Çağdaş Keçeci Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Mayıs 1973 yılında Amasya’da dünyaya gelen Çağdaş Keçeci, Amasya Atatürk Lisesi mezunudur. Çalışmalarını Kayseri’de sürdüren Çağdaş Keçeci, ilk şiirleri 1994’ten itibaren yerel gazetelerde yayımladı.

Haber Merkezi / 2000 yılından itibaren şiir ve denemeleri Varlık, E-2000 Şiir Yıllığı, Milliyet Sanat, Gösteri, Papirüs, Islık, Akatalpa vd. dergilerde yer aldı. Varlık dergisince düzenlenen 2000 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülünde Ok adlı dosyasıyla övgüye değer bulundu. 

2001’de Elma Ağacında Unutulmuş Zaman adlı yayımlanmamış dosyasıyla, Hatay Restaurant’ın Cemal Süreya anısına düzenlediği Hatay Şiir Ödülünü kazandı. 1992 yılından itibaren resim sergilerine katılmaya başladı. Şiirlerinin bir bölümünü Sevda ve Nem (2001) adlı ilk kitabında topladı.

“Acılarımın özel bir adı yok”

Ramis Dara’ya

Acılarımın
Özel bir adı yok.
Şarkılarım hiçbir yola benzemez.
Gidişsiz ve dönüşsüz …
Ne yaman şarkılarım,
Kararı yok.

Sözü ikide bir uzatmanın
Bir mantığı yok.
Güne ayrı bir kapı açmanın,
Gecesiz ve sessiz…
Aşkı kalpta bekletmenin
Uzağı yok.

Ne yaşadın
İşte o, her şey!
Algı ile sınırlı ‘susunuz’un hepsi
Ve gül’ün yanındakilere tarif edemediği:
Ölüyü yaşarken öldürmenin
Yasağı yok.

Acıyan denizlerim
Kimseyi ilgilendirmiyor.
Zaten öldürmekle ve gömmekle meşgul
Benim tanıdıklarım.
Ki, hayatımızda dolaşan tüm kaldırımların ve kapıların,
Hüzün ile yağan gözyaşlarının
Ve insanların,
Burda bir atağı yok.
Sanki hep dağlar suçlu ve sanki ötekilerin,
Bunda bir payı yok.

“Devredilmez bir yangın”

Sen ki korkunu yen, cesaretle atıl suya
Güller gibi adımla sonu gelmez bu yangını

Zor kışlardan ders al, gürültüye aldırma
Arşın arşın geç istersen altedilmez bu yangını

Bir biçimle kendini bul, bağışlan ibretlerden
Ölüm gibi birden durdur sabredilmez bu yangını

Ardarda bir göçü hep resimlerde yaşa
Bir sevecenlikle kaldır sonra affedilmez bu yangını

Sancıları unut ki, çarelere yol al böyle
Sorgusuz verme kimselere devredilmez bu yangını

“Yalnızlığım izin vermiyor”

Yalnızlığım izin vermiyor
Dışarı çıkmama
Dostlarım birikmiş
Bana özlemle
Hayatım çalınmış
Harhangi bir insan
Alıp götürmüş
Bilmem şimdi ben
Kimbilir kimde

Şarkılarım vardı-ezberimde
Şimdi yok
Kağıtlarım vardı
Yalnızlığın biriktiği yerde
Kağıtlarım çalınmış
Herhangi bir zaman
Yırtıp bırakmış
Bilmem o kağıtlar
Şimdi kaç tane

Paylaşın

Dursun Özden Kimdir? Hayatı, Eserleri

1950 yılında Niğde’nin Ulukışla İlçesine bağlı Beyağıl Köyü’nde dünyaya gelen Dursun Özden, ilkokulu köyünde, ortaokulu Ulukışla’da okuyan yazar 1970 yılında Niğde Lisesi’ni bitirdi. İşletme ve Jeodezi eğitimi aldı ve Anadolu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler bölümünü bitirdi.

Haber Merkezi / Özden, çeşitli gazete ve dergilerde metin yazarlığı, editörlük ve gezi yazarlığı yaptı ve bazı televizyon kanallarında gezi programı hazırlayıp sundu. Belgesel film danışmanlığı, metin yazarlığı, senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık yaptı.

İstanbul Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, Milliyet Haber Ajansı, Doğan Haber Ajansı, Politika, Milliyet, Cumhuriyet Gezi, Azernews, Daily News Travel ve Bizim Gazete’de çalıştı. Özden; Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazeteciler Federasyonu (FIJET), Türkiye Yazarlar Sendikası, Dünya PEN Yazarlar Merkezi üyesi, Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği (TASCA) kurucu üyesi, Belgesel Sinemacılar Meslek Birliği Denetim Kurulu Başkanlığı yaptı.

