Emel İrtem Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Temmuz 1969 yılında Eskişehir’in Seyitgazi İlçesinde dünyaya gelen Emel İrtem, Eskişehir Sağlık Meslek Lisesini tamamladıktan sonra zorunlu hizmeti için Van’da üç buçuk sene görev yapıp 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı bölümüne başladı.

Haber Merkezi / Çeşitli hastanelerde ve ilk yardım birimlerinde hemşirelik yaptı. 2005-2012 yılları arasında Mardin’de yaşadıktan sonra memleketi Eskişehir’e döndü. 2016 senesinde emekliye ayrılan İrtem hâlen Eskişehir’de yaşamaktadır.

İstanbul Üniversitesinde okurken şiirlerini yayımlatmaya başlayan İrtem’in metinleri İblis, Sombahar, Ludingirra Varlık, Göçebe, Yasak Meyve, Evrensel Kültür, Şiir Ülkesi, Martı, Gard gibi dergilerde yayımlandı. Divaneliğe Dönen Pergel isimli ilk kitabıyla 1999’da Orhon Murat Arıburnu Ödülü’nü kazandı.

Sonraki kitapları sırasıyla 2005, 2006, 2007, 2009, 2012, 2016 yıllarında Zehirli Rüya, Şeker Farenin Kitaplığı, Marcus’un Lisan-ı Kalbi, Zaviyesi Yıkık Gönye, Sana Seviyem ve Kâğıttan Kapılar isimleriyle yayımlandı. Kâğıttan Kapılar kitabı, şiirlerinden oluşturulmuş seçkidir. Hâlen çalışmalarına devam eden İrtem, ayrıca İşyerinin Sesi dergisinin de danışmanlığını yapmaktadır. Yazma sürecindeki itici kuvvet olarak “iyi olan her şeyden” etkilendiğini belirtir. Şiir yazma sürecini “daha önce yaratılmış iyilik halini bana taşıyan özel an ve bende o yanın yansıması olan, heyecan uyandıran boyut transferi” olarak tanımlar.

Edebiyatı, iki yönlü bir yaratıcılık süzgecinden geçirip hem yazarın hem okurun evirip çevirebileceği bir zaman olarak tanımlar ve orada nefes alıp verdiğini belirtir.* Etkilendiği ve özellikle sevdiği yazarların başında Handke, Beckett, Blanchot, Calvino, Bilge Karasu, Yusuf Atılgan, Sevim Burak gibi isimler başta gelmektedir.

“Çarıklı Deniz”

Ben denizi geç gördüm daha önce
bir lâledan içindeydim ılık
akmaktaydım tersine nal seslerini
işitirdim şıngır şıngır ederdim
ay bana gülerdi yüzme bilmediğim için

Bu sırça zen çatlayıp su ile
eğleşirken ben de eğildim bir
iç denize ve nalları olmayan
denizatlarını gördüm meğer
ele geçmezmiş denizin altında gün
sabilerle denizin üstünde yürüdüm

Suyun oylumunda bir eşkin yürüyüştü o
çarığına gün değmemiş ve gönül oyunu bilmeyen
yüzmeyi de öğrenemez sırça kabuk daralır
iç deniz, balıksız, lâci deniz yarılır
giyer çarıklarımı, yüzer aylamda yüzsün
orda durmuş bekleyen Musa da ona gülsün
beni de efsûn ile güneylesin ıslatsın
gök çatının altında hoyratlığım artsın
muhtemel ki kalbime gömülmüş nazar ile
adı deniz olan çatır çatır çatlasın

Çünkü şirpence gibi akmış coğrafyasından
ve üstünde rutubet kokusuyla atlasın
son sözcüğe döküldü ‘işgal kötü bir şeydir’
benim son sözcüğüm, içinde deniz olan
avuçlar gibidir tutulması yasak
ruh ona dokunur ve mavi olur aşk

Bakınız buraya bakınız karanlığa bakınız
Karanlıkta ışıl ışıl yansın avuçlarınız
Beykoz da bir kenar mahalle
Çarıklı bir şehzade
Cam üflüyor aşk ile
deniz de ona yangın

“Kara yazı”

Mektup yanar pervane döner.. sen nasılsın
Gönlümden bir yol geçer.. sen nasılsın
Sonra kapı açılır, açan korkar, vıy der kaçar
Bu kül bahçesinde sakin bir su mürekkep
Yanan dünya ıslansın.. peki sen nasılsın

Elimde bir zarf, bir yaz bir kış
Sonra bir tas deniz içinde tufan var
Ekseninden kaymış bakış, bu yedinci çember
Ben neredeyim bu kadar hayata yakışıksız
Mezarlıklardan taşıyor ölüler… sen nasılsın

Meydanı olmayan bütün coğrafyalar benim
Denizsiz bir kentte giyiniyor hayâl
Bana yazdıklarını okudum anladım
Gölgesine sığındığım bu hikâyede mahşer
Kapı artlarından eşiğime gülümser
Söyle yârim… ademden beri sen nasılsın

Saz sustu, keman sustu yaz şimdi sen yaz şimdi
Kapı tufan kapısı
Vııııy… vıııy
Konuşur kendi kendine
Gıcııır… gıcııııır
Eğer beni soracak olursan…
eh!.. ben de iyiyim..

Paylaşın

Emel Güz Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mayıs 1974 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Emel Güz, sırasıyla; Kayseri Ahmet Paşa İlkokulu, Malatya Mehmet Âkif Ersoy Ortaokulu ve Malatya Sümer Lisesinde okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Asıl adı Emel Budak olan şair, resmi işlerde bu adı kullanmaktadır.

