuz. Gökçenur Ç, Türk ve Dünya şiir geleneğiyle bağ kuruyor ve bu bağı değerlendirerek kendi şiirini kurmaya çalışıyor.”

Balkan ve Amerikan şairleri başta olmak üzere pek çok şairden yüzlerce şiir çeviren Gökçenur Ç. ayrıca, Wallca Steven, Paul Auster, Anne Carson, Katerina Illiopolou, Miln Dobricic, Ivan Hristov, Claudiu Komartin’in seçme şiirlerini; Modern Japon Haiku Antolojisini ve Modern Amerikan Şiiri Antolojisi’ni dilimize kazandırmıştır. Şiirleri İngilizce, Almanca, Fransızca, Maltaca, Bulgarca, Yunanca, İbranice, İsveççe, Portekizce, Japonca, Romence, Letonca, Litvanyaca, Makedonca, Sırpça, Hırvatça, Galce, Asturyaca, İspanyolca ve Macarca gibi birçok dile çevrilerek saygın edebiyat dergilerinde yayınlanmıştır.

Avrupa Kültür Başkenti 2013 Marsilya kapsamında Lettres Catales Projesinde adına tek kopya tasarlanan yayımlanmamış şiirlerinden oluşan Türkçe-Fransızca iki dilli elyapımı ve elyazısı bir kitapla yer almıştır. Şair, bir yandan çeviri ve şiir üzerine proje çalışmalarını sürdürürken diğer yandan şiir kitaplarını yayımlamaya devam etmiştir. Doğanın Ölümü (2014)’nden sonra yayımlanan Issız İncir Ağacı (2016) şaire göre içinde barındırdığı lirizme rağmen deneysel bir kitaptır. Giderken Öpmeseydin Keşke (2018) deneysel, somut, epik, ussal gibi son dönem şiirlerde görülen arayışı ve yönelişleri ifade eden “antilirik” şiire karşı lirik şiirin savunması gibidir.

Şiirlerde ön plana çıkan ve dinse de dinmeyen, bitse de bitmeyen “ısrarlı” ama çok da yormayan bir yağmur söz konusudur. Şiirden şiire süren “yağmur” bir yandan ayrılıklarla yüzleşmeye, bir yandan şimdiki zamandan kesitler sunmaya, bir yandan geçmiş yaşantılardan hafızada kalanların tozunu almaya aracı oluyor izlenimi verimektedir. Gökçenur Ç. gerek yayımladığı şiir kitaplarıyla gerekse şiir üzerine çeviri çalışmalarıyla modern şiirimize katkı sağlamış ve bu alanda kendine bir yer edinmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Gonca Özmen Kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1982 yılında Burdur’un Tefenni İlçesinde dünyaya gelen Gonca Özmen, ilk, orta ve lise öğrenimini Burdur’da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü 2004 yılında tamamlamıştır.

Haber Merkezi / Üniversite eğitiminin ardından Özmen, yüksek lisans eğitimini de aynı üniversite ve bölümde tamamlamıştır. Özmen’in tezi olan “Kübist Erkek Ressamların Kadın Vücudunu Temsil Ettiği Ekfrasitk Şiire Dair Bir Gözden Geçirme”, şarin eğilimlerini göstermesi bakımından önemlidir. İlk şiirini 1997 yılının Haziran ayında Varlık dergisinde yayımlayan Özmen, aynı yıl Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne katıldığı eseriyle “Dikkate Değer” bulunmuştur.

1999 yılında Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nü kazanan Özmen, ilk şiir kitabını 2000 yılında yayımlar: Kuytumda. Kuytumda, aynı yıl içerisinde Orhan Murat Arıburnu Ödülü’ne değer görülür. 2003 yılına gelindiğinde Özmen, Berna Moran Şiir Ödülü’nü kazanır. Özmen’in ikinci şiir kitabı 2008 yılında yayımlanır: Belki Sessiz. Özmen gerek şiir gerekse editörlük faaliyetlerine devam etmektedir.

Şiirleri Varlık, Yasak Meyve, Adam Sanat gibi birçok dergide yayımlanan Özmen, birçok farklı konuyu şiirine taşır. Feminist bir perspektiften kadın erkek ilişkilerini ele alan Özmen, aynı zamanda şiirlerinde farklı ses ve ritim arayışlarıyla da ön plana çıkmaktadır.

Şiirlerinde kendi düşüncelerini açıkça ortaya koyan ve tüm baskılara meydan okuyan bir yan bulunmaktadır. Özmen, şâir kimliğinin yanı sıra çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinin genel yayın yönetmenliği ve editörlüğünü de üstlenmiştir. Palto, Ç.N. (Çevirmenin Notu), Pulbiber dergilerindeki çalışmalarıyla ön plana çıkmıştır.

Eserleri; Kuytumda

Ödülleri; 1999 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü, 2000 Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödüllü

Paylaşın

Gazanfer Eryüksel Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Eylül 1952 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Gazanfer Eryüksel, 1963 yılında Oruçgazi İlkokulu’nu, 1970 yılında Pertevniyal Lisesi’ni bitirdi. 1975 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İktisat Maliye bölümünden mezun oldu.

