Devlet Bahçeli’den TÜSİAD’a Sert Sözler

MHP Lideri Devlet Bahçeli, iktidarın politikalarını eleştiren TÜSİAD’a ilişkin yaptığı açıklamasında, “TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kurulduğu 1971 yılından bu yana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Genel Kurul Toplantısı’ndaki iktidara yönelik eleştirilerin yapıldığı açıklamalara tepki gösterdi. MHP’nin sosyal medya hesabından paylaşılan Bahçeli’nin açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:

“Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD Genel Kurulu toplanmış, bu kapsamda mezkur derneğin başkanıyla yüksek istişare konseyi başkanının sıralı ve sivri eleştirileri ülke gündemini fazlasıyla meşgul etmiştir. TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir.

Kurulduğu 1971 yılından buyana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir. Bu kapsamda demokrasi sisteminin köklü tecrübe ve uygulamalarının yanı sıra kurumsal ve kuramsal mahiyette işlerliği ve işlevselliği de geniş kabul gören aleni bir gerçektir.

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir. Türk yargısının takdir ve tasarruflarını eleştirmek haksızlık ve hazımsızlık olmakla birlikte uyumsuz ve uzlaşmaz bir muhalefet dilinin saplantılı tezahürüdür.

TÜSİAD’ın iç ve dış çıkar gruplarına sözcülük yaparak Türk milletin seçim ve tercihleri etrafında kuşku oluşturma gayret ve gayesi art niyetlilik, siparişi alınmış planlı siyaset mühendisliğidir.

Muhalefet partilerinde, özellikle CHP’yi rehin almış Cumhurbaşkanı adayının kim olacağıyla ilgili sıcak ve sıkıcı tartışmalar her gün yeni bir boyut kazanmaktadır. Ayrıca tavşan aday pazarı da açılmış, müzakere ve münakaşalar çıta yükseltmiştir. CHP ve diğer muhalefet partilerinin TÜSİAD Başkanı’nın melez ve mesnetsiz acıkmalarına verdiği destek de açıktır.

“TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır”

Asıl iş ve iştigal alanlarından taşarak Türkiye’ye karşı beşinci kol faaliyetine heveslenen; üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve büyüme konusunda geniş çaplı bir vizyon ortay koymaktan mahrum olan TÜSİAD’ın, zımnen ve özneyi gizleyerek Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarına katılma iştahı ise gözden kaçmayacak ölçüde ortadadır. TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır.

O halde CHP’nin bir yandan tavşan adayları gündemde tutarken diğer tarafta yedek kulübesinde beklettiği TÜSİAD Başkanı’nı Cumhurbaşkanı adayı olarak tespit ve değerlendirmesi siyasi ve ideolojik ahlaklarıyla tutarlılık gösterecektir. Hiç kimse boşa sallayıp dolu tutmanın çabasında olmamalıdır.

TÜSİAD’ın; hükümeti devirme, değilse bile yıpratma; dahası muhalefete ön açma operasyonunun çatı kuruluşu haline dönüşmesi hukuksuz, anti demokratik ve gayri ahlaki bir savrulmadır. Üstelik sorunları tarif ederek bununla mündemiç sözde çözümleri paylaşan TÜSİAD yöneticilerinin ezberleri tekrarlamaktan öte sunumları inandırıcı ve ikna edici bir muhtevadan tamamen yoksundur. Saman altından su yürütme dönemi kapanmıştır.

Türkiye’de sistemin iflas ettiğini söylemek, ekonomik bir vizyon ortaya koymak yerine siyasi hedef takibine tevessül etmek baştan ayağa tutarsızlık ve şark kurnazlığıdır. Nitekim kurnazlığa gerek yoktur, buna aldanacak ve kanacak bir vicdan sahibi asla olmayacaktır. Son söz olarak diyeceğim şudur:

CHP’nin ve yanında-yöresinde yuvalanan marjinal muhalefet partilerin potansiyel Cumhurbaşkanı adaylarının eşkali belli olmaya başlamış, robot resmi de çizilmiştir. TÜSİAD Başkanı kendine güveniyorsa ve cesareti varsa sadece gizli kapaklı diyalogları ve al-ver süreçlerini ilan ve ifşa ederek ne kadar şeffaf ve demokrat olduğunu ispat edebilecektir.”

Paylaşın

Zelenski, ABD’nin Nadir Mineraller Teklifini Reddetti: Sömürge Anlaşması

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’nın nadir mineral varlığının yüzde 50’sini ABD’ye vermeyi öngören teklifini reddetti.

Ukrayna, titanyum, nadir toprak metalleri ve doğal gaz dahil olmak üzere 109 önemli mineral yatağına sahip. Bu mineral yataklarından bazıları Rusya işgali altında veya ön cephe bölgelerinde.

2024’ün başlarında, Ukrayna enerji firması Naftogaz, sektörün ekonomik önemini vurgulayarak 500 milyon doların üzerinde kar bildirdi.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın sunduğu mineral teklifini reddettiğini açıkladı.

Münih Güvenlik Konferansı için gittiği Almanya’da açıklama yapan Zelenski, ABD’nin Ukrayna’daki nadir toprak minerallerine erişmesini sağlayacak anlaşma önerisini imzalamamaları yönünde bakanlarına talimat verdiğini, çünkü önerinin ABD çıkarlarına çok daha fazla odaklandığını söyledi.

Teklif, cuma günü ​​Zelenski’nin Münih’te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yaptığı görüşmelerin önemli bir gündemiydi. Associated Press’e (AP) konuşan üst düzey bir Ukraynalı yetkili, Trump’ın mineraller karşılığında herhangi bir özel güvenlik garantisi sunmadığını dile getirdi.

Adı açıklanmayan kaynaklar, teklifin ABD’nin Kiev’deki nadir toprak minerallerini Joe Biden yönetimi tarafından Ukrayna’ya verilen desteğin “tazmini” ve gelecekteki yardımların karşılığı olarak kullanmayı amaçladığını öne sürdü.

Eski bir üst düzey yetkili, “Bu bir sömürge anlaşması ve Zelenski bunu imzalayamaz,” diye konuştu.

Zelenski, cumartesi günü Münih’te AP’ye yaptığı açıklamada, “Bakanların ilgili anlaşmayı imzalamasına izin vermedim çünkü bence bu anlaşma bizi ve çıkarlarımızı korumaya yönelik değil,” dedi.

Ukrayna, havacılık, savunma ve nükleer gibi endüstrilerde kullanılan kritik minerallerden oluşan geniş rezervlere sahip. Trump yönetimi, Çin’e bağımlılığı azaltmak için bunlara erişmekle ilgileniyor.

Ancak Zelenski, herhangi bir anlaşma karşılığında Rusya’nın olası saldırılarını caydıracak güvenlik garantileri sunulmasını talep ediyor. Ukrayna lideri, “Benim için güvenlik garantisi ve yatırım arasındaki bağlantı çok önemli,” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

2024’te Türkiye’de 2 Bin 370 Kişi Silahlı Şiddet Olayında Hayatını Kaybetti

Bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığı Türkiye’de 2024 yılı içerisinde 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı.

Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

Umut Vakfı’nın 2024 Türkiye Silahlı Şiddet Raporuna göre geçen yıl ülke genelinde basına yansıyan 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

3 bin 801 vakanın 3 bin 194’ünde ateşli silahlar, 607’sinde ise çoğunluğu bıçak olmak üzere paladan baltaya kesici aletler kullanıldı.

Veriler, bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığını gösteriyor. Keza 2023’te 3 bin 773 şiddet olayında 2 bin 318 kişi ölmüş 3 bin 820 kişi de yaralanmıştı.

2024’le birlikte son 11 yılda 37 bin 998 olay yansıdı. Bu olaylarda 23 bin 804 kişi öldürülürken 35 bin 36 kişi de yaralandı.

Umut Vakfı’nın bölgesel verilerine göre Marmara, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde şiddet olaylarında artış gözlemlendi. Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’da ise bazı düşüşler yaşandı.

Şiddet olayının en çok yaşandığı bölge: Marmara

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’yı bu yıl 631 olayla Güneydoğu Anadolu, 500 olayla Karadeniz, 499 olayla İç Anadolu, 413 olayla Ege, 399 olayla Akdeniz, 214 olayla da Doğu Anadolu Bölgesi izledi.

Bir öncesi yıl Karadeniz Bölgesi 555 olayla bölgeler arasında ikinci sıradaydı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 545 basına yansıyan olayla üçüncü sırada onu takip ediyordu.

Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı. Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Özgür Özel: Erdoğan, Elindeki Kiri Bize Bulaştırmaya Çalışıyor

Manisa’da katıldığı bir etkinlikte konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan ve ekibi elindeki kiri, karayı bize bulaştırmaya çalışıyor. Bu oyuna gelmeyiz. Cumhuriyet Halk Partililer kendilerini bilirler, bizleri bilirler. Bütün Türkiye onları bilir. CHP dürüstlüğün, namusluluğun, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın partisidir” dedi ve ekledi:

“Verilmeyecek en ufak bir hesabımız, Tayyip Erdoğan’ın çirkeflikleriyle, elindeki karayla bizi çekmeye çalıştığı çukurla, o kirli çukurla hiçbirimizin işi yoktur. ‘Yok benim işim var, Tayyip Erdoğan’ın peşine gideceğim, onun pisliğine bulaşayım’ diyenler onun yanına gidebilirler. Biz biriz ve beraberiz. Hep birlikte durmamız gereken yerdeyiz.”

Özgür Özel, konuşmasının devamında, “Buradan bu çirkin saldırılara üzülen herkese söylüyorum. Kimse üzülmesin. Niye korkuyorlar? Bütün ilçeleri neredeyse kaybettikleri gibi Türkiye’yi de kaybedeceklerini biliyorlar. Biliyorlar ki millet kimi göndereceğine de karar vermiş, kimi getireceğine karar vermiş. Bu süreci hep beraber kararlılıkla, omuz omuza, alnımız açık, başımız dik ve gururla ilerletmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da Türkiye’nin UNESCO Jeoparklar Ağı denetiminden geçen ilk jeoparkı Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı Ziyaretçi Karşılama Merkezi açılış törenine katıldı. Törende konuşan Özgür Özel, şunları söyledi:

“Kula – Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın yeterince tanıtılırsa Türkiye’ye en çok döviz getiren, ziyaret edilen, turist çeken yerlerden biri haline gelecek. Türkiye’de bir tane var. Dünyada bu jeopark turizmi, bunlara olan ilgi çok yüksek. Bunların meraklısının ekonomik düzeyi de çok yüksek. Ben bugün Kula’da esnaflarımızla sohbet imkanı buldum. Kula’ya yapılacak en büyük iyilik burayı tanıtmak diyorlar. Bu jeoparkın alacağı ziyaretler, yerli, yabancı ziyaretler Kula’mıza da, Salihli’mize de çok önemli ve çok geliştirilebilir bir imkan yaratıyor turizm açısından. Ben Türkiye’nin neresinde tanıtımına katkı sağlayabileceğim turist getirebilecek bir zenginliğimiz varsa onu zaten görünür kılmaya çalışıyorum.

Dünyanın en eski festivallerinden bir tanesi Mesir Festivali burada. En eski halk ilacı, tıbbi, tarihi, mistik değeri var. Kültürel değeri var. Ve hak ettiğinin çok altında turist geliyor. İspanya’da boğalar kovalıyor insanları. Milyonlar gidip oraya milyarlar bırakıyor. Burada yüz binlerce kişinin ellerini şifaya açtığı 41 çeşit Spil Dağı’nda endemik yetişen bitkisel ürün, baharattan mütevellit mucizevi bir karışım ama dünyaya anlatmamışız. Ben bana gelen bütün büyükelçilere mesir macunu verip götürüyorum.

Dünyanın neresine gitsem mesir macunu hediye ediyorum. Almanya Büyükelçimiz teşekkür etti. En zor gün hiç konuşamayacağım bir yerde bütün gün toplantıyı ‘mesir macunu’ kurtardı dedi. Mesir Festivallerinde yurt dışından yapıları burada ağırlayabileceğimiz dünya fitoterapi kongrelerini, bitkilerle tedavi kongrelerini, eczacılık kongrelerini, tıp kongrelerini yapabileceğimiz, dünyadaki sosyal demokratların, siyasi akrabalarımızın önemli toplantılarını, Mesir Haftası’nda gelip buralarda yapabileceğimiz, misafir edebileceğimiz birtakım işleri hayata geçirmek durumundayız.

“Erdoğan’ın kavgacı siyasetine sırt dönüyoruz”

Biz burada bir cesaret göstermenin, dik durmanın, dirençli olmanın, mücadele etmenin önemini biliyoruz. Ama bir yandan iktidar insanların yokluğu, yoksulluğu, işsizliği, çaresizliği konuşulmasın diye başka şeyler konuşturmak, gerginlikler yaratmak, kavgalar çıkarmak istiyor. Biz onlarla mücadele edeceğimiz zeminde, hukuk devrinde mücadele ediyoruz. Siyasi zeminle mücadele ediyoruz. Ama onlar gibi değil, onlar gibi sırtımızı sizlere, emeklilere, asgari ücretlilere yoksullara dönmüyoruz. Biz sırtımızı Recep Tayyip Erdoğan’ın kavgacı siyasetine dönüyoruz.

Yüzümüzü emekliye, esnafa, çiftçiye, memura, işsize ve gençlere dönüyoruz. Onlar için bir şeyler yapmaya uğraşıyoruz. Bunun adı Büyükşehirde Ferdi Başkanın yaptığı işler oluyor. Bunun adı Kula’da belediyemizin yaptığı işler oluyor. Bir taraftan ekonomi takımımız bütün Türkiye’yi geziyor. Bir büyük ekonomik kaostan, sıkıntıdan, krizden Türkiye’yi nasıl çıkaracağımızın reçetesini iş dünyasına anlatıyor. Bir yandan esnaf masamız, esnafları geziyor. Tarım Komisyonumuz tarımın sorunlarını görünür kılıp CHP’nin çözüm önerilerini sunuyor tartışıyor.

