YSK’nın Seçim Hazırlıkları Sürüyor!

AK Parti ve MHP milletvekillerinin ortak imzasıyla hazırlanan Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yasa, cumhurbaşkanının onayının ardından yürürlüğe girecek.

Cumhuriyet gazetesinden Mustafa Çakır’ın haberine göre  anayasa hükmü gereği seçim yasalarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamıyor. Bu nedenle yasanın uygulanabilmesi için seçimlerin bir yıl sonra yapılması gerekiyor.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ise seçime doğru tüm hazırlıklarını tamamlamak için alımlarına ‘tam gaz’ devam ediyor. Devlet Malzeme Ofisi (DMO), YSK’nin ihtiyacı doğrultusunda 23 Mart’ta iki farklı ihaleye çıkmıştı. İlk ihale, yalnızca oy verme kabininden oluşmuştu. İkinci ihale ise ‘kırtasiye malzemesi’ adıyla yayımlanmıştı. 12 kalemden oluşan ihaleye göre, 250 bin adet ıstampa süngeri ve 500 bin şişe ıstampa mürekkebi, 500 bin adet mühür kartuşu, 500 bin çubuk mühür mumu, 35 bin yumak kendir ip alınması öngörülmüştü. Istampa sünger ve mürekkebi için teslim süresi 60, mühür kartuşu için 90 ve mühür mumu ile kendir ip için 180 gün teslim süresi belirlenmişti.

DMO dün yeni bir ihale ilanı daha yayımladı. Bu kez YSK’nin ihtiyacı beş kalem filigranlı oy pusulası ve zarfı kâğıdı, hazırlanan teknik şartnamelerine uygun şekilde açık teklif isteme usulüne göre satın alınacak.

6 ay süre verildi

Beş kalem malzemenin toplam miktarı 21 bin 450 tona ulaşıyor. Bu kapsamda beyaz, mavi, sarı renkli çeşitli ebatlarda oy pusulası kâğıtları ile sarı renkli filigranlı oy zarfı kâğıtları alınacak. Teslim süresi ise altı ay. Teklifler 15 Nisan’a dek Euro cinsinden verilecek. Yerli isteklilere yapılacak ödemeler fiili teslim tarihindeki Merkez Bankası Euro alış kuru üzerinden TL olarak yapılacak. Yabancı isteklilere yapılacak ödemeler ise Euro cinsinden olacak.

Paylaşın

“Millet İttifakı Seçim Yasasına Karşı ‘İnce İşçilik’ Yapacak”

Cumhur İttifakı’nın milletvekili dağılımında ittifak toplam oylarının etkisini kaldıran düzenlemesi sonrası Millet İttifakı’nın ne yapacağı konuşuluyor. İttifaka göre her partinin seçim bölgelerindeki gücüne göre milletvekili çıkaracağı sistem yeni partiler için avantaj olabilir.

Partilere göre getirilen sistemin Millet İttifakı’nı dağıtması mümkün değil. Çünkü ittifak öncelikle ortak cumhurbaşkanı adayı sağlayacak, ayrıca içinde yer alan tüm partilerin üzerindeki baraj stresi kalkacak.

Peki CHP ve İYİ Parti dışında ittifaka katılması muhtemel SAADET, Demokrat, Gelecek ve DEVA Partileri kendi listeleri ile milletvekili çıkarabilir mi?

Gazete Duvar’da yer alan habere göre  partiler ‘ince işçilik’ ile bunun mümkün olduğu görüşünde. İstanbul (98), Ankara (36) ve İzmir’in (28) yanı sıra Bursa (20), Antalya (17), Adana (15), Konya (15), Gaziantep (14), Şanlıurfa (14) Mersin (13), Kocaeli (13), Diyarbakır (12) Hatay (11), Kayseri (10) ve Manisa’da (10) il barajının yüzde 5’lerde olduğuna dikkat çeken uzmanlar partilerin bu il barajlarını aşarak vekil çıkarmasının mümkün olacağı görüşünde.

Ayrıca 10 milletvekilinin altında milletvekili bulunan kentlerde de “Adayın niteliğine göre milletvekili kazanmanın yolu açık” görüşü savunuluyor. Partiler, “Hepimizin hedefi parlamentoda çoğunluğun muhalefet tarafından alınması. Biz de bunu sağlayacak formülü bulacağız” diyor.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidara Çok Sert Ekonomi Tepkisi

‘Sokak Ekonomisi Sorunları ve Çözüm Yolları’ Çalıştayı’nda konuşan Davutoğlu, ekonomi üzerinden iktidara yüklenerek, “Geçim sıkıntısıyla halkımızın büyük bir bunalıma sürüklendiği bir kara kışı az gördük. Kış sert geçti ama mutfaklardaki kara kış çok daha sert geçti.” dedi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde partisinin düzenlediği “Sokak Ekonomisi Sorunları ve Çözüm Yolları” çalıştayında konuştu.

Ahmet Davutoğlu, “Zorlu bir Ramazan’a giriyoruz. Halkımız ilk kez bu kadar derin bir şekilde iftar sofrası, sahur sofrası hazırlama telaşı içinde. Çok zor günler yaşandı, geçmişte ülkemizde. Ama bu kadar yoğun ve geçim sıkıntısıyla halkımızın büyük bir bunalıma sürüklendiği bir kara kışı az gördük. Kış sert geçti ama mutfaklardaki kara kış çok daha sert geçti” dedi.

Çalıştaya, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkan Yardımcısı İsmail Yücel, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı İlyas Tonguç, DEVA Partisi Sivil Toplum ve Halka İlişkiler Başkanı Hamza Aydoğdu da katıldı.

