10 Kişiden 7’si İşe Artık Aracıyla Gitmiyor

Otomobil sahipleri dertli… Ulaştırma harcama grubu için TÜİK tarafından açıklanan 12 aylık enflasyon yüzde 123,4. Bunun altında yatan önemli nedenlerden biri akaryakıt fiyatlarındaki artış.

Milliyet’te yer alan habere göre IPSOS Araştırma, otomobil kullanımıyla ilgili bir araştırma yaptı. Yapılan araştırmaya göre her dört araç sahibinden üçü artık ailecek araba gezintilerinden vazgeçti. Ayrıca her on araç sahibinden yedisi artık alışverişe araba ile gitmediğini ifade ediyor.

On araç sahibinden dokuzu, aracını eskiden her istediğinde kullandığını ancak artık gerekli olmadıkça kullanmadığını belirtiyor. Her on araç sahibinden yedisi eskiden işe araç ile giderken artık bundan vazgeçtiğini belirtiyor. Bu duruma bir çare olarak yakın oturan iş arkadaşlarının araçlarını işe gidiş geliş için ortak kullanmaya başladıklarını söylüyor. Araç sahiplerinin yarısından fazlası bu yönteme başvurarak yakıt masrafını paylaştıklarını ifade ediyorlar.

Akaryakıta gelen zamlarla birlikte araç sahipleri araçlarını daha az kullanma eğiliminde. Araç sahiplerinin yüzde 91’i araçlarını daha az kullandığını belirtirken sadece yüzde 8’i her zamanki gibi kullanmaya devam ettiğini söylüyor.

Araç sahiplerinin %87’si daha önce istediği vakti aracını kullandığını ama şimdi gerekli olmadıkça kullanmamaya çalıştığını belirtiyor. Araçları ile artık hafta sonu gezmeye gitmediğini söyleyen araç sahiplerinin oranı %76, alışverişe araçları ile gitmeyenlerin oranı %69.

Araç sahibi çalışanların %71’i kendi araçları ile işe gitmektense toplu taşımayı tercih ediyor. Diğer bir tasarruf yöntemi olarak da yakın çevrede oturan arkadaşlar ile birlikte araç ile işe gitmek ve masrafları paylaşma yoluna gidiliyor.

Her 100 araç sahibinden 9’u eskisine göre daha az miktarda benzin almakta. Araç sahiplerinin %51’i daha önce araçlarının deposunu tam doldururken bugün gerektiği kadar aldığını, %39’u hiçbir zaman deposunu tam doldurmadığını ama şimdi eskisine göre daha az akaryakıt aldığını söylüyor.

Araç sahiplerinin %60’ı aracını satmayı düşünmezken, %12’si aracını satıp yerine yenisini almayı istiyor. Diğer taraftan araç sahiplerinin %28’i araçlarını satıp yerine de yenisini almamayı düşünüyor.

Paylaşın

Bitcoin, 10 Bin Dolara Gerileyebilir

Bloomberg’in son MLIV Pulse anketine göre, Wall Street katılımcılarının yüzde 60’ı Bitcoin’in mevcut değerinin yüzde 50’sini kaybederek 10 bin dolara gerilemesinin daha olası olduğunu belirtti.

Ankete göre, yüzde 40’lık kesim ise Bitcoin’in yeniden yükselişe geçeceğini düşünüyor.

Ankette katılımcıların yüzde 28’i kripto varlıkların finansın geleceği olduğu yönünde güçlü bir güven duyarken, yüzde 20’si ise bu varlıkların değersiz olduğu görüşünde.

Kasım ayında yaklaşık 69 bin doları gören Bitcoin, küresel piyasalarda yaşanan sıkılaşma fırtınasında değerinin üçte ikisini kaybetti ve Eylül 2020’den bu yana en düşük seviyelerden işlem gördü.

Bloomberg’e değerlendirmelerde bulunan Tribe Capital Ortağı Jared Madfes, sadece kripto varlıklarda değil dünyanın genelinde korku duymanın oldukça doğal olduğuna dikkat çekti.

Miller Tabak + Co Başstratejisti Matt Maley de gelecek finansal balonların her zaman bir önceki balondan farklı olduğunu belirterek, çoğunluğun bu sefer yaşanacak finansal balon hakkındaki görüşlerinde doğru yönde olduğunu söyledi.

Paylaşın

Bilinen En Hızlı Yıldız Keşfedildi

Araştırmacılar bilinen evrendeki en hızlı yıldızı keşfetti. S4716 adı verilen yıldız, Samanyolu galaksimizin merkezindeki Sagittarius A kara deliğinin etrafında, 100 Astronomik Birim (AU, Dünya ile Güneş arasındaki mesafe) uzaklıkta dönüyor.