Haber Merkezi / 2005’ten beri Ankara’nın Sincan ilçesinde serbest avukat olarak çalışan Emel Güz, yazı çalışmalarını da burada sürdürmektedir. Şiirle iç içe olan sanatçı, “Beş” şiiri ile 1998 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü (birincilik) ve “Zührenin Boyama Kitabı” adlı şiir dosyasıyla 1999 Arkadaş Zekai Özger Şiir Jüri Özel Ödülü gibi ödüllere layık görüldü.

Emel Güz’ün “Papatyalar ve Küller” adlı ilk şiiri 1996 yılında Dört Mevsim Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nde yayımlanmıştır. Daha sonra yazdığı şiir ve denemelerinin yanı sıra kendisiyle yapılan söyleşiler; Varlık, Şiir Odası, Edebiyat ve Eleştiri, Düşeyaza, Poetik’us, Uç, Kül, Kum, Yasakmeyve, Hürriyet Gösteri, Sincan İstasyonu, Düşlem, Damar ve kitap-lık gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ciddi Hayal (2000) şairin yayımlanan ilk şiir kitabıdır.

Binyazar, şairin ikinci şiir kitabi Ruhum Gövdemde Değil (2010) ekseninde şiirini şöyle değerlendirmiştir: “Emel Güz, ‘Şiirim: Tıpkı Ben!’de ‘Ben hayata şiirle başladım. Babamın kâğıt ömrüne sözcük doğdum’ diyor. Doğum, yaşamsal sürecin bilinçdışı evresidir. Emel Güz, ‘sözcük doğdum’ söylemiyle bu süreci algısal bilince dönüştürüyor; bunu ‘şairim, ruh bilimcisi’ sözüyle de perçinliyor. Emel Güz’ün şiirinin şifresi ‘sözcük doğmak’, ‘ruhbilimcisi’ söyleminde aranmalı. Bunu, Ruhum Gövdemde Değil kitabının şiirine giriş olsun diye yazdığı güncesinde açığa vuruyor. (…) Emel Güz, şiirinde geniş boyutlu tablolar çizerek iç dünyasında dolaşıyor. Ruhum Gövdemde Değil kitabında, şiirsel söylemle yetinmeyip düzyazı alanlarına açılıyor. Şiir, elbette ruhsal çözüm arayışlarının aracı değil; ama onsuz da olamaz. Güz, şiirinde bu dengeyi canlı tutuyor. Şiirsel söylemi, yaşananlarla ruhun içsel boşlukları arasında sıkışıp kalmıyor, özgürce dile getiriyor söyleyeceklerini.”.

Emel Güz’ün babası şair olduğu gibi kardeşi Orhan Göksel de bir şairdir. Her ne kadar babalarının, onların şairliklerinin oluşmasında etkisi olsa da gerek Emel Güz gerek Orhan Göksel kendi özgünlüklerini yakalamışlardır. Emel Güz: “Babamın gölgesinde kalmamak için soyadımı bile değiştirdim. Edebiyat dünyası çok sonra öğrendi benim Abdülkadir Budak’ın kızı olduğumu ve şaşıranlar oldu. Fakat bugün hâlâ babamın gölgesinde kaldığımı, bundan kurtulmak için polemik yaratacak, babamı karşıma alacak yazılar yazmam gerektiğini söyleyenler bile var. Ben bunlara aldırmıyorum ama içten içe bu kadar farklı bir şiir yazmamıza rağmen gerçekten onun gölgesinde miyim diye de düşünüyorum zaman zaman.” diyerek konu hakkındaki düşüncelerini dile getirmiştir.

Topaloğlu, Güz ‘ün son şiir kitabı Tabiat Bende Değil (2017)’i şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Kendine dönük öfke ve küskün bir sesle şiirler söylüyor Emel Güz. ‘Ben kendime baktım’ diyor şair. Değişik anlamlar çıkarılabilecek bir söz; hem de kitabın sorunsalına dikkat çeken bir dize olarak yorumlanabilir… ‘Ben kendime baktım’ ey okur, sen nereye diye bir soru olarak okunabileceği gibi herkes kendine baksın, ben kendime baktım uyarısı olarak da düşünülebilir. (…) Yalnız ruhu değil, dili değil, varoluşu kaos olarak, bir kaotik hal olarak algılayan şairin öfkeleri, küslükleri, kırgınlıkları yansıyor şiirlerine”.

Onlar Şair Değildiler (2012) Emel Güz’ün, otuz yıllık üç kuşağı kapsayacak bir genişlik içinde; en büyüğü seksen yedi (Sedat Umran), en küçüğü otuz yaşında (Gonca Özmen) olmak üzere yaşayan otuz iki şaire yer verdiği bir tür tezkiredir. Kitabın hemen ilk sayfası Latîfî’nin “Der kıyâmet ne-ressed şi’r be-feryad-kesî” dizesi ile açılır. Onaran, eseri şöyle değerlendirmiştir: “Emel Güz’ün ‘Saklı Güldeste’si”nde! Sina Akyol, Ahmet Ada, küçük İskender, Yücel Kayıran, Veysel Çolak, Mehmet Can Doğan, Hüseyin Peker, Hüseyin Alemdar gibi daha nice birbirine benzemeyen, ama birbiriyle bütünleşen ozan. Ucu açık arkadaşlıklar… Belki sevi ilişkisine gülümseyen, ama yakınlıkları koruyan arkadaşlıklar. (Onaran 2012). Emel Güz’e göre şiir “depresyonun yerleşme aşaması”dır ve depresyondan çıkmak için yazılan şiir yine depresyona götürür. Şair bu anlayışını şiirlerine yansıtmış ve günümüze kadar sürdürmüştür. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Elif Su Alkan Kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Şubat 1962 yılında Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde dünyaya gelen Elif Su Alkan, şair ve yazar Erdoğan Alkan’ın kızıdır. İlköğrenimini Ankara’da tamamladı. İstanbul’da büyüdü. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesini ve Brüksel’de Ceria Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu’nu bitirdi.