CHP önce 81 ilde, sonra 973 ilçede şimdi tekrar dönüp 81 ilde il danışma kurullarını yaparak parti programını hazırlıyor. Bunu 973 ilçede çalışıyoruz. Aynı zamanda akademisyenlerle, aynı zamanda kıdemli, deneyimli siyasetçilerle, aynı zamanda sivil toplumla, sendikalarla, aynı zamanda dünyaya bakan dört farklı ekiple çok daha çağı yakalayan, kolay okunan, iyi anlatılabilecek insanların dertlerine çareyi bulduğu, kendini o partinin programında bulduğu, o programın da bir iktidar programı olmasına kredi açacakları bir muhteşem çalışmanın içinde parti.

“Büyük bir ittifakın bileşenleriyiz”

CHP baba evine çağrı yapıyor. O baba evinin kapısı Kula’da açık, adı Kula ilçe Başkanlığı. Manisa’da açık. İlçe başkanlıklarımız, il başkanlıklarımız 81 ilde, 973 ilçede pazar dahil akşam 21.00’e kadar baba evinin kapısı adayımızı belirleyeceğimiz seçimde oy kullanmak isteyecek herkesi üye kaydetmek üzere açıktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevene, baba evinde yer var. Biz artık siyasette bir büyük ittifakın bileşenleriyiz; Türkiye ittifakının.

Şimdi birileri bizim belediye, büyükşehir ve genel olarak Türkiye’de elde ettiğimiz bu büyük zaferi görmezden gelmek için ve yine adım adım ilerlediğimiz, 2025’te yapılması için büyük bir mücadele verdiğimiz, vereceğimiz erken seçimde ‘Yok 2025 de kaçtı…’ Nerede yakalayıp da o sandığı koyarsak o seçimi kazanacağımızı bildikleri için CHP’nin aday belirleme sürecini, 1 milyon 600 bin üyeye ve bütün Türkiye’ye davette bulunduğu süreci kirletmeye, değersizleştirmeye, çeşitli tartışmalarla o sürecin ne kadar önemli olduğunu görünür kıldırmamaya çalışıyorlar.

Onun için partimiz çirkin bir saldırının altında. Hepinizin gözünün önünde olmuş kurultayımıza, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bu kadar şeffaf, bu kadar açık, yarışmacı ama birbirine saygılı herkesin gözünün önünde olmuş kurultayımıza kendilerince kara çalmak için o kendi kirli ellerini partimize uzatmaya çalışıyorlar. Bir meczuba bir dilekçe verdirmişler bir yıldır dosya açıkta duruyor. Bir tane kanıt yok, evrak yok, şahit yok. Şimdi gizli tanıklar icat etmeye çalışıyorlar. Bir tane somut bir şey ortada yok.

Ama Tayyip Erdoğan bana üç ayda bir ‘Efendim şaibeli kurultay, cevap ver…’ Sustuk, vermedik, vermedik. Çünkü bizi o septik çukuruna çekmeye çalışıyor. Bizi oraya çekip o tartışmalarla değersizleştirmeye çalışıyor. Biz bu oyuna gelmedik. Gelenler oldu ve devamında kendi yandaş basınlarından bize manşetlerle iftiralar, hakaretler etmeye çalışıyorlar. Bu parti Tayyip Bey’in patron parası ile alıp rezidanslarda oturup, avukat bürolarında konuşup kurduğu, gelip de yasakları artırdığı, burasına kadar yolsuzluğa batırdığı, memlekette her işin bir partiye üyelik yetmez, o partinin her türlü gönlünü yapmak, her iş adamının yaka silktiği kadar bu memlekette yapılan her ihaleye ortak olmak gibi pratiklerinin olduğunu Kula’daki AK Partililer ve MHP’liler de biliyor.

Bütün Türkiye biliyor. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş bir parti. CHP, bugün Manisa’da yüzde 60 oy alıyorsa, kadrolarının bu israf düzenini bitirip, hizmeti getireceğine olan inancından. Babasını, dedesini, dayısını, anasını herkesin tanıdığı pırıl pırıl bir adayın ne yapacağını bildiğinden. Her taziyesine, her düğününe, her yemeğine, her acısına, her sevincine koşan kadroların asla çıkar ilişkileri içinde olmadığını bildiğinden. Bu partinin evlatlarının temiz olduğundan emin olduğundan yüzde 60’larla, Kula gibi bir yerde yüzde 50’lerle seçimler kazanabilmişiz.

Buradan bütün Türkiye’ye söylemek isteriz ki, Tayyip Erdoğan ve ekibi elindeki kiri, karayı bize bulaştırmaya çalışıyor. Bu oyuna gelmeyiz. Cumhuriyet Halk Partililer kendilerini bilirler, bizleri bilirler. Bütün Türkiye onları bilir. CHP dürüstlüğün, namusluluğun, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın partisidir. Verilmeyecek en ufak bir hesabımız, Tayyip Erdoğan’ın çirkeflikleriyle, elindeki karayla bizi çekmeye çalıştığı çukurla, o kirli çukurla hiçbirimizin işi yoktur. ‘Yok benim işim var, Tayyip Erdoğan’ın peşine gideceğim, onun pisliğine bulaşayım’ diyenler onun yanına gidebilirler.

Biz biriz ve beraberiz. Hep birlikte durmamız gereken yerdeyiz. Buradan bu çirkin saldırılara üzülen herkese söylüyorum. Kimse üzülmesin. Niye korkuyorlar? Bütün ilçeleri neredeyse kaybettikleri gibi Türkiye’yi de kaybedeceklerini biliyorlar. Biliyorlar ki millet kimi göndereceğine de karar vermiş, kimi getireceğine karar vermiş. Bu süreci hep beraber kararlılıkla, omuz omuza, alnımız açık, başımız dik ve gururla ilerletmeye devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları nasıl Samsun’a çıktılar da Anadolu’yu karış karış gezdilerse, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütledilerse CHP’li kadrolar, aynı kararlılık ve aynı cesaretle önce bu ülkeyi bir kez daha kurtarıp, ondan sonra demokrasiyi bir kez daha kurmaya kararlıdırlar.

Bu işin sonunda biz kazanacağız. Kulalı yoksullar kazanacak, Salihli’deki emekçiler kazanacak, Sarıgöl’deki çiftçiler kazanacak, Alaşehir’in esnafı kazanacak. Mağdurlar kazanacak. Türkiye’nin emeklisi, emekçisi, yoksulu birlikte kazanacak. Bu zengin severler gidecek, yoksulları sevenler, onları da artık yoksulluktan kurtarmaya and içenler gelecek. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Bunun için üstümüze düşen neyse onu kararlılıkla yapmaya bundan devam edeceğiz.

Dün memnuniyet anketleri sunuldu ve Türkiye’de yüzde 58 CHP’li belediyelerin memnuniyet oranı. Yüzde 65 ile Ferdi Zeyrek Türkiye’nin en başarılı üçüncü belediye başkanı. Manisa’daki belediyelerimizden seçildiği günden geride olan bir tane belediyemiz yok hamdolsun. Bugün seçim olsa en az oyunu artıran dört puan artırmış. Toplamda bugün seçim olsa yüzde 58 ile aldığımız Manisa’da yüzde 66’lar görünüyor. ‘Bu pazar günü milletvekili seçimi olsa’ sorusunun Manisa’daki cevabı son seçimlerin 16-17 puan ilerisinde.