Haber Merkezi / Aynı yıllarda İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Musikisi Bölümü’nde öğrenim gördü. 1971’den itibaren İstanbul Üniversitesi korosunda beş yıl repertuar çalışması yaptı. İstanbul Radyosu’nun yayınlarına korist olarak katıldı. Bu dönemde kendi çabasıyla kanun öğrendi.1976 yılından itibaren müzikli oyunlarda kanun çaldı, amatör tiyatro faaliyetlerinde görev aldı.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda müzikli oyunlarda çalıştı. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun kuruluş sürecinde (Zeliha Berksoy’un Genel Sanat Yönetmeni olduğu dönem) Sahne Direktörü, Basın Halkla İlişkiler Sorumlusu, efektör ve müzisyen olarak görev yaptı (1990-1993). Ekim 1993’ten itibaren Çorum’a yerleşti. Çorum’da yaşadığı dönemde “Yazılıkaya” adlı derginin kurucu ekibinde bulundu, sanat yönetmeni ve yayın kurulu üyesi olarak çalıştı.

Gazi Üniversitesine bağlı Çorum Meslek Yüksek Okulu’nda İnsan Kaynakları, İşletme, İş ve İnsan İlişkisi dersleri verdi. 2011’de TRT Antalya Radyosu’nda Ramazan ayı boyunca “Yemekler Faslı” adlı yemek edebiyat ilişkisini anlatan programı hazırlayıp Tayfun Yönlü ile birlikte sundu. Ayrıca yine TRT Antalya Radyosu’nda “Yayın Dünyamız” adlı kitap tanıtım programını hazırladı ve sundu. (2011Eylül – 2012 Mart arası). İlk şiiri 1970 yılında Yansıma dergisinin “Günümüz Türk Şiiri Özel Sayısı”nda yayımlandı.

Daha sonra eserleri Yeni Adımlar, Varlık, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Sonbahar, Yeni Biçim, Eskiz dergileri ile Çorum Haber gazetesinde yer aldı. 1976’da Güngör Dilmen’in Midas’ın Kulakları, 1986’da Nurhan Karadağ’ın Memiş Dayı adlı oyunlarının müziklerini besteledi. 1986’da İstanbul Büyük Şehir Tiyatrolarında sahnelenen Misafir oyunu ile 1986 Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü’nü aldı. 1994’te Ahir Zaman Tangoları adlı kitabıyla Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nü Yücelay Sal ile paylaştı. Sükûtun Feryadı şiiriyle Dünya Kitap Şiir Ödülü’ne değer bulundu. 1996’da Hep Çocuk Kalan kitabı ile Dünya Kitap Şiir Ödülü ikinciliğini kazandı.

Aşk Hiçlik ve Her Şey ile Çankaya Belediyesi Damar Dergisi 3. İlkbahar Şiir Yarışması’nda birincilik kazandı. Yemek ve edebiyat ilişkisi üzerine süren araştırma sonucu hazırladığı dosya yayımlanmayı bekliyor. Bu araştırmasında yemek kültürünün edebiyata yansımalarını (şiir, destan, mani, bilmece, türkü vb.) derledi. Şair Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Şair bugün Antalya’da kanun çalmaya ve şiir yazmaya devam etmektedir.

Kendi özyaşam öyküsünden izler taşıyan, yaşadıkları; çocukluğu, aşkları ve kaygıları ile şairin kendini anlattığı Ahir Zaman Tangoları 1994 yılında Arkadaş Z. Özger Şiir ödülüne layık görülmüştür. Şairliğinin yanı sıra müzisyenliği ile de öne çıkan Gazanfer Eryüksel, şiiri ve musikiyi salt kendi sınırları içine kapatmak yerine yaşamın her anında görme ve paylaşma fikrini savunur. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Yurttaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

2 Kasım 1946 yılında İzmir’in Foça İlçesi’ne bağlı Kozbeyli Köyü’nde dünyaya gelen Hüseyin Yurttaş, ilkokulu köyünde, ortaokulu Menemen’de bitirdikten sonra, parasız yatılı olarak okuduğu Edirne Erkek İlköğretmen Okulu’ndan 1964 yılında mezun olmuştur. Van (Özalp), Amasya (Gümüşhacıköy), İzmir (Ödemiş, Foça) illerine bağlı köylerde on yıl çalıştıktan sonra İzmir’e atanmış ve İzmir merkezinde öğretmenlik yapmıştır.

Haber Merkezi / Bir süre Halk Eğitimi Merkezi’nde müdür yardımcılığı yaptıktan sonra (1979) Hüseyin Yurttaş öğretmenliğe dönmüştür. 1983 yılında öğretmenlikten ayrılarak yayıncılık ve dağıtımcılık işiyle uğraşmaya başlamış, sonradan Atatürk Kitaplığı adını alacak Bornova Belediye Kitaplığı ve Okumaevi’ni kurmuş ve yönetmiş, 1994’te emekli olmuştur.

İlk şiiri Keşan’da Önder Gazetesi’nde (03.01.1973) yayınlanan Hüseyin Yurttaş, arkadaşlarıyla birlikte İzmir’de Dönemeç adlı edebiyat dergisini çıkarmıştır. Anı, anekdot ve düşüncelerini içeren denemeler yazdığı Cumartesi Sohbeti adlı köşesiyle, 1995-2001 yılları arasında Yeni Asır gazetesinde yer almıştır. 2003’te yayımlanmaya başlayan Ünlem dergisinin çıkışına ve yayımına katkıda bulunmuştur.

