Kılıçdaroğlu’ndan İnce’ye “Türkiye’nin Sofrasına Bekliyoruz” Çağrısı

İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığından çekilmesinin ardından Kılıçdaroğlu’ndan ilk açıklama geldi. Sosyal medya hesabından İnce’ye “Türkiye’nin sofrasına bekliyoruz” çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu, paylaşımına Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” şarkısını ekledi.

Haber Merkezi / Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığından çekilmesinin ardından Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ilk açıklama geldi.

Kılıçdaroğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Benim çağrım hala geçerli. Eski kırgınlıkları, dargınlıkları bir kenara bırakalım artık. Sayın İnce’yi Türkiye’nin sofrasına bekliyoruz. Buyursun lütfen gelsin…” diye belirtti.

Kılıçdaroğlu paylaşımına Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” şarkısını ekledi.

Cumhurbaşkanı adaylığından çekildiğini açıklayan Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı yarışında herhangi bir aday lehine çekildiğini ifade etmedi.

Muharrem İnce adaylıktan çekildi

“Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım” diyen İnce, lideri olduğu Memleket Partisi için her evden bir oy istedi.

Cinsel ilişki sırasında çekilen fotoğrafları olduğu iddia edilen görseller hakkında da konuşan Muharrem İnce, bu görsellerin sahte olduğunu, Gülen yapılanması tarafından üretildiklerini ve devlet ile basının bir cumhurbaşkanı adayı olarak kendi itibarını korumadığını savundu.

MP Lideri Muharrem İnce, basına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Olmayan görüntüler, olmayan fotoğraflar… İsrailli bir porno sitesinden alıyor görüntüyü, benim kelleyi kesiyor koyuyor, bunu FETÖ’cüler yapıyor. 45 gündür itibar suikasti yapılıyor. Emniyet bunların sorumlularını bulmuyor, gazeteciler ‘Muharrem İnce’ye iftira atılıyor’ demiyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diye yazanlar FETÖ’cülerin ortağıdır. ‘Özel hayatın gizliliği’ olması için benim böyle görüntülerimin olması lazım.

Geçmişte yaşananlarda böyle görüntüler vardı ama gizlice çekilmişti. Benim böyle bir görüntüm yok. Bunlar iftira. Yazıyor gazetecinin birisi ‘gerçek ya da montaj’. ‘Gerçek ya da montaj’ diyemezsin. Türkiye Cumhuriyeti devleti, benim itibarımı koruyamamıştır. Bir cumhurbaşkanı adayının itibarını korumakla görevlidir devlet. Bu ülkenin emniyeti, bu ülkenin savcıları, bu ülkenin gazetecileri benim itibarımı korumakla görevlidir.”

‘Saray’dan para aldı çekilemez’ diyenlere, bu alçaklığı yapanlara sesleniyorum. Benim bu kumpaslardan, montajlardan, sahte dekontlardan korktuğum falan yok. 45 gündür buna direniyorum zaten. Adaylıktan çekiliyorum.”

Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım. Memleket Partisi’ne her evden bir oy istiyorum.”

Muharrem İnce’nin çekilme kararının ardından parti önünde göz yaşlarını tutamayan partililer oldu. Gazetecilere tepki gösterenler yayın organlarını suçladı. “Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğim” diyenlerin yanı sıra, “Siz bu işi bozdunuz. Hepiniz bunu yaptınız. Gerçekleri haykırmadınız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Döviz Stoku Dip Noktada: Eksi 72,7 Milyar Dolar

TCMB’nin toplam rezervlerindeki düşüş de geçtiğimiz hafta sürdü. Bankanın brüt rezervi geçen 800 milyon dolarlık düşüşle 114,1 milyar dolara, swap hariç net rezervi de 700 milyon dolarlık düşüşle -53,4 milyar dolara geriledi.

Swap dahil net rezerv ise geçtiğimiz hafta 0,4 milyar dolarlık artışla 6,8 milyar dolara yükseldi. Swap ve Hazine döviz mevduatı hariç TCMB’nin net döviz pozisyonu ise 10 Mayıs’ta -72,7 milyar dolarla tarihsel dip noktasına vardı.

Yılbaşından 5 Mayıs’a kadar olan dönemde brüt rezerv 14,7 milyar dolar, net rezerv 20,8 milyar dolar, swap hariç net rezerv 10 milyar dolar eksildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) kasadan altın satışları 9 haftadır artarak sürüyor. Bankanın brüt altın stoku rezervi bu dönemde 146,5 ton azaldı. Seçimlere doğru altın ithalatının kısıtlanması nedeniyle yurt içi altın talebi TCMB kasasından karşılanmıştı.

Sözcü Gazetesinin haberine göre, 3 Mart-5 Mayıs arasındaki son dokuz haftada bankanın brüt altın rezervi 146,5 ton düşüşle 697,5 tona, swap dahil net altın rezervi 137,2 ton düşüşle 476,2 tona, swap hariç net altın rezervi ise 133,2 ton düşüşle 425,2 tona geriledi.

Bankanın son haftalık altın satış kayıtlarına göre de yalnızca 28 Nisan-5 Mayıs haftasında brüt altın rezervi 30,6 ton azaldı. Swap dahil altın rezervindeki düşüş 31,2 ton, swap hariç net altın rezervindeki düşüş ise 30,8 ton oldu.

“Altın ithalatını sınırlamak için”

TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, geçtiğimiz hafta Enflasyon Raporu toplantısında sorulan bir soruyu yanıtlarken altın fiyatlarının iç piyasada dünya fiyatlarının çok üzerine çıkması üzerine düzenleyici bir önlem olarak altın satışına başladıklarını açıklamıştı.

Kavcıoğlu 6 Şubat depremleri sonrasında “[…] vatandaşın yanlış yönlendirilmesi sonrası” altın talebinin ve altın ithalatının arttığını, altının Türkiye’de dünyaya kıyasla 20-30 dolar fazla fiyatla satılır hale geldiğini, bunun üzerine “TCMB’nin kendi rezerv gücüyle” piyasaya girdiğini belirtmişti.

Kavcıoğlu “İthalatta herhangi bir yasaklama yok ama piyasaya destek olduğumuz için ithalat artıracak bir talep yok. Cari dengeye olumlu bir katkı oldu. Gelişmelere göre ithalat olabilir, biz de devam edebiliriz. İthalat iki aydır çok düşük seviyelere geriledi. cari dengeye olumlu katkı” demişti.

“Brüt altın rezervinde düşüş” olarak kaydedilen 146,5 ton altının değeri 5 Mayıs itibarıyla 9,6 milyar dolar tutuyor.

Altın ve döviz piyasasının kalbi olarak bilinen İstanbul  Kapalıçarşı’daysa seçimlere günler kala TCMB’nin halen altın satışlarını sürdürdüğü bildiriliyor.

