JP Morgan’dan Dikkat Çeken ‘Yıl Sonu Enflasyon’ Tahmini

TÜİK’in dün açıkladığı nisan ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren JP Morgan, enflasyonun yüzde 70’e yükseldiği bir ülkede politika faizinin yüzde 14’te durmaya devam etmesini açıklamanın zor olduğunu vurguladı.

Talebin güçlü olmaya devam ettiği, maliyet kaynaklı enflasyonist baskıların güçlü olduğu ve kredibilitenin zayıflamaya devam ettiği ortamda Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika duruşunu normalleştirmede acelesi olmadığını ifade eden JP Morgan, bu ortamda lira istikrarının enflasyonist baskıları sınırlamada ana araç olacağını öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de enflasyonun mayıs ayında yüzde 72 ile tepe yapacağını öngören JP Morgan, Aralık ayına kadar da enflasyonun yüzde 65-75 aralığında kalacağını, Aralık ayında güçlü baz etkisiyle gerilemesini beklediklerini ifade etti.

JP Morgan, dün açıklanan nisan ayı enflasyon rakamları sonrasında 2022 yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 43,5’ten yüzde 49,5’e çıkarırken, 2023 sonu için beklentisini de yüzde 15,0’dan yüzde 19,0’a yükseltti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün enflasyon verilerini açıklamıştı. TÜİK’in verilerine göre Nisan’daki artış oranı bir önceki aya göre yüzde 7,25 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,97 oldu.

TÜİK’le birlikte akademisyenlerin ve ekonomistlerin TÜİK’e alternatif bağımsız enflasyon hesaplaması yaptığı Enflasyon Araştırma Grubu da (ENAG) bugün kendi verilerini yayımladı. ENAG Nisan’da enflasyon “yüzde 156,86” dedi. Aylık bazda ise enflasyonun yüzde 8,68 olduğunu duyurdu.

Reuters anketine göre, Ukrayna savaşına bağlı olarak yükselen emtia fiyatları nedeniyle enflasyonun yıl sonunda düşüşe geçeceği en düşük yüzde 52 seviyesine ineceği tahmin ediliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu senenin ikinci enflasyon raporunda 2022 sonuna ilişkin enflasyon tahminini yüzde 23.2’den yüzde 42.8’e yükseltmişti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Enflasyon Yüzde 70

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Nisan 2022 verilerini yayınladı. Buna göre, Nisan’da aylık enflasyon (TÜFE) yüzde 7,25, yıllık enflasyon ise yüzde 69,97 olarak gerçekleşti.

TÜFE’nin 12 aylık ortalaması baz alınarak belirlenen kira artış oranı da 34,46 oldu. Buna göre 3 bin TL kira ödeyen bir kişinin kirası 1033 TL’lik artışla 4 bin 33 TL’ye yükseldi.

Ulaşımdaki artış yüzde 105

Yıllık bazda en düşük artış yüzde 18,71 ile haberleşme ana grubunda gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla yüzde 26,23 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 27,73 ile eğitim ve yüzde 35,95 ile sağlık oldu.

Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 105,86 ile ulaştırma, yüzde 89,10 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 77,64 ile ev eşyası oldu.

Aylık en çok artış gıdada

Aylık bazda en az artış gösteren ana gruplar yüzde 0,93 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 1,31 ile sağlık ve yüzde 2,87 ile haberleşme oldu.

Nisan’da artışın yüksek olduğu ana gruplar da sırasıyla, yüzde 13,38 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 7,43 ile konut, yüzde 6,96 ile giyim ve ayakkabı oldu.

409 maddeden 337’si zamlandı

Nisan 2022’de, endekste kapsanan 409 maddeden, 27 maddenin ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 45 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 337 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Üretici enflasyonu tüketici enflasyonunu katlıyor

Üretici Fiyat Endeksi ise (Yİ-ÜFE),  Nisan’da bir önceki aya göre yüzde 7,67, 2021’in aynı ayına göre yüzde 121,82 artarak tüketici enflasyonunu katladı.

Sanayinin dört sektöründe yıllık artış madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 125,88’i, imalatta yüzde 112,08’i, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 247,50’yi ve su temininde yüzde 63,17’yi buldu.

Ana sanayi gruplarında ise yıllık değişimler; ara malında yüzde 122,65, dayanıklı tüketim malında yüzde 81,33, dayanıksız tüketim malında yüzde 96,37, enerjide yüzde 229,68 ve sermaye malında yüzde 77,40 olarak kaydedildi.

Reuters anketine göre, Ukrayna savaşına bağlı olarak yükselen emtia fiyatları nedeniyle enflasyonun yıl sonunda düşüşe geçeceği en düşük yüzde 52 seviyesine ineceği tahmin ediliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bu senenin ikinci enflasyon raporunda 2022 sonuna ilişkin enflasyon tahminini yüzde 23.2’den yüzde 42.8’e yükseltmişti.

Paylaşın

Rakının Fiyatı 20 Yılda Yüzde 3 Bin Arttı

Alkollü içki tüketimi geçen yıl yüzde 11 artarken, devletin Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gelirinde de yüzde 37’lik artış oldu. 2022 yılında 8 lira olan 70’lik rakı fiyatı ise yüzde 3 binlik artışla 255 liraya ulaştı.

Geçen yıl Türkiye’de toplam alkollü içki tüketimi yüzde 11 artışla bir milyar 122 milyon 593 bin 148 litreye çıkarken bundan elde edilen ÖTV geliri ise yüzde 37 artışla 22 milyar TL’yi aştı. 70’lik rakının fiyatı 2002’de 8 TL civarındayken, bugün aradan geçen 20 yılda yüzde 3 bin arttı. Yıl başındaki son ÖTV artışı ile birlikte alkol oranı yüzde 45 olan 70’lik rakının ortalama raf fiyatı 255 TL’ye çıktı. Ürün fiyatına göre vergi oranı ise yüzde 296’ya yükseldi.