Davutoğlu, özetle şunları söyledi:

Zorlu bir Ramazan’a giriyoruz. Halkımız ilk kez bu kadar derin bir şekilde iftar sofrası, sahur sofrası hazırlama telaşı içinde. Çok zor günler yaşandı, geçmişte ülkemizde. Ama bu kadar yoğun ve geçim sıkıntısıyla halkımızın büyük bir bunalıma sürüklendiği bir kara kışı az gördük. Kış sert geçti ama mutfaklardaki kara kış çok daha sert geçti.

Siyaset eğer halkın içinden ve halka birlikte yapılırsa anlamlı ve onurlu bir meşgaledir. Ama siyaset güç devşirme, güç biriktirme ve çıkar oluşturma çabası olarak yürütülürse işte o siyaset kirli bir siyaset haline dönüşür.

Biz Gelecek Partisi olarak emeğin her türlüsüne, helal rızkın her çeşidine saygı ile bakıyoruz… Onların emekleri bir onur mücadelesidir. Bir anormallikle karşı karşıya değiliz. Tasfiye edilmesi gereken bir grupla da karşı karşıya değiliz… Hayatımızın her yerinde olan her zaman beraber olduğumuz bazen bizim de içinde olduğumuz bir topluluk adına konuşuyoruz… Sokak emekçileri tasfiye edilmesi gereken değil saygı duyulması gereken ve bütün sosyal haklara kavuşması gereken bir topluluktur.

 

Öyle bir yoksulluk yaşanıyor ki bu ülkede iktidardakiler lüks alanlarında bunları fark etmeseler bile bu yoksulluk Türkiye için sadece bir ekonomik kriz değil bir sosyal gerilim potansiyeli taşıyor.”

(Kaynak: Milli Gazete)

Paylaşın

‘Erdoğan, Nebati’ye Konuşma Yasağı Getirdi’ İddiası

Ziraat Bankası’nın eski Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşcu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye ‘konuşma yasağı’ getirildiğini iddia etti.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selim Temurci, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin nisan ya da mayıs ayında görevden alınacağını iddia etmişti. Bakan Nebati’ye, bu defa da konuşma yasağı getirildiği ileri sürüldü.

Ziraat Bankası’nın eski Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşcu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı’nın, son dönemde yaptığı skandal açıklamalarla eleştirilerin odağı haline gelen Bakan Nebati’ye ‘konuşma’ yasağı koyduğu ileri sürüldü. Erdoğan’ın Nebati’yi sert bir şekilde uyardığı ve basına açıklama yapmamasını ve toplantılarda konuşmamasını istediği iddia edildi” ifadelerini kullandı.

Bakan Nebati’nin, Fransa’da yatırımcılara yaptığı konuşmada, ”Bir problem mi yaşadınız? Rahat olun. Bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun. Mevzuatı da değiştiririz” ifadeleri tepki çekmişti.

Paylaşın

Türkiye – Suudi Arabistan İlişkileri Normalleşme Yolunda

Cemal Kaşıkçı davasında savcının yargılamanın durdurulmasını ve dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesini talep etmesiyle, gözler Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilere çevrildi.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan uzmanlara göre, iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesi adımlarının temelinde Körfez bölgesinde ABD politikalarının da değişmesiyle ortaya çıkan dönüşümün etkisinin yanı sıra, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizi aşmaya yönelik çabasının da önemli olduğu belirtiliyor.

Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna 2 Ekim 2018’de giren gazeteci-yazar Cemal Kaşıkçı’dan bir daha haber alınamamış, daha sonra öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren Kaşıkçı davasının iki gün önceki duruşmasında Cumhuriyet Savcısı, dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesini talep etti.

Mahkeme, 26 sanıklı davanın Suudi Arabistan’a devri konusunda Adalet Bakanlığına görüş sorulmasına hükmederek duruşmayı 7 Nisan’a erteledi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise davanın nakli konusunda olumlu görüş bildireceklerini belirtti.

Arap Baharı döneminde farklı kutuplara düşen Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler Kaşıkçı cinayetiyle birlikte daha gerilimli bir döneme girmişti. İlişkiler hızla kötüleşir ve Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye’den sert açıklamalar yapılırken, Suudi tarafı da tarım ve işlenmiş gıda ürünleri ambargosuyla Türkiye’yi hedef almıştı.

Bir süreden beri ise iki ülke arasında ılımlı rüzgarlar esmeye başlamıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman arasında 21 Kasım 2020’de gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve sorunların giderilmesi için “diyalog kanallarının açık tutulmasında” mutabık kalındı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Mayıs 2021’de dört yıl aradan sonra Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Çavuşoğlu, Kaşıkçı dosyası için savcının dosyanın devrini istediği saatlerde ise A Haber’de yaptığı açıklamada, Riyad ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda önemli adımların bulunduğunu söyleyerek, “Yargı iş birliği daha iyi bir noktaya geldi” ifadesini kullandı.

Kaşıkçı cinayetinin etkisi

Dış politika gözlemcilerine ve uzmanlarına göre Kaşıkçı davası Riyad tarafından Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleşmesinin önündeki en büyük engel olarak görülüyordu.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) uzmanı Oytun Orhan, Kaşıkçı cinayetinin ilişkilerin bozulmasında kritik önemi bulunduğunu söylerken, ancak ilişkilerin çok kötü olduğu dönemde Türkiye’nin Kral Selman üzerinden kanalı açık tutmaya özen gösterdiğine ve Kral ile Veliaht Prens arasında ayrım yaptığına işaret ediyor.

Kaşıkçı cinayeti ile ilgili olarak Veliaht Prens Muhammed bin Selman sorumlu tutulurken, Veliaht Prens cinayette rolü olduğu iddialarını reddetmişti.