Yani bugün dört milletvekiliyiz. Kaybedince üzülmüştük. birlikte olunca çok memnun olduk ama yapılan anketler, Manisa’nin sonuçları beş milletvekilinin geldiğini, altıncısının kapıda olduğunu gösteriyor. CHP iktidara yürüyor. Bundan sonra memlekete emek vermeye devam edeceğiz. Kibirsiz, halkın içinde, sizin gibi yaşayan, sizinle birlikte olan kadrolarımız bu memleketi kardeşçe, hemşehri olarak sarmaya, sarmalamaya, sizinle birlikte olmaya devam edecek.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsrail, Gazze’ye Yönelik Saldırı Planları Hazırlıyor

İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, sosyal medya hesabı üzerinden, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırı planları hazırladığını açıkladı.

Haber Merkezi / Herzi Halevi ayrıca, İsrail’in Hamas’ın elinde bulunan rehinelerin kurtarılması konusunda kararlı olduğunu ve bunu başarmak için yoğun çaba sarf ettiğini söyledi.

Hamas bugün erken saatlerde üç İsrailli esiri Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etti. İsrail ise buna karşılık, 369 Filistinli tutsağı serbest bıraktı.

Hamas şu ana kadar 19 İsrailli ve 5 Taylandlı rehineyi serbest bıraktı. Hâlâ Hamas’ın elinde olduğu düşünülen 73 rehinenin yaklaşık yarısı, İsrail makamlarına göre kayıp veya hayatını kaybetmiş bulunuyor.

ABD’de Joe Biden’ın başkan olarak geçirdiği son gün olan 19 Ocak’ta varılan anlaşmanın ilk evresi, 42 günlük bir ateşkes öngörüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşen ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce dile getirdiği, ABD’nin Gazze Şeridi’nin kontrolünü devralıp, Filistinlileri Gazze Şeridi’nden sürüp, bölgeyi “Ortadoğu’nun rivierası” hâline getirecek şekilde yeniden inşa etmesi planları, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkenin tepkisini çekmişti.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise insani yardım taşıyan 630’dan fazla kamyonun Gazze’ye girdiğini bildirdi. Guterres’in açıklamasına göre bunların en az 300’ü Gazze’nin kuzey kesimine gönderildi.

Güvenlik Konseyi’ni ve tüm BM üyesi devletleri ateşkesin uygulanması ve çatışmaların kalıcı olarak durdurulmasına yönelik çabaları desteklemeye çağıran Guterres, ayrıca uluslararası medyanın sahadaki durumu haberleştirmesi için Gazze’ye girmesine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Diğer taraftan, 22 ülkeden oluşan Arap Grubu’nun BM’deki büyükelçileri, yaptıkları ortak açıklamada, Başkan Trump’ın, ABD’nin Gazze Şeridi’nin kontrolünü devralması ve Filistinliler’in başka bir yere yerleştirilmesi önerisini reddetti. Arap ülkeleri, Gazze’nin Filistinliler için yeniden inşa edildiğini görmek istediklerini ifade etti.

New York’taki BM merkezinde konuşan grubun başkanı Kuveyt’in BM Daimi Temsilcisi Tarık Albanai, Filistinliler’in Gazze’den çıkarılması önerisinin “1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin, sebebi ne olursa olsun, korunan nüfusun işgal altındaki topraklardan zorla çıkarılmasını yasaklayan 49. maddesinin açık bir ihlali” anlamına geleceğini söyledi.

BM Filistin Büyükelçisi Riyad Mansur, Filistinliler’in Gazze’nin Trump’ın hayal ettiği gibi yeniden inşa edildiğini görmek istediklerini, ancak Gazze’nin sadece Filistinliler için inşa edilmesi gerektiğini dile getirdi. “Bizim Filistin’den başka vatanımız yok” diyen Mansur, Gazze Şeridi’ni ve Filistin’i yeniden inşa edeceklerini söyledi.

Mansur ayrıca grubun mevcut ateşkes anlaşmasının arkasında güçlü bir şekilde birleştiğini, bunun kalıcı hale getirilmesini ve sadece Gazze’yi değil işgal altındaki Batı Şeria’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesini istediklerini ifade etti.

Arap Grubu ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni Gazze’yi ziyaret etmeye davet etti.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan: Suçlamaları Kabul Etmiyoruz

TÜSİAD YİK Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamalarını kabul etmiyoruz” dedi.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, derneğin genel kurulunda yapılan açıklamaların ardından gelen tepkilere yanıt vererek, yanlış anlamaları gidermek adına kapsamlı bir açıklama hazırlığında olduklarını da duyurdu.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, derneğin 13 Şubat’ta gerçekleştirilen genel kurul toplantısındaki açıklamaların ardından gelen tepkilere ilişkin Sözcü’den Saygı Öztürk‘e değerlendirmelerde bulundu.

Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamalarını kabul etmiyoruz” dedi. Turan, derneğin genel kurulunda yapılan açıklamaların ardından gelen tepkilere yanıt vererek, yanlış anlamaları gidermek adına kapsamlı bir açıklama hazırlığında olduklarını da duyurdu.

TÜSİAD Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hakkında, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, açıklamasında, TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras’ın konuşmasındaki, “bir kısım soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili yargıyı telkin ve yönlendirme ile gerçeğe aykırı, kamu barışını bozmaya elverişli nitelikli sözleri” nedeniyle soruşturmanın açıldığını bildirmişti.

YİK Başkanı Ömer Mehmet Ömer Arif Aras ne demişti?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirmişti.

“Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetmişti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekmiş, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” demişti.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıralamıştı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları vermişti:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş,

liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etmişti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuşmuştu.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Kayyım Atanmasına Tepki; Erken Seçim Çağrısı

Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınması ve yerine kayyım atanmasına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Çare, erken seçim sandığını milletimizin önüne koymak” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınması ve yerine kayyım atanmasına tepki gösterdi.

Van ile birlikte 11 ayda 11 seçilmiş belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığını hatırlatan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bekir Kaya ve Bedia Özgökçe Ertan’dan sonra 3’üncü kez üst üste Van halkının iradesi çiğnenmiş, Abdullah Zeydan, seçimleri kazandığı kente hizmet etmekten hukuksuzca alıkonmuştur” ifadesini kullandı.

Özel, “Bir kez daha hatırlatırız ki, İçişleri Bakanlığı’na kayyum atama yetkisi veren düzenlemenin kaldırılmasını öngören yasa teklifimiz TBMM’de beklemektedir. Çare, erken seçim sandığını milletimizin önüne koymak, yürütme yetkilerini kullanan ancak milletimizin gözünden düşmüş, demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri ayaklar altına alan bu iktidarı sandıkta yenmektir” dedi.

Manisa’nın Ahmetli ilçesinde halka seslenen Özgür Özel’in gündeminde yine Van Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyım vardı. Özel, Erdoğan’ın okuduğu şiir nedeniyle hapse girmesini nedeniyle 2002 seçimlerinde uygulanan seçim yasağını hatırlattı.

Deniz Baykal’ın çabalarıyla Anayasa’nın değiştirildiğini ve Erdoğan’ın başbakan olduğunu belirterek “Bugün geldiğimiz noktada Erdoğan, gücünü seçimden alan Erdoğan, adil seçimlerle yönetime geldiğini unutmuş” dedi. Özel şöyle devam etti:

Akıl almaz yanlış işlere girdiler. 31 Mart’ta millet karar verdi. Türkiye’nin 65’ini bize verdi. Ekonominin yüzde 80’i CHP’li belediyelerde. Millet ne dediyse o olması lazım ama bu arkadaş buna hazmedemedi.

Erdoğan’a bunu sorsun birisi. Sen Siirt’teki şiirden yasaklı oldun. CHP kaldırdı, birlikte kaldırdık yasağı Meclis’te. Siirtli milletvekilleri istifa ettirildi. Siirt’ten milletvekili oldun. Geçtiğimiz aylarda Siirtlilerin seçtiği belediye başkanına kayyım atadı. ‘Siz bilmezsiniz. Beni seçerken doğru yapıyordunuz.’

Bugün Van’daki belediyeye kayyım atıyor. Kardeşim suçu varsa belediye meclisi başkanı kendi içinden seçer. Ceza konuşulduğu anda mahkeme kararını bekleseniz, kesinleşse, kesinleşince belediye meclisinden seçseniz bir şey olmaz.

Benim İstanbul’daki belediyeme kayyım atadı. Beşiktaş Belediye Başkanımı içeri attı. Ovacık Belediye Başkanı’na kayyım atadı. Hazmedemiyor ve sürekli belediye meclis üyelerini alıyor tutukluyor. Kardeşim daha bir yıl olmuş, temiz kağıdı vermişsin bu insanlara. Aday olabilir mi? Olur. Suçu var mı? Yok. Benim teminatım devlet ya. Devlete soruyorum aday gösterirken. Temiz kağıdını devletten almış, dokuz ay sonra hazımsızlık yapıyor.

Patron millettir. Millet seçince kendini patron görüp milleti küçük görenlere bunun hesabını soracağız. Erdoğan’a buradan sesleniyorum. Millet kim seçtiyse baş tacı. Bunu yaparsan bindiğin dalı kesersin… Gazeteci arkadaşlar diyorlar ki ‘Ne düşünüyorsunuz?’ Ne düşüneceğim? Milletin seçtiği yönetir. Katlanacaksın. Suçu varsa ayırırsın, belediye meclisinin içinden seçtirirsin ama böyle hazımsızlık doğru bir mesele değildir.”

Abdullah Zeydan, açık ara farkla kazanmıştı

Zeydan, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimleri, Vanlıların yüzde 55’inin oyunu alarak kazanmıştı. AKP’nin adayı Abdulahat Arvas ise oyların yüzde 27’sini alarak ikinci sırada gelmişti. Van’ın tüm ilçelerinde de ipi DEM Parti göğüslemişti.

Abdullah Zeydan, Hakkari milletvekili olduğu sırada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 2016’da yapılan operasyonlar kapsamında tutuklanmıştı. Hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açılan Zeydan’a yöneltilen suçlamalara, 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki bir eyleme katılması, “yasaklı bölgeye girmesi” ve bir konuşmasında sarf ettiği “PKK sizi tükürüğünde boğar” ifadeleri gerekçe gösteriliyor.

AK Parti’nin kaybettiği yerel seçimlerin ardından, Türkiye’nin güneydoğusundaki birçok belediyeye kayyum atanmış bulunuyor. Şu ana kadar sırasıyla Hakkari, İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Şanlıurfa Halfeti, Tunceli, Ovacık, Van Bahçesaray, Mersin Akdeniz ve Siirt’e kayyum atandı.

Son 10 yıl içinde toplamda 150 belediyeye kayyum atandı. Kayyum atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyum düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyum uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyum olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Kayyım Tepkisi: Süreci Dinamitlemeyi Mi Hedefliyorsunuz?

Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz. Siz bugün Van’a kayyum atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde, bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?” dedi.

Tülay Hatimoğulları, “Bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. İktidar ve Erdoğan, barışı, bu diyalog sürecini sabote ededursun biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler” ifadelerini kullandı.

Ankara’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, kayyum atamasına tepki gösterdi. DEM Parti Meclis Grubu, Van’a gitme kararıyla yola çıkarken Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları ve Bakırhan şunları söyledi:

Tülay Hatimoğulları: “Yine sabaha karşı bir operasyonla, bir siyasi darbeyle uyandık. Gün geçmiyor ki bu topraklarda devletin ve iktidarın şiddetiyle karşılaşmayalım. Bugün de sabaha karşı Van Büyükşehir Belediyemize kayyım atandı. Bugün günlerden 15 Şubat. 15 Şubat, Sayın Öcalan’ın uluslararası bir komployla Türkiye’ye getirildiği gündür.

Basın emekçileri bize sürekli olarak, Sayın Öcalan’dan beklenen açıklamanın acaba böylesi sembolik bir günde, yani 15 Şubat’ta mı gerçekleşeceğini soruyordu. Biz de ‘Hazırlıklar yetişirse olabilir ama kuvvetle muhtemel hazırlıklar yetişmeyecek ve sonrasına bırakılacak’ diyorduk. İşte, böylesine sembolik günde ve Van gibi halkın direnişinde sembolleşen bir ilimizin büyükşehir belediyesine kayyım atandı.

Bugüne kadar AKP’nin, Saray’ın nasıl çalıştığını çok iyi biliyoruz. Bu sembolik günlere nasıl önem atfettiklerini çok iyi biliyoruz. Buradan Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz: Siz bugün Van’a kayyım atayarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz bugün Van’a kayyım atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz? Bu soruları Erdoğan’ın cevaplaması gerekiyor.

Bakın, Erdoğan ayağının tozuyla yurt dışından geliyor ve kayyım atanıyor. Kayyımın elbette evvelden planlandığını, geçtiğimiz kayyım atamalarından çok iyi biliyoruz. Siirt Belediyesine kayyım olarak atanan şahsın günler öncesinden kendi ismini tabelaya yazdırarak cebinde taşıdığını biliyoruz. Erdoğan’ın da yurt dışından döner dönmez, ayağının tozuyla ‘Var olan planı uygulayın’ diyerek talimat verdiğini çok iyi biliyoruz.

Değerli Türkiye halkları, sizler de çok iyi takip ettiniz. 31 Mart’ta Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Sevgili Abdullah Zeydan’a mazbatanın verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar yürüdü ve Van halkı tarihi bir direnişe imza attı. Van halkının o direnişi sadece Türkiye’de konuşulmadı. Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında konuşuldu. Bugün 15 Şubat hedeflenerek, 14’te 14 kazandığımız Van’da Büyükşehir Belediyemize yönelik bu adımın atılmasının rövanşist bir tutum olduğunun altını çizmek isterim.

