Babacan Diyarbakır’da Konuştu: Barış Savaştan İyidir

Diyarbakır’da katıldığı bir etkinlikte konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan iyidir, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Diyarbakır’da katıldığı iftar programında konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Babacan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan iyidir, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir. Ülkemiz bitmek bilmeyen çatışmalardan, saldırılardan, kardeşi kardeşe kırdıranlardan çok çekti. Birliğimizi, beraberliğimizi kaybettik.

Ülkenin büyük ekonomik potansiyelini kaybettik. Ama her şeyden önce canlarımızı kaybettik, bu toprakların evlatlarını kaybettik… On binlerce aileye ateş düştü.

Ama artık kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Ya ileriye bakacak, hep birlikte kararlılıkla yürüyeceğiz; Ya da arkamıza bakıp, yalpalayıp, bu fırsatı kaçıracağız. Ya bin yıldır beraber yaşayan insanlar olarak sarılıp helalleşeceğiz; Ya da çeşit çeşit bahane üretip ayrışmaya devam edeceğiz.”

Ali Babacan, bölgede barış ve çözüm sürecini sekteye uğratmak isteyenlerin varlığına dikkat çekerek, özellikle Suriye üzerinden yürütülen çatışmaların tehlikesine işaret etti. Lazkiye ve çevresinde yaşanan katliamları hatırlatan Babacan, Türkiye’nin bu tür mezhep veya etnik temelli çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini belirtti.

“Etnisite, din veya mezhep üzerinden çıkarılan çatışmaları doğru okumalı, bu tartışmaların bu topraklarda büyümesine izin vermemeliyiz. Türkiye on yıllardır çektiği sorunlardan kurtulmalı artık.

Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana, barış çağrılarıyla başlayıp devam eden süreci yakından izliyoruz. İhtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. İlk günden bu yana aynı noktadayız. Çözüm için %5 bir ihtimal bile olsa, biz o ihtimali bile destekleriz. Bazıları gibi, bu kadim meseleyi siyasi “fırsatçılık” alanı olarak görmüyoruz.”

“Ana dili, insanlara anasının ak sütü gibi helaldir”

Babacan, konuşmasının devamında kimlik ve özgürlükler konusunda net bir duruş sergilediklerini belirterek, vatandaşların anadilini konuşma hakkını tartışma konusu haline getirmenin yanlış olduğunu vurguladı:

“Kimlikler üzerinden sürekli kavga üretilen bir Türkiye istemiyoruz. İnsanların hayat tarzına müdahale edilen bir Türkiye istemiyoruz. Yanlış kayyum uygulamalarıyla, seçmenin iradesinin gasp edildiği bir Türkiye istemiyoruz.

‘Ana dili, insanlara anasının ak sütü gibi helaldir’ diyoruz. ‘Bu ülkenin her vatandaşı, eşit ve onurlu vatandaştır’ diyoruz. ‘Haklar ve özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz, derhal tanınır’ diyoruz.

Bizim durduğumuz yer açık, net. Çözüm, meşru demokratik siyasetle olacaktır. Sorunların tartışılması ve çözüm üretilmesi için doğru zemin de Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”

Ali Babacan, Diyarbakır’daki konuşmasında, Türkiye’deki siyasi aktörlerin çelişkili duruşlarını eleştirerek, DEVA Partisi’nin her zaman tutarlı bir çizgide ilerlediğini ifade etti:

“Biz, hiçbir zaman, Diyarbakır’da kuzuyu hatırlayan, Ankara’da kurdun yanı başında hizaya girenlerden olmadık.
Biz, çareyi hiçbir zaman düşman üretmekte görmedik. Hamasetin arkasına sığınmadık, çözüm ürettik. Popülizmin arkasına saklanmadık, siyaset ürettik.”

Babacan, çözüm için diyaloğun önemine vurgu yaparak, siyasi tartışmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmesi gerektiğini söyledi.

DEVA Partisi lideri, konuşmasında muhalefete de eleştiriler yöneltti. Kimlik siyaseti ve popülizm üzerinden yapılan tartışmaların çözüm üretmekten uzak olduğunu belirten Babacan, “Sürekli hamasetle, sert söylemlerle, halkın gerçek sorunları görmezden geliniyor” dedi.

Babacan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sorunların çözümü için yapıcı politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirterek, DEVA Partisi’nin çözüm odaklı bir yaklaşım sergileyeceğini ifade etti.

Paylaşın

İran’da Tepki Çeken Zorunlu Başörtüsü Yasası Askıya Alındı

İran’da büyük bir kesimin tepkisini çeken zorunlu başörtüsü yasası askıya alındı. Ülkede zorunlu başörtüsü kuralını ihlal gerekçesiyle Eylül 2022’de gözaltına alınan Mahsa Amini’nin katledilmesiyle başlayan eylemler yaklaşık 4 aydan fazla sürmüştü.

Önceki hükümet döneminde hazırlanan yasanın bazı kısımlarının uygulanamaz durumda olduğunu söyleyen Hukuk İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mecid Ensari, “Ülkenin çıkarları doğrultusunda, yürütme makamı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Ofisi tarafından bu yasada bir değişiklik hazırlanıp parlamentoya gönderilinceye kadar yasanın yayımlanmasını geçici olarak engellemeye karar verdi” dedi.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Aşırı muhafazakar kesimlerden yasanın var olan haliyle uygulanmasına yönelik baskıları ve bu kesimlerin yaptığı kampanyayı da eleştiren Ensari, şunları kaydetti:

“Seçimden 8 aydan fazla zaman geçti artık kampanya merkezinizi kapatın. Hükümet, liderlerin desteğiyle sorunları çözmeye çalışırken, bazıları neden diğerlerini dışlıyor? Bu ülkede hangi yetkili başörtüsüne inanmıyor? Biz de bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Neden her gün toplumun huzurunu bozuyor, çirkinlikler yapıyorsunuz? Şimdi bunların zamanı değil.”

İran’da zorunlu başörtüsü kuralını ihlal gerekçesiyle Eylül 2022’de gözaltına alınan Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölümüyle başlayan gösteriler yaklaşık 4 aydan fazla sürdü. Yüzlerce kişinin öldürüldüğü olaylar bir süre sonra yatışsa da İran’da kadınlar kamuya açık alanlarda başörüerini çıkararak protestolarını sürdürdü.

Buna karlı hükümet, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Eylül 2023’te Meclisten geçen yasa, seçim kampanyasında sık sık yasayı eleştiren Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi sonrasında askıya alındı.

Bazı muhafazakar siyasetçiler ve din adamları ise sık sık yasanın uygulanması çağrısı yaptı. Meclis çevresinde de muhafazakar kesimler yasanın uygulanması talebiyle gösteri yaptı. Tahran Valiliği ise konuya ilişkin açıklamasında gösteriyi izinsiz ve yasa dışı ilan etti.

Paylaşın

İmamoğlu İle Yavaş Görüştü: Kimse Kimsenin Yedeği Değil

ABB Başkanı Mansur Yavaş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşme sonrası, eski basın danışmanı Volkan Gültekin’in iddialarına ilişkin, “Kimse kimsenin yedeği falan olmaz. Böyle adlandırılmak, böyle düşünmek Ekrem Başkan’a karşı da bana karşı da terbiyesizliktir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ile görüşmek üzere Ankara’ya geldi. Mansur Yavaş’ın davetiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan görüşme yaklaşık 30 dakikanın ardından sona erdi. Görüşmenin ardından İmamoğlu ve Yavaş, gazetecilere açıklama yaptı.

BirGün’ün aktardığına göre; Yavaş şunları kaydetti: “Malum eğilim yoklaması var. Bu konuda ufak bir görüş ayrılığımız vardı. Bunlar basına yansımıştı. Dolayısıyla ben kişisel olarak katılmayacağımın uygun olacağını düşündüm. Ama bu her konuda ağzımızı açtığımızda arada bir problem var gibi adlandırıldığı için böyle bir görüntü vermek istedik. Bizler yol arkadaşıyız. Ben kendisine ziyareti için teşekkür ediyorum hem de eğilim yoklamasında kendisine başarılar diliyorum.”

Ardından konuşan İmamoğlu ise şunları kaydetti: “Ankara’ya ayak bastığımızda kendisini genelde ararım. Dönem dönem de ziyaret ederim. Bugün de keyifli bir buluşma anını yaşayacağız Ankara’da. Ön seçim öncesi bütün örgütlerin toplandığı buluşmalar yapıyoruz. Burada da dört-beş ili kapsayan bir toplantı yapacağız. Öncesinde Mansur Başkanımıza ‘merhaba’ dedik. Buluştuk, biraz sohbet ettik. Bize başarı dileklerini iletti. Sonuçta biz birlikteyiz yol arkadaşıyız. Hedefimiz tek, memleketimiz bu ceberrut süreçten kurtarmaktır. Başka bir hedefimiz yoktur.”

Bir gazetecinin “Sayın İmamoğlu’nun bugünkü Ankara buluşması için Ankara’da salon verilmediği iddiaları gündeme geldi. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Yavaş şu yanıtı verdi: ”Biz artık troll iddialara cevap vermek istemiyoruz ama dün bir TV’den aradılar ‘böyle bir iddia var, siz de cevap vermediniz dediler. ‘Vallahi, her iddiaya cevap verirsek bunun sonu alınmaz ama kendisini ikna etmek için yazıyı da gönderdik.