BESAM, İLESAM, Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi olan Özden, “Yoleri Yapım” şirketi adına, dış yapımcı ve yönetmen olarak çalıştı. Barış, iklim değişikliği, ekolojik denge ve çevre araştırmaları, Anadolu Su Medeniyeti, Uygur Karızları, Göbeklitepe Su Medeniyeti, Zemzem Mucizesi, Deylem’den Dersim’e, Sibirya Müslümanları, Fidel Castro’nun Atatürk’ü, Afrika’nın Renkleri, Şaman Kültürü, Lavanta Moru, Mübadele Acısı vb. araştırma ve belgesel çalışmaları süren yazar halen milliyetblog.com, sonmedya,com.tr, turizminsesi.com, ekonomidunya.com, dursunozden.com.tr sitelerinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

İlk şiiri “Yayla Düşü”, Kurtuluş Dergisi’nde 1 Eylül 1970’te yayımlanan yazar 1976 yılında “Merhaba Komşu” başlıklı denemesiyle Sofya Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’nin özel ödülünü kazandı. “Güle Güle” adlı öyküsü 2000’de Zeki Öktem tarafından beyaz perdeye taşındı. Kanayan Türküler’deki şiirleri Makedoncaya çevrildi.

Yazarın edebi hayatı boyunca aldığı ödüllerden bazıları şunlardır: Kurtuluş Dergisi, Dünya Barış Günü Şiir Ödülü (1970), Sofya Radyosu, Dimitry Blaguev Öykü Ödülü (1977), STFA, Kalifiye Teknik Eleman Başarı Ödülü (1989), Küba Guayasamin Vakfı, Latin Amerika Edebiyat Ödülü (1996), Ortadoğu Yazarlar Birliği, El Cahez Şiir Ödülü (1999), Aykırı Sanat Dergisi, 8. Ulusal Şiir Ödülü (2000), A. Biographical Institüte (ABI), Kültürel Araştırma Ödülü (2000), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Yerel Basın Ödülü (2001), Arap Haber Ajansları Birliği, Red Şiirleri Ödülü (2002), Tunus Turizm Bakanlığı, Altın Palmiye Ödülü (2003),

Azerbaycan Yazıcılar Birliği, Kılınç & Kalem Ödülü (2004), Suriye Turizm Bakanlığı, İpek Yolu Ödülü (2005), Çin, Uygur-Sinciang Eyaleti, Karız Enstitüsü Ödülü (2005), Mersin / Yenice Belediyesi, Dünya Barış Şiirleri Ödülü (2006), Rusya-Votkinsky Belediyesi, Çaykovisky Hemşehrilik Ödülü (2006), Azerbaycan Yüksek İlimler Akademisi, Türk Dünyası Araştırma Ödülü (2006), Malezya Turizm Bakanlığı, Pasifik Renkleri Ödülü (2007), Sudan-Uluslararası Afrika Kültür ve Araştırma Merkezi (ICAS), Kardeşlik Ödülü (2009),

Çin Halk Cumhuriyeti, Yazarlar Birliği Ödülü (2009), İran-UNESCO/ IHP, Qanat-Karız Araştırma Ödülü, (2012), Kar Dergisi, Gezi Edebiyatı Ödülü (2013), Rusya – Tuva, Dokuz Gök Şamanlar Birliği, Kam Ödülü (2014), Marmaris Kalımerhaba Kültür Merkezi, 1 Eylül Dünya Barış Günü Ödülü (2015), Osmaniye, Anadolu Halk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Belgesel Film Ödülü (2015), Konya Aydınlar Ocağı, Seyyah-ı Şaman Ödülü (2016), Ordu / Ünye Belediyesi, Yunus Emre Ödülü (2017), Ankara Üniversitesi- DTCF, Türk Dünyası Araştırma Ödülü (2018), Bergama Belediyesi Parşomen Ödülü (2018) aldı.

Kendini toplumcu, gerçekçi, sanatın içinde, Anadolu’nun yeni özgün şiir dilini yaratan biri olarak tanımlayan Özden; Çağdaş Evliya Çelebi, Modern Gezgin ve Seyyah-ı Şaman olarak araştırmalar yapmaya devam etmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Doğan Ergül Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mart 1968 yılında Kars’ın Arpaçay İlçesinde dünyaya gelen Doğan Ergül, 2 Haziran 2007 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Ergül, üniversite öğrenimini Yıldız Teknik Üniversitesi bünyesindeki Mimarlık Fakültesi’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde okuyarak tamamlamıştır.