Türkiye ile Suudi Arabistan geçmiş dönemde Hamas ve Müslüman Kardeşler’e karşı da farklı politikalar takip etmişlerdi. Orhan, bölgedeki katı kutuplaşma döneminde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak ilan ettiğini ve Türkiye’nin ılımlı yaklaşımından memnun olmadıklarını hatırlattı.

Ekonomik kriz ne kadar etken? 

Peki iki ülke ilişkilerinde yaşanan bu kötü dönemin ve Kaşıkçı cinayeti gibi bir olayın ardından neden ve nasıl normalleşme yoluna girildi?

Uzmanlara göre bu sorunun tek bir yanıtı yok. Türkiye’nin Suudi Arabistan ile ilişkilerinin normalleştirilmesinde bölgesel etmenlerin yanı sıra içinde bulunulan ekonomik krizi aşma çabaları ve bu çerçevede Suudi Arabistan’dan gelmesi beklenilen sıcak paranın da önemli bir motivasyon olabileceği belirtiliyor.

Kaşıkçı dosyasının Suudi Arabistan’a devredilmesi kararının ardından Ankara’nın beklentisi bu ülkeden yatırım çekmek ve swap anlaşmaları yapmak. Riyad ile Ankara arasında davanın durumu ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesiyle ilgili bir süreden beri çeşitli düzeylerde görüşmeler yapıldığı, Suudi Arabistan’ın ilk olarak Erdoğan’ın bu konuyla ilgili konuşmaması yönünde telkinde bulunduğu, bunun gerçekleşmesinin ardından dosyanın kendilerine devrini de istediği belirtiliyor.

Bluebay Varlık Yönetimi Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash, yaptığı değerlendirmede, Erdoğan’ın yaklaşan seçimler öncesinde zorlayıcı bir ekonomik durum ile karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, şunları belirtiyor:

“Erdoğan’ın motivasyonu bence gayet açık. TL’yi yüksek cari açık ve Ukrayna’daki savaştan kaynaklı artan ithalat maliyetleri, yüksek enerji ve gıda fiyatları karşısında tutabilmek için mücadele ediyor. Suudi finansmanının da 2023 ortasındaki seçimlere girmesine ve belki de kazanmasına yardımcı olmasını istiyor.”

Ash, Suudi Arabistan’ın da artık bu davanın kapanmasını ve Türkiye tarafından utandırılmak istemiyor olabileceğini söyleyerek, bundan sonrasına ilişkin öngörüsünü şöyle aktarıyor:

“Bence Suudi Arabistan da Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeyi istiyor ve Türkiye’deki varlıkları da ucuz buluyor olmalılar. Belki de Erdoğan döneminin sonrasını planlıyorlar. Erdoğan eğer onlara satın almak için ucuz varlıklar önerecek olursa, bence oportünist davranacaklardır.”

İlişkilerde gerilimden normalleşmeye 

Uzmanlara göre, Riyad ile ilişkilerin düzeltilmesi öncelikli olarak Türkiye’nin son dönemde dış politikada uygulamaya başladığı “restorasyon” çabalarının bir parçası olarak da okunabilir. Ancak bu restorasyonun başlatılmasının da yine bölgesel gelişmelere dayandığına dikkat çekiliyor. Analistler dış politika çizgisini bölgedeki genel değişimin parçası olarak değiştiren tarafın sadece Türkiye değil, aynı zamanda Körfez ülkeleri olduğunu da belirtiyor.

ORSAM uzmanı Oytun Orhan, Suudi Arabistan’a büyük destek veren ABD Başkanı Donald Trump’ın iktidardan giderek yerine Joe Biden’ın gelmesi ve ABD’nin bölgeye dair yeni bir politika geliştirmesinin ardından Körfez’deki tüm dengelerin değiştiğini vurguluyor.

Trump döneminde Suudi Arabistan ile Mısır’ın daha agresif olduğunu ve bunun Türkiye ile ilişkilerine de yansıdığını belirten Orhan, Biden’ın gelişiyle Suudi Arabistan’a verilen desteğin geri çekilmesi ve ABD’nin İran ile müzakerelere başlaması gibi etkenlerin Körfez ülkelerinin de bir revizyona gitmesine neden olduğunu belirtiyor.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Gökhan Çınkara da Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin tekrar olumlu istikamette ivme kazanmasındaki temel etkenin Biden yönetiminin Ortadoğu siyaseti olduğunu söyleyerek, şöyle konuşuyor:

“Biden yönetimi İran’ın üzerindeki yaptırımları kaldırma sürecinde bunu bölge ülkelerinin güvenlik endişelerine çok da yaslanmadan yapıyor. Bu da her ülkenin günün sonunda kendi başının çaresine bakacağı bir bölgesel gerçekliğe işaret ediyor. Ülkeler benzer çıkar ve endişe etrafında geçmişteki konjonktürel problemlerini aşma yolunu tutuyor. Bence ilişkilerdeki yeni rotayı oluşturan bu gerçekliktir.”

Orhan: “Bölge tükenmişlik halinde” 

ORSAM uzmanı Orhan, bölge ülkeleri arasında yıllar süren kamplaşmaların ardından genel olarak bir “tükenmişlik halinde” olduğuna da işaret ederek, gelinen son durumu şöyle aktarıyor:

“Taraflar 10 yılı aşkın bir süredir ciddi bir kamplaşma halinde, vekil güçler aracılığıyla Libya, Yemen, Suriye gibi farklı sahalarda mücadele içine girmişti. Ama bu bir kaybet-kaybet ilişki modeli. Kimse için faydası olmayan ve herkesin enerji sarf etmek durumunda kaldığı bir ilişki biçimiydi. 10 yılın sonunda bir tükenmişlik hali oluştu ve taraflar artık kazan-kazan ilişkisine geçmeyi tercih ediyor.”