Rakı tüketimi azaldı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, geçen yılki tüketim artışında pandemi kurallarının esnetilmesi, restorantların açılması ve geçen yıl bu alanda uygulanan ÖTV’nin artırılmaması etkili oldu. 2021’de miktar olarak en fazla tüketim 943 milyon 575 bin 646 litre ile bira grubunda yaşanırken, viski tüketimi 2020’ye göre yüzde 46 artışla 19 milyon 910 bin litreye, rakı satışı da yüzde 23 artışla 37 milyon 472 litreye çıktı. Ancak rakı tüketimi 2011 yılındaki 48 milyon 810 litrenin çok gerisinde bulunuyor.

Cumhuriyet’ten Şehriban Kıraç’ın haberine göre rakı ihracatı ise 10 yıldır 3 milyon litrede kaldı. Başta viski olmak üzere votka benzeri ithal içkilerin satışında ise artış gözlenirken, 2005’ten bu yana viski ithalatında yüzde 2 bin 500’e yakın artış yaşandı.

116 milyar TL ÖTV

2020’de iç piyasaya arz edilen toplam şarap miktarı 86 milyon litre olurken, Türkiye’nin alkollü içki ihracatı ise yıllardır büyük gelişim göstermiyor. Bira ihracatı son bir yılda 62 milyon litreden 68 milyon litreye çıkarken, Türkiye’nin şarap ihracatı ise azalıyor. 2019’da 3 milyon litre ihracat varken, geçen yıl bu miktar 2 milyon litreye geriledi.

Her yıl ocak ve temmuz olmak üzere alkollü içkideki ÖTV 2 kere zamlanıyor. Astronomik ÖTV artış oranları nedeniyle alkollü içkide evde üretim de artıyor. Son 14 yılda alkollü içkilerden devletin elde ettiği ÖTV geliri 116 milyar TL’yi aştı. 2021’de içkide devreye girmeyen ÖTV artışları kaçak ve sahte içki piyasasının önüne set çekmişti.

ÖTV’nin devreye girmediği dönemde kaçak rakıda yüzde 40’lık bir düşüş oldu. Kayıtlı rakı miktarı 25 milyon litreden 30 milyon litreye çıktı. Kayıtsız kısmı ise 12 milyon litreden 7 milyona düştü. 2022 yılı başında alkollü içkiye yapılan yüzde 47,4’lük ÖTV zammının bu yıl yine kaçağı patlatması bekleniyor.

Kapasite düşük

Türkiye’de kişi başı mutlak alkol tüketimi bir litrenin altında, dünyada ise bu yaklaşık 7 litre. Turizm rakamlarının dahil edildiği haliyle bile Türkiye, dünyada kişi başı alkol tüketiminde 148. sırada yer alıyor.

Türkiye’de distile alkollü içkiler sektörünün kapasite kullanım oranı yüzde 29,6, biranın yüzde 57,5, şarap sektörünün ise yüzde 46,6 civarında olduğu tahmin ediliyor. Dünyada alkollü içki pazarının 2024’te 1,75 trilyon dolara çıkacağı öngörülüyor.

Paylaşın

Demirtaş’ın Avukatından ‘Adaylık’ Açıklaması: Hukuken…

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını hukukçular değerlendirdi. Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman müvekkilinin siyasi yasaklı olduğunu belirterek, “Hukuken böyle bir şansı yok” dedi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer ve avukat Turgut Kazan da Demirtaş’ın mahkumiyet kararı nedeniyle cumhurbaşkanı adayı olamayacağını söyledi.

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde “üç adaylı senaryolar” üzerinde değerlendirmeler yapılırken, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’nın göstereceği adayların yanında bir de HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın isminin sayılması siyasi kulislerde dikkatleri hukuki sürece çevirdi.

Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer, avukatlar Turgut Kazan ve Mahsuni Karaman, serbestiyet.com’dan Hilal Köylü‘nün sorularını yanıtladı.

Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu olan Demirtaş’ın “siyasi yasaklı” halinin sürdüğünü söyledi. Karaman, bu yasaklı halin dayanağının da, hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan açılan dava sonucunda Demirtaş’a 2018’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezası olduğunu hatırlattı.

Mahsuni Karaman, Demirtaş’ın hakkındaki hapis cezası kararının Nisan 2021’de Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleştiğini söyledi. Karaman, Demirtaş’la ilgili tutukluluk ve mahkûmiyet kararlarını “hak ihlali” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptalini istediklerini ancak mahkemenin henüz bu başvuruyu incelemeye almadığını söyleyerek şunları belirtti:

“Aslında infazın bittiğini görüyoruz. İnfaz edildi ama infaz edilmesi yetmiyor. Siyasi yasaklı olması sürüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için önümüzde bir yıl gibi bir süre var. Anayasa Mahkemesi, bizim itiraz başvurumuzu incelemeye alır, hak ihlali kararı verirse durum değişebilir. Mahkemenin ne yapacağını göreceğiz. Ama Demirtaş’ın şimdilik hukuken cumhurbaşkanı adayı olma şansı yok.”

‘Hukuken engel’

Avukat Turgut Kazan, Demirtaş’ın da zaman zaman hapishaneden kamuoyuna hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyet kararını hatırlattığını belirterek “Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına hukuken engeldir. Avukatlarının söylediği en doğrusudur ki, Mahsuni Karaman da hukuki durumu açıkça dile getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kazan, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde adaylar hakkında “hukuki temelden yoksun” değerlendirmeler yapılmamasının kamuoyunun yanıltılmaması açısından önemli olduğunu söyledi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer de, “Bir kişi hapis cezasıyla mahkûm olduğu zaman cumhurbaşkanlığı gibi bir göreve atanamaz, seçilemez. Kamuda bir görev yapamaz” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘Cumhurbaşkanlığı Adaylığı’ Açıklaması

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayram dolayısıyla gittiği Rize ve Artvin’den bugün memleketi Trabzon’a geçti. Trabzon’da programı öncesinde konakladığı otelde basın mensupları ile kahvaltıda bir araya geldi. İmamoğlu’na gazeteciler ‘Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla’ ilgili soru yöneltti.

İBB Başkanı İmamoğlu yanıtında, “Benim gündemimde yok. Gündemimde önümüzdeki seçimlerde değişim var. Buna hepimizin ihtiyacı var” dedi. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“…Türkiye’deki bütün olumsuzluklar, ekonomiden yönetim biçimine, eğitimden işsizliğe, birçok konuda toplumun rahatsızlığı ya da memnuniyetsizliği yüzde 70-75-80 oranlarında. Böyle bir sorun yumağı içinde olan ülkede değişimin olmaması mümkün değil.

Değişimi motive edecek, umutlandıracak olan da muhalefet blokudur. Muhalefet bloku da üzerine düşeni yapmaktadır. 6’lı masanın tarihi birlikteliği ve bunun genişlemesi mümkün yolculuğu şu an Türkiye için umut ışığıdır. Tekrar demokratikleşme daha güçlü bir demokrasiye sahip olma, yüzyıllık Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlanması bu masanın ana hedefi. Bizler de buna hizmet ediyoruz.

“İBB Başkanı ülkenin sorunlarına hassasiyet göstermeli”

…İstanbul her yönüyle lokomotif bir kent. Dolasıyla duyarsız bir İstanbul ya da konulara hiç müdahil olmayan İstanbul ya da hiç konuşmayan ağzını bıçak açmayan bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tasvip edilmez. Bu doğru bulunmaz. 16 milyon insanın tarihi bir oyla seçtiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye’deki birçok konuya hassasiyet göstermek, destek olmak, doğruları güçlendirme konusunda karakterli adım atmak mecburiyetindedir. O sorumluluk bilinci bende üst düzeyde var.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı sorusu

…Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi benim gündemimde yok. Benim gündemimde önümüzdeki seçimlerde değişim var. Tarif edemeyeceğim seviyede var. Bu değişime hepimizin ihtiyacı var. Örneğin en başta sorun yaşayan kişi benim. Burada İBB’nin engellendiği ya da sıkıntı, zulüm çektiği problemler diye sıralasam 150 yetmez. O bağlamda Türkiye’deki değişime bu ülkedeki kamu yöneticilerinin ihtiyacı var. Bu ülkenin belediye başkanlarının ihtiyacı var. Samimiyetle söylüyorum ki; AKP’li belediye başkanlarının bile ihtiyacı var.”

Paylaşın

Kovid 19 Çocuklarda Astımı Kötüleştiriyor

ABD’de yapılan bir araştımada koronavirüs enfeksiyonunun çocuklarda astımı kötüleştirdiği kaydedildi. Uzmanlar, pandeminin ilk yılında virüs için PCR testi olan astımlı yaklaşık 62 bin ABD’li çocuk üzerinde yaptığı çalışmada onların 7.700’ünün pozitif çıktığını belirtti. 

Araştırmacılar, hastalıktan sonraki altı ay boyunca, enfekte çocukların astım için hastaneye gelişleri, hastaneye yatışları, steroid tedavileri gibi verileri inceledi.

California’daki Orange County Çocuk Sağlığı’ndan Dr. Christine Chou, Kovid 19 testi negatif çıkan çocukların “altı ay boyunca astım kontrolünü iyileştirdiğini, bunun da daha az acil servis ziyareti ve astım nedeniyle hastaneye yatış; daha az astım tedavisi anlamına geldiğini” söyledi.

Journal of Allergy and Clinical Immunology’de yayınlanan yazıda, pandeminin erken döneminde astım kontrolünde iyileşme olduğunu gösteren daha önceki çalışmaların sonuçlarının, ‘karantina önlemlerinden’ kaynaklı olabileceği kaydedildi.

Chou, pandeminin ilk yılında astımlı çocukların iyi performans gösterdiğine dair genel izlenime rağmen, yeni çalışmanın “Kovid’in çocukların astımı üzerinde daha uzun süreli zararı” olduğunu gösterdiğinin altını çizdi.

“Enfeksiyondan sonra takviye aşının etkisi daha az”

Yeni verilere göre, “daha önce koronavirüs bulaşmış kişiler arasında, Pfizer/BioNTech veya Moderna’dan üçüncü doz Kovid 19 aşısının, Omicron varyantına karşı korumayı artırmayabileceği” belirtildi.

Araştırmacılar, Kasım 2021’den Ocak 2022’ye kadar Connecticut’ta Kovid için test edilen 10.676’sı Omicron enfeksiyonlu yaklaşık 130 bin kişi üzerinde çalıştı.

MedRxiv’de yayınlanan bir rapora göre, kabaca yüzde 6 ila yüzde 8’ine koronavirüsün önceki varyantları bulaşmıştı. İki doz Kovid 19 aşısı, daha önce enfeksiyonu olan kişilerde Omicron’a karşı korunmaya yardımcı oldu; ancak Yale Üniversitesi’nden Margaret Lind, “Bu grupta üçüncü bir takviye dozu almanın ek bir faydasını tespit etmedik” dedi.

İnsanların daha önce enfeksiyon geçirip geçirmediklerine bakılmaksızın iki doz Kovid 19 aşısı olması gerektiğini belirten Lind, “Daha önce enfeksiyonu olmayan kişilere bir destek dozu almalı. Önceden enfeksiyon olan kişiler, özellikle yaşamı tehdit eden komplikasyonlar açısından yüksek risk grubundaysa, bir ek doz düşünmeli” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Nisan Ayında 29 Kadın Katledildi

Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler Nisan’da en az 29 kadını öldürdü, en az iki kadına tecavüz etti.

Nisan’da en az 15 kadının ölümü (Muğla (1), Manisa (1), Kastamonu (1), Mardin (1), Ordu (1), Isparta(1), Zonguldak (1), Maraş (1), Karaman (1), Bursa (1), İstanbul (1), Malatya (1), Aydın (1), Urfa (1), Kocaeli (1), basına şüpheli olarak yansıdı.

Hatay’da bir kadın kendisine sistematik şiddet uygulayan ve işkence eden kocasına karşı meşru müdafaa hakkını kullandı.

Erkekler, Nisan’da Kırıkkale, Mersin, İzmir ve Diyarbakır’da kadınları öldürmekle veya kadınlara zarar vermekle tehdit etti.

Urda’da Suriyeli bir kadının ölümü basına “faili belirlenmemiş cinayet” olarak yansıdı.

Cinayet

Erkekler, Nisan’da en az 29 kadını öldürdü; geçen yıl bu sayı 17 idi. Ayrıca erkekler, kadınların yanında bulunan en az beş erkeği de öldürdü.

Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Azerbaycan, bir kadın da Özbekistan vatandaşıydı. Üç erkek, üç kadını hapishaneden izinli çıkarak öldürdü.

Erkekler en az yedi kadını “koruma” veya “uzaklaştırma” kararına rağmen öldürdü.

Erkeklerin 12 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler 12 kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü. İki kadını velayet, iki kadını miras tartışması sırasında öldüren erkekler, bir kadını da kıskançlık “bahanesi” ile öldürdü.

22 kadını kocası, eski kocası veya sevgilisi öldürdü. Bir kadını oğlu, seks işçisi bir kadını “müşterisi”, beş kadını da damadı, torunu, eniştesi gibi akrabaları öldürdü.

Erkekler, 19 kadını ev içinde, 10 kadını işyeri, ormanlık alan, sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda öldürdü.

Erkekler kadınlardan yarısından fazlasını ateşli silahlarla öldürdü.

Erkekler, 23 kadını ateşli silahlarla, dört kadını boğarak, iki kadını da kesici aletle öldürdü.

Çocuğa şiddet – çocuk cinayeti

Ankara’da bir, İstanbul’da da bir olmak üzere iki çocuğu babası ağır bir şekilde yaraladı. Balıkesir’de bir baba 3 yaşındaki oğlunu öldürdü.

Cinsel saldırı – tecevüz

Basına yansıyan bilgilere göre erkekler, Nisan’da en az iki kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı dokuzdu.

İki kadına da tecavüz eden kim olduğu bilgisi basına yansımadı. Erkekler iki kadına da ev dışındaki alanlarca tecavüz etti.

Taciz

Nisan 2022’de erkekler en az 14 kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay sekiz idi.

Erkekler, 11 kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler üç kadını da fotoğrafını veya videosunu çekerek taciz etti.

Erkekler 14 kadını ev dışı alanlarla taciz etti. Kadınları taciz eden 13 erkeğin yakınlık derecesi basına yansıması.

Çocuk istismarı

Erkekler, Nisan’da en az 18 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı sekiz idi.

En az 12 çocuğu istismar eden 30 erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Dört çocuğu öğretmeni, bir çocuğu devlet memuru bir erkek, bir çocuğu da servis şoförü istismar etti.

Erkekler, 18 çocuğu okul, sokak gibi ev dışı alanlarda istismar etti. Erkeklerin istismar ettiği çocuklardan biri Iraklıydı.

Şiddet / yaralama

Erkekler, Nisan’da en az 52 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 68 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı 12 kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az sekiz kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.

Erkeklerin şiddet uyguladığı kadınlardan biri Fransalıydı.

En az 39 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Sekiz kadını yaralayan sekiz erkeğin yakınlık derecesi basına yansımazken, beş kadını da baba, abi, torun gibi ailesinden erkekler yaraladı.

Erkeklerin 36 kadına şiddet uygulama “bahanesi” basına yansımazken, erkekler 14 kadına ayrılmak istediği, barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Erkekler, dört kadını da kıskandığı için yaraladı.

Erkekler, 41 kadını darp ederek yaralarken, beş kadını ateşli silahlarla, beş kadını da kesici aletle yaraladı. Erkekler bir kadını da yaktı.

Erkekler, 27 kadını kuaför salonu, iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda, 24 kadını ev içinde yaraladı. Erkekler bir kadına sosyal medyada şiddet uyguladı.

Seks işçiliğine zorlama

Erkekler, Nisan’da en az 38 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı, 58 idi. Seks işçiliğine zorlanan 5 kadın Türkiye vatandaşı değildi. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Rize’de: 6’lı Masanın Neferiyim

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, oğlu Semih ve kızı Beren İmamoğlu ile birlikte çıktığı Karadeniz turu, Rize’nin İyidere İlçesi’nde başladı. İlçe merkezinde vatandaşlarla bayramlaşan İmamoğlu, hemşehrilerinden gelen fotoğraf çektirme taleplerini yerine getirdi.

Bir yurttaşın İmamoğlu için yaptığı besteyi okuması renkli anların yaşanmasına neden oldu. İyidere’den Derepazarı’na geçen İmamoğlu ve beraberindeki heyet, ilçenin bağımsız Belediye Başkanı Selim Metin tarafından karşılandı. Belediye Meydanı’nda kurulan bayramlaşma masasında İmamoğlu’nu konuk eden Metin, “Başkanımız Sayın Ekrem Bey ilçemizi ziyaret ettik; memnun olduk. Kendisine ve ekibine hoş geldin diyorum. İyi bayramlar diliyorum” dedi.

Bu anlamda İBB’nin kapısını çalan her belediyeye katkı sunmaya ve destek olmaya gayret ettiklerini vurgulayan İmamoğlu, “İstanbul, tabii ki 16 milyonun belediyesidir, ama İstanbul, aynı zamanda Türkiye’dir. Aynı zamanda Türkiye’nin her yerinden gelen insanların oluşturduğu bir kenttir. Elbette ki Başkanımızın da Derepazarı’nın da yanında olabileceğimiz işler vardır. Konuşuruz, zevkle onları destekleriz. Güzel bir Karadeniz ziyareti olsun. Bayramın güzelliğiyle, bayramın temiz diliyle, bayramın iyiliğiyle buradayız” dedi.

Rize’de coşkulu kutlama

Derepazarı’ndan sonra Rize’ye gelen İmamoğlu, “Rize seninle gurur duyuyor” tezahüratlarıyla karşılandı. Eşi Dilek İmamoğlu ile birlikte esnaf ziyaretleri gerçekleştiren İmamoğlu çifti, yol boyunca vatandaşlarla fotoğraf çektirdi. “İkizdere Dayanışması” üyesi olduğunu belirten bir vatandaş, İmamoğlu’na, “Kepçelerin önünden kurtardık” dedikleri saksı içinde fidan hediye edip, destek istedi. İmamoğlu, yaşanan yoğun ilgi nedeniyle, konuşma yapacağı otobüse zorlukla ulaşabildi.

CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz ve İYİ Parti Rize İl Başkanı Ayşegül Özyanık ile birlikte otobüsün üzerindeki platforma çıkan İmamoğlu, Rizelilerin Ramazan bayramlarını kutladı. Trabzon’dan Artvin’e kadar tüm Doğu Karadeniz şeridini çocukluğundan beri tanıdığını hatırlatan İmamoğlu, “Bu güzel toprakların güzel insanları, sizlerle bir arada olmaktan onur duyuyorum, gurur duyuyorum” diye konuştu”

“Güzel dostluklar biriktirdim”

Konuşma yaptığı alanın yanında eskiden bir park olduğunu anımsatan İmamoğlu, CHP İl Başkanı Deniz’den, “Beton oldu” yanıtını aldı. İmamoğlu, bu yanıt üzerine, “Yahu bunlar da hep ağacı beton yapıyorlar” karşılığını verdi.

Ticaret için geldiği Rize’de güzel dostluklar biriktirdiklerini kaydeden İmamoğlu, “Bereketli günlerdi, doğal günlerdi, güzel günlerdi. İnsanlar, birbirine ‘Sen necisin’ demezdi. ‘Hangi partilisin’ demezdi. Herkes birbirine insan gözüyle bakar, kucaklaşır, helalleşir, selamlaşırdı. Kimse kimseye yüzüne ekşitmezdi. Niye bu hale geldik biz? Allah aşkına niye bu hale geldik biz? Bakın biz diyoruz ki; ahlaklı siyaset. Biz diyoruz ki; liyakat. Biz diyoruz ki; eşitlik. Biz diyoruz ki; özgürlük. Biz diyoruz ki; hak eden kazansın. Başkaları da diyor ki; vatan haini. Başkaları diyor ki; her şeyi ben kazanacağım. Olmaz öyle şey. Bak öyle her şeyi kazanacağım diye diye üst üste iki defa kaybettiniz Allah aşkına” dedi.

“Bir arada daha güzeliz”

Farklılıkların bir arada güzel olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Bir arada daha güzel. Bir arada daha güzeliz. Bakın birbirimizi daha çok severiz. ‘Hep ben’ olmaz. Bu güzel memleket, 85 milyon vatandaşımız rengarenk. Aslan gibi evlatlarımız, çocuklarımız var. Hepsi çok güzel çocuklar; doğusundan, batısından, güneyinden, kuzeyinden. Ben, 16 milyonluk İstanbul’dan geliyorum. İstanbul’da bu memleketin her insanı var. Ta Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Ardahan’dan Edirne’ye, Diyarbakır’ında Urfa’sından Rize’ye, Kastamonu’dan Sivas’a ben hepsinin selamını getirdim Rize’ye, hepsinin. Bir tanesini eksik bırakmadan, hepsin bir selamımı getirdim sizlere. Bu güzel, bu güzel renklerimizi korumak, onları geliştirmek, büyütmek elimizde.”

Rize’nin nüfusunun yaş ortalamasının yüksek olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, gençlerin doğdukları, yaşadıkları şehirlerden ve ülkeden gitmek istediklerinin altını çizdi.

“O zaman bir şeyler ters gidiyor” diyen İmamoğlu, “Bu güzelim Rize’de çocuklarımız, gençlerimiz durmak istemiyorsa, bir şeyler ters gidiyor. Gençlerimiz, bırakalım Rize’yi, memleketimizde durmak istemiyor. Gençlerimiz, yurt dışına gitmek istiyor kaçar gibi. O güzel evlatlarınız, zihinleri açık, fikri hür, vicdanı hür, zeki evlatlarımız, kızlarımız, oğullarımız bu memlekette durmak istemiyor. Burada hata ettiniz. Hep beraber düzelteceğiz. Hep birlikte düzelteceğiz. Millet kazanacak millet. Bir kişi değil, millet kazanacak” dedi. Rize’nin 1940’ların başından beri çayla anıldığını vurgulayan İmamoğlu, buna rağmen üreticinin mutsuz olduğuna dikkat çekti. Çay üreticisinin ve tarımın desteklenmediği bir toplumun hiçbir konuda başarılı olamayacağını belirten İmamoğlu, “Biz, çayın da yanındayız, fındığın da yanındayız, doğanın da yanındayız, yeşilin de yanındayız, mavinin de yanındayız. Sizlerle beraber çayda yaşanan sorunu da parada yaşanan hep beraber çözeceğiz” dedi.

Düşünce özgürlüğü vurgusu

Eğer siz hala Rize’yi bir adım ileri götürememişseniz, Karadeniz’i güzelleştirememişseniz, Karadeniz çirkinleşmişse, şehirleri kötüleşmişse, insanlar ekmeğini burada kazanamıyor ve çocuklar, gençler burayı terk ediyorsa, o zaman yanlış büyük” diyen İmamoğlu, “İnsanlar, şunu hatırlasın: Düşüncesini söylediği için suçlanan bir toplum değil, düşüncesiyle insanlara ışık tutan bir toplum haline gelirsek, o zaman ekonomide de iyi oluyoruz” ifadelerini kullandı. Rusya ve Ukrayna arasında süren savaşa da değinen İmamoğlu, bu toprakların savaşın acısını iyi bildiğine vurgu yaptı. “Bir insan, bir aklıyla süreci kötü yönettiği zaman, oradan mutsuzluk çıkar, savaş çıkar, huzursuzluk çıkar” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Ama toplumun aklı, milletin aklı önde giderse, ortak akıl önde giderse; oradan üretim çıkar, huzur çıkar, kazanç çıkar, bolluk çıkar, bereket çıkar. İşte bugün Türkiye’de, farklı siyasi görüşler bir araya geldi. Memleketim tekrar özgürleşmesi için, tekrar insanların özgürce fikirlerini ortaya koyabilmesi için, tekrar ‘Ben çalışırsam olur; dayım, halam, teyzem, torpilim olursa olur’ değil. Ben olursam olur, ben çalışırsam olur diye bir ittifak masası kuruldu.

Ben de o ittifak masasının, 6 liderin ortaya koyduğu düşüncenin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, Belediye Başkanı olarak en güçlü neferi olacağıma hepinizin huzurunda söz veriyorum.

İstanbul’da ittifak yaptık. Teşekkür ediyorum Genel Başkanım Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, beni o dönemde destekleyen ve ittifak ruhuyla yola çıktığımız çok değerli İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e buradan hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Yola çıktığımızda ittifak olarak, o zaman ‘Ben İstanbul İttifakı’nın adayıyım’ demiştim. ‘Herkesin oyuna talibiz’ demiştim.

Ve günün sonunda, belki de tarihin en yüksek oyunu alarak İBB Başkanı seçildim. Şimdi de bu milletin en az yüzde 60’ının bir değişim istediği bir ortamda hep birlikte başaracağız göreceksiniz. Hep birlikte başaracağız. Bu masanın ve bu birlikteliğin en büyük vaadi; barıştır, huzurdur, bir arada, milletçe dimdik ayakta olmaktır.

Gençlerine fırsat vermektir. Tarımda üreticinin yanında olmaktır. Çay üreticisinin yanında olmaktır. Üreten her insanın yanında olmaktır. Kadının yanında olmaktır. Gencin yanında olmaktır. Annenin yanında olmaktır. Annenin, babanın çocuklarının geleceğinden kaygı duyduğu değil, umutla onlara yol çizdiği bir sürecin yanında olmaktır. O bakımdan güçlü bir birliktelik içerisindeyiz.”

İmamoğlu’nun Rize turu, başladığı gibi yoğun ilgi altında noktalandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye’nin Göç Politikası Var Mı?

Göçmenler siyasetin sıcak başlıkları arasında yer almaya devam ediyor. Muhalefet ve iktidar arasında son haftalarda göç ve göçmenlerle ilgili kızışan tartışmalarda, muhalefet partileri hükümeti “iyi ve etkin bir göç politikası olmadığı” gerekçesiyle eleştiriyor.

VOA Türkçe’ye konuşan yetkililerden bazıları siyasi partilerin Suriyelileri zorla ülkelerine gönderemeyeceğini söylerken, bazı yetkililer ise, Türk halkının mülteci yükünü daha fazla kaldırma kapasitesinin kalmadığını ve göç politikasının gözden geçirilmesi gerektiğini dile getiriyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) eski milletvekilli Suat Kınıklıoğlu VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin kapsamlı ve iyi düşünülmüş bir göç politikası olduğunu düşünmüyorum” dedi.

23. dönem milletvekilliği yapan ve 2009-2012 yıllarında AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olan Kınıklıoğlu, şöyle konuştu: “2012 yılında ilan edilen açık kapı politikasının yanlış olduğuna inanıyorum. Bunun sebebi de Suriye’de rejim değişikliğini hedefleyen bir politikanın olmasıdır. Türkiye, mültecileri Avrupa’dan dışarıda tutan bir tampon bölgesi haline dönüşmüştür. Türk halkının bu yükü daha fazla kaldırma kapasitesi kalmadı.”

“Göçmen seçmen olacak” endişesi

Türkiye’de iktidar değişikliği durumunda, ikili bir yaklaşımın uygulanmasının mümkün olabileceğini dile getiren Kınıklıoğlu, “Bir yandan hızlı entegrasyon, diğer yandan Suriye rejimi ile temas yoluyla en azından bir miktar mültecinin geri dönmesi denenecektir” dedi.

Suat Kınıklıoğlu muhalefet kanadında, iktidarın göç yoluyla ülkenin demografisini ve dokusunu değiştirme amacı güttüğü düşüncesinin hakim olduğunu ifade etti.

Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) sıklıkla “göçmenlerin seçmen olacağı” endişesini dile getiriyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, önceki ay yaptığı bir konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Sen sığınmacılara vatandaşlık verip, onlara oy kullandırarak koltuğunu mu korumak istiyorsun?” diye sorarken, geçen ay da sosyal medya hesabından “Neden vatandaşlık dağıtıyorsunuz, neye hazırlanıyorsunuz?” diye yazdı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçen ay yaptığı bir açıklamada, Türkiye’de oy kullanabilecek Suriyeli sayısının 113 bin 654 olduğunu söyledi.

Türkiye’deki Suriyeli sayısının ise 3 milyon 768 bine ulaştığını belirten Soylu,şu ana kadar 200 bin 950 Suriyeli’nin Türk vatandaşı olduğunu, bunların 87 bin 296’sının çocuk olduğunu dile getirdi. Soylu ayrıca, 2018-19 seçiminde Suriyeliler’in yüzde 30-35’inin oy kullandığını belirtti.

“Göçmenler ekonomik krizin nedenlerinden biri olarak düşünülüyor”

Türkiye’de seçmen eğilimleriyle ilgili yapılan anketlerde ise, siyasi görüşü ne olursa olsun seçmenlerin göçmenler konusunda birleştiği ortaya çıkıyor.

Son dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarına katılanların yaklaşık yüzde 80’i, “Suriyeliler’in ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini” ve “hükümetin Suriyeliler’e daha iyi davrandığını” düşünüyor.

Tüketici ve seçmen profili araştırmaları yapan “Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi’nin (TEAM)” araştırma uzmanı, siyaset bilimci Nezih Onur Kuru VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Göçmenlere dair tehdit algıları, bugüne kadar oy tercihini ülke genelinde doğrudan belirlemese de, siyasal tercihler üzerinde etkisini giderek artırıyor” dedi.

“Yerel seçimler sonrasında Afgan ve Pakistanlı düzensiz göçmenlerin İran sınırından Türkiye’ye giriş yapmasının, sadece büyük şehirlerde değil ülke genelinde tehdit algılarının artmasına neden olduğuna” dikkat çeken Kuru, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ümit Özdağ gibi siyasetçilerin çıkışı da diğer siyasilerin söyleminin daha güvenlikçi bir tona dönüşmesini beraberinde getirdi. Araştırmalarda mülteci sorunu derin ekonomik krizin arkasında kalsa da, göçmenlerin iş piyasasında haksız rekabete yol açması ekonomik krizin nedenlerinden biri olarak düşünülüyor. Özellikle büyük şehirlerde bu hissiyata sahip olan düşük eğitimli genç ve orta yaşlı erkekler arasında bu algı hakim. Bu grupta, partilerine sıkı bağlı olmayan ve mülteci konusunda iktidara öfke hisseden AK Parti ve MHP seçmenlerinde seçime katılımda düşüş yaşanabilir.”

“Türkiye geçmişten beri bir göç ülkesi”

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkanı Metin Çorabatır ise Türkiye’nin “göç tarihine” değinerek, Türkiye’nin coğrafi konumu itibariyle geçmişten beri bir göç ülkesi olduğunu belirtti.

1934’teki İskan Yasası’nın Türkiye’deki göç politikasının temellerini attığını VOA Türkçe’ye anlatan Çorabatır, Türkiye’nin 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne 1961’de taraf olduğunu belirtti.

Ancak Türkiye sözleşmeye taraf olurken, coğrafi sınırlama şerhi koyarak, bu sınırlamayı günümüze kadar muhafaza ediyor.

Türkiye’nin sözleşmeye coğrafi kısıtlama ile taraf olması, Avrupa Konseyi’neüye ülkelerin dışından gelip Türkiye’ye sığınanlara mülteci statüsü tanımayacağı anlamına geliyor.

Türkiye sözleşme hükümlerine göre mülteci statüsü alabilecek Avrupalı olmayan kişileri iç hukuktaki düzenlemelerle “şartlı mülteci” olarak tanımlıyor ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar bu kişilere süreli bir koruma sağlıyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, Türkiye’ye 1991 yılında 1. Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’tan yaklaşık 500 bin kişi, 1992-98 yılları arasında Bosna’dan 20 bin kişi, 1999 yılında Kosova’da meydana gelen olaylar sonrasında yaklaşık 18 bin kişi, 2001 yılında Makedonya’dan 10 bin kişi, Nisan 2011-Mart 2019 arasında Suriye’den ise yaklaşık 3 milyon 600 bin kişi geldi.

“Hiçbir parti bu insanları geri gönderemez”

İGAM Başkanı Metin Çorabatır, Türkiye’de 2000’li yıllarla birlikte Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olma perspektifiyle göç alanında yapılan reformların hız kazandığını belirterek, “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”nun bu dönemde hazırlanarak 2013 yılında yürürlüğe girdiğini anımsattı.

Çorabatır, “Bir göç politikası var ama bu göç politikasının en büyük eksiği, Avrupa dışından gelenleri mülteci olarak kabul etmemesi, koruma sağlaması. Ama bu insanların üçüncü bir ülkeye yerleştirileceği varsayımıyla bu yasaların yarattığı bir sıkıntı var” diye konuştu.

Sığınmacıların ülkelerine dönüşü için Suriye’de kalıcı bir çözüm olması gerektiğini ifade eden Çorabatır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geri gönderme uluslararası hukuk açısından üç kalıcı çözümden birisi. Suriye’deki koşullar değişse, bu insanların gönüllü olarak dönme ihtimali var ama şu anda bu mümkün görünmüyor. Sığınılan ülkeye entegre olmaları ve belli statülerinin olmaları ikinci çözüm. Üçüncü çözüm de üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeleri. Siyasi partiler diyor ki; ‘İktidara gelince Esad’la el sıkışıp, bunları otobüse bindirip yollayacağım.’ Mülteci hukuku çok hassas ve geri göndermeme ilkesi en temel uyulması gereken bir ilke. Hiçbir parti bu insanları, Suriye’de bir rejim değişikliği olmadığı sürece geri gönderemez.”

Metin Çorabatır ayrıca, hiçbir siyasi partinin manifestosunda geri gönderme mümkün olmazsa ne yapılacağını önermediğine dikkat çekerek, “Bunu partilerden duymak kamuoyunun hakkı” dedi.

“Türkiye’nin göç politikası vardır” pankartı

Muhalefetin “Türkiye’nin göç politikası olmadığı” eleştirilerine Göç İdaresi Başkanlığı, genel merkez binasına, 81 ildeki göç müdürlüklerine, geri gönderme merkezlerine ve kamplara astığı pankartla yanıt verdi.

Tüm yabancıların biyometrik ve kimlik verilerinin tutulduğu ve düzenli olarak güncellendiğinin belirtildiği pankartta, şunlar kaydedildi: “Göç yönetimine ilişkin gerekli tüm mevzuat ve Göç Strateji Belgesi, Düzensiz Göç Strateji Belgesi ve Uyum Strateji Belgesi üretilmiştir. Geri gönderme merkezlerinin kapasitesi 20 bine çıkarılmıştır. Kitlesel akımlar için geçici barınma merkezleri kurulmuştur. İnsan ticareti mağdurları için sığınmacı evleri kurulmuştur.”

Pankartta ayrıca şu istatistiklere yer verildi:

“Son 5 yılda 2 milyon 590 bin 552 düzensiz göçmenin sınırlarımızdan yasa dışı yollarla ülkemize girişi engellendi. 1 milyon 200 bin 392 düzensiz göçmen yakalandı. 320 bin 783 düzensiz göçmen ülkelerine sınır dışı edildi. 635 bin 517 düzensiz göçmen ülkemiz üzerinden Avrupa’ya geçti. 494 bin 414 Suriyeli sığınmacı ülkesine gönüllü geri dönüş yaptı.”

Paylaşın

Türkiye, Basın Özgürlüğünde 149. Sırada

Türkiye, Basın Özgürlüğü Endeksi’ne bu yıl 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 2005 yılında 98’inci sırada yer alan Türkiye, listedeki yerinde sürekli düşüş yaşamış ve haberciliğe dönük yoğun ve çeşitli baskılar nedeniyle 2010 yılında 138, 2015’te 149, 2020’de 154’üncülüğe gerilemişti.

Haber Merkezi / Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi raporunu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde yayımlanan RSF raporunda, 2021 yılında 153’üncü sırada olan Türkiye, bu yılki raporda dört sıra yukarı çıkmış görünüyor.

RSF endeksine göre bu ilerlemede medyaya dönük baskılara karşı sivil toplumun ortaya koyduğu mücadele etkili oldu. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 2005 yılında 98’inci sırada yer alıyordu. Her yıl açıklanan endekse göre Türkiye 2010 yılında 138, 2015’te 149, 2020’de 154’üncülüğe gerilemişti. Bu gerilemede haberciliğe dönük “yoğun ve çeşitli baskılar” etkili oldu.

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin 2022 yılı sonuçlarına göre 180 ülkenin 8’inde özgürlük durumu “iyi”, 40’ında “tatmin edici”, 62’sinde “sorunlu”, Türkiye’nin de aralarında olduğu 42 ülkede “kötü”, 28 ülkede ise “çok kötü” kategorisinde bulunuyor. Bu yıl 20’incisi açıklanan ve gazeteciliğin icra edildiği şartlara işaret eden RSF Endeksi’nde Türkiye ile ilgili olarak şu ifadeler yer aldı:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın aşırı yetkilerle donatılmış Cumhurbaşkanlığına ve otoriterliğine, basın özgürlüğünün hiçe sayılması ve yargı sistemine müdahaleler eşlik etti. Yargı, Erdoğan’ın talebi üzerine tutuklamalar yapsa da bazı hakimler ‘aşırıya kaçan baskıya’ ses çıkarmaya başladı: Bazı gazeteciler, ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’, ‘örgüt üyeliği’ veya ‘örgüt propagandası’ gerekçelerine dayandırılan keyfi kovuşturmalarda beraat etti. Gazetecilere yönelik tutuklamanın yerini adli kontrol aldı.

Temmuz 2021’de gazeteciler, AFP foto-muhabiri Bülent Kılıç’ın şiddet görerek gözaltına alınmasının ardından, Olağanüstü Hal (OHAL) ilanından sonra ilk kez kitlesel eylem yaptı. Son iki yılda Türkiye’de iki gazeteci öldürüldü: Ses Kocaeli gazetesi sahibi Güngör Arslan 19 Şubat 2022’de; Bursa Rahmet FM çalışanı Hazım Özsu da Mart 2021’de uğradıkları silahlı saldırılar sonucu yaşamlarını yitirdiler. Cinayet zanlıları tutuklandılar.”

Norveç zirvede Kuzey Kore en dipte

Norveç’in ilk sırada yer aldığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin ilk onunda dokuz Avrupa ülkesi ile birlikte Orta Amerika ülkesi Costa Rica (8) da bulunuyor. Sovyetler Birliği içinde yer alan Baltık ülkeleri Estonya (4) ve Estonya da endeksin zirvesindeki ülkelerden.

Avrupa’da sıralama sonuncusu olan Bulgaristan’ın (91) yerini Yunanistan (108) alırken Almanya (16), Fransa (26), İngiltere (24) listenin üst bloğundaki ülkeler arasındaydı.

Raporda, İngiltere’nin iki yıllık prosedür sürecinin ardından Wikileaks kurucusu Julian Assange’ın ABD’ye (42) iadesinin önünü açması da not edildi. RSF, gazeteci olmamakla birlikte gazeteciliğe katkıda bulunduğu gerekçesiyle Assange’ın iadesine -bu tür katkılar adına kötü bir ilk örnek oluşturmaması için karşı çıktığını belirtti.

Ukrayna’ya işgal girişiminde bulunan Rusya endekste 155. sırada yer alırken Çin (175), Myanmar (176),Türkmenistan (177), İran (178), Eritre (179) ve Kuzey Kore (180) son sıralardaki ülkeler oldu.

Paylaşın