Yıldız, 100’den fazla yıldızdan oluşan ve özellikle hızlı hareket etmesiyle bilinen bir S kümesinde.

S4716’yı yaklaşık 20 yıl boyunca gözlemleyen bilim insanları, yıldızın 23,5 milyon kilometre çapa sahip süper kütleli kara deliğin etrafında saniyede 8 bin kilometre hızla ilerlediği ve yörüngedeki turunu sadece 4 yılda tamamladığı sonucuna vardı.

Yeni çalışmanın baş yazarı Dr. Florian Peissker, “Bir yıldızın, süper kütleli bir kara deliğin çevresinde, bu kadar yakın ve hızlı bir sabit yörüngede olması tamamen beklenmedik bir şeydi. Bu geleneksel teleskoplarla gözlemlenebilecek sınırı teşkil ediyor” dedi.

S4716’nın yakın mesafeli yörüngesi bilim insanlarının kafasını karıştırmayı sürdürüyor. Çek Cumhuriyeti’nin Brno kentindeki Masaryk Üniversitesi’nden çalışmaya dahil olan astrofizikçi Michael Zajaček, “Yıldızlar kara delik yakınlarında bu kadar kolay oluşamaz. S4716 içe doğru hareket etmek zorunda kalmış, örneğin S kümesindeki diğer yıldızlara ve nesnelere yaklaşmış ve bu da yörüngesinin önemli ölçüde küçülmesine neden olmuş” dedi.

Yıldızı gözlemlemek için toplam 5 teleskopa ihtiyaç duyulmuş. 5 teleskoptan 4’ü daha da doğru ve ayrıntılı gözlemlere imkan tanımak için büyük bir teleskop oluşturacak şekilde birleştirilmiş.

Araştırma, The Astrophysical Journal adlı bilimsel dergide yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Enflasyon Nasıl Düşer, Alım Gücü Nasıl Yükselir?

Alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de, haziran ayı yıllık enflasyon yüzde 78,62 olarak açıklandı. Bir yandan enflasyon artışı tartışılırken, bir yandan da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun TL kredi kullanımı için döviz mevduatına sınır getirmesinin ardından 16,03’lere inen dolar/TL kuru yeniden 17 liranın üzerini gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

‘’Türkiye altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede‘’

Peki enflasyon hangi adımlarla düşer ve de alım gücü eriyen hane halkı yüksek enflasyona karşı nasıl korunabilir?

Euronews’e konuşan Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede olduğunu belirtiyor.

Ekonomist Demir, görünende hükümetin enflasyonla bir mücadele içinde olmadığını ve enflasyonla kapsamlı bir mücadelenin şart olduğuna vurgu yapıyor.

‘’Bu yıl aralık ve ocak ayında aylık artış bu kadar yüksek olmayacağı için enflasyon kendiliğinden düşecek deniliyor. Matematiksel olarak bunun gerçekleşmesi için aralık ve ocakta yeni bir kur atağı olması, aylık enflasyonun aralıkta yüzde 13, ocakta yüzde 11’in altında kalması yeterli. Ama bu nasıl bir düşüş diye sorarsınız, kasımda yüzde 90’lara gidecek enflasyonun aralık ve ocakta yüzde 75’lere inmesi anlamına geliyor. Hala yüksek enflasyon dönemlerine göre yüzde 75. Bu bir değişiklik getirmez. Ama hayatımızda bir iyileşme olmuyor’’.

“Hükümet seçime endeksli olarak durgunluğu tercih etti”

Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, “Bu saatten sonra bir acı ilaç gerekiyor” diyor fakat bunun seçim sonrasına bırakıldığını ifade ediyor.

Seçimin sonucunun ekonomi açısından önemli olduğunu belirten Demir, hükümetin seçime endeksli olarak ‘durgunluğu’ tercih ettiğini dile getiriyor.

İkinci olarak ise hükümetin mevcut ekonomi modelinin şimdilerde değil, ülkeye para akışının sağlandığı 2010-2011 dönemlerinde denenmesi gerektiğini vurguluyor.

Hükümetin uygulamaya çalıştığı ekonomi paketinin zamanlamasının hatalı olduğunu savunan Oğuz Demir; “Faizi düşürerek ülkede yatırımları, üretimi ve ihracatı arttırmak, fiyatları düşürmek ve de sıcak paraya bağlı kalmamak mantıken doğru ama zamanlama yanlış’’ diyor.