Döviz stokları da düşüyor 

TCMB’nin toplam rezervlerindeki düşüş de geçtiğimiz hafta sürdü.

Bankanın brüt rezervi geçen 800 milyon dolarlık düşüşle 114,1 milyar dolara, swap hariç net rezervi de 700 milyon dolarlık düşüşle -53,4 milyar dolara geriledi. Başka bir deyişle TCMB’nin kasasına halen döviz bulunmuyor.

Swap dahil net rezerv ise geçtiğimiz hafta 0,4 milyar dolarlık artışla 6,8 milyar dolara yükseldi.

Swap ve Hazine döviz mevduatı hariç TCMB’nin net döviz pozisyonu ise 10 Mayıs’ta -72,7 milyar dolarla tarihsel dip noktasına vardı.

Yılbaşından 5 Mayıs’a kadar olan dönemde brüt rezerv 14,7 milyar dolar, net rezerv 20,8 milyar dolar, swap hariç net rezerv 10 milyar dolar eksildi.

TCMB “sözlü talimatla” bankaların döviz satışını yasakladı

14 Mayıs’a günler kala, döviz piyasasında da olağanüstü gelişmeler gözleniyor.

TCMB sözlü talimatıyla bankaların 11-12 Mayıs’ta kurumsal müşterilerine spot piyasadan döviz satışları kısıtlanırken, artan talep nedeniyle Kapalıçarşı’da kurlarda sert artış görüldü. Kapalıçarşıda dolar 21 TL üzerini gördü.

TCMB’nin sözlü talimatını Millet İttifakı’nın ekonomi uzmanlarından eski bankacı Kerim Rota, Twitter hesabından duyurdu..

Rota açıklamasında hükümetin “[…] yanlış politikalar nedeniyle ortaya çıkan ödemeler dengesi krizini seçim sonrasına ertelemek için artık günü birlik yasaklardan medet umar halde” olduğunu yazdı.

“Tek amaçları da seçime kadar iktidar partisine destek vermek. Bu uğurda enflasyonun vatandaşları ezmesi, rezervlerimizin erimesi, gelir ve servet dağılımının daha da bozulması onlar için önemli değil.

“Muhtemeldir ki 15 Mayıs sabahı iktidar partisi seçimi kaybedince kurların nereye gideceği, ödemeler dengesinin nasıl sağlanacağı da umurlarında olmayacak.”

Paylaşın

Bahçeli Ordu’da Konuştu; CHP Ve İYİ Parti’yi Hedef Aldı

Ordu Cumhuriyet Meydanı’nda halka seslenen MHP Lideri Bahçeli, “CHP ve İYİ Parti yönetimleri yoldan çıkmıştır. Bu iki parti, yanlarına da Kandil ve Pensilvanya’yı alarak zehir ve zillet saçmaktadır. Oyun büyük, senaryo karanlıktır. Tehlike, Zillet İttifakı’nda düğümlenmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “CHP, savunma sanayii ürünlerinden korkmuştur. Hain neredeyse orası temizlenecektir. Kanlı ve kalleş döngüye son vereceğiz, bunu birlikte başaracağız. Terör örgütünü yıkıp geçeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin seçim çalışmaları kapsamında Ordu’nun Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği mitingde konuştu.

Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan satır başlıkları şöyle:

“Ne yapsalar boş. Hangi iftirayı atsalar boşuna. Milletin iradesine ket vuramayacaklar. Türkiye’nin hızını kesemeyecekler. Türk milletinin zaferini önleyemeyecekler. Kaos arzulayanlara sarsılmaz duruşumuzla engel olacağız.

MHP ve Cumhur İttifakı, milletimizin bekası, ülkemizin bağımsız geleceği için dünden daha önemli bir görevle karşı karşıyadır. Bu görev tarihidir. Maruz kaldığımız stratejik tehditler, küresel senaryoların bölgemizde gösterime sokulan bugünkü sahnesinden başka bir şey değildir.

Kılıçdaroğlu, teröristlerle yol yürümektedir. Zalimlerin kontrolündedir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu, paravan, kumandalı, kukla ve 7+2 formatlı kumar masasının icazetli adayıdır. Kılıçdaroğlu, Türkiye düşmanlarına yakayı kaptırmış, onların dümen suyuna girmiştir.

CHP ve İYİ Parti yönetimleri yoldan çıkmıştır. Bu iki parti, yanlarına da Kandil ve Pensilvanya’yı alarak zehir ve zillet saçmaktadır. Oyun büyük, senaryo karanlıktır. Tehlike, Zillet İttifakı’nda düğümlenmiştir.

CHP, savunma sanayii ürünlerinden korkmuştur. Hain neredeyse orası temizlenecektir. Kanlı ve kalleş döngüye son vereceğiz, bunu birlikte başaracağız. Terör örgütünü yıkıp geçeceğiz.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri; Kılıçdaroğlu: Tek Adam Sistemini Bitireceğiz

14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için” dedi ve ekledi:

“Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Önce devleti onaracağız’ başlığıyla Cumhuriyet’e yazdığı mektupta seçmelere seslendi. Kılıçdaroğlu’nun mektubunun bir kısmı şöyle:

“Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz bugünlerde dünya hâlâ istikrarsız ve güvensiz. Belirsizlik ve endişe küreselleşmiş durumda. Çare ise içe kapanma, kendi çıkarını kollama; küresel sorunlar karşısında kaçış yolları üreterek kendini aldatmak değil. Küresel sorunlar küresel cevapları, dolayısıyla küresel işbirliğine bizi davet ediyor.

Bu da karşılıklı anlayış, özveri, güven ve birlikte sürdürülecek akılcı çaba demek. Önümüzdeki dönemde Türkiye bu ortaklaşmanın taşıyıcı güçlerinden biri olacak. Küresel meselelerin çözümü, ekonomik, kültürel ve siyasi bir yeniden inşa faaliyetidir ve Türkiye bu inşa faaliyeti içindeki yerini alacak. Üniversiteleriyle, bilim insanlarıyla ve yeni nesil bir siyasetçi kuşağıyla.

Dünyanın parçası olmak bir cesaret işidir; özgüven gerektirir. Hamasetle yoğrulmuş, kerameti kendinden menkul yönetimlerin harcı değildir. Nitekim bugün birçok ülkede dünyayı kavramaktan uzak, dar ve pazarlıkçı kalıplara sığınmış, hayali düşmanlar üreterek ayakta kalmaya çalışan yönetimler var. Bu tür ülkelerde kuşatıcı ve zenginleştirici bir milliyetçilik göremezsiniz.