Haber Merkezi / Büyük kentlerin yaşantısı kendi yaşamını da çeşitlendirdi. İstanbul’a dönüşünde bir süre Fransız Konsolosluğunda çalıştı. Günaydın Gazetesi dış haberler bölümünde gazeteciliğe geçti. 1984’te Paris’e yerleşti. 4 yıl Türkiye Büyükelçiliğinde görev aldı. Yaklaşık 15 yıldır Sipa Press Fotoğraf ve Basın Ajansı’nda çalışmaktadır. Pariste yaşayan Akan, evli ve iki çocuk annesidir.

Melankolik bir Türk kadın şairi olan Elif Su Alkan’ın şiirleri Varlık, Türk Dili , Edebiyat 81, Yazko Edebiyat ve Berfin Bahar dergilerinde, Fransa’da Aujourd’hui Poeme, Poesie/Premiere ve Midi dergilerinde yayınlanmaktadır. Şiirlerinde önceleri çocukluk özlemlerini, genç kızlık duygularını dile getirdi. Düşlerin şairi aslında gerçek yolculuğu hep kendi iç dünyasında yapar.

Alkan’ın şiirleri; yalın olan bir anlatımla aktarılan anılara benzerlik gösterir. Serbest ölçüyle yazdığı şiirlerinde; yaşadığı doğal ve sosyal çevre, özlem, insan sevgisi konularını işler. Şiirlerinde çocukluk özlemlerini ve büyük kentlerin yaşamını dile getiren şair Elif Su Alkan, 2002 yılında Fransızca ve Türkçe olarak yayımladığı “İstanbul Çok Uzaklarda” adlı şiir kitabıyla hem Türkiye’de hem de Fransa’da kendinden söz ettirmiştir.

“Gezgin düşler”

Paris Kasım onaltı
İstanbul çok uzaklarda kaldı

Bendeniz
Eski sevgiliniz
Portakal ağaçlarının altında
Uyuyan kız

Duyuyor musun sesimi

Kapıların altından ışık sızmıyor
Sokaklar ses vermiyor

Yüreğim ölü bir deniz

Bir kadın geçti önümden
Saçlarına yuva kurmuş martılar
Seine nehri akıyor gözlerinden

Ey sevgili nerdesin

Bu gezgin düşler neden
Paris-Fransa

“Küçük adam”

Usulca girdi kapıdan
Sanki utanıyor gibi
Boyu boyuma yetişmiş
Daha bir güzelleşmiş
Minik elleriyle tuttu
Yüzümü avuçlarında
Öptü öptü gözlerimden
Koşup gitti odasına

Penceremden ay göründü

“Şiirin kokusudur dağılan saçlarından”

Hatırlıyor musun o nisan sabahı
Gökyüzüne dokunabilirdin
Uzatsaydın minik ellerini
Kuşlar cıvıl cıvıldı etrafında
Ninni bebek ninni

Nasıl mutluydum nasıl
Öyle ferahtı içim
Ben de artık anneydim
Anımsar mısın tatlı kızım
Ne maskaralıklar yapardım
Seni güldürmek için

Beşiğin gül bahçesi
Yüreğim ilkyaz
Bütün gün parklarda gez babam gez

Seninle uyuyup seninle uyanırdım
Ne sevda ne koca umurumdaydı
Sarı papatyam koynumdaydı

Gecenin bir yarısı başlardın ağlamaya
Emdikçe her yanın süt içinde meleğim
Uyutacak yere seni dans ederdim karşında
O saatte keyfine diyecek yoktu bebeğim

Yürüdün koştun birden kaydın avuçlarımdan
Bahar çiçek açtı bal rengi gözlerinde
Siirin kokusudur dağılan saçlarından
Dizelerin büyüsü kaçamak sözlerinde

On üç yıl nasıl geçti hiç anlamadım
Boyun boyumu aştı fidan gibisin
Dün bugün ve yarın sevgili kızım
Günün yirmidört saati yüreğimdesin

Paylaşın

Zuhal Tekkanat (Elif Sorgun) Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Ağustos 1938 yılında Ankara’da dünyaya gelen Zuhal Tekkanat, 27 Ekim 2019 yılında hayatını kaybetti. Halime Melahat Hanım ile Kâzım Tekkanat’ın kızıdır. Dört çocuklu bir ailenin ilk kızı olan şair, Cemal Süreya’nın eşidir. Öykücü ve romancı Mehmet Seyda eniştesidir. Şiirlerinde Cemal Süreya’nın verdiği Elif Sorgun imzasını kullanmıştır.

Haber Merkezi / İstanbul Merdivenköy İlkokulunu, Erenköy Kız Lisesini ve Özel Moda Kız Enstitüsünü bitirdi (1955). Henüz on sekiz yaşındayken geleneksel usullerle askerî bir hakimle evlendi. Yedi yıl süren bu evlilikten bir kızı doğdu. Uzun süre devlet memurluğu yaptı. Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü ile aynı kurumun İstanbul ve Ankara şube müdürlüklerinde, SSK Fındıklı İnşaat Müdürlüğünde çalıştıktan sonra 1987 yılında emekli oldu.