Doç. Dr. Demir, seçim sonrasında enflasyon ile mücadelede döviz artışının durdurulmasının ve ülkeye kısa vadede para akışının sağlanmasının şart olduğu kanaatinde. Aksi durumda yılın son çeyreğinde ciddi bir durgunluk riski ile karşı karşıya kalınabileceğini düşünüyor.

“Ülkeye 2011 yılında paralar yağarken, o paraları inşaata gömmek yerine üretime yatırmalılardı. 2011’de aklınız neredeydi, neden yatırım yapmadınız? Belki bu kadar döviz açığı olmayacaktı. Bu modeli tercih etme hakları var ama ağır ödüyoruz. Bize şu an adı enflasyon olan başka bir ilaç içiriyorlar. Hatta iki ilaç içiriyorlar biri ‘durgunluk’ diğeri ‘enflasyon’. Her ikisi de acı ilaç ama içtiğimiz enflasyon ilacının bizi iyileştirme ihtimali yok. Durgunluk ise tüm dünyadan geliyor. Önümüzde seçim olduğu için ve dünyadan bu durgunluğun geldiğini görmedikleri için bu noktadayız. Bu durgunluk gerçekleşirse ‘Ne yapacağız’ sorusuna bir yanıt yok. Esas önemli nokta burası. Bizim döviz yeniden yükseldiğinde ne yapacağımıza dair bir formülümüz de yok.’’

Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel ise ekonominin istikrarlı büyümediği görüşünde. Halihazırda yoksul enflasyonunun yüzde 90 üzerinde olduğunu hatırlatan Demirel, ücretli kesimin ezildiğini ve hissedilen enflasyonun daha yüksek olduğunu vurguluyor.

Ekonomist, maaliyeti emekçilerin üzerine yıkan reformlar yerine, tekelleşmenin önünü kapatacak mali reformlar, vergi reformları, borç tasviyelerine ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

“Enflasyonun belirlenmesinde yoksulluk ve kur istikrarı önemli bir sorun yaratıyor. Dolayısıyla enflasyona yönelik çözüme ücret-fiyat, ücret-kur ihtilali olarak bakmamak lazım. Kar-fiyat ihtilali özellikle Türkiye’deki emek ekonomisinde enflasyonu besleyen önemli bir faktör. Neler yapılmalı? Ben küresel parasal hiyerarşinin mevcut olduğunu dolayısıyla en tepedeki para birimlerinin arkasındaki Merkez Bankaları faizi arttırırken, hatta bizim rakiplerimiz de faizi arttırırken bizim faizi sabit bırakma çabamız gerçeklikle uyuşmuyor. O nedenle politika faizini arttırmamız gerekiyor. Öteki taraftan aşamalı olarak politika faizini pozitif tarafa taşımak gerekiyor. Enflasyon yüzde 80’e geldi, politika faizimiz yüzde 14. Bu sebeple, faiz artışı gerekiyor. Ama bu yıkıcı olacak o nedenle bunun karşısına genişleyici maliye politikası konulmalı”.

“Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini söyleyen Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel, bunun yolunun emekten yana iyi bir makro plan ortaya koymaktan geçtiğini ifade ediyor.

“Ayrıca yine aşamalı olarak sermaye kontrolü düşünülmeli ve ücretlere yüksek zamlar yapılmalı. Hane halkı ve firmaların zorlukları giderilmeli ve de bazı borçlar silinmeli. Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı. Bunu yapmak için de bir servet vergisine ihtiyaç var. Yine konut vergisine ihtiyaç var… ‘’

Euronews Fransızca servisine konuşan ekonomist Selçuk Geçer ise merkez bankalarının elinde politika faizi ve rezervler gibi iki önemli silah bulunduğunu ancak bunların zamanında kullanılmaması halinde enflasyonun kontrolden çıkabileceğini söyledi:

“Dünya ülkeleri olması gereken para politikalarını uygulayarak ekonomilerinin bu süreçten en az zararı görmesini sağlamaya çalışıyorlar. Merkez bankalarının elinde fiyat istikrarı için iki önemli silahı bulunuyor bunlar politika faizi ve rezervler. Bu silahları zamanında ve etkin bir şekilde kullanmazsanız enflasyon ve fiyat istikrarı kontrolden çıkar. Nitekim Türkiye 2015’ten beri uyguladığı yanlış para politikaları ile hem bu silahları tüketti hem de enflasyon ve para politikasının kontrolden çıkmasına neden oldu.

Son iki senede uyguladığı yanlış faiz politikası ve kur baskısı ise hem rezervleri çökertti hem de bütçede büyük açıklara neden oldu. Kuru rezervleri satarak tutabileceklerini sandılar. Ama olmadı ve rezervler tükenmesine rağmen kur atakları devam etti. Yüksek kurun yarattığı fiyat artışlarına bir de bütçe açığını kapama çabası ile getirilen aşırı zamlar eklenince ve faiz enflasyon makası açılınca sistem iyice bozuldu. Bu gün faiz silahı kullanılamaz halde. Yüzde 80 enflasyon ve kuru dizginlemek için faizlerin en az yüzde 100 olması gerekiyor. Bu yaklaşık 8600 baz puanlık bir artış demek. Böyle bir artış ise neredeyse imkansız.

Çünkü bu artış tüm pazarı kilitler. Öbür taraftan seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın bu tür bir artış yapması politik intihar demek. 100-200 baz puanlar için ise artık çok geç. Yani yanlış para politikaları Türkiye’yi geri dönülemez bir çıkmaza soktu ve tüm dünya sıkılaşırken biz ne yazık ki hiç bir şey yapamıyoruz. Türkiye küresel krizden çok daha kırılgan. Makro dengeler her gün biraz daha bozuluyor ve ekonomik buhran biraz daha derinleşiyor. Kur kırılması, hiper enflasyon ve iflaslar kapıda.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cari Açık Mayıs Ayında 6,47 Milyar Dolar Oldu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / TCMB tarfından paylaşılan verilerde cari açığın dış ticaret açığını yükseltmesine sebep olduğu belirtildi. TCMB verilerinde şu ifadelere yer verildi:

“Bir önceki yılın aynı ayına göre, hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 2.325 milyon ABD doları artarak 3.222 milyon ABD dolarına yükselmesi ve birincil gelir dengesi kaynaklı çıkışların 417 milyon ABD doları azalarak 913 milyon ABD dolarına gerilemesine rağmen, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 5.699 milyon ABD doları artarak 8.753 milyon ABD dolarına yükselmesi etkili olmuştur.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, bir önceki yılın aynı ayında 1.028 milyon ABD doları açık vermişken, bu ay 388 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 1.545 milyon ABD doları artarak 2.097 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayında 170 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kalemi, bu ayda 24 milyon ABD doları net çıkış kaydetmiştir.

Finans hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 959 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Portföy yatırımları 4.325 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri piyasalarında sırasıyla 1.664 milyon ABD doları ve 495 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankalar 1.852 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.280 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 1.056 milyon ABD doları ve Türk Lirası cinsinden 82 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 1.138 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 172 milyon ABD doları, 154 milyon ABD doları ve 94 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 5.939 milyon ABD doları net azalış gözlenmiştir.

Paylaşın

Çinli Elektrikli Araba Üreticisi BYD, Tesla’yı Tahtından İndirdi

Warren Buffett destekli BYD, Elon Musk’ın onları rakip olarak görmediğini söylemesinden 10 yıl sonra 2022’de elektrikli araç satışlarında yüzde 300 artış gördü. Çinli BYD’nin küresel satış listesinde zirveye çıkmasıyla Tesla, artık dünyanın en popüler elektrikli araba şirketi değil.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, Warren Buffett’ın Berkshire Hathaway yatırım grubu tarafından desteklenen Shenzhen merkezli araba üreticisi, 2022’nin ilk yarısında 641 bin elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç sattı.

Çin’de Kovid kısıtlamalarından kaynaklı tedarik zinciri ve üretim sorunlarıyla mücadele eden Tesla, aynı dönemde 564 bin elektrikli araba sattı.

BYD’nin satışları 2021’in ilk 6 ayına kıyasla yüzde 300’lük artış gösterdi. Bu, Çin’in önde gelen elektrikli araç üreticisi olarak yükselişiyle aynı döneme denk geliyor.

Asya ülkesi 2021’de, 2020’deki rakamın iki katına ulaşarak yarım milyondan fazla elektrikli araç ihraç etti. Bu sayılar giderek artan şekilde Çinli markalardan veya Volvo ve MG Motor gibi Çin sermayeli Avrupa markalarından oluşuyor.

BYD’nin yükseliş sürecinde, hisse fiyatlarında yıl başından bu yana yüzde 24’ten fazla, son 5 yıldaysa yüzde 500’den fazla artış görüldü.

Bu hafta yayımlanan şirket dökümanları, fosil yakıtla çalışan araç üretiminin Haziran 2022’de sıfıra indiğini de ortaya koydu. Bu sayı geçen yılın aynı ayında 17 binden fazlaydı.

Firma ayrıca, sadece Contemporary Amperex Technology’nin (CATL) arkasında kalarak Güney Koreli LG’yi geride bırakıp dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç bataryası üreticisi oldu.

Tesla’nın patronu Elon Musk daha önce BYD’nin elektrikli araç hedeflerini ciddiye almamış, 2011’de Bloomberg’e verdiği röportajda gülmüş ve onları rakip olarak görmediğini söylemişti:

Arabalarını gördünüz mü? 

Harika bir ürünlerinin olduğunu düşünmüyorum. Özellikle çekici olduğunu sanmıyorum, teknoloji çok güçlü değil… Bence haklı olarak odaklandıkları nokta, Çin pazarında hayatta kaldıklarından emin olmak.

Paylaşın

AYM, Cizre’de Ölenlerin Yaşam Hakkının İhlal Edilmediğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında hayatını kaybedenlerin yaşam hakkının ihlal edildiğine dair yapılan başvuruyu esastan reddetti.

AYM’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, “güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği” suçlamasına ilişkin başvuru karara bağlandı.

Buna göre AYM, esas yönünden “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine” hükmetti. Kararda ayrıca yine esas yönünden, “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği” bildirildi.

Başvuruyu yapanların avukatı Ramazan Demir, Twitter hesabından AYM’nin kararına tepki gösterdi ve davayı, yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını bildirdi.

Demir, “AİHM 2018’de yaptığı duruşmada AYM’nin vereceği kararı bekleyin demişti. AİHM’de yapılan duruşmada AYM’nin bugün verdiği kararı vereceğini ayrıntılı olarak ifade ettik ancak dikkate alınmadı. AYM’nin gerekçeli kararı bize ulaştıktan sonra dosyaları tekrar AİHM önüne taşıyacağız” ifadesini kullandı.

AİHM 2019 yılında “AYM kararını bekleyin” demişti

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde aldığı kararda, 2015-2016 yıllarındaki çukur olayları sırasında Cizre, Silopi ve Sur’da uygulanan sokağa çıkma yasağıyla ilgili Türkiye aleyhine yapılan 32 başvuruyu “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle reddetmişti.

Toplam 34 başvuru yapıldı

Çukur olayları sırasında mal ve can güvenliğinin sağlanması amacıyla ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin AİHM’e toplamda 34 başvuru yapıldı.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan yazılı görüşler, 13 Temmuz 2017’de AİHM’e iletildi. AİHM, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü bu 34 başvuru arasından daha önce 2 başvuruyu duruşmalı olarak incelemeye karar verdi.

Strazburg’da 13 Kasım 2018’de görülen duruşmanın ardından AİHM, 29 Ocak 2019’da açıkladığı kararlarla söz konusu 2 başvuruyu kabul edilemez buldu.

Kararda, AİHM yetkisinin ikincilliğine atıf yapılarak başvurucuların, AİHM’den önce şikayetlerini Türk mahkemeleri önünde dile getirmeleri gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda özellikle başvuranlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularla ilgili incelemenin henüz sürdüğüne işaret edildi. Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin tüketilmesi gereken ve etkili iç hukuk yolu olduğu vurgulandı.

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde verdiği kararlarla, daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların henüz inceleme aşamasında olduğunu, bu nedenle etkili iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtti ve diğer 32 başvuruyu da kabul edilemez buldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Samanyolu Galaksisi’nde ‘Dev Alkol Molekülü’ Keşfedildi

Almanya’daki Max Planck Radyo Astronomi Enstitüsü’nden bir ekip, Samanyolu Galaksisi’nin merkezine yakın noktada dev bir alkol bulutu tespit etti. Uzayda molekül arayışı 50 yılı aşkın bir süredir devam ediyor.

Araştırmacılara göre, propanol maddesinden oluşan bu moleküler bulut, aynı zamanda uzayda şimdiye dek görülmüş en büyük alkol molekülü keşfi oldu.

Propanol, Dünya’da antiseptiklerde, dezenfektan yapımında veya temizlik ürünlerinde kullanılıyor.

Söz konusu madde, Samanyolu’nun merkezindeki Sagittarius A* adlı süper kütleli kara deliğin yakınlarındaki Yay B2 bölgesinde saptandı. Yıldızların yoğun biçimde oluştuğu bu bölge, “yıldız doğum odası” diye niteleniyor.

Diğer bir deyişle yeni keşif, yıldızların oluşumunda alkol moleküllerinin rolüne dair önemli ipuçları da verebilir.

Keşfin ardındaki isimlerden Arnaud Belloche, “Grubumuz 15 yıldan uzun bir süre önce Sgr B2’nin kimyasal bileşimini araştırmaya başladı” diye konuştu:

Gözlemler başarılı oldu ve diğer birçok keşfin yanı sıra özellikle birkaç organik molekülün ilk yıldızlararası tespitini sağladı.

Keşif, hakemli bilimsel dergi Astronomy Astrophysics’te yayımlanan iki yeni makalede detaylandırıldı.

Söz konusu yıldız oluşum bölgesinde propanolün bilinen iki çeşidi de tespit edildi: Normal propanol ve izo-propanol. İzo-propanol, Dünya’daki el dezenfektanlarının ana bileşeni olarak da biliniyor.

Bu keşif, izo-propanolün yıldızlararası ortamda ilk kez saptanması, normal propanolün de yıldız oluşum bölgesinde ilk kez görülmesi anlamına geliyor.

Makalelerin ortak yazarı, Virginia Üniversitesi’nden Rob Garrod şu açıklamalarda bulundu:

Bunlar birbirlerine çok benzedikleri için, fiziksel açıdan da çok benzer şekillerde davranır. Yani iki molekülün de aynı yerde aynı anda bulunması gerekiyordu.

Yıldızlararası uzayda bu tür kimyasalların keşfi, Yay B2 gibi yıldız oluşum bölgelerini daha iyi anlamak için yürütülen uzun erimli araştırmaların sonucunda mümkün oluyor.

Uzayda molekül arayışı 50 yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Gökbilimciler bugüne kadar yıldızlararası ortamda 276 molekül tanımladı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Biz Direnmeyi Biliriz

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kobani Davası’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur. Biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı da sözümüz var. Bu sözü de her şart altında söyleriz” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, “Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Mithat Sancar, açıklamasının sonuna doğru, ilk seçimlerde iktidarın gideceğini belirterek, “Bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Sincan’da görülen Kobani Davası’na katıldı. Sancar, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Tam bir kumpas operasyonu olarak başlayan davanın bugünkü duruşmasını birlikte izleyeceğiz. Her yönüyle özel operasyon dosyasında Kobani Kumpas Davası. Şimdi de her açıdan hukuksuzluklar örneği olarak devam ediyor. Aslında hukuksuzluk demek hafif kalır. Burada karşılaştığımız şey hukukun basit ihlali değil. Burada karşılaştığımız şey basit bir adaletsiz uygulaması değil, gerçek anlamda bir düşman hukuku uygulamasıdır.

“Burada adil yargılama yok, acil yargılama var”

Onca yıllık akademisyenlik çalışmalarımda incelediğim hukuksuz davaların hepsini geride bırakmış bir düşman hukuku uygulaması olduğunu söylersem abartı değil. Tarihe hukuk adına, adalet adına yüz karası olan davalarda bile bu kadar keyfi uygulama yaşanmadı. Dreyfus, Sakko ve Vanzetti, Reichstag yangını davalarında bile bu kadar cüretkar bir keyfiliğe tanık olmadık. En azından oralarda görüntüyü kurtarma adına hukuk kurullarına şeklen uyma yaklaşımı söz konusuydu burada o da bırakılmış. Adil yargılamadan geçtik burada yapılan tek şey acil yargılamadır. Adaletin gerekleri değil, iktidarın ihtiyaçları esas alınıyor.

“Gizli tanık gizli bir şekilde, yargılananlar ve avukatlar olmadan dinlendi”

Son zamanlarda davayı hızlandırmaya yönelik kararlar çoğaldı, savunma hakkı yok sayılıyor. Savunmaya imkan tanınmıyor, süreler çok kısaltılıyor. Böylece 3 bin 500 sayfalık iddianame 324 klasörden oluşan davada gerçek bir savunma yapılması imkansız hale getiriliyor. Gizli tanık uygulamasının burada yeni bir örneği ile karşı karşıyayız. Gizli tanık ancak istisnai başvurulacak bir uygulamadır ancak özel şartlar varsa bu yola gidilebilir. Oysa Kobanî Kumpas Davasında gizli tanık uygulaması kural haline gelmiştir. Gizli tanık bile gizli dinlenebilir haline geldi. Hafta sonu mahkeme heyeti bir gizli tanığı yargılanan arkadaşlarımız ve avukatların bilgisi dışında dinledi. Gizli tanığı gizli dinleme operasyonuna da böyle bir yargılama hukukunda tanık olduk.