Aksine toplumu bölen, iç düşman yaratan, kutuplaştıran, ilkel bir milliyetçiliğin hortladığına tanık olursunuz. Çünkü bu ülkelerde iktidarlar ancak sanal gerçeklikler ve karşıtlıklar sayesinde ayakta kalabilirler. Ülkemiz de çok farklı değil; toplum kamplara bölündü. Kültürel kimlikler arasında sahte hiyerarşiler oluşturuldu. Toplumun içinde ayrışma çizgileri üreterek kuşatıcı bir vatandaşlığın inşası engellenmeye çalışılıyor.

Hayalim kimsenin kendisini dışlanmış, yabancılaşmış hissetmediği, herkesin bir diğeriyle ortaklaşma duygusuna sahip olduğu, demokratik işleyiş içinde ve hukukla kayda alınmış bir devlet-toplum ilişkisinin ülkemizde yerleşmesi, hayata geçmesidir. Hiç kuşku yok ki bu, devletin evrensel ilkeler üzerinde yeniden inşası demektir. Nedir bu evrensel ilkeler? Bu ilkeleri başka ülkelerden, kültürlerden almak zorunda değiliz.

Bu ilkeler esasen sahip olduğumuz ama kıymetini bilmediğimiz yol gösterici nitelikler olarak kendi tarihimizde var. Toplumun hizmetkârı olduğunu bilen bir devlet, kendisini toplumsal denetime açan bir devlet, karar mekanizmalarına toplumu davet eden bir devlet. Dolayısıyla şeffaflığı öne çıkaran, hesap veren bir devlet. Millet İttifakı’nın değerli paydaşları, yol arkadaşlarım; siyasi partilerle birlikte bu devlet anlayışını kalıcı hale getireceğiz.

“Devlet geleneğimiz bu değil”

Devlet yozlaştığında toplum da kişiliksizleşir, karakterini kaybeder. Rant üretip kendi içinde bölüşen, illegal yapılanmalarla iç içe geçmekte mahsur görmeyen bir devlet, başlı başına bir beka sorunudur. Yozlaşmayı kanıksayan, normalleştiren, yaygınlaştıran bir devlet, topluma ayak bağıdır. Oysa bizim devlet geleneğimiz bu değil. Ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet’te…

Şu anki iktidarın rant, güç, yandaşı gözetme, liyakate bakmama sevdası devletin içine girmiş bir virüstür. İhale-rüşvet mekanizması, illegal yollarla toplumsal servetin kapalı kapılar ardında bölüşülmesi, mafyatik unsurların devlete sokulması ve bütün bunların üzerine iktidar yandaşlığının meslek haline gelmesi yozlaşmayı topluma yayıyor, bir pandemiye dönüştürüyor.

Bu yozlaşmanın acilen durması, durdurulması lazım. Ve bunun için de devlet lazım; siyasetin devletle birlikte yürümesi, onu doğru yöne sevk etmesi lazım. Bu mümkün! Çünkü karşımızda sadece bu iktidarın üretmiş ve öne çıkarmış olduğu yozlaşmış unsurlar yok. Devletin içinde hâlâ özverili, bilgili, namuslu, liyakatli, kaliteli ama sessiz kalmaya mahkûm edilmiş bir çoğunluk var. Yeni bir devlet anlayışı işte bu ana damar üzerinden inşa edilecek. Şu an devlet adına yapılanlara bakıp kimse endişe etmesin!

Kamu bürokrasisinin her kademesinde işinin ehli, liyakatli kadrolar kendilerine görev verilmesini bekliyor. Kurumlar, bu vatansever kadrolarla ve bu kadrolara katılacak yeni isimlerle birlikte yeniden inşa edilecek. Nepotizmi, yani kayırmacılık, iltimas, torpil, akraba ve arkadaş ilişkilerini devletten uzaklaştıracağız. İşte o zaman devlet tekrar saygın ve herkesin devleti olacaktır.

Yozlaşmanın, bilimi, aklı ve liyakati devre dışı bırakmanın bedelini halkımız ödüyor. İşte son depremde yaşananlar; depremin her an olabileceğini, muhtemel gücünü, yaratacağı tahribatı bilen ama tedbir almayan, sonra da bunu ‘kaderin oyununa’ bağlayan bir sorumsuzluk ve aymazlık abidesi, yitip giden hayatların geride bıraktığı manevi dokuya, yüreklere dokunmaktan aciz; bina yapmayı yara sarma için yeterli sanan bir bakış. Uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Yöneticileri birbirlerine akraba olan, depremzedelere yardım etmek yerine, depremzedelere yardım eden sivil toplum kuruluşlarına çadır ve yiyecek satan Kızılay gerçeği her şeyi anlatıyor.

“Bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz”

İşte bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için.

Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan Kürt Seçmene Mesaj: Sevgili Kardeşlerim

Sosyal medya hesabından “Sevgili Kürt kardeşlerim” diyerek başladığı bir mesaj yayınlayan Erdoğan, “Hangi badireleri aşarak bugünlere geldiğimizi, önümüze hangi tuzakların kurulduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Elbette eksiklerimiz, yapmak isteyip de yapamadıklarımız olmuştur; fakat Türkiye’ye hak ve özgürlükler alanında kazandırdıklarımız ortadadır. Bunlardan geriye gidişe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz.”

Erdoğan, mesajının devamında, “Her kim terör tehdidi altındaki eski Türkiye’yi hortlatmaya çalışırsa, karşısında bizi bulacaktır. Her kim gariban Kürt çocuklarının eline silah verip askere, polise, insanımıza kurşun sıktırmaya kalkarsa, karşısında bizi bulacaktır.

Her kim emperyalist güçler adına milletimizin huzuruna kastederse, karşısında bizi bulacaktır. Her kim haklarınıza el uzatmaya teşebbüs ederse, karşısında Tayyip Erdoğan’ı bulacak, Cumhur İttifakı’nı bulacaktır” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak seçimler öncesi Kürt seçmenlere yönelik bir mesaj paylaştı. Erdoğan, “Sevgili Kürt kardeşlerim” diyerek başladığı mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Hangi badireleri aşarak bugünlere geldiğimizi, önümüze hangi tuzakların kurulduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz.

Elbette eksiklerimiz, yapmak isteyip de yapamadıklarımız olmuştur; fakat Türkiye’ye hak ve özgürlükler alanında kazandırdıklarımız ortadadır. Bunlardan geriye gidişe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz.

Her kim terör tehdidi altındaki eski Türkiye’yi hortlatmaya çalışırsa, karşısında bizi bulacaktır. Her kim gariban Kürt çocuklarının eline silah verip askere, polise, insanımıza kurşun sıktırmaya kalkarsa, karşısında bizi bulacaktır.

Her kim emperyalist güçler adına milletimizin huzuruna kastederse, karşısında bizi bulacaktır. Her kim haklarınıza el uzatmaya teşebbüs ederse, karşısında Tayyip Erdoğan’ı bulacak, Cumhur İttifakı’nı bulacaktır.