Haber Merkezi / Doğan Ergül, mezuniyetinden sonraki süreçte ilk kaleme aldığı şiirleri, Şiir Oku Dergisi içerisinde yayımlatmıştır. Ergül’ün kaleme aldığı pek çok şiir vardır ve bu şiirler, kelimelerin enteresan dizimi ile yazılmış kendine has bir üslupla kaleme alınmış şiirlerdir.

Genelde hece ölçüsü kullanmayan şair, son yılların daha çok tercih edilen ölçüsü serbest ölçü ile yazmaktadır. Farklı tarzda şiirler kaleme almış olan Ergül’ün en bilindik şiirlerinin yayımlandığı dergiler arasında şunlar göze çarpmaktadır: İskenderiye Yazıları, Şiir Oku, Üç Nokta, Başka, E, Öteki-siz, Islık, Akatalpa, Şiir Ülkesi, Sonra Edebiyat Dergileri…

Eserleri;

  • Aşkın ve Suların Öğleni, Babil Yayınları, 2005.
  • Uykulu Yağmur, Yitik Ülke Yayınları, Haziran 2007.

“Uyumun elleri”

uysal bir dili vardır zamanın
insan oradan başlar saymaya yangınını

şimdi eksik bir anlatı

bazen yaşarım
bir kağıda bakarak
beyaz bir gölgedir o
aklın oynadığı

yalan olduğumu bilseydim
daha önce unuturdum kendimi

“Dağın kalbi”

sustu
dağın kalbi
bir boşluktan oyduğum

dağlar
gökyüzünde bir boşluğu doldurur
ve su yerle gök arasında bir yerdedir
şekil bundan doğmuştur

güz adını eski bir ağaçla değişti
içinden geçen çocuklar
göğü büyütsün diye

sudan otlara uzanmış
bir çift el
atları büyüten

bundan
nehirler sabah
duttan ve kirazdan

sustu
dağın kalbi
bir boşluktan oyduğum

“Bir şiirin son dizesi”

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
taşladıkça taşıyor deniz
çocuklar oyunda hile yapan arkadaşlarına ceza olarak bir parça bu
denizden
veriyorlar
akasyalar ve barbunlar bir aradalar
ortaçağ anlatıları satıyor uzun yol şoförleri
mola yerlerinde…
durup ay’a bakıyor kediler ve köpekler
dolunay akşamları…
mardinli bir gece istiyor aşıklar haftaiçleri
ve haftasonları italyan rönesansı hakkında konuşuyorlar …
mahalle bakkalı yaşlı adam boyuna bir ağacı yontuyor anlıyoruz ki aşk
soyunan bir şehirdir
susuyor ve balkanlar ve ötelerinde yazılmış
bir şiiri söylüyoruz ege ağzıyla…
kadınlar geçen kıştan,
kardan sözediyor şiirin sonunda
anlıyoruz ki erimek eski bir şiirin son dizesidir
atları içeri çekiyorum ve üstünü onlarla örtüyorum
şimdi daha serin terliyorsun
bu iyi bir mevsim gibi geliyor sana
ben dolu vurmuş bir tarlada üstüm başım ay
bir filmde oynuyorum… tanışmamışız daha!..
kalçalarını istiyorum denizi geçmek için….

Paylaşın

Dinçer Sezgin Kimdir? Hayatı, Eserleri

16 Haziran 1939 yılında İzmir’in Torbalı İlçesinde dünyaya gelen Dinçer Sezgin, 19 Ocak 2010 yılında İzmir’de hayatını kaybetti. Doğançay Mezarlığı’nda defnedildi. Karşıyaka Belediyesi bir parka Dinçer Sezgin adını verdi.

Haber Merkezi / 1956’da Çanakkale Öğretmen Okulunu, 1959’da Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Bir süre edebiyat öğretmenliği yaptı. 1966’da TRT’ye prodüktör olarak girdi; radyo ve televizyon için pek çok program ve dizi hazırladı, çocuk oyunları yazdı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1995’te TRT’den emekli oldu.

İlk yazısı Tekerlemeler 1959’da Türk Dili dergisinde çıktı. Yazılarını Varlık, Türkiye Yazıları, Sanat Olayı, Gösteri, Türk Dili, Sanat Rehberi ve Düşlem dergilerinde yayımladı.

1971 TDK Radyo Televizyon Dil Ödülü; 1984 İzmir Kültür Sanat Vakfı Öykü Ödülü; 1993 Yunus Nadi Röportaj Ödülü; 1994 Çankaya Belediyesi Öykü Ödülü; Son Yazı ile 1998 Televizyon ve Tiyatro Yazarları Derneği Ödülü’ne değer bulundu.