Türkiye’nin eski Riyad Büyükelçilerinden Naci Koru da yaptığı değerlendirmede, iki ülke arasındaki normalleşmeyi olumlu gördüğünü belirterek, siyasi ilişkilerin gelişmesinin diğer alanlara da yansımasını umuyor. Bölgeye yönelik son açılımın ve İsrail ile Mısır gibi ülkelerle de ilişkilerin normalleştirilmesinin yararlı olacağını belirten Koru, şöyle konuşuyor:

“Biden ‘önceliklerimiz arasında artık Ortadoğu birinci değil’ dedi. Dolayısıyla bu ülkelerin sarılacakları, ilişki kuracakları başka ülkelere ihtiyaçlarının olduğu çok açık. Bunlardan biri de Türkiye tabiatıyla. Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi karşılıklı olarak yarar sağlar.”

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce Şubat ayı olarak açıkladığı Suudi Arabistan ziyaretini Ramazan ayında yapabileceği de belirtiliyor.

Paylaşın

Avrupa’da En Ucuz İş Gücü Türkiye’de

Avrupa ülkelerinde karşılaştırmalı iş gücü maliyetlerine bakıldığında en ucuz iş gücünün Türkiye’de olduğu ortaya çıkıyor. 2020 yılı verilerine göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 28,6 euro iken Türkiye’de 3,7 euro seviyesinde. Türkiye’de 2016 yılında saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu.

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) Avrupa’da iş gücü maliyetlerini açıkladı. Eurostat’ın 2021 verilerinde Türkiye yer almıyor. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden Türkiye’nin 2020 yılı verilerini görmek mümkün.

TÜİK’e göre 2020’de iş gücü maliyeti 29,8 TL (3,7 Euro)

Buna göre 2020 yılında Türkiye’de iş gücü maliyeti saatlik ortalama 29,8 TL oldu. Merkez Bankası verilerine göre 2020 yılında ortalama Euro kuru 8,03 liraydı. Bu durumda Türkiye’de 2020 yılı saatlik ortalama iş gücü maliyeti 3,7 euro oluyor.

2020 yılı verilerine göre AB ortalaması 28,6 euro iken Türkiye, iş gücünün en ucuz olduğu ülke olarak son sırada yer alıyor. Daha sonra 6,2 Euro ile Sırbistan, 6,5 Euro ile Bulgaristan ve 8,2 Euro ile Romanya yer aldı.

2020’de listenin zirvesinde ise 47,3 Euro ile Norveç yer aldı. 2020’de diğer bazı ülkelerde saatlik ortalama iş gücü maliyeti şöyle oldu: Belçika 41,1 Euro, Hollanda 37,4 Euro, Fransa 37,4 Euro, Almanya 36,7 Euro, Yunanistan 16,9 Euro, Hırvatistan 10,8 Euro ve Macaristan 9,9 Euro.

Koronavirüs salgını: 45 can kaybı, 13 bin 367 yeni vaka

Veriler Türkiye’de saatlik iş gücü maliyetinin yıllar içinde düştüğünü ortaya koyuyor. Eurostat verilerine göre 2016’da Türkiye’de saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu. 2016-2020 arasını kapsayan 4 yılda saatlik ortalama iş gücü maliyeti TL bazında yüzde 35 artarken euro bazında ise yüzde 44 düştü.

AB’de 2021’de durum nasıl?

2021 yılında ise AB ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 29,1 Euro olarak ölçüldü. İş gücü maliyetinin en yüksek olduğu ülke ise 51,1 euro ile Norveç oldu. Bu ülkeyi Danimarka (46,9 Euro), İzlanda (43,3 Euro), Lüksemburg (43 Euro), Belçika (41,6 Euro), İsveç (39,7 Euro), Hollanda (38,3 Euro), Fransa (37,9 Euro), Avusturya (37,5 Euro) ve Almanya (37,2 Euro) takip etti.

Eurostat’ın 2021 verilerine göre Sırbistan’da saatlik iş gücü maliyeti 6,9 euro oldu. Bu ülkenin üstünde diğer Balkan ülkeleri Bulgaristan (7 Euro) ve Romanya (8,5 Euro) yer aldı. İş gücü maliyetleri uluslararası yatırım kararlarında dikkate alınan unsurlardan birisi.

Emeğin en pahalı olduğu alan finans ve sigorta; en ucuz konaklama ve yiyecek sektörü

Ortalama iş gücü maliyeti sektörlere göre büyük değişim gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2020 yılında saatlik iş gücü maliyetinin en yüksek olduğu alan 84,9 TL ile finans ve sigorta faaliyetleri olurken en düşük maliyet 15,7 TL ile konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinde gerçekleşti. İnşaat da 15,9 lira ile oldukça ucuz bir alan. Eğitim ise 65,6 TL ile en yüksek ikinci alan olarak kayıtlara geçti.

