Putin’den Trump’ın Ukrayna’da Ateşkes Çağrısına Şartlı Onay

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, düzenlediği bir basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin ateşkes önerisine prensipte katıldığını ancak bazı şartların hala müzakere edilmesi gerektiğini Söyledi.

Haber Merkezi / Ateşkesin olası ihlallerini izlemek için bir mekanizma kurulmasının gerekliliğini vurgulayan Vladimir Putin, Ukrayna’nın 30 günlük ateşkesi asker seferber etmek ve yeniden silahlanmak için kullanıp kullanamayacağı konusundaki endişelerini dile getirdi.

Putin, “Çatışmaların durdurulması yönündeki önerilere katılıyoruz, ancak ateşkesin kalıcı barışa yol açması ve krizin temel nedenlerini ortadan kaldırması gerektiği varsayımından hareket ediyoruz” dedi. Putin, ABD’nin Ukrayna’yı ateşkesi kabul etmeye ikna etmiş gibi gözükse de Kiev’in motivasyonunun muhtemelen savaş alanındaki durumdan kaynaklandığını belirtti.

Kursk bölgesine giren Ukrayna güçlerinin önümüzdeki günlerde tamamen kuşatılış olacağına dikkat çekti. Putin, “Bu şartlar altında Ukrayna’nın en az 30 gün süreyle ateşkes sağlamasının faydalı olacağına inanıyorum” dedi.

Putin, bu açıklamayı, Trump’ın Ukrayna’nın kabul ettiği 30 günlük ateşkesi görüşmek üzere Moskova’ya giden elçisinin varışından birkaç saat sonra yaptı. Putin ayrıca, Trump’a “Ukrayna’daki anlaşmaya bu kadar önem verdiği için” teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya, olası bir ateşkesi gözlemlemek üzere NATO üyelerinden herhangi birinin barış gücünü kabul etmeyeceğini açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmesi öncesinde gazetecilere açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’nın Ukrayna ile 30 günlük ateşkesi kabul etmesi çağrısını yineledi. Rusya’nın ABD müttefiklerine saldıracağını düşünmediğini söyleyen Trump, “Böyle bir şey olmayacak. Bunun olmamasını sağlayacağız” dedi.

Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada Kremlin’in ABD’nin Ukrayna’nın destekleyeceğini söylediği 30 günlük ateşkes önerisini kabul etmesini umduğunu söylemişti.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Moskova’daki görüşmelerde sunduğu ateşkes önerisi, bu hafta başında Suudi Arabistan’da yapılan görüşmelerde Ukrayna tarafından kabul edilmişti.

Putin’in üst düzey dış politika yardımcısı Yuri Uşakov ise, ABD’nin Ukrayna’daki savaşı durdurmak için önerdiği 30 günlük ateşkesin Moskova’ya “hiçbir şey” sunmadığını, ancak Kiev güçlerine çok ihtiyaç duydukları bir savaş molası vereceğini söyledi.

Şubat 2022’de on binlerce askerle Ukrayna’ya giren Rus güçleri, 2024 ortalarından bu yana ilerleyişini sürdürüyor ve Ukrayna topraklarının neredeyse beşte birini kontrol ediyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ateşkes önerisine dair açıklamalarını değerlendirdi. Zelenski, “Putin (ateşkesi) reddetmeye hazırlanıyor.” derken, Putin’in bu fikrini ABD Başkanı Donald Trump’a doğrudan söylemekten korktuğunu ifade etti.

Ukrayna’ya askeri sevkiyat yeniden başladı

ABD, ateşkes başlığındaki mutabakat sonrası Ukrayna ile istihbarat paylaşımını da yeniden başlatıyor. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, ABD’nin Ukrayna’ya askeri malzeme sevkiyatının ülkesi üzerinden yeniden başladığını ve Ukrayna ordusu tarafından kullanılan Starlink uydu sisteminin çalıştığını belirtti.

Sikorski, Ukraynalı mevkidaşı Andrii Sybiha ile başkent Varşova’daki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Polonya’nın güneydoğusunda, Ukrayna sınırına yakın Rzeszow – Jasionka havalimanındaki uluslararası askeri ve insani yardım merkezinden silah sevkiyatının yeniden başladığını duyurdu.

Bu gelişme Ukrayna ve ABD’li yetkililerin 11 Mart’ta Suudi Arabistan’da yaptıkları görüşmenin hemen ardından geldi. Polonya Dışişleri Bakanlığı önünde gazetecilere konuşan Sikorski, “Jasionka üzerinden silah sevkiyatları önceki seviyelere döndü. Anladığım kadarıyla Starlink de çalışıyor” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı ise Suudi Arabistan’da ABD ile yapılan görüşmelerin sonuçlarının “çok önemli, neredeyse tarihi” olduğunu belirtti. Sybiha, “Ukrayna, bu savaşı sona erdirmek ve adil, kalıcı bir barış sağlamak isteyen en önde gelen ülkedir” diye ekledi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Soruşturmalar” Tepkisi: Savcı O

Bursa’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çekerek, “FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o” dedi ve ekledi:

“Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı aday adayı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim çalışmaları kapsamında Bursa’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere verilen bayram ikramiyesine ilişkin “3 bindi 4 oldu daha ne olacak” sözlerine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Halkına fırça atarak söylüyor. 3.000′ liraydı 4.000 oldu. Daha ne olacak diyor? Daha ne olacak diyor? Bu bakış açısı ne biliyor musunuz? Bizdeki terbiye, bizdeki terbiye, anlayış ki zaten öyle. Bizdeki anlayış milletin parasını millete dağıtmak anlayışı. Burada saygıdeğer başta Bursa ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlarımız ve diğer belediye başkanlarımız, bütün her bir arkadaşımız prensibimiz, ilkemiz milletin ihtiyaçları için milletin parasını millete adil olarak dağıtma prensibidir. O ahlaktan asla vazgeçmeyiz.

Sevgili dostlar, bunlar ise emekliye bile verilen maaşı kendi parası gibi verdiğini düşünerek o emekliye hakaret etmeyi normal görüyor. Bu var ya dünyada, yeryüzünde görülmüş bir şey değil. Bu edebin, edebin ayaklar altına alınması demektir. Utanç duyulacak bir durumdur.

Emekçiler ve iş insanları ekonomik, siyasi, hukuki ortama güvenmedikleri için, önlerini göremedikleri için zor durumdalar. Ve bu ülkede düşünsenize üreten insanı, sanayiciyi, istihdam sağlayan, bu ülkenin üreten insanlarını bile korkutmayı, baskı altına almayı kendine siyasi strateji gören bir akılla karşı karşıyayız. Ama bunların umurunda değil. Bunların umurunda olan tek şey ne biliyor musunuz?”

Ekrem İmamoğlu, kendisini hedef alan Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: “Kendine ait zannettiği koltuğunu korumak, saraydan çıkmamak. Millet seni evine yollayacak, evine yollayacak. Millet adaletsizliğin pençesinde, can derdinde. Sevgili hemşehrilerim, gelir dağılımında adalet yok, eğitimde adalet yok, sağlıkta adalet yok. Devlet kurumlarının uygulamalarında, işe alımlarda adalet yok. Yahu seçimden bu yana neredeyse 2 sene geçiyor, öyle değil mi? Genel seçimlerde zorda kalınca mülakatı kaldıracağım demedi mi?

Ya devletin başındaki insan sözünü tutmaz mı ya? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, sevgili gençlerin ve hanımefendilerin, beyefendilerin haykırışından sonra bunu söylemek ayıp ama mahkemelerde adalet yok. Mahkemelerde adalet yok. Bu iktidarın elini kolunu soktuğu hiçbir yerde adalet yok. Bunların içinde adalet duygusu kalmadığı gibi amacı adaleti sağlamak olan yüce Türk yargısının saygıdeğer, namuslu hakimlerini, savcılarını bile zor durumda bırakıyorlar.

