Bakırhan’dan ‘DEM Parti Kapatılsın’ Söylemlerine Sert Tepki

Partisi hakkında yapılan kapatma davası açıklamalarına tepki gösteren DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, “Siyasete hiza ve ayar vermeye çalışıyorlar. Gün yok ki özellikle seçim sonrasında bize parmak sallamasınlar. Biz kez daha yineliyoruz; kapatma, şantaj, tehdit siyaseti artık sona gelmiştir. Son kullanma tarihi dolmuştur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz ne zaman korktuk, ne zaman tehdit ve şantajlara boyun eğdik ki şimdi halkımız güçlü bir irade ortaya koymuşken, Van direnişi ortada dururken bu tehdit ve şantajlara boyun eğelim. Boyun eğmeyeceğimizi onlar da bütün dünya da çok iyi biliyor. Çağrımızı yineliyoruz; biz kararlıyız, bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getireceğiz. Başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere bu ülkede yaşayan insanlar eşit ve demokratik bir anayasayla yönetilinceye kadar mücadelemizi devam ettireceğiz.”

Bakırhan, konuşmasının devamında, “Tehditlerle hizalanacağımızı bekleyenler çok bekler. Bu gelenek hiçbir zaman yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Şimdi belediyelerimizi tehdit edenler de çok iyi bilsinler ki belediye eş başkanlarımız, yönetimlerimiz, seçilen arkadaşlarımız asla bu tehditlere pabuç bırakmaz. Burada o parmak sallamaların ve tehditlerin karşısında eğilecek bükülecek tek bir arkadaşımız yoktur” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, yerel seçimlerin ardından Belediye Eş Başkanları ile yapılan ilk toplantıda bir araya geldi. Toplantının açılışında konuşan Bakırhan ve Hatimoğulları şunları söyledi:

Bakırhan: “Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok önemli bir sonuç aldık. Başarılı olduk bu seçimlerde eksiklerimize rağmen. Bu başarıda emeği olan siz değerli belediye eş başkanlarını kutluyorum. Şahsınızda partimizin il ve ilçe örgütlerini, komisyonlarını ve sandık kurullarını, gecesini gündüzüne katarak başarmamız için emek veren halklarımızı da bir kez daha kutlamak istiyorum. Onlara layık bir hizmet, mücadele ve duruş ortaya koyacağımıza eminim. Maşallah burada genç, nitelikli, genç kadın arkadaşların da yoğun olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir birikimin, bir deneyimin, bir vizyonun olduğu da apaçık ortada duruyor. İyi şeyler yapacağımıza eminim.

Bugün, siz de biliyorsunuz, 24 Nisan. 109 yıl önce bu topraklarda çok büyük acılar yaşandı. Büyük bir katliam yapıldı. Yüz binlerce Ermeni halkından insan katledildi. Katledilen Ermenileri hüzünle ve saygıyla anıyoruz. Yine aynı dönemlerde katledilen başta Süryaniler olmak üzere diğer gayri Müslimleri de saygıyla anıyoruz. Bu topraklar çok acı gördü, çok bedel ödedi. Bizim amacımız bir daha bu topraklarda benzer acıların, katliamların yaşanmamasıdır ve geçmişteki bu acılarla, bu katliamlarla yüzleşilmesidir. Bunun için çalışacağız, çabalayacağız. Bu vesileyle Sevgili Hrant Dink’i de saygıyla anıyorum.

31 Mart’ta meydanlarda halkımıza hitap ederken, “Bu sadece bir yerel seçim değil aynı zamanda irademizi test edeceğimiz bir seçimdir” demiştik. 31 Mart’ta irademizi güçlü bir şekilde sonuçlara yansıttık. 31 Mart’ta ortaya çıkan irade çok önemlidir. Bir barış, demokrasi ve özgürlükler iradesi ortaya çıktı. Bu iradeye hep birlikte sahip çıkacağız. Kayyımcı zihniyet kaybetti, kötü yönetilen belediye anlayışı kaybetti; halkımız, halklarımız kazandı. Kayyımlar sandığa gömüldü. Türkiye halklarının mücadelesi ve DEM Partinin 31 Mart başarısıyla birlikte AKP-MHP iktidarına 22 yıldır ilk kez büyük bir yenilgi tattırıldı. Bu yenilgide emeği olan bütün halklarımıza da bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye’yi yöneten parti büyük bir farkla ikinci parti oldu.

O yüzden bu seçim çok önemlidir. İktidar ve muhalefeti 31 Mart’ta ortaya çıkan iradeyi doğru okumaya davet ediyoruz. 31 Mart iradesi değişim iradesidir. 31 Mart seçimi statükocu, yok sayan, tekçi anlayışın sandıkta yenildiği bir seçimdir. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu iradenin dikkate alınması, başta Kürt meselesi olmak üzere eşitlik ve adalet mücadelesinin artık karşılığını bulması gerekiyor. Seçimlerden ortaya çıkan sonuçtan herkes dersini almalıdır. Çok cumhurbaşkanı, çok başbakan, çok bürokrat gördük gelip geçtiler, çünkü Kürt meselesini çözmediler. Kürt meselesini çözmeyenler çözülür demiştik ve 31 Mart seçim sonuçları bizi bir kez daha doğruladı.

31 Mart’ta halkın mesajını anlamak istemeyenler ülke ülke gezip savaş vizesi almaya çalışıyor. Hemen seçim sonrasında iktidarın çeşitli ülkelere yaptığı ziyaretlerde de bu bir kez daha açığa çıktı. Siyasi ve demokratik çözümün tek yöntem olduğu Kürt meselesini bastırmak için hala askeri operasyonlardan medet umuyorlar. Defalarca denenmiş ve sonuç almamış yol ve yöntemlerden medet ummak büyük bir acizliktir. Biz buna asla izin vermeyeceğiz. Seçim yenilgisini kanla ve gözyaşıyla örtmek istiyorlar.

Oysa seçim sonuçlarının kendisi aslında savaşa hayır çığlığıdır. Çözüm olsun, Türkiye sorunlarını demokratik yöntemlerle çözsün haykırışıdır. Ama başka yol ve yöntemlerin peşinde hala koşmaya devam ediyorlar. Bu ülkenin ihtiyaçları askeri operasyonlar değildir. Yüzlercesi yapıldı, bir sonuca ermedi. Bu ülkenin ihtiyacı yoksul Türk ve Kürt gençlerinin ölmesi değildir. Bu ülkenin, büyük bir toplumsal bir mutabakatla Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesine, demokratik bir Türkiye inşa etmeye ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de biraz önce söylediğimiz bu doğruları hep birlikte tekrar etmeye devam edeceğiz. Halkın mesajı nettir. Halk ölüme, şiddete ve kana karşı olduğunu ifade etmiştir. Tek yolun demokratik çözüm olduğunu, barış olduğunu halklarımız 31 Mart’ta haykırarak ortaya koymuştur. Biliyoruz ki barış gelirse bazılarının siyasi ömrü kısalacak, bazıları siyasetten emekli olacak. O yüzden barış gelmesin diye kimi milliyetçi ırkçı çevreler şimdiden tehditlere, komplolara, şantajlara başladı.

“Parmak sallamaların karşısında eğilecek tek bir arkadaşımız yok”

Siyasete hiza ve ayar vermeye çalışıyorlar. Gün yok ki özellikle seçim sonrasında bize parmak sallamasınlar. Biz kez daha yineliyoruz; kapatma, şantaj, tehdit siyaseti artık sona gelmiştir. Son kullanma tarihi dolmuştur. Biz ne zaman korktuk, ne zaman tehdit ve şantajlara boyun eğdik ki şimdi halkımız güçlü bir irade ortaya koymuşken, Van direnişi ortada dururken bu tehdit ve şantajlara boyun eğelim. Boyun eğmeyeceğimizi onlar da bütün dünya da çok iyi biliyor. Çağrımızı yineliyoruz; biz kararlıyız, bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getireceğiz.

Başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere bu ülkede yaşayan insanlar eşit ve demokratik bir anayasayla yönetilinceye kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. Tehditlerle hizalanacağımızı bekleyenler çok bekler. Bu gelenek hiçbir zaman yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Şimdi belediyelerimizi tehdit edenler de çok iyi bilsinler ki belediye eş başkanlarımız, yönetimlerimiz, seçilen arkadaşlarımız asla bu tehditlere pabuç bırakmaz. Burada o parmak sallamaların ve tehditlerin karşısında eğilecek bükülecek tek bir arkadaşımız yoktur.

Yatıp kalkıp Kürt düşmanlığı yapanları, 23 Nisan 1920’deki ilk meclisin kısmi çoğulculuğunu ve istediğimiz düzeyde olmasa da 1921 Anayasasının demokratik özünü anlamaya çağırıyoruz. Ama onlar burada değiller. 1924 Anayasasında ret ve inkar edilen, yok sayılan halkları tekrar aynı anlayışla yönetmek istiyorlar. O dönem bu işleri yapanların bugünkü temsilcileri de bu ülkeye bu zehri, bu kötülüğü yaymaya çalışıyor.

Onlar 1924 Anayasasının ret ve inkar eden özüyle bu ülkeyi ikinci yüzyılda da yönetmek istiyorlar. Kesinlikle buna izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet artık köklerindeki görece çoğulculuğa uygun bir anayasayı hak ediyor ve demokratik bir anayasayla özüne dönmelidir. Evet, demokratik bir anayasaya ihtiyaç vardır. Bunun için de bir yol temizliğine ihtiyaç vardır. Toplumun ve örgütlü tüm kesimlerin katıldığı bir çalışmayla bu artık örülmelidir.

Bizler 99’dan bu yana gelen ve kökünü Terzi Fikrilerden, Edip Solmazlardan alan bir belediyecilik geleneğinin temsilcileriyiz. Böyle değerli bir geçmişe sahibiz. Biz yerel yönetimleri rant, kayırmacılık, partizancılık için değil; halka en iyi hizmeti verecek kurumlar olarak görüyoruz ve bu böyle olmaya devam edecektir. Yerelde hizmet hakiki siyasetin kendisidir. Yapmış olduğunuz her şey, siyasetin kendisine etki ediyor olumlu anlamda, siyasetimizi güçlendiriyor. Genel siyasetimizi zaten Genel Merkezimiz, il ve ilçe örgütlerimiz, seçilmiş milletvekillerimiz yapıyor. Belediyelerimizin temel işi halka hizmet etmektir. Yerelde partimizle halk arasındaki bağın güçlenmesi için daha doğru ve halkın sempatisini kazanan hizmet de siyasetin kendisidir, özüdür. Dolayısıyla bu ilkeye uygun hizmetlerinizi devam ettirmenizi bekliyoruz.

31 Mart seçimlerinde ortaya çıkan halkın iradesini kumpaslarla, yalanlarla gasp etmek isteyen Ergenekon ve JİTEM artıklarına bir kez daha sesleniyoruz: Size buradan ekmek çıkmaz. Kürt halkı asla sizin ve tehditlerinize boyun eğmez. Artık medya plazalarında, karanlık odalarda halkın iradesine operasyon yapma dönemi kapandı. Artık Türkiye’de siyaseti psikolojik harp daireleri değil Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, halkları belirliyor. Tıpkı 31 Mart’ta olduğu gibi, bundan sonra da daha güçlü bir şekilde belirleyip güçlendirecektir.

Bizim gündemimiz bu karanlık odakların kumpasları değildir. Ona ilişkin tavrımız nettir. Belediyelerimizi kayyım borçlarından kurtarmak, yaratılan tahribatları gidermek ve halka hizmet etmek üzere çalıştırmaktır. Bu da sizin elinizdedir. Bizim yerel yönetimler anlayışımızda sembol ve değerlere hakaret asla yoktur. Bu çok iyi bilinmesine rağmen; seçimin kaybedenleri, gelecek korkusu yaşayanlar, şimdi toplumun hassasiyetleri üzerinden bu yolsuzluk, hırsızlık ve talanı örtmeye çalışıyor.

Halkın parasını balyalarla çalmak mı vatanseverliktir? Vatanı rant çiftlikleri olarak görmek mi vatanseverliktir? Milletin kursağındakini cebine indirmek mi vatanseverliktir? Bayrak, milyonluk yolsuzluk ve rantınızı örtmek için midir? Bu soruları bir kez daha soruyoruz. Bizleri günlendir hedef haline getirenleri çok tanıyoruz, niyetlerini de çok iyi biliyoruz. Onlar demokrasiyi kendilerine düşman olarak görüyorlar. Onların yaşadığı, nefes aldığı zemin karanlık ve çatışmalıdır. Bu ucuz komplolara kesinlikle geçit vermeyeceğiz.

Bunların yolsuzlukları ve hırsızlıkları saymakla bitmez. Seçim meydanlarında defalarca söyledik. Her belediyede büyük bir soygun yapmışlar. Belediyeleri devraldınız, her şey ortada. Van’da 8,5 milyar borç ne demektir? Siirt’te 500-600 milyon borç ne demek? Nereye gitmiş bu paralar? Bizden borçsuz ve cüzi borçlarla devraldıkları belediyelerde devasa borçların ortaya çıktığını artık Türkiye kamuoyunun görmesi gerekiyor. Bunlar hizmet için değil rant elde etmek için varlar. Bunlar Türkiye’de, dünyada kurulmuş en büyük soygun şebekesini örgütlemişler. Sizin borçları ortaya çıkaran ve halka teşhir eden yaklaşımınız çok değerlidir ama bundan sonra artık işlerimize bakacağız.

Halkımızın gücü ve katkısı neticesinde de bunlar bir daha o belediyelerin kapısından giremeyecekler. Halk tekrar demokratik toplumcu yerel yönetimler belediyeciliği ile tanıştığı zaman aradaki uçurumu görecektir. Bu soyguna, borç batağına, kirli operasyon ve saldırılara rağmen halkımıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Kaynak yaratacağız, halkımızla birlikte sorunları çözmek için çaba içinde olacağız. Kayyımların kapattığı dil, kültür, kadın, gençlik kurumlarını ve kooperatifleri tekrar açacağız. En iyi şekilde halkımıza hizmet etmek için gecemizi gündüzümüze katacağız.

Yine Kürtçe ve bütün dillerdeki tabelaları tekrar asacağız. Çok dilli belediyecilik hizmetlerimizi devam ettireceğiz. Ekonomik krize karşı kadınları, gençleri, emeklileri ve yoksulları koruyacağız. Evine yardım gitmeyen kentimizde tek bir yoksul kalmayacaktır. İhtiyacını karşılayamayan insanların ilk aklına gelecek yer belediyelerimiz olacaktır. Size bu konuda büyük görevler düşüyor. Demokratik yerel yönetim anlayışımızla ev ev, sokak sokak gezeceğiz ve halkımızla birlikte kararlar alacağız.

Yerel demokrasiyi mahallerimizde kuracağız, tıpkı eş başkanlık sistemimiz ve aday belirleme yöntemimiz gibi Türkiye ve dünyada örnek bir model oluşturacağız. Bizler bütün baskılara karşı hem mücadele eden hem dünyada demokrasi anlamında iyi örnekler ortaya koyan bir gelenekten geliyoruz. Kendimize ve size güveniyoruz. Böylesine genç ve yetenekli arkadaşlarımızın, deneyim ve vizyonu olan arkadaşlarımızın çok iyi işler yapacağına eminim. Kendimizi de kentimizi de halklarımızla birlikte yöneteceğiz. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden belediyenin olanaklarını doğru ve adil bir şekilde herkes için kullanacağız. Halka dokunacağız, hep birlikte üretecek ve kazanacağız. Serkeftin.

“Türkiye siyasetine çok önemli bir miras bıraktık”

Hatimoğulları: “Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Aylardır sokak sokak, mahalle mahalle dolaşan ve seçim kampanyamızı değerli halkımızla birlikte en güçlü şekilde yürüten siz değerli belediye eş başkanlarımızla bugün bir aradayız. Bir kez daha hoş geldiniz. Seçim kampanyamızın en önemli şahitleri sizlersiniz. Çok zor koşullarda yürüttük. Bizler Türkiye’de bugüne kadar denenmemiş olanı yaptık, değerli halklarımızla birlikte belediye eş başkanlarımızı ve meclis üyelerimizi belirlemek üzere halk oylamasına başvurduk.

Bu Türkiye siyasetinde eşine az rastlanan, halkın doğrudan demokratik yönetimlere katılımının önünü açan kanallardır. DEM Parti olarak, bu kanalları işleterek Türkiye siyasetine çok önemli bir miras bıraktık. Evet, zor koşullarda yürüttük bu kampanyayı, çünkü mevcut iktidarın ortakları olan partilere karşı bu yarışı sürdürdük. AKP ve yereldeki ortakları devletin bütün olanaklarını seferber ederek çalışmalarını yürütürken, bizler kıt olanaklarla bu çalışmayı yürüttük. Sadece bu da değil.

İki kez kayyım atayarak yerel yönetimler üzerinde baskı kurdukları, kayyım zihniyetinin neticeleri olarak yerel yönetimlerin aslında halkı hizmetten mahrum bıraktığı, halkın hizmetlere ihtiyaç duyduğu bir zeminde yürüttük çalışmamızı. Sadece bu da değil. Biz bu seçim yarışında kayyım rejimiyle mücadele ederken, kayyım seçmenle de mücadele ettik. 32 merkeze başta asker ve polis olmak üzere kayyım seçmen göndererek seçimlerde DEM Parti’nin iradesini, Kürt halkının iradesini çalmak istediler. Bizler onların izledikleri bu yol ve yöntemleri de önemli oranda başarısızlığa uğrattık. Kayyım seçmene rağmen belediyelerimizi önemli oranda kazandık.

3 hedef belirlemiştik yerel seçim kampanyamızı yürütürken. Birincisi; özellikle bölgede, Kürdistan’da kayyım atanmış olan belediyelerimizi geri almaktı. İkincisi; 2019’daki kazanımlarımıza yeni kazanımlar eklemekti. Üçüncüsü ise başta batı olmak üzere Türkiye sathının tamamında AKP-MHP faşizmini, otoriter rejimi geriletmekti. DEM Parti olarak bu 3 konuda başarıya imza attık. Siz değerli belediye eş başkanlarımıza ve şu an burada olmayan meclis üyelerimize ve değerli halkımıza çok teşekkür ediyorum.

Bu seçimlerin sonuçlarını gerek bölge açısından gerekse Türkiye’nin genel sathı açısından en iyi şekilde okumak, en iyi şekilde yorumlamak gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. AKP-MHP, özellikle bölgedeki küçük ortaklarıyla birlikte faşizmi, otoriterleşmeyi ve kayyımcı anlayışı tesis etmek istedi. Ancak Türkiye genelinde ortaya çıkan haritaya baktığımızda bu anlayışa halk dur demiştir, bu anlayış artık gerilemiştir. Ülkede tesis edilmek istenen faşist, otoriter, kayyım rejime halk çok güçlü bir biçimde hayır demiştir.

Haritayı değiştirerek buna hayır demiştir, izin vermiyoruz demiştir. Bugün artık Türkiye’de ikili bir iktidardan bahsetmek mümkündür. Merkezi hükümet AKP-MHP iktidarının elinde ama artık yerel yönetimler onların elinde değildir. Dolayısıyla kitle desteğini arkasına alamamış olan bir rejimin ne kayyımcı anlayışı artık yol yürüyebilir ne de faşist-otoriter anlayışı yol yürüyebilir. Burada halkımız tercihini değişimden yana yapmıştır. Halkımızı gösterdiği bu ferasetten dolayı da kutluyoruz.

Bu seçim sonuçlarının, bu haritanın ortaya çıkmasının çok çeşitli nedenleri var. Bunlara uzun uzadıya değinmeyeceğim ama başlıklar halinde birkaçını sıralamak isterim. Birincisi; kayyımcı rejimi Türkiye’nin her yerinde sergilemeleri, hiçbir iradeye saygı duymamaları, kendilerinden olmayanı öteki görmeleri, başta kadınlar olmak üzere bütün farklılıkların yaşam tarzlarına müdahale etmeleridir. Ancak bu ülkede yaşayan Aleviler, farklı halklar ve inançlardan insanların inançlarına, yaşam tarzlarına, dillerine ve iradelerine müdahale eden anlayış bu seçimde çökmüştür.

Yine 22 yıldır neoliberal politikaların en önemli uygulayıcısı olan bir parti olarak görev ve misyonunu sürdüren iktidar bu ülkeyi derin bir yoksulluğa sürüklemiştir. Derin yoksulluğu insanlar sadece kemiklerinde değil iliklerine kadar hissediyor. Bu ülkede 50 milyon insan açlık ve yoksulluk şartları altında yaşıyor. Kürdistan’da çalışmalarımızı yürütürken, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü talep ederken, diğer en önemli sorunlardan biri de bölgenin yoksul bırakılmasıdır. Bölge yoksul bırakılmış, yoksullaştırılmıştır.

Türkiye halkları ve emekçileri yoksullaştırılmıştır. Kadınlar yoksul bırakılmıştır. Açlık ve yoksulluk diz boyudur. Emeklilerin isyanı gerçekten Türkiye’nin sesi ve soluğu olmuştur. Yine kadınların etek boyundan başörtülerine kadar her şeye müdahale eden anti demokratik otoriter anlayışa kadınlar bu seçimlerde dur demiştir. Özellikle Kürdistan’da, Şırnak örneğinde gördüğümüz üzere, kadınlar üzerinde yürütülen özel harp politikasına kadınlar hayır demiştir. Kadın eş başkanlarımızın bizzat yaşadığı sorunlardan biri de eş başkanlık sistemimiz ve eşit temsiliyete saldırıdır. Eş başkanlık ve eşit temsiliyeti bu otoriter rejim kabul etmez, çünkü kadınlar evinde otursun, çocuk baksın ister.

Oysa biz DEM Parti olarak, Türkiye kadın hareketi ve Kürt kadın hareketiyle birlikte, bugüne kadar bir yandan binbir emek vererek mücadele ederken ve devlet karşısında bedel öderken; diğer yandan erkek egemen zihniyetin ezici ve sömürücü zihniyetine karşı eş başkanlık ve eşit temsiliyet mücadelesinin bütün bu bedellere rağmen hayat bulmasını sağladık. Bu sadece Türkiye halkları ve kadınları için değil bölge ve dünya halkları için çok önemli bir deneyim ve kazanımdır. Kadın kazanımlarımıza ideolojik saldırıları bizler kabul etmedik. Bu dönemde en güçlü tavrı koyan başta Kadın Meclisimiz olmak üzere, belediye eş başkanı kadın arkadaşlarımızı kutluyorum. Hepinize verdiğiniz bu mücadeleden dolayı partimiz adına teşekkür ediyorum.

Bizler siyasetin okumasını yaparken, aynı zamanda içinden geçtiğimiz siyasetin koşullarına ve dış siyasete de bakmak zorundayız. Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesinin bu seçim kampanyamızda da ısrarla altını çizmemize rağmen, bizlere verilen yanıt savaş ve çatışmaları artırmak, sınır ötesi operasyonları artırmak şeklinde olmuştur. Bugün bölgede özellikle İsrail’in Filistin’i işgal etmesiyle başlayan saldırılarla, mazlum Filistin halkının dünyanın gözü önünde katledilmesiyle ve buna ne yazık ki dünyada güçlü bir sesin çıkarılmamasıyla karşı karşıyayız.

AKP iktidarı bugün mazlum Filistin halkının yanında olduğunu söylüyor. Ama biz seçim kampanyamızda da böyle olmadığını ifade ettik. Mazlum Filistin halkının dostları geçmişte olduğu gibi Deniz Gezmişler başta olmak üzere Türkiye devrimci hareketi ve Kürt özgürlük hareketidir. Filistin halkıyla birlikte verilen mücadele geleneği bu dayanışmanın en önemli adresidir. Bizler bu dayanışmayı güçlendireceğiz ve mazlum Filistin halkının yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. İsrail’in İran ile çatışması ve büyük bir bölge savaşının habercisi olan gelişmelere karşı da bizler Türkiye ve Kürdistan’ın bütün sathında diyoruz ki bölge halkının ihtiyacı olan şey eşit yaşam hakkıdır.

Bölge halkının ihtiyacı olan şey herkesin kendi kaderini tayin edebildiği, herkesin yaşam alanlarını oluşturabildiği, herkesin eşit ve özgür olabildiği bir dayanışmayı örgütlemektir. Hem Türkiye’deki gelişmelere hem Kürt sorunundaki gelişmelere hem de Ortadoğu, Afrika ve Kafkasya’yı kapsayan gelişmelere baktığımızda savaşa karşı güçlü bir barış hareketini örgütlemek gibi bir görev ve sorumlulukla yola çıkıyoruz.

Bizler Türkiye ve dünyada yaşanan bu gelişmelerin ışığında bir yerel seçim yaşadık. Bu yerel seçimlerde biraz önce bahsettiğimiz hedeflerimizi önemli oranda tutturduk. DEM Partinin başarısı sadece kazanılan belediyelerde değil. DEM Partinin en önemli başarısı kent uzlaşısıyla batıdaki siyaseti belirlemesidir. Bizler kent uzlaşısıyla birlikte ilçe ilçe, belediye belediye yürüttüğümüz çalışmalarla çıkan sonuçlarda büyük payı olan bir partiyiz. AKP ve MHP faşizmine batıda kent uzlaşısı politikalarımızla geri adım attırdık.

Belediye kazandığımız yerlerde belediyelerimizi nasıl yöneteceğimize biraz önce Eş Genel Başkanım geniş bir şekilde değindi. Batı açısından da şunun altını çizmeliyiz. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü belediyecilik anlayışımızı sadece belediyeleri kazandığımız yerlerde değil muhalefete düştüğümüz yerlerde de en güçlü şekilde sergileyeceğiz. Biz batı illerinde yönetimlerde olduğumuz her yerde, halkın faydasına olan her çalışmaya destek olacağız ama paradigmamıza ters düşen ve toplumun yararına olmayan, kadınların, gençlerin ve emeklilerin yararına olmayan konularda da en etkin muhalefeti sürdüreceğiz.

Belediye Eş Başkanları olarak kentlerinizin birer aynasısınız. Partimizin paradigmasına uygun olarak belediyeleri yönetmenin birinci sorumlularısınız. Bu görev ve sorumluluk bilinciyle davranacağınıza hiçbir şüphemiz yoktur. Belediyelerimizi halkla beraber yöneteceğiz dedik, yönetmeliyiz. Kayyımcı rejim kentlerimiz yolsuz, susuz, altyapısız, hizmetsiz bırakarak cezalandırmıştır. Bu kayyımcı rejime karşı yol, su, altyapı başta olmak üzere bütün kent hizmetlerini en iyi şekilde yapmak gibi görev sorumluluğumuz var. Biraz önce Kürt halkına ve gençlerine dayatılan yoksulluğun daha da derin olduğunun altını çizmiştim. Yerel yöneticiler olarak başta eş başkanlarımız bölgede istihdam alanları yaratmak konusunda ezberleri bozan yepyeni projelere imza atmalıdır.

Gençlerin doğduğu yerde doymasını sağlayamazsak, göç bu şekilde devam ederse kentlerimizde çok şeyi yitirebiliriz. Bu bakımdan bize düşen en önemli görev ve sorumlulukların bunlar olduğunu hatırlatmak isterim. Belediyelerimizi en iyi şekilde, Türkiye ve Kürdistan’daki belediyelere örnek olacak şekilde icra edeceğimizden yana hiç şüphem yok. Eksikliğe düştüğümüzde birbirimizi uyaracağız, yanlışlar yaparsak birbirimizi uyaracağız. Halkımız için en gerekli ve doğru yolu hep birlikte bulacağız. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Yeni görevleriniz tekrar hayırlı olsun.”

Paylaşın

Özel’den İktidara: Türkiye Cumhuriyeti Bir Anayasa Devletidir

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Biz bu ülkeye bu adaleti getirene kadar mahkemedeki adaletten herkes memnun olana kadar, sosyal adalet bu ülkede yaşayan herkes kendini eşit yurttaşlar olarak hissedene kadar kimsenin hakkını kimsede bırakmadan bu ülkede ekonomik adaleti sağlayıp önce açlığı sonra da yoksulluğu bitirene kadar sonuna kadar çalışacağız ve mücadele edeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TC bir anayasa devletidir. Sahip çıktığımız maddelerin yanında elbette eleştirdiğimiz, değiştirilmesini istediğimiz maddeler olabilir ama bu ülkede eğer devlet olacaksa, yani insanların anı ve malı güvende olacaksa bu ülkede en üstteki cumhurbaşkanından en sade vatandaşa kadar herkes bu anayasaya bağlı olacak.”

Özel, konuşmasının devamında, “Bir ülkede anayasanın işine gelen kısımlarını uygulayıp oradan güç alıp kullanıp, işine gelmeyen kısımlarını ihlal edersen bu hak bir kişide değil herkeste olur. Orada devlet, anayasa ortadan kalkar, o zaman keşmekeş olur o zaman beka sorunu olur. O yüzden bu ülkedeki en sade vatandaştan cumhurbaşkanına kadar herkesin bu anayasaya harfiyen uyması gerekir” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gençlere üye olmaları çağrısı yapması üzerine izleyiciler arasından bir genç “Başkanım gelebilir miyim?” diye sordu. Özel, “üye olmaya mı” diye sorunca, genç “Evet” cevabını verdi. Özel Muhammet isimli genci kürsüye davet etti. Gencin bir de ikizi olduğunu öğrenen Özel, Muhammet’in ikizini de kürsüye davet etti.

Muhammed ve Mustafa adındaki ikiz kardeşler grup toplantısında, canlı yayında CHP’ye üye oldu. Özel’in dakikalar önce duyurduğu üye kampanyasının ilk üyesi olan Muhammet’e “İlk üyeye Genel Başkan rozeti yakışır” diyen Özel kendi rozetini çıkararak Muhammet’e taktı. Kardeşi Mustafa’ya da Gençlik Kolları Başkanı Gençosman Killik’in rozeti takıldı.

Özgür Özel, konuşma öncesinde partiye yeni katılan milletvekili olduğunu söyledi. Aralık ayında İYİ Parti’den istifa eden İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu bugün CHP’ye katıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: 

“Biz bu ülkeye adalet gelene kadar, bu ülkede herkes kendini eşit yurttaşlar olarak hissedene kadar, önce açlığı sonra da yoksulluğu bitirene kadar sonuna kadar mücadele edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti bir anayasa devletidir. Sahip çıktığımız maddeler arasında elbette eleştireceğimiz maddeler olabilir. Herkes bu anayasaya bağlı olacak. İşine gelen kısımları alıp işine gelmeyen kısımları alırsanız o zaman beka sorunu olur. Bu ülkedeki en sade yurttaştan Cumhurbaşkanına kadar herkesin anayasaya uyması gerekir.

1 Mayıs Taksim’de kutlanması gereken hak olan işçi bayramıdır. 1 Mayıs’ta işçiler Taksim’e çıkmak istiyorlar. Şimdi yasaklıyorlar izin vermiyorlar. Kendisi de bir emekçi olan polise kanunsuz emirler veriyorlar. DİSK Anayasa Mahkemesi’ne gitti kazandı ama hala açmıyorlar. Siz Taksim Meydanı’nı egemenliğiniz bayrağı olarak görürseniz siz aslında muktedir değilsiniz demektir. İşçiler orada hakkını arıyorsa sonra da evine dönüyorsa siz muktedirsiniz demektir. Taksim’i 1 Mayıs’a açın. İçeriye bir tek 1 Mayıs dışı pankart sokmayıp kutlanmasına izin vermek bugünkü iktidarın kendi için yapabileceği en doğru iştir. Yasaklarsanız belki bir gün başka bir 1 Mayıs’a bırakırsınız. Ama o zaman siz iktidarda olmazsınız. Taksim’i 1 Mayıs’a açın 31 Mart’ın mesajını aldığınızı gösterin.”

Maalesef bir diğer tatsız husus, 83 yaşındaki Çetin Doğan’ı Silivri Cezaevine naklettiler. Bu zor günlerinde kendisini hapishanede tutmak yakışmaz. Bu da muktedirlik değil, bu güçsüzlüktür. Makbule Özer’le, 80-90 yaşındaki hastalarla uğraşarak devlet otoritesi tesis edilmez. Yaşlı hastaları cezaevinde tutmak özgüvensizliktir.

1 milyondan fazla atanmayan öğretmen var. 2002’de 68 bin öğretmen varsa bugün Erdoğan’ın atamadığı 1 milyon öğretmen vardır. Sayın Erdoğan bir miktar atama yapacağız dedi. Bu rakam 23 bin 900’dür. Maalesef gençleri çok üzdü. 100 bin öğretmen atamasının yapılması gerekiyor.

Hatay çok yüreğimizi yaktı. 6 Şubat’ta yüreğimizi yakan yangın sönmez. Yerel seçimlerde Hatay’da millet iradesi gasp edildi. Bir tek torba açılmadı. Biz Hatay’a sahip çıkacağız. Hatay’ı yüzde 60 ile almayı buradan ant içiyorum. Hatay’da 7 ilçede rezerv alan krizi yaşanmakta. Zemin sağlamsa oraların rantla çevrilmesine izin vermeyeceğiz. Hatay’ın hakkını yedirmem.

Antalya Kepez’deki teleferik kazasında maalesef bir vatandaşımız hayatını kaybetti. Başkanımız (Mesut Kocagöz) kendisinden sonra 3 kez denetlenmiş kazadan sorumlu. Şimdi yeni bir video çıktı. Görevli sistemi açmaması gerekirken manuel çalıştırıyor ve kaza oluyor. Sistemi manuel kapatıyor. Yeni bir itiraz yapacağız. Çorlu Tren Katliamı davası yarın. Yarın annelerin haykırışlarına eşlik etmek için yürüyeceğim. Çorlu annelerini yalnız bırakmayın.”

Paylaşın

Adalet Bakanı’ndan DEM Parti’ye ‘Kapatma Tehdidi’

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Demokratik siyaset yaptığını söyleyenler terörle arasına mesafe koyar. Geçmişte koymadıkları için kapatılan partiler oldu” dedi ve ekledi:

“Aynı şekilde aynı yolu izlerse DEM Parti aynı muamele ile karşılaşır diyoruz. Milletten aldığınız yetkiyi kötüye kullanmayın diyorum.”

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Türkiye Yüzyılı’nda Çocuk Hukuku Paneli”nin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tunç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, DEM Parti’ye kapatma davası açılması çağrısıyla ilgili de konuştu.

Birgün’ün aktardığına göre; Bakan Tunç, şunları şöyledi: “Demokratik hukuk devletinde şiddet olmaz. Anasayasamızın 26. maddesi şiddete teşviği suç sayar. Ülkemizin huzurunu bozmaya çalışan terör örgütlerinin hepsiyle mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.

Demokratik siyaset yaptığını söyleyenler terörle arasına mesafe koyar. Geçmişte koymadıkları için kapatılan partiler oldu. Böyle bir süreçle karşı karşıya kalmak istemiyorsanız terörü, şiddeti reddedin. Millet size oy verirken hizmet etsin diye oy veriyor.

Terörü destekleyen açıklamalarda bulunursanız o zaman demokratik hukuk devleti buna müsaade etmez yetkili makamlar devreye girer. Kapatılan partiler oldu aynı şekilde aynı yolu izlerse DEM Parti aynı muamele ile karşılaşır diyoruz. Milletten aldığınız yetkiyi kötüye kullanmayın diyorum.”

Paylaşın

ABD’den Gazze’de ‘Kıtlık Riski’ Uyarısı

Filistin – İsrail savaşının 201. günü geride kalırken, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Gazze Şeridi’nde, özellikle de bölgenin kuzeyinde kıtlık riskinin “çok yüksek” olduğu açıklaması geldi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 32 artarak 34 bin 183’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 59 artarak 77 bin 143’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; ABD’nin Ortadoğu’da insani meselelerden sorumlu özel temsilcisi David Satterfield, Washington’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze’de, özellikle de bölgenin kuzeyinde kıtlık riskinin “çok yüksek” olduğunu söyledi.

Satterfield, İsrail’in son haftalarda Gazze’ye yardımların girişine izin verme konusunda önemli adımlar attığını belirtti ancak hala yapılması gerekenlerin olduğuna da dikkat çekti. Satterfield, Washington’un, İsrail’in attığı adımlardan memnun olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmazken, “İsrail son iki buçuk haftada önemli adımlar attı. Hala yapılması gereken çok fazla iş var ama ilerleme kaydedildi” dedi.

Başkan Joe Biden bir süre önce yaptığı açıklamada, Gazze’deki insani krizi hafifletmek için harekete geçilmesi çağrısında bulunmuş, “net, somut ve ölçülebilir” bir dizi adımın hayata geçirilmemesi halinde ABD’nin yakın müttefiki İsrail’e desteğinin koşullara bağlanabileceği uyarısında bulunmuştu.

Birleşmiş Milletler, İsrail’in Gazze’yi yöneten militan grup Hamas’a karşı hava ve kara saldırılarına başlamasından bu yana geçen 6 aylık sürede yardımların bölgeye iletilmesi ve halka dağıtımında engellerle karşılaştığını uzun süredir dile getiriyor.

İsrail’in askeri harekatı 2,3 milyon nüfuslu Gazze’nin büyük kısmını enkaza çevirdi ve bölgede Ekim ayından bu yana insani bir felaket yaşanıyor. Savaş, Hamas militanlarının sınırı geçerek İsrail’in güneyindeki yerleşim birimlerine saldırması ve İsrail’in Gazze’de misilleme saldırıları düzenlemesiyle başlamıştı.

Satterfield, “Hamas’ın insani yardım çabaları”yla ilgili bir soru üzerine, “Hamas 17 yıl boyunca Gazze halkı için sağlanan her türlü kaynağı, kendi çıkarlarını korumak ve ilerletmek amacıyla insani yardım tesislerinin altına gömülü bir askeri tesisler ve tüneller ağı inşa etmek için harcadı. Hamas, 7 Ekim’de düzenlediği acımasız katliamın ardından binlerce masum Gazzeli’yi kurban etti. Hamas’ın insani yardım politikası, insani yardımın tam tersidir;
masum sivilleri kendi terörist askeri güçleri ve tesislerini korumak amacıyla kalkan olarak kullanmak ve her şeyden önce Filistinliler’i ve onların geleceklerini kurban eden komplo ve planlamalar yapmaktır” diye konuştu.

“Gazze’ye giren kamyon sayısı ortalama 200”

BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini, Nisan ayı başından bu yana Gazze’ye bir günde giren kamyonların ortalama sayısının 200 olduğunu, Pazartesi günü ise 316 ile bu sayının zirveye ulaştığını açıkladı.

Lazzarini gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bunun insan ürünü bir sorun olduğunu, sadece siyasi irade ve kararlarla çözülebileceğini her zaman vurguladık. Son birkaç gün, bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Bunu ne kadar sürdürürsek, o kadar olumlu etki yaratırız” diye konuştu. Lazzarini ayrıca, havaların ısınmasıyla salgın hastalıkların ortaya çıkmasını önleme çabası kapsamında, özellikle Gazze’nin güneyinde çöplerin toplanmasına odaklandıklarını belirtti.

UNRWA, BM’nin üst düzey yetkililerince, Gazze’deki yardım operasyonlarının bel kemiği olarak görülüyor. Ancak bu yılın başlarında, İsrail’in UNRWA’nın 12 çalışanının Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarına katıldığını iddia etmesinin ardından kuruluşla ilgili inceleme başlatılmıştı. İsrail’in suçlamalarından sonra 16 ülke, UNRWA’ya fon desteğini durdurmuş ya da askıya almıştı.

Lazzarini, UNRWA’nın Haziran ayına kadar faaliyetlerinin masraflarını karşılayabilecek bütçeye sahip olduğunu belirtti. Bununla birlikte, UNRWA’nın yılda 300 ila 400 milyon dolarla en büyük destekçisi olan ABD’nin mali desteği, Kongre’nin kararıyla en erken Mart 2025’e kadar askıya alınmıştı.

Lazzarini, “Bu kalıcı bir askıya almaysa, kurum üzerinde kalıcı bir etkisi olacaktır. Eğer geçici bir askıya almaysa, bazı bağışçıların devreye girmesiyle geçici bir çözüm bulabileceğimizi düşünüyorum” dedi. UNRWA Başkanı, son altı ay içinde internet üzerinden yapılan bağışlar aracılığıyla 100 milyon dolar topladıklarını da belirtti.

Paylaşın

Gıda Enflasyonu: Türkiye, Dünyada 3. Sırada

Türkiye, gıda enflasyonunda Arjantin ve Zimbabve’nin ardından dünyada 3. sıraya yerleşti. Türkiye’yi gıda enflasyonunda sırasıyla Venezuela, Lübnan ve Filistin takip etti.

Gıda fiyatları dünya genelinde gerilemeye devam ederken, Türkiye’de ise artmaya devam ediyor.

Ekonomist Tunç Şatıroğlu, sosyal medya hesabından Türkiye’nin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, gıda enflasyonunda Venezula ve Lübnan’ı da geride bırakarak dünyada 3. sıraya yerleştiğini ifade etti.

Gıda fiyatlarında Türkiye’nin zirveyi yakın seyrettiğine vurgu yapan Şatıroğlu, “Arjantin ve Zimbabwe’den başka rakibimiz kalmadı” dedi.

Merkez Bankası’nın PPK raporunda yer alan, “Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır” ifadelerine de atıfta bulunan Tunç Şatıroğlu, “Kulanın artık” dedi.

Gıda fiyatları 27,9 kat arttı

2005 Mart’ta 115 olan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Mart 2024’te 2.139’a yükseldi. 2005 Mart’ta 113 olan gıda fiyatları endeksi ise 2024 Mart’ta 3.150’ye yükseldi. Böylece TÜFE 2005’ten bu yanda 18,6 kat; gıda fiyatları ise 2005’ten bu yana 27,9 kat arttı.

Mart 2005’te yüzde 7,9 olan yıllık enflasyon oranı Mart 2024’te yüzde 68,5 oldu. 2005’te yüzde 4,83 olan yıllık gıda enflasyonu ise Mart 2024’te yüzde 70,41’e yükseldi.

Öte yandan son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başladı. Mart 2005’te TÜFE’yle aynı seyreden gıda fiyatları endeksi Mart 2024’te TÜFE’nin 1.011 puan (yüzde 47,3) üstüne çıktı.

Paylaşın

Davutoğlu: Cumhur İttifakı’nda Derin Çatlaklar Var

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Bakan Mehmet Şimşek’e “yerel halk” tepkisine de değinen Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Cumhur İttifakı’nın içinde çok derin çatlaklar olduğunu görüyoruz. Bu seçim sonrası Cumhur İttifakı’nda da çatlaklar var” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi – Gelecek Partisi ortak grup toplantısında konuştu. “Çok yakın takip ediyorum. Şu an da AK Parti iktidarında samimi, geçmiş muhasebesi yapan öbek öbek gruplar tartışıyorlar” diyen Davutoğlu, şunları söyledi:

Kimisi basına yansıyor kimisi Çankaya’da hiçbir bedel ödemeden neredeyse ‘devletin kanun bekçisi benim’ diyen danışmanlar tarafından saldırıya uğruyor, racon kesiliyor ama tartışma yayılıyor. Ben bunu çok büyük bir sağlık işareti olarak görüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’na bu tartışmaları engellemek yerine bu tartışmalarının önünü açması tavsiyesinde bulunuyorum.”

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’u eleştiren Davutoğlu, şöyle konuştu: “Maalesef son dönemlerde ortak aklın işletilmesine imkan veren AK Parti kurulları ve istişare mekanizmaları ya tamamen devreden çıkmış ya da tek bir görüşün onay makamı haline gelmiştir. İşte bugün iktidarın düştüğü tablo bu. Bu sadece AK Parti’nin hastalığı olsaydı ne halleri varsa görsün derdik ama devlete de tasallut etti bu anlayış. Bir cumhurbaşkanı başdanışmanı racon kesiyor. Beştepe’ye oturmuş, geçmişinde bu camiayla hiçbir ilgisi yok ama racon kesiyor.

Paralel yapı sadece FETÖ ile ilgili değildir. Seçilmiş otoriteye meydan okuyan ve seçilmiş otoriterin yerine geçerek karar vermeye çalışan her öbek, odak, çevre, paralel yapıdır. Anayasa Mahkemesi’ne racon kesmeye çalışan bir başdanışmanın ne yetkisi olabilir? Anayasa Mahkemesi Sayın Zühtü Arslan’a bir kez daha buradan teşekkür ediyorum. İnsan haklarının olmadığı yerde devlet olmaz. Sinan Ateş gibi genç bir akademisyenin öldürülmesini örtenler Anayasa Mahkemesi’ne ayar verecekler. Sayın Erdoğan, önce bu paralel yapıların kolunu kesin. AK Parti Genel Merkezi’nde oturanlar, sokağa çıkmakta bugün çekinenler önce kendi hakkınızı, hukukunuzu koruyun.

“Özgür Özel’i tebrik ediyorum”

Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmesini ise olumlu buldu. “Memleketimizin demokrasisi ve devletimizin geleceği için bu gelişmeyi ben çok hayırlı görüyorum” ifadelerini kullanan Davutoğlu, “ Sayın Özgür Özel’in aldığı cesur karar ve tutumu nedeniyle tebrik ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı da ilk kez kutuplaştırıcı bir yol ve yöntem yerine, ‘önümüzdeki hafta görüşeceğim’ demesi sebebiyle de cumhurbaşkanı olarak doğru tavır alması dolayısıyla onu da tebrik ediyorum. Bu görüşmelerin yapılması lazım. Altı yıldır en yakın dostlarına selamı kesenlerin bu gelişmelerin üzerine düşünmeleri lazım. Cumhurbaşkanı ile ana muhalefet partisinin görüşmesi sağlıklı bir görüşmedir” dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Bakan Şimşek’e “yerel halk” tepkisine de değinen Davutoğlu, “Cumhur İttifakı’nın içinde çok derin çatlaklar olduğunu görüyoruz. Bu seçim sonrası Cumhur İttifakı’nda da çatlaklar var” dedi.

Paylaşın

TFF’den Hakemler İçin Radikal Karar!

Yıllardır Türk futbolunun en temel sorunlarından olan hakem atamalarında tartışmalara son verecek, devrim niteliğinde bir karar hayata geçmek üzere. TFF ile kulüpler, bağımsız hakem kurulu oluşturma fikrinde birleşti.

Alman modelinden esinlenilen proje, kulüplerin tamamından onay aldı. Ligler biter bitmez, bağımsız hakem kurulunun oluşturulması planlanıyor.

Uzun süredir Türk futbolunun en büyük tartışma konusu hakemler olmaya devam ediyor. Sahada Süper Lig başkanı tarafından hakem yumruklamaya kadar varan süreçte çok büyük tartışmalar yaşandı. Fakat yıllardır Türk futbolunun en temel sorunlarından olan hakem atamalarında tartışmalara son verecek, devrim niteliğinde bir karar hayata geçmek üzere.

Fanatik’in haberine göre, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile profesyonel liglerde mücadele eden kulüpler, bağımsız hakem kurulu oluşturma fikrinde birleşti. Alman modelinden esinlenilen proje, kulüplerin tamamından onay aldı.

Bağımsız hakem kurulunun, önümüzdeki sezondan itibaren hakem atamalarında söz sahibi olması planlanıyor. TFF ile kulüplerin üzerinde uzlaştığı proje şu şekilde hayata geçecek. TFF bir şirket kuracak, profesyonel kulüpler başka bir şirket kuracak. Bu iki şirket, 5 üyeli yeni bir şirket kuracak. Üyelerin 3’ü TFF, 2’si kulüpler tarafından belirlenecek. 5 üyeden oluşan bu şirket, bağımsız hakem kurulu atayacak.

Profesyonel bir zeminde faaliyetlerine başlayacak hakem kurulu; klasman hakemlerinin belirlenmesi de dahil olmak üzere hakemlerle ilgili her türlü atama ve yaptırım yetkisine sahip olacak. Kurul bu yapısıyla kulüplerin hakem atamalarında mutlak bir söz sahibi olmasını sağlayacak.

Alman modeli

Bağımsız hakem kurulu, gerektiği takdirde yabancı orta hakem ve VAR hakemlerinin atanmasında TFF ve kulüplerden bağımsız karar alabilecek. Modelin bu haliyle Alman modeli ile aynı olduğu, İngiltere modeline ise benzerlikler gösterdiği yorumları yapılıyor.

TFF yöneticisi Mustafa Eröğüt önderliğindeki federasyon profesyonelleri, kulüp temsilcileri ile biraraya gelerek yeni sistemin sunumunu gerçekleştirecek. Ligler biter bitmez, bağımsız hakem kurulunun oluşturulması planlanıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Duyurdu: Konut Fiyatları Yüzde 58,3 Arttı

Konut fiyatları şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,2, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 58,3 oranında arttı. Üç büyük il incelendiğinde, konut fiyatları İstanbul, Ankara ve İzmir’de ırasıyla yüzde 1,5, 2,0 ve 1,6 oranlarında arttı.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarının en çok arttığı iller ise Ağrı, Ardahan Iğdır ve Kars oldu. Bu illerde konut fiyatları yıllık yüzde 87,7 artış gösterdi. Ayrıca, Van, Hakkari, Bitlis ve Muş’ta konut fiyatları yüzde 85,6 artarken, Erzurum, Erzincan Bayburt’ta yüzde 85,1 arttı.

Türkiye genelinde ortalama bir konutun metrekare fiyatı 31 bin 364,5 lira olurken, ülke çapında 100 metrekarelik bir konutun fiyatı ortalama 3 milyon 4900 bin lira oldu. 100 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatı Ankara’da 2 milyon 492 bin TL, İstanbul’da 4 milyon 542 bin TL, İzmir’de ise 3 milyon 606 bin lira olarak kayıtlara geçti.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2024 Şubat ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksini (KFE) açıkladı.

Buna göre; Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (KFE), 2024 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2,2 oranında artarak 1216,0 seviyesinde gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 58,3 oranında artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5,1 oranında azalış gösterdi.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in konut fiyat endekslerindeki gelişmeler değerlendirildiğinde, 2024 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre, sırasıyla yüzde 1,5, 2,0 ve 1,6 oranlarında artış gözlendi. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 45,6, 72,9 ve 57,4 oranlarında artış gösterdi.

Paylaşın

Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borcu 173,6 Milyar Dolar

Şubat sonu itibarıyla, Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 173,6 milyar dolar oldu. Bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç 69,9 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borcu 57,7 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçlar ise 51,0 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Şubat 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2023 yıl sonuna göre yüzde 0,9 oranında azalışla 173,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,2 oranında artarak 69,9 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,5 oranında azalarak 57,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2023 yıl sonuna göre yüzde 10,9 oranında artarak 13,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 4,4 oranında azalarak 19,1 milyar dolar, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 1,9 oranında azalışla 20,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ayrıca, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 9,2 oranında artışla 16,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2023 yıl sonuna göre yüzde 4,8 oranında azalarak 51,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2023 yıl sonuna göre yüzde 5,5 oranında artarak 36,4 milyar dolar olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 3,3 oranında azalarak 91,2 milyar dolar oldu.

Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 0,2 oranında azalarak 95,4 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 4,2 oranında azalarak 74,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

2023 yıl sonunda 1,6 milyar dolar olan kısa vadeli tahvil ihraçları, 2024 Şubat sonu itibarıyla 3,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 500 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2024 Şubat sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu yüzde 51,0’ı dolar, yüzde 22,2’si Euro, yüzde 10,8’i TL ve yüzde 16,0’ı diğer döviz cinslerinden oluştu.

2024 Şubat sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 227,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Söz konusu stokun 19,1 milyar dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştu. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 22,0, Merkez Bankası’nın yüzde 20,2, özel sektörün ise yüzde 57,8 oranında paya sahip olduğu gözlendi.

Paylaşın

Türkiye, Kişi Başına Düşen Milli Gelirde Dünyada 72. Sırada

IMF’nin yayınladığı rapora göre 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 12 bin 849 dolar oldu. Türkiye, bu gelir ile dünyada 72. sırada yer aldı.

Türkiye, 2023 yılında kişi başına düşen GSYH 12 bin 489 dolar ile dünyada 66. sıradaydı. Başka bir ifadeyle Türkiye son 10 senede 6 sıra geriledi.

Uluslararası Para Fonu, (IMF) her sene iki defa yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporunu açıkladı. Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, Türkiye, son 10 senede kişi başına düşen milli gelir sıralamasında geriledi.

Türkiye’de kişi başına milli gelir 10 sene önce dünya ortalamasından 1500 dolar fazla iken 500 dolar geriye düştü. Dünyanın en büyük ekonomi sıralamasında da Türkiye irtifa kaybetti ancak hala en büyük 20 ekonomi arasında olmayı sürdürüyor.

Türkiye’nin dünya ekonomisindeki yerine bir kaç göstergeden bakmak mümkün. Bunlardan ilki kişi başına düşen milli gelir. IMF’nin Nisan 2024’te yayınladığı rapora göre 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 12 bin 849 Amerikan doları oldu. Türkiye bu gelir ile dünyada 72. sırada yer aldı.

2013 yılında ise Türkiye’de kişi başına düşen GSYH 12 bin 489 dolar idi. Türkiye kişi başına milli gelir sıralamasında 2013 yılında 66. sırada idi. Bu durumda Türkiye son 10 senede 6 sıra geriledi.

Türkiye’nin verilerini dünya ortalaması ile karşılaştırmak da mümkün. Buna göre kişi başına milli gelir 2013’te dünya ortalamasının bin 554 dolar üzerinde iken 2023’te 510 dolar altına düştü.

Dünya ortalaması ile Türkiye’de kişi başına milli gelir daha geniş bir zaman diliminde karşılaştırıldığında şu sonuç ortaya çıkıyor: 2000’li yılların başında Türkiye dünya ortalamasının gerisinde. Ancak 2007 yılından itibaren Türkiye üstte çıkarken 2017 yılına kadar büyük ölçüde daha yüksek gelire sahip.

2017’den sonra ise durumun rengi değişiyor ve Türkiye hep dünya ortalamasının altında yer alıyor. Zaten Türkiye’nin son yıllarda gerilediği gösteren diğer veri ise Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay. 2013 yılında dünya ekonomisinin yüzde 1,24’ünü Türkiye oluştururken bu oran 2023’te yüzde 1,06’ya düştü.

Ekonomistler yöntem ve anlamını zaman zaman eleştirse de satın alma gücüne göre milli gelir de en çok başvurulan kıyaslamalardan birisi.

Buna göre 2023 yılında satın alma gücüne göre kişi başına düşen milli gelir Türkiye’de 42 bin 64 dolar oldu. Sırası ise 52. 2013 yılında ise bu değer 22 bin 221 dolar idi. Türkiye’nin sıralaması ise 61 idi.

Satın alma gücüne göre kişi başına milli gelir sıralamasında Türkiye son 10 yılda ilerleme gösterirken kişi başına milli gelir sıralamasında geriye gitti.

Türkiye ilk 20 ekonomide

GSYH cinsinden ülkelerin ekonomi büyüklüklerine bakıldığında ise Türkiye 2023 yılında dünyanın en büyük 18. Ekonomisi oldu. IMF’ye göre Türkiye’nimn GSYH’si 1,11 trilyon dolar oldu. 2013 yılında ise Türkiye dünyanın en büyük 16. ekonomisi idi.

Paylaşın