1966’da Yelken dergisini yönetti, Yeni İstanbul ve Cumhuriyet gazetelerinde sanat sayfası muhabirliği yaptı. Yelken dergisini yönettiği süreçte Cemal Süreya ile tanışan Zühal Tekkanat, Ağustos 1967’de ünlü şairle evlendi. Bu süreçte şiirleri yayımlanan Tekkanat, devlet memurluğu yaparken aynı zamanda kitaplarından telif ücreti alması kanunen yasak olduğu için Cemal Süreya’nın teklifiyle şiir kitaplarında Elif Sorgun ismini kullanmaya başladı. Cemal Süreya ile evliliğinden Memo Emrah adını verdikleri bir oğulları dünyaya geldi. 9 Ocak 1990’da eşi Cemal Süreya’yı kaybeden Tekkanat, aynı yıl, 12 Ağustos 1990’da oğlu Memo Emrah’ı da kaybetti.

Zühal Tekkanat, 2013 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide yaşamını dört evrede anlatmıştır: “Çocukluğum; aile içinde… Gençliğim; yedişer yıl olmak üzere, iki evlilikten birer çocuk büyütmekle geçti… Orta yaşı bitirirken, birçok acılar yaşarken düşkünlüğüm edebiyat girişimleri oldu… Bugün yayımlanmış on dört kitabım bulunmakta ve hâlâ yazmaktayım”. Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği ve Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği (kurucu) üyesidir.

Şiirleri ve düzyazıları Kadıköy, Yelken, Papirüs, Türkiye Yazıları, Güzel Yazılar, Türk Dili, Oluşum, Varlık, Sanat Yaprağı, Mavi Ada, Kıyı ve Düşlem gibi dergilerde yayımlandı. Şiir yazamaya çok küçük yaşlarda başlayan Zühal Tekkanat, bu serüvenini şu sözlerle anlatmıştır: “Çocukluğumda okul kütüphanelerinde başkandım. Milli bayramlarda şiirler okuturlardı. İlkokul üçüncü sınıfta “Kar” şiirini yazdım. En büyük hedefim kitap okumak ve giderek yazmak oldu. Annem göçmen torunuydu, güzel türkü söylerdi. Babam askerde yazıcıydı. Ziya Paşa’nın şiirlerini daktilo etmiştir. Salah Birsel’e ezbere şiir okurdu. Ben şiiri genler sayesinde mi kavradım bilemiyorum ama şiirin kendisi bana gelirdi, kedi yavrusu sevilir gibi, şiirle oynamayı seviyorum. Yazdım, yazdım sakladım. Şiir benim gri giysilim, evimin çiçeğidir. Cemal Süreya etkilenmesi hiç olmadı bende. Onun şiiri bana göre değildi. Çoğunlukla aşkla ilgiliydi, benim ısrarım üzerine de sosyal yönü olan şiirlere de yöneldi. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek isterim. İkinci Yeni şairleriyle çok oturdum ve onlardan beslendim. Beni en etkileyen şair, düşünceme ve içtenliğime uygun şair salt Edip Cansever’di”.

1965’te ilk şiir kitabı Gibi’nin yayımlanmasının ardından altı şiir ve yedi düzyazı (deneme, anı, anlatı) kitabı yayımlanan Zühal Tekkanat, ürünlerini Bursa’da yayımlanan Mavi Ada’da sürdürmektedir. Yaşamını “şiirsel” olarak nitelemiş, şiirin kendisine bir anahtar uzattığını söylemiştir. Şiirlerinin iç dünyası ile ilişkisini ise şöyle dile getirmiştir: “Şiir yazmak için çok okumak, etkileri yoğunlaştırmak, fazla duygusala kaçmadan günü görmeyi belirlemek benim için. Özleme gönderme yapılabilir. Bu bazen içe dönük, bazen de dışa dönük olabilir. Şiirin su akışına göre yolları büyür. Örneğin biraz uyusam yeni bir şiir bırakır gelir. Kalkıp da yazamam! Şiir aşk öpüşmesi gibidir. Sıcak ve ıslak bırakır kendini!..”.

Şiirlerinde yaşantısının ve tecrübelerinin yoğun izleri görülen Zühal Tekkanat’ın şiir dünyası üzerine değerlendirme yapan Hasan Akarsu; “Elif Sorgun, gezdiklerinden, gördüklerinden yaşadıklarından üretiyor şiirlerini. Kolay yazıyormuş gibi bir izlenim veriyor. Kayışdağı’nı, duru bir dereyi, el dikmesi ürünleri, Pamukova’yı, çalışan insanları can alıcı özellikleriyle şiire taşıyor. Her ozanın şiiri en çok kendi yaşantısıyla ilgilidir. Oğlu Memo Emrah’a yazdığı şiirinde bunu daha iyi görüyoruz. Sisli bir günde doğumevine gidişini anımsar, doğacak çocuğun adının bir yıl öncesinden konulduğunu, gözlerini babasının kucağında açtığını belirtir. ‘Memo Emrah büyüdü, önce babası öldü, sonra kendisi. Anneye kaldı tüm acılar’. Şimdi şiir kurşun kalem kokluyor…” demiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Elif Sofya Kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Elif Sofya, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Yine İstanbul Üniversitesi Görsel Sanatlar Fakültesinde master eğitimi gördü. Bir müddet resimle uğraşan şair, yazılı basında editörlük de yapmıştır.

Haber Merkezi / Elif Sofya; Sanat, Varlık, Kitap-lık, Yasakmeyve, Edebiyat ve Eleştiri, Cin Ayşe, Natama, Duvar gibi dergilerde şiirler yazarak edebiyat dünyasına girmiştir. Tarih ve toplumun yarattığı düzenin şiire düşman olduğu görüşünden hareket eden sanatçıya göre şiirin savaşımı dille olduğu kadar, o dilin ete kemiğe büründüğü, Ece Ayhan’ın deyişiyle, “kötülük topluluğu”yladır da. Bu anlamda şiir aslında “kötülük topluluğu”na karşı bir iyilik aşısıdır.

