Vladimir Putin: Batı, Ukrayna’da ‘Kirli Ve Tehlikeli’ Bir Oyun Oynuyor

Kremlin ile güçlü bağlara düşünce kuruluşu Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın küresel hakimiyetinin çökmeye mahkum olduğunu ve ABD ile müttefiklerinin “bu kaçınılmaz çöküşü” önlemek için Ukrayna’da “tehlikeli, kanlı ve kirli” bir jeopolitik oyun oynadığını söyledi.

Haber Merkezi / “Rusya Batı’ya meydan okumuyor, Rusya sadece var olma hakkını savunuyor” diyen Putin, Batılıları Rusya’yı yok etmek, haritadan silmek istemekle” suçladı. Batı’nın jeopolitik amaçlarına ulaşmak için Rusya’yı daha savunmasız hale getirmeye çalıştığını söyleyen Putin, “Bunu başaramadılar ve asla başaramayacaklar” dedi.

“Batı’nın dünyadaki bölünmez hakimiyetine dayalı tarihi dönem, sonuna yaklaşıyor” diyen Putin, “Tarihi bir sınırda duruyoruz. Önümüzde, İkinci Dünya Savaşının sonundan bu yana karşı karşıya kalınan en tehlikeli, en kestirilemez ve aynı zamanda en önemli on yıl var” ifadelerini kullandı.

Batı’nın dünyanın ortak geleceği konusunda çok kutuplu dünyanın merkezleriyle; Rusya ve diğer önemli güçlerle konuşmak zorunda kalacağını belirten Putin, “Bu ne kadar çabuk olursa o kadar iyi” dedi.

Putin, Rusya’nın nükleer silah kullanmayı planladığına yönelik iddialara da yanıt vererek Rusya’nın askeri doktrininin nükleer silah kullanımına sadece savunma amaçlı olarak izin verdiğini vurguladı.

“Nükleer silahlar var olduğu sürece nükleer silahların kullanılması tehlikesi de olacaktır” diyen Putin, nükleer silahların sınırlandırılması konusunda ABD ile görüşmelere yeniden başlamaya hazır olduklarını ancak “stratejik istikrar” konusunda görüşme önerilerine Washington’dan yanıt gelmediğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı, Rusların ve Ukraynalıların tek bir halkın parçası olduğu yönündeki uzun süredir devam eden iddiasını yineledi ve Ukrayna’yı “yapay bir devlet” olarak tanımladı. Ukrayna’nın karşılık verme kabiliyetini küçümsediği söylentisini reddeden Putin, “özel askeri operasyonun” planlandığı gibi ilerlediğini söyledi.

Erdoğan, Çin ve Hindistan’a övgü

Putin, konuşmasında Türkiye ile iş birliğine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkisine de değindi. Türkiye ile Rusya’nın çok sayıda ortak çıkara sahip olduğunu belirten Putin, Erdoğan’ı “her zaman Türkiye’nin çıkarlarını savunan güçlü bir lider” olarak nitelendirdi.

Rus lider Erdoğan’ın her zaman “kolay bir muhatap” olmadığını ancak Türkiye’nin her zaman “güvenilir” ve anlaşmaya istekli olduğunu kaydetti.

Putin Çin ile ilişkilere de değindi. Çin ile ilişkilerin “eşi görülmemiş bir seviyeye” yükseldiğini belirten Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “yakın dost” olduklarını söyledi. Rus lider, ABD’nin Çin ile ilişkilerini bozarak yanlış yaptığını kaydetti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretini “provokasyon” olarak nitelendirdi.

Putin, Rusya’nın tarihi yakın ilişkilere sahip olduğu Hindistan’ı da överek Hindistan’ın uluslararası alanda gelecekte önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Rusya’yı yok edip jeopolitik haritadan silmeyi asla başaramadılar ve gelecekte de başaramayacaklar.

(Batı’nın hegemonyasını koruma arzusunun aksine) Rusya, kendisi bir hegemon olmayacak, böyle bir planımız yok.

Liberal ideoloji, bugün tanınmayacak kadar değişti. Başlangıçta klasik liberalizm, her insanın özgürlüğünü istediğinizi söyleme, istediğinizi yapma özgürlüğü olarak anladıysa da, 20. yüzyılda liberaller, açık toplumun düşmanları olduğunu ve bu düşmanların özgürlüğünün sınırlandırılması, hatta ellerinden alınması gerektiğini söylemeye başladılar. Şimdiyse liberalizm absürt hale geldi, herhangi bir alternatif bakış açısı yıkıcı, propaganda ve demokrasi tehdidi ilan ediliyor.

Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısının, dünyadaki çeşitliliği yansıtacak biçimde değiştirilmesini değerlendirmemiz gerekiyor.

Mevcut sert çatışma koşullarında, bağımsız, kendine özgü bir medeniyet olan Rusya, Batı’yı hiçbir zaman düşman olarak görmedi ve görmüyor. Amerikan, Fransız, İngiliz ve Alman düşmanlığı gibi yabancı düşmanlığı tezahürleri, Rus düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı gibi ırkçılığın biçimleridir.

Yeni dünya düzeninin en başta yasalara ve hukuka dayanması, özgür ve adil olması gerektiğini düşünüyoruz. Küresel ve ticaret de daha adil ve açık hale gelmeli.

Rusya, uluslararası ödemelerin yapılması için de olmak üzere, yeni uluslararası finans platformları oluşturma sürecinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Bu platformlar bağımsız, siyasetten arındırılmış, otomatikleştirilmiş olmalı ve tek bir yönetim merkezine bağlı olmamalıdır. Bu yapılabilir mi? Elbette. Birçok ülkenin çabalarını birleştirmesini gerektiriyor. Ancak bunu yapmak mümkün.

Dünyada nükleer silahlar bulunduğu sürece bu silahların kullanılması tehlikesi de her zaman bulunacak.

Tarihi bir dönüm noktasındayız. Önümüzde muhtemelen, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden beriki en tehlikeli, en kestirilemez, fakat aynı anda da en önemli on yıllık dönem bulunuyor. İçinde bulunduğumuz durum şu anda bir ölçüde de büyük değişimlerin yaşandığı, devrimci bir dönem. Durumun böyle olması, tüm insanlığı tehdit eden bir krizler zincirine gebe. Bu karşıtlıkların yapıcı biçimde çözülmesiyse bugün en önemli, tarihi görevimizdir.

Rusya’nın Donbass ile ilgili bir şey yapması gerekiyordu, Rusya’nın kendi adına bir karar vermesi gerekiyordu, fakat Donbass’ın bağımsızlığını tanıyıp onları öylece bırakamazdık, zira bağımsız Donbass, Rusya’nın parçası haline gelmeden hayatta kalamazdı.

NATO’nun genişlemesi Rusya için kabul edilemezdi ve Batı bunu biliyordu, ancak görmezden geldi. NATO’nun genişlememesine ilişkin müzakereler basitçe reddedildi. Batı, Ukrayna’daki darbeyle pazularını esnetmek ve ‘evde patronun kim olduğunu göstermek’ istedi. Herkesi kendi saflarına çekmek istediler.

(Ukrayna konusunda ‘düşmanın hafife alındığı’ şeklinde bir hisse sahip olup olmadığı sorusu karşısında) Hayır, böyle bir hisse sahip değilim.

(Rusya ile Ukrayna arasında yaşananları bir iç savaş olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu üstüne) Kısmen evet, böyle değerlendirilebilir. Ukraynalılar ve Ruslar tek bir halk. Bu, tarihi bir gerçek. Ukrayna, yapay bir devlet. Ukrayna’nın egemenliğini garanti edebilecek tek ülke de, onu yaratan ülkedir, yani Rusya’dır. Ukraynalıların kendilerini ayrı bir halk olarak görmelerine gelince, buna sadece saygı gösterebiliriz.

Kısa bir süre öncesine kadar bir yarı-koloniye dönüşeceğimiz konusunda, Batı olmadan hiçbir şey yapamayacağımız konusunda endişeleniyorduk. Fakat hiç de endişe ettiğimiz gibi olmadı, hiçbir şey parçalanıp dağılmadı. Aksine, ekonomi temizlendi ve arınmış oldu.

Kiev rejimi, sürekli olarak nükleer silaha sahip olmak istediğini söylüyor. Zaporojye Nükleer Santrali’nde yaptıklarımızla ilgili sürekli konuşmalar var. Biz ne yapıyoruz ki? Bazen doğrudan, bazen de imada bulunarak nükleer santrale ateş açtığımızı söylüyorlar. Akıllarını yitirmiş olmalılar. Zira bu santrali biz kontrol ediyoruz ve orada bizim askerlerimiz var.

ABD’nin, kendi hakimiyeti dışında dünyaya verebileceği hiçbir şeyi yok.

İki tane Batı var: Birincisi, zengin bir kültüre sahip olan geleneksel Batı. İkincisiyse saldırgan ve kolonici Batı.

Erdoğan, her şeyden önce, belki de sadece Türkiye’nin, Türk halkının çıkarlarını ve Türk ekonomisinin çıkarlarını esas alan güçlü bir lider. Enerji konularındaki, TürkAkım’ın inşası konusundaki tutumu da büyük oranda bununla açıklanıyor.

(Erdoğan’ın kendisinin de başkalarından istifade etmeye çalışan bir lider olup olmadığı sorusu karşısında) Erdoğan, kendisini kullanmalarına ve üçüncü ülkelerin çıkarlarını gözetmeye zorlamalarına hiçbir zaman izin vermiyor. Ancak o, bizimle diyalogda da en başta kendi çıkarlarını koruyor. Onun başkalarını kullanmaya çalıştığını söyleyemeyiz, sadece kendisinin, hükümetinin, danışmanlarının en uygun bulduğu kararın alınması için mücadele ediyor.

Bu açıdan genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan zor partnerler. Birçok karar, uzun ve zorlu anlaşmazlıklar, müzakereler sonucunda alınıyor, ancak her iki tarafta da bu anlaşmalara varma arzusu mevcut ve biz de, genelde bu anlaşmalara varıyoruz.

Bu açıdan Erdoğan, elbette tutarlı ve güvenilir bir partner. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın zor bir partner olduğunu ve her zaman kendi çıkarlarını, yani ülkesinin çıkarlarını gözettiğini söyledim.

Rusya ile Türkiye’nin turizm, inşaat ve tarım alanları da dahil pek çok kesişen çıkarı var. Şimdi de Avrupalı tüketiciler için Türkiye topraklarında bir gaz dağıtım merkezi kurulmasını teklif ettik. Türkiye tarafı bu teklifimizi kabul etti, tabii ki bunu yaparken her şeyden önce kendi çıkarlarını göz önünde bulundurdu.

Bir şeyden korkuyor olsaydım hiçbir şey yapamaz hâle gelirdim, davranışlarımı da bu düzenin anlayışları şekillendiriyor olurdu.

Rusya’nın çok sayıda dostu var, pek çok ülke, dışarıdan kendilerine bir şeyler dikte edildiği bu düzende yaşamaktan bıkmış durumda ve bizim bu dış güçlerle mücadelemizi görüyorlar.

Liz Truss, üstüne akıl yormadan, nükleer silahlar hakkında bir şeyler söyleyiverdi, böyle şeyler söylediği için çıldırmış olmalı. Washington, Truss’un söyledikleri ile arasına mesafe koyabilirdi, Truss’a katılmadıklarını söyleyebilirlerdi, fakat sessiz kalmayı seçtiler. Batılı ülkeler, başka ülkeleri ‘ayağa kalkmaya’ ve Rusya ile işbirliği yapmayı reddetmeye ikna etmek için böyle nükleer provokasyonlar kullanıyorlar.

Ukrayna’ya nükleer bir saldırı düzenlemeye ihtiyacımız yok, bunun siyasi veyahut askeri açıdan hiçbir manası ya da yararı yok.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasına ihtiyaç var, ama hiçbir şeyi dayatamayız ve dikte edemeyiz, Ermeni halkının anlaşmanın parametreleriyle ilgili her seçimini destekleyeceğiz, ama Bakü ile bu konuda anlaşmak gerekiyor.

Kiev rejiminin temsilcileri Rusya ile son Ukraynalıya kadar savaşmaya hazır, çaldıkları ve Batı’daki bankalarda tuttukları milyarları koruyorlar. Ukrayna askeri birliklerinin son zamanlarındaki kayıpları neredeyse hep 1’e 7 veya 1’e 8 oranına ulaşıyor. Kiev, insanlara acımıyor. Ukrayna’da, milliyetçiler ve neo-Naziler arasında kaynaşma yaşanıyor, bu aslında büyük bir sorun.

Putin, Rusya’ya karşı koyma bağlamında Çin’le ilişkileri bozan ABD’nin normal olduğu konusunda şüpheli olduğunu belirtti. Putin, “Bir gram fikir yok, sadece saçmalık ve kibir var.” dedi.

Çin lideri Şi Cinping’i, Ukrayna’da özel operasyon başlatma planlarımız konusunda uyarmadım.

G20’ye gidebilirim, henüz düşünme aşamasındayım.

Rusya’da kamulaştırmaya gerek yok, piyasa koşullarına göre ilerliyoruz.

Rusya, Ukrayna ile müzakerelere hazır olduğunu defalarca söyledi, ancak Kiev rejimi görüşmelere devam etmeme kararı aldı. Washington’daki politikacılar, Ukrayna sorununu diplomasi yardımıyla çok hızlı bir şekilde çözebilir, sadece bir sinyal göndermeleri yeterli.

Odessa, dünyanın en güzel şehirlerinden biri, aynı anda hem çatışma noktası hem çözümün sembolü olabilir.

(ABD ile diyalog hakkında) Her türlü sorunun çözüme hazırız.

Özel harekatın ana amacı Donbass’a yardımdı, lakin ordumuz eski Novorossiya’ya yaklaştığında, yerli sakinlerin beklentilerine karşılık vermememiz mümkün değildi.

Rusya’da, dış tehditlerle mücadele konusunda genel olarak tam mutabakat var. Genel olarak Rusya’da toplum için büyük konsalidasyon var.

(Avrupa)Her konuda Washington’u arayan partnerle konuşmak mümkün değil.”

Paylaşın

Aysel Tuğluk, ‘Demans Nedeniyle’ Tahliye Edildi

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporu sonrası kaldığı Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yer alan cezaevinden tahliye edildi.

Haber Merkezi / İstanbul’da ailesiyle yaşaması ve tedavisini sürdürmesi beklenen Aysel Tuğluk, 28 Aralık 2016’da tutuklanmıştı.

Aysel Tuğluk hakkında, “terör örgütü yöneticisi olmak”  suçlamasıyla verilen 10 yıllık hapis cezası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 25 Şubat 2020’da onanmıştı.

Tuğluk hakkında hazırlanan iddianamede, kuruluşunda yer aldığı ve Eylül 2014’e kadar Eş Başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’ndeki (DTK) çalışmaları sırasında medyaya verdiği demeçler ve katıldığı cenaze törenleri delil olarak gösterilmişti.

Süreç nasıl ilerledi?

Aysel Tuğluk, 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altında tutuldu ve hazırlanan 25 sayfalık raporda “Hafif bilişsel bozukluk gösterdiği buna karşılık davranış bozukluğu göstermediği ve çevresiyle uyumlu olduğu” belirtildi.

ATK raporunda Tuğluk’un “Ceza sorumluluğunun tam olduğu’ kanaatine yer vermişti. Bu karar, Tuğluk’u, yargılandığı Kobani Davası’nda mahkemede savunma yapmak zorunda bırakmıştı.

Avukatlar karara itiraz edince ATK 3. İhtisas Kurulu, 22 Haziran 2022 tarihinde yeni bir rapor hazırladı ama sonuç değişmedi. Bu raporda da Tuğluk’un “Cezaevinde tek başına hayatını idame edebileceği” belirtilmişti.

Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi.

Bir aylık sürecin sonucunda ATK, geçtiğimiz cuma günü (21 Ekim) Tuğluk’un beyin MR’nın çekilmesi istedi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti.

MR raporunun da hazırlanmasının ardından ATK, Tuğluk ile ilişkin raporunu hazırladı. ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi.

Tuğluk için hazırlanan raporlarda ne denilmişti?

  • 15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu.
  • 12 Temmuz 2021’de Kocaeli üniversitesi Adli Tıp Kurumu, Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
  • Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesi’nin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi.
  • 3 Eylül 2021’de ATK rapor hazırladı ve “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” dedi.
  • Tuğluk avukatları Reyhan Yalçındağ- Baydemir ve Serdar Çelebi, TİHV’e rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
  • TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
  • Kobani Davası mahkeme heyeti, Tuğluk’un duruşmada savunma yapıp yapamayacağını tespit edilmesi için hastaneden rapor istedi. Tuğluk, bu karar üzerine 21 Aralık 2021’de yeniden İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Tuğluk’un demans tanısının sabit olduğunu ve durumunda ilerleme kaydedildiği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararın ATK’nin vermesi gerektiğini belirtti.
  • Tuğluk, ATK’ye gönderildi. ATK, 25 Şubat 2022’de verdiği raporda, “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti. Ayrıca söz konusu raporda mahkemeden talep edilmediği halde, “ceza sorumluluğu tamdır” denildi.
  • İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ise; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi.
  • TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda ise “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
  • ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
  • ATK, 22 Haziran 2022’de hazırladığı raporda da, şu ifadelere yer verdi: “ATK’nin tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği, hastalıklarının ilerlemesi veya vasfının değişmesi durumunda son durumu gösterir sağlık kurulu raporunun gönderilmesi ile yeniden değerlendirilebileceği oy çokluğu ile mütalaa olunur.
Paylaşın

ECB Faizleri 75 Puan Artırdı: 2009’dan Bu Yana En Yüksek Seviye

Almanya’nın Frankfurt kentinde toplanan 25 üyeli Avrupa Merkez Bankası (ECB) Para Politikası Kurulu, üç temel politika faizini 75 baz puan artırarak, 2009’dan bu yana en yüksek seviyesine çıkardı. ECB’nin aralık ayındaki toplantısında da 50 baz puan faiz artırmasına kesin gözüyle bakılıyor. 

Haber Merkezi / ECB, 19 ülkeden oluşan Euro Bölgesi’nde faiz oranlarını sadece üç ay içinde 2 puan artırdı. 2005-2007 yılları arasındaki faiz artırımı döneminde bu süre 18 ay, 1999-2000 yıllarında ise 17 ay sürmüştü.

Lagarde’dan eleştirilere “enflasyon” yanıtı

Ekonomide resesyon beklentilerine rağmen enflasyonla mücadele adına alınan faiz artırım kararları yüksek borç oranına sahip İtalya ve Fransa gibi Euro Bölgesi ülkelerinde eleştirilere yol açmıştı. İtalya’nın yeni Başbakanı Giorgia Meloni, güçlü faiz artışlarının özellikle yüksek borçlu ülkeler açısından riskli olduğu eleştirisi yapmış, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüksek enflasyonla mücadelede talebe darbe vurulmaması uyarısında bulunmuştu.

ECB Başkanı Christine Lagarde, eleştirilere karşı faiz artış kararını savunarak, ECB’nin bir görevinin de enflasyonla mücadele olduğunu vurguladı. Hızlı artış oranlarının enflasyonu düşürmede ve ekonomik toparlanmanın teşvikinde “en uygun” yol olduğunu belirten Lagarde, önümüzdeki dönemde de faiz artışlarının süreceği mesajı verdi. ECB’nin yıllık enflasyon hedefi yüzde 2 olarak belirlenmişti.

Konjonktürle ilgili karamsar bir tablo çizen Lagarde, doğal gaz krizi ve fiyat artışları ışığında üçüncü çeyrekte ekonomik faaliyetlerde belirgin yavaşlama olduğunu, yılın geri kalanında ve önümüzdeki yılın başında da bu yavaşlamanın devam etmesini beklediklerini söyledi. Lagarde Euro Bölgesi ülkelerini, borçları azaltma çabalarını sürdürmeye çağırdı.

Dünyanın dört bir yanında merkez bankaları, işletmeler ve tüketiciler için kredi maliyetini yönlendiren faiz oranlarını, enflasyonu dizginlemek amacıyla hızla yükseltiyor. Ekonomistler, tüketicilerin satın alma gücünü azaltan enflasyon sebebiyle ABD ile 19 üyeli Euro Bölgesi’nde bir resesyon olacağını öngörüyor.

Son haftalarda değer kayıpları sonrası Dolar’ın gerisine düşen Euro, faizlerin yükseltileceği beklentisi nedeniyle 20 Eylül’den bu yana ilk kez 1 seviyesinin üzerine çıkmıştı.

ABD Merkez Bankası’nın da yeni faiz artırımına gitmesi bekleniyor

Para piyasalarındaki fiyatlamalarda gelecek hafta yapılacak toplantıda Fed’in 75 baz puan faiz artırmasına kesin gözüyle bakılırken, aralık toplantısında 50 baz puan faiz artırımı yapılacağına yönelik beklentiler güçlenmeyi sürdürüyor. Fed’in aralıkta yüzde 55 ihtimalle 50 baz puan, yüzde 39 ihtimalle 75 baz puan faiz artıracağı öngörülüyor.

Paylaşın

41 Kişinin Hayatını Kaybettiği Maden Faciası: 25 Gözaltı Kararı

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, Amasra’da 14 Ekim’de 41 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan patlamaya ilişkin 25 gözaltı kararı verdi. Gözaltı kararı verilenler arasında Amasra Taşkömürü İşletme Müessese Müdürü Cihat Özdemir de bulunuyor. 

Haber Merkezi / Bartın’ın Amasra ilçesinde 14 Ekim’de 41 madencinin hayatını kaybettiği maden patlamasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan madencilerden biri savcılığa, 2019 yılında işe alınanların hemen usta yapıldığını, 2009’da işe alınan tecrübeli madencilerin geri hizmete çekildiğini belirtmişti.

Sayıştay’ın patlamanın yaşandığı Amasra Taşkömürü İşletmesi’ne yönelik 2020 raporunda da 2019 yılındaki işçi alımından sonra iş kazalarının arttığı tespiti yapılmıştı.

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğüne bağlı maden ocağında 14 Ekim Cuma günü saat 18.15’te meydana gelen grizu patlamasında 41 kişi hayatını kaybetmiş, 11 kişi de yaralanmıştı.

Grizu nedir?

Grizu, maden ocaklarının galerilerinde bulunabilen ve belirli konsantrasyonlara eriştiğinde patlayıcı hale gelebilen, zehirli bir gazdır.

Grizu patlaması nasıl olur?

Grizu, başka bir deyişle metan-hava karışımı olarak da adlandırılabilir. Yüzde 5 – yüzde 15 arası metan ile havanın birleşmesinden oluşan bu karışım, 650’C de 2 fazlı bir yanma gerçekleştirir. Bu karışım önce ani şekilde genleşir, daha sonra patlama merkezine doğru çok büyük bir kuvvetle gazı sıkıştırır. Büyük tahrip gücüne ve yıkım etkisine sahip bir patlamadır.

Grizu patlaması neden olur?

Kömür madenlerinin kabusu olan grizu, Türkiye’de de sık sık görülmektedir. Özellikle yaşlı kömür damarlarında grizu riski yüksektir. Yasalar doğrultusunda, metanın havada bulunma oranı, hacimce %1’dir. Bu seviyeye ulaşıldığında acilen önlem alınması gerekmektedir. Eğer %1 üzerine çıkarsa bu karışım, maden ocağı acilen boşaltılmalıdır.

Paylaşın

Babacan’dan Akşener’e Dikkat Çeken Yanıt: Ya Beraber Ya Hiç

Deva Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında, İYİ Parti Lideri Akşener’in CHP çevrelerine yönelik sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak” ifadelerini kullandı. AK Parti’nin “Türkiye Vizyonu” toplantısına çağrılmamalarını da değerlendiren Babacan, “Hala kafalarında ayrıştırma var” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk’te katıldığı programda soruları yanıtladı. Babacan’ın verdiği mesajlardan öne çıkanlar şöyle:

(CHP çevreleri ve Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına karşı Akşener’in değerlendirmeleri konusunda) : “İlk turda kazanmamız lazım bizim. Asla ikinci tura kalmamalı. Herkes ‘ben adayım’ der, ‘aday olmayacağım’ der. Herkesin özgürlük alanı bu. Ben de çıkıp defalarca söyledim, bunu her genel başkan söyler. 6’lı Masa’da 6 genel başkandan her birisi zaten doğal aday. 6 parti uygun görürse sayın Babacan ortak adayımız olsun derse, tabii ki bunu gayet iyi yaparız, sorun yok. Ama mesele ne yapacağımız. Ne yapacağımız çok önemli. Bunda mutabakat olmadan çok riskli bir süreç başlar Türkiye’de. En iyi adayı buluruz biz. Hiç sorun yok. Ülkenin insan kaynağı, cevheri çok geniş. 85 milyonluk bir ülke.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘benimle misiniz, değil misiniz’ sözlerini kendi partisinin içine verdiği mesaj diye okuduk. Şu anda CHP helalleşme süreci yaşıyor. Kolay değil. Uzun geçmişi var. O geçmişte neler neler var. Helalleşme çabasını evet herkesin hatası olabilir, geçmişte olabilir, o hatalardan ders aldık, gelin Türkiye’nin yarınlarıyla ilgili ortaklaşalım çabası. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabasını samimi görüyoruz. Sayın Akşener’in şikayet ettiği kesimin farklı hayalleri de olabilir. Böyle bir iddiası varsa buyursun, yalnız başına girsinler seçime. Oldu mu? 10 yıl geriye gittik, sürekli milli gelirimiz düştü, baskı ortamı arttı. Hala ortak aday tartışması lütfen ders alsın. Şu anda öyle lüks yok. Herkes aklını başına alsın. Böyle bir dünya yok. Kimse rüya görmesin. Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak.”

“Hala kafalarında ayrıştırma var”

(DEVA Partisi’nin, AKP’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ toplantısına davet edilmemesi ile ilgili): Cumhuriyetin 200. yılına girerken ülkeyi yönetenlerin kapsayıcılık konusunda keşke başka zihniyete sahip olsaydı diyorum. Daha önce program olduğu için ben gidemezdim ancak arkadaşımız giderdi. Artık seçim yaklaşınca bütün medya kuruluşlarında yer alsın, herkes konuşsun istemiş olabilirler. Artık kendi bilecekleri bir iş. Bu iki etkinlikte böyle bir çizgi izlediler. Bakalım devamı nasıl gelecek.

Bizim bayramlaşma teklifimizi bile reddediyorlar. Türkiye’de siyasette bayramlaşma eski bir gelenektir… Gerçekten farklı yola girselerdi bizi de çağırırlardı. Hala kafalarında bir ayrıştırma var. Çok dar bir şeyse Meclis’te grubu olan partiler dersiniz, biraz genişletirseniz Meclis’te milletvekili olan partiler dersiniz. Gerçekten demokrat duruş olsa bu, ‘hata yaptık, açılım yapmak istiyoruz’ deseler, ayrıştırıcı zihniyet sıfırlanmış olsa bizi de davet ederler. Durdun durdun seçime bu kadar zaman kala mı aklına geliyor. İşten kovdurduğun, basın kartlarını iptal ettiğin gazetecileri çağırıyorsun.

“Düşman panosunda TTB var”

(Erdoğan ve Bahçeli’nin TTB ile ilgili açıklamaları ve TTB Başkanı’nın gözaltına alınması): Öncelikle olayın özüne baktığımızda buradaki televizyon kanalı örgütün propagandasını yapan bir kanal. Onu tespit etmek lazım. Burada TSK’yı itham edici iddialar var. Ancak işin özüne baktığımızda bunları ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğinizde böylesine bir tutukluluk sürecine gidecek kadar hukuki zemin görmedik. Hukuk ve Adalet Komisyonu Başkanlığımız konuyu irdeledi. Parti üyemiz olan 5 bin avukatımız var.

İşin garip tarafı, önce sayın Erdoğan’ın çıkıp yaylım ateşine tutması, arkasından Bahçeli’nin benzerini yapması arkasından yargının adım atması. Bu gerçekten kabul edilecek bir şey değil. Bağımsız yargı varsa Cumhurbaşkanı veya küçük ortağından sinyal beklemeden harekete geçmesi lazım. Polis baskınıyla evinden alınıp kameralar önünde götürmeler, şunlar bunlar. Bu siyasi iradenin derin izlerini yaşayan süreç.

Hukuk devletinde, bir ülkenin anayasaya göre tarafsızlık yemini etmiş bir cumhurbaşkanının böylesine kişi ve kurumları hedef alması kabul edilecek bir şey yok. Bir tutuklama olacak mı bilemiyoruz. Kaldı ki, yurt dışında iken Türkiye’ye dönmüş. Evinde oturuyor. Avukatı ifade vermek için hazırım diyor. Yok biz illa yaka paça evinden tutup getireceğiz. Bugünün düşmanı panosuna da Türk Tabipler Birliği’ne yazdılar. Oradaki ifadeleri benim savunmam sözkonusu olamaz. Ama hükümetin siyasi bir operasyonla bu işi yapmasını biz kesinlikle doğru görmüyoruz.”

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 24 Bin 185 Liraya Yükseldi

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 7 bin 425,23 liraya, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı 24 bin 186,42 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Bir ayda peynir fiyatları yüzde 12, yoğurt fiyatları yüzde 15 arttı ve yoğurdun kilogram fiyatı ilk kez 30 TL’yi geçti. Bir aylık dönemde dana etinin fiyatı artarken kuzu eti fiyatı ise geriledi. Tavuk etindeki zam oranı yüzde 9 oldu. Bir aylık dönemde pirinç yüzde 8, makarna yüzde 9, tereyağı yüzde 11, çay ve bal da yüzde 11 zamlandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), çalışma hayatındakilerin geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın Ekim 2022 sonuçları açıklandı.

Türk-İş’in araştırmasına göre, ekim ayında 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden ‘açlık sınırı’, asgari ücretin bin 925 TL üzerinde, 7 bin 425 lira oldu. Bir önceki eylül ayında bu tutar 7 bin 245 liraydı.

Gıdadan giyime, konuttan ulaşıma, eğitimden sağlık ve benzeri ihtiyaçlara kadar yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen dört kişilik bir ailenin “Yoksulluk sınırı” ise 24 bin 185 TL olarak açıklandı. Bu tutar bir önceki ay 23 bin 600 lira olarak hesaplanmıştı. Türk-İş, bekar bir çalışanın ‘Yaşama maliyeti’ni ise aylık 9 bin 705 lira olarak belirledi.

Enflasyon yüzde 135’e dayandı

Türk-İş’in araştırmasında bir diğer kalem “mutfak enflasyonu”ndaki değişim oldu. Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 2,48 oranında gerçekleşti. Son 10 aylık gıda enflasyonundaki değişim oranı ise yüzde 81,19 olarak hesaplandı. Son bir yıldaki gıda enflasyonu ise yüzde 134,77 olarak kayıtlara geçti.

Türk-İş’in verilerine göre bir ayda peynir fiyatları yüzde 12, yoğurt fiyatları yüzde 15 arttı ve yoğurdun kilogram fiyatı ilk kez 30 TL’yi geçti. Bir aylık dönemde dana etinin fiyatı artarken kuzu eti fiyatı ise geriledi. Tavuk etindeki zam oranı yüzde 9 oldu. Bir aylık dönemde pirinç yüzde 8, makarna yüzde 9, tereyağı yüzde 11, çay ve bal da yüzde 11 zamlandı.

Paylaşın

93 Kuruluş Ve Girişimden Şebnem Korur Fincancı’ya Destek

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor… 93 kuruluş ve girişim Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepki göstererek, bir açıklama yayınladı.

Haber Merkezi / “Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız” denildi.

Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik tehditlerin de kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Anayasaya göre kurulmuş bir meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’nin iktidar tarafından hukuk dışı olarak kapatılmakla tehdit edilmesi kabul edilemez.

Uluslararası alanda tanınmış bir uzman olan Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir bilim insanı ve hekim olarak mesleki sorumluluğunun gereğini yerine getirdiği için iktidar tarafından hedefe konması hem bilimsel etiğe hem Anayasal güvence altındaki hak ve özgürlüklere aykırı bir tutumdur.

Sağlığın piyasalaştığı, halkın sağlık hakkını kullanamadığı koşullarda, Türk Tabipleri Birliği’nin hedefe konmak yerine sağlık sisteminde daha fazla söz ve karar sahibi olmasının ülkenin yararına olduğunu düşünüyoruz.

Türk Tabipleri Birliği ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz.

Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız.”

İmzacı 93 kuruluş ve girişim:

2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi, 78’liler Girişimi, Adana Kadın Danışma ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Düşünce Ocağı Derneği, Anadolu Müzik Kültürleri Derneği, Ankara 78’liler Meclisi, Ankara Dayanışma Akademisi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (Adam-Der), Avcılar Emek ve Demokrasi Güçleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Avukat Dayanışması, Avukat Hareketi,

Bakırköy Kent Savunması, Birleşik İşçi Hareketi, Bodrum Savunması, Burhaniye Çevre Platformu, Bursa Demokrasi Güçleri (BDG), Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi İçin Birlik, Demokrasi İçin Birlik ve Dayanışma Platformu, Demokrasi İçin Hukukçular, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Devrimci Parti, DİSK Basın İş, DİSK Cam Keramik İş, DİSK Dev-Yapı İş, DİSK Limter İş, Divriği Kültür Derneği, Diyalog Grubu, Doğanın Çocukları, Doğu Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim,

Ege Kent Konseyleri Birliği, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN), Ekmek ve Gül, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi, Eşitlik İzleme Kadın Grubu (Eşitiz), Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği, Günebakan Kadın Derneği, Güngören Demokrasi Platformu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği,

İlmisimya, İnsan Hakları Derneği, İskenderun Kadın Platformu, İşçi Emekçi Birliği, İzmir Devrimci 78’liler Derneği, İzmir Tiyatroları Derneği, Jineps Gazetesi, Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED), Kadın Meclisleri, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kaldıraç, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Karadeniz İsyandadır Platformu, Katılımcı Avukatlar, Kırkyama Kadın Dayanışması, Konak Kent Konseyi, Kuşadası Çevre Platformu, Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi, Mor Dayanışma, Muğla Çevre Platformu, Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği,  Mustafa Suphi Kültür Merkezi,

Öğrenci Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV), Sosyal Hukuk, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye Esnaf Platformu, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Van Kadın Platformu, Yaşam ve Dayanışma Yolcuları, Yeryüzü Ekoloji Kolektifi, Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi, Yeşil Sol Parti, Yeşil Yaşam İnisiyatifi, Yurttaş Girişimi, Yurttaşlık Derneği.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Dış Ticaret Açığı Yüzde 268 Arttı

İktidar, ekonomiye ilişkin pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan veriler, iktidarı yalanlıyor. Eylül ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 268.1 artarak 2 milyar 607 milyon dolardan, 9 milyar 595 milyon dolara yükseldi.

Haber Merkezi / Geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2022 yılı eylül ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.2 artarak 22 milyar 612 milyon dolar, ithalat yüzde 38.1 artarak 32 milyar 208 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Eylül 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2022 yılı Eylül ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,2 artarak 22 milyar 612 milyon dolar, ithalat yüzde 38,1 artarak 32 milyar 208 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2022 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,0 artarak 188 milyar 152 milyon dolar, ithalat yüzde 40,4 artarak 271 milyar 249 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2022 Eylül ayında yüzde 4,4 artarak 19 milyar 901 milyon dolardan, 20 milyar 779 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 10,9 artarak 18 milyar 571 milyon dolardan, 20 milyar 602 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret fazlası eylül ayında 177 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 7,6 artarak 41 milyar 381 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100,9 oldu.

Dış ticaret açığı yüzde 268,1 arttı

Eylül ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 268,1 artarak 2 milyar 607 milyon dolardan, 9 milyar 595 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021 Eylül ayında yüzde 88,8 iken, 2022 Eylül ayında yüzde 70,2’ye geriledi.

Ocak-Eylül döneminde dış ticaret açığı yüzde 156,3 artarak 32 milyar 423 milyon dolardan, 83 milyar 97 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021 Ocak-Eylül döneminde yüzde 83,2 iken, 2022 yılının aynı döneminde yüzde 69,4’e geriledi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, Eylül ayında imalat sanayinin payı yüzde 95,3, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 2,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.

Ocak-Eylül döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,7, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 2,9, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,9 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, Eylül ayında ara mallarının payı %80,3, sermaye mallarının payı yüzde 11,1 ve tüketim mallarının payı yüzde 8,5 oldu. İthalatta, Ocak-Eylül döneminde ara mallarının payı yüzde 81,4, sermaye mallarının payı yüzde 10,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 7,8 oldu.

İhracatta Almanya birinci

Eylül ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 2 milyar 3 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 378 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 277 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 205 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 147 milyon dolar ile Rusya Federasyonu takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 31’inı oluşturdu.

Ocak-Eylül döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 15 milyar 777 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 12 milyar 746 milyon dolar ile ABD, 9 milyar 885 milyon dolar ile Irak, 9 milyar 801 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 9 milyar 268 milyon dolar ile İtalya ve takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30.5’ini oluşturdu.

En çok ithalat Rusya’dan

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Eylül ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 6 milyar 226 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 709 milyon dolar ile Çin, 2 milyar 129 milyon dolar ile İsviçre, 2 milyar 37 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 512 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 48.5’ini oluşturdu.

Ocak-Eylül döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 44 milyar 638 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 31 milyar 742 milyon dolar ile Çin, 17 milyar 364 milyon dolar ile Almanya, 11 milyar 807 milyon dolar ile ABD, 10 milyar 330 milyon dolar ile İtalya izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42.7’sini oluşturdu.

Paylaşın

Merkez Bankası, Yıl Sonu Enflasyon Tahminini 65,2’ye Yükseltti

Merkez Bankası, enflasyonun 2022 yılı sonunda yüzde 65,2 olarak gerçekleşeceği, 2023 yıl sonunda yüzde 22,3 ve 2024 yıl sonunda ise yüzde 8,8 seviyesine gerileyerek, azalış eğilimini sürdüreceğinin tahmin edildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Bankanın bir önceki enflasyon beklentisi bu yıl sonu için yüzde 60,6, gelecek yıl sonu için yüzde 19,2 ve 2024 yılı sonu için yüzde 8,8 seviyesinde bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın son Enflasyon Raporuna ilişkin sunum yaptı. Kavcıoğlu’nun sunduğu sunumda öne çıkan ifadeler şöyle:

“Yurt içi iktisadi faaliyet, yaşanan büyük arz şoklarına rağmen, sürdürülebilir bir yapıda ve kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Yılın ikinci yarısına ilişkin göstergeler ihracatın yüksek seviyelerini koruduğuna ve yatırım eğiliminin güçlü kalmayı sürdürdüğüne işaret ediyor.

2023 yılına ilişkin büyüme tahminleri önceki rapor dönemine göre küresel ölçekte önemli ölçüde aşağı yöne güncellenmiştir.

Temmuz başından bu yana öncü göstergeler, zayıflayan dış talebin etkisiyle üçüncü çeyrekte büyümede sınırlı bir yavaşlamaya işaret ediyor.

Yapısal dönüşümün cari denge üzerindeki yansımalarını izlemeye davam ediyoruz. Cari dengedeki iyileşme ikinci çeyrekte de devam etti.

Enerji maliyetlerinin küresel çapta olağanüstü seviyede yükseldiği bu sürecin sonunda enerji fiyatlarının normalleşme eğilimine girmesiyle birlikte ülkemizin büyürken cari fazla verdiği bir dış dengeye kavuşacak.

İhracat üzerindeki aşağı yönlü riskler bir önceki rapor dönemine göre arttı.

Ağustos ayı itibarıyla, yatırım ve ihracat kredilerinin toplam ticari krediler içerisindeki payı yüzde 28’i aşarak son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Yılın üçüncü çeyreğine ilişkin öncü göstergeler, talep koşullarında önceki çeyreğe göre daha ılımlı bir seyre işaret ediyor. Yatırım eğilimleri gücünü koruyor.

Sanayi üretiminde, yakaladığımız ivmenin ve istihdamdaki artışın sürdürülmesi için finansal koşulların, özellikle finansman maliyeti kanalıyla destekleyii olması gerektiğini düşünüyoruz.

Uyguladığımız makroihtiyati tedbirlerin etkinliği sayesinde kredi kompozisyonunda hedefli kredi politikamızla uyumlu değişiklikler gözledik.

Kredi faizlerine yönelik devreye alınan makroihtiyati düzenlemeler sonrasında parasal aktarımın desteklendiğini ve TL ticari kredi faizlerinin 10 puan civarına gerilediğini görüyoruz.

Tüketici kredilerinin ticari kredilere olan oranı azalırken, yatırım ve ihracat kredilerinin ticari krediler içerisindeki ağırlığı önemli ölçüde arttı.

Liralaşma stratejimiz çerçevesinde bankacılık sektörünün pasif kompozisyonunda da TL’nin payının artmasını önemsiyoruz.

Merkez Bankası olarak ekonomi politikalarının kontrol alanının dışında kalan söz konusu arz kaynaklı maliyet baskılarına faiz artırımlarıyla karşılık vermenin etkili olmayacağını değerlendiriyoruz.

Enflasyonun düşmesini üretimi destekleyerek ve üretim gücümüzü artırarak sağlayabiliriz.

Önümüzdeki dönemde TL payının daha da artacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla bu kanaldan döviz kurlarındaki istikrara katkı sağlayarak enflasyonu besleyen önemli bir unsuru da kontrol altına almış oluyoruz.

Enflasyonun daha hızlı gerilemesi için beklentilerin ve kur istikrarının dezenflasyon süreciyle uyumlu olmaları gerekiyor.

Firmalarımızın fiyatlama davranışlarında bozulma yaşanmasına ve sağlıksız fiyat oluşumlarına izin vermeyeceğiz. Bunun sonucunda, beklentilerin ve kur istikrarının enflasyondaki düşüşü desteklemesini sağlayacağız.

Enflasyonu bir süreliğine değil, kalıcı olarak ve tamamen düşürecek bir programı sabır ve kararlılıkla uyguluyoruz.

Yaptığımız uygulamalarla tahvil ve ticari kredi faizleri önemli oranda geriledi. Kredi gelişmeleri hedefli kredi politikalarımızla uyumlu seyretti.”

Paylaşın

TTB Ve Şebnem Korur Fincancı Neden İktidarın Hedefinde?

TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya insan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, “Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor” dedi ve ekledi:

“Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Son yıllarda iktidar temsilcilerinin sık sık hedef aldığı Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın 26 Ekim sabahı gözaltına alınması tepkilere neden oldu. İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak’a göre iktidarın meslek örgütlerini kontrol altına almayı amaçlıyor. Altıparmak, Fincancı’nın açıklamasının şiddet içermediği ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurguladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TSK’nın Kuzey Irak’ta düzenlediği askeri operasyonlar sırasında PKK üyelerine yönelik “kimyasal silah kullanıldığını” savunarak bunun araştırılmasını isteyen Fincancı hakkında 20 Ekim’de soruşturma başlatmıştı.

Ancak başsavcılık, ifadeye davet etmek yerine özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tepkisinin ardından gözaltı işlemi uyguladı. Oysa TTB’nin avukatları, 21 Ekim’de savcılığa giderek Fincancı’nın ifade vermeye hazır olduğunu bildirdi.

TTB’nin hükümetin tepkisine neden olan eleştirileri

TTB, 23 Ocak 1953 yılında kabul edilen 6023 sayılı kanunla kurulmuş bir meslek örgütü. Yasada, temel görevi de “Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur” şeklinde tanımlanıyor. Serbest çalışan doktorlar TTB’ye üye olarak mesleklerini yapabiliyor.

Muhalif bir çizgiye sahip olan TTB, özellikle son yıllarda AKP iktidarının sağlık politikalarına yönelik eleştirileriyle dikkati çekiyordu. Özellikle TTB’nin iktidarın “kamu-özel sektör işbirliği” modeliyle yaptığı ve işletmesi özel şirketlerde olan şehir hastanelerine itiraz ediyor.

Aynı zamanda koronavirüs pandemisi sırasında yeterli önlem alınmadığı gerekçesiyle de Sağlık Bakanlığı’nı eleştiriler yöneltilmişti. Ayrıca TTB, doktorların özlük hakları ile ilgili de birçok iş bırakma eylemine imza attı.

Zeytin Dalı açıklamasından yargılandılar

Dönemin TTB Merkez Konseyi üyeleri, 2018’de TSK tarafından Afrin’e yapılan “Zeytin Dalı” operasyonuna karşı “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” bildirisi yayımlamıştı. Bu nedenle TTB Merkez Konseyi üyeleri 4 ile 7 gün orasında gözaltında kalmıştı.

Savcılık, TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında “terör örgütü propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava da açmıştı. Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 hekime halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, mahkûmiyet kararlarını bozarak 10 kişinin beraatine hükmetmişti. Kararın gerekçesinde bildirinin içeriği rahatsız edici olsa da şiddet içermediği ve şiddet kışkırtıcılığı yapılmadığı vurgulanmıştı.

Erdoğan, son olarak “kimyasal silah” açıklaması nedeniyle TTB’nin adındaki “Türk” ibaresinin yasa değişikliği yaparak çıkaracakları mesajı vermişti.

“Hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz”

Peki, hukukçular yaşananlara ne diyor?

İnsan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, Fincancı’nın kimyasal silah kullanıldığı iddialarını içeren sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi. Açıklamada herhangi bir şiddet çağrısı olmadığına işaret eden Altıparmak, DW Türkçe’den Alican Uludağ’a şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bir iddiaya cevap verebiliyorsanız, o ceza hukukunun konusu olamaz. Bir kişinin yanlış söylediği iddiasındaysanız, siz de çıkar doğrusunu söylersiniz, belgelersiniz, bilgilendirirsiniz. Ama hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz. Hakikate konuşarak, tartışarak, karşılıklı fikirler çürütülerek ulaşılıyor. İstendiği kadar demokrasi olduğu söylensin, bir kişi devletin bir kurumunu eleştirdiği için kendisi ifade edeye gelebilecekken gidip zorla Ankara’ya getiriliyorsa ifade özgürlüğü yoktur.”

“Bahçeli’nin açıklamasından sonra gözaltı yargıya müdahale”

Altıparmak, gözaltı kararının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamalarından sonra gelmesini de eleştirdi. AİHM’in Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın başvurularında Türkiye aleyhinde verdiği siyasi tutuklama kararının bir dayanağının da siyasilerin açıklamaları olduğuna işaret eden Altıparmak, şöyle devam etti:

“Bu her iki kararda da AİHM’İ bu sonuca götüren şey, Cumhurbaşkanının o kişilerle ilgili yaptığı konuşmalarla yargı makamları kararları arasında korelasyon görmesiydi. Burada da bu karşımıza çıkıyor. Tesadüf değil yani. Devlet Bahçeli vatandaşlıktan çıkarılsın diyor Bir gün sonra o kişi gözaltına alınıp belki de tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu açık şekilde yargıya müdahale niteliği taşıyor.”

“Amaç TTB’yi kontrol altına almak”

Altıparmak, TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor. Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Şebnem Korur Fincancı kimdir?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Şebnem Korur Fincancı, 2009 ile 2020 yılları arasında Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Adli Tıp uzmanı olan Fincancı, 1990’lı yıllar başta olmak üzere işkence ve kötü muamele vakalarına karşı mücadele etti, raporlar verdi.

1997’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı olan Fincancı, verdiği raporlar nedeniyle 2004’te Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alındı. 2016’da Özgür Gündem gazetesinin “nöbetçi genel yayın yönetmenliği”ni yapma eylemi nedeniyle 20 gün tutuklu kaldı.

Barış akademisyenlerinin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” yapmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararından sonra yeniden görülen davada beraat etti. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndaki görevinden zorunlu olarak emekli oldu. 2020 yılında TTB Merkez Konseyi Başkanlığı’na seçildi.

Paylaşın