HDP’li Buldan: Ne Pahasına Olursa Olsun Direneceğiz

Partisinin Bursa İl Örgütü Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, polisin milletvekili Ayşe Acar Başaran’a yönelik tehdit içeren sözlerine tepki göstererek, “Ne pahasına olursa olsun direneceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve oraya geldiğini çok iyi biliyoruz ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekili, yönetici her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmek boyun eğemez ve size biat etmez. Bu söz 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. O zamandan bu zamana çok şey değişti. O zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölümüne direnen bir halk var karşınızda” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında ‘Anneler Günü’nü de kutlayan Buldan,  “Selam olsun Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine, Emine Şenyaşar annemize, Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşı dökmemesi, evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Hepimizin yolu açık olsun, an serkeftin an serkeftin” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Bursa İl Örgütü 4’üncü İl Kongresine katıldı. Buldan, şunları söyledi:

“STK ve siyasi partilerin değerli temsilcileri, kadın arkadaşlarım, genç arkadaşlarım; hepiniz Bursa İl Örgütümüzün 4. Olağan Kongresine hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel tablonun ortaya çıkmasında büyük emekler veren il örgütümüze bir kez daha teşekkür ediyorum. Bursa’dan bütün cezaevlerindeki arkadaşlarıma; haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Selçuk Mızraklı ve Leyla Güven’e ve ismini sayamadığım bütün arkadaşlarıma sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. En kısa zamanda aramızda olmalarını temenni ediyorum.

“HDP, iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücüdür”

Kongrelerimiz vesilesiyle Türkiye’nin her yerinde, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her yerde haklarımızla bu güzel coşkulu kongrelerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Tıpkı bugün Bursa’da olduğu gibi, her yerde coşkuyla, kararlılıkla ve büyük bir moralle kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Tüm baskı ve engellemelere rağmen Halkların Demokratik Partisi iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücü olmaya devam ediyor. Bütün engelleme ve baskılara rağmen her yerde halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz geleceğin Türkiyesi’nde, yarınlarında HDP’nin söz ve karar sahibi olacağını şimdiden görüyoruz. Çünkü HDP bu ülkede Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençlerin; tüm inanç ve kimliklerin ortak sesidir, sözüdür, evidir. HDP aynı zamanda barışın köprüsüdür, aynı zamanda kardeşliğin kilididir. Bizim mücadelemiz eşit yaşamı ve sosyal adaleti ve aynı zamanda gerçek bir adaleti sağlayana kadar mücadeledir, direniştir.

“Kadınlar ve gençler söz ve karar sahibi olana kadar mücadele edeceğiz”

Biz bu ülkede kadınların ve gençlerin söz ve karar sahibi olması için mücadele yürüten bir partiyiz. Bu mücadelemizi de sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Hiç kimsenin sefalet çekmediği, ülke kaynaklarının eşitçe dağıtıldığı ve geleceğimize bizim kendimizin yani halklarımızın karar vereceği bir Türkiye’yi yaratmak elbette ki bizlerin elindedir. Biz bunu gerçekleştirirken elini tutamadığımız, yüreğine dokunmadığımız ve kapısını çalmadığımız hiç kimse bırakmayacağız. Bu ülke sefa çekenlerin değil cefa çekenlerin ülkesi. Bu ülke değişip dönüşen ve geleceğin yeniden yaratıldığı bir ülke haline gelene kadar da bu mücadelemiz devam edecek.

“HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur”

Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, talan eden bir zihniyete sahip bir iktidar var karşımızda. Sadece bu ülkenin kaynaklarını talan etmediler, bu ülkenin geleceğini de yok ettiler. Bu ülkenin halklarının geleceğini yarınsız, ümitsiz bıraktılar. Biz bu ülkede söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Biz bu ülkede halkların geleceğini belirlemek istiyoruz, kadınlar ve gençler de konuşsun istiyoruz, Saray’ın keyfi kararları değil halkın kararları bu ülkede hayata geçsin istiyoruz. İşte bizim mücadelemiz, HDP’nin mücadelesi böyle bir mücadeledir. Güç, iktidarda değil bizzat halkın kendisinde olsun istiyoruz. Buna göre de çözüm programımızı, mücadele ve direniş hattımızı ve ittifak politikamızı ayarlıyoruz. Oldukça önemli bir mücadelenin altına imzamızı koyduk, bu noktaya ilerliyoruz. HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur. İktidarın, özellikle AKP-MHP’nin duyduğu korkunun asıl nedeni budur. HDP’nin korkusuz olmasıdır, cesaretli olmasıdır, umut dağıtıyor olmasıdır. AKP-MHP iktidarının asıl korkusunun bu olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar”

Demokratik siyasetten, HDP’den, kadınların sesinden, gelecekten korkuyorlar çünkü geleceklerini kaybedeceklerini biliyorlar. Toplumsal değerleri bir bir tüketen bir iktidar var. Hiçbir siyasi ahlak ve etik kuralı, hukuku tanımayan bir iktidar var. Topluma diz çöktürme politikalarını uygulamaya çalışan bir iktidar var karşımızda. HDP’yi ve mücadelesini en büyük engel olarak gören bir iktidar var karşımızda. Karşımızdakiler bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar. Ama korkmaya devam etsinler, biz onların korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz. Bizden korktukları için karşımıza siyasetle çıkmıyorlar; karşımıza siyasi davalarla, kumpas davalarıyla çıkıyorlar. Gezi Davası onlar için korkulu bir rüyaydı ve son duruşmada verdikleri kararları gördük. Önlerinde 3 ayrı dava daha var. Biri devam eden Kobanî Kumpas Davası, biri HDP’yi kapatma davası, bir diğeri de tüm siyasi davalar.

“AKP ve MHP insani olan her şeyle çatışma halinde, çünkü siyasetleri bitti”

Arkadaşlarımızın yargılandıkları ama aslında AKP’yi yargılayan bir duruş sergileyen milletvekillerimizin, belediye eşbaşkanlarımızın, siyasetçilerimizin olduğu duruşmalar var. Bizim karşımıza siyaseten çıkmadıklarını biliyoruz, karşımıza kumpas davaları ile çıkıyorlar. Bunların haklara karşı, Türkiye haklarına karşı açtıkları davaların farkındayız. Bu davalara sıkı sıkıya sarıldıklarını da çok iyi biliyoruz. Bunları tek tek anlatmaya kalksak Bursa’dan Ankara’ya duble yol olur. Türkiye halkları ve demokrasi güçleri bu davaların, kumpasların farkında. Bize karşı, HDP’ye karşı örülmek istenen oyunların farkında. Bunlar tüm Türkiye toplumuyla, Kürtlerle, Alevilerle, farklı kimliklerle, kadın ve gençlerle davalı ve çatışmalı bir haldeler. Hukukla bile bunlar davalı bir haldeler. Bu ülkenin toprakları, ormanları, ağaçları ve dereleriyle bile davalı bir duruma düşen AKP ve MHP iktidarı var karşımızda. İnsani olan her şeyle çatışma halindeler çünkü siyasetleri ve gelecekleri bittiği için bu davalarla bizleri oyalamaya çalışıyorlar.