Bu düşünceler onun şiir anlayışının temelini teşkil etmektedir. Şair şiirlerinde doğrudan söylemek yerine sezdirmeyi tercih etmiştir. İlk şiir kitabı olan Ters Düşünce 2005 yılında yayınlanmış ve şiirleri böylece toplu bir biçimde okuyucuyla buluşmuştur.

Ters Düşünce’deki şiirlerinde mitoloji ve efsanelerin olanaklarından faydalanarak balıkçıl, yılan, kaplumbağa gibi bazı hayvanlar ekseninde varoluşun temellerini sorgulamıştır. Ters Düşünce’yi Düzensiz (2010), Dik Âlâ (2014) ve Hayhuy (2019) adlı şiir kitapları izlemiştir. Elif Sofya, Germany Edenkoben Künstlerhaus ve Mainz Üniversitesi tarafından hazırlanan The Poetry of Neighbours – Poets Translated by Poets projesinde de yer almıştır.

“İnat”

Daha kara bir sesi olmalı halimin
Kapıları açsam alnımda taşlarınız
Sicimlerin karışıklığına karışsam
Bitecek elbet fırtınamın şiddeti
Çok katmanlı parçamı bırakacağım
Yer, yüzünü açacak ellerime
Yolcular ait olmadıkları yolları
Eskiterek ezerek…
Yer, yüzünü dağıtacak ellerime
Daha kara bir sesin
bulunma vakti
Ay karanlık taş olacak
Alnımdaki taşlarınıza inat

“Kargalar”

Mağaranın dudağında tutuşan yarasa
Geceyi çizdi çığlığıyla
Kırıldı karanlığın korkulukları
Uçtu sudaki ayna

Kargaların kararlı bölgeler düşürdüğü bir evham
Sessizliğin göğsüne yürüdü

Git buradan
Yüzümde yarasını soğutan çocuk
Git buradan
Şimdi, zamandan zehir damıtarak uzaklaş
seni örten bir kalp ara
Kargaların şarkılarında

“Kırılma”

Bir kaç derece sonra kuzey
Eğreltilerin eğimlerin uzağı
Yol yarı aydınlık
Yarı kapalı yağmurun ağzı
Ondan mı
Sarsıla sarsıla değişiyor gÖğün derisi
YÜrüyor yüzÜmÜze suyun ağır aksanı

İrkilmek, geçici ruh hali halimizde
Yolun boyu bazan boyumuza denk
Hem yerin gölgesiyiz
Hem gölgemiz ıssızlık
Bir korku arıyoruz burada
Duraksıyoruz içimizden, dışımızı atıyoruz.
Derken,
Vazgeçtin

Aramızda bir dalı kırdı karanlık.

“Serzeniş”

Geliyordu uzaklardan eteklerini döve döve
bir kuş sürüsü

Yani ruh
ve ruhman sayılan kavmin
en derin rahiyası Hiç.
Hiç gidilebilir değil yollar bulundu
Gaybın adı bulundu
Susmak başladı ağızda
Sıralandı kuşlar, sürü düzgünlüğü gördü
Sonra tarhlar ve temiz gök üzerine
sarkan tarlalar görüldü.

Gör bak nasıl ince bu serzeniş
Engebesiz bir diklenme yaklaşan
Sonsuz sus payı elimize konacak
Dil, yutulmaya yatkın
Sınırları ite kaka yürü git

Paylaşın

Egemen Berköz Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Nisan 1941 yılında Zonguladak’ın Ereğli (Karadeniz Ereğlisi) İlçesinde dünyaya gelen Egemen Berköz, hr ikisi de öğretmen olan Lütfiye Hanım ile Mehmet Akif Berköz’ün oğludur. Tam adı Yaşar Egemen Berköz’dür. Zonguldak’ta Namık Kemal İlkokulu ve Mehmet Çelikel Lisesinin orta kısmında okudu. Bolu Lisesinden mezun oldu (1959).

Haber Merkezi / DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1963). Askerlik dönüşü çevirmen olarak Cumhuriyet Ansiklopedisi’nin kadrosunda yer aldı (1967- 70). R. Durbaş, M. Öneş ve H. Aker’le birlikte Alan 67 (4 sayı, 1965) dergisini çıkardı. Uzun süre reklam sektöründe metin yazarı olarak çalıştı (1970- 97). 1998’den itibaren Cumhuriyet gazetesinde “Salı Kitapları” (Dünya Klasikleri Dizisi) editörlüğünü yaptı. Cumhuriyet Gazetesi Kültür Sanat sayfasını yönett. PEN Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Evli ve iki çocuk babası olan Egemen Berköz İstanbul’da yaşamaktadır.

Şair kimliğiyle öne çıkan Egemen Berköz’ün “Akşam” adlı ilk şiiri 1959’da Yeditepe dergisinde yayımlanmıştır. Çeşitli etkilere açık görünen ilk dönem şiirleri Dost, Ataç, Yelken, Evrim, Alan, Dönem, Yordam, Devinim ve Şiir Sanatı gibi pek çok dergide yer almıştır. Bu ilk çalışmalarından sonra edebî kişiliğini daha açık ortaya koyduğu şiirleri; Papirüs, Soyut ve Yeni Dergi’de yayımlanmıştır.

Çevirileri ise Varlık Cep, Yazı, Yeni Dergi ve Yeni Ufuklar’da yer almıştır. “Biçim sorununa önemle bağlı, deyişlerini kendine özgü bir biçimde yaratarak, (…) günlük yaşamı ve iç coşkusunu (acısını) usun imbiğinden geçirerek verme yolunda yürüyen” (H. Aker) bir şair olarak değerlendirilmiştir. Enis Batur ise şair için “Egemen Berköz’ün şiirinin ağırlık noktası onu taşıyan duyarlıktır. Hüzünlü, kırgın, kimi zaman da öfkeye bulanan bir duygu toplamı göze çarpar bütün şiirlerinde.” değerlendirmesini yapmıştır.

Egemen Berköz’ün ilk şiir kitabı Çin Askeri Ah Devam 1966’da, ikinci kitabı Yalnızlıklar! Yalnızlıklar! 1977’de, üçüncü kitabı Bu Kitapta Sen Nerdesin? 1981’de yayımlanmıştır. Unutma!: Toplu Şiirler (1960-1979), dengeli, duru, inceliklere yönelen şiiriyle 1960 kuşağının özgün adlarından biri olarak kabul edilen Berköz’ün üç kitabını ihtiva etmektedir. İlk kitabı Çin Askeri Ah Devran (1966)’da yer alan şiirleri uzak bir diyarda, karlar içindeki bir dağ (Doğu) köyündeki yalnızlık şiirleri olarak değerlendirilmiştir.

Bu şiirlerinde İkinci Yeni’nin insana hep gizli bir alay havası taşır gibi gelen bulanık imge dünyası içinde belirsizleşen lirizmi de söz konusudur. İkinci kitabı Yalnızlıklar! Yalnızlıklar! (1977)’da mekân, şairin askerliğinin bitimiyle birlikte çetin doğa ortamından kente doğru kayar; artık kent bir zorunluluk ve gerekliliktir. Ancak zaman zaman çekip gitme, savaş alanını terk etme gibi duygular da yaşanacaktır. Üçüncü şiir kitabı Bu Kitapta Sen Neredesin? (1981)’in (1981) en belirgin teması, Yalnızlıklar Yalnızlıklar’ın da ana izlediği olan “ölüm”dür.

Kâhyaoğlu, Berköz’ün şiirini genel olarak şöyle değerlendirmiştir: “1959’la yayınlamaya başladığı ilk dönem şiirlerinde imge ne denli belirleyici olsa da, görece daha yalın ve değişik bir lirizmi içinde barındıran bir şiirle dikkat çekmeye başlamıştı. Evinden, içinden, iç doğasından vazgeçmeyen; yaşanan kırılgan hayatları bir gözlemci olarak kendi ben’iyle dönüştürüp farklı bir şiirsel zemine sıçratan bir şiirle karşılaşılmıştı. Kendi ‘yalnızlıkları’ her şeyin önündeydi. ‘Çocukluğunun ezik türküsü’nü kendi odasında yeniden dillendiriyordu. Doğanın yalınlığı, müziği; Doğu’da yaşanan hayatın acımasızlığı onun şehir merkezli bireyselleşmesiyle çarpıştığı noktada beliren büyülü dizeler olacaktı.”.

Şiir kitaplarının yanı sıra İtalyancadan on kadar kitap ile pek çok şiir ve öykü çevirmiştir. Başlıca çevirileri şöyle sıralanabilir: Kızıl Çöl (Antonioni’dan, 1967), Kim (R. Kipling’den, 1974), Pinokyo (C. Collodi’den, 1975), Amarcord (F. Fellini-T. Guerra’dan, 1976), Senin Köylerin (C. Pavese’den, 1982), Gün Gün Üstüne (S. Quasimodo’dan 1991), Bütün Şiirlerinden Seçmeler (S. Quasimodo’dan, 1995), Sıradan Bir Gün ve Diğer On İki Komedi (D. Fo’dan 1998), Tepelerdeki Şeytan (C. Pavese’den, 2000), Üç Kısa Oyun (L. Pirandello’dan, 2000), Xenia (E. Montale’den, 2000). (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Efe Murat Kimdir? Hayatı, Eserleri

1987 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Efe Murat, Robert Kolej’de okudu. Princeton Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset bilimi okudu; Harvard Üniversitesi’nden Osmanlı tarihi ve İslam felsefesi alanlarında yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı.

Haber Merkezi / Wellesley College’da İslam ve Osmanlı tarihi dersleri vermektedir. Şiirleri, şiir üstüne yazıları ve çevirileri Oda, Adam Sanat, Varlık, Kitap-lık, Yasakmeyve, Heves, Cumhuriyet Kitap, Zinhar, Ücra, Akatalpa, Dize ve Şarapya dergilerinde yayımlandı.

İngilizce şiirleriyle Princeton Üniversitesi 2005 Şiir Ödülleri’nde ikinci oldu. Yayımlanmış kitapları: F’ani Atak (Altıkırkbeş, 2005), Madde (Yasakmeyve, 2005).

Eserleri;

F’ani Atak
Madde

Ödülleri;

2005 Princeton Üniversitesi Şiir Ödülü, ikincilik
2006 14. Uluslararası Felsefe Olimpiyatı, altın madalya

“Yabancılar, yabancılarla tanışık çıktılar”

yabancılar, yabancılarla tanışık çıktılar.
her yerde her yere benzer yerler gördüm.
parkın içinden geçmekten se dışından dolaştım.

ilk girdiğim sokak, ilk tükettiğim yoldur aynı zamanda
darmadağın olduğumda bana takılanlarla yürüdüm.
fark edilmek için reklam panolarının yanında durdum.

bir kişilik merdiven boşluğu bile yeterdi.
yeterdi, karların kapattığı posta kutuları.
gelmeyen mektuplar bana gelirdi; ben de kendime yollardım tekrardan.