Evet, bu iktidar, Kürt halkından ve Van direnişinden rövanş almaya çalıştığı için bugün kayyım atanmıştır. Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan’a 3 yıl 9 ay ceza verildiğinde, hemen ertesi gün Van’a gittim. Van’ın o güçlü direnişine, o güçlü sahiplenişine ve eş başkanlarına gösterdiği sevgiye ve dayanışmaya bizzat tanıklık ettim. Bütün Türkiye de buna tanıklık ediyor. Havanın soğuk olmasına rağmen insanlar ateşler yakarak iradesine sahip çıktı, çıkmaya da devam ediyor. Atanan kayyımlar, bizim ve halkın nezdinde yok hükmündedir.

Bu bir komplodur, kumpastır. Sevgili Abdullah Zeydan ile ilgili karar verildiği günde bilirkişi raporu mahkeme heyetine sunuldu. Bilirkişi raporu Abdullah Zeydan’ın lehinedir. Aynı şekilde, askerlerden dinlenen tanıklar da mahkemeye verdikleri resmi ifadelerde, Abdullah Zeydan’ın o bölgeye girmediğini belirtmiştir. Bu ifadeler mahkeme tutanaklarında mevcuttur. Buna rağmen, beraatle sonuçlanması gereken bu kararın cezayla sonuçlanması kayyımın yolunu döşemek içindir. Bunları asla kabul etmiyoruz.

Bugün sadece Van’a değil, aynı zamanda İstanbul’a; sadece Kürt belediyelerine değil, aynı zamanda kent uzlaşısıyla seçilen İstanbul’daki belediyelere dönük yapılan saldırılar ortadadır. Kent uzlaşısına yönelik operasyonla göz altına alınan belediye meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının hepsi tutuklandı. Uzlaşıya ceza veren, uzlaşıyı yargılayan bir iktidar barış hakkında ne düşünüyor? Bu, bütün toplumu kaygılanmıştır.

Bugün dünyanın hiçbir yerinde uzlaşı dava konusu edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliği dava edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliğini 1 Ekim’den bu yana Sayın Devlet Bahçeli yaptığı her açıklamada ifade etti. Bu saiklerle de değerlendirdiğimizde Devlet Bahçeli hakkında da dava açmaları gerekiyor. Çünkü başsavcı, gözaltına alma gerekçesinde kent uzlaşısını örgütsel bir suç, Kürt-Türk kardeşliğini ifade etmeyi örgütsel bir suç olarak göstermiştir. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz.

İrademizi gasp edenler, irademize çetevari biçimde çökenler bilsinler ki, İstanbul’dan Van’a, Edirne’den Hakkari’ye tüm kentlerdeki toplumsal dinamiklerle uzlaşılarımız çok daha etkili ve sonuç alıcı bir şekilde neticelenecektir. İktidar bunu böyle bilsin, böyle okusun. Kayyım atamalarını, gözaltı ve tutuklamaları, sabaha karşı Van Belediyesini korsanca basıp orada insanlara şiddet uygulayarak gözaltına almalarını, bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar.

Bizler barış için on yıllardır bu topraklarda mücadele ediyoruz. Bizler Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için yıllardır bu topraklarda en ağır bedeli ödeyen siyasi hareketiz. Bileşenlerimizle, dost kurumlarımızla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte yıllardır barış diyoruz. Onlar barışı sabote ede dursun, iktidar ve Erdoğan barışı, bu diyalog sürecini sabote ede dursun; biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler.

Bu dönemde bize diz çöktüreceklerini zannedenlere, Kürt halkı üzerinde uyguladıkları Çöktürme Planının çöktüğünü bir kez daha hatırlatmak isterim. Bugün biz bu sürecin barışla taçlanması için elimizden gelen her türlü çabayı sergilemekteyiz. Erdoğan, AKP ve iktidar bunun tam tersini yapmaktadır. Türkiye’deki bütün muhalif kesimler ve toplumsal dinamikler bu diyalog sürecinin barışla taçlanmasını beklemektedir.

Burada oyunu bozan ve diyalogu dinamitleyen bu iktidarın kayyım atamalarıdır, tutuklamalarıdır, baskılarıdır. Bunları asla kabul etmediğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Onlar ne yaparsa yapsın, biz barışın mücadelesini vermekten vazgeçmeyeceğiz. Aynı zamanda bu genişletilmiş baskı aygıtlarına karşı demokratik zeminde en güçlü şekilde mücadelemizi vereceğiz. Buradan Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, haktan ve adaletten yana olan tüm kesimlere seslenmek istiyorum. Kent uzlaşısı operasyonuna karşı duran herkese sesleniyorum.

Bu baskılara karşı demokratik zemindeki mücadelemizi her yerde ve alanda daha güçlü bir şekilde sürdürmenin zamanıdır. İstanbul’dan Van’a kadar faşizme karşı ortak demokratik mücadeleyi yürütme çağrısını buradan yineliyoruz. Kayyımlara ve bu baskılara karşı direnmeye, mücadelemizi meydanlarda ve demokratik zeminde sürdürmeye devam edeceğiz. Açıklamamız sona erdikten sonra Tuncer Başkan ve MYK üyelerimizle Van’a geçeceğiz. Bir açıklama da orada gerçekleştireceğiz.

Van halkıyla, bütün Türkiye halklarıyla bu faşizan uygulamaları protesto etmeye devam edeceğiz. Kayyım gasptır, darbedir; kayyım 12 Eylül’den daha beter bir darbedir. Bunları asla kabul etmiyoruz. Biz bu darbeci anlayışa karşı tüm gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz. Çağrımız da baskı altında olan, bu haksızlıklara karşı olan bütün kesimleredir. Gelin, hep birlikte bu otoriter rejimin uygulamalarına dur diyelim ve mücadelemizi büyütelim.”

“Erdoğan’ın yurt dışındaki demokrasi nutuklarına kim inanır? “

Tuncer Bakırhan: “Bugün 15 Şubat. 15 Şubat, uluslararası komplonun yapıldığı gündü. Bu komplo Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e kırdırtılmaya çalışıldığı bir planlamanın sonucuydu. Sayın Öcalan 26 yıldır bunu teşhir etti. Demokratik bir cumhuriyet için, Kürtlerin, Türklerin ve diğer halkların eşitçe ve kardeşçe bir arada yaşayacakları bir zemin için 26 yıldır direniyor. Sayın Öcalan demokratik bir çağrıya hazırlanıyorken, büyük bir hazırlık yapıyorken, tam da uluslararası komployla getirildiği günün yıldönümünde Van Belediyesine kayyım atanıyor.

Şimdi bunun art niyetli olmadığını söyleyebilecek kimse var mı? Komplonun yıldönümünde, 14-0 yapan bir kentimizin belediyesi gasp edilmiştir. İki dönemdir atanan kayyımcı anlayışı reddederek üçüncü dönemde de açık arayla bütün belediyeleri alan Van’da belediyemiz gasp edilmiştir. Gasp edilme sebebi de Sayın Zeydan’ın çatışma süren bir bölgeye, çatışmaları engellemek için gittiği iddiasına dayanan bir soruşturma. Bilirkişi raporunda zaten o bölgeye kimsenin gitmediği söyleniyor. Öyle bir görüntü de yok.

Orada güvenlik önlemi alan jandarmanın raporunda da kimseyi o alana bırakmadıkları söyleniyor. Ancak bilirkişi raporuna ve jandarmaya rağmen yargı ceza verdi. Türkiye yargısı emin olun ki tek partili dönemleri aratan bir noktadadır: Savcı hazırlıyor, polis tutukluyor, hakim ceza veriyor ve İçişleri Bakanı talimatıyla halkın iradesine kayyım atanıyor. Bunu kabul etmek, buna itiraz etmemek bizim kitabımızda yazmaz. Bizim mücadele geleneğimiz gaspa ve anti demokratik uygulamalara karşı mücadele eden bir gelenektir.

Sandıkta yenişemeyeceksin, Van halkı 14’te 14 yaparak kayyımcı politikalarına büyük bir ders verecek. Sen de hiç olmamış bir şeyi yargı eliyle bir suçmuş gibi gösterip ceza vereceksin. Korsanvari bir şekilde, çetevari bir şekilde gece saat 02:00’de gaz bombaları ve plastik mermilerle Van Belediyesini basacaksın. Gazetecileri, orada iradesine sahip çıkan halkı gözaltına alacaksın, ters kelepçe vuracaksın. Emin olun ki bu kötülüğü, bu düşmanlığı kimse unutmaz.

Bu kötülük ve düşmanlık yargının verdiği kumpas bir kararla örtülemez. 14’te 14 yapan onurlu Van halkı kendi iradesine sahip çıkacaktır. Yeri ve zamanı geldiği zaman sandıkta yine kendi iradesine sahip çıkacaktır. Sabah akşam terör diyorlar. Buradan sormak istiyorum: Sandıkta iradesini seçen halkın, kendi iradesine sahip çıkması mı terördür? Yoksa çetevari bir şekilde, sanki başka bir ülkenin toprağını işgal eder gibi toplarla ve tüfeklerle belediyeye girip halkın iradesini gasp etmek mi terördür?

Terör diyenler önce bunun cevabını versin. İnsan biraz utanır! Bir taraftan bir tartışma süreci devam ediyor, diğer taraftan bunu fırsat bilip halkın iradesi gasp edilmeye çalışılıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Van’dan İstanbul’a kadar örülmeye çalışılan bütün kumpaslara karşı direneceğiz, mücadele edeceğiz. Bu anti demokratik uygulamalara karşı kent uzlaşısını sokakta da caddede de örgütleyerek bu gaspın karşısında durmaya devam edeceğiz.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan 3 günlük yurt dışı gezisinde çözüm ve demokrasi nutukları atıyordu. Ancak tam da Türkiye’ye indiği saatlerde ayağının tozuyla kayyım atandı. Kim inanır dışarıdaki nutuklara? İnsanlar, Van halkının iradesine atanan kayyımlara bakarak sizin notunuzu verir. Sizi samimiyete davet ediyoruz. Amacınız nedir? Siz Kürt sorunu deyince ne anlıyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Gerçekten bir çözümden mi yanasınız, bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinden mi yanasınız? Yoksa bunları da gerekçe yaparak halkların iradesini gasp etmeye mi çalışıyorsunuz?

Biraz net olun, mertçe cevabını verin. Biz bir kez daha mertçe çözümden, barıştan, demokrasiden ve müzakereden yana olduğumuzu söylüyoruz. Şimdi soruyoruz iktidara, yürütme erkine: Siz neden yanasınız, ne istiyorsunuz? Bu gaspçı anlayışınızı nereye kadar devam ettireceksiniz? Bir taraftan bu gaspçı ve çetevari yaklaşım, diğer taraftan çözüm olmaz. Sizi aklı selime davet ediyorum, halkın iradesine saygı göstermeye davet ediyorum, Van halkının iradesine saygı göstermeye davet ediyorum.

Türkiye’yi bir kayyım rejimiyle yönetmeye çalışıyorlar. Demokrasiden korkan, sandıktan korkan, halkın iradesinden korkan ve Türkiye halklarının rızasını artık alamayacağını anlayan bu sistem bu kayyımcı anlayışla yol yürüyemez, bir yere gidemez. Bu yol, yol değil. Bu yol, sandıkta halkın iradesine çarpar, Van’da olduğu gibi 14’te 14 olur. Tabela partisi olursunuz. Birazdan Van’a geçeceğiz ve iradesine sahip çıkan halkımızla birlikte olacağız. Onlar gibi mücadele edeceğiz, direneceğiz. Bu gaspı, bu siyasi darbeyi kabul etmeyeceğiz. İktidarı bu gaspçı anlayıştan vazgeçirene kadar da mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.”

Soru: Geçen günlerde Öcalan’ın bir mektubunun Kandil’e ulaştığı iddiaları gündeme geldi. Bir mektup gönderildi mi ve bu mektup nasıl gönderildi?

Hatimoğulları: Biz de Sayın Öcalan’ın örgütünün yapmış olduğu açıklamaları basından izledik. Kendilerine bir mesajın ulaştığını kamuoyuyla paylaştılar. Mektubun heyetimiz üzerinden gittiği de bilinen bir şey. Sanırım bu kadar bilgi yeter. Uçakla mı gitti, kuşlar mı götürdü o kadarını bilmiyorum tabii ki.

Paylaşın

Van Büyükşehir Belediyesi’ne Kayyım Atandı: Darbeciler Kaybedecek Halk Kazanacak

“Terör örgütüne yardım etmek” ve “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay hapis cezası alan Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın yerine kayyım atandı.

Haber Merkezi / Abdullah Zeydan’ın “Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/77 Esas sayılı dosyası kapsamında 11.02.2025 tarihinde görülen duruşmasında ‘Silahlı Terör Örgütüne Bilerek Ve İsteyerek Yardım Etme’ suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası alması nedeniyle” görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Polisler Zeydan’a görevden alındığına dair tebligatı imzalatmak istedi ancak Abdullah Zeydan kararı imzalamadı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Abdullah Zeydan, “Utanmaz hırsızlar Van halkının iradesini gasp ettiler. Darbeciler kaybedecek halk kazanacak” dedi.

DEM Parti Van İl Örgütü de sosyal medya hesabından bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “Onurlu Van halkı iradesinin yanındadır! Kayyıma, gaspa, talana geçit vermeyeceğiz. Tüm halkımızı, sivil toplum örgütlerini, siyasi parti ve sendikaları bu gaspa karşı demokrasiyi ve hukuku savunmaya davet ediyoruz” denildi.

DEM Parti tarafından yayınlanan açıklamada ise, gelişmeler “halkın iradesine vurulmuş bir darbe” olarak nitelendirildi. Açıklamada şu sözlere yer verildi: “Bu hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz. Van halkının iradesini gasp etmeye çalışan kayyımcı zihniyete karşı duracağız! Belediyeler darbecilerin değil halkındır!”

Ankara’da DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, kayyum atamasına tepki gösterdi. DEM Parti Meclis Grubu, Van’a gitme kararıyla yola çıkarken Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi.