“‘Seni duvara çivilerim’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür”

Yatıyorlar, kalkıyorlar bizimle uğraşıyorlar. Bu davalar yetmediği için de provokatörleri parti binalarımızın önüne göndermekten geri durmuyorlar. Son örneğini 3 gün önce Genel Merkezimiz önünde gördük. Bir provokasyonun planlı bir şekilde yapıldığına tanık olduk. Bir polisin seçilmiş bir halk iradesine, milyonların temsilcisine ‘‘Seni duvarı çivilerim’’ demesi, yenilip yutulacak bir laf değildir. Kadın Meclisi Sözcümüze, halkın iradesine bu sözün tek başına söylenmediğini çok iyi biliyoruz. Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve kimin talimatıyla oraya geldiğini de çok iyi biliyoruz. Ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekilleri, yöneticileri, HDP’ye oy veren her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmez, size biat etmez. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ sözü 90’larda asit kuyularında insanların yakılmasının emrini verenlerin zihniyeti ile aynıdır, faili meçhullerin emirlerini veren zihniyet ile aynıdır. Ancak o zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölüme direnen bir halk var karşınızda.

“Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez”

Türkiye toplumuna gözdağı vermeyi düşündüklerini biliyoruz ama yanılıyorlar; Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez. Ne pahasına olursa olsun ölümüne direneceğiz, mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.

Cezaevleri tecrit ortamına dönüştü. Hasta tutuklular ölümle pençeleşirken, cezaevlerinde insan hakları ihlalleri her gün yaşanırken bu ülkenin geleceğe vaat edeceği hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Tecrit içinde tecridin yaşandığı, insanların cezaevlerinde hak ihlalleri ile karşılaştığı, tabutların çıktığı bir süreci yaşıyoruz. Bugün İmralı Cezaevinde görüş olmadığı halde dün avukatlara tekrardan 6 aylık Sayın Öcalan ile görüşme yasağı getirildi. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Zaten bir görüşme yok. Ne aile ne de avukat görüşü var ama bir kez daha görüş yasağı verildiğini öğrendik. Kendi yasalarını bile uygulamayan bir ülke haline geldi Türkiye. Cezaevlerindeki hak ihlallerinden bu ülkenin yönetenleri birebir sorumludur. Bu ülke AKP ve MHP’ye mecbur ve mahkum değildir. İlk seçimlerde tüm demokrasi güçleriyle oluşturacağımız ittifaklar ve güç birlikleriyle bu iktidarı tarihin çöp sepetine gönderene kadar mücadeleye devam edeceğiz.

“Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler”

Onlar, meydanları bütün engellemelere rağmen boş bırakmayan halk gerçekliğinin farkındalar; HDP’yi korkutamadıklarının farkındalar; Türkiye halklarını susturamadıklarının farkındalar; gençleri, emekçileri, kadınları durduramadıklarının farkındalar. Bunu 8 Mart’ta, Newroz’da, 1 Mayıs’ta milyonların alanları doldurmasından gördüler. Biz meydanları doldurmaya devam edeceğiz. Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bursa’dan bir kez daha söz veriyoruz: Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler, barış ve demokrasiyi engelleyemeyeceklerini bilecekler.

“İktidar ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktu”

Her fırsatta çatışma ve savaş politikalarına sarılan bu iktidarın ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktuğunu biliyoruz. Yarattıkları bu olumsuz tabloların ve her gün enflasyonun yükselmesinin görmezden gelinmesini sağlamak için yeni alanlar oluşturmaya çalıştılar. Savaş ve çatışma politikalarını ömürlerini uzatmak için devreye koyduklarını biliyoruz. En önemlisi de Kürtler hiçbir yerde kazanmasın, söz ve karar sahibi olmasın diye savaşa sarılan bir AKP gerçekliği var. Biz HDP olarak savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın olması için, tüm halkların barış içinde yaşayacağı bir geleceğe sahip olması için bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede yoksulluk ve enflasyon var, insanlar açlıktan ve sefaletten iş yerlerini açamaz duruma geldi. Bu manzaranın tek nedeni AKP-MHP iktidarıdır. Yarınlarımızı çalmak isteyenlere karşı birlik ve beraberliğimizi korumak durumundayız. Nerede bir ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan varsa HDP oradadır, orada olmaya devam edecektir.

“AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi”

Bugün aynı zamanda Mayıs ayının ilk pazarı, yani Anneler Günü. Ben de acılı bir anne olarak bu ülkede evlatlarını kaybeden, evlatlarına kavuşmak isteyen, yüreği evladına kavuşmak için tutuşan bütün annelerimizin hiçbir ayrım yapmadan Anneler Gününü yürekten kutluyorum. Selam olsun Cumartesi Annelerine, selam olsun Barış Annelerine, selam olsun Emine Şenyaşar annemize, selam olsun Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede  yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize! Bu ülkede çok acı çeken, göz yaşı döken annelerimiz var. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşının dökülmemesi, tek bir evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Bu da ilk seçimde gerçekleşecek, ilk seçimler için bizim hedefimiz olacaktır.

Bir kez daha, özellikle 2 yıldır bu kentte yöneticilik yapan, başta il eşbaşkanlarımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza binlerce kez teşekkür ediyorum. Hepsinin emeğine, yüreğine sağlık. Bugünkü kongrede yeni seçilecek olan bütün arkadaşlarıma, il eşbaşkanlarıma bu zorlu ama onurlu süreçte üstün başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun. An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

Dişi Yunusların Cinsel İlişkiden Zevk Aldıkları Keşfedildi

Güncel bir araştırma, dişi yunusların büyük ve gelişmiş klitorisleri sayesinde çiftleşmekten zevk aldıklarını ortaya koydu. Yunusların, diğer türdeki yunuslarla dahi hem heteroseksüel hem de homoseksüel ilişkiye girdikleri ve mastürbasyon yaptıkları biliniyordu.

Şimdi ise dişi yunusların cinsel ilişkiden zevk aldıkları keşfedildi. Mount Holyoke Üniversitesi’nden Patricia Brennan kontrolünde yürütülen yeni bir çalışma, yunusların sahip olduğu klitorisin işlevsel olduğunu öne sürdü.

Dişi yunusların diğer memeli hayvanlar gibi klitorise sahip olduğu bilinen bir gerçekti ancak bilim insanları yunusların çiftleşmekten zevk alıp almadığından emin değildi.

Current Biology dergisinde yayımlanan araştırma, yunusların çiftleşme esnasında bundan keyif aldığını doğruladı. Araştırmada, “Yunusların klitorisi, iyi gelişmiş erektil alanlara sahip, dokunsal uyarıya oldukça duyarlı ve muhtemelen işlevsel.” sonucuna varıldı.

Brennan ve ekibi, doğal nedenlerle ölen şişe burunlu yunusların vajinasını inceleyerek klitoral gövdenin altındaki erektil dokunun bir ‘S’ şeklini oluşturduğunu tespit etti. Erektil dokuda çok sayıda sinir ucu bulunduğu ve bu kıvrımların tıpkı insanlarda olduğu gibi haz alınmasına neden olduğu belirlendi.

New Scientist dergisine konuşan Brennan, “Yunusların çok fazla kıvrım içeren oldukça karmaşık vajinaları var. Mevcut tezler bu kıvrımların çiftleşme sırasında tuzlu suyu dışarıda bırakmak için var olduğu üzerineydi. Ancak şimdiye kadar kimse bu kıvrımları incelememişti.” ifadelerini kullandı.

Yunusların vajinasını incelediği esnada klitorisi gördüğünde hayretler içinde kaldığını belirten Brennan, “Bunlar çok büyük ve iyi gelişmiş klitorislerdi” şeklinde konuştu.

Diğer hayvanlar çiftleşmekten haz alıyor mu?

Çiftleşmenin öncelikli işlevinin üremek olduğu göz önüne alındığında, bunu teşvik için dişi hayvanların çiftleşme esnasında haz duygusu alması beklenir. Öte yandan hâlihazırda çok az sayıda hayvanın çiftleşmekten zevk aldığı düşünülüyor.

Nesli tükenme tehlikesi altında olan Bonobo maymunları cinsel ilişkiden zevk alan hayvan türlerinden biri. Bonoboların hamileyken ya da emzirirken çiftleştiği biliniyor.

“Doğanın insan dışında en çok rastgele cinsel ilişkide bulunan hayvanı” olarak bilinen Bonoboların, cinsel davranışlarının yüzde 75’inin zevk için olduğu düşünülüyor.

Kısa burunlu meyve yarasalarının ise cinsel ilişkiyi uzatmak için oral seks yaptığı sanılıyor. ‘Bu davranışın evrimsel başka açıklamaları da olabilir’ ancak bilim insanları bunu eğlenmek için yapıp yapmadıkları konusunda kararsız.

Dişi Macaca maymunları da üreme avantajı olmaksızın orgazm olduğu gözlenen ve çiftleşmeden zevk aldığı düşünülen bir diğer hayvan türü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 3’ü Maddi Yoksunluk İçinde

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), “Gelir ve Yaşam Koşulları 2021” araştırmasının sonuçları, Türkiye’de giderek derinleşen eşitsizliğin ulaştığı çarpıcı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimde bulunanların toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,7 olurken en yoksul yüzde 20’lik kesimde bulunanların aldığı pay yüzde 6,1’de kaldı.

Veriler, iktidarın ekonomi politikası nedeniyle giderek azalan alım gücünün kalabalık ailelere etkisini de gözler önüne serdi. Tek kişilik hanehalklarında yoksulluk oranı 2020 yılına göre 2021 yılında yüzde 4,4 puan azalarak yüzde 6,5 olarak gerçekleşirken en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı yüzde 18,5 olarak gerçekleşti. Tek kişilik hanehalklarının yoksulluk oranı ise yüzde 14,2 olarak kayıtlara geçti.

Yoksulluk oranı sürekli arttı

Sürekli yoksulluk oranı da yıllar itibarıyla dramatik bir artış kaydetti. Buna göre, 2018 yılında yüzde 12,7 olan sürekli yoksulluk oranı 2021 yılında yüzde 13,8’e yükseldi.

Oturulan konuta sahip olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 57,5 olarak hesaplandı. Kirada oturanların oranı yüzde 26,8, lojmanda oturanların oranı yüzde 1,2, kendi konutunda oturmayıp kira ödemeyenlerin oranı ise yüzde 14,6 oldu.

Yurttaşların barınma problemi de TÜİK verileri ile ortaya konuldu. Kurumsal olmayan nüfusun yüzde 34,3’ü konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu, yüzde 33,9’u sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçeveleri vb. problemleri yaşadı.

Konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 2020 yılına göre 2021 yılında 5,4 puan artarak yüzde 63,7 oldu. Nüfusun yalnızca yüzde 6,6’sı bu ödemeleri “yük” kabul etmezken yüzde 23’üne borçları “çok yük” getirdi. Hanelerin yüzde 61’i evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamadığını beyan etti. Araştırmada öne çıkan en çarpıcı bulgular ise şöyle sıralandı:

  • Hanelerin yüzde 38’i, iki günde bir eti, tavuk ya da yemek masrafını,
  • Hanelerin yüzde 33’ü beklenmedik harcamaları,
  • Hanelerin yüzde 20’si evin ısınma ihtiyacını,
  • Hanelerin yüzde 63’ü eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti.

Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla yükseköğretim mezunlarında 68 bin 229 TL, lise ve dengi okul mezunlarında 47 bin 326 TL, lise altı eğitimlilerde 35 bin 344 TL, bir okul bitirmeyenlerde 25 bin 911 TL ve okur-yazar olmayan fertlerde 19 bin 835 TL olarak hesaplandı.

Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, yüzde 47,1 ile bir önceki yıla göre aynı kalan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı yüzde 23,9 ile önceki yıla göre 2,1 puanlık artış gösteren sosyal transfer geliri alırken üçüncü sırayı yüzde 17,5 ile önceki yıla göre 0,2 puan azalan müteşebbis geliri oluşturdu. Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı bir önceki yıla göre 2,5 puan artarak yüzde 23,4 olurken emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı 1,7 puan azalarak yüzde 90,0 olarak gerçekleşti.

Gelir dağılımında büyük eşitsizlik

Gelir dağılımındaki eşitsizliği ortaya koyan bir diğer veri ise Gini katsayısı verisi oldu. Gelir dağılımı eşitsizliğinin en yaygın ölçütlerinden olan ve 1’e yaklaştıkça gelir dağılımındaki bozulmayı ifade eden Gini katsayısı Türkiye’de 0,401 olarak tahmin edildi. Gini katsayısında 2017 itibarıyla yıllara göre yaşanan değişim ise şöyle kaydedildi:

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’deki göreli yoksulluk oranı yüzde 14,4 ile ifade edildi. Ülkedeki toplam gelirin nüfusa bölünmesi yoluyla hesaplanan ve “Medyan Gelir” olarak ifade edilen gelir türü dikkate alındığında ortaya çıkan yoksulluk oranları şöyle paylaşıldı:

“Finansal sıkıntıda olma durumu”nu ifade eden maddi yoksunluk oranı da çarpıcı boyuta ulaştı. Kişilerin, çamaşır makinesi, telefon ve otomobil sahipliği ile “Beklenmedik harcamaları yapabilme” durumunu da yansıtan maddi yoksunluk oranı 2021 yılı itibarıyla yüzde 27,2 oldu. Maddi yoksunluk oranları yıllara göre şöyle gerçekleşti:

Paylaşın

Enflasyonla İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar!