Hedef alınan kent lokantalarını da işaret eden İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti sağlamak için uğraşan her kişiye düşman oluyorlar. Sevgili dostlarım, insanlarımız zor şartlarda kendi paralarıyla, onurlarıyla bir öğün karınlarını doldurabilsinler diye biliyorsunuz, gurur da duyuyorum, kent lokantaları açtık, kent lokantaları. Burada ve bulunmayan Türkiye’nin her yerindeki yerel yönetici arkadaşlarım kent lokantası markasıyla her yerde kent lokantalarını açtılar.

100 metre ve iktidarın, hükümetin düştüğü acizliğe bak. Bütün güçleriyle nereye saldırıyorlar? En büyüğü 100 metrekare olan kent lokantasına saldırıyorlar. Demediklerini, yapmadıklarını bırakmadılar. Hâlâ da uğraşıyorlar. Hâlâ da orada gitti yemek yedi diye bir insana soruşturma açıyorlar. Yahu utanılacak bir durumdalar, utanılacak.

Memleketimizi sıkıntıya sokuyorlar. Biz neyle uğraşıyoruz, onlar neyle uğraşıyorlar? Biz, işte bütün belediye başkanlarımız dar gelirli ailelerin çocukları okul öncesi eğitim alabilsin, anneleri iş bulup çalışabilsin diye kreşler açtık, açmaya devam ediyoruz. Onlar ne yapıyor? Kapatmak için uğraşıyorlar. Kapatmak için genelge yazıyor belediye başkanlarına. Sonra yaptıkları hatayı, milletin tepkisini görüyorlar.

Kendileri bunları geri nasıl çeviririz diye kıvır kıvır kıvırıyorlar. Yahu bir memleket, ülkenin yöneticileri bir ülkenin yöneticileri. İmamoğlu geliyor. Tarihi gençler yazacak, gençler. Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri yazacak.

Bu ülkede hiçbir zaman, burada çok saygıdeğer geçmiş dönemlerde bakanlık yapmış büyüklerimiz var, hiçbir dönemde hiçbir siyasi anlayış bir başka siyasi anlazyışın hizmetine, değer gören hizmetine, savaş açar mı? Topla tüfekle saldırır mı? Kreşe saldırıyorlar. Kent lokantasına saldırıyorlar. Niye biliyor musunuz? Onların dev proje, mega proje dedikleri, milletin cebindeki parayı boşaltan projeleri, kent lokantası, 100 metrekarelik kent lokantası, bir küçücük kreş onların mega projelerini tuş etti diye, yendi diye, saldırılar ondan.”

‘İktidar’ vurgusu yapan Ekrem İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biraz sıcak, bir de bu güzel insanların sıcaklığı, eğer bunalan varsa kolları sıvasın, ceketini çıkarsın. Zaten 23 Mart’ta da hep beraber çıkaracağız. Bir örnek daha vereceğim sevgili hemşehrilerim. Hani hizmete olan saldırıdan bahsettik ya, küçük çocuğu olan, küçük çocuğu olan annelere ulaşımı ücretsiz yapacağım dedim. Kıymetli Bursalı hemşehrilerim, İstanbul zor bir şehir. Birçok şehirden çok daha yüksek seviyede geçim sıkıntısı olan bir şehir aslında.

Hatırlayın, 2023 seçiminde, 2019 seçiminde İstanbul’da Cumhurbaşkanı her seçimde gelip onlarca miting yaptı ve bu mitinglerde bana hitaben dedi ki: “Kimin parasını kime veriyorsun?” Ben ne dedim? “Milletin parasını millete veriyorum kardeşim! Millete veriyorum! Sana mı soracağım?” dedim. Bunlar milletin hakkına girmeyi, milletin hakkının kendi yetkisinde olduğunu düşünmeye o kadar alışmışlar ki milletin parasını millete vermemizi akılları almıyor.

Onlardaki kriter ne biliyor musunuz? Milletin parasını kendi yakını olan bir avuç insana vermek. Onların derdi bu. Biz, biz bu yola milletin hakkını millete vermek için çıktık. Bu büyük ve aziz milletin, benim kıymetli dostlarım, geçim derdi çekmeden, gelecek endişesi duymadan yaşama hakkına kavuşsunlar diye yola çıktık. Hakkı var, öyle değil mi? Hakkı var. Ne yapacağız?

İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Milletin hakkını millete vereceğiz. Bu milletin en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca ulaşmaya, afetlere karşı güçlü bir şekilde karşı koymaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte iktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin mahkemelere gözü kapalı güvenmeye hakkı yok mu?

Elbette var. İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin kökeni, inancı, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin kendini güvende hissettiği, huzurlu bir ortamda yaşamaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte ne olacak sevgili gençler? İktidar olacağız, iktidar. Millet hakkını alacak. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak. Milletin hakkı milletin olacak.”

“Savcı aramayın, savcı o”

Kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çeken İmamoğlu, şöyle konuştu: “Olan şeyleri anlatamıyorum çünkü hem dedikoduya girebilir, bir dedikodu olmadığından eminim. Yani öyle davalar var ki, öyle saldırılar var ki utanç verici. Ha, bildiğim bir şey var. Bu davaların kağıt üzerinde takip eden bir savcısı var ama davaların gerçek savcısını herkes biliyor.

FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o. Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne boyun eğdirirsek, millete de boyun eğdiririz diye düşünüyorlar. Ama ne biz boyun eğeriz, ne de bu aziz millete boyun eğdirecek, bırak kişiyi, ne devlet, ne başka bir unsur, anasının karnından doğmadı, doğmayacak. Bu aziz millet büyüktür. Bizler bizler zalimin değil, bizler bizler yalnızca milletin iradesi karşısında boyun eğeriz.

Bakın, ben 2019’dan bu yana her Allah’ın günü bir soruşturmayla, bir davayla karşı karşıyayım. Sevgili başkanlarımız, deneyimli politikacı büyüklerimiz, devletin farklı aşamalarında görev yapmış dostlarımız, abilerimiz, ablalarımız, belediyemiz son 6 yılda 1.200 teftiş, inceleme, soruşturma geçirdi. Hepsinden elleri boş döndüler, hepsinden.

Ama içlerini öyle bir korku bürümüş ki bana dava açmadan duramıyorlar. Şimdilik şimdilik 25 yıl hapis, 5 kez de siyaset yasağı isteniyor hakkımda. Belli ki belli ki belli ki Ekrem’den böyle kurtulursak önümüzdeki 5 seçimi garanti alırız diye düşünüyorlar. Herhalde matematiğini böyle hesap ettiler. Yahu sizin Ekrem İmamoğlu ile hesabınız olsa, olmasa ne olur?

Üniversite diploması ile ilgili başlatılan soruşturma ve yürütülen tartışmaları da hatırlatan Ekrem İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Gözlerime bakın. Milletin sizinle hesabı var, milletin! Bu büyük milletin sizinle hesabı var! O hesabı görecek. Öyle sabırsızlar ki öyle sabırsızlar ki Beni izliyordur diye kameraya baktım ha yanlış anlamayın. Beni izliyor onun için kameraya baktım. Ya da izleyen arkadaşları görsün. 35 yıl sonra benim diplomamı iptal ettirmeye çalışıyorlar. Öyle aceleri var ki, öyle aceleri var ki; savcılık 2. kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır.

Savcılık ikinci kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır, acele et. Halbuki üniversite bu konuda zaten 5 yıl önce karar almış. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili hiçbir usulsüzlük yoktur demiş 5 yıl önce. Ama davanın asıl savcısı var ya Ankara’da, malum şahsın acelesi var. 23 Mart’tan önce diplomayı iptal edilsin diyor. Ekrem karşıma rakip çıkmasın. O günü bugünden kesmek istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını da kendi belirleyecek aklı sıra. Cumhuriyet Halk Partisi’nden senin karşına bu Ekrem’in önünü kesersen, bu partide milyonlarca Ekrem var, milyonlarca Ekrem var. Bunu bilmiyor. Ama ama meselenin, bakın burayı iyi dinleyin. Anneler, babalar, hanımefendiler, hayatını bu ülkeye feda etmiş, görevler yapmış beyefendiler, meselenin beni aşan önemli yönleri var. Fakültenin verdiği, üniversiteden, üniversitesinden Yükseköğretim Kurumu’na, Milli Savunma Bakanlığından Yüksek Seçim Kurulu’na, pek çok devlet kurumunun geçerli kabul ederek işlem yaptığı bir diploma bu.

Böyle bir resmi belge, 35 yıl sonra bir kişinin siyasi amaçları, siyasi ihtirası, siyasi çıkarlarıyla iptal edilirse artık bu ülkede hiç kimse elindeki resmi evraka güvenemez. Benim 35 yıllık diplomamı iptal ettirmeye çalışanlar başarılı olursa yarın da sizin 40 yıllık, 50 yıllık, 60 yıllık zeytin tarlalarınıza, aileden kalma tarım alanlarınıza, bağınıza, bahçenize, bankadaki paranıza çöker bunlar, çöker bunlar.

İktidarın kendisi değil, devlette, yargıda etkisi olan, adamını bulan her şahıs bir kumpas kurar, elinizdeki 40 yıllık, 50 yıllık tapuyu, mahkeme kararını iptal ettirir. Devletin verdiği evraklar siyasi amaçlarla, kişisel hırslarla, ihtiraslarla böyle kolayca geçersiz ilan edilirse bu milletin devletine güveni kalır mı? Kalmaz. Beni, Ekrem’i seçim yarışı dışına itmek için Türkiye Cumhuriyeti, hepimizin canını vermeye hazır olduğu, bu memleket için kendini feda etmeye hazır olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu hale düşürmeye razı bunlar.

Aynı zamanda 572 yıllık İstanbul Üniversitesi’ni rezil etmeye bile hazırlar. Oradaki bilim insanlarını, oradaki dekanları, rektörleri, oradaki akademisyenleri rezil etmeye hazırlar. Onları itibarsız etmeye hazırlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Allah sizi ıslah etsin. Allah sizi bir an önce bu memleketin başından uzaklaştırmamıza yardım etsin. Yüce Allah’a güveniyorum. Yüce Allah’a sığınıyorum. Milletimize güveniyoruz.”

Erdoğan’a Bursa’dan “Çık karşıma mertçe yarış” sözleriyle seslenen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “23 Mart’ta gerçekleştireceğimiz ön seçim, sevgili hemşehrilerim onun için çok önemli. İktidar için de işte onun için önemli. 23 Mart’ı onun için takip ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partililerin güçlü iradesi ortaya çıkmasın diye, millet bizim iktidar kararlılığımızı görmesin diye her şeyi yapıyorlar. Onların kirli planları varsa, bu milletin, bu canım milletin tertemiz yüreği var, tertemiz. Onların kendi savcısı, kendi yargısı varsa…

Onların kendi savcısı veya kendi yargısı olduğunu düşünüyorlarsa bilinmelidir ki yüce Türk yargısının çok güvenilir hakimleri, savcıları bu durumdan rahatsızdır. Onlar günü gelecek bu ülkenin adil yargı sisteminin neferleri olacaklar. Ama söyleyeyim, aynı zamanda bu milletin de vicdanı var. Ne yaparsan yap, millet sandıkta hükmünü verecek. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. Bu davaların öz savcısı, ey bu davaların öz savcısı Erdoğan! Yargının, kurumların arkasına saklanma. Bursa’dan söylüyorum, çık karşıma mertçe yarış! Bırak benim diplomamı, mertçe yarış.

Bizim milletimiz… Bizim milletimiz… bakın bizim milletimiz yarışta kaybedeni de sever, kazananı da sever. Yeter ki mertçe yarış. Ama kazanmak için her yolu mübah gören, mertlikten ayrılanın bu milletin gönlünde yeri olmaz. Bakın, her yolu mübah görmenin, her yolu mübah görmenin aslında bu memleketin vicdanında, geçmişinde açtığı yaraları çok iyi biliyor bu insanlar. Bizde güzel bir söz vardır. Güzel bir söz vardır, halkımız bunu çok kullanır. Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme. Bu…”

Paylaşın

CHP’den Kürt Sorunun Çözümü İçin Meclis’te Komisyon Önerisi

CHP’nin hazırlık aşamasındaki Demokratikleşme Paketi’nde Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun çözümü için Meclis’te bir komisyon kurulması önerisi yer alıyor.

CHP’li kurmaylar, “TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu konuda bir adım atması gerektiğini düşünüyoruz. Meclis’te bir komisyon kurulursa eğer bütün siyasi partiler temsilcilerini gönderir biz de temsilcilerimiz aracılığıyla çalıştığımız paketin nasıl hayata geçebileceğini o komisyonda gösterebiliriz. Kimsenin kaygılanmayacağı, kimsenin aklında soru işareti kalmayacak bir süreç olur” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Parti Programı Değişikliği çalışmaları ile birlikte Eylül 2024’te başlayan Demokratikleşme Paketi’nin ayrıntıları netleşmeye başladı. BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Henüz hazırlık aşamasında olan pakette ciddi oranda ilerleme kaydedildiği öğrenilirken pakette yer alan düzenlemelerin, “PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesiyle girilecek barış sürecine olumlu katkı yapacak düzenlemeler” olduğu belirtildi.

CHP’de, CHP’nin A Takımı’nın yanı sıra hukukçuların da katılımıyla üzerinde çalışılan yargı ve hukuk reformu düzenlemeleri ile paralel ilerleyen Demokratikleşme Paketi’nin kısa bir süre içinde kamuoyu ile paylaşılacağı bildirildi.

Hazırlıklarına hız verilen pakette öte yandan CHP’nin Kürt sorunu ile ilgili yaptığı bütün çalışmaların derlemesinin de yer alacağı ifade edildi.

Kürt sorununun çözümünde güvenlik politikalarının rolünün de ele alınacağı pakete yönelik CHP kurmayları, şu bilgileri paylaştı: “Toplumsal davalar ya da iktidarın yargıya müdahalelerinin kaldırılması ve insan hakları konusunda bizim ne yapmamız gerektiği üzerinden bir çalışmamız da olacak. Demokratikleşme Paketi dediğimiz şey aslında CHP’nin Türkiye’yi nasıl demokratikleştireceğini göstermek. Kürt sorununu dışlamayan ama Türkiye’deki demokrasi sorunun yalnızca bundan ibaret olmadığını oraya koyan bir paketten söz ediyoruz.”

CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre, DEM Parti eş genel başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile CHP lideri Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmede de Demokratikleşme Paketi paylaşıldı. DEM Parti heyetinin, pakete yönelik tavrının olumlu olduğu kaydedildi.

Edinilen bilgiye göre, pakette Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun çözümü için Meclis’te bir komisyon kurulması önerisi yer alıyor. CHP’de, demokratikleşme adımları için TBMM bünyesinde kurulacak komisyona yönelik altyapı çalışması yapıldığını kaydeden kurmaylar, “TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu konuda bir adım atması gerektiğini düşünüyoruz. Meclis’te bir komisyon kurulursa eğer bütün siyasi partiler temsilcilerini gönderir biz de temsilcilerimiz aracılığıyla çalıştığımız paketin nasıl hayata geçebileceğini o komisyonda gösterebiliriz. Kimsenin kaygılanmayacağı, kimsenin aklında soru işareti kalmayacak bir süreç olur” ifadelerini kullandı.

İktidarın, PKK’nın silah bırakması ve terörün son bulmasını, “Meşruiyet kaynağı” olarak kullanması endişesini de dile getiren CHP’liler, “Biz, bu süreci Türkiye’nin demokratikleşmesi için fırsat olarak görüyor, o nedenle Meclis’i işaret ediyoruz” diye konuştu. İfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar ve sansürün Kürt sorunun çözülmesinin önünde büyük bir engel olduğunu ifade eden CHP’liler, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aynı zamanda, tüm tepkilere karşın sonlandırılmayan kayyum politikaları da sorunun çözümü önünde engel teşkil ediyor. Biz, herkesin birbirleriyle rahatça konuşabilmesini istiyoruz. Ortak bir adalet mücadelesi gerçekleştirilebilsin istiyoruz. Toplumsal barış ancak ifade ve basın özgürlüğünün gerçekleştirildiği noktada olabilir. Türkiye’deki adaletsizlik sorunları çok geniş. Şu anda sadece iktidar ve çevresindeki bir kesim görüşlerini rahatça ifade edebiliyor. Diğer hiç kimsenin konuşamadığı bir yerde sadece bu sorun değil, hiçbir sorunun çözülmesi mümkün olmaz.”

AK Parti ve MHP’nin ortak yürüttüğü süreçte muhalefetin dışarıda bırakılmasının doğuracağı sonuçlarla ilgili soruları da yanıtlayan CHP kurmayları, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Muhalefetin dışarıda bırakılması fikri, Türkiye demokrasisi açısından iyi olmaz. 2015 yılındaki çözüm sürecinde muhalefetin destek olma talebine rağmen bizzat dönemin Başbakanı ağzından reddedilmişti. Bugün ise CHP’nin belediyelerine ve kurumsal kimliğine yapılan yargı tacizleri, Ekrem İmamoğlu’na karşı siyasi yasak taleplerini birlikte düşündüğümüz zaman Türkiye’de muhalefeti baskılamak, Türkiye’yi muhalefetsiz bir rejime çevirme anlayışı ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’de bütün partilerle görüşmesi, Türkiye’nin sorunları için birlikte çözüm üretmesi bizim her zaman istediğimiz bir şey.”

Paketteki bazı düzenlemeler:

Toplam 25 maddeden oluşacağı kaydedilen pakette yer alacak bazı düzenlemeler ise şöyle sıralandı:

Kayyum uygulamalarına son verilmesi,

Kürt sorununun çözümü için atılacak adımların tartışılarak hayata geçirileceği bir Meclis komisyonunun kurulması,

İnfaz mevzuatının ve yasasının evrensel insan hakları standardına uygun düzenlenmesi,

Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki antidemokratik maddelerin düzenlenmesi, TCK ve TMK’nın evrensel insan hakları standartlarına uygun hale getirilmesi,

Hasta ve ileri yaştaki tutukluların tahliye edilmesi,

Basın ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması,

Örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması,

Dezenformasyon yasasının kaldırılması,

Gezi ve benzer toplumsal davalardaki tutukluların tahliyesi,

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kaldırılması,

Nefret söylemi ve nefret suçlarının cezalarının artırılması,

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu gibi kurumların bağımsız yapıya sahip olması.

Paylaşın

Türkiye’de Öğrencilerin Sadece Yüzde 32’si Düzenli Beslenebiliyor

Derin ekonomik kriz öğrencilerin beslenmelerini de vurdu. Türkiye’de öğrencilerin sadece yüzde 32’sinin düzenli beslenme çantası hazırlanabildiği ortaya çıktı.

Her yıl mart ayının ikinci haftası Dünya Okul Yemekleri Günü olarak kutlanıyor. Derin Yoksulluk Ağı’nın paylaştığı Global Child Nutrition Foundation (Küresel Çocuk Beslenmesi Vakfı) verilerine göre Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 9 milyon 332 bin 860 çocuk ücret beslenmeye ulaşıyor, bu toplam öğrenci sayısının yüzde 72’si ediyor.

Filipinler’de 3 milyon 491 bin 28 öğrenci beslenmeye ulaşırken bu toplam öğrenci sayısının yüzde 13’ü ediyor. Nijerya’da 9 milyon 990 bin 862 öğrenci ücretsiz gıdaya ulaşıyor. Derin Yoksulluk Ağı’nın verilerinde, Türkiye’de yalnızca taşımalı eğitim kapsamındaki 614 bin 680 öğrencinin ücretsiz beslenmeye ulaşabildiği bilgisi yer aldı.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin, konuya ilişkin Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Koordinatörü Dr. Önder Uçar ve avukat Kardelen Ateşci ile konuştu.

Önder Uçar, “Genel seçimler öncesi tüm ilkokul öğrencilerine ücretsiz beslenme dağıtılması MEB’in programına eklenmiş olsa da seçimlerden sonra rafa kaldırıldı” dedi ve ekledi:

“Filipinler, Nijerya, Kolombiya, Güney Afrika Cumhuriyeti gibi gelişmişlik düzeyi ve kişi başına düşen geliri bizden çok daha az olan ülkeler. Ne yazık ki bu durum mevcut sosyal politika ve kamu sağlığı anlayışımızın ne kadar geride kaldığını; hatta daha acısı, ülkemizde yetersiz beslenen milyonlarca çocuğun nasıl gözden çıkarıldığını gösteriyor.

Sistemimizde kayıtlı haneler arasında Eylül 2024’te yaptığımız son araştırmamız, yoksulluk koşullarındaki öğrencilerin yüzde 47.3’ünün kantinden hiç alışveriş yapamadığını, yüzde 40.2’sinin ise haftada bir alışveriş yaptığını gösteriyor. Öğrencilerin sadece yüzde 32’sine düzenli beslenme çantası hazırlanabiliyor. Çocuklar okula aç gidiyor.”

Yetersiz beslenmeden çocuklarda büyüme geriliği, düşük kilo ve boy gelişimi gibi temel sağlık sorunları meydana geldiğini dile getiren Uçar, “Uzun vadede de kronik hastalıklara kapı açıyor. Bunun yanında bağışıklık sistemleri zayıflıyor; bu da enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha savunmasız hale gelmelerine, dolayısıyla salgınların artmasına yol açıyor. Düşük gelirli ve dezavantajlı grupların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde özel stratejiler geliştirilmeli” dedi.

Avukat Kardelen Ateşci, “Veriler Türkiye’de çocukların beslenme hakkına erişimde ciddi sorunlar yaşadığını gösteriyor. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu çocuk haklarına ilişkin sözleşme, devletlerin çocuklara temiz içme suyu ve besleyici yiyecekler sağlamasını ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele etmesini zorunlu kılıyor” dedi.

Kardelen Ateşci sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuk yoksulluğunu önlemeye yönelik sosyal politikalar güçlendirilmeli, özellikle yoksulluk riski altındaki çocuklar için özel destek mekanizmaları oluşturulmalı. Devlet, çocukları sadece sosyal yardımlarla destekleyen bir anlayıştan çıkıp onların sağlıklı gelişimini esas alan, bilimsel ve insan hakları temelli politikalar üretmeli.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken Gönderme: Mertçe Yarışacak Cesareti Yok

Kastamonu’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, isim vermeden Erdoğan’ı işaret ederek, “İmamoğlu’ndan korkuyor. O kadar korkuyor ki, bu korku açıkçası her daim onu tedirgin ediyor. Benimle çağrılarıma rağmen Türk milletinin huzuruna çıkıp mertçe yarışacak cesareti de yok” dedi ve ekledi:

“Onun için tuzaklar hazırlıyor, bana çelme takmaya çalışıyor, bana yaptıkları sık davetlerle adeta ikinci Saraçhane’ye çevirmeye çalıştığı savcılık, bugün alelacele, bir kez daha İstanbul Üniversitesi’ne yazı yollayarak diplomamla ilgili baskı yapma sürecine, üniversiteyi baskılama sürecine devam etmiş. Buraya gelirken öğrendim. Çok aceleleri var.”

Ekrem İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Savcıya talimat verme hakkı olmamasına rağmen talimat üzerine ‘bir yazı daha yazarak okulu zorlayın’ diyerek acelelerini ortaya koyuyorlar. Muhtemelen ‘Bu işi 23 Mart’tan önce halledin’ demişlerdir. Haksız, hukuksuz bir şekilde savcılık devreye giriyor” ifadelerini kullandı.

CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim yurt gezileri kapsamında gideceği Kastamonu’da “salon” engeliyle karşılaşmıştı. Ekrem İmamoğlu, yurt gezileri kapsamında Kastamonu’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu’nun konuşmalarından satır başları şu şekilde:

“Aklında kötülük olanların, hak hukuk tanımayanların derdi başka olur. Onlar Ramazan ayı dinlemez. İnsanların hak ve hukukuna bakmaz. Onlar zulümlerini, zalimliklerini büyütmenin derdinde olurlar. İktidarın birini zengin edip bunun yükünü milyonlarca dar gelirli vatandaşın üstüne bindirmesi zulmün daniskasıdır. Zulmedenler millet elindekiyle yetinsin isterler.

Hatta onlar sabretsin, şükretsin… Açmış, evinde aş pişmiyormuş buna bakmazlar. Çünkü millet hakkını talep etmeye başlarsa, isyan ederse zulmedenler koltuklarında oturamazlar. Buradan söylüyorum; o devir kapandı. Milletimiz hakkını almaya geliyor. Zulmedenlerin koltukları zangır zangır sallanıyor.

Ön seçimle birlikte tek adamlığın, masa başı siyasetçilerin devrini kapatacaksınız. Ön seçimde ortaya koyacağınız irade seçim kazanma yolundaki kararlılığımızın ifadesi olacak. Kararlıyız, iktidar olacağız. Ama bir şeyin altını çizelim; biz ülkeyi tek başına yönetmenin hayalini kurmuyoruz. Bizim hayalimiz bir daha bu ülkenin asla tek adamlığın, tek partinin, ülkenin kurum ve kuruluşlarını partizanlığa esir etmişliğin, tek fikrin hakimiyeti altına girmemesi yolculuğudur.

Biz çoğulcu, özgürlükçü, parlamenter demokrasiye yürekten inanıyoruz. Bu inancı paylaştığımız bütün siyasi partiler, toplum kesimleriyle sonuna kadar demokrasi adına, çağdaş gelecek adına birlikte yürümeye kararlıyız. Ama geçmişte yapılan bir kısım yanlışlardan da uzak duracağız. Bu son şansı asla heba etmeyeceğiz.

“Sandık da seni evine gönderecek”

İktidar yolculuğudur bu yolculuk. Sarayın salonlarında keyif çatanlar, milleti unutanlar gider. Sokaklara, çarşılara, pazarlara çıkamayanlar gider. Kim gelir? Bizler geliriz. Biz kimiz? İşte buradaki insanlar. Yasaklara rağmen coşkuyla bir araya gelen cesur insanlar. Milletin evlatları. Siz geliyorsunuz değerli dava arkadaşlarım.

23 Mart’tan çok korkuyorlar. Zangır zangır titriyorlar. Eminim her gece rüyasına giriyorum. Rüyasında kendine ait zannettiği koltuğu millet altından çekince gece uykusundan uyanıyor. Korksunlar çünkü o sandık senin değil milletin. Millet o koltuğu almaya geliyor. Sandık da seni evine gönderecek.

İmamoğlu’ndan korkuyor. O kadar korkuyor ki, bu korku açıkçası her daim onu tedirgin ediyor. Benimle çağrılarıma rağmen Türk milletinin huzuruna çıkıp mertçe yarışacak cesareti de yok. Onun için tuzaklar hazırlıyor, bana çelme takmaya çalışıyor, bana yaptıkları sık davetlerle adeta ikinci Saraçhane’ye çevirmeye çalıştığı savcılık, bugün alelacele, bir kez daha İstanbul Üniversitesi’ne yazı yollayarak diplomamla ilgili baskı yapma sürecine, üniversiteyi baskılama sürecine devam etmiş. Buraya gelirken öğrendim. Çok aceleleri var.

Savcıya talimat verme hakkı olmamasına rağmen talimat üzerine ‘bir yazı daha yazarak okulu zorlayın’ diyerek acelelerini ortaya koyuyorlar. Muhtemelen ‘Bu işi 23 Mart’tan önce halledin’ demişlerdir. Haksız, hukuksuz bir şekilde savcılık devreye giriyor.

Bu süreçte daha önce, 2020 yılında diplomamı sorgulayan CİMER’e fakültem tarafından İmamoğlu’nun yatay geçişi her yönüyle uygundur raporu verilmişti. Bu raporu biz bile yeni öğrendik. 2020’de sormuş, fakülte cevap vermiş. Altında dekan olan profesörün de imzası var. 2020’de bu raporu veren dekan Prof. Dr. Kamil Ahmet Köse’ye öyle baskı yaptılar, öyle canından bezdirdiler ki… Yılların bilim insanı istifa etmek zorunda kaldı.

Dertleri ne? Ekrem’in diplomasını iptal ettirecekler. Bu kötülük, bu kötü akıl, bu Cumhurbaşkanı’nın ürettiği korku iklimi düzgün, namuslu insanlara yüklediği yükün karşılığıdır. Yılların bilim insanına bile bunu yaptırdılar. Allah sizi ıslah etsin.”

Paylaşın

Erdoğan, Özel’i Hedef Aldı: Tükürdüğünü Yalamak Zorunda Kaldı

Partisinin grup konuşmasında CHP Lideri Özgür Özel’i “Adnan Beker” üzerinden hedef alan Erdoğan, “Tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı. Parti değiştirmekten adı fırıldağa çıkmış bir kifayetsize rozet taktı” dedi.

Grup toplantısının ardından “DEM heyeti ile görüşür müsünüz?” sorusuna yanıt veren Erdoğan, “Benden de randevu istendiği takdirde ben de veririm” şeklinde konuştu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Gerek bölgemizde gerekse dünyanın farklı köşelerinde gerilimlerin savaşların kardeş kavgalarının yaşandığı zorlu bir süreçten geçiyoruz. Sudanlı kardeşlerimiz uzun süredir istikrarsızlık girdabında boğuşuyor. Somali’nin, Libya’nın, Yemen’in, Afganistan’ın çok ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Gazze’de çok uzun müzakereler neticesinde sağlanan ateşkes, Siyonist rejimin tüm şımarıklıklarına tüm ihlallerine rağmen güçlükle de olsa devam ediyor.

8 Aralık devrimi ile 14 yıllık zulmün sona erdiği Suriye’de mezhep temelli yeni bir fitne ateşi yakılmak isteniyor. Yaşanan tüm olumsuzluklar karşısında ülke, millet ve AK Parti olarak umudumuzu diri tutuyor, kararlılığımızı en güçlü şekilde muhafaza ediyoruz.

Başkaları gibi şov peşinde olmayacağız. 3 liralık hizmetin reklamına 5 lira harcamayacağız. Vatandaşın derdini şov aracı muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant malzemesi haline getirmeyeceğiz. Biz reklam ve şov yapmanın değil gönüllere girmenin peşindeyiz. Türkiye’yi bölgesinin barış diplomasisinin merkez üslerinden biri haline getiriyoruz.

Yıllarca bizi Kürt-Türk, Alevi-Sünni diye ayıştıranlar son günlerde başka senaryolar peşinde koşuyor. Suriye’deki eski rejim artıklarıyla milletimizin kardeşliğine son derece sinsi bir pusu kuruluyor. Çoğu yalan olan provokatif açıklamalarla Türkiye’de yeni bir sorun alanı oluşturulmak isteniyor. Milletimize bu kötülüğü ülkenin ana muhalefet partisi yürütüyor. CHP kendini hesaba çekmek yerine giderek pervasızlaşıyor.

Sayın Özel partisi içinde sıkıştıkça dışarıda son derece çirkin bir dile sarılıyor. Grup kürsüsünden sarf ettiği sözler ertesi gün kendi belediye başkanı tarafından yalanlanan birisini muhatap almak bize zuldür. Sayın Özel Meclis kürsüsünde dedikodu yapmayı siyaset yapmayı zannediyor.

Tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı. Parti değiştirmekten adı fırıldağa çıkmış bir kifayetsize rozet taktı. Böyle tutarsız birini biz nasıl ciddiye alalım? Kendi belediye başkanlarından ayar yiyen bir kişiyi niye muhatap alalım? Sayın Özel kendisine açılan krediyi har vurup harman savurmaktadır. Bu gidişle sıfırı tüketmesi, selefi Bay Kemal gibi siyasetten ibretlik bir şekilde alaşağı edilmesi yakındır. Çok ama boş konuşmasından memnunuz. Bizim üzüntümüz ana muhalefet partisi liderinin bu hallere düşmüş olmasıdır.

Sayın Özel’i ve CHP yönetimini bir kez daha sorumlu siyaset yapmaya davet ediyorum. Özellikle Alevi canlarımız hakkında kullandığı zehirli dili terk etmeye çağırıyorum. Kullanılan dil bu ülkeye geçmişte çok acı bedeller ödetmiş son derece sorumsuz tehlikeli bir dildir. CHP yönetimi Alevi vatandaşlarımızı kışkırtacağına önce çıksın onlara yaptıkları zulümden dolayı nedamat getirsin. CHP yönetimi artık Suriye’deki ateşi ülkemize taşıma siyasetinden tövbe etmelidir.

Terörsüz Türkiye hedefi ile yürüttüğümüz çalışmalarda istismara müsait yeni fay hatları oluşturmak, emperyalizme uşaklık etmektir. Bu mülevves senaryoyu Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi Mahallesi’nde gördük. Artık başaramayacaksınız. Kardeşliğimize halel getiremeyeceksiniz. Ülkemizin iç dinamiklerini kaşıyarak bu milleti tekrar kendi iç gündemine hapsedemeyeceksiniz.

Neoliberal kültürün olumsuz etkilerine daha fazla maruz kalıyoruz. Küresel kültürün hedefe koyduğu kurumların en başında aile ve ailevi değerler geliyor. Aile ülkenin de milletin de çekirdeğidir, istikbalinin güvencesidir. Aile insanın ilkokuludur. Aile ülkeyi ayakta tutan en önemli sütundur. Aile hasar görürse sırasıyla birey toplum ülke ve insanlık bozulur. Aile kurumumuz bugün çok boyutlu bir muhasara altındadır. Millet olarak gereken tedbirleri almazsak yarınlarımız ciddi tehlike içindedir. Bu mesele tüm milletimizin meselesidir.

Bizdeki muhalefet LGBT sapkınlığının sponsorluğunu yapıyor. İnsan fıtratına aykırı cinsiyetsizleştirme akımlarına destek vererek aile kurumlarına ihanet ettiler. Amerika’da son gelişmelere baktığımız zaman sadece erkek ve kadından oluşuyor kim diyor bunu? Trump.”

“Randevu istenirse veririm”

Erdoğan, partisinin grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, “DEM heyeti ile görüşür müsünüz?” sorusuna yanıt vererek, “Benden de randevu istendiği takdirde ben de veririm” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Sahte Diploma Soruşturması: Savcılıktan Yeni Hamle

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğuna ilişkin iddialar üzerine başlatılan soruşturma sürüyor.

Haber Merkezi / Başsavcılık son olarak, soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ikinci kez yazı göndererek, üniversiteden söz konusu işlemlerin hızlandırılmasını istedi.

Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu yönündeki ihbarlar ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) hazırladığı raporda yer alan tespitler nedeniyle “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

İmamoğlu, soruşturma kapsamında Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade vermişti. İfadesine ne ile suçlandığının dahi belli olmadığını söyleyerek başlayan İmamoğlu’nun ifadesinde, “Bugünün kanunlarının 35 yıl önceye işletilmeye çalışıldığı bir rapor hazırlanmış ve bu rapor esas alınarak hakkımda suçlama yöneltilmiştir. Oysa bugün burada ifade vermesi gerekenler, o raporu hazırlayanlardır” demişti.

Basına sızan sorgulama tutanağına göre İmamoğlu ifadesinde Kıbrıs’taki öğrenim sürecini şu şekilde anlatmıştı: “Kıbrıs’ta öğrenim hayatıma öncelikle Doğu Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümüne girmek niyetiyle kayıt olmaya gittim. Sonrasında Doğu Akdeniz ve Girne Amerikan Üniversitelerinin seviye tespit sınavlarına girdim. İnşaat mühendisliği okumak istememem sebebiyle 1988 yılında Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümü’ne kayıt yaptırdım.”

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde inşaat mühendisliğine kayıt yaptırmadığını söyleyen İmamoğlu, bu bölümde kaydı olduğuna dair basında yer alan iddiaların asılsız olduğunu ifade etmişti.

İmamoğlu Kıbrıs’ta işletme okurken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine yaptığı yatay geçiş için ise, “Geçiş sürecim ile alakalı 1989 yılında Girne Amerikan Üniversitesinden İstanbul Üniversitesine geçiş yapanları duymuştum. Ben de 1990 yılında geçiş ilanlarını takip ederek başvurumu yaptım. Başkaca söylemek istediğim bir husus yoktur” demişti.

İBB Başkanı ifadesinde, lisans mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü Personel Yönetimi Yüksek Lisans sınavını kazandığını ancak iş yoğunluğu nedeniyle programa devam edemediğini, ancak “2010’lu yıllarda çıkan aftan yararlanarak” yüksek lisanstan mezun olduğunu da anlatmıştı.

İfade sırasında İmamoğlu’nun yanında bulunan avukatları Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz, müvekkillerine yönelik suçlamanın dayanağı olarak gösterilen Yükseköğretim Denetleme Kurulu Araştırma Raporu’nun hukuka aykırı olduğunu dile getirmişti.

Avukatlar, 1990 yılında yürürlükte olan yatay geçiş yönetmeliğinin tüm şartlarının sağlandığını ancak 2010 yılında yürürlüğe giren bir mevzuatın geriye dönük olarak uygulanmaya çalışıldığının altını çizmişti.

YÖK raporu

YÖK raporunda, İmamoğlu’nun 5. maddede yer alan şartları taşıdığı ancak üniversitenin o tarihte geçiş yapılabilecek üniversitelerden olmadığı belirtiliyor ve şu ifadeler yer alıyor:

“İlgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College of Northem Cyprus’ın YÖK tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı, ilgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yükseköğretim Yürütme Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında UCNC’nin yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı anlaşılmıştır.”

“İmamoğlu’nun diploması ile ilgili kendisinin sunduğu tüm resmi belgelerin gerçek olduğu ortaya çıktı” diyen avukat Mehmet Pehlivan ise “YÖK raporunda Ekrem İmamoğlu’nun yatay geçiş kriterlerini yerine getirdiği ve üniversiteye sunduğu tüm belgelerin doğru ve geçerli olduğu belirtilmektedir. Devlet kayıtları da bunu doğruluyor. Artık ne kamu ne de kamuoyunun bu konuda bir soru işareti yok” diye konuştu.

YÖK raporuna imza atan yetkililer hakkında yapılan suç duyurusu ise adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, görevi kötüye kullanma, halkı yanıltıcı bilgi yayma, resmi belgeyi gizleme, yalan beyan ve iftira suçlamaları üzerine yapıldı.

Ne olmuştu?

İmamoğlu hakkında, “lisans diplomasının sahte olduğu” yönündeki ihbarlar ve YÖK tarafından hazırlanan raporlar doğrultusunda 22 Şubat’ta soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan daha önce yapılan açıklamada, İmamoğlu’nun “lisans diplomasının sahteliği hususunda yapılan ihbarlar kapsamında” ve Yüksek Öğrenim Kurulu’nca hazırlanan rapor ile “diplomanın sahteliğine ilişkin tespitlerin yer aldığı rapor üzerine” soruşturmanın başlatıldığı belirtilmişti.

1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olan İmamoğlu’nun buraya Girne Amerikan Üniversitesi’nden yatay geçişiyle ilgili usulsüzlükler olduğuna dair iddialar dile getirilmişti. Bunun üzerine İBB Tekzip hesabı, İmamoğlu’nun üniversite diplomasının görselini paylaşmıştı.

Soruşturmanın ardından İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Üniversitesi’nden İmamoğlu’nun diplomasının iptalini istediği iddiasını 26 Şubat’taki sosyal medya paylaşımı ile yalanlamıştı.

Murat Ongun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Savcılık üniversiteden konuyla ilgili belgeleri talep etmiştir” ifadelerini kullanmıştı. Ongun, başka bir paylaşımda iddianın Hürriyet yazarı Nedim Şener tarafından ortaya atıldığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Başsavcılığın da yalanladığı bu şahısla ve benzerleriyle ilgili olarak, kamuoyunu alenen yanıltmaya dönük yazılar ve yargıya müdahaleye dönük faaliyetler nedeniyle hukuki hakkımızı kullanacağımızı kamuoyuna duyururuz.”

Nedim Şener, 26 Şubat’ta Hürriyet’te yayımlanan köşe yazısında “Savcılık soruşturmayı genişletirken hem YÖK hem de İstanbul Üniversitesi’ne, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali için yazı yollamış” ifadelerini kullanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da basına yansıyan açıklamalarında iptal talebinde bulunmadıklarını, üniversiteden soruşturmayla ilgili belgeleri talep ettiklerini söylemişti. İstanbul Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, “Üniversitemiz bünyesinde gerekli inceleme ve işlemler tesis edilerek neticesinden ilgili kurumlara ve kamuoyuna bilgi verilecektir” denilmişti.

İmamoğlu’nun avukatları 26 Şubat’ta Saraçhane’de bir basın toplantısı düzenlemişti. Toplantıda konuşan İmamoğlu’nun avukatlarından Adem Sözüer, yatay geçişiyle ilgili “hileli veya hukuka aykırı bir davranışı” olmadığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“İlan olmuş başvurmuş. Daha sonra fakülteye başlamış, derslere devam etmiş, sınavları başarıyla geçmiş. Diplomasını almış, yüksek lisansını almış. O zaman bu nasıl oluyor da Ekrem İmamoğlu bakımından bir ceza, savcılık soruşturması haline geliyor?”

Sözüer, İmamoğlu’na yönelik soruşturmanın temelinde olan YÖK raporunu incelediğini ve raporda İmamoğlu’nun koşulları sağladığının belirtildiğine dikkat çekmişti: “O halde Ekrem İmamoğlu’nun soruşturulacak, ceza hukuku meselesi yapacak, ceza hukuku sorumluluğu doğuracak hiçbir durum yok ki bu savcılık meselesi yapılıyor.”

İmamoğlu’nun avukatlarından Mehmet Pehlivan da İmamoğlu’nun diplomasına yönelik iddiaların ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra ortaya atıldığını hatırlattı ve şunları kaydetmişti: “Bugün yeni bir tartışma gibi ısıtılıp kamuoyu gündemine sokulan bu konu, siyasi saiklerle YÖK’ün devreye sokulduğunu düşündüğümüz bir duruma evrilmiştir.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde geçerli olan kriterlerin İstanbul Üniversitesi tarafından 1982’de Resmi Gazete’de yayınlanan ilgili yönetmelik baz alınarak uygulandığına dikkat çekti ve şunları eklemişti: “Bu kriterler tüm üniversitelere geçişte aynı. Üniversite bu kriterleri tutturamayanlara torpil yapamaz yani.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun ÖSYM puanı yetmediği halde yatay geçiş yaptığı iddiasıyla ilgili de konuşmuştu. İmamoğlunun avukatı, yatay geçiş başvuru şartlarında puan kriteri bulunmadığını söylemişti.

Pehlivan ayrıca İmamoğlu’nun dönemin İstanbul Üniversitesi rektörüyle görüştüğü iddialarını da yalanladı ve “birbirini hiç tanımayan iki kişinin gece yarısı buluştuğu iddia edildi, hukuki haklarımızı kullanacağız” diye konuşmuştu.

Prof. Dr. Adem Sözüer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmaya dair belgesinde İmamoğlu’nun neden ifadeye davet edildiğinin yazılmadığını belirtmişti:

“Normalde böyle bir davet olduğunda kanuna göre neyle suçlandığınız yazılıyor. Burada ‘yürütülmekte olan bir soruşturma, şüpheli olarak gelin’ [deniyor]… Burada bir fiilin söylenmesi lazım ama bir suç tespit edilemediği için olacak anlaşılan, ‘yine de çağıralım’ demişler.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Bahçeli’ye ”Kurucu Önder” Tepkisi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin PKK lideri Abdullah Öcalan için kullandığı ‘kurucu önder’ ifadesine tepki göstererek, “Türkiye böyle bir delirmişlikle ilk defa imtihan edilmektedir” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun açıklamasından öne çıkan kısımlar şöyle:

“Tüm milletvekillerimizin imzasıyla bir kanun teklifi hazırlayıp, adına da Refah Paketi diyerek TBMM Başkanlığına sunduk. Bu, iktidar için de bir imtihandır, turnusol kağıdıdır. Türk milleti iktidara rağmen rahat bir nefes alsın istiyoruz.

İYİ Parti olarak asli görevimiz sadece durumu tespit etmek değil aynı zamanda çözüm üretmek. Bu cendereden çıkabilmenin yollarını söylemek ve göstermek vazifemiz. Emeklilere müjde diye açıkladıkları bayram ikramiyesi 4 bin lira. Ne kadar dolu duruyor değil mi tam 4 bin lira. 2018 yılındaki ikramiyenin altına göre bugün 17 bin lira olması gerekiyordu.  Bakalım iktidar önüne sunduğumuz teklife ne diyecek.

Milletin sorunları için adım mı atacak yoksa tüm herşeye göz mü yumacak. En düşük emekli maaşı asgari ücretle eşitlensin istiyoruz. Kanun teklifimizde bütün emekli aylıklarına yüzde 5 artık istiyoruz. Bizim teklifimiz gayet nettir. İki bayram ikramiyesinin toplamı bir asgari ücrete eşit olsun istiyoruz.

Bahçeli’ye ”kurucu önder” tepkisi 

Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK lideri Abdullah Öcalan için kullandığı ‘kurucu önder’ ifadesiyle ilgili şunları söyledi: “Eli kanlı müebbetlik bebek katilinin ‘kurucu önder’ diye bahsedilebildiği bir aşamaya gelmiştir. Türkiye böyle bir delirmişlikle ilk defa imtihan edilmektedir. Ve bu aşama içerisinde bir terör devleti doğurtulmaktadır”

Dervişoğlu, Suriye’de Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan mutabakata ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

“İktidardakiler ortaklarıyla ebelik yarışındadırlar. Bir zamanlar Erdoğan’ın bize tezhip edin dediği terörist Mazlum yine bir zamanların teröristi şimdi devlet başkanı muamelesi gören kod adı Colani, yeni ismiyle Eş Şara ikisi beraber iyi hal indirimi almak için kravatlarını takıp anlaşma imzalıyorlar. Anlaşmadan hemen önce ise ne hikmetse bu APO mahkûmu ABD’li komutan ile oturuyor.

Anlaşmayı imzalamaya da ABD’ye ait bir helikopterle götürülüyor. Fakat saray ve onun iç cephesindeki bütün ihanet ortakları büyük bir sevinç içerisindeler. Bu sevince de artık şaşırmıyoruz. Çünkü cumhur koalisyonu yani ihanetin iç cephesi sevinç ve tasada Türk milletiyle değil teröristlerle birlikteler, kalp kalbeler ve maalesef göz gözeler.”

Paylaşın

Pezeşkiyan’dan Trump’ın Tehdidine Sert Yanıt: Ne Yapmak İstiyorsan Onu Yap

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian, ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerinin müzakereleri engellediğini söyledi. Pezeshkian, “Onların [ABD’nin] emir vermesi ve tehditler savurması bizim için kabul edilemez” dedi.

Mesud Pezeshkian ayrıca, Donald Trump’a doğrudan hitap ederek, şu ifadeleri kullandı: “Seninle müzakere etmeye gelmeyeceğim. Ne yapmak istiyorsan onu yap!”

Trump, geçtiğimiz hafta, İran’ın nükleer anlaşma müzakeresi çağrısını reddetmesine yanıt olarak, Tahran’la ya askeri olarak ya da bir anlaşma yaparak başa çıkılabileceğini söylemişti. “Askeri seçeneğe gitmek zorunda kalırsak, bu onlar için çok, çok kötü olur” diyen Trump, İran ile askeri çatışma yerine diplomatik bir anlaşmayı “tercih ettiğini” belirtmişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın dini liderliğine gönderdiği mektubun “yakında bir Arap ülkesi tarafından Tahran’a ulaştırılacağını” söyledi.

Trump’ın geçen hafta İran’ı yeni bir nükleer anlaşma için görüşmelere katılmaya çağıran bir mektup gönderdiğini açıklamasının ardından İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Tahran’ın müzakerelere zorlanmayacağını kaydetmişti.

BM Güvenlik Konseyi’nin Çarşamba günü İran’ın nükleer programına ilişkin kapalı kapılar ardında yapacağı toplantıya tepki gösteren Arakçi, toplantının “talep eden devletlerin iyi niyetini sorgulatan yeni ve tuhaf bir süreç” olduğunu söyledi.

Toplantı, konseyin 15 üyesinden altısı (Fransa, Yunanistan, Panama, Güney Kore, İngiltere ve ABD) tarafından İran’ın silah düzeyine yakın uranyum stoğunu arttırması üzerine talep edildi.

Arakçi, İran’ın nükleer anlaşmanın bir parçası olan Avrupalı güçler Fransa, İngiltere ve Almanya ile yakında beşinci tur görüşmeleri yapacağını kaydederek, diğer üyeler Rusya ve Çin ile Cuma günü Pekin’de bir toplantı düzenleyeceklerini doğruladı.

Paylaşın

ABD, Suriye Geçici Yönetiminin Kürtlerle Anlaşmasını Memnuniyetle Karşıladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “ABD, Suriye geçici yönetimi ile SDG arasında yakın zamanda duyurulan, kuzeydoğuyu birleşik bir Suriye’ye entegre etme anlaşmasını memnuniyetle karşılıyor” dedi.

Haber Merkezi / Anlaşma, Aralık ayında Heyet Tahrir Şam liderliğindeki silahlı güçlerin uzun süredir iktidarda olan Beşar Esad’ı devirmesinden bu yana ülkedeki en önemli siyasi gelişmelerden biri olarak görülüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Suriye’deki Heyet Tahrir Şam (HTŞ) yönetimi ile ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşmaya ilişkin açıklamada bulundu. Rubio, şu ifadeleri kullandı:

ABD, Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye Geçici Yönetimi arasında yakın zamanda duyurulan, kuzeydoğuyu birleşik bir Suriye’ye entegre etmek için yapılan anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, daha fazla çatışmayı önlemek için en iyi yol olarak güvenilir, mezhepçi olmayan bir yönetim sergileyen siyasi geçişi desteklediğini bir kez daha teyit eder.”

Suriye’nin kuzeydoğusunda IŞİD’den boşalan bölgelerde yarı özerk bir yönetim oluşturan SDG’nin omurgasını, Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

Suriye Cumhurbaşkanlığından hafta başında yapılan açıklamada, ABD destekli SDG ile imzalanan anlaşma uyarınca Kürt yarı özerk yönetimine bağlı kurumların ulusal hükümete katılacağı duyurulmuştu.

Kamuoyuna yansıyan sekiz maddelik anlaşma, “sınır kontrol noktaları, havaalanları, petrol ve doğal gaz sahaları dahil, Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm sivil ve askerî kurumların Suriye devletine entegrasyonunu” öngörüyor.

Anlaşmayla Kürt toplumunun Suriye’nin asli unsuru olduğu teyit edilerek vatandaşlık ve anayasal hakları güvence altına alınıyor.

Ancak anlaşma metninde silah bırakma ifadesinin yer almaması, SDG’nin askerî unsurlarının Suriye ordusuna ne şekilde entegre edileceğinin net olmaması, soru işaretlerine yol açmıştı.

Bu tür detayların, anlaşmada öngörüldüğü üzere kurulacak yürütme komitelerinin çalışmaları sonucu yıl sonuna kadar açıklığa kavuşturulması hedefleniyor.

SDG ne zaman kuruldu?

Suriyeli Kürtler, 2012 yılında özerklik ilan etti. 2018 yılında da Rojava olarak bilinen bölgede Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi kuruldu.

SDG ise ABD desteğiyle Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde IŞİD’le mücadele etmek üzere 2015 yılında kuruldu.

SDG’nin ana gövdesini Kürtlerin kurduğu Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) oluşturuyor.

YPG’nin kontrolündeki cezaevlerinde sayıları 10 bini bulan IŞİD üyeleri tutuluyor.

Fırat’ın doğusunu oluşturan bölgede önemli petrol ve gaz rezervleri de yer alıyor. Suriye, 2018 yılı verilerine göre 2.5 milyar varil petrol rezervine sahip.

Suudi Arabistan’ın petrol rezervi 297 milyar, İran’ın 155 milyar, Irak’ın ise 147 milyar varil.

Petrol sahalarının büyük bölümü Suriye’nin doğusunda, Irak sınırı ile kuzeydoğuda Haseke yakınlarındaki Deyr ez Zor vilayetinde bulunuyor.

Paylaşın