Rabbim ömür, milletimiz de yetki verdikçe; Bu ülkede analar bir daha ağlamayacak… Çocuklarımızı kimse dağa zorla kaçıramayacak… Geceyle birlikte şehirlerimize terörün karanlığı çökmeyecek…

Benim Kürt kardeşimi kimse tehdit edemeyecek, silah zoruyla kimse iradesine ipotek koyamayacak! Türkiye, 85 milyonun tamamı için daha özgür, huzurlu ve müreffeh bir yer olana kadar çalışacağız. Türkiye Yüzyılı’nı Kürt kardeşlerimizin de desteğiyle hep beraber inşa edeceğiz.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Muhalefet Sandık Güvenliği İçin Nasıl Hazırlandı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine yüksek oranda katılım beklenirken, diğer yandan seçmenin bir bölümündeki bazı endişelere karşılık muhalefet seçim güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldıklarını ve ıslak imzalı tutanakların bu kaygıların giderilmesinde önemli rol oynayacağını belirtiyor.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandık kurulacak, seçmen sayısı ise 60 milyon 904 bin 499 olarak belirlendi.

Yurt dışında oy verme işlemleri 9 Mayıs akşamı sona erdi. Geçmiş seçimlere kıyasla katılımın arttığı yurt dışında 1 milyon 800 binden fazla oy kullanıldı. Gümrük kapılarında 14 Mayıs saat 17.00’ye kadar oy kullanmak mümkün olacak.

Türkiye’de seçimler Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve güvencesinde yapılıyor. YSK, seçimlerin başlamasından bitimine kadar başta anayasa olmak üzere ilgili kanunlar çerçevesinde seçimlerin yönetim ve denetim işlemlerinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlü. Kurul, seçim süresince ve seçimden sonra bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları da inceleyerek kesin olarak karara bağlıyor.

YSK aynı zamanda seçim sonuçlarını güvenli ve hızlı bir şekilde kamuoyuna duyurmakla da görevli.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda sonuç alınabilmesi için adaylardan birinin yüzde 50 artı bir oya ulaşabilmesi gerekiyor. Adaylar arasında olabilecek az fark ise her bir oyun ve dolayısıyla sandık güvenliğinin önemine işaret ediyor.

Sandık güvenliği için neler yapılacak?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak, seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

Seçim öncesi tansiyonun zaman zaman yükselmesinin de etkisiyle seçmenlerin bir bölümünde seçim ve sandık güvenliği ile ilgili kaygılar halen var.

Millet İttifakı üyeleri bu kaygılar nedeniyle kurdukları ortak komisyon ile seçim güvenliğini sağlamak için hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlanırken, seçim gecesi için de gerekli tedbirlerin alındığını belirtiyor.

Muhalefet sandık güvenliği için nasıl hazırlandı?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Seçim günü saat 17.00’de oy verme işlemleri bittiğinde her seçimde olduğu gibi önce oylar tasnif edilecek. Ardından ise ıslak imzalı tutanak tutulacak. Sandık kurulu başkanının bu ıslak imzalı tutanağı her partinin sorumlusuna verme yükümlülüğü bulunuyor. Partilerin sandık görevlileri bu tutanağı alarak kendi partilerine iletecek. Bu kapsamda ıslak imzalı tutanakların önemi büyük.

Islak imzalı tutanakların önemi ne?

2019 İstanbul seçimlerinde önemi bir kez daha iyi anlaşılan ıslak imzalı tutanaklar bu seçimde de kritik ve sonuç belirleyici olacak.

Salıcı, büyükşehirlerde ya da ilçe merkezlerindeki okullarda çok fazla sandık bulunduğu durumlarda; bu okulların tamamına ayrı ayrı kat sorumlusu, okul sorumlusu ve ayrıca veri bilişim sorumlusu tanımladıklarını belirterek, sonuncusunun görevini şöyle aktarıyor:

“Bu arkadaşımız seçim günü sayım bitti, ıslak imzalı tutanaklar tutuldu, bu tutanakları ilçeye götürerek CHP’nin sistemine girecekler. Ama ilçeye gitmeden önce okuldan çıkarken bilişim sorumlusu olan arkadaşımız bu verileri bizim sisteme girecek. Yolda geçecek olan süreyi kısaltmak açısından bu arkadaşlarımızı belirledik.”

Bu arada CHP’li yetkililer her ne kadar hız önemli olsa da bu seçimde güvenilir sonuçların duyurulmasının daha önemli olduğunu belirtiyor.

Seçim gecesi sayım işlemlerinin sadece dört adayın yarıştığı Cumhurbaşkanlığı seçimi için daha çabuk sonuçlanabileceği, milletvekili seçiminde ise ittifaklar da işin içine girdiği için sürecin daha karmaşık olacağı ve sonuçların belli olmasının biraz daha uzayabileceği tahmin ediliyor.

AA’nın sonuçları mı beklenecek?

Bu seçimlerde 2019 yerel seçimlerinde gece yarısı veri akışını kesen ve çok tepki çeken Anadolu Ajansı’nın (AA) sonuçları muhalefet için önemli olacak mı?

Salıcı, her seçimde iktidarın önde gösterilerek başlandığını ve buna alıştıklarını söyleyerek, “Biz Anadolu Ajansı’nın ne söylediği ya da ne açıkladığıyla meşgul değiliz. Eğer AA’nın açıkladığı verilere güveniyor olsaydık İstanbul seçimi gitmişti” yorumu yapıyor.

Bu arada AA yetkilileri 5 Mayıs’ta Sözcü’ye yaptıkları açıklamada “Eğer verdiğimiz hizmette en küçük bir aksaklık görülürse, hizmet alanlar bizi savcılığa şikâyet etsin” dedi.

Salıcı, kendi sistemlerine ve sandık görevlilerine güvendiklerini belirterek, şöyle konuşuyor:

“Islak imzalı tutanaklar bize gelecek. Biz o ıslak imzalı tutanakları sisteme gireceğiz. Birleştireceğiz. Ortaya çıkan rakam eğer YSK’nın bize göndermiş olduğu rakamla, yani YSK’nın partilerle paylaştığı ıslak imzalı tutanakların görüntüsü ile örtüşüyorsa sorun yok. Örtüşmüyorsa, itirazlarımızı yapacağız.”

Tahmin ötesi bir durum ortaya çıkarsa ne yapılacak?

Peki alınan tüm tedbirlere ve yapılan hazırlıklara rağmen olumsuzlukla karşılanması durumunda ne yapılacak?

Hollanda’ya gönderilen 225 oy pusulası hatalı çıkmış ve bunun üzerine YSK’ya başvuru yapılmıştı.

“Normal şartlar altında yürüyen bir seçimde alınabilecek tedbirlerin tamamını almış durumdayız” diyen Salıcı, yurt dışı bazı sandıklarda görülen pusula aksaklıkları gibi olumsuzluklarla karşılaşılması durumunda ise yapılacakları şöyle anlatıyor:

“Hollanda örneğindeki gibi biz tedbir aldığımız ve arkadaşlarımız dikkatli olduğu için ortaya çıkan şeyler var. Seçim günü de herhangi bir şekilde bir olumsuzlukla karşılaşılırsa arkadaşlarımız itirazlarını yapacaklar. Avukat arkadaşlarımız da bu itirazları yönlendirecekler.”

Tahmin edilenden farklı bir durum ortaya çıkması durumunda ne yapılacak?

“Diyelim ki trafoya kedi girdi, elektrik kesildi, bir şey oldu. Arkadaşlarımız sayımı durduracaklar. Sayım tekrar güvenli hale gelene kadar da uygulama devam edecek. Bu bütün CHP’li arkadaşlarımıza söylendi, anlatıldı.”

Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamada il ve ilçe oy toplama merkezleri, seçim kurulları, adliye binaları, seçimde kullanılacak havaalanları, parti binaları ve YSK gibi kritik noktaları besleyen şebeke unsurlarında bakım çalışmaları yapıldığını söyleyerek, operasyon merkezlerine jeneratörler dağıtıldığını, siber saldırılara karşı da önlem alındığını açıkladı.

Barolar Birliği de hazırlıklarını tamamladı

Bu arada seçimler için ayrıca pek çok avukat da görev yapacak.

Türkiye Barolar Birliği de seçim günü ülke genelinde sandık güvenliğinin sağlanmasına katkı sunmak için Ankara’daki TBB yerleşkesinde bir “Seçim Güvenliği Merkezi” oluşturulduğunu bildirdi.

Seçim hukukunda uzman avukatların, yurttaşlara ve sandık müşahitlerine gün boyu hukuki destek vereceği Seçim Güvenlik Merkezi’nde seçim güvenliğinin ihlal edildiğine yönelik tüm ihbarlar değerlendirilecek.

Seçim güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin ihbarlar sorunun yaşandığı ildeki gönüllü avukatlarla ve seçim güvenliği merkezi kurmuş bulunan barolarla paylaşılacak.

TBB Seçim Güvenliği Merkezi’ne Türkiye’nin her yerinden 0312 988 16 70 (10 hat) numaralı telefondan ulaşılabilecek.

Paylaşın

Kobani Davası; Demirtaş: Bu Dava 14 Mayıs’ta Bitiyor

Kobani davasında konuşan Selahattin Demirtaş, “Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım” dedi ve ekledi:

“Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.”

Demirtaş, konuşmasının devamında, “Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.” ifadelerini kullandı.

Kobanî davasının 25. duruşma periyodunun 1. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 108 kişi yargılanıyor.

3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

“Erdoğan Kürtler sayesinde gidecek”

MA’nın haberine göre, duruşmada ilk olarak söz alan Sebahat Tuncel, mütalaanın Yargıtay Başsavcılığı ve saray avukatları ile birlikte hazırlandığını belirtti:

“Bu dosyada Kürtler bir taraf devlet bir taraf. Devletin bütün kurumları burada müştekidir. Bunları topladığımızda ortaya bu çıkıyor. Türkiye’nin en temel meselesi Kürt meselesidir, turnusol kağıdıdır. Nasıl yaklaşırsanız öyle. AKP 20 yıldır iktidarda ise bunun sebebi Kürtlerdir. Çünkü çözüm sürecidir derken Kürtler çok şans verdi ama bugün de Erdoğan Kürtler sayesinde gidecektir.

Masumiyet karinesi diye bir şey var. Bunu ihlal eden bir noktada Kürt düşmanlığı yapılıyor. Reklamlarını bile Kürtleri nasıl öldürürüz diye yapıyor. İHA’larla SİHA’larla bunu yapıyorlar. Bunu kimler üzerine kullanacak, Kürtler üzerine kullanacak. O yüzden kaybediyor.

Bugün ekonomik krizin nedeni de bu. Neden Rojava ile barış sürecini yürütmüyor. 2015’teki çözüm sürecinde tahtını kaybettiğini gördü. Meclis konuşmalarınız önümüzde var. Türkiye’de 30 milyona yakın Kürt yurttaş var. Bu yurttaşların anadilde eğitim, örgütlenme talebi görülmüyor.

Kürtler bağımsızlık da isteyebilir. Hiçbir talep terörizm ile bağdaştırılamaz. Savcı bey bunları yazmış mütalaada. Peki savcı bey bunu yazdı diye Kürtler bu taleplerden vaz mı geçecek? Akıl yoksunu bir yaklaşım ile karşı karşıyayız. Tayyip Erdoğan’ın geldiği noktada kendisine karşı olan bütün Kürtler terörist.

Bu ülkede her şey olabilirsin ama Kürt olamazsın. Kürt olduğun an terörist oluyorsun. Irkçılığı bizzat geliştiren AKP iktidarının kendisidir. Suç işliyorlar. Bu topluma karşı suç işliyor, toplumu birbirine karşı kışkırtıyorlar. Bu tehlikeli bir durum. birilerinin buna dur demesi lazım. 14 Mayıs bu açıdan çok önemli bir tarih.”

“Halkımız Kılıçdaroğlu’na oy vermeli”

Değişimin sadece sandıkla olmayacağına dikkat çeken Tuncel, sözlerine şöyle devam etti:

“14 Mayıs seçimleri önemli çünkü Tayyip Erdoğan tek adam rejimini kurumsallaştırmak istiyor. Buna dur demek için önemli bir tarihtir. O yüzden halkımızın gidip demokrasi ve özgürlükler için yol açacağına inanıyorum.

Kürt düşmanlığına, kadın düşmanlığına karşı gidip Kılıçdaroğlu’na oy vermeliler. Bu sorunların çözümü için de gidip Yeşil Sol Parti’ye oy vermeliler. Yasama, yürütme ve yargı erkinin tek elde birikmesi çürümenin esas nedeni.

Ben size de davette bulunuyorum. Kılıçdaroğlu’na oy verin. Bu halk Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler açısından yeni bir süreç getirebilir. 14 Mayıs seçimleri Kürt sorunun çözümü, barışçıl bir dış politika, ekonomik sorunlar için çözüm olabilir. Ekonomik sorunların nedeni de Kürt sorunudur. Bu 14 Mayıs seçimlerinin bir son değil, bir başlangıç olduğunu ifade ediyorum. Belki o zaman cübbenize yaraşır kararlar verirsiniz.

Çünkü şimdi siyasi iktidarın isteklerine göre karar veriyorsunuz. Tutuk incelemelerini formalite olarak yapıyorsunuz. Bunu yapacaksanız bu formalite işleri yapmayın. Hukuk bir bütündür. Beğenmediğimiz darbe anayasasına uyun diyoruz ama biz Yeşil Sol’un bunu değiştireceğine de inanıyoruz.

Türkiye’nin krizi, yapısaldır. Cumhuriyet Kuruluşunda bir İslamcılar yer almadı bir de Kürtler yer almadı. İslamcılar başa gelince daha beterini yaptı. Kürtler gelince herkese yaşam alanı tanıyacak. Yeşil Sol eminim Türkiye’de kurucu bir meclis olacak. Demokratik bir Anayasa bu çoğulculukla yapılacak. AKP Kürt meselesine adım atarak iktidarını aldı şimdi düşman politikasını yürüterek iktidarını kaybedecek.”

“Biz tahliyemizi halktan talep ettik”

Ardından söz alan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

“Tutuk inceleme duruşması yapıyorsunuz. Davanın hakimi savcısı Recep Tayyip Erdoğan Batman’da konuşuyormuş. Dolayısıyla siz neyi inceleyecek, neyi kararlaştıracaksınız bilmiyoruz ama Erdoğan, bizim tahliyemizin nasıl olacağını söylüyor. ‘Ben görevde olduğum müddetçe çıkamazlar’ diyor. Dolayısıyla seni görevden alacağız.

Sizden bizi tahliye etmenizi istemiyorum. Siz şehvetle, heyecanla, zevkle bu işi yaptınız. Ben baskı altında olan hakimleri gördüm. Karar vermeye çalışıyorlar, adaleti uygulamak için direniyorlardı. dosyada hukuk işlesin diye ellerinden gelenleri yapıyorlardı. Biz Erdoğan görevde olduğu sürece çıkamayacaksınız.

Biz tahliyemizi halktan talep ettik. Halk isterse çıkarız. Cezaevinde de mücadelemizi sürdürüyoruz ama durdurulması imkansız bir değişimin başladığını herkes kabul edecektir. Değişim tabandadır. Z kuşağı kitlesi açısından insanların kimliği, inancı, cinsel yönelimi bir ayrımcılık meselesi değil.

İnsanların kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarını Kürt genci de Türk genci de yadırgıyor. Artık toplum, tabandan bir değişim rüzgarı ile sarsılıyor. Bahçeli ve Erdoğan’ın göremedikleri buydu.

Biz Kılıçdaroğlu’ndan da tahliyemizi talep etmedik, söz de almadık. Gerçekten yargılayacaksak adil, tarafsız bir yargı tarafından yargılanmak istiyoruz. Toplumdaki değişim rüzgarını kimse yönetemez. Yönetecekler olanlar Türkiye’nin demokratlarıdır. Bu değişimi görenler, inananlar ve bu değişime kendinden başlayacak olanlardır. Yeşil Sol Parti buna en açık partidir.

O yüzden partimize güveniyoruz. İlkelere, ahlaka, etik değerlere güveniyoruz. Seçim sonuçları ne olur Pazar günü göreceğiz. Ne olursa olsun bu değişim isteği bitmeyecek. Yeni iktidar bu değişim talebini karşılamaya aday olsa da bunu değiştirebilecek düzeyde değil. Hala muhafazakar, değişime kapalıdırlar. Şu anda Türkiye’de siyaset geriyi, arkaik olanı temsil ediyor. Buna göre  herkes bu seçime yüklenmiş durumda. Sizin mahkemenize verilen rol her ne idiyse başaramadınız. Bu değişime engel olamadınız.

Türkiye Cumhuriyeti değişiyor, değişmek zorundadır. Kemalistler, Kürtler, milliyetçiler değişiyor. 100’üncü yılına giren bir Cumhuriyet yoluna değişmeden devam edemez.

Duruşmalar benim umurumda olmadı. Biz siyasetçiyiz. Buradan halka ulaşmaya çalıştık. Ayın 15’ine ilişkin hesabın kitabım yok. Buradan halkımız, arkadaşlarımız için bir şeyler yapmaya çalıştım. Biz eş Başkanız ama hepimiz yoldaşız. Sizin kararınızın ne olduğu umurumda değil. Zevkle yaptınız her şeyi.

Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım.

Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.

Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.”

Paylaşın

İslami Cihad’ın Askeri Lideri Ali Gali Öldürüldü

İslami Cihad, Roket Fırlatma Birimi komutanı Ali Gali’nin İsrail tarafından düzenlenen operasyonda hayatını kaybettiğini açıkladı. Filistin basını da üç İslami Cihad liderinin öldürüldüğünü duyurdu.

Gali’yi hedef alan operasyon öncesinde İsrail ordusu Filistinli militanların İsrail’e yüzlerde roket attığını açıkladı. Operasyonun ardından açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail ordusunun “militan Filistinli örgütlerin liderliğini yok ettiğini” belirtti.

İsrail ordusu tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada Gazze Şeridi’ne düzenlenen operasyonda Filistin İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’nın Roket Fırlatma Birimi komutanı Ebu Hasan Ali Gali’nin de aralarında olduğu üç askeri liderin hedef alındığı belirtildi.

İsrail ordusunun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Gali İslami Cihad’da merkezi bir konumda olmasının yanı sıra İsrail’e yönelik son roket saldırılarından sorumluydu” denildi.

İsrail tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan İslami Cihad tarafından yapılan açıklamada Roket Fırlatma Birimi komutanı Ali Gali’nin yaşamını yitirdiği teyit edilirken, “Filistin direnişinin” bombardımana devam edeceği belirtildi.

Filistin basını da üç İslami Cihad liderinin öldürüldüğünü duyurdu. İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi de, Gali’nin Perşembe sabahı erken saatlerde Gazze’de bir konuta düzenlenen hava saldırısında öldürüldüğünü haber verdi.

Gali’yi hedef alan operasyon öncesinde İsrail ordusu Filistinli militanların İsrail’e yüzlerde roket attığını açıkladı. Tel Aviv’de de Ağustos ayından bu yana ilk kez sirenlerin çaldığı bildirildi.

İsrail tarafından sert açıklamalar

Operasyonun ardından açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail ordusunun “militan Filistinli örgütlerin liderliğini yok ettiğini” belirtti.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu yaptığı açıklamada İsrail “İslami Cihad’a tarihindeki en ağır darbeyi indirdi” dedi.

9 Mayıs’ta da İsrail hava kuvvetlerinin Gazze Şeridi’ne düzenlediği hava saldırılarında İslami Cihad örgütünün lider kadrosundan üç kişi öldürülmüştü. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, son saldırılarda yedi kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Salı günü ise 15 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

AFP haber ajansının İsrailli yetkililere dayandırdığı haberine göre Mısır iki taraf arasında “ateşkes” sağlamaya çalışıyor. İslami Cihad ve Filistinli radikal İslamcı örgüt Hamas’a yakın kaynaklar Mısır’ın çabalarını doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan İsrailli mevkidaşı Tsachi Hanegbi ile görüştüğünü açıkladı. Sullivan ABD’nin “İsrail’in güvenliğine olan sarsılmaz desteğini” bir kez daha teyit ettiğini belirtti.

Paylaşın

Soylu’dan “Kayyum” Açıklaması: Erdoğan’ın Emriyle

Partisinin Gaziosmanpaşa Yıldıztabya Mahallesi’nde düzenlediği etkinlikte konuşan Bakan Soylu, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) belediyelere kayyum atanmasının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle gerçekleştiğini açıkladı:

“Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar. Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dedi. Ya benim istediğim bir göz, Tayyip Erdoğan bana verdi iki göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık.”

İçişleri Bakanı Süleman Soylu, doğu ve güneydoğudaki HDP’li belediyelere kayyum atanması sürecini anlatırken “Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar.” dedi ifadelerini kullandı.

Soylu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrıca “Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dediğini anlattı” ve “Ya benim istediğim 1 göz, Tayyip Erdoğan bana verdi 2 göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık” şeklinde konutu.

Soylu şu ifadeleri de kullandı;

“Bu Selo’yu, o gece evinden kuzu kuzu alıp götüren biziz. Biliyorsunuz değil mi? Kuzu kuzu. O ve onun gibileri. Aynı zamanda da o belediyeler var ya belediyeler, hepsi teröre para sağlıyorlardı. Devletin verdiği vergileri, Mehmetçiğimize kurşun olarak gönderiyorlardı.

“Şimdi diyorlar ki 15 Mayıs olacak, biz onları yine PKK’ya HDP’ye vereceğiz. Kıymetli arkadaşlarım, şu anda bana diyorlar ki çok çalışıyorsun. Herhalde Murat Karayılan’dan az çalışacak halim yok. Herhalde, Cemil Bayık’tan daha az çalışacak halim yok. Veya oradaki Duran Kalkan’dan daha az çalışacak halim yok. Çıkmışlar masanın üzerine tepiniyorlar, Tayyip Erdoğan gitsin de gitsin diye. Bak Tayyip Erdoğan 14 Mayıs’tan sonra gelecek, biz de sizin üzerinizde tepineceğiz, hiç merak etmeyin”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim Sorunumuz Devleti Soyanlarla

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, gazeteci Zeynel Lüle ve TELE1 Ana Haber Sunucusu Evren Özalkuş’un sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu’nun söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

“Gençler umduğumuzdan fazla siyasetin içinde ve onlar özgürlük istiyorlar. Seçimin kaderini belirleyecek olan gençler. Oylarının ne kadar değerli olduğunun da farkındalar. Türkiye’de değişimi siz getireceksiniz, dünya siyaset tarihine miras bırakacaksınız diyorum. Daha ilginç olanı, kadınlar. Mutfaktaki yangını en çok hisseden kadın. Evin, pazarın sıkıntılarını yaşayan kadın. Gençler ve kadınlar iktidarı yolcu edecekler. İki kesim siyasete ağırlığını koymuşlar.

Türkiye ikiye bölünmüş vaziyette. Kadını değersiz olarak görenler ve kadın erkek eşitliğini savunanlar… Değersiz görenler de her fırsatta dillendiriyor. Bir tarafta demokrasi isteyenler öbür tarafta otokrasi isteyenler. Bir tarafta üniversitelerde bilimsel çalışmaların yapıldığı tabloyu savunanlar, diğer tarafta üniversiteleri tamamen bilimsel çalışmaların dışına itenler. Türkiye’nin demokrasiden hızla uzaklaştığını gösteriyor. Bir kişinin dudaklarından çıkacak sözlere göre yönetildiği bir tablo. Her ne kadar yasama yargı organlarımız olsa da saraydan aldıkları talimata göre görev yapıyorlar. Devleti ayakta tutan kolonları yeniden inşa etmemiz lazım. Tüm bunlardan çıkışın yolu sandıkla olacak. Her vatandaşımın pazar günü sandığa gitmesini, sayımını izlemesini, orada elde edilen bilgileri duyurmasını isteriz.

Bazen sizin ne söylediğiniz değil kendi iç dünyasını yansıtıyor. Ondan söz edilmesini istiyor. Pankart ve görsellerle. Canlarını yakan o. Zaman zaman söylemlerinizin dışınıza çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Biz de gittiğimiz yerlere göre o pankartlara da bakarak söylemlerde bulunuyoruz. Sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın, hepimizin iradesiyle gerçekleşecek. Gidip oy kullanacağız. Değişim için oy kullanın diye çağrıda bulunuyoruz.

Kararlılık iradesi çok önemli. Onların ne yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Çatışma yaratmak istiyorlar. Seçmen bilinçli, tahriklere kapılmıyor. Öbür türlü, pankartlar, broşürleri biz dağıtıyormuşuz gibi yapılıyor. Sormak lazım, bunlarda Allah inancı var mı, ahlak var mı? Devleti yönetenler partiyi devletleştirdiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok AK Parti devleti var. İletişim Başkanlığı, AK Parti’nin yayın organı, kara kutusu gibi.

Kimse montajcılara inanmasın, bu ahlaksızlıktır. Çıkar iftiralar atarlar, Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Kesinlikle çıkaracağız, ahlaksız yapıları açığa çıkaracağız. YSK açıklamasın, sonuçları biz açıklayacağız. 1 buçuk yıldır sandık güvenliğine çalışıyoruz. Tüm altyapı oluşturuldu, denemeler yapıldı. Bayram havası içinde sandığa gideceksiniz. YSK, AA yayınlamayabilir. Biz tutanak örneğini göstererek tek tek yayınlayacağız. Hepsi bizim elimizde olacak.

AK Partili bazı unsurlar sokaklara çıkıp ateş edebilirler, kaybettiklerini görünce taşkınlık yapabilirler. O konuda bütün vatandaşlarımın dikkatli olmasını istedim. Bir çatışma ortamı yaratmak isteyebilirler. Nasıl Erzurum’da yapıldığında çatışmaya girmediler özellikle. Çünkü saray bunu istiyor, özellikle kaçınması gerekiyor.

En sonunda bunlar halkı darbeci yaptılar. Soğan üreticisini, emekliyi terörist yaptılar. Neredeyse 85 milyonu terörist yaptılar. Şimdi darbeci yaptılar. Seçim tarihini, YSK’yı, kuraları yapanlar bunlar. Beğenmedikleri zaman vatandaş darbe yaptı olacak. Allah bunlara akıl fikir versin, bunlar devleti yönetmiyorlar. Bunların devletle falan ilgisi yok. Bunlar beşli çetelerin, ailelerin, kendi çıkarlarını savunuyorlar. Bunların dünyalıkları da yurt dışında.

Halkın iradesi her şeyin üzerindedir. Bir kişi halkın iradesini yok sayıyorum deme lüksü yok. İstanbul seçimlerinde denemek istediler. YSK’daki çetelerle bunu halletmeye çalıştılar. Hukuka bakın, zekaya bakın. Tam bir rezalet. Hukuk tarihimizin en büyük rezaletlerinden. İkinci kez seçimi yaptıran yargıçların hiç birisi gerçek anlamda yargıç değildir. O yüzden onlara çete dedim. Dava açtılar, kazanacağım. Bir yargıç hukuku katledemez. İstanbul seçimlerinde görüldü. İstiyorlarsa bir daha seçim yaparız. Halkın iradesine herkes saygı göstermek zorundadır. Yönetimi vermemezlik edemez, tıpış tıpış verecek. Türkiye onun malı mı? Birinci turda bitecek. Çok iyi durumdayız, rahatlıkla…

“Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var”

Sadece bir havalimanı. 1 milyar dolar. Bunlar bilinen olaylar, paraların nasıl gittiği belli. Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.

Özel sektör de bu alana girecekse bir rekabet içinde girilmeli. Dolayısıyla kim daha iyi nitelikli ürün üretiyorsa başımızın üzerinde yeri var. Ama diğerlerini tasfiye edip bir kişinin önünü açarsanız bu doğru değil, ahlaki de değil.

Terör bir insanlık suçudur. Kim destek verirse Allah belasını versin. Hangi çağda yaşıyoruz biz. Teröre karşı durmak insani bir görevdir, mücadele etmek hepimizin görevidir. İktidar muhalefet ayrım olmaz, hepimizin görevidir.

Türkiye artık yoksulluğu yaşayan bir ülke olmaktan çıkacak. Hayat standardı yükselecek. Sosyal devlet kadının temel güvencesi olacak.

6 lider 2 bin 400 maddelik Ortak Mutabakat Metni hazırladık, kamuoyu ile paylaştık. Bunun içinde her şey var. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. İlk yapacağımız şeylerden birisi Durum ve Hasar Tespit komisyonu kuracağız. MB’nin durumu nedir, bilmiyoruz. Varlık Fonu nedir ne değildir, bilmiyoruz. TÜİK’de ne oluyor, gerçek rakamlar nedir? En geç önümüze 15-20 gün içerisinde rapor koyacak.

“Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız”

Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Türkiye’nin kaynaklarının nereye harcandığı ile ilgili. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacağız. Tüm taraflar yer alacak, işçisinden sanayicisine. Toplumsal destek alacağız. Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız. Bir kişiye teslim edilen devletin nereye geldiği görüldü.

Türkiye 6 ay içinde nefes alacak. Hızla büyümesini sağlayacağız. Anayasa değişikliği ön görüyoruz. Parlamenter sisteme dönelim derken, eskiye dönmeyeceğiz. Eskiden memnun değiliz. Antidemokratik maddelerin ayıklanması lazım. Oturuldu çalışıldı hazırlandı, paylaşıldı. Millet İttifakı bunun hepsini yaptı, Cumhur İttifakı ne yaptı? Böyle devlet olmaz, devlet yara alır buradan.

Kadro çalışmalarımız devam ediyor. CHP olarak değil, diğer partilerle de. Şu anda kamuda görevini hakkıyla, sorumlulukla, çalışan insanlar yerlerinde kalacaklar. Hepsini atalım yenisini getirelim düşüncemiz yok. Saray’ın talimatlarını yapan, politize olmuş insanlar ayrılacak. Onların yerine daha birikimli insanlar gelecek. Merkez Bankası’nın başkanı çok önemli. İçerideki ve dışarıdaki kişilere güven vermesi lazım. Birisi var. Türkiye’de bu işi bilen insanlar artık ekonomiye yön verecek.

Devlet adaletle yönetilir, kinle öfkeyle yönetilmez. Birisi yolsuzluk yapmışsa bağımsız mahkemelerde hesabını verir. Serbest de kalır mahkum da edilebilir. Mahkemeye bunu demeyiz. Vicdani kanaati ve hukukun üstünlüğüyle karar veriyorsa bir sorun yok. Yolsuzluk varsa belgesi dokümanları hukuk sürecinde alınır, varsa yolsuzluk yargıya teslim edersiniz, gider yargılanır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedi, bunu görmezden geleyim diyemezsiniz.

Vali gerçekten valiliğini yapıyorsa, gel hemen değiştirelim değil, onun kuralları vardır, atama kuralları vardır, atamalar yapılır. Fincancı dükkanına giren fil gibi yakıp yıkma gibi davranılmaz. Adalete uygun davranılması gereğine inanan bir insanım.

Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz. Yapılan yanlışı doğru zemine oturtmamız lazım. Kavgacı bir dış politikası olmaz. Hele Arap dünyasının iç işlerine karışmak asla doğru değil. Türkiye hakemlik rolü üstlenir. Türkiye o alana girmemekle her zaman kazançlı çıkmıştır. Suriye Devlet Başkanı’na her türlü hakaret yapıldı şimdi adam gönderiyorlar barışalım diye. Neden kavga ettin? Kaybeden kim, Türkiye. Sorumlusu kim? Sınırlar yol geçen hanına döndü. Biz uygar dünyadan koptuk. İstedikleri kişinin mal varlığına çökebilirler.

İlla bu devletin demokratikleşmesi için illa birinin dayatması mı lazım? Bizim aklımız yok mu? Avrupa Birliği’nin ön gördüğü bütün demokratik kuralları yaparız. Bir Alman demokrasiyi yaşayacak da bir Türk neden yaşamasın? Tüm demokratik kuralları getireceğiz. 3 ay içinde onların vize için ön gördükleri kuralları, yasal düzenlemeleri yapacağız, vizeler kalkacak, vatandaşımız seyahat edebilecek.

“Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları devam edecek”

Biz, bir devletin başka bir devletin iç işlerine karışmasını istemeyiz. Elbette dostluk komşuluk ilişkilerimiz olacak. Binlerce turist gelecek. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmanın bir an önce bitmesini, barışın olmasını isteriz. Beklentilerimizden birisidir. Rusya’nın işgalini doğru bulmayız. Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları da devam edecek. Nükleer Santral yatırımları… Bazı büyük teknolojik yatırımları, cam sanayiyi Rusya’dan aldık.

Hayatını savaş meydanlarında geçirmiş olan Mustafa Kemal’in temel bir kuralı vardır: Yurtta sulh, cihanda sulh… Ben dünyayla neden kavga edeyim. Rekabet edebilirsiniz ama kavgaya gerek yok. İki taraf da kavga eder. Dış politikayı var olan eksenden değiştireceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi de en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine uğurlayacağız.”

Paylaşın