Dinçer Sezgin, hikâyeleri, şiirleri, denemeleri ve köşe yazıları ile okuyucularına sanat ve edebiyattan politik sorunlara, toplumsal olaylara kadar geniş kapsamlı bir yazı çerçevesi sunuyor. Yazdığı eserlerinde hüzün ve umut, başlangıçlar ve bitişler bir aradadır.

Ona göre şiir; duyumsatan bir olaydır, anlatan bir şey değildir. Bir şiir, düzyazı gibi yazılmış olsa bile, içinde tufanlar yaratan imgeleri yoksa, o zaman o, şiir değildir ilkesini de eserlerine yansıtmıştır.

Şiir uzamaya başladığı zaman işin içine hikâye girecek gibi bir korku taşıyan Dinçer’in şiir kitaplarında; kısa şiirler daha belirgindir. Ona göre şiir; duyumsatan bir olaydır, anlatan bir şey değildir. Bir şiir, düzyazı gibi yazılmış olsa bile, içinde tufanlar yaratan imgeleri yoksa, o zaman o, şiir değildir ilkesini de eserlerine yansıtmıştır.

Paylaşın

Dilek Değerli Kimdir? Hayatı, Eserleri

1961 yılında Konya’da dünyaya gelen Dilek Değerli, Orta ve lise eğitimini Konya Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisans yaptı.

Haber Merkezi / Doktorayı yarıda bıraktı. Mesleği olan mimarlıkla edebiyat ve resim çalışmalarını yıllarca bir arada yürüten sanatçı son yıllarda yalnızca edebiyat ve resimle uğraşmaktadır. 2006 yılında Salyangoz İzi adlı şiir kitabı ve Anne Sexton’ın şiirlerinden çevirdiği Kilitli Kapılar adlı kitabı Artshop Yayınlarınca yayınlandı.

2007 yılında Emily Dickinson’ın şiirlerinden çevirdiği Gizli Cennet ve Emily Dickinson’ın mektuplarından çevirdiği Tutku Denizi Artshop Yayınlarınca, Baudelaire’in hayatı ve sanatıyla ilgili Bulutlar Prensi Baudelaire adlı inceleme kitabı, Amy Lowell’ın şiirlerinden çevirdiği Yıldızların Aşkı adlı kitabı, Anne Sexton’ın Kilitli Kapılar (2. basım) adlı kitabı ve Gece Kelebeği adlı ikinci şiir kitabı Çekirdek Sanat Yayınlarınca yayınlandı.

Şiirleri, yazıları ve çevirileri Simge, Onbir Sanat, Sahafın Keçisi, Ç.N., Berfin Bahar, Akademi Gökyüzü, Mavi Ada, Çerçevesiz Sanat gibi çeşitli dergilerde yayınlanmaktadır. Sahafın Keçisi, Ç.N.(Çevirmenin Notu), Çerçevesiz Sanat dergilerinin yazı kurulunda yer aldı. Edebiyatın çeşitli dallarında ürün veren Dilek Değerli’nin resimleri de çeşitli galerilerde sergilenmektedir.

“Gece kelebeği mezarlığı”

Özlem, kokuya
deniz, göle dönüşür,
gece kelebekleri mezarlığı yatar
güneşin arka bahçesinde.
Onca akrep akın ederken
bulut çağlayan kalbine,
cesetler akar kan revan
gözbebeklerinin bıçağından.
Kabuklarını sıyırmadan önce
suskun rüzgârın kollarında
giyinir ay ışığı kefenini.
Bir ateş yakar yapraklarından
ziftli yaranın kanını içer gibi
içer gecenin özsuyunu
onu öldüreceğini bile bile
içer azgın geceyi.

İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.
Ağaçlar bir çingene ateşi yakar
ruhunun lacivert şarkısında.
Boğanın sırtındaki Kızılderili
özlem ateşini içe içe
geçer kırmızının yangınından.

“Geçiş”

İki dağ arası hayat.

Geçiş köprüden ya da sudan…
Kurbağaları güneşe bırakıp
gökyüzünden geçmeye kalkışan
uçarı bir nehirdi aşk.
Rüzgâra konan damla mıydı tutku?
Yağmurun evini arayan ateş miydi şüphe?
Kırık sesli tozlu plakların ortasına düştü
karıncalanan aşkın ayetleri,
söndürdü dağın içindeki arzuyu.
Hüzün düğümünü açınca,
silkeledi aşk, düşlerini ağacından.

İki bulut arası ölüm.