Hüseyin Yurttaş, yazma serüveninin başlarından itibaren şiir dışındaki alanlara da ilgi göstermiştir. Deneme, anı, günce, öykü, oyun ve roman yazmıştır. Demokrat İzmir gazetesinin yayın yönetmeni olduğu yıllarda Attila İlhan’ın düzyazılarının iyi olduğu söylemesi onu yüreklendirmiştir. Öğretmenliği sırasında çocuk edebiyatında tanık olduğu eksikleri giderme düşüncesiyle 1975’te çocuklar için roman ve öyküler yazmaya başlamıştır.

Hüseyin Yurttaş, TÖMER’in 1997 yılında düzenlediği ankette en başarılı on çocuk yazarı arasına girerek ödül almıştır. Nevzat Üstün Şiir Başarı Ödülü (1980), Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü (mansiyon) (1982), Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1992), Yunus Nadi Yayınlanmamış Şiir Ödülü (1993), Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü (1994), Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü (2012), Çankaya Belediyesi Şiir Ödülü (1992), Damar dergisi İlkbahar Ödülleri Çocuk Şiiri Birinciliği ödüleri almıştır.

Yurttaş, Türkiye Öğretmenler Sendikası ve TÖBDER gibi meslek örgütleri ve Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Birliği (Türkiye) üyesidir. Edebiyatçılar Derneği’nin kuruluşuna katılmış ve bu derneği İzmir’de örgütlemiştir. 1989’da İzmir’in Aliağa ilçesi Çakmaklı köyüne termik santral kurulacağını öğrenince İzmir’deki çevrecilerin harekete geçmesini sağlamış ve İzmir-Aliağa arasında kurulan insan zinciri eylemlerinde en öndeki isimlerden biri olmuştur.

2016 yılında düzenlenen 21. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’na onur yazarı seçilen Hüseyin Yurttaş halen İzmir’de yaşamakta ve yazın faaliyetlerine devam etmektedir. Toplumcu gerçekçi sanat anlayışını benimseyen bir sanatçı olan Hüseyin Yurttaş, Attila İlhan ve yer yer Yılmaz Gruda şiirinin söyleyiş ve kurgu özelliklerinden etkilenmiştir. 1960 sonrasının ikinci kuşak şairleri arasında toplumcu tavrıyla dikkat çeken üretken bir isimdir.

Eserlerinde şehir ve ilçelerden de bahseden yazar, her şeyin hızla tükenerek değiştiği bir dönemde tarihe fotoğraflar bırakmak gibi bir amacı olduğunu söylemektedir. Ona göre şiirde, romanda ve öyküde ismi geçen yerler sadece mekân değil aynı zamanda saklanması gereken görüntülerdir.

Hüseyin Yurttaş’ın şiirinde doğduğu ve yaşadığı yerlerin izleri belirgindir. Kendi ifadesiyle onlar “şairin dünya tanıklıkları”dır. Şiiri “İnsanı, insanın hallerini, dünyayı ve dünyanın hallerini olabildiğince geniş açıdan görmek ve göstermek sorumluluğuyla doğmuş en arı sözlerden oluşan bütün” olarak tanımlayan şair, insanımızın yüzyılların ötesinden taşıdığı birikimi özümseyerek bu toprakların kendinde bıraktığı izi şiirlerine taşır. Şairin amacı, şiirin sağlam dizelerle, çağrışımı bol imgelerle, dilin zenginliklerini yansıtacak zengin bir edebi değer olarak var olmasıdır. Akılda kalıcılık bu şiirin en önemli niteliklerinden biridir.

Hüseyin Yurttaş’ın romanları da çağın yansımalarını barındırır. Saklı Kimlik romanında başka bir kimlikle sürdürdüğü kırk üç yıllık ikinci yaşam diliminin ardından dönüp geldiği topraklarda geçmişinin izlerini arayan kahraman, ömrüne tuttuğu aynada yalnız kendisini görmez. Çevresindeki insanlar, türlü yaşam kesitleri ve çağın tozu dumanı, sislerin ardından görünüp yiterler.

GDO Ülkesi, küresel değişimin hikâyesidir: Isınan dünya, eriyen buzullar, deniz sularının yükselmesi, kuraklık, çölleşme, seller, fırtınalar, genetikteki masum gelişmeler ve bunların saptırılıp kötüye kullanılması… Genleriyle oynanan bitkiler, hayvanlar ve insanlar… Ortaya çıkan yeni türler. Kendi halindeki bir tarım ülkesinin, GDO’lar (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) nedeniyle “GDO Ülkesi”ne dönüşmesi.

Çift atla sürülen araba anlamına gelen Karaço’da ise bir dönemin tarihine ışık tutan yazar, Kuvayı Milliye saflarına katılan, siperlerde cesurca direnen Fakı adlı kahramanın yaşadıkları üzerinden hem geçmişin iyi bilinmeyen bazı olaylarını aydınlığa kavuşturur hem de yaşanmış olayları düşlerle harmanlayan özgün bir çalışma ortaya koyar.

Robotlar Ülkesi, Yaz Arkadaşları Serisinin üç kitabı Karaçalı Çetesinin İzinde, Mağaradaki İskelet ve Farta Kartalı’yla Mucizeler Çiftliği gençlik romanlarıdır. Hüseyin Yurttaş’ın öykülerinin temel niteliklerinden biri, içtenliği, sıcaklığı ve doğallığıyla, yaşamın içindeki insanı ya da insanın içindeki yaşamı anlatmaktır.

Geçmişten bugüne sürekli azalan insani değerler ve değişen değer yargıları, öykü kişilerinin sevgi sarmalı içinde, çarpıcı renklere bürünerek okura yansır. İlk öykü kitabı Ömrün Issız Günleri’nde bütün sıcaklığı ve doğallığıyla insanı anlatırken, Buğulu Camların Ardı’nda sevinçle hüzün arasındaki gelgitlerin, cinsel arayışlarla psikolojik savruluşların yansımalarından söz açar. Aşk İzleri’nde yaşadıklarımızdan geriye kalan ve özel tarihimizde yer etmiş aşkları işler.

Çok sayıda çocuk ve gençlik kitabına imza atmış olan Hüseyin Yurttaş, 1960’lı yıllarda küçümsenen bir alan olan çocuk edebiyatındaki yetersizliği gidermek için çocuk kitapları yazmaya başlar. Çocuklar için yazmanın ayrı bir keyfi olduğunu düşünen Yurttaş, orada çocukluğunun saflığına, içtenliğine, yalınlığına ve düş yoğunluğuna çekilir. Tutkuyla bağlandığı doğa, hayvanlar bu kitaplarda dile gelir. Düşleri salıvermenin güzelliğini bu kitaplarda yaşayan yazar, çocuklar için yazmanın onlarla oynamak gibi bir şey olduğunu düşünmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Peker Kimdir? Hayatı, Eserleri

29 Mayıs 1946 yılında İzmir’de dünyaya gelen Hüseyin Peker, Tınaztepe İlkokulu, Tilkilik Ortaokulu ve İzmir Atatürk Lisesi mezunu. İki yıl Ege Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde Fizik-Kimya bölümünde okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Yüksek Okulundan mezun oldu.

Haber Merkezi / 1966’ya kadar Varlık ve Yelken dergilerinde desenler çizdi. Yaşar Nabi Nayır Varlık dergisinin birkaç sayısında Peker’in resimlerini kapak olarak kullandı. Resim sergileri açtı. 1971 ve 1990 yılları arasında İzmir’de Yapı Kredi Bankasının Çankaya ve Armutlu şubelerinde banka müdürü olarak çalıştı. Buradan emekli oldu. İki çocuk babası. İzmir’de yaşamını sürdürmekte.

1965 yılında 4 sayı Seda adlı bir dergi çıkardı. İlk şiiri 1966 yılında Soyut’ta yayımlandı. İlk öyküsü de yine 1966 yılında Yordam dergisinde yayımlandı. Papirüs, Somut, Oluşum, Şiir Sanatı, Sanat Olayı, Varlık, Adam Sanat, Yaşasın Edebiyat, Yeni Biçem ve Şiir- lik dergilerinde şiirleri, öyküleri ve yazıları yayımlandı.

Demokrat İzmir gazetesinin Attilâ İlhan’ın yönettiği sanat sayfasında da ürün yayımlattı. Varoluşçuluk akımına yakın durdu. İkinci Yeni şairlerinin izinden gitti. 1960 kuşağı şairleri arasında anılmakta. Ayrıca Akatalpa, Şiiri Özlüyorum, Varlık, Yasakmeyve gibi dergilerde şiirleri yayımlandı ve yayımlanmaya devam ediyor.

1997 yılında İnsan Arkadaşınındır adlı şiir kitabı ile Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülünü, 2000 yılında Yer Bezinden Bir Köle adlı dosyası ile Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülünü, 2001 yılında Ses Salkımları adlı kitabı ile Orhon M. Arıburnu Şiir Ödülünü, 2007 yılında Tek Vuruş adlı kitabı ile Behçet Necatigil Şiir Ödülünü ve 2019 yılında Hasır Lokantası adlı öykü dosyası ile Senur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülünü aldı.

Şiirlerinde imge yoğunluktadır. Düz anlatımlardan kaçar, sıradışı bir şiir kurgusu oluşturur. Son öykü dosyası Hasır Lokantası Manos Kitap tarafından basıldı. Hasır Lokantası, geleneksel hikâyeciliğin ötesinde modern öyküye yaslanmakta. Öykülerdeki sadelik dikkat çekici. Bugünün insanının sesini yansıtmakta. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Köse Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Mart 1970 yılında Gaziantep’te dünyaya gelen Hüseyin Köse, 1993’te Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. 2003’te İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde Pierre Bourdieu üzerine hazırladığı teziyle doktorasını verdi.

Haber Merkezi / Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hüseyin Köse; 1995 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülleri ve1998 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri “Mansiyon” ödülleri, 1998 Arkadaş Z. Özger ve 2003 Orhon Murat Arıburnu Şiir ödülleri, 2011 Kuşadası Mavi Güvercin ve Behzat Ay Şiir Ödülleri, 2012 Kıyı-Ruhi Türkyılmaz Şiir Ödülü, 2008 10. Uluslararası Film Festivali “Sinema Kültürüne Katkı Ödülleri” Yarışmasında “En İyi Sinema Makalesi Ödülü”nü almıştır.

Hüseyin Köse, Kara Perde (2014) kitabında; İran filmlerinin sosyolojik ve sinema sanatı açısından tahlilini yapmaktadır. Şovenist İnşa (2014); yeni bir toplum inşa etmenin, aslında toplumsal gerçekliğin televizyon, bilgisayar, vb. iletişim araçlarıyla imhası, yıkılması, hayatın en verimli anlarını televizyon karşısında geçirilmesi, diğerleriyle araya kırılgan ve ışıktan bir duvar örülmesinin maşeri duygusu üzerine yakılmış eleştirel bir ağıt üslubuyla ele alır. Köse, Şair ve Taifesi (2015) kitabı; eleştiriler, söyleşiler, polemikler ve denemelerden oluşmaktadır. Kitapta; şairlerin ruh tahlilleri yapılıyor ve şiirin acıyı bile erginleştiren iklimini ele alır.