“Bu davayı sadece HDP yönelik değerlendirmek büyük yanılgı olur”

Bu dava Türkiye siyasetini dizayn etme konusundaki kapsamlı mühendislik projesinin önemli bir parçasıdır. Sadece arkadaşlarımızın özgürlüğü gasp edilmiyor, günleri, ayları, yılları çalınmıyor, asıl yapılmak istenen bu ülkenin geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin hukuka uygun bir geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin demokratik ve hukuk devletine uygun geleceğinin gasp edilmesidir. Demokrasi mücadelesini sindirme, gelecek adına umutları boğma çabasıdır karşı karşıya kaldığımız. O nedenle bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur.

“Mahkeme heyeti iktidardan talimat alıyor”

Seçimlere yaklaştıkça belli ki mahkeme heyeti de gündemini ve düzenini bunun ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Yani hukuktan değil iktidardan talimat alıyor. Bunun çok açık örneğini geçtiğimiz haftalarda yaşadık. Bu yargılama için özel olarak atanan Bahtiyar Çolak uzun süre mahkeme başkanlığı yaptı, ardından görevden alındı, ardından çete operasyonunda gözaltına alındı, ev hapsinde tutuldu. Bunun yargılamanın hangi dinamikler, saikler ve hedeflerle yürütüldüğünü ortaya koyan açık bir durum olduğunu kim gözden kaçırabilir. Bizim çağrımız; biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı sözümüz var, bu sözü de her şart altında söyleriz. Tıpkı burada duruşma salonunda arkadaşlarımızın o sözü, o hakikatin sözünü en etkili şekilde dile getirmelerinde olduğu. Arkadaşlarımız hakikati dile getiriyorlar, sözlerini en cesur şekilde söylüyorlar. Bizler, halkımız, her alanda hakikati söylemeye devam edeceğiz.

Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor. Burada hazırlanan gelecek ya da düzen ülkenin nasıl bir geleceğe mahkum edilmek istendiğinin tipik bir örneğidir. Çarpıcı bir timsalidir. Adaletsizliğe her alanda karşı çıkmazsak her alana adaletsizliğin yayılmasını da önleyemeyiz.

“Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır”

Son zamanlarda başka davalarda da bu keyfilikleri ve pervasızlıkları gördük. Gezi yargılamaları bunlardan biriydi. Bu gibi durumlarda sadece kendisi ile ilgili bir adalet sorunu gören kısıtlı anlayış yatar. Adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın, hep birlikte buna karşı çıkılmadıkça bu ülkeyi adaletsizlik pençesinden kurtarma imkanımız yoktur. Bu dava HDP’yi hedef almakla sınırlı bir dava değildir. Bu dava arkadaşlarımıza ceza vermek için hukukun bütün kurallarının bir kenara bırakıldığı, keyfi bir planın parçasından ibaret değildir. Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır. O nedenle bütün muhalefet partilerini, demokrasi ve adalet isteyen bütün çevreleri gözlerini bu davaya çevirmeye ve buradaki düşman hukuku uygulamalarına hep birlikte karşı çıkmaya çağırıyoruz.

“Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir, ilk seçimlerde bu iktidar gidecektir”

Biliyoruz ki bu iktidarın da sonu yaklaştı. Bu hukuksuzluklara alet olanlar veya bilerek bu hukuksuzlukları, adaletsizlikleri hayata geçirenler tarihte pek çok örnekte olduğu gibi bunun hesabını gerçek anlamda adil mahkemeler önünde vermek zorunda kalacaklardır. Hukuksuz ve kanun emri uygulamak onları suç işlemiş olmaktan kurtarmaz. Bu ülke bu düzene, bu anlayışa mahkum değildir. Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir. İlk seçimlerde bu iktidar gidecektir, bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir.”

Duruşmayı DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Tunahan Elmas, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, DEVA Partisi Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Yusuf Şahin, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ve CHP Ankara İl Başkanlığı takip etti.

Paylaşın

6 Ayda 842 İşçi İş Kazalarında Yaşamını Yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından paylaşılan rapora göre 2022 yılının ilk 6 ayında en az 842 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerden 53 kadın 789 ise erkekti.

İSİG Meclisi tarafından paylaşılan raporda, devam eden işçi direnişleri selamlanırken; yeniden belirlenen asgari ücret ve sonrasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in yaptığı açıklamalar eleştirildi. Bilgin’in açlık sınırının 3 bin 600 lira ile 4 bin lira arasında olduğuna ilişkin açıklamasına karşı farklı sendikalar tarafından yapılan araştırmalar hatırlatılırken, enflasyon ile birlikte fiyatlarda yaşanan artışlara dikkat çekildi.