öyle bir boşluk düşledim ki ben bile sığdım içine.
boşluk, geçersizlile geçersiz boşlukların içinden geçerek geldim buraya.
yabancılara kendimi anlattım; bir şeyler eklediler kendilerinden.
gideceğin yol geçtiğin yollar olmayabilir: geçişli zaman yabancıları
üstüme örttüğüm örtü, beni benden saklamak içindir
artık lütfen, boşluklarımdan kapatın beni.

“Sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu”

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu.
herkesler herşeyleri biliyorlar artık.
kısaldıkça kısaldı umut uçlarından.
bugün aşı oldum, o yüzdendir insanlara kırgınlığım.

benim çocukluğuma döneceğim bir köyüm yok.
ben, şehirçocuğuyum; doğarken doğrulmuşum
yataktan duvara doğruldum. duvarları rahim belleyip
duvarlardan yürüdüm: duvarın bittiği yerde bittim ben.

çağımı yitirdiğim tarlalar olmaz.
donundan çıkarıp paraları sayar oldu çünkü insanoğlu.
her yiğidin bir otobüse sığışı vardır artık.
boş yere otobüsün arka kapılarını da açtırttım:
‘birileri benim için bir şeyler yapsın hiç değilse.’

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu, güzelim.
istanbuldan sürüklenen poşetler sofra örtüsü bursadan
sofra kuruluna anlattım tüm bildiklerimi: hiçbir şey bilmiyorum artık.
içine girdiğim yaşlı kadınlar hasretimi sererlerdi zaten masaya.
sofralarda başlayan aşkımız bardaklar kaldırılırken biterdi.
ama ben gene de bahşiş bırakırdım tekmil alırken.

sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu

“Yeni bir koltuğun döşemelerini sökerim”

yeni bir koltuğun döşemelerini sökerim
karartmak için odayı; lambanın ağzının
etrafında dolaştırdım parmağınu; suyunu
çekti dil defalarca: geldiniz ama ben seni bekledim!

kurumuşluğum iyice dinlendirdi beni
yalnız geldiniz ama ben sizi bekledim!
ben, döşemenin Üstündeki bir sökÜk gibi.

koltuğumu kapının önÜne sürdüğÜmde
içindeki demir yay fırladı dışarı;

ince bir sökÜk tenimde; çekyat endişesiyle
tüm bekleyişlerim benim, andırır yeni bir mobilyayı.

Paylaşın

Efe Duyan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1981 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Efe Duyan, İstanbul Alman Lisesini bitirdikten sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (OTDÜ) Mimarlık ve Felsefe bölümlerinde lisans düzeyinde eğitim almıştır.

Haber Merkezi / Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Tarihi ana bilim dalında tamamladığı yüksek lisansının ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Tarihi anabilimdalında doktora eğitimi almıştır. Halen MSGSÜ’de Mimarlık Tarihi Anabilim Dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Şair aynı zamanda “Nikbinlik” ve “Sanat Cephesi” dergilerinde editör olarak çalışmıştır. Bugün hâlâ “Çevrimdışı İstanbul” dergisinin yayın kurulunda görev yapmaktadır.

Adını 2002’den bu yana çeşitli dergilerde çıkan şiirleri ve yazıları ile duyuran Efe Duyan, şiirlerini Tek Şiirlik Aşklar ve Sıkça Sorulan Sorular adlı kitaplarında bir araya getirmiştir. Şairin şiirlerinin yer aldığı Takas kitabı ise şair Kemal Özer ile yapılmış ortak bir çalışmadır.

Efe Duyan’ın bazı şiirleri Almanca, Bosnaca, Danca, Bulgarca, Çekçe, Çince, Fransızca, Romence gibi birçok dile çevrilmiştir. Kemal Özer, Duyan’ın şiirini yaşamı söylemek isteyen bir başkaldırı olarak görür. Nitekim Duyan’ın şiirlerinde şiir cümlelerinden oluşan bütüncül imgeye ve dize içi uyuma karşı durulmuştur.

Şair, Tek Şiirlik Aşklar ve Sıkça Sorulan Sorular kitaplarında anlam kapalılığına dayalı şiirsel söylemden uzak kalmıştır. Bu kitaplarda Duyan dilsel dizgenin dışına çıkmadan yer yer idolojik ve siyasi göndermeleri olan kendine özgü bir şiir dili yaratmıştır.

“Şiire yabancı kavramları şiire sokmayı seviyorum” diyen şair alışılagelmiş şiir dilinden farklı olarak şiirinde mimari, teknik, bilimsel kelimelerden de faydalanmıştır. Şiirde kullanılan dil ve içerikten hareketle onun şiirlerini birer arayış şiiri olarak görmek mümkündür.

Paylaşın

Edip Cansever Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Ağustos 1928 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Edip Cansever, 28 Mayıs 1986 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Kumkapı Ortaokulunda başladığı ortaöğrenimini, 1946’da İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Girdiği Yüksek Ticaret Okulu’nu bitirmeden ayrıldı. 1950’de Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976′ dan sonra ise yalnızca şiirle uğraştı.

Haber Merkezi / İlk şiiri 1 Mart 1944’te “İstanbul” dergisinde yayımlandı. “İstanbul”, “Yücel”, “Fikirler, “Edebiyat Dünyası” dergilerinde yayımlanan gençlik şiirlerini İkindi Üstü (1947) adlı bir kitapta topladı. Arkadaşlarıyla birlikte, sekiz sayı çıkardıkları “Nokta” dergisi (15 Ocak 1951 -15 Kasım 1951), şiirinin yeni bir evreye giriş dönemine rastlar. İlk kitabından yedi yıl sonra yayımladığı Dirlik Düzenlik’ te (1954) kendisine özgü bir şiir evreni kurduğu görüldü. Sürekli yazan, yayımlayan bir şair olarak otuz yıla yakın bir süre ilgileri hep üstünde tuttu, şiirlerinin yanı sıra şiir üzerine yazdıkları, söyledikleriyle de tartışmalara neden oldu.