Nisan sonu itibariyle enflasyon yüzde 70’e dayandı. Bu şekilde, enflasyonda en son 1999’da gördüğümüz seviyelere geri döndük. 2001 krizi sonrası Merkez Bankası bağımsızlığı ve kredibilitesi yolunda büyük bedel ödeyerek elde ettiğimiz kazanımları da maalesef geride bıraktık.

Fiyat istikrarının birincil sorumlusu Merkez Bankası’dır. O nedenle enflasyonun böylesine hızlı yükselmesinin sebeplerini de politika hatalarında aramak lazım. Peki nedir o hatalar?

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, enflasyonla ilgili doğru bilinen yanlışları BBC Türkçe için kaleme aldı.

1) Enflasyonun sebebi global arz şoklarından kaynaklanıyor

Önce pandemi, arkasından da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle küresel çapta iki önemli arz şoku ile karşı karşıya kaldık. Arz şoku, talebin artmasından değil üretim maliyetlerinin artmasından kaynaklanan enflasyonist baskıya verilen teknik isimdir.

Doğal olarak bu problemler tüm dünyada enflasyonist baskıları artırdı. Ancak buradan yola çıkıp Türkiye’de yaşanan enflasyon, tamamen dünyada yaşanan küresel problemlerin bir yansımasıdır sonucu çıkarılamaz.

Şekilde Mart 2022 itibariyle gelişmiş ve gelişmekte olan bir grup ülke için yıllık enflasyon rakamlarını görüyoruz. Bize en yakın enflasyon, yüzde 16 ile savaşın bizzat yaşandığı ve yaptırımlara tabi olan Rusya’da görülüyor. Onlarla bile aramızda (Mart itibari ile) manşet rakamlar üzerinden 40 puan üzerinde bir fark var. Elbette küresel bir enflasyon var. Ancak salt küresel faktörlerden kaynaklanan etkiler, yaşadığımız enflasyonun oldukça sınırlı bir miktarına tekabül ediyor.

2) Arz enflasyonuna karşı Merkez Bankası bir şey yapamaz

Para politikası talebi yavaşlatmak sureti ile enflasyonu düşürür. Merkez Bankası faiz artırdığında borçlanma maliyeti arttığı için harcamalar yavaşlar. Zayıflayan talep fiyatlar üzerindeki baskıları da azaltır. Ancak faizi artırmak tedarik zinciri sorunlarını çözmez. Rusya savaşının daralttığı petrol arzına çare olmaz. Bu nedenle, eğer arz faktörlerinin geçici olduğuna inanılıyorsa Merkez Bankası’nın bunu piyasalara iyi anlatıp hiç müdahale etmemesi uygundur. TCMB de artan enflasyona karşı tepkisiz kalmasını büyük ölçüde bu mantıkla açıklamaya çalışıyor.

Ancak, arz kaynaklı enflasyonun uzaması halinde beklentiler bozulmaya başlar. İşte o noktada Merkez Bankası’nın müdahalesi arz enflasyonunu düzeltemese de bunun genele yayılmasını engeller. Batılı ülkelerin bir ağızdan faiz artışlarına geçmelerinin en önemli sebeplerinden biri bu.

İlave olarak, Türkiye’de yaşanan arz enflasyonun en önemli sebeplerinden bir tanesi TL’deki değer kaybının getirdiği geçişkenlik etkisi. Yani söz konusu olan arz şoku dışarıdan gelen ve para politikasının kontrolü dışında olan bir etmen değil. Bilakis, TCMB’nin faizleri enflasyonun altında seviyelere çekmesinden kaynaklanan bir politika hatasının sonucu. İşte bu sebeple söz konusu hatayı düzeltmek de bizzat Merkez Bankası’nın görev alanına giriyor.

3) Enflasyon kendi kendine düşer

Enflasyonun kendi kendine düşmesi ancak geçici ve istisnai arz şoku durumunda olur. Yarın Rusya savaşı son bulsa emtia fiyatlarında bir düşme görebiliriz. Benzer şekilde geçen sene son çeyrekte kurda yaşanan ani sıçramayı bu sene beklemediğimiz için bir önceki seneye göre “baz etkisi ile” bir düşüş bekleyebiliriz.

Ancak bu senaryolarda arz şokunun hiçbir yayılma etkisi yapmaması ve beklentileri bozmaması varsayımı var ki; bu varsayım Türkiye koşullarına hiç uymuyor. ABD Merkez Bankası Fed bile, pandemi öncesinde yaşadığı sorun “düşük enflasyon” sorunu olduğu halde, pandemi sırasında yaşanan arz baskısının enflasyon beklentilerini yukarı taşımasına engel olamadı. Aralık 2021 itibariyle de müdahale etmeye karar verdi. Buna rağmen geç kaldı ve geç kalmasının bedeli daha sıkı bir para politikası olacağı için eleştiriliyor.

Bizde ise zaten yüksek enflasyon ortamında iken bunun üzerine gelen global arz şoklarının beklentileri etkilemeyeceğini varsaymak başlı başına bir hata. Kaldı ki kendi kendine düşmesi beklenen seviye bile son enflasyon raporu tahminlerine göre yüzde 43. Peki Merkez Bankası kendi tahmini bile hedefin yaklaşık 9 katı üzerindeyken enflasyona müdahale etmeyi düşünmüyorsa ne zaman müdahale eder?

Yaşadığımız enflasyon bir yandan arz, bir yandan talep faktörleri ile besleniyor. Küresel arz enflasyonu, TL’deki değer kaybı ile daha da güçlü bir arz enflasyonuna dönüşüyor. Bunların üzerine bir de beklenti etkisi ekleniyor. Merkez Bankası’nın beklentileri çıpalayamadığı bir ortamda enflasyon beklentisi gerçekleşen enflasyonla şekilleniyor. Bu da kendi kendine düşmek şöyle dursun kendi kendini besleyen bir enflasyon yaratıyor.

Bu tartışmadan çıkan sonuç şu: Enflasyon kendi kendine düşmez. Kararlı, başarılı ve güven veren para politikası ile düşer.

