Kur Korumalı Mevduatın Kamuya Maliyeti 194 Milyar TL’yi Buldu

2021 yılı sonunda, doların yükselişini durdurmak için uygulamaya alınan Kur Korumalı Mevduatın (KKM), kamuya maliyeti her geçen gün katlanarak artıyor… KKM uygulamasının kamuya maliyeti 194 milyar lirayı buldu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubunun ekonomi raporunda kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasının yarattığı fatura hesaplandı. Bu yıl ocak-eylül döneminde merkezi yönetim bütçesinden, iç ve dış borçlar için 207.1 milyar lira faiz ödendiğine dikkat çekildi.

KKM’ler için bütçeden ödenen ancak bütçede faiz olarak sınıflandırılmayıp cari giderlere atılan ödemelere ilişkin 84.9 milyar liralık faizle birlikte bu dönemde yapılan gerçek faiz ödemesinin ise 292 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; bütçeden hem kamu borçları hem de KKM’ler için ödenen toplam faiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 105.2 oranında arttı. Raporda, 2022 bütçesinden faiz ödemeleri için başlangıçta 240 milyar lira ayrıldığı ancak Merkez Bankası’nın (MB) faiz indirimleriyle birlikte Hazine’nin faiz yükünün giderek arttığı, ayrılan kaynağın 330 milyar liraya yükseldiği belirtildi.

Raporda, “KKM’lerin para kompozisyonuna göre mevduatların yüzde 51’inin döviz veya altından dönen mevduatlardan, yüzde 49’unun ise TL mevduatlardan oluştuğu biliniyor. Açıklanmamakla birlikte MB’nin de eylül sonuna kadar 90 milyar lira civarında KKM için ödeme yaptığı da tahmin ediliyor” denildi.

Raporda, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, sürekli KKM’nin dolarizasyonu kırdığını ve TL  mevduatları artırdığını ileri sürdüğüne işaret edilerek şöyle denildi:

“Ancak MB, şirketlerin kur riskini hesaplarken bu mevduatları ‘döviz varlığı’ olarak kabul ediyor. Bu açıdan KKM’nin ekonomideki dolarizasyon eğilimini kırmayıp aksine artırdığını ve riskin Hazine ve MB’nin üzerine yıkıldığını görüyoruz. TL mevduatı gibi gözüken aslında döviz kuruna endekslenen 76 milyar dolarlık bir mevduatın dövize geçme potansiyeli bulunduğu hesaplanıyor.”

Paylaşın

CHP’den Erdoğan’ın ‘Hayırlı Olsun’ Mesajına Yanıt

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kurmayları, Kılıçdaroğlu’nun Sivas’taki sözlerini adaylık ilanı olarak değerlendirip “Hayırlı olsun” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt verdi: Erdoğan’ın açıklamasının 6’lı masaya karşı bir hamle.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Sivas’ta katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sivaslı yurttaşlara verdiği sözleri tutmadığını belirterek “Onların ‘Bir de şu Kılıçdaroğlu’nu deneyelim, nasıl bir adam görelim’ demesi lazım. Bir denemesi lazım” ifadelerini kullandı.

Erdoğan da bu sözleri “adaylık ilanı” olarak değerlendirerek “Hayırlı olsun. Bu isabetli oldu. Türkiye, Bay Kemal gibi bir adayı görmekle, nasıl bir cumhurbaşkanlığı yarışı olacağını göreceğiz” dedi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘ın haberine göre CHP kurmayları, “Erdoğan’ın açıklamasının 6’lı masaya karşı bir hamle olduğunu” söyledi. Kurmaylar, şu yorumu yaptı:

“Genel başkan bir soru üzerine bu sözleri söyledi ve her zaman yaptığı açıklamalardan farklı bir şey demedi. Kendisi toplumun farklı kesimlerini bir arada tutan bir isim ve böyle demesi çok doğal. Daha önce de ‘6’lı masa uzlaşırsa ben hazırım’ demişti. Biz parti olarak da her zaman kendisinin adaylığını desteklediğimizi söylüyoruz.

Ancak her zaman ‘Adayı altılı masa belirleyecek’ açıklamasını da yapıyoruz. Cumhur İttifakı ‘Adaylık ilanı’ diyerek Kemal Bey’in 6’lı masayı yok saydığı algısını oluşturmaya çalışıyor. Böyle bir şey söz konusu değil. Genel başkanımız adayı masanın belirleyeceğini açıkladı ve masa açıklamadan adaylık ilan etmez.”

Seçim güvenliği

Öte yandan altılı masanın seçim güvenliği komisyonu, “yurttaşların ikametlerinde tanımadıkları kişileri görmelerine” ilişkin ihbarları ele aldı. Sorun tespit edildiğinde parti örgütleri aracılığıyla yerinde inceleme yapıldığı, sorunun Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) hem de diğer ilgili devlet kurumlarına bildirildiği aktarıldı.

Gelen ihbarlar arasında; ikametlerde 18 yaşından küçük olan kişilerin de göründüğü, bu durumlarda seçim güvenliğinin tehlikeye girmediği ancak her ihtimale karşı ihbarların seçmen listelerinden kontrol edilmeye başlandığı öğrenildi. Partililer yığma seçmen ihtimaline karşı da şimdiden tedbir almaya başladığını aktaran kurmaylar, şunları söyledi:

“Bu daha çok belediye seçimlerinde sorun olan bir konu ama mesela çok az oyla milletvekili çıkarılan yerler var. Diyelim ki bir ilde 10 oyla milletvekili çıkarılmış. Burada il dışından seçmen getirilerek oy kullanılmış mı buna bakıyoruz. Bunun olmaması için tedbirimizi alıyoruz.

Teşkilatlarımız sahada incelemeler yapıyor. Mesela bir ikamette 8-10 seçmen gözükmesi gibi anormal bir durum oluyor. Öyle olduğunda teşkilatlar gidip buraya bakıyor. Orada mesela boş bir bina, bir yurt çıkarsa bunu YSK’ye bildirmek için not alıyorlar. Yani vatandaşlarımızın sandığa rahat bir şekilde gitmesi için şimdiden incelemelerimizi yapıyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan, TTB’yi Hedef Aldı: İsminin Değiştirilmesini Sağlayacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, son olarak kimyasal silah iddiaları konusundaki tartışmayla gündeme gelen Türk Tabipleri Birliğini (TTB) ve Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı hedef aldı.

“Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta, meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdim. Tabipler Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Bu ismin (Türk Tabipleri Birliği) gerekirse yasal düzenlemeyle değiştirilmesini sağlayacağız” diyen Erdoğan, Fincancı ile ilgili olarak da “Böyle bir şahsın, adı Türk’le başlayan kurumun başında olmasının milletimizin tüm fertlerini rahatsız ettiğine inanıyorum” ifadesini kullandı.

Bozdağ: Böyle bir başkanı taşımak zorunda değiller

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da TRT Haber’e yaptığı açıklamalarda konuya değinerek benzer mesajlar vermişti. Bozdağ, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmanın sürdüğüne işaret ederek “O yargı konusu bizim işimiz değil. Yargı kendi mecrasında işleyecek. Ama ondan bağımsız olarak söylüyorum: Türk Tabipler Birliği’nin üyesi olan hekimlerimizin hepsine sesleniyorum, odalara sesleniyorum böyle bir başkanı taşımak zorunda değiller. Milletine düşman, devletine düşman, terör örgütüne hayran birisiyle Türk Tabipler Birliği’nin anılmasını doğru görmem” ifadelerini kullanmıştı.

Fincancı ne demişti?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı kimyasal silah kullandığı iddialarıyla ilgili geçen hafta bir televizyon kanalına konuşan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, iddiaya konu olan görüntüleri izlediğini ve incelediğini belirterek “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da ne yazık ki bu yasaklanmış silahların çatışmalarda kullanıldığını da görüyoruz” demişti.

Uluslararası sözleşmeler kapsamında bölgede bağımsız heyetlerce inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Fincancı, “Burada önemli olan, bu tür silahları kullanan devletlerin sorumlu kılınması adına etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, bu etkili soruşturmada da bağımsız heyetlerin görev alması olmalı” ifadelerini kullanmıştı.

Fincancı’nın bu ifadeleri sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ suçlarından soruşturma başlatmıştı.

Paylaşın

2050’ye Kadar Tarım Alanlarının Yüzde 90’ı Tahrip Olabilir

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünyada toprağın yüzde 33’ünün tahrip olduğunu, 2050 yılına kadar bunun yüzde 90’a yükselebileceğini aktarıyor. FAO’ya göre sadece 2-3 santimetrelik sağlıklı toprağı oluşturmak 1000 yıl sürebiliyor.

Çiftçiler eskiden toprağın kalitesini ölçmek için toprağa donlarını gömüp ne kadar hızlı çürüdüğünü izlerdi. Toprakta ne kadar çok sağlıklı bakteri ve mantar gibi mikroorganizmalar bulunursa kumaş o kadar hızlı bir şekilde yok olurdu.

Ancak bu yöntem bugünlerde denendiğinde toprağa gömülen kumaş parçası, bir yıl sonra bile hiç hasar görmeden aynı şekilde çıkartılabiliyor.

Uzmanlar, dünyada tarımda kullanılan toprağın yarısından fazlasının bozulduğunu aktarıyor.

Son dönemde tarımda büyük zorluklarla mücadele eden ve her gün neredeyse 30 kişinin intihar ettiği söylenen Hindistan’da çiftçiler borçlanmanın yanı sıra toprak bozulmasının en büyük etkenlerden biri olduğunu paylaşıyor.

Hindistan’daki bu duruma çare bulmak isteyen Sadhguru adlı ünlü guru, SaveSoil (Toprağı Kurtar) adlı küresel bir kampanya başlattı.

Sadhguru, toprak sağlığını iyileştirmeyi hedefleyen kampanya kapsamında çiftçilere topraklarındaki organik maddeyi korumak ve en az yüzde 3 oranında tutmak üzere çeşitli teşvikler sağlanmasını talep ediyor.

Sadhguru, “Eğer bunu da yok edersek toprak kuma dönüşür ve iş burada biter. Eğer toprak sorunuyla baş edemezsek bir çölün içinde yaşamak zorunda kalacağız” diyor.

İnsanlar kalitesiz toprakla tarihte sık sık mücadele etti.

Washington Üniversitesi’nde Jeomorfoloji Profesörü olan David Montgomery, “1930’larda Kuzey Amerika’da görülen dev toz bulutu hatırlarsınız, herkesi çok şaşırtmıştı” diyor ve devam ediyor:

“Eğer toprağa iyileşme fırsatı vermezseniz ve sürekli tahrip ederseniz o toprakta tarımsal üretim yapılamaz hale gelir. Toprağın en verimli kısmı üst katmanıdır. Bu verimlilik yıllarca ve yüzyıllarca devam eden tarımsal aktivite yüzünden yok ediliyor. Böylece gıda yetiştirmek de giderek zorlaşıyor.”

Tarımda toprak neden bozuluyor?

Toprak bozulmasının birçok sebebi var. Aşırı otlatma, devamlı tek tip bitki yetiştirme ve ilaç kullanımı bunlardan birkaç tanesi.

Toprağı olumsuz etkileyen bir diğer faktör ise çifçilikte devrim yaratan ve tarlayı ekmeden önce toprağı havalandırmakta kullanılan saban teknolojisi.

Eski bir teknoloji olan saban kullanımı, tarımın vazgeçilemez bir parçası haline geldi.

Modern tarımda yabani otlardan kurtulmak için toprak döndürülür ancak bunu yaparken toprağın altında, sağlığı için hayati önem taşıyan mikroplar açığa çıkarılyor.

Güneş ışığına maruz kalan bu mikroplar ölüyor ve toprak verimliliğini kaybediyor.

Ancak biçerdöver gibi diğer tarım aletlerinin yanı sıra saban, çiftçiliğin ölçeğini, hızını ve üretkenliğini genişleterek daha fazla arazinin daha verimli ekilmesine yol açtığı için hala tercih ediliyor.

İngiltere’de bulunan Toprak Derneği’nde (Soil Association) Tarımsal Ormancılık ve Bahçecilik Başkanı Ben Raskin, tarımda teknolojinin rolünün yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Raskin, “Teknolojide öncelik toprak ve bitki sağlığı olmalı” diyor.

Bazı şirketler de bu doğrultuda toprakta en az hasara neden olacak yeni teknolojiler geliştiriyor.

Örneğin toprağı derinden kazan aletlerin yerine ufak delikler açıp içine tohum bırakan tohum ekiciler ve günümüzde kullanılan aletlerin sert müdahalelerine alternatif olarak çok daha yumuşak bir şekilde tohum eken ve yabani otları temizleyen robotlar geliştiriliyor.

Diğer taraftan toprağın çıplak kalmasını engellemek için örtü olarak kullanılan bitkilerin de önemli olduğu belirtiliyor.

Raskin, şimdiye kadar kullanılan teknolojilerin toprağın sadece yüzeyini incelediğini, artık çok daha derine inip toprağın biyolojisinin düşünülmesi gerektiğini paylaşıyor.

Bilim insanlarının toprağın içindeki yaşamın yalnızca yüzde 10’unu tespit ettiği sanılıyor.

Montgomery, uzun yıllardır “yer altındaki dünyanın bilim için görünmez olduğunu, toprağın bilim dünyasında aşılması gereken son büyük sınır olduğunu” aktarıyor.

Toprağın yapısını anlamanın yepyeni endüstrilerin oluşmasına da yol açacağı öne sürülüyor.

Buna örnek olarak çiftçilere toprakları için en iyi besin malzemelerini sağlamak için topraktaki mikropları dizileyen gen teknolojisi gösteriliyor.

Öte yandan çok daha basit ve eskiden kullanılan yöntemlerin de ilginç ve radikal fikirlere yol açacağı ifade ediliyor.

Toprak Birliği’nin Yenilikçi Çiftçiler programı kapsamında yapılan bir deneyde yabani otları ve hastalıkları bastırmak için ağaçların etrafına söğüt talaşı malçı döküldü.

Malçın içindeki asidin ağaçlarda bağışıklık reaksiyonu uyardığı tespit edildi.

Toprak kalitesini ölçmek kolaylaşıyor

Toprağın aynı zamanda tıpta ilaç alanında çok büyük yeniliklere yol açacağı düşünülüyor.

Kimya Dünyası adlı bilimsel dergide yer alan bir makaleye göre toprağın mikrobiyomundaki doğal malzemeler ilaç içeriği için çok faydalı olabilir.

30 yıllık bir aranın ardından geliştirilen ilk yeni antibiyotik sınıfında kullanılanabilecek olan teixobaktin adlı toxin, toprak örneklerine bakarak keşfedildi.

Ancak toprağı analiz etmek çok pahalı olabiliyor ve uzun sürebiliyor.

Uzmanlar bu işlemi artık telefonlarımızla yapmanın yöntemlerini araştırıyor.

İngiltere’de Harvest Agri adlı şirketin yöneticisi Jack Ingle, mikrobiyometre toprak testi adlı bir cihaz satıyor.

Tarımda çalışanlar topraklarından bir örnek alıp onu özel bir solüsyon içeren test tüpüne döküyor ve daha sonra kağıda aktarıyor.

Daha sonra Android ve Iphone’larda bulunan ücretsiz bir uygulamayla toprak örneği taranıp içindeki mikroplar inceleniyor.

Öte yandan bir grup bilim insanı, dünya genelindeki toprak sağlığı ölçümlerinden oluşan SoilHealthDB adlı bir veri tabanı oluşturdu.

Geçen yıl Avrupa Birliği (AB) de, toprak verilerini toplamak ve izlemek ve toprak araştırmalarını ve politika geliştirmeyi desteklemek için AB Toprak Gözlemevi’ni kurdu.

Montgomery, tarım teknolojilerinin geleceğinde geçmişe bakılması gerektiğini söylüyor.

Montgomery, “Mahsul rotasyonu ve mahsulleri örtmek gibi eski bilgileri alıp bunları modern teknolojiyle birleştirebiliriz” diyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı; Avrupa’da Siyasi Dengeleri Nasıl Değiştirdi?

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar Avrupa genelinde petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı. Rusya ve Ukrayna savaşına yönelik görüş ayrılıklarının son dönemde Avrupa Birliği (AB) içindeki siyasi dengeleri de önemli ölçüde sarstığı görülüyor.

Fransa ve Almanya, AB’nin temel motoru olarak görülse bile görüş ayrılıkları son krizle birlikte her zamankinden fazla hissediliyor.

Paris ve Berlin arasında savunma ve enerji politikalarında oluşan çatlak nedeniyle ekim ayı sonunda yapılması planlanan zirve ocak ayına ertelendi.

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani, mevcut durumun “AB içinde dengenin bozulması için elverişli bir ortam yarattığı” görüşünde.

Avrupa projesinin tarihi merkezi olarak bilinen Batı Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Doğu Avrupa’dan, özellikle de Ukrayna’nın AB içindeki en güçlü destekçisi olarak görülen Polonya ve Baltık ülkelerinden son dönemde ciddi eleştiriler alıyor.

Avrupa’nın doğusunun batısına yönelik eleştirilerine dikkat çeken Giuliani, “Doğu Avrupa ülkeleri, Rusya’nın temsil ettiği tehlikeye karşı ortaklarını yıllarca uyardıktan sonra, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından seslerini daha çok çıkarmaya başladı. Bu ülkelerin endişeleri Batı Avrupa, özellikle de Almanlar ve Fransızlar tarafından her zaman yanlış anlaşıldı.” diyerek doğu ve batı Avrupa arasında yaşanan görüş ayrılığına dikkat çekti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un pazar günkü açıklamasında “Rusya’da iktidarın gücü, Sovyet imparatorluğunun ortadan kaldırılmasından doğan kızgınlık ve aşağılanmadan besleniyor.” şeklindeki açıklaması ise yaşlı kıtada yine farklı tepkilere yol açtı.

İsmini açıklamak istemeyen ancak Polonya ve Baltık ülkelerine tepkisini gizlemeyen bir Fransız diplomat, AFP’ye yaptığı açıklamada “Herkese karşı haklı olduklarına inanan Polonya ve Baltık ülkelerinin kendilerince konuya bir şekilde kibirli bir yaklaşımı var. Ancak şu anda bu ülkelerin ahlaki bir otorite olduğunu söylemek de doğru değil. Ahlaki otorite liderlik değil haklı olmak anlamına geliyor.” diyerek ülkesini görüşlerini dile getirdi.

AFP’ye göre, AB’nin motoru olarak görülen Almanya ve Fransa arasındaki başta silah ve enerji politikaları gibi konularda ortaya çıkan görüş ayrılıkları da Brüksel’de ciddi sorun olarak ortaya çıkıyor.

Bu sıkıntılar yüzünden çarşamba günü iki ülke arasında yapılması beklenen ortak bakanlar kurulu toplantısı ocak ayına ertelenmek zorunda kaldı.

Almanya, Fransa ve Polonyalı parlamenterler arasında cumartesi günü öngörülen toplantı ise iptal edildi.

Fransa’nın daha önce Çin, Rusya ve İngiltere’de görev yapmış emekli büyükelçisi Sylvie Bermann, Berlin ve Paris arasında son dönemde yaşanan sıkıntıları kabul ederek, “İki ülke arasında açıkçası bir kriz dönemi yaşanıyor ve Fransa ile Almanya arasında ilişkiler her zamankinden daha gergin görünüyor” diyerek endişesini dile getirdi.

“Fransa yeni ortak arayışına girebilir”

Robert Schuman Vakfı Başkanı Dominique Giuliani’ya göre, koşullara göre tavır alma konusunda becerikli görülen Fransa, yeni ortaklar bulma konusunda vakit kaybetmeden harekete geçebilir.

Giuliani, “Fransa, her zaman koşullara çok hızlı uyum sağlamayı bilen bir Avrupa vizyonuna sahip. Emmanuel Macron etkili önlemler önererek, Fransa için konulara bağlı olarak geçici koalisyonlar oluşturabilir.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

İtaya seçimleri AB’de dengeleri değiştirdi mi?

AB ülkelerinden birinde bakanlık yapan ancak isminin açıklanmasını istemeyen yetkili ise, geçmişte dönemde İtalya ve Fransa arasındaki kurulun işbirliği köprüsünün çökmesin önemli olduğuna değinerek, “AB, şu anda en azından Fransız-İtalyan ekseninin başarısızlığı nedeniyle net bir ağırlık merkezinden yoksun. Bugün İtalya’da, muhtemelen Fransa ile işbirliği yapmak istemeyen bir aşırı sağ hükümet var.” diyerek görüşlerini dile getirdi.

Almanya neden eski gücünde değil?

Yine aynı bakan, Almanya’da iktidarın yaşadığı zorluklar yüzünden daha çok kendi iç sorunlarına konsantre olmak zorunda kaldığını belirterek, Başbakan Olaf Scholz’un söylendiği gibi zayıf olmadığı, daha kendi gücünü göstermeye vakit bulamadığı değerlendirmesinde bulundu.

AB yetkililerine göre, giderek AB içinde güç kazanan Polonya ise hala Fransa, Almanya ve İtalya’nın yerini almaktan oldukça uzak durumda.

Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar petrol, gaz ve elektrik fiyatlarında şok etkisi yarattı.

Bununla birlikte yaşlı kıtanın ekonomisi tamamen hidrokarbon ithalatına bağımlı olması nedeniyle Rusya’nın Avrupa yaptırımlarına tepki olarak uyguladığı teslimat kesintilerinden başka büyük zarar görmedi.

Özellikle Ukrayna’daki savaştan önce Rus gaz dağıtımına yüzde 55’ten fazla bağımlı olan Almanya, bu konuda en fazla mağdur olan ülke oldu.

Ancak, enerji kaynakları politikası açısından AB içinde ülkelerin farklı eğilimler göstermesi yüzünden birlik Rusya’nın sevkiyatı kesme tehdidinin ardından bu konuda hızlı ve etkili ortak kararlar alamadı.

AB ülkelerinde dayanışma zayıflıyor mu?

AB liderleri, perşembe gününden cuma gününe kadar Brüksel’de zorlu müzakerelerin ardından petrol fiyatlarındaki yükselişi durdurmaya yönelik önlemleri uygulamaya koymayı amaçlayan bir “yol haritası” üzerinde anlaştı.

Ancak karar verilmesi gereken hala birçok nokta var ve önümüzdeki haftalarda müzakerelerin oldukça zorlu geçmesine ise kesin gözüyle bakılıyor.

Estonya’da Tartu Üniversitesi’nde siyasal bilimler dersi veren Profesör Stefano Braghiroli, “AB, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlangıcında ender bir birlik sergiledi. Ancak şu anda Avrupa’da gittikçe daha fazla gördüğümüz şey yorgunluk ve uzlaşı şansının kademeli aşınması. 27 ülke artık ortak tavır yerine daha fazla oranda kendisi için düşünmeye başladı.” diyerek birlik içindeki son durumu özetledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kira Artışına Getirilen Yüzde 25 Sınırlaması Kağıt Üzerinde Kaldı

Tüketici Birliği Federasyonu Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu Başkanı Merve Kazancı, “Yüzde 25’in adı var” başlığı ile yaptığı açıklamada, “2022 Eylül ayından bu yana ülke ekonomisinde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle konut kiraları ve satım bedellerinde olağandışı yükselişler yaşanmış; kira bedellerindeki bu hareketlilik bir yandan ödenebilir kira bedeli ile kiralık konut bulma sorununa yol açmış, diğer yandan kiralayan-kiracı ilişkilerinde gerilim hattı oluşturarak, toplumsal barışı zedeleyecek seviyeye ulaşmıştır” ifadelerini kullandı.

Kazancı, açıklamasının devamında, “Ekonomi yönetimi tarafından yaşanan bu yakıcı sorunun giderilmesi amacıyla toplu konut projeleri devreye sokulmuş, öncesinde 11 Haziran 2022 – 1 Temmuz 2023 tarihleri arasında yenilenecek kira sözleşmeleri için kira artış oranı yüzde 25 ile sınırlandırılmıştır” dedi ve ekledi:

“Ancak getirilen bu sınırlandırma, yaşanan sorunu gidermemiş; bir yandan kira ilişkisinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklar mahkemelerde yığılmaya başlamış, diğer yandan kiralayan – kiracı ilişkilerinde yaşanan olumsuzluk olumsuzluk daha da artmıştır.”

Tüketici Birliği Federasyonu, konut kiralarında yaşanan sorunlara ilişkin kamuoyu araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

2022 Ekim ayında, Tüketici Birliği Federasyonu Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu tarafından gerçekleştirilen “BA-RI-NA-MI-YO-RUZ!” başlıklı araştırma ile yaşanan ekonomik kriz sürecinde tüketicilerin barınma sorunu ilişkin veriler yer aldı.

Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu Başkanı Merve Kazancı araştırma ile ilgili internet sitesinde “Yüzde 25’in adı var” başlığı ile yaptığı açıklamada, “2022 Eylül ayından bu yana ülke ekonomisinde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle konut kiraları ve satım bedellerinde olağandışı yükselişler yaşanmış; kira bedellerindeki bu hareketlilik bir yandan ödenebilir kira bedeli ile kiralık konut bulma sorununa yol açmış, diğer yandan kiralayan-kiracı ilişkilerinde gerilim hattı oluşturarak, toplumsal barışı zedeleyecek seviyeye ulaşmıştır” dedi.

 

“Kira artışına getirilen yasal sınır kâğıt üzerinde kaldı” diyen Kazancı şunları söyledi:

Ekonomi yönetimi tarafından yaşanan bu yakıcı sorunun giderilmesi amacıyla toplu konut projeleri devreye sokulmuş, öncesinde 11 Haziran 2022 – 1 Temmuz 2023 tarihleri arasında yenilenecek kira sözleşmeleri için kira artış oranı yüzde 25 ile sınırlandırılmıştır.

Ancak getirilen bu sınırlandırma, yaşanan sorunu gidermemiş; bir yandan kira ilişkisinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklar mahkemelerde yığılmaya başlamış, diğer yandan kiralayan – kiracı ilişkilerinde yaşanan olumsuzluk olumsuzluk daha da artmıştır.

Araştırmanın sonuçlarında ise bilgiler yer aldı:

“Kiracıların yüzde 65’inin, son bir yıl içinde kiralayan ile sorun yaşadıklarını, sorun yaşayan kiracıların yüzde 40’ının da, yasal sınırların çok üzerinde, yüzde 75 – 100 oranında kira artışı talebiyle karşı karşıya kaldıklarını göstermektedir.

Ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, kiralayan ile kira artışı nedeniyle sorun yaşayan kiracıların yüzde 58’inin, istenilen kira artışını yapmak zorunda kalmış olmalarıdır.

Getirilen yüzde 25 oranındaki artış sınırlaması, kiracıların neredeyse tamamı tarafından bilindiği halde yüzde 73.6’sı kiraya verenin baskı ve tacizi nedeniyle bu haklarını kullanamamışlardır.

Araştırma ile elde edilen çarpıcı sonuçlardan bir diğeri, hane halkının toplam gelirinin yarısına yakınının kira için ayrılmak zorunda olmasıdır.”

Paylaşın

Türkiye, Demokrasinin En Çok Gerilediği 10 Ülke Arasında

Yeni yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde demokratik ülke sayısı azalırken, otoriter yönetimlerin sayısı artıyor, Raporda en fazla otoriterleşen 10 ülkeden birisi Türkiye. Bu ülkelerden 6’sında çoğulculuk karşıtı partiler otoriterleşmenin başını çekiyor. 

Bu ülkeler Brezilya, Macaristan, Hindistan, Polonya, Sırbistan ve Türkiye. Rapor Türkiye’de otoriterleşmenin 2006 yılında başladığını belirtiyor. Rapor Türkiye’yi “seçimli otoriterlik” olarak tanımlıyor.

Son 25 yılda dünyada ‘liberal demokrasiler’ yüzde 13 ile en düşük orana geriledi. Dünya nüfusunun yüzde 26’sı “kapalı otoriterlik” ile yönetilirken yüzde 44’ü ise “seçimli otoriterlik” sistemi altında yaşıyor.

Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün (V-Dem) hazırladığı rapora göre Türkiye 179 ülkenin değerlendirildiği Liberal Demokrasi Endeksi’nde 147. sırada yer alıyor. Rapora göre dünya da kutuplaşma da keskin şekilde artıyor.

Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün 2022 Demokrasi Raporu dünyadaki yönetim biçimlerini ve öne çıkan eğilimleri masaya yatırıyor.

Rapora göre 1990’ların sonunda 72 ülke demokratikleşme yönünde yol alırken sadece 3 ülke otoriterleşme eğilimindeydi. 2021 yılında ise sadece 15 ülke demokrasi yolunda ilerleme kaydederken 33 ülkede otoriterleşme eğilimi arttı.

Rapora göre liberal demokrasinin hâkim olduğu ülke sayısı son 25 yılın en düşük seviyesine indi. Avrupa Birliği de otoriterleşmeden payını aldı. AB üyelerinin yüzde 20’si otoriterleşme dalgası yaşıyor.

Türkiye, demokrasi endeksinde 179 ülke içinde 147. sırada

Raporda 2021 Liberal Demokrasi Endeksi yer alıyor. Buna göre Türkiye bu alanda 179 ülke içinde 147. sırada bulunuyor.

1 üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye’nin puanı 0,11. Zirvedeki İsveç ve Danimarka’nın puanı ise 0,88. Liberal Demokrasi Endeksi ilk 10’unda yer alan diğer ülkeler ise sırasıyla şöyle: Norveç, Kosta Rika, Yeni Zelanda, Estonya, İsviçre, Finlandiya, Almanya ve İrlanda. ABD ise 29. sırada yer alıyor.

Endekse göre diğer bazı ülkelerin sıralaması ise şu şekilde: Yunanistan 36, Gana 52, Ermenistan 54, Bulgaristan 56, Nepal 71, Tunus 74, Kenya 83, Tanzanya 100, Pakistan 117, Irak 118, İran 142 Rusya 151 ve Azerbaycan 162.

“Türkiye otoriterleşmenin başını çeken ülkelerden birisi”

Rapora göre en fazla otoriterleştiren 10 ülkeden birisi Türkiye. Bu ülkelerden 6’sında çoğulculuk karşıtı partiler otoriterleşmenin başını çekiyor.

Bu ülkeler Brezilya, Macaristan, Hindistan, Polonya, Sırbistan ve Türkiye. Rapor Türkiye’de otoriterleşmenin 2006 yılında başladığını belirtiyor. Rapor Türkiye’yi “seçimli otoriterlik” olarak tanımlıyor.

Dünyada neler kötüye gidiyor?

Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün raporu dünya siyasetinde demokratik anlamda birçok unsurun kötüye gittiğini gösteriyor. Buna göre 2011 yılında dünya nüfusunun yüzde 49’u otokrasilerde yaşarken bu oran 2021 yılında yüzde 70’e kadar yükseldi. 2021 yılında dünya nüfusunun demokrasi seviyesi 1989 yılına geriledi.

İfade özgürlüğünün tehdit altında olduğu ülke sayısı da son 10 senede 5’ten 35’e yükseldi. Aynı dönemde toksik kutuplaşmanın görüldüğü ülke sayısı da 5’ten 32’ye tırmandı.

2012 yılında 42 ülke liberal demokrasi ile yönetilirken bu sayı 2021’de 34 ülkeye kadar geriledi. Bu ülkeler dünya nüfusunun sadece yüzde 13’ünü oluşturuyor. Demokratik gerileme özellikle Asya-Pasifik, Doğu Avrupa ve Orta Asya ile Latin Amerika’da kendini gösteriyor.

V-Dem 30 milyondan fazla veriyi inceleyerek indeks ve raporunu hazırlıyor. Rapora 3 bin 700 kişiden fazla uzman katkı verdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘Adaylık’ Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

“Aklınızda adaylık için isim var mı?” sorusunu yanıtlayan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, “Vardır demek o kadar kolay değil. Biraz daha zamana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Zaman geçtikçe kanaatler de değişebilir. Toplumda da farklı anlayışlar çıkabilir. Bunu kamuoyu yoklamaları ortaya koyacak. Biz de kanaatlerimizi o yönde belirleyeceğiz.

Bizim başkanımız uzlaşmacı olacak. Özellikle bu dönemde kim başkan adayı belirlenirse onunla birlikte parti liderleri deklarasyon yayınlayacak. Bu başkandan ne beklediklerini ifade edecekler. Bundan dolayı bizim bu deklarasyonumuz bizimle her yönüyle, bütün partilerle uyumlu çalışacak bir başkan olacak. Geçiş döneminde yetkilerini paylaşacak. Ben şimdilik şöyle davranayım. ‘Seçimden sonra bütün yetki benim, önümüzde beş yıllık zaman var, yavaş yavaş bu meseleyi çözeriz’ derse bizim düşüncemizin çok ötesine geçmiş olur. Biz uzlaşma içinde çalışacak bir başkan belirleyeceğiz” dedi.

Saadet Partilisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. Burada gündeme yönelik değerlendirmelerde bulunan Karamollaoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk turda seçimi kazanamayacağı sebebiyle korku ve endişe duyduğunu ifade etti.

Seçimlere ilişkin konuşan Karamollaoğlu, HDP’nin seçimlerdeki rolüne işaret ederek “Şu anda kimse yüzde 50’nin üstünde potansiyele sahip değil. İkinci tura kalırsa seçim o zaman en büyük oy potansiyeli HDP’de. Nereye kayarsa, evrilirse orası kazanır. Bundan dolayı ne reddedebiliyor ne de yumuşak bir zeminin oluşmasına imkan veriyor. Bunu İstanbul seçimlerinde gördü” ifadelerini kullandı.

‘Önemli olan Demirtaş’ın fikirleri’

Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı açıklamalarla eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlük ile alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor” ifadeleriyle hedef almasına tepki gösteren Karamollaoğlu, “Kürt müdür değil midir, bilmiyorum. Ama önemli olan fikirleri. Kendisi Kürt olmayabilir, Türk olmayabilir. Başka anlayışlara sahip olabilir. Kendisi fikren bir noktaya gelebilir, oradan mağdur gördüğü insanların derdiyle dertlenmeyi kendine vazife olarak kabul edebilir. Bunun şeceresine gidip ‘sen kimsin ki bununla ilgileniyorsun?’ demenin bir faydası yok. Ayrıştırıcı” dedi.

Karamollaoğlu, “Sürekli olarak ‘Benden yana mısın bana karşı mısın?’ Ben camiye gittiğimde yanımdaki insanın kim olduğuna bakmam. Bunu araştırmaya girmeyi de gerekli görmem. Biz çok farklı temel değerlere sahip parti mensupları olarak nasıl bir araya geleceğiz. Elbette bunun yolu asgari müştereklerde birleşmek. Birbirimizi rencide etmeden, nasıl yaşayacağınız bir arada? Bunu bulabilmek. Zaten bir arada yaşıyoruz. Ama bir ağız tadıyla yaşamak var bir de birbirimize hakaret ederek yaşamak var” ifadelerini kullandı.

Adaylık tartışmaları

Küçükkaya’nın “Aklınızda adaylık için isim var mı?” sorusunu yanıtlayan Karamollaoğlu, “Vardır demek o kadar kolay değil. Biraz daha zamana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Zaman geçtikçe kanaatler de değişebilir. Toplumda da farklı anlayışlar çıkabilir. Bunu kamuoyu yoklamaları ortaya koyacak. Biz de kanaatlerimizi o yönde belirleyeceğiz.

Bizim başkanımız uzlaşmacı olacak. Özellikle bu dönemde kim başkan adayı belirlenirse onunla birlikte parti liderleri deklarasyon yayınlayacak. Bu başkandan ne beklediklerini ifade edecekler. Bundan dolayı bizim bu deklarasyonumuz bizimle her yönüyle, bütün partilerle uyumlu çalışacak bir başkan olacak. Geçiş döneminde yetkilerini paylaşacak. Ben şimdilik şöyle davranayım. ‘Seçimden sonra bütün yetki benim, önümüzde beş yıllık zaman var, yavaş yavaş bu meseleyi çözeriz’ derse bizim düşüncemizin çok ötesine geçmiş olur. Biz uzlaşma içinde çalışacak bir başkan belirleyeceğiz” dedi.

Karamollaoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

‘Fakıbaba’nın ayrılması başkalarını tetikler’

“Benim siyasette bu tip kokuları alma kabiliyetim fazla değil. Su-i zan olabilir. Bazı ihtimaller gözüküyor. Fakıbaba’nın istifası çok önemli. Bizatihi farklı yapıda bir insan. Belediye başkanıyken de farklı tavırlar sergiledi. Zannediyorum ki Fakıbaba’nın ayrılması başkalarını da tetikler. İnsanlar gidişattan memnun değiller. Şahsi menfaatini gözetenler var. Seçimde bir değişiklik kaçınılmaz gibi gözüküyor. Bu insanları endişe sürüklüyor.

Tayyip bey, kendisine göre bir aday olarak görüyor. Rahat mücadele edebileceğini düşünüyor ama sayın Kılıçdaroğlu da attığı adımlarla öyle zannediyorum ki Erdoğan’ı biraz açığa düşürdü. Bu da endişe ettiriyor belki Erdoğan’ı. Biz altılı masa olarak seçim kararı alınır alınmaz bir araya gelip adayımızı belirleyeceğiz.

Sayın Erdoğan, elinde bulundurduğu bütün imkanları seferber etti, sahaya sürdü ve bundan sonra da sürecek. Bütün maddi manevi nesi varsa veya bürokratik olarak elinde hangi imkan varsa tamamını sahaya sürüyor. Buradan netice çıkar mı şahsen kendisinin toplumun belirli bir kesiminde itibarı var. Onlar Erdoğan’ın bazı attığı adımlardan memnunlar. Örneğin; başörtü meselesini çözmüş olması, imam hatip okullarının açılması, Kuran kurslarına imkan verilmesi bütün bunlar önemli adımlar.

Erdoğan’ın karşısında olup da bu noktaları gereksiz olarak tenkit etmeye kalkanlar var. Erdoğan’ın attığı bu adımları ‘gelirsek biz yerle bir ederiz’ anlamında ama böyle bir yetkileri de yok. Ama bu endişe ettiriyor. Bunlar toplumda bir teredütün doğmasına vesile oluyor. O yüzden Erdoğan elindeki tüm imkanları seferber edecek. Borç alacak, para basacak, toplu sözleşmeye gelecek, zamlara gelecek, asgari ücret için kesinlikle herkesin tahmin bile etmeyeceği rakamları söyleyecek, enflasyonun üzerinde zamlar yapacak. Erdoğan, ‘6 aylık sürede ben bunlara tahammül ederim sonra da imkanları elime geçirince bundan sonra başka bir dönem beklemiyorum elimden geleni yaparım’ diye düşünecek.

Anayasa değişikliği tartışması

Biz ailenin bütün toplumlar için en önemli unsur olduğu kanaatindeyiz. Toplumun temelini aile oluşturur. Aile, bir erkek bir kadın ve çocuklardan meydana gelir. Bunu değiştirecek bir mefhum, iki kadın, iki erkek bir araya gelerek bir aile oluşturmaz. Kusura bakmasınlar. Aile, çocuk mutlaka yapacak ve ülkemizin nüfusunu da dengeleyecek. Çünkü nüfus yaşlanmaya başladı.

Eğer makulse neden olmasın? Tayyip beye puan toplar, isterse toplasın eğer doğruysa, makulse bizim evet dememiz icap eder. Nasıl ki Kılıçdaroğlu’nun teklifine sayın Erdoğan’ın da ‘evet’ demesini beklediğimiz gibi. Doğruya doğru, eğriye eğri.

Paylaşın

Açlık Sınırı 8 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin aylık mutfak masraflarını kapsayan açlık sınırı, ekim ayında 8 bin 223 liraya çıktı. Bir ailenin kira, fatura, ulaşım, eğitim ve giyim gibi aylık tüm giderlerini kapsayan yoksulluk sınırı ise 24 bin 513 liraya yükseldi.

Açlık sınırı ekimde bir önceki aya göre 556 lira artarken, yoksulluk sınırı ise bir önceki aya göre 2 bin 136 lira artmış oldu.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, Açlık-Yoksulluk Araştırması Eylül Ayı 2022 sonuçlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin aylık mutfak masraflarını kapsayan açlık sınırı, ekimde 8 bin 223 liraya çıktı.

Bir ailenin kira, fatura, ulaşım, eğitim ve giyim gibi aylık tüm giderlerini kapsayan yoksulluk sınırı ise ekimde 24 bin 513 liraya yükseldi

Açlık sınırı ekimde bir önceki aya göre 556 lira artarken, yoksulluk sınırı ise bir önceki aya göre 2 bin 136 lira artmış oldu. Birleşik Kamu-İş’ten yapılan açıklamada, son bir yılda açlık sınırının 4 bin 515 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcamaların ise 7 bin 313 lira arttığı belirtildi.

Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırının ise son bir yılda toplam 11 bin 828 liralık yükseldiği ifade edildi.

Raporda yer alan bilgiler şöyle:

“Açlık sınırı, ekimde bir önceki aya göre 556 lira artarken gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama bin 580 lira artarak 16 bin 290 liraya yükseldi. Ekimde yoksulluk sınırı, önceki aya göre da 2 bin 136 lira arttı.

Son bir yılda açlık sınırı 4 bin 515 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 7 bin 313 lira arttı. Yoksulluk sınırı, son bir yılda toplam 11 bin 828 liralık artış gösterdi. Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, sağlıklı beslenebilmek için et-balık-yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar, bir önceki aya göre 38 lira, son bir yılda ise 816 lira artarak bin 861 lira oldu.

Kuru bakliyatta bin 115 TL artış

Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama, önceki aya göre 4 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 115 liralık artışla 213 lira oldu. Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama da ekimde bir önceki aya göre 150 lira artarak 2 bin 169 liraya yükseldi. Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcamalarda son bir yıllık dönemde bin 282 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para, ekimde 18, geçen yılın aynı ayına göre ise 290 lira artarak 621 liraya yükseldi. Sebze harcaması da ekimde, önceki aya göre 207 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 762 lira artarak bin 83 lira oldu.

Ekmek, un, makarna son bir yılda 324 TL arttı

Ekimde 79 lira artarak 864 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama, son bir yılda 324 lira arttı. Pirinç ve bulgur harcamaları, ekimde önceki aya göre değişmezken son bir yılda ise 273 lira artarak 361 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 2 lira daha artarak 237 lira oldu. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da ekimde 57 lira artarak 644 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise ekimde önceki aya göre değişmezken geçen yılın aynı ayına göre ise 100 lira artarak 170 liraya çıktı.

Yetişkin erkek için 2 bin 800, yetişkin kadın için 2 bin 200, genç için 3 bin ve çocuk için de bin 600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ekimde açlık sınırı, yetişkin erkek için 2 bin 401 lira, yetişkin kadın için bin 885 lira, çocuk için bin 368 lira ve genç için de 2 bin 569 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini ‘yoksunluk hissi duymadan’ karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da ekimde 244 liralık artışla 14 bin 710 liraya yükseldi.

Ekimde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 901 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 3 bin 264 liraya, ev eşyası harcamaları bin 944 liraya, sağlık harcamaları 637 liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 3 bin 986 liraya inerken haberleşme harcamaları 662 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 568 liraya, eğitim harcamaları 369 liraya, tatil-otel harcamaları bin 368 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise 961 liraya çıktı.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise ekimde 629 lira daha artarak 22 bin 377 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, bu yılın ilk dokuz aylık döneminde 8 bin 865 liralık, son bir yılda ise 9 bin 908 liralık artış yaşandı.”

Paylaşın

Erdoğan, CHP’yi Köşeye Sıkıştırmak İstiyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “türban serbestisi” çağrısına karşı “anayasa” çıkışı yapan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hamlesiyle, CHP’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün, Malatya’da, “türban serbestisi” ile ilgili partisinin hazırladığı anayasa değişiklik teklifine ilişkin “Başörtüsü konusundaki anayasa değişikliğini Meclis’e gönderdik. Sapkın akımlara karşı ailenin de korunmasını içeren bir anayasa değişikliğinin hazırlığına başladı. Kabul edilirse önemli bir kazanım olmuş olacak. Şunu da yapabiliriz: Sıkıyorsa gel, referanduma gidelim. Parlamentoda bu iş çözülmüyorsa millete götürelim, kararı millet versin” çıkışında bulunmuştu.

Erdoğan’ın bu çıkışının ardından CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a, “Macaristan Başbakanı Viktor Orban” benzetmesinde bulunarak “Tek parti döneminde bile kadının kılık kıyafetiyle uğraşılmamıştır. Bizim söylediğimiz kanun teklifi bu felsefeyi taşıyor” diyerek CHP’nin yasa teklifine destek vermesini istemişti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun AK Parti kaynaklarından aktardıklarına göre, Erdoğan bu çıkışı ile CHP’yi “samimiyet testine tabi tutmak” istiyor. CHP’nin, “başörtüsü teklifinde samimi olmadığını” düşünen Erdoğan’ın, “yurttaşlar nezdinde de CHP’nin başörtüsü teklifinde samimi olmadığını, LGBTİ+ düzenlemesini bahane ederek başörtüsü değişikliğine hayır diyeceğini kanıtlamak istediği” belirtiliyor.

“360’a destek verin”

AK Partili kaynaklar, Erdoğan’ın “referandum” çıkışıyla birlikte CHP’yi “Meclis’te de test etmek istediğini” kaydediyor. AK Partiye göre CHP, “anayasa değişikliği teklifini referanduma götürebilmek için de onay vermeyecek.” Söz konusu anayasa değişikliğini referanduma götürebilmek için parlamentoda 360 milletvekilinin “evet” oyu vermesi gerekiyor.

Değişikliğin doğrudan TBMM’de kabul edilebilmesi için de 400 milletvekilinin onayı şart. AK Partili kaynaklar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Biz diyoruz ki ‘Madem AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine onay vermek istemiyorsunuz. O zaman hakem halk olsun. Başörtüsü konusunda samimi olduğunuzu ifade ediyorsanız, gelin 400 milletvekili ile değişikliği doğrudan TBMM’den geçirmek yerine halkın oyuna gidelim. Cesaretiniz varsa, 360 için destek verin. Halk ne derse o olsun. Ailenin korunmasını da içeren anayasa değişikliği teklifine CHP neden ‘hayır’ diyecek? Bunu Türk halkına nasıl anlatacak?”

“Meydanda anlatırız”

AK Parti kanadı, seçimlere az bir zaman kala CHP’nin anayasa değişikliği teklifine “hayır” demesi durumunda Erdoğan’ın, meydanlarda bu durumu yurttaşlara anlatacağına da dikkat çekiyor. AK Parti’de, “Kılıçdaroğlu, daha önce çözümlenmiş bir konuyu yeniden gündeme getiriyor. Sonra ‘Gelin, teklifimize destek verin’ diyor. Biz de diyoruz ki ‘Madem bu kadar başörtüsü ile ilgili kaygıların var, gel sen bize destek ver, bunu anayasal güvence altına alalım.’ Kılıçdaroğlu’nun, bu değişiklik teklifine ‘hayır’ demesi durumunda, bunu elbette meydanlarda halka anlatırız. Madem daha önce Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığın başörtüsü serbestisinde bugün samimisin, yurttaşlarla helalleşmek istiyorsun, o zaman ‘hayır’ın gerekçesini de anlat. Biz de halka neden hayır dediğini anlatalım” yorumları yapılıyor.

Paylaşın