Köze bakma durağı”

Denizini yanında götüren ada’ya
Ece Ayhan’ın anısına saygıyla
Odur ki hayatımızdır
Ödünç rüyalarda şaraba doygun kalabalık
Akkordan gecelerde günü odaya yüklemiş som bir baykuş
Merheme yarası olan şairdi, salyangoza toprak
Zorlanmazsa çıkmayacak
Koyu bir de tentürdiyot kokusu hep devlet muhitlerinde
Zinhar binmeyecek faytonlara dehşetengiz ablalar artık
Ölüm nanik yapmayacak
Odur ki hilkatımızdır
Ödünç şiirlerde şaraba doygun tenevvürler
Cinnet başlangıcımız ve sonumuzdur
Gövdesiz yaralar kalır hep şairlerden geriye
Yoluk kuşlar gibi kanatsız dalarak uçan taşra külhanbeyleri
Tünemek hususunda mahir, balkonları yarım aralık
Uykularda bir fasıl hiç düş görülmeyecek
Bir de sabahları bazen açıklara vuran bakışsızlık
Boğulmuş bir kedi şahsiyet duvarlarında
Çok eski adıyladır, bilinir bilinmez bazen
Siz ey artık parmakları yüzüklerden tanıyan çocuklar
Ecegil dehlizlerde pişpirik oynayan fırıldaklar
Dolaşır daha doğmadan tenimizde tırpanıyla zebani günler
Bir,
Kımıldadıkça ama kalbinde temmuzun Kınar Hanım’lı denizler
İki,
Bilin ki
Artık takvimler değiştirilirken bir gün yitmeyecek!

“Sarhoş atlar zamanı”

Yorgundur, atsız halatsız
çıkılmış tepelerin gökyüzü.
Yolda büyüdüm ben, işkilli
obua çalgılarıyla,
yolda büyüdü çıramın
zulme dolanmış fitili.

Sebepsiz yelesi gitmelerde, boyası dökük
yadırgı kamyonetlerin,
sokulurduk sanki biz bize, üstümüzde
çırpınan muşambalarla bir hilkatti,
sanki rüzgarı sakatlayan bir attı
dünden alacaklı yatılmış
gecesi bezirganların.

Sarhoştur,
atsız halatsız
çıkılmış tepelerin
gökyüzü.
Dayanaksız, nüzullü
bir bedenin gündüz çırpınışında
sürmeli bakışlarla
üşüyen kürdevleri,
sürerken sevinç uykuda
taze ellerden yanaklara
doğru,
paslı teneke sesleriyle
uyandırırlardı.

Günışığı dondurulmuş şafakta
gezinen aylar gibi
solgun, sapsarı
neresinden tuttuysam
aydınlığı hep sarhoş
bir günün üzerliği,
acı bir yaprak gibi
önüme durdu.

Paylaşın

Hüseyin Kıran Kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında Amasya’da dünyaya gelen Hüseyin Kıran, ilk ve orta öğrenimini Amasya’da tamamladı. Siyasi nedenlerle üniversite eğitimini yarıda bıraktı. Aynı nedenlerle 10 yıl cezaevinde kaldı. 2004’te şiir ile edebiyata başladı.

Haber Merkezi / Şiirleri, Defter, İzlek ve E dergilerinde yayımlandı. İstanbul Telif Ofisi ve Gümüşlük Akademisi’nin verdiği Edebiyat Bursu’nu alan ilk kişi oldu. İstanbul’da yaşayan şair, evli ve bir çocuk babasıdır. 2004 yılında Madde Kara adlı şiir kitabı ile başladığı edebiyat yaşamını 2006 yılında yayımlanan Resul romanı ile sürdüren Hüseyin Kıran, daha çok Resul romanı ile tanınır.

Şairlikten gelen ve şiir yazmayı özel ve zor bir alan gören Kıran; roman yazmayı, suyun akarını bulması gibi kolaycılık olarak görür. Eleştirmenlerin romanlarında anti-kahramanlar yarattığı görüşüne karşı çıkan yazar, yazma amacının dünyayı anlamak olduğunu belirtir. Kahraman yaratmak yerine dünyanın yaşamak için zor bir yer olduğunun farkına vardırmayı önemser.

Romanlarını kurgulamadan yazdığını, “kalemin gelişine” ifadesi ile açıklar. “İçimde katledilmiş bir varlığın izlerini buluyorum” diyen Beckett’e göndermede bulunarak yazdıklarında içimizde ve toplumdaki kapalı, karanlık alana ışık tutmaya çalışır (Doğan 2014). Romanlarında karakterler ve olaylar sıradandır; Gecegiden’de olduğu gibi gerçek dünyayla bilinç arasındaki çelişkinin, anlamların kendi yarattığımız yalan dünyada yer bulmasıdır.

Bu yönüyle alegorik dilinde, şairliğinin etkisi görülür. Dilde açılan boşluğu kültürün doldurduğunu düşünen yazar, böyle bir ortamda kalıplardan kurtularak yeni bir şey söylemeye ve üretmeye çalışır. Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır’da, okur; şiirsel dilinin yanında Ruhi Bey’in dogmalarla ve toplumla çatışan bilincini, kutsal kitaplara, ayetlere, surelere göndermeler yapan zengin bir dille buluşur.