Tülay Hatimoğulları, kayyum atamak için Zeydan aleyhine hapis cezası kararı verildiğini söyleyerek “Sadece Kürt belediyelerine değil, aynı zamanda kent uzlaşısıyla seçilen İstanbul’daki belediyelere dönük saldırılar ortadadır. Kent uzlaşısına yönelik operasyonla gözaltına alınan belediye meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının hepsi tutuklandı. Uzlaşıya ceza veren, uzlaşıyı yargılayan bir iktidar barış hakkında ne düşünüyor?” diye konuştu.

Erdoğan’ın talimatıyla kayyum atandığını düşündüklerini belirten Hatimoğulları, “Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz. Siz bugün Van’a kayyum atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde, bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?” dedi.

Hatimoğulları, “Bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. İktidar ve Erdoğan, barışı, bu diyalog sürecini sabote ededursun biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler” ifadelerini kullandı.

Tuncer Bakırhan ise Abdullah Öcalan’ın yakalandığı günün yıldönümü olan 15 Şubat’ı işaret ederek “Sayın Öcalan demokratik bir çağrıya hazırlanıyorken tam da uluslararası komployla getirildiği günün yıldönümünde, Van Belediyesi’ne kayyum atanıyor. Şimdi bunun art niyetli olmadığını söyleyebilecek kimse var mı?” diye konuştu.

Bakırhan, “Sandıkta iradesini seçen halkın, kendi iradesine sahip çıkması mı terördür? Yoksa çetevari bir şekilde, sanki başka bir ülkenin toprağını işgal eder gibi toplarla ve tüfeklerle belediyeye girip, halkın iradesini gasp etmek mi terördür? Terör diyenler önce bunun cevabını versin” ifadesini kullandı.

Zeydan, açık ara farkla kazanmıştı

Zeydan, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimleri, Vanlıların yüzde 55’inin oyunu alarak kazanmıştı. AKP’nin adayı Abdulahat Arvas ise oyların yüzde 27’sini alarak ikinci sırada gelmişti. Van’ın tüm ilçelerinde de ipi DEM Parti göğüslemişti.

Abdullah Zeydan, Hakkari milletvekili olduğu sırada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 2016’da yapılan operasyonlar kapsamında tutuklanmıştı. Hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açılan Zeydan’a yöneltilen suçlamalara, 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki bir eyleme katılması, “yasaklı bölgeye girmesi” ve bir konuşmasında sarf ettiği “PKK sizi tükürüğünde boğar” ifadeleri gerekçe gösteriliyor.

AK Parti’nin kaybettiği yerel seçimlerin ardından, Türkiye’nin güneydoğusundaki birçok belediyeye kayyum atanmış bulunuyor. Şu ana kadar sırasıyla Hakkari, İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Şanlıurfa Halfeti, Tunceli, Ovacık, Van Bahçesaray, Mersin Akdeniz ve Siirt’e kayyum atandı.

Son 10 yıl içinde toplamda 150 belediyeye kayyum atandı. Kayyum atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyum düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyum uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyum olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

ABD’nin Suriye’de Bundan Sonraki Hamlesi Ne Olacak?

Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra ABD’nin, IŞİD’le mücadeleye odaklanan askeri koalsiyonun bir parçası olarak Suriye’de kalıp kalmayacağı belirsizliğini koruyor.

İsrail’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden dış politika uzmanı Gallia Lindenstrauss, “Kimse IŞİD’in yeniden canlandığını görmek istemiyor. Bana kalırsa bu açıdan ABD buradaki az sayıda askerinin etkili olduğunu anlıyor. Neden çekilsin?” diyor.

ABD’nin Suriye’deki varlığının geleceği, Türkiye ve İsrail’den gelen farklı taleplerin gölgesinde belirsizlikle karşı karşıya. İsrail, ABD’nin Suriye’de IŞİD’le mücadelede Kürt güçlerine desteği sürdürmesini istiyor. Türkiye ise bu stratejiye karşı çıkıyor.

Suriye’de bulunan 2 bin ABD askeri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını taşıyan Arap-Kürt koalisyonuna IŞİD’le mücadelede destek veriyor. SDG’nin kontrolündeki cezaevlerinde de binlerce IŞİD militanı tutuluyor.

Washington’daki düşünce kuruluşu Demokrasileri Koruma Vakfı uzmanlarından Sinan Ciddi, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında Amerika’nın önceliklerini dikkate alma vaadinde bulunduğunu hatırlatıyor; ancak diğer yandan da Suriye’den 2 bin askeri çekmesi halinde önemli bir güvenlik tehdidi olasılığıyla karşı karşıya kalınabileceği görüşünü dile getiriyor.

Ankara ise terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü SDG’ye Washington’un destek vermesine karşı çıkıyor.

Uzmanlara göre ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı şimdiye kadar, sınırda konuşlu bulunan Türk ordusunun SDG’yi bozguna uğratmasını engelledi. Ancak SDG için zamanın daralıyor olabileceğini söyleyenler de var.

Eski bir diplomat olan dış politika uzmanı Aydın Selcen bugüne kadar bu güçleri koruyan tek şeyin ABD himayesi olduğunu ve SDG’nin ülkedeki yeni süreçte Şam ile güçlerini birleştirmek ve Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne katılmak konusunda karar vermek zorunda olduğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin yeni yöneticileriyle yakın ilişkileri var. Erdoğan, lağvedilmezse SDG’nin Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya kalacağını söylüyor.

İsrail’den Suriye Demokratik Güçleri’ne destek

İsrail hükümeti ise IŞİD tehdidi karşısında Suriye Demokratik Güçleri’ne destek verdiğini ifade ediyor.

İsrail’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden dış politika uzmanı Gallia Lindenstrauss, “Kimse IŞİD’in yeniden canlandığını görmek istemiyor. Bana kalırsa bu açıdan ABD buradaki az sayıda askerinin etkili olduğunu anlıyor. Neden çekilsin?” diyor.

İsrail, Suriye’nin kuzeydoğusunda Kürt varlığına Batı’nın desteğinin sürdüğünü görmek istediğini ve bu kapsamda diplomatik çabaların olacağını açıkladı. Dışişleri Bakanı Israel Katz, Suriyeli Kürtler’in İsrail’in müttefiki olarak öneminin altını çizdi.

Sinan Ciddi, İsrail hükümetinin Suriyeli Kürtler gibi devlet dışı aktörlere daha fazla resmi ve hükümet desteği sağlama yönündeki hamlelerinin arttığı görüşünde. Ciddi buna neden olarak, İsrailliler’in, çok önem verdikleri bazı büyük güvenlik kaygılarını engellemede, SDG’yi güvenilir bulmasını gösteriyor.

Türkiye’nin Hamas’a verdiği destek de ABD yönetimi için büyük bir sorun teşkil ediyor. Zira ABD bir yandan İsrail’in kendisini yok etmek isteyenlere karşı koruma çabalarını desteklerken, diğer yandan da bölgede istikrarı sağlamaya yönelik olasılıkları değerlendiriyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın