Babacan’dan Erdoğan’a ‘Gibi’li Gönderme

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEVA Lideri Babacan, ekonomi üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek ‘Gibi’ dizisinde yer alan bir replikle karşılık verdi.

Haber Merkezi / Babacan, şöyle devam etti: “Sayın Erdoğan ‘Ben ekonomiyi, her şeyi çok iyi biliyorum’ diyor. Etrafında da tek bir bilen yok. E Beştepe’de sağına soluna bakınca haklı tabii. Popüler dizideki repliği şöyle bir hatırlayalım: ‘Kimsenin hiçbir şey bilmediği bir yerde, bir insan her şeyi bilebilir.’ Tüm bu yaşananların sonuçlarını çok yakında görecekler. Seçim günü hep beraber mührü damlaya vurduğumuzda, Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak. Tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.”

Demokrasi Ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Enflasyonu ve konut paketini değerlendiren Babacan’ın gündeminde partisinin düzenleyeceği ilk miting vardı.

“Daha ilk mitingimizde bize engeller çıkartmaya çalışıyorlar. Mitingimizden korktular. Valilikten talep ettiğimizde onay verdikleri miting alanını, 3 gün sonra alelacele iptal ettiler” diyen Babacan, “Elimizde ilgili yazışmaların hepsi var” dedi ve elindeki evrakları tek tek gösterdi.

DEVA Partisi’nin Gaziantep Demokrasi Meydanı’na yaptığı başvurunun önce onaylandığı evrakı gösteren Babacan, yaşanan süreci şu ifadelerle anlattı:

“Gaziantep’teki mitingimizi Demokrasi Meydanı’nda yapmak için Valilik’ten talepte bulunuyoruz. Tarih 29 Nisan. Gaziantep Valisi kendi el yazısı ile ‘Uygun’ notunu düşüyor. Arkadaşlarımız, 2 Mayıs’ta mitingimizin tarihini ve yapılacağı meydanı tüm Gaziantep’e duyurmaya başlıyor. Bu duyuru, il genelinde büyük ses getiriyor.  Ne oluyorsa, bu duyurudan sonra oluyor. Korku dağları sarıyor. Duyurunun hemen ardından birilerinin elleri ayaklarına dolaşıyor.

Tarih 2 Mayıs. İlk yazının üzerinden 3 gün geçmiş. Aynı evrakta ‘uygun’ ifadesinin yanına ‘değil’ ifadesini eklemişler. Yazı olmuş ‘Uygun değil’. El yazısı aynı kişinin. Ancak kalem farkından ‘değil’ ifadesinin sonradan eklendiğini açık seçik görüyorsunuz. Bizim miting duyurumuzdan yarım saat sonra Valilik’ten ‘O meydan olmuyor’ diye telefon geliyor. Yahu kendi verdiğiniz yazıyı ne oldu da değiştirdiniz? Kimden ne telefon aldınız, nasıl bir baskı gördünüz? Devletin valisi bu hale düşürülür mü? Gelip geçici iktidarların elinde oyuncak edilir mi bir vali?

Demokrasi Meydanı için önce uygun dediler, sonra da evrakta karalama yaparak vazgeçtiler. Bunlar, Demokrasi Meydanı’nda demokrasiyi katlettiler. Cumhurbaşkanı, çıkıp meclis kürsüsünden ‘görevimi tarafsızca yapacağım’ diye yemin edip, daha sonra bir partinin genel başkanı olursa devletin içine düşeceği durum bu olur. Meydan iktidar partisine açık, bize kapalı.

Akılları fikirleri ‘Aman DEVA görülmesin, aman DEVA duyulmasın’. Gaziantep’te talep ettiğimiz dört alanın dördünü de reddettiler. Şimdi de bize, sözüm ona ulaşımı zor, daha önce hiçbir siyasi organizasyonun yapılmadığı bir meydanı uygun görüyorlar. Gaziantep’te yaşayanların bile çoğunun bilmediği, uzun uzun tarif edilmesi gereken bir meydanı bize veriyorlar.

‘Mitingi Fizan’da yapın deseniz yaparız’

Bu iktidar, bizi hedef alarak seçim yasasını değiştirdi. Seçimlere kendi logomuzla gireceğimiz açıkladık, işi bitirdik. Şimdi de ilk mitingimizin yeriyle ilgili zorluklar çıkararak bizi yıldıracaklarını sanıyorlar. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Hodri meydan. Gaziantep’te öyle bir teşkilatımız var ki, bırakın Kalealtı’nı, gidin mitinginizi Fizan’da yapın deseniz bizim teşkilatımız bunu da yapar. DEVA Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımız da gider katılır.

Demokrasi Meydanı’nda miting yapmamızı engelleyenler, şunu iyi bilsin. Antep’in her yeri anamızın aşı, tandırımızın başıdır. O mitingi verdikleri en ücra köşede bile en geniş katılımla yapacağız. Meydanlarda nutuklar atıp içeride başka işler tuttuğunuzu millet görmüyor sanmayın. Sizin dışınız kalaylı, içiniz vayvaylı olabilir.  Çok şükür, bizim içimiz de kalaylı, dışımız da kalaylı.

Beştepe’ye sesleniyorum. Boşuna valilere baskı yapmakla uğraşmayın. Buyurun işte, ben buradayım. Ne istiyorsanız yüzüme söyleyin. Devletin imkânlarını kullanarak bizi durduramazsınız. Biz 21 Mayıs’ta Antep’teyiz. Gaziantep sokaklarını ‘Demokrasi, Atılım, Derhal, Bugün!’ diye inleteceğiz.

Size en iyi cevabı önce Gaziantep halkı, sonra da tüm Türkiye verecek. Antep’in, Türkiye’nin tüm meydanlarını ‘demokrasi meydanı’ yapacağız. Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan Demokrasi Meydanı’dır.  Bütün Gaziantepli hemşerilerimizi şimdiden mitingimize davet ediyorum.”

Babacan’ın gündeminde ekonomi de vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gibi dizisinde yer alan bir replikle karşılık veren Babacan şöyle devam etti:

“Sayın Erdoğan ‘Ben ekonomiyi, her şeyi çok iyi biliyorum’ diyor. Etrafında da tek bir bilen yok. E Beştepe’de sağına soluna bakınca haklı tabii. Popüler dizideki repliği şöyle bir hatırlayalım: ‘Kimsenin hiçbir şey bilmediği bir yerde, bir insan her şeyi bilebilir.’ Tüm bu yaşananların sonuçlarını çok yakında görecekler. Seçim günü hep beraber mührü damlaya vurduğumuzda, Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak. Tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.

Bir karşılaştırma yapalım. 2010 yılında İstanbul’da kaç paraya ev satın alınabiliyordu? Gaziosmanpaşa: 100 bin lira. Ataşehir, Ümraniye, Fatih: 140 bin lira. Kadıköy, Şişli: 200 bin lira. Konut kredisi faizlerinin aylık %0,6 olduğu dönemleri yaşadık. Dolar 1 lira 50 kuruş. En düşük memur maaşı 1300 lira. Dolara endeksleyin, en düşük memur maaşının bugün 13 bin lira olması gerekiyor. Orta gelirliler, 5-10 yıllık maaşıyla ev sahibi olabiliyordu.

‘Konut paketine sığmayacak hayalleri gerçekleştirdik’

Sayın Erdoğan konut paketi açıklıyor ya. Biz onun açıkladığı pakete sığmayacak hayalleri gerçekleştirdik. Milletimizin de bundan faydalanmasını sağladık. Bunu bilimle, istişareyle, dürüst ve ehil kadrolarla yaptık. İnsanlar uygun fiyatlara ev sahibi, araba sahibi oldu.

Erdoğan’ın açıkladığı paket, konut fiyatlarını daha da artıracak bir paket. Merkez Bankası para basarsa enflasyon olacağını bilmiyor musunuz? Nitekim paket açıklandığı anda, konut fiyatlarında ciddi bir sıçrama oldu. Satacak kişiler ‘Demek ki enflasyon geliyor’ dedi. Şimdi onlara ‘fırsatçı’ diyorlar. Ya siz hesap kitap bilmezsiniz ama millet biliyor. Merkez Bankası’na parayı bastırdığınızda enflasyon artacağını herkes biliyor. Bunun için fiyatlar artıyor.

Para basma alışkanlığı tam bir hastalık. Uyuşturucu bağımlılığı gibi bir şey. Bu hükûmet tam da bunun içine düştü. O Kur Korumalı Mevduat hesaplarıyla ilgili farkları nereden ödeyecekler? Hazine’den bankalara kâğıt vereceklerini söylüyorlar. O kâğıt para ediyor mu? Etmiyor. Banka o o kâğıdı ne yapacak? Merkez Bankası’na gidip nakit isteyecek. Merkez Bankası o nakdi nereden bulacak? Para basacak. Üç soruda cevabı buluyorsunuz.

‘Paradan altı sıfırı attık, bir sıfırı atmak bir şey değil’

34 sene bu ülke para basmaya alışmış. Onun için kur sürekli artmış. Parada sıfır arkasına sıfır eklenmiş. Paradan altı sıfırı attık. Bir sıfırı atmak bir şey değil. Önemli olan fiyat artışını frenlemek ki vatandaşın satın alma gücü artsın. Bunun da yolu Merkez Bankası’nı bağımsız yapmak.

Korkarım ki arka arkaya aldıkları yanlış kararlar ülkeyi devalüasyon-enflasyon sarmalına sokacak. Biz en geç 6 ayda bu işi toparlarız. En büyük hasar da olsa gelir çözeriz. 2001-2002 krizini de 2008-2009 krizini de biz çözdük. Gene yaparız.

TOKİ’nin eline vermişler bir imar yetkisi, TOKİ olmuş rant üretme mekanizması. TOKİ ‘Ben buranın emsalini değiştirdim, 5 katlı yeri 15 kat yaptım’ diyor ve şehirler ucube oluyor. Kaç şehirde görüyoruz. 5-6 katlı yapılaşmanın yanında sivri sivri TOKİ binaları. TOKİ kendi imar planını kendi yapıyor, değiştiriyor ve rantı dağıtıyor. TOKİ’nin rant kapısı olmasına izin vermeyeceğiz. TOKİ’nin amacı dar gelirli vatandaşa konut edindirmektir. Belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacağız. Uygun koşullu ‘sosyal konut kiralama’ uygulamasını hayata geçireceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş: Süt Alamayana ‘Konut Al’ Diyorlar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, ekonomik verilere ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kabine toplantısının ardından açıkladığı konut paketlerine dair değerlendirmede bulundu.

TÜİK’in yeni işgücü istatistiklerine göre işsizlik rakamlarını yüzde 11,5 olarak açıkladığını, bu rakamların bir önceki ay 10,7 olduğunu anımsatan Beştaş, bunun Erdoğan’ın “Çalışmak isteyen herkese iş var” sözlerini tekzip ettiğini söyledi.

Beştaş, “Erdoğan’a göre hazırlanmış veriler bile çalışmak isteyen herkese işin olmadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu. Meral Danış Beştaş, OECD raporuna göre 15-29 yaş aralığında okula ya da işe gitmeyen gençlerin yüzde 28,8’lik oranı ile Türkiye’nin liste başında yer aldığını, bu durumun bir felaket tablosu olduğunu söyledi.

“Halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı”

Gıda enflasyonunun yüzde 90’lara dayandığını söyleyen Beştaş, “Ulaşımdan barınmaya, yakıttan haberleşmeye, eğitimden sağlığa kadar bu korkunç rakamlar herkesin hayatını ağırlıklı olarak felç etmiş durumda. Son 20 yılın en yüksek rakamından söz ediyoruz. Bu korkunç tabloda halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı. Şeker almayanları bizzat evlerinde ziyaret ettik, gördük ve yoksulluğun açlığın hangi boyutlarda olduğuna bizzat tanıklık ettik” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma metinlerinde yazılan Türkiye ile gerçek Türkiye’nin farklı olduğunu belirten Beştaş, şunları kaydetti:

“İki ayrı ülkeden söz ediyoruz. Market rafları adeta kuyumcu vitrinlerine dönmüş vaziyette. Şimdi TÜİK’in bu çarpıtılan ısmarlama verilerine göre bile, zengin yüzde 20’lik kesimdekiler, toplam gelirden yüzde 46,7 pay alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesimin aldığı pay ise yüzde 6. Toplam 8 kat fark var. Sonuç olarak 20 yılın sonunda suç ve savaş ekonomisi üzerine kurulan AKP düzeninde, bugün bir avuç zengin dışındaki herkes, derin bir yoksulluk içinde. Benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak Ankara’da 21,22 TL’ye yükseldi. 20 Şubat ile 10 Mayıs tarihleri arasında Brent petrolün fiyatı, yaklaşık yüzde 10 artmışken, benzinin litre fiyatı yaklaşık 38,8 oranında arttı. Türkiye’de akaryakıt fiyatları acilen yüzde 30 oranında düşürülmelidir, bunun adı soygundur, vurgundur.”

“Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen…”

Erdoğan’ın açıkladığı konut finansmanı paketlerine de değinen Meral Danış Beştaş, bir evin fiyatının 700 bin lira olduğu düşünüldüğünde, kredi kullanan kişinin aylık 9 bin 994 lira ödemek zorunda kalacağını belirtti. Beştaş, şöyle devam etti:

“İki asgari ücret bile evin kredisini ödemeye yetmeyecek. Erdoğan’a soruyoruz; bu faizler neden Nas’a takılmıyor acaba? Neden müteahhitler söz konusu olduğunda söylediğiniz bütün sözleri bir anda unutuyorsunuz? Tabii ki bu müjde vatandaşa değil yandaş müteahhitlere verilen bir müjdeydi. Bu müjdeden sonra konut fiyatları hızla yukarıya doğru tırmandı. Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen ve açlık sınırının altında olan 30 milyon insana ‘gelin faizle konut alın’ demek, iktidarın gerçekle bağının ne kadar koptuğunu resmediyor.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: AK Parti Ülkeyi 27 Yıl Geriye Götürdü

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir. ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. SP Lideri Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“İktidar umuyoruz ki bu hafta engelliler konusunda bir farkındalık oluşturmak için gayrete girecektir. Engelli vatandaşlarımız bir hafta boyunca hatırlanıp sonra unutulmayı istemiyorlar. Engelliler konusunda bildiğiniz gibi, en ciddi adımların Milli Görüş iktidarları döneminde atıldığını biliyoruz. Erbakan Hocamızın 1996 yılında engelliler için ciddi adımlar atıldığını biliyoruz. O adımlar ondan sonra geliştirilememiştir.

Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler. Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir.

ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.

İktidar rakamlarla oynasa da mızrak artık çuvala sığmıyor. Gerçeklerin üstü örtülemiyor. Kurumlar, çelişkili rakamları kullanmaktan kaçınamıyorlar. Dün açıkladıklarını bugün değiştirme ihtiyacı duyuyorlar. Adına da revize diyorlar. Vatandaşı korkutmamak için, ufak ufak büyütmeyi tercih ediyorlar.

Merkez Bankası, yüzde 23,2’lik Ocak ayı enflasyon tahminin revize etti, yüzde 42,8’e çıkardı. Yani 3 ay içinde bu kadar büyük bir değişiklik yaşandı. Burada büyük bir hata var. 23 nerede 42 nerede. Bu kadar büyük yanlışı, beceri gibi lanse ediyorlar. Bu ekonomiyi yönetemediklerini, sadece zaman kazanmaya çalıştıklarını gösteriyor.

AK Parti’nin en büyük başarısı, bu çarpıkları kural haline getirmesidir. Bundan da bir sıkıntı duymuyor. Böylece ‘öngörülemez’ bir ülke haline geldik. Ülkeyi yönetenler yarını görebilen insanlar olmalı, öngörülemezlik ülkenin karakteri haline geldi.

Kurda da durum aynı. Kur Korumalı Mevduat (KKM) aslında dövizi kontrol edebilmek için getirildi. 18 TL’ye çıkan dolar kurunu indirmek için getirdiler. Görünüşte başarılı da oldular… Çok uzak değil 2017’de dolar 3,80, 2018’de 5,30, 2019’da 5,90, 2020’de 7,45, 2021’de 13,40, bugün itibarıyla 15,30. Geçti gidiyor, durduramıyorlar. KKM diye ortaya attıkları uygulama fiili olarak bu artışın temel sebeplerinden biri. Fiili olarak doların fiyatı resmi rakamların çok üstünde, KKM ile açıktan para vererek üstü örtülmeye çalışılıyor. Fiilen aslında doları olana fazladan para ödeniyor.

Bundan kim istifade ediyor. Bir takım rant çevreleri, tuzu kurular, paradan para kazananlar… Gariban değil, garibanın böyle bir imkanı yok ki istifade etsin. Üzüldüğümüz nokta, alenen inançlarımızı değerlerimizi, politikalarıyla heba ediyorlar. Buna rağmen ne dövizi ne de enflasyonu kontrol altına alamadılar.