Romandaki akıl hastahanesi; kötülüğün, dışarıda bırakılan veya kapatılanların var olduğu, yaşadığımız dünyanın metaforudur. Madde Kara’da yazdığı “hayatı hıncın mükemmel terazisiyle tarttım / sarı sanrılarla yıkadım yüzümü / kendime kelimelerden binalar yaptım” dizelerindeki hayatı sorgulama ve içinde biriken hınç duygusu; Küstah adlı şiir kitabında, karşı çıkışları, isyanları sınırsızlıkla özdeşleştiren bir üsluba dönüşür.

Hüseyin Kıran için yazılarında hayatı sorgulamanın yanında yaşadıklarını, acılarını, isyanlarını dile getirmek önceliklidir. Son romanı Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’da edebiyatın, edebiyat formu içinde kalınmadan insanı anlamaya çalışan; yer yer insana müdahale etmeye, değiştirmeye uğraşan bir yapıda olması gerektiği düşüncesi gerçekliğe kafa tutan bir dille aktarılır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Haydar Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Ocak 1956 yılında Trabzon’un Araklı İlçesine bağlı Yeşilce Köyünde dünyaya gelen Hüseyin Haydar’ın asıl adı Hüseyin Öztürk’tür. Ortaöğrenimini Trabzon ve Erzurum Atatürk Lisesinde tamamladı. Bir süre İstanbul Ticari Bilimler Akademisinde öğrenim gördü. Son sınıftayken geçirdiği bir iş kazası sebebiyle öğrenimini tamamlayamadı.

Haber Merkezi / De Yayınevinin yanı sıra Yazko Edebiyat, Somut ve Yazko Çeviri dergilerinde teknik yönetmenlik ve yazı kurulu üyeliği ile Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlik yaptı. Uzun yıllar reklam şirketlerinde reklam yazarı olarak çalıştı. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olan Hüseyin Haydar, Acı Türkcü adlı kitabı ile 1981 Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Şiirleri uluslararası Lotus dergisinde İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça dillerine çevrilip yayımlandı. Ürünleri aynı zamanda ABD, Bulgaristan ve Romanya’da çıkan Türk Şiir Antolojilerinde yer aldı. Hâlen Aydınlık gazetesindeki köşesinde yazılarını yayımlamakta, İstanbul’da yaşamakta ve yazı çalışmalarını burada sürdürmektedir.

Toplumcu şiire 1980’li yıllardan sonra ivme kazandıran Hüseyin Haydar’ın ilk kalem ürünleri 1979’da Sanat ve Toplum dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonra toplumcu gerçekçi bir anlayışla kaleme aldığı şiirleri Somut, Sanat Emeği, Edebiyat Cephesi, Türk Dili, Varlık, Yazko Edebiyat, Adam Sanat ve Milliyet Sanat gibi pek çok dergide yer almıştır. Hüseyin Haydar’ın Sanat ve Toplum dergisinde yayımlanan ilk şiirleri işlediği temaları rahat ettiren kuruluşlar olarak görülür. Aşk ayrılık, ölüm gibi temaları lirik çocuk duyarlılığıyla işlediği şiirlerinde yöresel dil özelliklerini kullanmadaki becerisi ile dikkatleri üzerine çekmiştir

Asiltürk’e göre yayımladığı şiir kitaplarının arasındaki 7-8 yıllık aralar şairin seçici bir tutumla hareket ettiği şeklinde yorumlanabilir. Şiire başladığı yıllardan itibaren kendi içinde bütünlüklü bir şiir peşinde olan Hüseyin Haydar, söyleyişte yalınlığı esas alır. İmgeselliğin abartılması ona göre, şiirin özündeki saflığı bozmaktadır. Onun anlayışına göre şiir her şeyden önce ‘söz’dür ve bu nedenle de doğal, içten olmak durumundadır. Şairin ilk şiir kitabı Acı Türkücü; kitaplaşma sırasında bazı şiirler, bazı şiir öbekleri ve hatta bazı tehlikeli imgelerin kitabın toplattırılmasına yol açacağı düşünülerek çıkarılmasına karar verilip 1981 Aralık ayında eksikleriyle yayımlanmıştır. Kitaptaki şiirlerde 80 öncesi dönemin tekinsiz havası ve her an ölümle burun buruna yaşama endişesi sezilmektedir. Kitap büyük bir beğeniyle karşılanır ve kısa sürede tükenir.

Sindirilmeye çalışılan insanın, halk düşmanı güçlere boyun eğmeyen, sevdalı, ezgili direnişi niteliğindeki Kara Şarkılar (1983)’daki şiirler devrimci bir yürekle yazılmıştır. Afşar Timuçin, bunu “Kara Şarkılar’da ak şiirler” diye tanımlamıştır. Sudan Gövde (1993) ile poetik duruşunu belirginleştiren ve dilini olgunlaştıran Hüseyin Haydar, aynı zamanda kişiliğini bulmuştur. Nitekim Asiltürk de Sudan Gövde’yi şairin ustalık eseri olarak kabul eder ve bu kitabı farklı, ileri ya da özgün yapan temel özelliğin “Yenibütün Bildirisi”ni aşarak “imgeyi ve gerçekçi bakışı yetkinlikle harmanlaması” olarak belirtir