Fırtınanın oyduğu mağaraya
definelerini gömerken aşk kuşu
büyülü bir dizenin harflerini
kokluyor sanki.
Fısıldıyor uçmanın ve
bulutta durmanın sırrını
dallarından kaçmaya hazır
gezgin bir mevsim gibi.

“Kanat”

Ruhunu yıkayan mermer serinliğinde
ipek mendilimle
sildim kadınların göğüslerinden akan kanı,
sildim damlayan asitli anıları.
Müziği bir kutuya hapsetmek yerine
dinledim, dinledim, bitirdim çinko notaları.
Mürekkep balığı gibi püskürttüm
içime yapışan yengeç sözcükleri
Püskürttüm karanlık geçitlerimden
geçemeyen tedirgin trenleri.
Evinden kaçan salyangoz,
denizin nefesini getirdi kulağıma.
Kelebek titreşimli
kemik kadar dayanıklı
deniz çiçeği açtı
kalbimdeki yeşil kayada.

Bedenim dar geldi ruhuma
çıkardım kılıfımı.
Ayaklarımı  uçuruma fırlattı rüzgâr,
saydam bir kanat getirdi
düş ve renk suyunda ıslanmış.
Fırtınaya teslim olan bir yaprak gibi
tozlarımı silktim karlı dağlarda.
Kendi büyümü yaptım
iki tutam okyanus tuzu, bir çöl serabı
iki pamuk bulut, bir tutam yanardağ lavı.

İçimden geçti sessiz kanat.

Paylaşın

Didem Madak Kimdir? Hayatı, Eserleri

8 Nisan 1970 yılında İzmir’de dünyaya gelen Didem Madak, 2011 yılında kolon kanserinden dolayı yaşama 41 yaşında veda etti. Henüz 12 yaşındayken annesi Füsun Madak’ı kanser sebebiyle kaybetti.

Haber Merkezi / Bu onun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Annesi hayatında ve şiirlerinde yer alan en önemli olgu olmaya devam etti. Didem Madak lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Üniversite hayatına Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde devam etti.

Didem Madak lise yaşamından sonra üniversitede hukuk öğrenimi görürken aynı okulda okuyan erkek arkadaşı ile evlendi ve okulunu yarıda bıraktı. Birkaç yıl sonra ayrıldılar. Bu sıralarda ilk kez yazmaya başladı. Annesi Füsun’a duyduğu özlem yazma isteğini perçinledi ve devam etti.

Bir bodrum katında yaşadığı dönemde Grapon Kâğıtları kitabında yer alan şiirlere imza atmıştır. Bu sıralarda çıkan bir afla okuluna geri dönmüş, aynı zamanda tasavvufla ilgilenmiştir. Hukuk fakültesinden mezun olmuş ve sonra Ah’lar Ağacı’nı yazmaya başlamıştır.

Şiirlerini çok beğenen kız kardeşi Didem Madak’a bir yarışmadan ve ödülünden bahsederek şiirlerini bu yarışmaya göndermiştir. Bu ödülü kazanan Didem Madak’ın hayatında yeni bir sayfa açmıştır.

Ayrıca ‘Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım’ adlı şiiri ‘New European Poets’ antolojisinde Türkiye’yi temsil etmiştir. Şair olma hevesinde olarak değil, yalnızlık ve annesine duyduğu özlemle baş edebilmek için yazmıştır.

Eserleri;

Grapon Kâğıtları (2001)
“Ah”lar Ağacı (2002)
Pulbiber Mahallesi (2007)

Ödülleri;

İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü (2000)

Paylaşın

Didem Gülçin Erdem Kimdir? Hayatı, Eserleri

1989 yılında Malatya’da dünyaya gelen Didem Gülçin Erdem, ilk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamladı. Beykent Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Pamukkale Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Haber Merkezi / Didem Gülçin Erdem, şiir ve yazıları 2004’ten bu yana Alaz, Eliz Edebiyat, Kurşun Kalem, Lacivert, Özgür Edebiyat, Radikal Genç, Şiiri Özlüyorum, Türk Dili, Yasakmeyve dergilerinde yayınlandı.

2008 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’nde “başarı” ödülünü, “Hasar” adlı yapıtıyla 2009 Homeros Şiir Ödülü’nü aldı. Şairin ilk kitabı olan “Perdesiz”, 2009 Memet Fuat Genç Şiir Ödülü’ne değer bulundu. “Perdesiz” adlı dosyasıyla ayrıca ”Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü” Jüri Özel Ödülü’nü aldı.