1957’de yayımlanan Yerçekimli Karanfil adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağını’nı; 1976′ da yayımlanan Ben Ruhi Bey Nasılım adlı kitabıyla 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1981′ de bütün şiirlerini bir araya getiren Yeniden adlı kitabıyla da 1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı.,

Şiirlerinde bireyin arayışlarını, umutsuzluklarını, uyumsuzluğa varan yaşam ilişkilerini yansıtmaya çalıştı. Çevresindeki insanların yaşayışlarını etkileyecek, dünyaya bakışlarını değiştirecek bir şiirin aranışı içinde, kapalı bir imge anlayışına yaslanan, bu yüzden yadırganan, “anlamsız” diye nitelenen yapıtlar verdi.

Gerçi şiirselliği düşüncenin alaca bölgelerinde ararken kapalı söyleyişlerin sınırında dolaşıyordu, ama kesinlikle anlamsızlıktan yana değildi. Tersine şiirlerinde anlatmaya, hatta öykülemeye büyük yer veriyor, düzyazı olanaklarından, oyunlardan, konuşmalardan bol bol yararlanıyordu. Çağdaş şiir akımlarındaki gelişmelerle birlikte, yazdıklarının büyük oranda aydınlığa çıktığı görülerek bir düşünce şairi olarak nitelendi.

Eserleri;

İkindi Üstü (1947)
Dirlik- Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parkı (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çağrılmayan Yakup (1966)
Kirli Ağustos (1970)
Sonrası Kalır (1974)
Ben Ruhi Bey Nasılım? (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Şairin Seyir Defteri (1980)
Yeniden (1981,toplu şiirler)
Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
İlkyaz Şikâyetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)
Gül Dönüyor Avucumda (1987,ölümünden sonra)

Ödülleri:

1958 Yeditepe Şiir Armağanı
1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

Paylaşın

Ece Ayhan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1931 yılında Muğla’nın Datça İlçesinde dünyaya gelen Ece Ayhan, 13 Temmuz 2002 günü İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti. Tam adı Ece Ayhan Çağlar’dır. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür.

Haber Merkezi / 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan Hırkaişerif İlkokulu, Zeyrek Ortaokulu ve İstanbul Atatürk Lisesi’nde okudu. Yükseköğrenimini Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı. Gürün, Alaca, Çardak kaymakamlığında bulundu. Mesleğinden ayrılarak İstanbul’a geldi.

Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde çevirmenlik yaptı, çeşitli yayInevlerinde redaktörlük ve editörlükle ugraştı, Türk Sinematek Derneği’nde çalıştı. İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyati geçirdi ve üç yil tedavi gördü ve dönüşünde Çanakkale’ye yerleşti.

İlk şiiri Türk Dili dergisinde yayımlandı. Türk Dili, Varlık, Yenilik dergilerinde çıkan birkaç şiirinden sonra, Seçilmiş Hikâyeler, Pazar Postası, A, Yeditepe dergilerinde yazdı. Günümüz Türk şiirinin “modern ustalarından biri” olarak adlandırılan şair, ilk şiirlerinden itibaren oluşturduğu kendine özgü dille dikkati çekti “İkinci Yeni” tanımı yerine “Sivil Şiir”i önerdi ve kullandı.

Ece Ayhan’ın, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, bir önceki kuşaktan İlhan Berk, o dönemler Garip’in gündelik ve ironik anlayışını terk edip sürrealizme ve daha yoğun bir anlayışa yönelen O. Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte rolü büyüktür. Böylece İkinci Yeni adını alan akım ortaya çıkmıştır. Ece Ayhan’ın ilk yapıtının çağrıştırdığı başka bir yazar da Sait Faik Abasıyanık’tır.

Yaşanılan zamanla geçmiş arasında, düşle gerçek arasında sıkışıp kalmaktan yorgun düşmüş ömrü boyunca bu ikili yaşamdan ötürü gerçekten birtakım belâları yüklenmiş gibi, topluma, doğaya, evrene bakarken iyilik, güzellik, açıklık, yaratıcılık, iyimserlik, umut gibi insanın bir yönünde varolduğu yadsınamayan kavramlarla bir ilinti kurmadı.

1980’den sonraki kitaplarında, yeni açılımlar deneyerek topluma, insanlara bakarken, kendi halinden başkalarının haline yönelişlerinde kurmaya çalıştığı dille şiirin daha önceki evrelerinden “esasta” ayrılarak bu evreleri sert eleştirilerle karşılayanları biraz da haklı çıkaran eğilimler taşıdı.

Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960’lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir.

Eserleri;

Kınar Hanımın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat (1973)
Yort Savul (Tüm Şiirleri, 1977)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Defterler (Anılar, 1981)
Yalnız Kardeşçe (Söyleşi, 1984)
Kolsuz Bir Hattat (1987)
Sivil Şiirler (Yazı, Söyleşi, Hikâye, Şiir, 1993)
Son Şiirler (1993)
Bütün Yort Savullar (Toplu Şiirler, 1994)
Aynalı Denemeler (Deneme, 1995)
Dipyazılar (Deneme, 1996)
Mor Ötesi Requiem (Anlatı, 1997)
Başıbozuk Günceler (1997)
Sivil Denemeler (1998)

Paylaşın