Bizden 4 Şubat’ta Milkli Eğitim Bakanlığı Salonu’nun tahsisini istedi. Benim önerim şu, 500 metre ileride geçerken salonun içerisine bakın. Kimler var, kaç gündür oradalar ve ne zaman sonlandırılıyor oradaki çalışmalar bir baksınlar. Böyle bir şey olamaz. Aramızı bozmak için mümkün olan bütün gayreti gösteriyorlar ama başarılı olamayacaklar. Hepimizin bir derdi var. Derin yoksulluk yaşanan dönemde bu iktidarın değişmesi lazım. Ortak hedefimiz bu.”

“Kimse kimsenin yedeği değil”

Yavaş, eski basın danışmanı Volkan Gültekin’in iddialarına ilişkin bir soru üzerine de şunları kaydetti: ”Kimse kimsenin yedeği olmaz ama TV’lerde yapılan yorumlarda genellikle yapılan yorumlarda ki biz bunlardan şöyle şikayetçiyiz. 2023 seçimleri öncesinde tam 5 yıl aday kim olacak diye başladılar şimdi de 31 Mart’tan sonra sadece konu aday kim olacak. Dolayısıyla gerçek gündemi, ekonomik sıkıntıları unutturmak istiyorlar. Biz mümkün olduğu kadar bunların dışında kalmak istiyoruz. Ancak durum dayanılmaz bir hal aldı.

Şöyle ki ‘Ekrem Başkan’ın başına bir iş gelirse onun yerine şu olur, o olmazsa onun yerine o olur…’ Bunlar gerçekten adlandırmakta ve söylemekte çok zorlandığım şekilde ben bu değerlendirmeleri kötü buluyorum. Kimse kimsenin yedeği falan olmaz. Böyle adlandırılmak, böyle düşünmek Ekrem Başkan’a karşı da bana karşı da terbiyesizliktir. Biz medeni insanlarız, bir yol mutlaka bulunacak. Siyasi yol haritamızda da biliyorsunuz, üçlü toplantıdan sonra zaten açıkladık. O günden bugüne farklı söylediğim hiçbir şey yok, yol haritası odur”

İmamoğlu, bir gazetecinin ”Diplomasının iptali halinde yol haritasının ne olacağına” ilişkin soruya, ”Senin bile diplomanı iptal edebilirler, bu iptal edilirse” yanıtını verdi.

Yavaş, “Bir siyasiye bu şekilde kumpas kurmak, bir şekilde yolunun kesilmesi için aparatlar bulmak son derece çirkin. Aslında sayın Cumhurbaşkanı’nın müdahale etmesi lazım. Çünkü bu konularda en büyük tecrübe sahibi kendisi. Her seçime girerken mutlaka karalama iftira kampanyasıyla yol alınmak isteniyor. Ankara’nın kirli siyasetini temizledik. Sıra Türkiye’nin kirli siyasetini temizlemeye geldi inşallah o da olacak.”

Mansur Yavaş da aynı konuda şunları söyledi: ”Bir siyasiye bu şekilde kumpas kurmak. Bir şekilde yolunun kesilmesi için bir takım aparatları kullanmak…Bu hukuk olur, idare olur…Son derece çirkin buluyorum. Aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın müdahale etmesi lazım buna. Bu konularda en büyük tecrübe sahibi kendisi. Yolu kesilmek istendi, kesilemedi. Artık demokrasimiz normal hale gelsin. Ben Ankara’ya 2009’da geldim. Her seçime girerken mutlaka bir karalama, iftira kampanyası ile yol almak istiyor. Biz Ankara’nın kirli siyasetini temizledik. Sıra Türkiye’nin kirli siyasetini temizlemeye geldi. O da olacak.”

Ekrem İmamoğlu, bir soru üzerine, Yavaş ile aralarında bir diyalog sorunu olmadığını vurgulayarak, ”Partimizin bir yol haritası var. Partimizin alacağı her karara ve sürece saygı duyduğumuzu ve duyacağımızı belirtiyoruz. Süreç yürüyor, fikirler, düşünceler ayrışabilir. Mesele bir yolun yolcusu olmak. Biz aynı yolun yol arkadaşlarıyız. Eninde sonunda memleket güzel günlere kavuşsun mücadelesi bunun adı” diye konuştu.

Öte yandan İmamoğlu, partisinin Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için 23 Mart’ta gerçekleştirilecek ön seçime geri sayım sürerken halk buluşmalarına devam ediyor. Yavaş, görüşmenin ardından, Mamak Belediyesi Hidayet Türkoğlu Spor Salonu’nda saat 12.00’de partililere hitap edecek olan İmamoğlu’nu uğurladı.

Paylaşın

Putin’den Trump’ın “Ukraynalı Askerleri Bağışla” Çağrısına Yanıt: Teslim Olmaları Halinde…

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kursk’taki Ukrayna askerlerinin bağışlanmasına yönelik çağrısına yanıt veren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Teslim olurlarsa canları bağışlanacak” dedi.

Haber Merkezi / Trump’ın çağrısının uygulanabilmesi için Ukrayna’nın Kursk’taki askerlere teslim olma talimatı vermesi gerektiğini belirten Putin, Trump ve ekibinin Rusya – ABD ilişkilerini düzeltmek için elinden geleni yaptığını dile getirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social’da yaptığı paylaşımda, Rusya lideri Vladimir Putin ile “verimli görüşmeler yaptıklarını” ve Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmek için “iyi bir şans olduğunu” kaydetti. Trump, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Dün, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile çok iyi ve verimli görüşmeler yaptık; bu korkunç, kanlı savaşı nihayet bitirmek için büyük bir fırsat var. Ancak şu anda binlerce Ukrayna askeri, Rus birlikleri tarafından tamamen kuşatılmış durumda ve çok kötü, savunmasız bir konumdalar. Putin’den hayatlarını bağışlamasını güçlü bir şekilde talep ettim. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş korkunç bir katliam olur. Tanrı hepsini korusun!”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise ulusa hitaben yaptığı konuşmasında, Putin’in yorumlarının “çok manipülatif” olduğunu kaydetti. Zelenski, Putin’in ABD planına verdiği nitelikli desteğin, planı reddetmek için zemin hazırlama çabası olduğunu düşündüğünü söyledi.

Zelenski, “Aslında Putin şu anda bir ret hazırlığı yapıyor çünkü elbette Başkan Trump’a bu savaşı sürdürmek, Ukraynalılar’ı öldürmek istediğini söylemekten korkuyor” dedi. Ukrayna’nın ABD’nin önerisini kabul ettiğini ve izleme ve doğrulamayı organize etmeye hazır olduğunu belirten Zelenski, “Süreci zorlaştıran koşulları biz koymuyoruz, Rusya koyuyor” ifadesini kullandı.

Paylaşın

IŞİD’in Suriye Ve Irak Lideri Ebu Hatice Öldürüldü

Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak ve Suriye sorumlusu Ebu Hatice olarak bilinen Abdullah Mekki Muslih el-Rafiei, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğü duyuruldu.

Haber Merkezi / IŞİD, 2014 yılında Irak’ın kuzey ve orta kesimlerinde kontrolü ele geçirdi. 2017 yılında bölgedeki kontrolünü kaybeden IŞİD, özellikle Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Ninova gibi birkaç eyalete ve Suriye sınırında güvenlik tehdidi oluşturmaya devam ediyor.

Irak Başbakanı Muhammed Şii el-Sudani, Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak ve Suriye sorumlusu Ebu Hatice olarak bilinen Abdullah Mekki Muslih el-Rafiei’nin Irak Ulusal İstihbarat Servisi üyeleri ve ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğünü duyurdu.

Sudani, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Iraklılar karanlık ve terör güçlerine karşı etkileyici zaferlerini sürdürüyor” ifadelerini kullanırken, Ebu Hatice’nin “Irak ve dünyadaki en tehlikeli teröristlerden biri” olduğunu da sözlerine ekledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir güvenlik yetkilisi ise, Arap basınına yaptığı açıklamada, operasyonun Enbar vilayetinde bir hava saldırısıyla gerçekleştirildiğini söyledi.

IŞİD, 2014 yılında Irak’ın kuzey ve orta kesimlerinde kontrolü ele geçirdi. 2017 yılında bölgedeki kontrolünü kaybeden IŞİD, özellikle Diyala, Selahaddin, Kerkük ve Ninova gibi birkaç eyalete ve Suriye sınırında güvenlik tehdidi oluşturmaya devam ediyor.

İktidara geldiğinden bu yana ılımlı bir imaj çizmeye çalışan Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Lideri Ahmed Şara, bir zamanlar Irak’ta El Kaide ile birlikte ABD güçlerine ve müttefiklerine karşı eylemler düzenlemişti.

ABD ve Irak, geçen yıl ABD liderliğindeki koalisyonun Irak’taki askeri misyonunun Eylül 2025’e kadar aşamalı olarak sona erdirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı ve ABD güçleri yaklaşık 20 yıldır konuşlandıkları bazı askeri üslerden çekilmeye başlamıştı.

Iraklı siyasi liderler ise, bu anlaşma sağlandığında IŞİD tehdidinin kontrol altına alındığını ve Washington’un kalan IŞİD hücreleriyle mücadelede desteğine artık ihtiyaç duyulmadığını ifade etmişti.

Paylaşın

NATO, ABD Olmadan Varlığını Sürdürebilir Mi?

1949 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı kolektif savunma sağlamak amacıyla kurulan NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ABD (Amerika Birleşik Devletleri) olmadan varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği, son dönemin en popüler tartışma konularından biri.

Kurtuluş Aladağ / NATO’nun askeri kapasitesinin büyük bir kısmını üstlenen ABD, aynı zamanda, örgütün toplam savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 70’ini karşılar (2023 itibarıyla). NATO’nun Avrupa’daki askeri varlığı ise, özellikle nükleer caydırıcılık (ABD’nin nükleer şemsiyesi), istihbarat paylaşımı, lojistik destek ve ileri teknoloji silah sistemleri, büyük ölçüde ABD’ye dayanır.

Avrupa ülkeleri arasında bir köprü görevi görerek, NATO’nun “Kuzey Atlantik” karakterinin korunmasını sağlayan ABD, ayrıca, NATO’nun siyasi ve stratejik liderliğini de üstlenir. NATO’nun en üst düzey askeri komutanı olan SACEUR (Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı) her zaman bir ABD’li general olmuştur.

ABD olmadan NATO’nun karşılaşacağı zorluklar

ABD’nin NATO’dan tamamen çekilmesi veya katkısını azaltması durumunda, NATO’nun karşı karşıya kalacağı temel zorluklar şu şekilde sıralayabiliriz:

Askeri kapasite: Avrupa ülkeleri, NATO’nun toplam savunma harcamalarının sadece yüzde 30’unu karşılamaktadır (2023 itibarıyla). ABD’nin çekilmesi durumunda, bu yükün Avrupa ülkeleri tarafından karşılanması anlamına gelir. Ancak, birçok Avrupa ülkesi, savunma bütçelerini artırma konusunda siyasi ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya. Örneğin, NATO’nun GSYİH’nin yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini 2023 itibarıyla 11 üye ülke karşılayabildi.

ABD, NATO’nun nükleer caydırıcılık kapasitesinin temelini oluşturur. Avrupa’da ise sadece İngiltere ve Fransa nükleer silahlara sahiptir, bu ülkelerin nükleer silah kapasiteleri ABD nükleer silah kapasitesi ile kıyaslanamayacak derecede sınırlıdır.

ABD ayrıca, NATO’nun hava savunma sistemleri, uydu istihbaratı, insansız hava araçları ve siber güvenlik gibi kritik alanlarda lider ülke konumundadır. ABD’nin NATO’dan çekilmesi durumunda, Avrupa ülkelerinin bu açığı kapatması yıllar alabilir.

Siyasi birlik: ABD’nin çekilmesi, NATO içinde bir liderlik boşluğu oluşturabilir. Avrupa ülkeleri arasında stratejik öncelikler ve çıkarlar konusunda sık sık anlaşmazlıklar yaşanmaktadır (Örneğin, Almanya’nın enerji politikaları, Fransa’nın Avrupa özerkliği vurgusu, Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine odaklanması). Bu durum, NATO’nun karar alma süreçlerini sekteye uğratabilir.

Güvenlik tehditleri: NATO için temel tehdit algısı, özellikle 2014 Kırım ilhakından ve 2022 Ukrayna işgalinden sonra, Rusya’dan gelmektedir. ABD’nin çekilmesi, NATO’nun Rusya’ya karşı var olan caydırıcılığını zayıflatabilir.

NATO ayrıca, Çin’in son yıllardaki yükselişini bir tehdit olarak görmeye başlamıştır. ABD’nin çekilmesi, NATO’nun Çin’e yanıt verme kapasitesini de azaltabilir.

ABD olmadan NATO’nun varlığını sürdürmesi için gerekenler

ABD’nin çekilmesi durumunda NATO’nun varlığını sürdürebilmesi, Avrupa ülkelerinin aşağıdaki adımları atmasına bağlıdır:

Savunma harcamalarının artırılması: Avrupa ülkelerinin, NATO’nun yüzde 2 GSYİH hedefini karşılaması ve hatta aşması gerekecektir. Bu, özellikle Almanya, İtalya ve İspanya gibi büyük ekonomiler için kritik önemdedir.

Avrupa savunma özerkliği: Avrupa Birliği, NATO’ya paralel olarak kendi savunma kapasitesini güçlendirebilir. AB’nin PESCO (Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği) gibi girişimleri, Avrupa ülkelerinin ortak askeri projeler geliştirmesine olanak tanıyabilir. Ancak, AB’nin NATO’dan bağımsız bir savunma örgütü haline gelmesi, uzun vadeli bir hedef olarak görülmektedir.

Nükleer caydırıcılığın yeniden düzenlenmesi: Avrupa’nın nükleer caydırıcılık kapasitesini artırmak için İngiltere ve Fransa’nın nükleer silahlarını daha aktif bir şekilde paylaşmasını gerektirebilir. Ancak, bu durum siyasi ve hukuki zorluklar da (örneğin, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması – NPT) oluşturabilir.

Yeni stratejik ortaklıklar: ABD’nin çekilmesi durumunda, NATO’nun Kanada, Avustralya ve Japonya gibi Atlantik ötesi veya Hint – Pasifik bölgesindeki müttefiklerle bağlarını güçlendirmesi gerekebilir. Bu, NATO’nun küresel bir savunma örgütü olarak yeniden konumlanmasını sağlayabilir.

ABD’nin NATO’dan çekilmesi durumunda ortaya çıkabilecek olası senaryolar

NATO’nun zayıflaması ve dağılması: Eğer Avrupa ülkeleri, ABD’nin çekilmesinin oluşturduğu boşluğu dolduramazlar ise, NATO’nun caydırıcılığı ciddi şekilde zayıflayabilir. Bu, üye ülkeler arasında güven kaybına ve nihayetinde örgütün dağılmasına yol açabilir.

Avrupa Merkezli bir NATO: Avrupa ülkeleri, ABD’nin çekilmesini bir fırsat olarak görerek NATO’yu yeniden yapılandırabilir.

Yeni bir güvenlik oluşumu: ABD’nin çekilmesi, NATO’nun yerini alacak yeni bir Avrupa güvenlik (örneğin, AB Savunma Birliği) oluşumunu hızlandırabilir.

Sonuç olarak, NATO’nun ABD olmadan varlığını sürdürebilmesi, Avrupa ülkelerinin siyasi iradesine, ekonomik kaynaklarına ve tehdit algılarına bağlıdır. Şu anki koşullarda, ABD’nin çekilmesi NATO’yu ciddi bir krize sokabilir, ancak bu durum, Avrupa’yı daha özerk bir savunma politikası geliştirmeye zorlayarak uzun vadede olumlu sonuçlar da doğurabilir.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a “Sandık” Çağrısı: Gel, Mertçe Hesaplaşalım

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, isim vermeden Erdoğan’ı işaret ederek, “Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz” dedi ve ekledi:

“Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım. Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sancaktepe Belediyesi Koru Parkı’nın açılış törenine katıldı. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı:

“Ekrem’e çelme takacaklar, Ekrem’i engelleyecekler, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar… Şu saçımın teli bile titremiyor. Korkaklar korkutmak için uğraşır, biz korkmayız, kimseyi de korkutmuyoruz sadece sandığı çağırıyoruz. Gel hesaplaşalım, mertçe hesaplaşalım.

Bir korkmuyoruz sadece sandığa çağırıyoruz. Kararlılıkla Cumhurbaşkanlığı yoluna çıktım. Ekrem’e çelme takamayacaklar. Bayrama 23 Mart’tan sonra muhteşem bir bayram havasıyla gireceğiz. Sizler çok güzel günleri hep birlikte yaşayacaksınız.

Ben, partileri ayırmam. Belediye başkanlarının her birisi, milletin oyu ile seçildi. Başka partinin adayı da milletin oyuyla seçildi. Ayırt etmem. Bunu ayırt eden kişileri ayırıp, ona göre yargıyı ya da birtakım uygulamaları farklı bir şekilde yönlendiren insanların aklına diyorum ki: Sizin o kötü aklınız, biz göreve geldiğimiz günden itibaren, bu ülkeyi terk edecek.

Bu ülkenin üzerindeki kara bulutları, hep beraber yok edeceğiz. Bu vesileyle, haksızlığa uğrayan Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i, Beşiktaş belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ı ve Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i buradan sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Onların özgürlükleri için de mücadele edeceğimi, buradan tekrar beyan ediyorum.”

Paylaşın

Türkiye, Nüfusundan Daha Fazla “Acil” Başvurusu Yapan Tek Ülke

Sağlık sektöründe yönelik özelleştirme politikaları, sağlık hizmetlerine erişimi zorlaştırdığı gibi, hizmet kalitesi konusunda da tartışmaları beraberinde getirdi.

Haber Merkezi / Özelleştirme politikaları sağlık hizmeti kalitesini artmadığı gibi, ticarileşmenin getirdiği ciddi sorunlar da ortaya çıkmıştır.

Bu sorunlardan biri de, hastanelerde randevu bulunamaması, randevu bulamayan hastalar çözümü acil servise başvurmakta arıyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile, Tıp Bayramı’nda sağlık sisteminin mevcut sorunlarına dikkat çekti:

“Tıp Bayramı kutlanırken sağlık sisteminde sorunlar devam ediyor, sağlık emekçileri hak ve çalışma koşullarında iyileştirme istiyor.

Sağlık sistemimiz topluma eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunmaktan çok uzakta. Koruyucu hizmetler aksıyor. Birinci basamakta çalışan aile hekimleri hasta bakıp reçete yazma ve rapor düzenlemekten koruyucu uygulamalara, hasta takibine, hastaları bilgilendirmeye fırsat bulamaz durumdalar.

Türkiye’deki ortalama hekime başvuru sayısı 11,4 ile Avrupa ortalamasının iki katı. Kışkırtılmış sağlık talebi nedeniyle hastanelerde randevu bulunamıyor, randevu bulamayanlar çözümü acil servise başvurmakta arayınca; Türkiye, nüfusundan daha fazla sayıda acil başvurusu olan tek ülke olarak sağlık tarihine geçiyor. Aciller bu nedenle sorun yumağına dönüşmüş halde.

Sağlık Bakanlığı hekimleri ve sağlık emekçilerini koruması gerekirken yaşanan sistemsel sorunları hekimler üzerinden çözmeye çalışıyor ve hekimler hedef haline geliyor.

Hekime yönelik şiddet halk sağlığını tehdit eder bir noktaya ulaştı. Hekimler artık şiddet görme olasılıklarının olduğu branşları tercih etmiyor, klinisyenler risk alacak işlemlerden haklı olarak kaçınıyorlar, branş ve meslek değiştirenler artıyor. Hatta gelecek güvencesi ve şiddetsiz ortamda mesleğini yapabilmek adına yurtdışına gitmeye çalışıyor.

Sağlık sistemine yeteri kadar kaynak ayrılmıyor. Kamu cari sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 7,4 iken, Türkiye’de ise sadece yüzde 3,6’dır.

2025 yılı bütçesinde Sağlık Bakanlığı’na ayrılan pay sadece %6,9’dur. Buna göre, yıl boyunca her bir yurttaşın sağlık hizmeti için yalnızca 11 bin 784 TL ayrılmıştır. Bakanlık bütçesinden sağlık emekçilerine ödenecek maaş ve ücret çıkartıldığında ise geriye kişi başına yalnızca 4 bin 460 TL kalmaktadır.

Sağlık hizmetleri özelleştirilmektedir. 1995 yılında tüm hastaneler arasında özel hastane sayısı sadece 141 iken bu sayı 2004’te 253, 2015’te 562 ve en güncel olarak 2023’te 565 olmuştur.

1995 yılında özel sektör hastanelerindeki yatak sayısı toplam hastane yatak sayısı içinde %4,1 iken, bu oran 2010 yılında %14 ve 2015’te %21 seviyelerine çıkmıştır. Bu oran günümüzde de korunmaktadır.

Özelleştirme politikasıyla sağlık hizmeti kalitesinin artmamış, ticarileşmenin getirdiği ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Yenidoğan Bebek Çetesi bunun örneğidir.

Şehir olmayan yerlere yapılan Şehir Hastanelerine ödenen hasta ve görüntüleme garantilerinin sağlık sisteminin iyileşmesinden çok bu hastaneleri inşa eden ve işletenlerin durumunun iyileşmesine katkı sağladığı eleştirileri yoğun biçimde gündemde yer almaktadır.

Sağlık sektöründe özelleştirme politikalarının artışı, bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştırmakta, eşitlik, verimlilik ve hizmet kalitesi konusunda tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Tüm sağlık emekçilerinin Tıp Bayramını kutlarken TTB’nin haklı çağrısına katılıyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkün!”

Paylaşın

Trump, Putin’den Ukraynalı Askerleri Bağışlamasını İstedi

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den, Rus askerleri tarafından kuşatılan Ukraynalı askerlerin hayatlarının bağışlanmasını istediğini söyledi.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile çok iyi ve verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı. Donald Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Bu korkunç, kanlı savaşın sonunda sona erme ihtimali çok yüksek, ama, tam şu anda, binlerce Ukrayna askeri, Rus askeri tarafından tamamen kuşatılmış durumda ve çok kötü ve savunmasız bir durumda. Başkan Putin’den hayatlarının bağışlanmasını şiddetle rica ettim. Bu korkunç bir katliam olurdu, II. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş bir katliam. Tanrı hepsini korusun!!!”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’da ateşkes için ABD önerilere katıldıklarını; ancak herhangi bir ateşkesin çatışmanın temel nedenleriyle ilgilenmesi gerektiğini ve pek çok ayrıntının çözülmesi gerektiğini söyledi.

Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko ile yaptığı görüşmenin ardından Kremlin’de düzenlediği basın toplantısında gazetecilere “Düşmanlıkların durdurulması önerilerine katılıyoruz. Ancak bu ateşkesin uzun vadeli barışa yol açacak ve bu krizin asıl nedenlerini ortadan kaldıracak şekilde olması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz” dedi.

Savaşı sona erdirme çabaları için ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür eden Putin, “Fikrin kendisi doğru ve biz de kesinlikle destekliyoruz. Ancak tartışmamız gereken konular var. Amerikalı meslektaşlarımızla da konuşmamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu. Konuyu görüşmek için Trump’ı arayabileceğini söyleyen Putin, “Biz bu çatışmanın barışçı yollarla sona erdirilmesi fikrini destekliyoruz” dedi.

Ukrayna’ya askeri sevkiyat yeniden başladı

ABD, ateşkes başlığındaki mutabakat sonrası Ukrayna ile istihbarat paylaşımını da yeniden başlatıyor. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, ABD’nin Ukrayna’ya askeri malzeme sevkiyatının ülkesi üzerinden yeniden başladığını ve Ukrayna ordusu tarafından kullanılan Starlink uydu sisteminin çalıştığını belirtti.

Sikorski, Ukraynalı mevkidaşı Andrii Sybiha ile başkent Varşova’daki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Polonya’nın güneydoğusunda, Ukrayna sınırına yakın Rzeszow – Jasionka havalimanındaki uluslararası askeri ve insani yardım merkezinden silah sevkiyatının yeniden başladığını duyurdu.

Bu gelişme Ukrayna ve ABD’li yetkililerin 11 Mart’ta Suudi Arabistan’da yaptıkları görüşmenin hemen ardından geldi. Polonya Dışişleri Bakanlığı önünde gazetecilere konuşan Sikorski, “Jasionka üzerinden silah sevkiyatları önceki seviyelere döndü. Anladığım kadarıyla Starlink de çalışıyor” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanı ise Suudi Arabistan’da ABD ile yapılan görüşmelerin sonuçlarının “çok önemli, neredeyse tarihi” olduğunu belirtti. Sybiha, “Ukrayna, bu savaşı sona erdirmek ve adil, kalıcı bir barış sağlamak isteyen en önde gelen ülkedir” diye ekledi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: Bu Ülkede Artık Kan Ve Gözyaşı Akmasın İstiyoruz

TBMM’de milletvekilleri ile iftar programında konuşan Erdoğan, “Terörsüz Türkiye hedefi çalışmalarında kısa sürede kayda değer mesafeler aldık. Çok fazla uzamadan, gerilime, provokasyona mahal vermeden işi yokuşa sürmeden inşallah beklenen neticenin süratle alınacağı kanaatindeyim” dedi ve ekledi:

“İlk günden veri gayemiz açık. Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz. Evlatlarımıza terörsüz bir ülke bırakmak istiyoruz. 40 yıllık terör belasının kökünün kazınmasını istemeyenlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz. Terörden nemalanan kirli odaklarla da mücadele ediyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de milletvekilleri ile iftar programında konuştu. “Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sizlerin şahsında Gazi Meclisimizin çatısı altında milli iradenin temsilcisi olarak fedakarca görev yapan milletin emanetini yere düşürmeyen eskisi ve yenisiyle tüm milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. Burada görev yapmış, milleti layıkıyla temsil etmiş, ancak daha sonra ebediyete intikal etmiş milletvekillerini de rahmetle anıyorum.

Neredeyse yarısına geldiğimiz Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayının milletimizle birlikte tüm Müslümanlara, tüm insanlığa hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında, 2003 yılı Mart ayı ile 2014 yılı Ağustos ayı arasında 11,5 yıl boyunca milletvekili olarak çatısı altında görev yaptığım Türkiye Büyük Millet Meclisimizde bulunmaktan her zaman şeref ve bahtiyarlık duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza gönüllerimizi buluşturduğumuz bu güzel iftar programına vesile olduğu için ayrıca teşekkür ediyorum. İftarımızın aynı zamanda 85 milyonun birliğinin, beraberliğinin, kardeşliğinin, kader ortaklığının sembollerinden biri olduğuna inanıyorum.

Her zaman söylediğimiz gibi siyaset özü itibariyle ülkeye ve millete hizmet yarışıdır. Millete hizmet yolu uzun ve meşakkatli bir yoldur. İktidar muhalefet fark etmeksizin hepimiz emanetini taşıdığımız, iradesini temsil ettiğimiz aziz milletimizin hizmetkarıyız. Bunu ne kadar iyi yapabilirsek milletimizin hayır duasına mazhar oluruz.

“Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz”

Terörsüz Türkiye hedefi çalışmalarında kısa sürede kayda değer mesafeler aldık. Çok fazla uzamadan, gerilime, provokasyona mahal vermeden işi yokuşa sürmeden inşallah beklenen neticenin süratle alınacağı kanaatindeyim. İlk günden veri gayemiz açık. Bu ülkede artık kan ve gözyaşı akmasın istiyoruz. Evlatlarımıza terörsüz bir ülke bırakmak istiyoruz. 40 yıllık terör belasının kökünün kazınmasını istemeyenlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz. Terörden nemalanan kirli odaklarla da mücadele ediyoruz.

Tüm vekillerimizin aynı hassasiyeti göstereceklerine inanıyorum. Gelin el ele verelim. Türkiye düşmanlarını bir kez daha hüsrana uğratalım. Kadostro mühendisliği peşinde koşanları tarihin çöp sepetine birlikte atalım. Destekleriniz için sizlere ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.”

Paylaşın