Eserleri;

Perdesiz, Yasakmeyve, 2010
Olmayanım İçinizde, Everest, 2012

Ödülleri;

2009 Homeros Şiir Ödülü
2009 Memet Fuat Genç Şiir Ödülü
2009 Arkadaş Z. Özger ‘Juri Özel Ödülü’

“Evindar”

içimde bir şey yer değiştirdi senden sonra
ben yapsam koparıp atmak olurdu bu yoktum orada

beni senden dizlerime büktükleri zamanlar
beni senden ve biraz yokluktan niye masada duran
beni içime doğru daha içime
senden içi oyuk bir kaya gibi o dağın önlerine
büyük boşlukların olayım diye diye ben
burası gam kapısı dediler önlerinde durdum

Elmalara ve sabah olmadan uyumaya çok oyalandım

zamanla azalmayanın azalmayanın zamanla
şu kuyular gibi içimden çekilenin
benden yapılmış sevinç güzel olur deneyin
benden yapılmış ne evler ne çocuklar
ama benden pazar yok kimselere benden kadınlık
benden bekleyin gelecek cuma
şöyle ince uzun bir tay gölgesinde
benden bunları yapın eriğe duranından bir de

sana durmadan çalıştım daha çok geceleri
sevinmekle ilgili şeyler öğreneyim diye
bende uzun süren bir şey vardı orman nasıl büyürse
sudaki şekli gibi senden kalanın
böyle böyle antikacılığı öğrendim halılar vardı

siz bilirsiniz boşluğumu o boyuna siyah çizgili
az ve sık ama nasıl oluyorsa
kent soylular da sever ayrıntıları halının üzerinde
aslında hafıza devlete göre değil size göre hiç
size uygun halılar var antikacılığımdan kalma
sırma diye bir şey var -ben bir kaya oyuğuyum
siz benden bahaneler yapan tek seferde

niye dediğim şeyler bitsin: bildiğimdir
seksen sekizden beri niye evler diyorum
doksan altıdan beri ama işte cumhuriyet
uzundur da bu türkü ne der diye diye ben:
“bizimkini rüzgârlara yazmışlar”

“Demir tozu”

beni su olduğuma inandırıyorlardı hikmet
beni daha başka bir şey olamayacağıma
beni iyi ki size inanmamaya
çok söylüyorlardı hikmet, tekrar ne fena

beni bir su birikintisiyle karıştırıyorlardı
dağlardan inip gelmiş olanla
kapalı şeylere hiç sevinmemiştim

dağ yolları gibiydim kim gitse

doğru yerde olmak istemiyordum hikmet
bazen sende u harfini düşünüyordum olmuyordu

kavram olmaya hazır değildim
sizinle olmaya hazır değildim
beni içinizde bir tarladan bildiniz
sizi karnımda yatırdılar. o büyük boşlukta.

ben de bir kadının boşluğundan doğdum

ben seni geçecek sandım
durunca dedim birazdan gidecek
öyle bir boşluktan olduğumdan
soramadım kimseye hikmet nerede

ama sen o şeye inanıyordun ben yüzüne
sen zalimler demiyordun ama susuyordun
ayaklarını karnına çeker gibi susuyordun

beni nasıl diyorsun öyle merak ediyordum
birini söylerken duymuştum seni
karıştıracak sakal bulamıyordun ki

yine gam yükünün kervanı geldi

“Yenidünya”

ben o taşları aldım sayarak dizdim içime sonra sizi
evler öyle dardı Beyrut’tan çok en az elleriniz kadar
olmak için söze ihtiyaçları yoktu, biz deyince oluyorduk
olmayanlar da vardı doğrudur, şu köşe başları evet
şu orta yeri modern şehirlerinizin olmayanlarla doludur

bir yeri derken çoğaltmaya korkan adamlar tanıdım
onlar dediler öyle köşelerde bekleme sözün sana gelmesini
biri masayı devirelim dedi üstümüze işte eşyanın zaferi
ben o masalarda size hep açan kayısı çiçeği mi
gördüğümden değil ama tembihlendim orman tarafından
dedim: bu senin ellerinin başı neresiyse oraya gitmeli
kalktılar masadan. yeni bir dünyaya yeteceğimizden emindim
hiçbir şeyden değilsem de kabuğun sonrasından

sizden sonra olunur muydu öyle çok yoktum
kimler istedikçe inanmıştım olmamaya
bir hiçe ikna olacaktım ama bilseniz

yeni bir şeyler gibi davransanız bana ve rüzgâra
vâdinin alışmasındaki f sesi gibi değil
kuşları bilmek belki hiç değilse göktekileri
toprak çoğalsın diye yerde bulmak kendini

ağzının büyümesini beklemek iğdeler için değil

sanki yeni deyince koklayacaksınız beni

Paylaşın

Devrim Dirlikyapan Kimdir? Hayatı, Eserleri

11 Temmuz 1974 yılında Sadiye Hanım ile Ahmet Dirlikyapan’ın oğlu olarak Nevşehir’de dünyaya gelen Devrim Dirlikyapan’ın asıl adı Murat Dirlikyapan’dır. Devrim M. Dirlikyapan imzasını da kullandı. İlk ve ortaöğrenimini Nevşehir’de tamamladı.