. Şair Zor Günlerin Şiirleri (2011)’nde toplumcu anlayışını iyice belirginleştirir. Bu kitapta tarihsel ve mitolojik söylem öne çıkar. Okurunun karşısına; Ergenekon demircisi, Kava, Spartaküs, Nesimi, Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedrettin ve Kuvayı Milliye kahramanlarını çıkarır. Doğu Tabletleri (2012), bir yandan modern Türk şiirine bulaşan pek çok hurafeyi yıkarken, öte yandan şiiri, toplumsal mücadele alanına sürer. Güncel gerçeği, derin tarihsel boyutlarıyla kavrayan şiirler, imge yapısıyla da Türkçenin söz gücünü yansıtır. Hüseyin Haydar, zalimce saldırılara uğrayan Ortadoğu ve Asya halklarının mücadelesinin sanat boyutuna, Tabletler’le karşılık verir. Aynı zamanda Batı’nın saplandığı bunalımı gösterir. Kitap 2003’te Amerika’nın Irak’ı işgal sürecinde yazılmaya başladığı için ilk şiirlerin konusu bu işgaldir. Şair gözünü daha sonraki şiirlerinde Ortadğu ve Asya coğrafyasına çevirmiştir.

Şair isyankâr söyleminin dozunu İsyan Makamı (2012)’nda zirveye ulaştırır. Lirik gerçekçi ya da Cahit Külebi’nin söylemiyle “devrimci romantik Hüseyin Haydar” bu kitabıyla toplumcu şair duruşundaki istikrarını korur ve toplumsal mücadelenin coşkusunu, şiirin diri sesiyle tarihin içinden yükseltir. Kavga Ölüm ve Esmer Aşk (2015) 12 Eylül ve 12 Mart’ın atmosferini yansıtır. Şair, Batı Asya’da insanlığın büyük direnişine İsyan Hakları (2017)’yla destek vermiştir. Andaç, şiirdeki çizgisini bozmayan şair için “Onun, her kitabıyla, bize açtığı yeni bir kapının ardında hayatın solunan yanlarını, insanın o evredeki trajedisini, ömür denilen şeyin sürüklendiği ‘an’ların, ‘durum’ların resmini sunduğunu görürüz.” değerlendirmesini yapmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Atabaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Temmuz 1942 yılında Trabzon’un Vakfıkebir İlçesinde dünyaya gelen Hüseyin Atabaş, 27 Şubat 2019 yılında Ankara’da yaşamını yitirmiştir. Yalıköy İlkokulu’nda eğitimine başlamıştır. Erzurum’da Ilıca İlköğretmen Okulu parasız yatılı sınavını kazanmış fakat devam etmemiştir. Elazığ’a oradan Kütahya’ya giden şair, Kütahya Lisesi’ne başlamışsa da lise eğitimine Trabzon Lisesi’nde devam etmiş ve Ankara’da tamamlamıştır.

Haber Merkezi / Lise eğitiminden sonra çalışma hayatına atılan Atabaş, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olmuştur. Ordu Pazarları Başkanlığı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışarak emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra ise Ankara Üniversitesi TÖMER’de çalışmıştır. TRT İnt Televizyonu, TRT Ankara Radyosu ile özel radyolarda edebiyat ve kitap tanıtım programları hazırlayıp sunmuştur.

1961 yılında ilk şiirine bir okul dergisinde mürekkep kokusu bulaştığını söyleyen şairin “Kardeşçe” adlı ilk şiiri Kütahya Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Kimi şiirleri Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca’ya çevrilmiştir. Edebiyatçılar Derneği kurucularından olan Hüseyin Atabaş, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Dil Derneği gibi kültür-sanat kuruluşlarında da görev almıştır.

Eserlerinin yayımlandığı dergi ve gazeteler şunlardır: Ankara Kültür ve Sanat Rehberi, Aydınlık, Bahçe, Barış, Biçem, Bir Yeni Biçem, Broy, Cumhuriyet, Cumhuriyet Dergi, Cumhuriyet Kitap, Çağdaş Türk Dili, Çağrı, Çete, Damar, Deliler Teknesi, Dize, Dönemeç, 4 Mevsim, Düşlem, Edebiyat ve Eleştiri, Haber Türk Ankara, Halkoyu, Hürriyet Gösteri, Günlük Haber, Kıyı, Kum, Lacivert, Mor Taka, Oluşum, Özgür Edebiyat, Özün, Patika, Pencere, Saçak, Sanat Dünyası, Sincan İstasyonu, Siyah Beyaz, Şiir Odası, Şiir Ülkesi, Türk Dili, Türkçe Yazıları, Ünlem, Varlık, Yazın, Yelken, Yeni Biçem, Yeni Ortam, Yeni Politika.

1974 Demokratik Sol Dergisi Şiir Ödülü’ne, 1994 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne, 2005 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne, 2009 Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne, 2014 Enver Gökçe Şiir Ödülü’ne, 2017 Sunullah Arısoy Şiir Ödülü’ne ve 2017 Kıyı Dergisi Emek Ödülü’ne layık görülmüştür.

Toplumcu gerçekçi şiir anlayışını benimseyen şair, şiir sanatına olduğu kadar toplum sorunlarına da duyarlı olmaya çalışmıştır. Onun şiiri topluma sanatlı bir üslupla imgeler yoluyla ulaşmaya çalışır. Cemal Süreya, Hüseyin Atabaş için, “güzel şiir söylüyor. Türkçeyi güzel kullanıyor. Toplum sorunlarını işlediği öyle yerler var ki, ilerisi için umut uyandırıyor.” der. Şiirinin kökleri bir yandan halk kültürüne bağlanmaya çalışırken bir yandan da sanat inceliğini ve imge zenginliğini bir cazibe unsuru olarak kullanır.

Şükrü Erbaş, “Atabaş’ın şiiri tematik olarak bir eşik şiiridir.” der. Bu durum şairin iç dünyası ile hayat gerçekliği arasında yaşadığı bir takım karşıtlıkların ürünüdür. Atabaş’ın aşk, hayat ve bu bağlamdaki incelikler üzerine dilkkatleri, şiirlerinin ana izleğini oluşturmaktadır. Bununla birlikte “eşik”te duran şair, şiirini hayattan soyutlamamaya da özen göstermiştir:

“Kabarmış toprağı / toprağın üzerindeki dumanı, / dilim dilim bir açlığı yazdım; / insanı bilen toprağı dağa taşa/ en acısı / toprağı bilmeyen insanları yazmak zorundaydım.”

Bu noktada şairin, sanatı politikayla ilişkilendiren tutumundan da söz etmek gerekir. Atabaş, şairin politik ve poetik birikimi olması gerektiğini vurgulamakta, şiirin sürekli yenilenen ve gelişen, yeni durumlara ayak uyduran “sözün simyası” olduğunun unutulmaması gerektiğini söylemektedir. Atabaş, toplumcu bir yaklaşımla şiirlerini kaleme almış, eleştirel tutumunu her zaman ön planda tutumuştur. Türk şiirinin 70’lerden başlayarak 2000’lere ulaşan kuşaklarının bir parçası olarak önemli eserler vermiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hüseyin Avni Cinozoğlu (Hüseyin Akıncı) Kimdir? Hayatı, Eserleri

1955 yılında Karabük’te dünyaya gelen Hüseyin Avni Cinozoğlu (Hüseyin Akıncı), 4 Eylül 2015 yılında akciğer kanseri teşhisiyle Safranbolu’da yaşamını kaybetti. 1972’de Safranbolu Lisesi’nden mezun oldu. 1977’de bitirdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde daha sonra doktora yaptı.

Haber Merkezi / İktisat Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Enstitüsü’nde yüksek lisansa katıldı. Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla “Paflogonya’da Eski Bir Güneş Saati” adlı belgesel filmi çekti. Baskıya hazır halde bir şiir, iki roman ve iki deneme kitabını ardında bıraktı.

Zokev’in Zonguldak Tabip Odası ile birlikte düzenlediği Dr. Arslan Ebiri deneme yarışmasında; “O.Günay’ın Kibriya Şiir Kitabı Ana Ekseninde Madenci- Şairin Şiir Serüveni; Devrim; Psikopatoloji ve Mistisizm İzlekleri Üzerine Bir Deneme” başlıklı denemesiyle birincilik, Şizofreni Dernekleri Federasyonu ve Bilim İlaç’ın işbirliğiyle 2008’de açılan öykü yarışmasında; “Anton Usta” adlı öyküsüyle birincilik, Albatroslar Yüksekten Uçar adlı şiir kitabıyla 1996 İbrahim Yıldız şiir ödülünde birincilik, Arasta’da Son Seda adlı belgesel senaryosuyla Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Yarışmasında ikincilik ve iki defa da üçüncülük ödüllerini kazandı.

Şiirleri başta olmak üzere, yazıları ve hikâyeleri 1978 yılından itibaren birçok dergide yayımlandı. Yazı hayatının ilk döneminde, anılara, hayatın görünümlerine; yaslı, zaman zaman lirik-romantik şiirlerle özellikle İstanbul’u anlatan, şehir şiirleriyle dikkati çekti. Sonraları bireyin içsel karmaşasını, varoluşçu kaygıları, psikopatolojik haller sergilediği şiirler yeni bir damar olarak belirdi. Bu damar genişleyerek bir misti-metafizik izleklerle egzistansiyalist bir derinlik kazandı. Aralık 2009’da Zalifre Yazıları adlı bir edebiyat-şiir dergisi yayımlamaya başladı.

Eserleri;

Her Şafakta Büyüdüler (1977)
Güller Öksüz Kalabilir (1979)
Masallar Sebiller Güvercinler (1980)
Kerem Denizi Zuhal Yıldızı (1981)
Hamel Burcuna Akan Nehir (1982)
Murat Dağı’nın Askerleri (1984)
Göçebe Bir Çocuğun Düşler Defteri (1985)
Safranbolu’da Tek Deniz Feneri (1991)
İstanbul’da Son Sedefkâr (1993)
İstanbul Unutkan Yosma (1994)
Doruktaki Süreya Yıldızı (1994)
Albatroslar Yüksekten Uçar (1995)
Serçe Umudu (1996)
Kalbimi Çalan Şehir (1998)
Gölgesiz Kandil (2001)
Kör Sahaf (2007)
Lirikya’ya Akan Irmak
Sınır Ötesi (2008)
Sol Kapak Takımında Çatlaklar (2008)

Ödülleri;

1996 İbrahim Yıldız Şiir ödülü / Albatroslar Yüksekten Uçar ile
1993 Uluslar arası Altın Safran Belgesel Film Festivali, Senaryo dalında ikincilik / Arasta’ da Son Seda ile

Paylaşın