4) Enflasyon faiz indirerek düşer

Bu konuda çok yazıp çizdik. Ancak listeyi tamamlamak adına bir kez daha hatırlatalım. Faiz indirimleri hem talebi artırarak hem de TL’yi zayıflatıp üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu besliyor. İktisat bilimi için bunlar yeni değil. Ancak atılan hatalı adımlar o kadar keskin sonuçlar doğurdu ki bu bilimsel çıkarımı artık çıplak gözle de net bir şekilde görebiliyoruz. Eylül 2021 sonrası faizlerdeki 500 puan düşüşe karşılık enflasyonun 50 puan yükselmesi önemli bir bilimsel sonucu en çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor.

Paylaşın

Fed Ekonomistinden Türkiye İçin Kritik Uyarı

Ekonomist Levent Altınoğlu, “Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Fed Finansal İstikrar Bölümü Ekonomisti Levent Altınoğlu, Bloomberg HT yayınında Türkiye’nin para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Stagflasyon ortamında merkez bankalarının atması gereken adımlara değinen Altınoğlu, şunları söyledi:

“Enflasyonun yüksek seyirde olmasına rağmen Türkiye’de gevşek para politikasının sürdürülmesi Türkiye ekonomisi için önemli riskler doğuruyor. Türkiye’de birçok firma Döviz cinsinden çok borçlanmış durumda ve borçların büyük kısmının kısa vadede ödenmesi gerekiyor. Dolayısıyla gevşek para politikası enflasyonu körüklüyor, enflasyon da kurun artmasına sebep oluyor.

Döviz artınca firmaların reel yükü artıyor. Buradaki risk bu firmaların borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi endişesiyle ani bir sermaye çıkışının yaşanmasıdır. Reel sektörde durgunluk olursa banka sektörüne de sirayet edebilir. Geçmişteki krizlerde olayların böyle geliştiğini gördük. İhtiyatlı para politikası riskler ortaya çıkmadan faiz artışını gerektirir.

‘MB döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı’

Böyle bir ortamda enflasyonun azalmasını beklemek çok zor. Son zamanlarda TL büyük ölçüde değer kaybetti, bunun sebebi gevşek para politikası ve yüksek enflasyon ortamı. Yüksek enflasyon ortamında faiz artırımına gitmeden TL’yi desteklemek zorlaştı çünkü Merkez Bankası kura müdahale etmek için döviz rezervlerini büyük ölçüde sattı. Son yıllarda rezervleri artırmak için Merkez Bankası bankalardan döviz ödünç aldı. Dış yatırım ve ihracatla ülkeye giren döviz miktarı yetersiz kalırsa, Merkez Bankası o zaman ödünç alınan dövizleri ödemekte zorlanır.

O zaman iki seçenekle karşı karşıya kalınır. Birincisi ödünç alınan dövizleri TL cinsiden ödemeye gidebilir ki bu enflasyonu daha da körükler. İkinci seçenek ödünç alınan dövizleri kısmen ödemeyerek olur ki bu bankalara zarar verir ve banka kredisini olumsuz etkiler. Kur korumalı mevduat uygulaması kura geçici destek sağlayabilir. Orta vadede ise enflasyonist baskı oluşturarak kura ters etki yaptığını da görmemiz mümkün.”

Paylaşın

Otomotiv Pazarında Daralma Nisan Ayında da Devam Etti

Nisan ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,8 azalarak 45 bin 564 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 10,4 artarak 14 bin 471 adede çıktı. Ocak-Nisan döneminde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı yıllık bazda yüzde 18,5 oranında azalarak 212 bin 85 adet olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD), ‘2022 Nisan Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazar Değerlendirme’ raporunu yayınladı. Buna göre,  Nisan’da otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,8 azalarak 45 bin 564 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 10,4 artarak 14 bin 471 adede çıktı.

Ocak-Nisan döneminde otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı yıllık bazda yüzde 18,5 oranında azalarak 212 bin 85 adet olarak gerçekleşti. Otomobil satışları, 2022 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yıla göre yüzde 20,7 oranında azalarak 162 bin 398 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 10,2 azalarak 49 bin 687 adet oldu.

ODD tarafından yayınlanan raporda, “2022 yılı Ocak-Nisan döneminde otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 18,5 oranında azaldı. Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2022 yılı Ocak-Nisan döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 18,5 oranında azalarak 212.085 adet olarak gerçekleşti. Otomobil satışları, 2022 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yıla göre yüzde 20,7 oranında azalarak 162.398 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 10,2 azalarak 49.687 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2022 Nisan ayında yüzde 2,4 ve otomobil pazarı yüzde 5,8 azalırken, hafif ticari araç pazarı yüzde 10,4 oranında arttı. 2022 yılı Nisan ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2021 yılı Nisan ayına göre yüzde 2,4 azalarak 60.035 adet oldu. 2022 Nisan ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,8 azalarak 45.564 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 10,4 artarak 14.471 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Nisan ayı ortalama satışlara göre yüzde 5,1 azaldı. Otomobil pazarı, 10 yıllık Nisan ayı ortalama satışlara göre yüzde 6,8 azalış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Nisan ayı ortalama satışlara göre yüzde 0,9 arttı.” şu ifadelere yer verildi.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 89,8’i vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 76.091 adetle yüzde 46,9 pay, B segmenti otomobiller 68.737 adetle yüzde 42,3 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller (yüzde 40,5 pay, 65.720 adet) oldu. SUV otomobilleri; yüzde 34,5 pay ve 56.069 adet satış ile Sedan, yüzde 23,1 pay ve 37.434 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 115.094 adetle yüzde 70,9 pay, Dizel otomobil satışları 25.576 adetle yüzde 15,7 pay, Hibrit otomobil satışları 16.606 adetle yüzde 10,2 pay, Otogazlı otomobil satışları 3.734 adetle yüzde 2,3 pay aldı. 1.388 adet elektrikli otomobil satışı gerçekleşti.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 22,5 azalarak yüzde 88 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 49,9 azalarak yüzde 0,8 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 45,3 azalarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 63.924 adetle yüzde 39,4 pay, 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 42.310 adetle yüzde 26,1 pay aldı.”

Paylaşın

Merkez Bankası Enflasyonda Yine Enerjiye Dikkat Çekti

Nisan ayı enflasyon değerlendirme raporunu yayınlayan Merkez Bankası, artan enflasyona ilişkin yine yüksek enerji fiyatlarına vurgu yaptı. Raporda uluslararası emtia fiyatları ile tedarik sorunlarının tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği, bu dönemde tüketici yıllık enflasyonundaki artışın alt gruplar geneline yayılırken bu gelişmeye en belirgin katkının başta gıda olmak üzere enerji ve hizmet gruplarından geldiği belirtildi.

Raporda, gıda grubunda yıllık enflasyondaki yükselişin alt kalemler genelinde devam ettiği, bir önceki ay yataya yakın seyreden taze meyve ve sebze fiyatlarının bu dönemde yüksek artış sergilediği vurgulandı. Merkez Bankası’nın değerlendirmesinde enerji enflasyonunun, doğalgaz ve şebeke suyu gibi yönetilen/yönlendirilen kalemlerdeki gelişmeler öncülüğünde önemli ölçüde artış kaydettiği belirtildi.

Raporunda, bu dönemde, hizmet grubunda yıllık enflasyonun alt gruplar genelinde arttığını belirten Merkez Bankası, enerji ve gıda fiyatlarındaki görünüme paralel olarak ulaştırma ve lokanta-otel gruplarının öne çıkan gruplar olmaya devam ettiğini ifade etti.

Temel mal grubunda yıllık enflasyonun dayanıklı mallarda yükselirken diğer alt gruplarda gerilediği belirten Merkez Bankası, raporun devamında, belirli ürünlere uygulanan KDV indiriminin fiyatlara yansıdığını, bu gelişme ile diğer temel mal grubunda fiyatların olumlu etkilendiğini söyledi.

Merkez Bankası, uluslararası emtia fiyatlarında devam eden yüksek seyir, yurt içi enerji fiyatlarındaki artışlar ve tedarik zincirlerindeki aksamalar neticesinde üretici fiyatlarındaki yükselişin sürdüğünü, bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonları artmaya devam ettiğini belirtti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayınlanan Nisan ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nda şöyle denildi:

“Tüketici fiyatları Nisan ayında yüzde 7,25 oranında artmış, yıllık enflasyon 8,83 puan yükselişle yüzde 69,97 olarak gerçekleşmiştir. Uluslararası emtia fiyatları ile tedarik sorunları tüketici fiyatları üzerinde baskı oluşturmaya devam etmiştir. Bu dönemde, tüketici yıllık enflasyonundaki artış alt gruplar geneline yayılırken bu gelişmeye en belirgin katkı başta gıda olmak üzere enerji ve hizmet gruplarından gelmiştir. Gıda grubunda yıllık enflasyondaki yükseliş alt kalemler genelinde devam etmiş, bir önceki ay yataya yakın seyreden taze meyve ve sebze fiyatları bu dönemde yüksek artış sergilemiştir. Enerji enflasyonu, doğal gaz ve şebeke suyu gibi yönetilen/yönlendirilen kalemlerdeki gelişmeler öncülüğünde önemli ölçüde artış kaydetmiştir. Bu dönemde, hizmet grubunda yıllık enflasyon alt gruplar genelinde artmış, enerji ve gıda fiyatlarındaki görünüme paralel olarak ulaştırma ve lokanta-otel öne çıkan gruplar olmaya devam etmiştir. Temel mal grubunda yıllık enflasyon dayanıklı mallarda yükselirken diğer alt gruplarda gerilemiştir. Belirli ürünlere uygulanan KDV indiriminin fiyatlara yansıdığı gözlenmiş, bu gelişme diğer temel mal grubunda fiyatları olumlu etkilemiştir. Uluslararası emtia fiyatlarında devam eden yüksek seyir, yurt içi enerji fiyatlarındaki artışlar ve tedarik zincirlerindeki aksamalar neticesinde üretici fiyatlarındaki yükseliş sürmüştür. Bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonları artmaya devam etmiştir.

Değerlendirmeler

Nisan ayında tüketici fiyatları yüzde 7,25 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 8,83 puan artarak yüzde 69,97 olmuştur. Bu dönemde B ve C endekslerinin yıllık değişim oranları sırasıyla 5,86 ve 3,98 puan artarak yüzde 57,20 ve yüzde 52,37 olarak gerçekleşmiştir (.

Alt grupların yıllık tüketici enflasyonuna katkıları incelendiğinde, bir önceki aya göre gıda, enerji, hizmet, temel mal ve alkol-tütün ile altın gruplarının katkıları sırasıyla 4,65; 1,62; 1,48; 0,91 ve 0,17 puan artmıştır.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerle incelendiğinde, aylık artış önceki aya kıyasla B endeksinde yükselirken, C endeksinde bir miktar düşüş kaydetmiştir. Aylık fiyat artışları, B endeksini oluşturan hizmet ve işlenmiş gıda gruplarında yükselirken, temel mal grubunda bir miktar yavaşlamıştır.

Hizmet fiyatları Nisan ayında yüzde 4,74 oranında yükselmiş, grup yıllık enflasyonu 5,46 puan artışla yüzde 42,18 seviyesine ulaşmıştır. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda yükselirken, ulaştırma hizmetleri ve lokantaotel grubundaki artışlar daha belirgin olmuştur. Akaryakıt fiyatlarındaki birikimli artışlar ulaştırma hizmetlerindeki görünümü olumsuz etkilemeye devam etmiş, fiyatların yüzde 11,35 oranında artmasıyla grup yıllık enflasyonu yüzde 78,00 oranına yükselmiştir. Ulaştırma grubunda gerek şehirler arası gerekse şehir içi yolcu taşımacılığında yüksek oranda artışlar gözlenmiştir. Girdi maliyetlerinin olumsuz etkilediği bir diğer sektör lokanta-otel olmuş, yemek hizmetleri öncülüğünde fiyatların yüzde 6,95 artmasıyla grup yıllık enflasyonu yüzde 69,26 olarak gerçekleşmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerle incelendiğinde, kirada aylık artışların yatay seyrini Nisan ayında koruduğu gözlenmiştir. Temel mal yıllık enflasyonu Nisan ayında 2,39 puanlık yükselişle yüzde 61,58 seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde, yıllık enflasyon dayanıklı mal grubunda yükselirken, diğer alt gruplarda gerilemiştir.

Dayanıklı mal fiyatları (altın hariç) Nisan ayında yüzde 5,11 oranında artmış, bu gelişmede mobilya fiyatları yüzde 12,18 oranında artışla öne çıkarken, otomobil (yüzde 4,12) ve beyaz eşya (yüzde 4,22) fiyatlarında da yükseliş kaydedilmiştir. Bu gelişmelerle dayanıklı tüketim mallarında yıllık enflasyon yüzde 74,62 seviyesine ulaşmıştır. Diğer temel mal grubunda, konutun bakım-onarımı, eğlence-kültür ve ev ile ilgili ürünlerdeki fiyat artışları öne çıkarken, temel hijyen ürünlerinde KDV oranının yüzde 18’den yüzde 8’e düşürülmesi grup enflasyonunu sınırlamıştır. Giyim ve ayakkabı grubunda aylık fiyat artışı (yüzde 7,02) bir önceki yılın bir miktar altında gerçekleşmiş, yıllık enflasyon Nisan ayında 0,79 puan düşüşle yüzde 25,75 olmuştur. Enerji fiyatları Nisan ayında yüzde 7,62 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 15,26 puanlık yükselişle yüzde 118,20 olmuştur.

Yönetilen ve yönlendirilen kalemlerden doğal gaz ve şebeke suyu fiyatları sırasıyla yüzde 27,92 ve 14,22 oranlarında yükselerek bu gelişmede temel belirleyici olmuştur. Bu dönemde akaryakıt, katı yakıt ve tüp gaz fiyatlarındaki artışlar devam etmiştir. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatları Nisan ayında yüzde 13,38 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 18,77 puan yükselerek yüzde 89,10 seviyesine ulaşmıştır. Uluslararası tarımsal emtia fiyatlarındaki yüksek seviyeler, olumsuz hava koşulları ve artan girdi maliyetleri sektör üzerinde baskı oluşturmuştur. Bu gelişmeler neticesinde genele yayılan fiyat artışları gerçekleşirken yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada yüzde 100,67, işlenmiş gıdada yüzde 78,09 olmuştur.

Mevsimsellikten arındırılmış veriler, işlenmemiş gıdada taze meyve ve sebze fiyatlarının önemli ölçüde arttığına işaret etmiştir. Diğer işlenmemiş gıda alt grubunda, yem fiyatlarından olumsuz etkilenen kırmızı ve beyaz et, referans fiyat düzenlemesinin etkilediği sütün yanı sıra patates ve pirinç yüksek fiyat artışlarıyla öne çıkmıştır. İşlenmemiş gıda kalemlerindeki yüksek fiyat artışları bağlantılı işlenmiş gıda kalemlerini de olumsuz etkilemiştir. Bu grupta, ekmek ve tahıllar kaleminde fiyatların yüzde 6,30 oranında artmasıyla alt kalem yıllık enflasyonu yüzde 85,81 olmuştur. Diğer işlenmiş gıda kalemleri arasında peynir ve diğer süt ürünleri, şeker ve şekerle bağlantılı ürünler, katı ve sıvı yağlar, alkolsüz içecekler ve et ürünlerindeki yüksek fiyat artışları dikkat çekmiştir. Alkollü içecekler ve tütün ürünleri fiyatları Nisan ayında yüzde 4,02 oranında artmış, yıllık enflasyon yüzde 56,38 seviyesine yükselmiştir. Bu gelişmede, Mart ayında sigara fiyatlarında üretici firmalar kaynaklı yapılan artışın sarkan etkileri izlenmiştir. Yurt içi üretici fiyatları Nisan ayında yüzde 7,67 oranında artmış, yıllık enflasyon 6,85 puan yükselişle yüzde 121,82 olmuştur. Emtia fiyatlarındaki yüksek seviyeler, tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ve yurt içi enerji maliyetlerindeki artışlar üretici fiyatlarını olumsuz etkilemeye devam etmiştir. Ana sanayi gruplarına göre incelendiğinde, yıllık enflasyon ara mallarında yataya yakın seyrederken diğer alt gruplarda yükselmiştir.

Fiyat artışları alt kalemler geneline yayılırken, kömür ve linyit, ham petrol-doğal gaz, su ve suyun arıtılması, elektrik, inşaat sektörü ile bağlantılı olan metalik olmayan mineral ürünler, gıda ürünleri, basım-kayıt hizmetleri ile mobilya ve ağaç ürünlerindeki artışlar öne çıkmıştır.”

Paylaşın

Deniz, Yusuf Ve Hüseyin’in İdam Edilmelerinin 50. Yıl Dönümü

’68 Kuşağı’nın en önemli isimleri arasında yer alan ve emperyalizme karşı olan sert muhalefeti ve protestoları ile sembol haline gelen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam edilmelerinin 50. yılında yurt genelinde yapılan çeşitli etkinliklerle anılıyor. 

Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, 12 Mart 1971’deki muhtıradan 4 gün sonra Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalanırken, bundan bir hafta sonra da Hüseyin İnan, Kayseri’de yakalandı. Gezmiş, Aslan ve İnan; Ankara 1 No.’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tarafından yargılandı.

Yapılan yargılama sonucunda, eski haliyle Türkiye Cumhuriyeti “teşkilatı esasiye kanununun tamamını veya bir kısmını” ortadan kaldırma suçuna idam cezası öngören Türk Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesi uyarınca suçlu bulundular ve idam cezasına çarptırıldılar. Daha sonra idam kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından da onaylandı.

O dönem 25 yaşında olan Gezmiş ve Aslan ile 23 yaşındaki İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde sabaha karşı idam edildi. Gezmiş, Aslan ve İnan, idam edildikleri gün her yıl farklı etkinliklerle anılıyor.

Deniz Gezmiş kimdir?

Deniz Gezmiş, Ankara’nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947’de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul’da bitirdi.

1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968’de Samsun’dan İstanbul’a Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi.

1969 Haziran’ında Filistin’e giderek Eylül’e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969’da yakalandı ve Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı.

Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı.

9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Hüseyin İnan kimdir?

Hüseyin İnan, 1949’da Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Bozhöyük köyünde doğdu. İlk ve orta okulu Sarız’da, liseyi Kayseri’de okudu.

1966’da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü’ne kayıt oldu. 1968’de TİP ve daha sonra Milli Demokratik Devrim (MDD) içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen illegal ve dar örgütçülük fikri etrafında çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme fikrini geliştirmeye çalıştı. Özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini İnan’ın attığı bu grup daha sonra, THKO’nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı.

14 Ekim 1969’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün El Fetih kamplarına gitti ve orada İsrail’e karşı savaştı. 1 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basılarak bir Amerikalının kaçırılması ve daha sonra dört Amerikalının kaçırılması eylemlerinde yer aldı. 24 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, 9 Kasım 1971’de Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’la birlikte idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Yusuf Aslan kimdir?

Yusuf, 1947’de Yozgat’ın bir köyünde doğdu. Ortaöğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı.

1966’da ODTÜ’ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, CIA ajanı, Amerikan Büyükelçisi Commer’in arabasının yakılmasıydı.

1969’da arkadaşlarıyla birlikte Filistin’e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu.

1970 yılında kurulan THKO’nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş’le birlikte Nurhak’a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla’da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan’la birlikte idam edildi.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu’ndan ‘Üçüncü İttifak’ Açıklaması

Üçüncü ittifakla ilgili görüşlerini dile getiren GP Lideri Davutoğlu, “Üç partinin (Gelecek, DEVA, Saadet) AK Parti’ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, seçimlere partilerinin logosuyla gireceğini açıklamasının ardından, altılı masadaki partilerin planları tartışılmaya başlandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha çok milletvekili çıkarmak için altılı masadaki partilerin farklı ittifaklar kurmasını önerdi. Davutoğlu, aynı siyasi gelenekten olan Gelecek, DEVA ve Saadet partilerinin ayrı bir ittifak kurmasını, mümkünse ortak listeyle seçime girmesi düşüncesini savundu.

“Cumhurbaşkanlığında ortak aday belirlemede mutabıkız”

Halk TV’den İsmail Saymaz’a konuşan Davutoğlu şunları kaydetti:

“Bunun işbirliği masası olarak sürmesi liderlerce kabul gören bir görüş oldu. İşbirliği ittifakın önünü kapatmıyor. İki seçim var. Bir: Cumhurbaşkanlığı. İki: Milletvekili seçimi. Cumhurbaşkanlığında ortak aday belirlemede mutabıkız. Ancak son düzenleme ile milletvekili seçiminde ittifakın getirisi yok. Artık oylar ittifak içinde dağıtılmadığı için partiler logolarıyla girdiği anda da aynı mantık işleyecek.

Tek başına cumhurbaşkanlığını kazanmak yetmez. Önemli olan, mecliste çoğunluğa sahip olmak. Yapıyı ancak öyle değiştirebilirsiniz. Onun için partilerin tekil hesaplardan daha çok muhalefetin en fazla nasıl milletvekili çıkaracağının hesabını yapması lazım.”

“Altılı işbirliği içinde her opsiyona masayı açık tutmak lazım” diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İki yolu var. Ya farklı kitlelere hitap eden partiler bir araya gelerek, oyları maksimize edebilir. Ya da aynı kitleye hitap ettikleri için o kitleye güven vererek maksimize edebilir. Önyargı olmaksızın, opsiyonları azaltmaksızın, tekil çıkarlar içinde düşünmeksizin bunun planlanması lazım.

Üç partinin (Gelecek, DEVA, Saadet) AK Parti’ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur. Geçen sene temmuz ayında Temel Karamollaoğlu ve Ali Babacan’a şu teklifte bulundum: Erdoğan, muhafazakarları 28 Şubat’la tehdit ediyor. Gelin, üçümüz açıklama yapalım. “28 Şubat senaryolarını kim getirmek isterse istesin mücadele edeceğimizi, ama 28 Şubat tehdidiyle yolsuzluklarına meşruiyet kazandırmak isteyen iktidara karşı da ortak mücadele edeceğimizi beyan edelim” dedim. Maalesef mutabakat sağlanamadı. Sağlansa ileri ve doğru bir adım olurdu. Bunu o zaman Kılıçdaroğlu ve Akşener’e de açtım. “Doğru olur, altılı işbirliğimizi bozmaz” dediler.

“Önemli olan, muhalefetin en fazla milletvekilini meclise sokması”

Millet İttifakı önemli işler yaptı ama seçimden sonra devam etmedi. Yapıların gözden geçirilmesi lazım. Şu an ne var elimizde? Altılı işbirliği. İşbirliğinin temel ilkelerinden sapmadan alternatif modellerin düşünülmesi ve denenmesinde yanlışlık yok. Önemli olan, muhalefetin en fazla milletvekilini meclise sokması.”

Paylaşın

Asgari Ücret 3 Bin 229 Liraya Geriledi!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 69,97’ye yükseldi. Enflasyondaki nisan ayındaki artış ise yüzde 7,25 oldu. Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) bir önceki yılın Aralık ayına göre %31,71, bir önceki yılın aynı ayına göre %69,97 ve on iki aylık ortalamalara göre %34,46 artış gerçekleşti.

Artan enflasyon ile birlikte yurttaşların alım gücü düşerken yüzde 50,54 artış işe asgari ücret brüt 5 bin 4 lira, net 4 bin 253 lira 40 kuruş oldu. Asgari ücret mart ayı enflasyon rakamının yüzde 61,14 olması ile kısa sürede eridi.

Zam sağanağı ve hayat pahalılığına TÜİK’in resmi enflasyon hesabı bile dayanamadı. İlk 4 ayda TÜFE yüzde 31,71 artarak yıl başında memur ve emekliye enflasyon farkı ve ek zamla birlikte verilen tüm zamların üzerine çıktı.

Fark ödemeleri yapılacak

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre; memur ve memur emeklilerine yılbaşında yüzde 5’i toplu sözleşme yüzde 2,5’i ek zam olmak üzere toplam yüzde 7,5 zam yapılmıştı. Ancak 4 ayın sonunda enflasyon yüzde 31,71’e çıktı. Memur ve emeklinin hükümetten yüzde 24,21 oranında enflasyon farkı alacağı oluştu. Ancak oluşan farklar temmuz ayına kadar ödenmeyecek. Yeni yıla 5 bin 972 lira maaşla giren en düşük dereceli memurun alım gücü 4 bin 534 liraya düştü, memur bin 438 lira kaybetti. Aynı dönemde öğretmen bin 603 lira, profesör 3 bin 570 lira, hemşire bin 796 lira alım gücü kaybına uğradı. 4 ayda en düşük memur emeklisinin aylığında 991 lira erime yaşandı.

Günden güne eriyor

Yıl başında yüzde 50,5 zamla net 4 bin 253 liraya çıkarılan asgari ücretin bugünkü alım gücü yüzde 31,71’lik TÜİK enflasyonuyla 3 bin 229 liraya geriledi. Asgari ücretteki 3 aylık erime bin 24 liraya ulaştı. ENAG’ın hesapladığı enflasyona göre ise asgari ücretin alım gücü 4 ayın sonunda 2 bin 871 liraya düşerek yılbaşındaki seviyesine yaklaştı. Asgari ücretlinin maaşından bin 382 lira gitti.

Zamma kadar enflasyon altında ezilmeye devam

4 ayda yüzde 31,71’e ulaşan enflasyon, yılbaşında reel zam verilmeden sadece geçmiş enflasyon kaybı telafi edilen işçi, esnaf ve çiftçi emeklilerini daha da zora soktu. Yılbaşında 2 bin 500 liraya yükseltilen en düşük işçi, çiftçi ve esnaf emeklisi aylığı 602 lira eriyerek bin 898 liraya düştü. Bu emekliler temmuz ayına kadar enflasyon kaybı yaşamaya devam edecek, ancak telefi zammını 2 ay sonra alabilecekler.

ENAG’a göre yüzde 40,44 kayıp var

Enflasyonu gerçeğe daha yakın hesaplayan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise tüketici fiyatları 4 ayda yüzde 48,16 arttı. Bu hesaba göre memur ve emeklinin enflasyon yüzünden uğradığı kayıp ve 4 aylık fark alacağı yüzde 40,66 oldu. Hesaba göre memur bin 941 lira, memur emeklisi bin 338 lira, en düşük işçi emeklisi aylığı da 813 lira eridi.

Paylaşın