Haber Merkezi / 1997’de Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünden mezun oldu. İkinci Yeni Dışında Bir Şair: Edip Cansever başlıklı yüksek lisans tezini Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde 2003’te tamamladı. 2007’de aynı üniversiteden Phoenix’in Evrimi: Edip Cansever’de Dramatik Monolog başlıklı teziyle doktora derecesi aldı.

Doktora tezine dayanan çalışması, Ölümü Gömdüm, Geliyorum: Edip Cansever Şiirinde Varolma Biçimleri (2013) adıyla yayımlandı. İlk şiirleri 1988’de yerel gazetelerde çıktı. Şiirlerini Edebiyat ve Eleştiri, İnsancıl, İzlek, Damar ve Dize dergilerinde yayımladı.

İlk şiir kitabı Epitaph ile 1995 Çankaya Belediyesi-Damar Dergisi Şiir Ödülü ve aynı yıl Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü Şiir Ödülü; Karla Gelen kitabıyla 1997 Behçet Aysan Şiir Ödülü ve 1999 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü kazandı. Edebiyatçılar Derneği Üyesi olan Dirlikyapan, 2007’den itibaren öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Edebiyat dünyasında adını şiirle duyuran ve üç şiir itabı yayımlanan Devrim Dirlikyapan, modern Türk edebiyatı alanında yaptığı akademik çalışmalarla da bilinir. Yaşadığı zaman ve mekândan hoşnut olmayan ve bir iç huzursuzluğu şiirlerinde kurguladığı özneye yaşatan şair, ilk şiirlerinde göze çarpan ümit var tavrı sonraki şiirlerinde kademeli olarak yitirmiştir.

Zaman sorunsalına özellikle odaklanan ve zamanın geçişinden karamsarlığa düşen, bu nedenle de anılara sığınan veya ütopyaya yönelen şair, mekân ve benliği sentezleme yoluna gitmiştir. Şiirlerinde noktalama işaretlerine pek yer vermemiş, ağırlıklı olarak dizelerine küçük harfle başlamıştır. Anlamı ve cümleyi tek dizede tamamlamayıp birkaç dizeye yayan şair; ölüm intihar, aşk, benlik, sosyal sınıflaşmalar, ezilmiş insanlar, ütopya, yokluk, yalnızlık ve zaman sorunsalı üzerine şiirler yazmıştır.

Eserleri;

Epitaph
Karla Gelen

Ödülleri;

1995 Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi II.İlkbahar Öykü-Şiir Yarışması Büyük Şiir Dalı Birincilik
1995 Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü Şiir Yarışması Birincilik Ödülü
1997 Behçet Aysan Şiir Ödülü
1999 Cemal Süreya Şiir Ödülü

Paylaşın

Derya Önder Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1973 yılında Ağrı’nın Doğubeyazıt İlçesinde dünyaya gelen Derya Önder’in anne babası Tokatlı’dır. İlk ve ortaöğrenimini Konya’da tamamlayan Derya Önder, 1994 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun oldu.

Haber Merkezi / İlk şiiri 2000 yılında Milliyet Sanat dergisinin genç şairler bölümünde yayımlanan Mektup adlı şiirdir. 2000-2006 yılları arasında Öteki-Siz şiir dergisinde yer aldı. Aynı dönemde Öteki-Siz Yayınevinin kurucularından biri oldu. İlk şiir kitabı Ceza Defteri 2002’de aynı yayınevinden çıktı.

Şairin şiirleri ve yazıları izmir izmir, ütopiya, kül, düş-lük, ağır ol bay düzyazı, la poéte travaille, öteki-siz, rüzgâr, üç nokta, sınırda, yaratım, sanat cephesi, gediz gibi dergilerde yayımlandı. Önder’in ikinci şiir kitabı Akasya Telaşı Nisan 2008’de Digraf Yayıncılıktan çıktı. Derya Önder’in ortak yazarlı kitaplarda da yazıları ve şiirleri vardır. 1989’dan beri İstanbul’da yaşayan şair yazın çalışmalarını devam ettirmektedir.