“Nas var, nasıl faiz artıralım” dediler faiz eskisinden daha beter hale geldi. Daha yüksek faiz ödemeye mecbur olduk. Görünürde faizi aşağı çekme çabasına giriyorlar, ama ekonomiyi düzeltmeyi bir türlü beceremiyorlar. Şu anda faizle geçimini sağlayanlar veya faiz lobisi diye adlandırdığımız kesim herhalde en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Ama biz yüksek enflasyondan, hiperenflasyona hızla adım atıyoruz.

Sayın Erdoğan, çeşitli paketler açıklayarak, yine kendine göre konut sorununa çözümler sundu. İnsan hayret ediyor! “Ben ekonomistim, verin yetkiyi” dedi. İnsanlar da buna inandı. O güven bütünüyle ortadan kalktı. Çünkü yanlış politikaları doğruymuş gibi anlatıyor. Ama hata önünde sonunda ortaya çıkıyor. Allah aşkına bir sefer olsun, beklentilerimizi karşılayacak, doğru adımları atın. Ama her seferinde yanlış adım atınca, millete zarar veriyor. Bundan sonra Türkiye’nin düze çıkması hayal gibi gözüküyor. İnsanın aklına “Bilerek mi kaosa sürükleniyoruz” diye düşünceler geliyor. Yani, “insanlar sıkıntıya düşerse, yine bizde kurtuluşu arayacaktır” düşüncesi mi hakim.

Orta sınıfın, dar gelirlinin ev sahibi olma hayali artık tamamen tarihe karıştı. Yüzde 0.99 aylık faiz hiçbir dar gelirlinin konut edinmesine imkan sağlayan bir açıklama değil. Dar gelirli bu faizle ev almaya kalksa ayda 30 bin liraya yakın para ödemek durumunda. 2 milyonluk evi düşündüğünüz zaman dar gelirlinin böyle bir teşebbüsüne ihtimal vermiyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Kaçaklar Ve Sığınmacılar Konusunda Netim, Gidecekler

Göçmenler konusunda hükümeti sert sözlerle eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son olarak, sosyal medya hesabından eski açıklamalarının yer aldığı bir video paylaşarak, göçmenlerin geri gönderileceğini belirtti.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Kaçaklar ve sığınmacılar konusunda netim. Gidecekler. Bu konunun suçluları Recep Tayyip Erdoğan ve Avrupa Ülkeleridir. Onların alavere dalavereleridir. Biz, muhalefete muhalefet olmayız. Bizim mücadelemizin muhatapları çok nettir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında da Suriyelilerin geri gönderilmesi konusuna değinerek şunları söylemişti;

Suriye konusu ve sığınmacılar. Bu konuda iddialıyım. Partimiz çok iddialı. En ciddi çalışan, en tutarlı söylemde bulunan 2011 tarihinden bu yana en tutarlı söylemleri dillendiren tek partinin adı CHP’dir. Biz, komşumuzda olan bir savaşın bize yansımalarının tehlikeli boyutlarını her ortamda dile getirdik. Egemen güçlerin talebi üzerine bizi suçladılar. Bugün tarih ‘CHP doğruları söylemiş’ diyor. Şimdi kısa bir tarihsel süreç vereceğim. Hep unutuyoruz.

Suriye yönetimi ile savaştan hemen sonra Eylül 2011’de temasa geçtik. ‘Yanlış yapıyorsunuz. İç savaş tehlikeli’ dedik. Aralık 2011 ile muhalefet ile temasa geçtik ‘uzlaşın’ dedik. Bunları iktidar sahipleri yapmazken biz ülkemizi düşündük. Oradaki çocukları, kadınları düşündük. Savaşın acımasızlığını düşündük. Nisan 2012’de TBMM’ye bir genel görüşme önergesi verdik. Bunların tamamını reddettiler.

2011’den Mayıs 2022’ye kadar 91 Meclis araştırma önergesi verdi CHP. Beyler parlamentoya gelip bilgi dahi vermiyorlardı. Bu kadar kibirle devlet yönetilmez. 336 soru önergesi verildi. 432 soru önergesine bugüne kadar hala cevap verilmedi. Ne diyorlardı? ‘Tek adam rejimi olursa her şey çok hızlı olacak’ diyorlardı. 432 soru önergesine bugüne kadar cevap dahi verilmemiştir. Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Böyle bir devlet yönetimi hiç olmadı Türkiye’de.

24 Ağustos 2012’de Erdoğan’a bir mektup yazdım. Mektupta, ‘Sayın başbakan, komşu Suriye’deki gelişmeler ülkemizin başta güvenliği olmak üzere ekonomisi, sosyal huzuru, turizm ve taşımacılık alanları dahil çok geniş kapsamda artarak olumsuz etki yapmaya devam etmektedir. Lütfen hükümet olarak uluslararası bir Suriye Konferansı toplayın’ diyorum. Olmadı. Olmadı ama Erdoğan 5 Eylül 2012’de ‘Emevi Camisinde namazımızı kılacağız’ dedi. Devlet yönetimindeki şahsileşmeyi görüyor musunuz? Bu anlayış Türkiye’yi bugünkü hale getirdi. Beyefendi Emevi Camisi’nde namaz kılacaktı 3 milyon 600 bin Suriyeli Türkiye’ye geldi. Şu yanlışa bakar mısınız? Utanır insan biraz.

2013’de ‘Kabahat Suriyeli de değil sınırı kontrol edemeyen hükümettedir’ dedim. Kabahat sınır kavramını yok edende. Onlar yönetiyor ülkeyi ben yönetmiyorum ki. Şubat 2013’de Sosyalist Enternasyonal üyesiyiz malum. Dedik ki mutlaka bir Suriye Çalışma Grubu oluşturun dedik. Bunların yapamadığını yapmaya çalıştık. Ana muhalefet olduğumuz halde yapmaya çalıştık. Biz ülkemizi seviyoruz. Yetmedi ben Mart 2013’de BM Genel Sekreteri’ne ayrıca bir mektup göndererek olaylara dikkatini çektim. Savaşın bitmesi gerektiğini söyledim. Erdoğan yapamıyor bakın ama biz söylüyoruz. Yeri gelince üfürüyorsun ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bir mektup yazamadın mı sen? BM’ye gidemedin mi sen? Orada Suriye’yi masaya yatıramadın mı sen? Yatıramadı. Niçin? Patrondan izin alamadığı için. Emperyal güçten izin alamadığı için.

“Akdeniz sığınmacı mezarlığına döndü”

Eylül 2013’de ‘Sınırlar bir ülkenin namusudur’ diyorum. Sınırdan kimin girip çıktığı belli değil. 900 km sınır kontrolsüz vaziyette. İnsanlar geliyorlar ellerinde silahlarla, terör estiriyorlar Türkiye’de. Göç dalgası geldi. Akdeniz bir sığınmacı mezarlığına döndü. Bir çocuk bedeninin dalgalarla kıyıya vurduğu fotoğrafı hiçbirimiz unutmadık. O fotoğrafın sorumlusu Erdoğan’dır. Geri Kabul Anlaşmasını yapmayın, yanlış dedik.

16 Aralık 2013’den bir süre sonra bu anlaşmayı AB ile imzaladılar. Sığınmacılar için Türkiye artık Avrupa’nın hapishanesi olacak, o hale getirdiler. İçişleri Bakanı geçen gün açıklama yapıyor. ‘AB Türkiye’nin göçmen deposu olmasını istiyor’ diyor. Günaydın beyefendi günaydın. Geri Kabul Anlaşması başımıza bela oldu diye neden söyleyemiyorsun?

2016 Haziran’da Göç ve göçmen sorunlarını inceleme komisyonu ve mülteciler konusunda bir komisyon kurduk. Akademisyenler, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla bu konuyu masaya yatırdık. Tutarlı bir rapor hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık.

Bir süre sonra ABD desteğini Türkiye’den çekti. 5 Aralık 2017’de Erdoğan, ‘Ya biz Özgür Suriye Ordusu’nu ey Amerika seninle birlikte kurduk ya. Bunun adımını senden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk’ diyor. Emperyal güçler ateşi elleriyle tutmazlar maşa kullanırlar. Emperyal güçlerin Orta Doğu’daki maşası Recep Tayyip Erdoğan’dır.

“Son sırada bile lider olamazsın sen”

“15 Şubat 2018 dönemin başbakanı Binali Yıldırım tweet atıyor. ‘3.5 milyon Suriyeliyi ağırlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Bunu yaparken terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz’ diyor. Bu ülkenin başbakanı biz sizin korumalığınıza soyunduk diyor. Akıl var mı? Aklın, vicdanın kabul edeceği bir olay mı bu? 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da bir patlama oldu. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. Sorumlusu kim? Günahı kimin boynuna? Suriye’yi bu hale getirenler kim? Anne babalara bu sivil şehitler nedeniyle ne kadar ödeniyor biliyor musunuz? 270 lira ödeniyor. ‘Ben dünya lideriyim’ diyor ya en son sırada bile lider olamazsın sen.

2019’da Suriyeliler ile ilgili 2 rapor hazırladık. Suriyeliler bugün emeği sömürülen insanlar olarak aramızda duruyor. Bunu da itiraf ediyorlar. Acı olanı bu zaten. Devleti yönetenler itiraf ediyorlar. İçişleri Bakanı işverenlere kızıyor. ‘Fabrikanda çalıştır, sömür, sigortasını yatırma. Sonra ne olacak bu Suriyeliler’ diyor. Vicdanlı iş sahibi ile vicdansızı ayırmak lazım. Sen açıkça diyorsun ki Suriyelileri kaçak çalıştırıyoruz, emeklerini sömürüyoruz diyorsun. Bunu İçişleri Bakanı olarak dünyaya ilan ediyorsun. Kaçak çalışmayı engellemesi gereken iktidar kaçak çalışıyorlar diyor.

16 Eylül 2021’de bir rapor daha paylaştık. 8 Ekim 2021 bunların yapamadığını yaptık. Ben ‘2 yıl içinde davulla zurnayla kendi ülkelerine gidecekler’ diyordum. Defalarca söyleyince nasıl göndereceksin gel bize anlat dediler. Hangi önlemleri alacağımızı, Suriye ile ilişkileri düzelteceğimizi, BM’yi de davet edeceğimizi, yollarınızı, kreşlerini, okullarını yapacağımızı anlattık. Bunlar olursa biz gideriz dediler. Biz ana muhalefet partisiyiz, iktidar değiliz. Hala uslanmış değiller, yalan söylüyorlar. ‘İstanbul’a sığınmacı almıyoruz’ diyorlar. 5 Mayıs’ta diyorlar. A Haber dahil medyada 1-6 Mayıs arası İstanbul’da 2 bin 117 kaçak göçmen yakalandı. E hani almıyordunuz?

‘Sınırlarımız Cumhuriyet tarihinin en güvenli dönemini yaşıyor’ diyorlar. Lafa bakın. 7 Mayıs 2022 Van Gölü’nde 61 kaçak göçmen boğularak öldü. Van Gölü de göçmen mezarlığına dönmüş durumda. E hani sınırlarımız güvenliydi? Temel sorun ne? Devleti şahsileştirmek demek Dışişleri Bakanlığını tamamen devre dışı bırakmak demektir. Eğer dış politikada siz devletin bürokratlarını tamamen devre dışı bırakıp sarayda oturup bir avuç kişiyle dış politikayı oluştursanız ve sadece emperyal güçlerin talimatlarla görev yaparsanız ülke bu hale gelir. Ülkeyi bu halden kurtaracak olan partinin adı CHP’dir”

Paylaşın

NASA ‘Tersine Dönmüş’ Bir Kara Delik Keşfetti

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 236 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir kara deliğin kendiliğinden ters dönmüş olabileceğini tespit etti. Kozmik cismin manyetik alanının görünüşte tersine dönmesi ekibin uzak galakside “nadir ve gizemli bir patlama” tespit etmesine ön ayak oldu.

Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden araştırmacı bilim insanı Sibasish Laha, “Görünür ve ultraviyole ışıktaki hızlı değişiklikler buna benzer birkaç düzine galakside görülmüştü” ifadelerini kullandı: Fakat bu, diğer dalga boyları parlarken X-ışınlarının tamamen kaybolduğunu gördüğümüz ilk vaka.

Gökbilimciler Mart 2018’de, 1ES 1927 +654 adlı bir galaksinin yaklaşık 100 kat parlak bir hal aldığını fark etmiş ve daha fazla araştırmanın sonucunda patlamanın 2017’nin sonunda başladığı ortaya çıkmıştı. NASA’nın üç teleskoplu uzay gözlemevi Neil Gehrels Swift Gözlemevi, galaksinin emisyonunun 12 kat arttığını ama kesintisiz biçimde azalmakta olduğunu tespit etmişti. Bu da daha önce gözlemlenmemiş bir zirveye işaret ediyordu. Haziranda ise yüksek enerjili salım ortadan kalkmıştı.

Kanarya Adaları Astrofizik Enstitüsü’nden (IAC), araştırmanın ortak yazarı José Acosta-Pulido, “Bu galaksinin tuhaf patlama olayını araştırmak ve işin içindeki olası fiziksel süreçleri anlamaya çalışmak çok heyecan vericiydi” dedi.

Çoğu büyük galaksinin merkezinde Güneş’in kütlesinden milyonlarca ya da milyarlarca kat daha büyük bir kütleye sahip süper kütleli kara delikler yer alıyor. Madde bunların içine düştüğünde bir yığılma diski haline gelecek şekilde düzleşiyor. Malzeme ısınıyor ve bilim insanları tarafından tespit edilebilen görünür UV ve X-ışını ışımaları yayıyor.

Kara deliğin yakınında, korona adı verilen aşırı sıcak parçacıklardan oluşan bir bulut daha yüksek enerjili X-ışınları üretiyor, bu emisyonların parlaklığı kendisine doğru ne kadar malzeme aktığına bağlı oluyor.

Yine IAC’de çalışan, araştırmanın ortak yazarı Josefa Becerra González, “Önceki bir yorumda patlamanın kara deliğe çok yakın bir noktadan geçen ve parçalanarak gaz akışını bozan bir yıldız tarafından tetiklendiği öne sürülmüştü” ifadelerini kullandı: Biz böyle bir olayın bu patlamadan daha hızlı sönümleneceğini ortaya koyuyoruz.

Gökbilimciler koronanın kara deliğin manyetik alanı tarafından yaratıldığına ve sürdürüldüğüne inanıyor, dolayısıyla herhangi bir manyetik değişim X-ışını özelliklerini etkileyebilir.

Colorado Boulder Üniversitesi’nde astrofizik ve gezegen bilimleri bölümünde profesör ve araştırmanın ortak yazarı Mitchell Begelman,”Kuzey kutbunun güneye, güney kutbunun kuzeye döndüğü bir manyetik ters dönüş gözlemlere en iyi uyan açıklama” ifadelerini kullandı. Begelman “Alan başlangıçta yığılma diskinin dış kenarlarında zayıflıyor; görünür ve UV ışıkta daha fazla ısınma ve parlamaya yol açıyor” diye açıkladı.

Ters dönüş devam ettikçe, manyetik alan yeni bir yönelimle yavaş yavaş güçlenmeden önce, koronayı destekleyemeyecek kadar zayıf bir hale geliyor. 4 ay sonra X-ışınlarının yeniden ortaya çıkması da ters dönmenin tamamlandığına işaret ediyor.

Laha’nın liderliğindeki araştırmanın bulgularının açıklandığı bir makale, The Astrophysical Journal’da yayımlanmak üzere kabul edildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

2050’ye Kadar 1,2 Milyar İnsan ‘İklim Mültecisi’ Olabilir

İklim değişikliği sebebiyle büyük kitlesel nüfus hareketleri bekleniyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, 2008’den beri yaklaşık 21,5 milyon insan sel, fırtına, orman yangınları ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim değişikliğine bağlı afetler nedeniyle zorla yerinden edildi.

İklim değişikliği tehdidi küresel olarak artarken, yaşam koşulları yeryüzündeki tüm canlılar için daha da tehlikeli hale geliyor. Uluslararası Çevre Ortaklığı’na (IEP) göre iklim değişikliği ve afetler nedeniyle 2050 yılına kadar küresel olarak 1,2 milyar insanın göçe sürükleneceği tahmin ediliyor.

Kasım 2020’de Honduras, Guatemala ve El Salvador’u vuran kasırgalarda, insanlar sağanak yağışlar ve toprak kaymaları nedeniyle evlerini ve geçim kaynaklarını kaybetti. Bu bölgedeki insanlar sınırı geçerek Meksika’ya akın etti ve ardından da Amerika Birleşik Devletleri’ne yöneldi.

İklim mültecileri kimdir?

Görece yeni bir kavram olan iklim mülteciliğine dair merak edilen soruları Avukat Arif Ali Cangı, bianet’ten Tuğçe Yılmaz’ın sorularını yanıtladı.

“İklim mültecisi” olarak tanımlanan insanların uluslararası hukuk tarafından tanınan bir statüleri olmadığına değinen Cangı, şunları kaydetti:

“İklim mültecisi kavramı, iklim değişikliği ve çevre felaketleri nedeniyle yurdunu terk etmek zorunda olan insanları tanımlıyor. Ancak hukuksal bir güvence olması açısından hâlâ iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalanların uluslararası hukukça tanınan bir statüleri yok. Kavramın doğrudan çevresel tahribatla ilişkisi kurularak uluslararası gündeme girmesi, 1985 BM Çevre Programı’nda (UNEP) Essam El-Hinnawi’nin bir yazısı ile oldu.

El-Hinnawi, iklim mültecilerini, ‘Varlığını tehlikeye atan veya yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen belirgin bir çevresel bozulma (doğal süreçler ve/veya insanlar tarafından tetiklenen) nedeniyle geçici veya kalıcı olarak geleneksel yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan insanlar,’ olarak tanımladı.”

Mültecilik statüsüne dair bilgi veren Cangı, şunları ekledi: “Zorunlu olarak ülkelerinden göç eden insanların yurttaşlık durumunu tesis eden mültecilik statüsü, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Ek Protokol düzenledi.

Cenevre Sözleşmesi ve ek protokolüne göre ‘ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen, yahut zulüm korkusu nedeniyle ülkesine geri dönmek istemeyen kişi’ olarak tanımlanmaktadır.”

Sığınma hakkı tanınmaması ciddi bir hukuki sorun

İklim değişikliği nedeniyle göçe zorlananlara mülteci statüsü verilmemesinin ciddi bir hukuksal sorun olduğuna işaret eden Cangı, ülkelerin iklim krizine yönelik politikalarında samimiler ise bu konuda da adım atmaları gerektiğini söylüyor. Cangı, devamında ise şu ifadeleri kullandı;

“İklimsel ve ekolojik yıkımları yaşamak zorunda kalan insanların yaşam hakkı tehdit altında olduğu için iklim değişikliğinin ve çevresel yıkımların insanların yaşamlarına kast eden bir zulüm olduğu aşikâr. İklim değişikliği zulümse, zulmün faili kimlerdir? Buna yol açanlar, dönemsel kârları için dünyayı yaşanmaz hale getirenler, bu politikaların uygulayıcılarıdır.

Bir yandan iklim krizinin varlığını kabul edip, önlemek için niyetler, taahhütlerde bulunup, diğer yandan önlenmemesi sonucunda sağlıklı yaşamaları mümkün olmayan ve yurtlarından göçmek zorunda kalan insanlara sığınma hakkı tanınmaması, günümüz yöneticilerinin ayıbıdır.”

İklimin değil, düzenin değişmesi gerekiyor

Cangı, iklimi değil sistemi değiştirmenin gerekliliğine dikkat çekerek ise şunları kaydetti:

“Bu yaklaşım aynı zamanda iklim krizini önlemeye yönelik sözlerin, niyetlerin koca koca yalanlardan ibaret olduğunu gösteriyor. Yapılması gereken iklim krizini önleyecek adımlar atmak, örneğin öncelikle fosil yakıt endüstrisinden vazgeçmek ve ne pahasına olursa olsun büyüme, kalkınma çılgınlığına son vermek olmalıdır.

İnsanın doğanın bir parçası olduğunu kabul edip, tüm yaşamımızın doğaya uyumlu hale getirilmesinden başka yol yok. Bu da ciddi bir zihniyet ve politikalar değişikliğini, kapitalist endüstriyalizm düzen değişikliğini gerektiriyor.”

Paylaşın

EBRD, Türkiye İçin 2022 Büyüme Tahminini Yüzde 2 Olarak Sabit Tuttu

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (ERBD) Türkiye’nin 2022’deki büyüme tahminini yüzde 2 olarak sabit tuttu. 2023 tahmini ise yüzde 3,5 oldu. Türkiye 2020’de yüzde 1,8, geçen yıl ise yüzde 11 büyümüştü.

EBRD, Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki gelişmekte olan ekonomiler için ekonomik büyüme tahminini düşürürken Rusya’nın doğalgaz ihracatını aniden durdurması halinde gayrı safi yurtiçi hasılanın (GSYH) koronavirüs salgını öncesinde görülen seviyelere gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Bloomberg HT’nin haberine göre, EBRD seçimler öncesinde devam etmesi beklenen kamu harcamaları nedeniyle Türkiye’nin büyüme tahminlerini ise sabit tuttu.

Faaliyet gösterdiği yaklaşık 40 ülke hakkında Mart ayında yayımladığı ekonomik tahminlerini güncelleyen EBRD, gelişmekte olan Avrupa ülkeleri, Orta Asya ve Kuzey Afrika için ekonomik büyüme tahminini yüzde 1.7’den yüzde 1.1’e düşürdü. Düşüşte Ukrayna ekonomisinde tahminlerden kuvvetli gerçekleşeceği öngörülen daralma etkili oldu.

EBRD en çok kredi verdiği ülke olan Türkiye için büyüme tahminini ise bu yıl için yüzde 2, 2023 için ise yüzde 3.5 seviyesinde tuttu.

EBRD tarafından yayımlanan raporda, bölge ekonomisinde beklenen ivme kaybına rağmen 2023’te gerçekleşmesi planlanan seçimler öncesinde öngörülen kamu harcamaları nedeniyle büyümenin bu seviyelerde olacağı ifade edildi.

Her ne kadar EBRD’nin baz senaryosu olmasa da Rusya’dan doğalgaz akışının aniden kesilmesi halinde bölgede kişi başı GSYH’nin bu yıl yüzde 2.3, gelecek yıl ise yüzde 2 daralacağı tahmin edildi.