Çin kişi başında milli gelirde Türkiye’yi geçti

Öte yandan 2002 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin 688 dolar iken Çin’de bin 149 dolar seviyesindeydi. Yani, Türkiye’deki gelir Çin’in 3,2 katıydı. Ancak 2018 yılında Çin kişi başına düşen milli gelirde 58 yıl sonra Türkiye’yi geride bırakmayı başardı. 2020 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 8 bin 538 dolar olurken Çin’de 10 bin 500 dolar oldu.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Babacan, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı için “Geçiş dönemini yönetebilecek, Türkiye’yi parlamenter sisteme götürebilecek hem Meclis hem de cumhurbaşkanı adayı rahat bulunur. Önemli olan ne yapılacağıdır. Hani ‘işe göre adam’ veya ‘adama göre iş’ denir ya. Biz işe göre adam bakacağız. Önce yapacağımız işi tanımlayacağız. Yapacağımız işe uygun cumhurbaşkanı adayını sürecin sonunda belirleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Ali Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Altılı masanın en önemli kararlarından bir tanesi, cumhurbaşkanı adayının mutabakatla ve sürecin sonunda belirlenmesi. Demokrasiye inanmış ve özümsemiş, parlamenter sistemi içselleştirmiş bir cumhurbaşkanı adayı şart. Masada olur, masanın dışında olur, onlar önemli değil” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu Çalar Saat programında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Genel başkanlar bizim genel merkezde biraraya geldiler. Yuvarlak masa ortamında oturduk ve kararlar verdik. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecinin yol haritası üzerinde ortak çalışma yapmaya karar verdik ve ortak bir komisyon kurduk. Seçim güvenliğini sağlamak için komisyon kurmaya karar verdik. Sandıklara sahip çıkmamız gerekiyor. Partiler bunu ortak bir organizasyon şeması içinde yaparsa, hileyi, hurdayı, oyunu önleriz.

Altılı masada baştan her şeyi açık konuşmazsak, yarın ihtilafla sonuçlanabilir. Açık ve şeffaf olmak lazım. Altı farklı siyasi partiden bahsediyoruz. Altı genel başkan biraraya oturunca tek parti haline gelmiyor. Burada ödünleşme süreci gerekiyor. Ödünleşmeyle mutabakat arayışı gerekiyor.

“Yapacağımız işe uygun cumhurbaşkanı adayı belirleyeceğiz”

Geçiş dönemini yönetebilecek, Türkiye’yi parlamenter sisteme götürebilecek hem Meclis hem de cumhurbaşkanı adayı rahat bulunur. Önemli olan ne yapılacağıdır. Hani ‘işe göre adam’ veya ‘adama göre iş’ denir ya. Biz işe göre adam bakacağız. Önce yapacağımız işi tanımlayacağız. Yapacağımız işe uygun cumhurbaşkanı adayını sürecin sonunda belirleyeceğiz. Altılı masanın en önemli kararlarından bir tanesi, cumhurbaşkanı adayının mutabakatla ve sürecin sonunda belirlenmesi. Demokrasiye inanmış ve özümsemiş, parlamenter sistemi içselleştirmiş bir cumhurbaşkanı adayı şart. Masada olur, masanın dışında olur, onlar önemli değil.

Sayın Erdoğan ekonomistse, haydi düzeltsin bu ekonomiyi bir an önce. Dört yıldır elini tutan mı var? Dört yıldır tek imzayla bu ülkede istediği her şeyi yapamıyor mu? Düzeltemiyor. Çünkü ‘Ben her şeyi bilirim’ diyen hiçbir şey yapamaz. 1994 krizi çıkmıştı. O zaman ülkeyi yöneten de ekonomi profesörüydü. ‘Ben her şeyi bilirim’ diye saçma sapan talimatlar verildi. Bir ülkenin başındaki kişi ‘Ben bu işi biliyorum’ dediği anda korkun. Kesin yanlış yapacaktır. ‘Bilenlerle konuşuyorum’ diyorsa ümitlenin.

“Boşuna kendilerini ortaya atıp rezil olmasınlar”

Ne kadar Yap İşlet Devret projesi varsa hepsini denetime sokacağız. Seçimlerden sonra ihalelerin hepsini denetleyeceğiz, hiç merak etmesinler. Yargı denetimi yapılacak, yasama denetimi yapılacak, idari denetim yapılacak. Boşuna hikâye anlatmasınlar. Ben 13 sene bu ülkenin ekonomisini yönettim. Ne numaralar döndüğünü biliyoruz. Boşuna kendilerini ortaya atıp rezil olmasınlar. Günü gelince hepsi ortaya çıkacak.

Bugün bir mutluluk oyunu oynuyorlar. Bugün ‘Güzel bir uygulamayı başlattık’ diyorlar ama yarın ülkeyi çok kötü vuracak. Bugün itibariyle dahi yılda 36 milyar maliyeti var. Kur korumalı mevduata verilen fark 36 milyar. Sayın Erdoğan bunu açıklarken ‘Mevduat sahipleri mağdur oluyor, biz onların mağdur olmalarını istemiyoruz’ dedi. Kur atışından onlar mağdur oluyor da bizim esnafımız, memurumuz, gencimiz, işçimiz, çiftçimiz mağdur olmuyor mu?

Aralık ayından bugüne kadar evlerde kullanılan doğal gazın fiyatı düzde 69 arttı. Bütün dünyada enerji fiyatlarının artış eğilimi var ama Türkiye’deki artış dünyanın daha üzerinde. Çünkü dolar kuru çok artmış durumda. Dolar kurundaki artışın da en önemli sebebi ülkedeki döviz kıtlığı. Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu eksi 55 milyar dolara düştü. Elde döviz olmayınca kur artıyor, kur artınca da A’dan Z’ye her şeye zam geliyor.

“Erdoğan döviz kurundaki kontrolü kaybetti”

Aralık başında karkas etin kilosu 49 lira, bugün 90 lira. Et fiyatı niye bu kadar arttı? Gübre, tohum, ilaç, yem fiyatı arttı. Bunların fiyatı niye arttı? Çünkü Sayın Erdoğan döviz kurundaki kontrolü kaybetti. Et de şeker de doğal gaz da elektrik de böyle. Bunun sebebi makro ekonomik dengelerin bozulması, Merkez Bankası üzerindeki yanlış talimatlar, akıl ve bilim dışı ekonomi uygulamaları.

Dün akşam itibariyle Hazine’nin borçlanma faizi yüzde 26’ya çıkmış durumda. Eylül ayında yüzde 17’ydi. Merkez Bankası’nın bankalardan aldığı faizi düşürüyorlar, Hazine’nin verdiği faiz yüzde 26,32’ye çıkıyor. Faiz talimatla düşmez. Faiz güvenle düşer. Akıl ve bilim çerçevesinde uygulanan ekonomi politikalarıyla düşer. Allah’ın verdiği aklı kullanarak düşer.”

Paylaşın

19 Vekilin Dokunulmazlık Dosyası TBMM’de: 18 HDP, 1 DBP

Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 18, Demokratik Bölgeler Partisi’nden (DBP) bir toplam 19 milletvekili hakkında hazırlanan 23 dokunulmazlık dosyası, Meclis Başkanlığına sunuldu. Meclis’e gönderilen Cumhurbaşkanı fezlekeleri, Anayasa Adalet Karma Komisyonu’na sevk edildi.

Haber Merkezi / Dosyalar arasında HDP’den  Dersim Dağ, Sıdık Taş ve Necdet İpekyüz’e ait 2 adet, Muazzez Orhan Işık,  Semra Güzel, İmam Taşçıer,  Abdullah Koç, Berdan Öztürk, Dirayet Taşdemir, Ömer Öcalan, Murat Çepni, Alican Önlü,  Meral Danış Beştaş,  Habip Eksik,  Ayşe Sürücü,  Ebru Günay,  Feleknas Uca, Nuran İmir’e ait bir ve DBP’den Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’e ait 2 dokunulmazlık dosyası bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

 

Paylaşın

Ekonomik Nedenlerle Boşanma Oranı Yüzde 9.8

Türkiye genelinde en fazla boşanma nedeni yüzde 32,2 ile “sorumsuz ve ilgisiz davranma” olarak belirlendi. Bunu yüzde 14,1 ile aldatma, yüzde 9,8 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama ve yüzde 8,1 ile dayak/kötü muamele takip etti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ‘Türkiye Aile Yapısı Araştırması 2021’ verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre; Hanedeki ev işlerinin genellikle kim tarafından yapıldığı incelendiğinde; evin badana/boyası hariç tüm işlerin genellikle bir hanehalkı ferdi tarafından üstlenildiği görüldü. Hanehalkı ferdi tarafından en fazla üstlenilen işler sırasıyla, yüzde 97,5 ile sofranın kurulup kaldırılması, yüzde 97,4 ile bulaşık yıkama (makineyle bile olsa) ve yüzde 97,0 ile akşamları çay servisi yapma oldu.

Hanehalkı ferdi olmayan kişilerin yaptığı hanedeki ev işleri göz önüne alındığında, hanehalkı ferdi olmayan kişiler tarafından en fazla yapılan ev işleri sırasıyla, yüzde 54,3 ile evin badana/boyası, yüzde 25,2 ile küçük bakım, onarım, tamir işleri ve yüzde 8,8 ile evin haftalık/aylık temizliği oldu.

Hanehalkı ferdi tarafından yapılan ev işleri cinsiyete göre incelendiğinde, ev işlerini genellikle kadınların üstlendiği görüldü. Kadınlar en fazla yüzde 94,4 ile çocuk bakımı, yüzde 85,6 ile çamaşır ve bulaşık yıkama (makineyle bile olsa), yüzde 85,4 ile yemek yapma ve evin günlük toplanması ve temizlenmesi işlerini üstlendi.

Ortak karar alındı

Hanede ortak karar verilen seçilmiş konular incelendiğinde, en yüksek oranın sırasıyla yüzde 94,7 ile tatil biçimi ve yeri konusunda, yüzde 94,2 ile ailece ev dışında yapılan yeme içme ve eğlence gibi etkinliklerde ve yüzde 93,3 ile akrabalarla ilişkilerde olduğu görüldü.

Hanede seçilmiş konularda tek başına karar veren fertler cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerin tek başına kadınlara göre daha fazla oranla karar verdiği konular yüzde 8,2 ile harcamaların önceliklendirilmesinde ve yüzde 2,9 ile tatil biçimi ve yeri konusunda olduğu görüldü. Kadınların erkeklere göre tek başına daha fazla oranla karar verdiği konuların ilk üçünün yüzde 27,7 ile evde ne pişirileceği/yeneceği konusunda, yüzde 14,7 ile günlük alışveriş konularında ve yüzde 11,7 ile çocukların kılık kıyafet gibi ihtiyaçları konusunda olduğu görüldü.

Hanehalkı fertlerinin hafta içi ve hafta sonu öğünlerde hangi sıklıkla bir araya geldikleri incelendiğinde, en fazla hafta sonu ve hafta içi akşam yemeklerinde bir araya geldikleri görüldü. Hanehalkı fertlerinin hafta sonu akşam yemeğinde bir araya gelme oranı yüzde 81,9 iken hafta içi akşam yemeğinde bir araya gelme oranı yüzde 77,1 oldu.

Hanehalkı fertleri akşam yemeğinden sonra en fazla sabah kahvaltısında bir araya geldi. Hafta sonu sabah kahvaltısında bir araya gelme oranı yüzde 70,1 iken hafta içi sabah kahvaltısında bir araya gelme oranı yüzde 45,0 oldu. Hafta sonu öğle yemeğinde bir araya gelme oranı yüzde 59,9 iken hafta içi öğle yemeğinde bir araya gelme oranı yüzde 31,4 oldu.

İlk evliliklerin yüzde 36,9’u 20-24 yaş aralığında gerçekleşti

Evli, eşi ölmüş ve boşanmış bireylerin ilk evlenme yaşları incelendiğinde, ilk evliliklerin yüzde 36,9’unun 20-24 yaş aralığında, yüzde 23,5’inin 25-29 yaş aralığında ve yüzde 16,5’inin 18-19 yaş aralığında gerçekleştiği görüldü.

İlk evlenme yaşı cinsiyete göre incelendiğinde, kadınların erkeklere göre daha erken yaşlarda evlendiği görüldü. Evliliğini 18 yaşından önce yapan erkeklerin oranı yüzde 4,4 iken kadınların oranı yüzde 24,2 oldu. İlk evliliğini 18-19 yaş aralığında yapan erkeklerin oranı yüzde 8,9 iken kadınların oranı yüzde 23,0 oldu. İlk evliliğini 20-24 yaş aralığında yapan erkeklerin oranı yüzde 39,6 iken kadınların oranı yüzde 34,6 oldu.

Bireylerin kadın ve erkek için uygun gördükleri ilk evlenme yaşları incelendiğinde, erkekler için uygun görülen ilk evlenme yaşı yüzde 51,0 ile, kadınlar için uygun görülen ilk evlenme yaşı yüzde 47,8 ile 25-29 yaş aralığı olarak belirtildi.

Evliliklerin yüzde 56,8’i görücü usulü ile gerçekleşti

Evlilik deneyimi olan bireylerin (evli, eşi ölmüş ve boşanmış bireyler ile birden fazla evlilik yapmış olanların son evliliği dikkate alındığında) eş seçimini nasıl yaptıkları incelendiğinde, evliliklerin yüzde 46,1’i görücü usulü ve kendi rızasıyla, yüzde 34,9’u kendi kararı ve ailesinin rızasıyla, yüzde 10,7’si görücü usulü ve kendi görüşü sorulmadan aile kararıyla, yüzde 5,3’ü kaçma/kaçırılma ve yüzde 2,7’si kendi kararı ve ailesinin rızası dışında gerçekleştiği görüldü.

Evlilik deneyimi olan bireylerin eş seçimini nasıl yaptıkları cinsiyete göre incelendiğinde, görücü usulü ve kendi rızası ile evlenen erkeklerin oranı yüzde 45,9, kadınların oranı yüzde 46,3 iken görücü usulü ve kendi görüşü sorulmadan aile kararıyla evlenen erkeklerin oranı yüzde 8,6, kadınların oranı ise yüzde 12,5 oldu. Kendi kararı ve ailesinin rızası ile evlenen erkeklerin oranı yüzde 37,5, kadınların oranı yüzde 32,7, kendi kararı ve ailesinin rızası dışında evlenen erkeklerin oranı yüzde 2,6, kadınların oranı ise yüzde 2,8 oldu.

Evlilik deneyimi olan bireylerin eş seçimini nasıl yaptıkları öğrenim durumuna göre incelendiğinde, bireylerin öğrenim durumu yükseldikçe kendi kararı ile evlenenlerin oranının arttığı, görücü usulü ile evlenenlerin oranının ise azaldığı görüldü. Bir okul bitirmeyenlerin içinde kendi kararı ve ailesinin rızası ile evlenen bireylerin oranı yüzde 10,3 iken yüksekokul, fakülte, üniversite, yüksek lisans/doktora mezunu bireylerin içinde kendi kararı ve ailesinin rızası ile evlenen bireylerin oranı ise yüzde 71,7 oldu.

Evlenirken evlilik sözleşmesi yapanların oranı yüzde 1,4 oldu

Evlenirken yapılan törenler incelendiğinde, kız isteme yüzde 89,9, söz kesme yüzde 86,1, nişan yüzde 81,8, kına gecesi yüzde 84,4, gelin alma yüzde 84,0, gelin/damat hamamı yüzde 8,4, başlık parası verme/alma yüzde 13,3, düğün yüzde 87,7, bekarlığa veda partisi yüzde 3,0, çeyiz serme yüzde 60,3 ve bohça hazırlama yüzde 64,5 oranında yapıldı. Evlilik sözleşmesi oranı ise yüzde 1,4 oldu.

Önümüzdeki 3 yıl içerisinde evlenmeyi düşünmeyen ya da kararsız olan boşanmış, eşi ölmüş ya da hiç evlenmemiş 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin oranı yüzde 80,1 oldu. Bu bireylerin yüzde 29,5’i eğitim hayatına öncelik verdiği için, yüzde 11,9’u maddi kazancı yeterli olmadığı için ve yüzde 10,2’si evlenmek için uygun biriyle karşılaşmadığı için evlenmeyi düşünmediğini belirtti.

Evlenmeyi düşünmeme nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, en önemli neden her iki cinsiyette de eğitim hayatına öncelik vermek oldu. Bu oran, erkekler için yüzde 29,8, kadınlar için yüzde 29,3 oldu. Erkekler için eğitim hayatına öncelik verme nedeninden sonra gelen evlenmeyi düşünmeme nedenleri yüzde 22,5 ile maddi kazancın yeterli olmaması, yüzde 11,2 ile iş garantisinin olmaması oldu. Kadınlar için eğitim hayatına öncelik verme nedeninden sonra gelen evlenmeyi düşünmeme nedenleri yüzde 11,5 ile sağlık sorunları, yüzde 11,1 ile evlenmek için uygun biriyle karşılaşmadığı oldu.

Eşler arasında en fazla harcamalar konusunda sorun yaşandı

Eşi ile sorun yaşadığını belirten evli bireylerin sorun yaşadıkları seçilmiş konular incelendiğinde, bireylerin yüzde 5,6’sı harcamalar, yüzde 5,5’i ailece birlikte vakit geçirmeme, yüzde 4,9’u gelirinin yeterli olmaması, yüzde 3,7’si ev ile ilgili sorumluluklar ve yüzde 3,6’sı sigara alışkanlığı ile ilgili konularda sıklıkla veya her zaman sorun yaşadı.

En az bir kez boşanmış bireylerin (görüşme sırasındaki medeni durumuna bakılmaksızın ve birden fazla boşanmış bireylerin son boşanma olayına göre) boşanma nedenleri incelendiğinde, yüzde 32,2 ile sorumsuz ve ilgisiz davranma ilk sırada yer aldı. Bu boşanma nedenini yüzde 14,1 ile aldatma, yüzde 9,8 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama ve yüzde 8,1 ile dayak/kötü muamele izledi.

Boşanma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, boşanmış erkeklere ve kadınlara göre en önemli boşanma nedeni eşlerinin sorumsuz ve ilgisiz davranması oldu. Bu oran, erkeklere göre yüzde 41,2, kadınlara göre yüzde 24,2 oldu. Erkeklere göre sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri yüzde 11,0 ile aile büyüklerinin aile içi ilişkilere karışması ve yüzde 9,7 ile evin ekonomik olarak geçimini sağlayamama oldu. Kadınlara göre sorumsuz ve ilgisiz davranmadan sonra en önemli boşanma nedenleri ise yüzde 19,3 ile aldatma ve yüzde 14,6 ile dayak/kötü muamele oldu.

Eğitime devam etmek istemesine rağmen eğitimini yarıda bırakan kadınların oranı yüzde 10,6 oldu

Eğitime devam etmek istemesine rağmen (üniversite dahil) eğitimini yarıda bırakan bireylerin oranı yüzde 11,6 oldu. Erkeklerde bu oranın yüzde 12,7, kadınlarda ise yüzde 10,6 olduğu görüldü.

Eğitime devam etmek istemesine rağmen eğitimini yarıda bırakan bireylerin eğitimi yarıda bırakma nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerin yüzde 61,8’i ve kadınların yüzde 36,4’ü ekonomik nedenlerle eğitimini yarıda bıraktı. Erkeklerin yüzde 20,3’ü eğitimde başarısızlık, kadınların ise yüzde 28,8’i ailenin izin vermemesi nedeni ile eğitimini yarıda bıraktı.

Kadınların çalışması ile ilgili bireylerin algıları incelendiğinde, kadının çalışması ve sosyal hayata katkı sağlamasının değerli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 82,6 iken kadının asli görevinin çocuk bakımı ve ev işleri olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 35,8 oldu.

Çocuk ile ilgili bireylerin algıları incelendiğinde, bireylerin yüzde 83,1’i çocukların anne ve babasına yaşlılıklarında bakması gerektiğini düşündü. Çocuğun anne ve babanın itibarını artırdığını düşünen bireylerin oranı yüzde 80,4, çocuğun bir işi olduğunda anne ve babasına maddi katkı sağlaması gerektiğini düşünen bireylerin oranı yüzde 66,9 ve neslin (soyun) devamının sadece erkek çocuk ile sağlandığını düşünen bireylerin oranı ise yüzde 28,8 oldu.

Bireylerin kendilerine bakamayacak kadar yaşlandıklarında nasıl yaşamayı tercih ettikleri incelendiğinde, yüzde 30,7’si evde bakım hizmeti almayı, yüzde 27,5’i çocuklarının yanında kalmayı, yüzde 15,0’i ise huzurevi/bakımevine gitmeyi istediğini belirtti.

Yaşlı bireylerin (65 ve daha yukarı yaştaki kişilerin) kendilerine bakamayacak kadar yaşlandıklarında nasıl yaşamayı tercih ettikleri incelendiğinde, yüzde 46,0’sı çocuklarının yanında kalmayı, yüzde 31,6’ı evde bakım hizmeti almayı, yüzde 10,3’ü ise huzurevi/bakımevine gitmeyi istediğini belirtti.

Çocukları ile aynı evde yaşamayan 60 ve daha yukarı yaştaki bireylerin çocukları tarafından ziyaret edilme sıklığı incelendiğinde, haftada birkaç kez ziyaret edilme oranı yüzde 56,7 iken hiçbir zaman ziyaret edilmeme oranı yüzde 1,4 oldu.

Paylaşın

Türkiye’de Her Saat 8-9 Kadın Şiddet Görüyor!

Kadına erkek şiddeti tüm dünyada büyük bir sorun. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının ardından Türkiye’de kadına karşı şiddetle mücadele tartışma konusu. CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, İçişleri Bakanlığı’ndan aldığı Kadın Destek Uygulaması (KADES) verilerini paylaştı.

CHP’li Gamze Taşcıer, “KADES bizim de desteklediğimiz bir uygulama. Detaylara baktığımızda şiddetin nasıl gündelik hayatın bir parçası haline geldiği görülüyor. Uygulama hayata geçirildiği günden, Ocak 2022 sonuna kadar toplam ihbarda bulunan kadın sayısı 239 bin 467 olmuş. Yani günde ortalama 208 ihbar gelmiş. Bu da Türkiye’de her saat 8-9 kadın şiddet gördüğü için ihbarda bulunuyor demek” dedi.

Gamze Taşcıer, “Türkiye’de 42 milyon kadın bulunduğunun ama KADES’i sadece 3 milyonun biraz üzerinde kadının kullandığının da altını çizeyim” diye konuştu. Taşcıer, “Ülke çapında kadınların şiddete uğramadığı tek bir an yaşanmıyor. Bu toplumsal kriz halidir” diye tepki gösterdi.

“İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı…”

Sorunun iktidarın bakış açısından kaynaklandığını vurgulayan Taşcıer, “Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na göre kadınların yüzde 68’i yaşadıkları en büyük sorunun şiddet olduğunu söylüyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı potansiyel şiddet faillerine ve katillere büyük bir cesaret verdi. Bu bir zihniyet sorunu ve bu zihniyeti besleyecek adımlar atıldığı sürece yapılanların tümü kâğıt üzerinde kalacaktır” dedi.

Paylaşın