“İşçi sınıfı sağlıklı ve güvenli çalışmak, yaşamak için örgütlenmelidir” ifadeleri ile raporda yer alan bölümde, “6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın Resmi Gazete’de yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti. Bu süreçte 18 bin işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti, yüzbinlerce işçi yaralandı, birçok arkadaşımız sakat kaldı” denilirken, “Meslek hastalıklarına dair ise bir bilgimiz yok, zira tespiti yapılmıyor, gizleniyor” ifadeleri yer aldı.

2022 yılının ilk 6 ayında iş cinayetlerinde ölenlerin 26’sının (yüzde 3,08) sendikalı işçi, 816’sının ise (yüzde 96,92) sendikasız olduğu bilgisi raporda yer aldı. Söz konusu tabloya karşı örgütlenmenin önemine dikkat çekilen açıklamada, çözüme ilişkin öneriler de yer alırken, mücadeleye devam edileceği vurgulandı.

2022’nin ilk 6 ayındaki cinayetlerde öne çıkan noktalara da vurgu yapılırken, çocuk işçi ve mülteci/göçmen işçi ölümlerinde artışa işaret edildi. Göçmen/mülteci işçi ölümlerine dair, “Büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız” denildi.

181 günlük süreçte hayatını kaybedenlerden 729’unun ücretli (işçi ve memur) ve 113’ü kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluştuğu belirtildi.

İş cinayetlerinin iş kollarına göre dağılımı şöyle:

  • İnşaat, Yol iş kolunda 165 işçi
  • Tarım, Orman iş kolunda 144 emekçi (69 işçi ve 75 çiftçi)
  • Taşımacılık işkolunda 98 işçi
  • Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema iş kolunda 58 emekçi
  • Metal iş kolunda 55 işçi
  • Belediye, Genel İşler iş kolunda 49 işçi
  • Sağlık, Sosyal Hizmetler iş kolunda 40 işçi
  • Madencilik iş kolunda 34 işçi
  • Konaklama, Eğlence iş kolunda 32 işçi
  • Enerji iş kolunda 30 işçi
  • Savunma, Güvenlik iş kolunda 22 işçi
  • Gemi, Tersane, Deniz, Liman iş kolunda 21 işçi
  • Petro-Kimya, Lastik iş kolunda 19 işçi
  • Tekstil, Deri iş kolunda 18 işçi
  • Ağaç, Kâğıt iş kolunda 11 işçi
  • Çimento, Toprak, Cam iş kolunda 7 işçi
  • Gıda, Şeker iş kolunda 6 işçi
  • Basın, Gazetecilik iş kolunda 4 işçi
  • Banka, Finans, Sigorta iş kolunda 2 işçi
  • İletişim işkolunda 1 işçi
  • İş kolu belirlenemeyen 26 işçi

İş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle:

  • Trafik, Servis Kazası nedeniyle 165 işçi
  • Ezilme, Göçük nedeniyle 155 işçi
  • Yüksekten Düşme nedeniyle 128 işçi
  • Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 100 işçi
  • İntihar nedeniyle 46 işçi
  • Covid-19 nedeniyle 42 işçi
  • Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 41 işçi
  • Elektrik Çarpması nedeniyle 40 işçi
  • Şiddet nedeniyle 31 işçi
  • Patlama, Yanma nedeniyle 29 işçi
  • Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 12 işçi
  • Kesilme, Kopma nedeniyle 6 işçi
  • Diğer nedenlerden dolayı 47 işçi

2022 yılının ilk altı ayında iş cinayetlerinin cinsiyetlere göre dağılımı şöyle:

  • 53 kadın işçi
  • 789 erkek işçi

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle:

  • 14 yaş ve altı 5 çocuk işçi
  • 15-17 yaş arası 17 çocuk/genç işçi
  • 18-27 yaş arası 116 işçi
  • 28-50 yaş arası 416 işçi
  • 51-64 yaş arası 183 işçi
  • 65 yaş ve üstü 58 işçi
  • Yaşı bilinemeyen 47 işçi

2022 yılının ilk 6 ayında 48 mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti. Bu işçilerin geldikleri ülkeler ise şöyle:

  • 19 işçi Suriyeli
  • 12 işçi Afganistanlı
  • 4 işçi Özbekistanlı
  • 3 işçi İranlı
  • 2 işçi Türkmenistanlı
  • 1’er işçi Belaruslu, Endonezyalı, Iraklı, Kuveytli, Rusyalı, Pakistanlı, Sırbistanlı, Ukraynalı ve Yunanistanlı.

Not: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak değerlendiriyor.

Paylaşın