Paylaşın

TÜİK’e Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 894 Bin Kişi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Mart 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Mart’ta 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı Şubat’a göre 153 bin kişi arttı ve 3 milyon 894 bine yükseldi.

İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık artışla yüzde 11,5 seviyesine çıktı. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,3 iken kadınlarda yüzde 13,9 olarak tahmin edildi.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı da (geniş tanımlı işsizlik) Mart’ta bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 22,7’ye yükseldi.

İstihdam oranı yüzde 46,5

İstihdam edilenlerin sayısı bu ayda bir önceki aya göre 59 bin kişi azalarak 29 milyon 956 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,2 puanlık azalış ile yüzde 46,5 oldu.

Bu oran erkeklerde yüzde 64,4 iken kadınlarda yüzde 29 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52,6

İşgücü de 96 bin kişi artarak 33 milyon 851 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 52,6 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,9, kadınlarda yüzde 33,7 oldu.

Genç nüfusta işsizlik yüzde 21,2’de

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,5 puanlık artış ile yüzde 21,2 oldu.

Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 19,1, kadınlarda ise yüzde 25,2 olarak tahmin edildi.

Haftalık ortalama çalışma süresi 44,9 saat

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi de Mart’ta bir önceki aya göre 0,5 saat azalarak 44,9 saat olarak gerçekleşti.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan KHK Tepkisi: Artık Yeter

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, hukuk sistemine KHK’liler üzerinden eleştirilerde bulundu. KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile ihraç edilenlerle ilgili son dönemde çok sayıda gelen intihar haberlerinin ardından Karamollaoğlu, “Adalet, bir iktidarın tüm işlerinde gömleğin ilk düğmesidir” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya hesabı üzerinden açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “İktidarda bulunanlar, yanlış gömlek giydikleri gibi gömleklerinin ilk düğmesini de baştan yanlış iliklediler; şimdi de işin içinden çıkamıyorlar. Terziyi, mağazadaki tezgâhtarı, hatta pamuğu üreten çiftçiyi suçluyorlar. Adalet, bir iktidarın tüm işlerinde gömleğin ilk düğmesidir; olmazsa olmazıdır! Ne acıdır ki; ekonomi konusunda isminin hakkını veremeyen Adalet ve Kalkınma Partisi, adalette de sınıfta kalmıştır! Sadece KHK meselesi dahi, adaletin nasıl örselendiğini gözler önüne sermeye yeter de artar!”

Temel Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Hemen hemen 6 yıl oldu… 6 yıldır iktidar, KHK’lıları görmezden geliyor; insanları işsizliğe ve çaresizliğe itiyor. Beraat etmiş, takipsizlik almış; “fakat ben seni almam, çünkü canım öyle istiyor.” diyorlar. Onbinlerce insan, aileleriyle birlikte yüz binleri buluyor; 6 senedir horlanıyor, itiliyor, kalkılıyor… Yüzden fazla insan maalesef intihar etti, binden fazla insan çeşitli hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetti, yine binlercesi de sağlığını kaybetti. Bir atasözümüz var; “ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır..” Bu insanların ekmekleri ve özgürlükleri ellerinden alındı, tüm kapılar suratlarına kapatıldı, bunun vebalini hiçbir insan kaldıramaz!”

“Çok geç bile kalındı…”

“Artık yeter!” diyen SP Lideri Karamollaoğlu şöyle devam etti: “Çok geç bile kalındı fakat daha fazla gecikmeksizin, daha ağır travmalara sebep olunmadan bu mağduriyetler giderilmelidir. Biz bu konuda asla siyasi kazanç hesabı yapmayız; siz sebep oldunuz, siz düzeltin isteriz. Aksi halde zaten göreve geldiğimizde; ivedilikle bu konuya el atmak ve tüm mağduriyetleri gidermek bizim önceliğimiz olacaktır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Dikkat Çeken Soru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sığınmacılara ilişkin açıklamasına tepki gösterdi.

“Kendi milletinden umudu kestin, sığınmacı oyuyla mı kalmaya çalışıyorsun Erdoğan?” diye soran Kılıçdaroğlu, “Er ya da geç geleceksin kaçtığın seçime ve bu necip millet sığınmacı oylarına güvenmenin hesabını sana kesecek” diye yazdı.

Seçimden sonra yabancı sığınmacılar için iki yıllık dönüş planı başlatacaklarını ifade eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu , “Bakalım el mi yaman bey mi!” diye yazdı.

Erdoğan, MÜSİAD’IN 32. Kuruluş Yılı  Dönüşüm Programı kapsamında düzenlenen törende yaptığı konuşmada, son zamanlarda gündemden düşmeyen sığınmacı konusuna değindi; “Suriye’den savaştan çıkıp ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız Bay Kemal; siz ne derseniz deyin biz oradayız. Biz bu konutları da onun için yapıyoruz kendileri arzu ettikleri zaman vatanlarına dönebilirler ama biz onları asla bu topraklardan kovmayız, kovmayacağız bunu da bilesin” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Erdoğan’ın, “Ülkemize hicret eden ama Suriye ama Afganistan ama Pakistan… Fark etmiyor. Ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız Bay Kemal” sözünü alıntılayarak şunları kaydetti:

“Kendi milletinden umudu kestin, sığınmacı oyuyla mı kalmaya çalışıyorsun Erdoğan? Er ya da geç geleceksin kaçtığın seçime ve bu necip millet sığınmacı oylarına güvenmenin hesabını sana kesecek. Seçimin ertesi günü de 2 yıllık “Dönüş Planı” başlayacak. Bakalım el mi yaman bey mi!”

Paylaşın