Derya Önder’in şiir dünyasının gelişmesinde İranlı şair Furuğ Ferruhzad’ın etkisi vardır. Şair, İran şiirinin kendi yazdığı şiirler için iyi bir deneyim ve öğrenim alanı olduğunu düşünmektedir. Okura zengin çağrışımlar sunan ikinci şiir kitabı Akasya Telaşında lirizm, şiirin ana kaynağı olarak kabul edilmiştir.

Bu kitapta gündelik hayat ve insan ilişkilerindeki kırılmalarla, çukurlarla dolu bir dünyayı dillendirilme çabası öne çıkıyor. Okurlar, ilk okumada, duygu yüküyle kuşatan; bazen sert, bazen kırılganlıklar dolu bir kadın dünyasının hakiki anları, gözlemleri, sezgiciliği ve tutkularıyla karşılaşıyor. Derya Önder’in şiirlerinin yanı sıra dünya edebiyatından yaptığı çevirileri de vardır. Donovan Bixley ve Michael Engler’den yaptığı hikâye çevirilerinde sabır, arkadaşlık, dostluk gibi temel değerlerin aşılanması hedeflenmektedir.

Paylaşın

Derya Çolpan Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Nisan 1967 yılında Aydın’da dünyaya gelen Derya Çolpan’ın asıl adı Derya Yaylı’dır. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra başladığı Kuleli Askeri Lisesini 1985 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümününde tamamladı.

Haber Merkezi / 1989 yılında buradan mezun olduktan sonra Maltepe Askeri Lisesinde İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesinde başladığı yüksek lisans öğrenimini 1995 yılında tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçe Eğitimi Anabilim Dalında başladığı doktora eğitimini “Göreve Dayalı Öğrenme Yönteminin Türkçe’nin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Uygulanması ve Bu Uygulamaya İlişkin Öğrenci Görüşleri” adlı teziyle tamamlayarak 2004 yılında doktor unvanını aldı.

Yaylı; 1993-2006 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulunda okutman, 2003-2005 yılları arasında da Vilnus Üniversitesi Filoloji Bölümünde okutman olarak görev yaptı ve 2006’da Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Anabilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı. 2011’de doçent, 2017’de profesör unvanını aldı.

Evli ve bir çocuk babası olan Yaylı, Denizli’de hâlen bu görevinin yanı sıra edebiyatla ilgili çalışmalarını da sürdürmektedir. Şiirle ilgilenen sanatçı doksanlı yıllarda; Ses Sözden Eksilince (1997) ile 1996 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü, 1996 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü ve 1996 Sabri Altınel Şiir Ödülü gibi ödüllerin sahibi olmuştur. 1997 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü Enver Ercan ile paylaşmış ve Kırık Su Saati (2003) ile İsviçre Hastanesi Sanat- Edebiyat Ödülleri 2002-2003 Şiir Yarışması Jüri Özel Ödülü’nü almıştır.

Sanatçı yazı hayatına şiirle başlamış ve edebiyat dünyasında “Derya Çolpan” imzasını kullanmıştır. İlk şiiri 1993’te Varlık dergisinde yayımlanan sanatçı bu tarihten sonra kaleme aldıklarını; Yeni Biçem, Sombahar, İnsan, Düşlem, Bahçe ve kitap-lık gibi süreli yayınlarda belli aralıklarla yayımlamayı sürdürmüştür. Şiiri “Kendine ait bir dil ya da söylem kullanması, müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özelliklerdir.

İnsan günlük konuşma dilinin yanı sıra özellikle değiştirebileceği ya da yansıtabileceğini düşündüğü doğayı etkilemek için bir büyü dili oluşturmuştu. Bu dilin ritmik özellikleri şiir dilinin öncülü olarak algılanabilir. Platon da şiiri tanımlarken ‘büyülü söz’ ifadesini kullanmıştır.” şeklinde kendince tanımlar. Şairin misyonunu da “Şair kendi toplumunda düşünen, güzel söz söyleyen ve sözü dinlenen bir kişi olarak kabul ve saygı görmüştür.

Şairin toplumdaki işlevi ilkel çağlarda daha keskin çizgilerle belirlenmiş iken günümüzde belirli bir şair rolünden söz etmek daha zordur. Bunun nedeni düşüncenin ve sözün yerini alan yeni değerlerdir diyebiliriz.” cümleleriyle dile getirmiştir. Çocukluk özlemi, anne-baba sevgisi, tabiattaki varlıklar ve mekânın ruhu gibi konuları şiirlerinde ince duyarlılığıyla dizelere yansıtmıştır. Ses Sözden Eksilince (1997) adını verdiği ilk şiir kitabı ve aldığı ödüllerle adını duyuran sanatçının kendi sesini bulması Kırık Su Saati (2003) ile olmuştur. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın