Konut Satışlarında Sert Düşüş!

Türkiye genelinde konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,8 azalarak 75 bin 569 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu il 12 bin 406 ile İstanbul olurken, en az olduğu il ise Tunceli oldu.

Haber Merkezi / Yabancılara yapılan konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,3 azalarak bin 272 oldu. Nisan ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 454 ile Antalya, 407 ile İstanbul ve 149 ile Mersin oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Konut Satış İstatistikleri Nisan 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye genelinde konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,8 azalarak 75 bin 569 oldu. Konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 12 bin 406 ile İstanbul, 6 bin 272 ile Ankara ve 4 bin 427 ile Antalya olurken, en az olduğu iller sırasıyla 18 ile Ardahan, 35 ile Hakkari ve 49 ile Tunceli oldu.

Konut satışları 2024 yılının ilk dört aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 azalışla 355 bin 173 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,5 azalış göstererek 7 bin 71 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 9,4 olarak gerçekleşti. 2024 yılının ilk dört aylık döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 57,0 azalışla 34 bin 693 oldu.

Nisan ayındaki ipotekli satışların, bin 744’ü; 2024 yılının ilk dört aylık dönemindeki ipotekli satışların ise 8 bin 313’ü ilk el satış olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde diğer konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,2 artarak 68 bin 498 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 90,6 olarak gerçekleşti. 2024 yılının ilk dört aylık döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artışla 320 bin 480 oldu.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,6 azalarak 24 bin 85 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 31,9 oldu. İlk el konut satışları 2024 yılının ilk dört aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,3 artışla 112 bin 341 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,3 azalış göstererek 51 bin 484 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 68,1 oldu. İkinci el konut satışları 2024 yılının ilk dört aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,9 azalışla 242 bin 832 olarak gerçekleşti.

Yabancılara yapılan konut satışları nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 50,3 azalarak bin 272 oldu. Nisan ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,7 olarak gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satış sayısının en fazla olduğu iller sırasıyla 454 ile Antalya, 407 ile İstanbul ve 149 ile Mersin oldu.

Yabancılara yapılan konut satışları 2024 yılının ilk dört aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48,4 azalarak 6 bin 957 oldu. Nisan ayında ülke uyruklarına göre en fazla konut satışı sırasıyla 293 ile Rusya Federasyonu, 117 ile İran ve 91 ile Ukrayna vatandaşlarına yapıldı.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Geniş Tanımlı İşsizlik Yüzde 25

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2024 yılının ilk çeyreğinde 2,1 puanlık artışla yüzde 25,0 oldu.

Haber Merkezi / Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 16,8 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 17,7 olarak tahmin edildi.

15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2024 yılının ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 30 bin kişi artarak 3 milyon 105 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık azalış ile yüzde 8,7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,2, kadınlarda yüzde 11,7 olarak tahmin edildi.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir 2024 yılının ilk çeyreğinde önceki çeyreğe göre 0,5 puanlık azalış ile yüzde 15,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda ise yüzde 20,9 olarak tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı I. Çeyrek İşgücü İstatistikleri verilerini açıkladı.

Buna göre; Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 30 bin kişi artarak 3 milyon 105 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık azalış ile yüzde 8,7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,2, kadınlarda yüzde 11,7 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 534 bin kişi artarak 32 milyon 442 bin kişi, istihdam oranı ise 0,7 puanlık artış ile yüzde 49,3 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 66,6 iken kadınlarda yüzde 32,4 olarak gerçekleşti.

İşgücü 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 563 bin kişi artarak 35 milyon 546 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,8 puanlık artış ile yüzde 54,1 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,7, kadınlarda ise yüzde 36,7 oldu.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki çeyreğe göre 0,5 puanlık azalış ile yüzde 15,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda ise yüzde 20,9 olarak tahmin edildi.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre tarım sektöründe 73 bin kişi, sanayi sektöründe 103 bin kişi, inşaat sektöründe 82 bin kişi, hizmet sektöründe 276 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 14,6’sı tarım, yüzde 20,8’i sanayi, yüzde 6,6’sı inşaat, yüzde 58,0’ı ise hizmet sektöründe yer aldı.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,4 saat azalarak 43,5 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2024 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 2,1 puanlık artış ile yüzde 25,0 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 16,8 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 17,7 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

Merkez Bankası, Yıl Sonu Dolar Tahminini 38,78 Liraya Çekti

Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu dolar kuru tahminini ise 40.01 liradan 38,78 liraya çekti. Banka yıl sonu enflasyon beklentisini ise yüzde 44.16’dan yüzde 43,64’e düşürdü.

Haber Merkezi / Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu büyüme beklentisini yüzde 3,3’ten 3,7’ye yükselti, yıl sonu politika faizini de yüzde 50 olarak belirledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan ayı Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı.

Buna göre; Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 44,16 iken, bu anket döneminde yüzde 43,64 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 35,17 iken, bu anket döneminde yüzde 33,21 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 22,05 ve yüzde 21,33 olarak gerçekleşti.

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 51,43 iken, bu anket döneminde yüzde 51,51 oldu. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi ise bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 50,00 olarak gerçekleşti.

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 40,01 TL iken, bu anket döneminde 38,78 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise bir önceki anket döneminde 42,47 TL iken, bu anket döneminde 41,80 TL olarak gerçekleşti.

Katılımcıların Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2024 yılı ve 2025 yılı büyüme beklentileri bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de sırasıyla yüzde 3,3 ve 3,7 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

28 Şubat Davası Sanıklarına Af: Karar Resmi Gazete’de Yayımlandı

28 Şubat Davası sanıklarından Fevzi Türkeri, Çevik Bir, Çetin Doğan, Cevat Özkaynak, Yıldırım Türker ve Erol Özkasnak’ında aralarında bulunduğu 14 komutanın cezaları kaldırıldı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, 28 Şubat davası sanıklarının kalan cezaları sağlık sorunları nedeniyle kaldırıldı.

Karara göre, kalan cezaları kaldırılan isimler Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Çevik Bir, Haci Sülük, Aliefter Aslan, Avni Yılmaz, Sevda Yüksel, Gülbey Sarıoğlu, Süleyman Tuna, Abdulhekim Yılmaz, Çetin Doğan ve Aydan Erol oldu.

28 Şubat davası, 28 Şubat Süreci’nde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirakla suçlanan 103 sanık hakkında 2 Eylül 2013’te başlayan dava ve 13 Nisan 2018’de sonuçlandı. Dava, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

28 Şubat süreci

Refah Partisi (RP) 1995 genel seçimlerinde birinci parti oldu. 1996 yılında, seçimlerin ardından, Doğru Yol Partisi (DYP) – Anavatan Partisi (ANAP) koalisyon hükûmeti kuruldu. Refah Partisi’nin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağıldı.

Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet (Refahyol Hükûmeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başardı. Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı oldu.

Koalisyonun kurulmasından sonra laiklik ve cumhuriyet karşıtı hareket ve eylemlerin odağı haline gelen Refah Partisi’nin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından şeriat eylemleri artmaya başladı.

Bu gelişmelerin ardından 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10’da Çankaya Köşkü’nde MGK toplantısı düzenlendi.MGK toplantısı 9 saat sürdü. Laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurgulanan MGK kararları hükümete bildirildi.

Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı. 13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, medya tarafından MGK kararlarını ”imzaladı” şeklinde sunuldu. Ancak 2013’te başlatılan “28 Şubat Post Modern Askeri Darbesi Davası” soruşturmasında Erbakan’ın kararları imzalamadığı MGK tutanakları incelenerek teyit edildi.

Nitekim dönemin gazetecilerinden olan Mehmet Ali Birand da CNN Türkte katıldığı Cüneyt Özdemir’in programında bu bilgiyi teyit etmiş, kendilerinin (gazetecilerin) kandırıldığını söylemişti. 21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.

3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı. 7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu. 10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.

18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti. 19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. 30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.

2012 yılında ise TBMM, darbeleri araştırma komisyonu kurmuş ve 28 Şubat başta olmak üzere askeri darbeleri araştırmaya başlamıştır. Bu sürecin yargılanması ise 28 Şubatta etkin rol oynayanların tutuklu yargılanması ile başlamıştır. 2 Ekim 2012 tarihinde Dönemin Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ‘mağdur’ sıfatıyla ifade vermiştir.

28 Şubat davası

2 Eylül 2013’te başlayan 28 Şubat davasında 103 sanık, 28 Şubat sürecinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak”la suçlandı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2018’de 103 sanıktan 21’i hakkında müebbet hapis cezası verdi. 68 sanık beraat etti. 10 sanık için zaman aşımının dolması, 4 sanık için de hayatlarını kaybetmiş olmaları nedeniyle dava düşürüldü.

1 numaralı sanık olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, 26 Mayıs 2020’de temyiz süreci devam ederken hayatını kaybetti. Yargıtay 9 Temmuz 2021’de 14 sanık (Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker) hakkında verilen müebbet hapis cezalarını onadı.

Davada hüküm giyen emekli generallerin rütbeleri Genelkurmay Başkanlığı’nın kararıyla söküldü. Vural Avar, 22 Aralık 2022’de tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nde demans hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Çevik Bir, Çetin Saner ve Aydan Erol’dan sonra bu ay Hakkı Kılınç da sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmişti.

Paylaşın

Özel’den ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Kabul Edilir Tarafı Yok

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Verilen cezaların bazıları istenene göre çok düşük ama burada Yüksekdağ ve Demirtaş’a verilen cezaların kabul edilir tarafı yok” dedi ve ekledi:

“Bazı beraat kararları önemli ama geriye dönüp baktığınızda Yasin Börü suçundan beraat ettiler. Bu dava siyaseten ne kadar çok kullanıldı. Bugün geldiğimiz noktada mahkeme Yasin Börü’nün ölümünden sorumlu olmadıklarını söyledi. Bir partinin genel başkanı olmasan beraat edenleri ve ağır ceza alanları hangi kategoride değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV’de katıldığı canlı yayında gazetecilerin gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Özel, şunları söyledi:

“İlk günden beri takındığım tutumu değiştirecek değilim. Dava, siyasi dava. Olay olduktan 5 yıl sonra açıldıysa dava, iddianamesi de doğrudan bir partinin genel başkanı tarafından yıllarca yazıldıysa, sonra da dava açıldıysa bu dava siyasi davadır. Uzamasıyla, zamanlamasıyla, karar duruşmasının seçimden sonraya bırakılmasıyla falan her yönüyle siyasetten kullanılmaya elverişli bir dava.

“Burada Selahattin Demirtaş’a ve Fiden Yüksekdağ’a verilen cezalar, görevlerinin başındayken bir partinin eş genel başkanlarıyken alınıp da suçlandıkları şey ve bu cezalara baktığınızda kabul edilebilir bir tarafı yok. Davayı bir hukuki dava olarak değerlendirmek yerine, tabi bir partinin genel başkanı olmasam her beraat edenleri, yaptığı yeterli görülüp bırakılanları ve ağır cezalar alanları hangi kategorilerde değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.

Ayhan Bora Kaplan meselesini konuşacaksak işin şu tarafını kısaca hatırlamak gerekiyor. Ayhan Bora Kaplan, ailesinden birisiyle birlikte Kızılay’ın ortasında korsan CD satışı yapan biridir. Gelirler kendisinden haraç isterler. Bu haracı vermeyi reddeder. Abisini tartaklarlar. Bu da tartaklayanı ayağından vurarak hapse düşer, belirli bir süre. İçeride uyuşturucu mafyasıyla tanışır. Çıkar ve Ankara’da torbacılıkla başlayan, sonra belirli torbacıların amirliği falan… Uyuşturucu ticaretine yön veren birisidir.

Ucu başka yerlere dokunduğu için bazı suçların çok üzerinde durulmuyor herhalde. Ayhan Bora Kaplan dosyası enine boyuna tartışıldığında burada tabi ki tehdit, adam kaçırma, şantaj bir sürü şey… Ayrıca devlete emanet yurtlardaki 18 yaşına yaklaşan devletin korumasındaki kimsesiz genç kızların, iş bulma, çalıştırılma vaadiyle ilk önce garsonluk, ardından ‘daha iyi para lokantada var’, içkili lokanta derken felaket bir şeyin içine sokuldu. Bütün bu rezilliklerin içinde hepsi birden var. Benim yanımdan giden biri bununla buluştu.

15 Temmuz gecesi, Bekir Bozdağ TBMM’de kürsüde konuştu. O sırada bizim yanılmıyorsam Levent Gök konuştu. Süleyman Soylu da orada oturuyor. ‘Süleyman Bey konuşsun’ dedim. O zaman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı kendisi. İçişleri Bakanı değil. Kalktı geldi kürsüye ve Meclis Başkanına dedi ki ‘Zamanım geldi. Arkadaşlarla TRT’nin önünde buluşacağım gençlerle’ dedi. Bu lafı dün gibi biliyorum, oradaki herkes de hatırlıyordur.

O an için önemli değildi. Sonradan Soylu’nun TRT’nin önüne gittiği… Sonra sonra kayıp silahlar konusunda TRT’nin önünde buluştuğu birtakım sivil kişilere silah dağıttığı. Bu tartışmalar yapıldı. O kişilerin Ayhan Bora Kaplan’ın ekibi olduğu ortaya çıktı.

Ayhan Bora Kaplan, korsan CD, torbacı, uyuşturucu, gasp falan… Süleyman Soylu ile TRT’nin önünde randevulaşma. Sonrasında da Süleyman Soylu İçişleri Bakanı oluyor belli bir süre sonra. Ardından da Süleyman Soylu’nun o çok tartışmalı süreci… Ayhan Bora Kaplan’ın himaye edildiğine ilişkin iddialar çok ciddi. Bu süreçte herkes birbirini suçlarken, aslında gizli özne diyebileceklerden bir tanesi de Süleyman Soylu. O yüzden eğer bu soruşturma gerçekten dört başı mahmur yürüyecekse Soylu hakkında bir fezleke hazırlanacak, gelecek oy birliğiyle karma komisyondan geçecek, dokunulmazlığı kaldırılacak ve yargı önünde bildiklerini, sorulan soruları cevaplayacak ki bu olay gerçekten çözülebilsin.

Süleyman Soylu hakkında bir soruşturma komisyonu kurulmasını önermezseniz, Meclis’te oluşturulacak bir komisyon savcı sıfatıyla gerekeni yapmaz ve Süleyman Soylu’yu Yüce Divan’ın önüne çıkarmazsanız bu olayın zaten en önemli kısımlarından bir tanesinin üstü kapalı kalır.

Bugünün tartışması şu: Bir partinin genel başkanı sayın Bahçeli, ülkenin İçişleri Bakanı birer tweet atıyorlar. Biri tweet atıyor, biri cevap veriyor. Muğlak muğlak tweetler. Tweetlerde hem çok şey söyleniyor, hem hiçbir şey söylenmiyor. Devamında da ‘FETÖvari yöntemler’ falan diye bitiriyor. Geçmişte Süleyman Soylu’nun en iyi ilişki içinde olduğu kişi, hatta derlerdi ki bir ara ‘Soylu AK Parti’nin değil MHP’nin bakanı’ diye Ankara’da konuşuluyordu.

Son günlerde ortaya çıkan bir şey. Nedir? İddianame yazılmış, Sinan Ateş iddianamesi. İddianamede olaya karışan aracın her şeyin plakası var ama bir tane araca siyah Audi diyorlar. Bir tek onun plakası yer almamış. Sonra o siyah Audi’nin hangi Audi olduğuna ilişkin bir fotoğraf ortaya çıktı. Ne bunun ortaya çıkmasını bir gazetecilik başarısı olarak gören var. Konunun iki tarafı da, bir taraf işin ucun kendisine geldiğini düşünerek süreci enfekte etmek için bunu servis ettiğini ve Ali Yerlikaya’nın üstüne yıktığını iddia ediyorlar. Öbür taraf da diyor ki ‘Ali Yerlikaya MHP-AKP ilişkisini dinamitlemek ve Soylu’yu işin içine katmak için bunu yaptı’ diyorlar. Bu bir suç. Suç olan ne? Fotoğrafın gizli kalmasını beklemek suç.

İddianamede o arabanın plakasının yazılmaması kabul edilemez. Kim kullanıyormuş arabayı? Kim kullanıyorsa kullansın. Ülkü Ocakları başkanının kullandığı araç olursa iddianameye yazılamıyor. Bu süreç öyle kolay sindirilecek süreç değil. O aracın plakasının iddianamede olmaması başlı başına bir yargılama konusudur. İddianameyi hazırlayanlar için, onlara bu telkinleri yapanlar için…

‘Normalleşme’ diyorum, diyorlar ki ‘yumuşama’. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var. Ne muhalefeti yumuşak yapmaktır, o yüzden yumuşama lafına… 2024 yılında anayasası olan, seçimler yapılan, yeminle göreve başlayan milletvekillerinin, cumhurbaşkanının, bakanların olduğu bir yerde… Burası muz cumhuriyeti değilse ve kuruluşunun 100’üncü yılını geçen sene kutladığımız bu cumhuriyette eğer insanlar suçu işleyenin siyasi aidiyetine, ittifak ortaklarına göre değerlendiriliyorsa…

CHP Genel Merkezi’ne bir iade-i ziyaret yapılacak. Devamında ifadelerim oldu. Sorun alanları… Örneğin emekliye zam yapılacaksa hep birlikte oy verelim, yapılmayacaksa… Emekli mitingi yapıyoruz. Öğretmen ataması… 68 bin öğretmenler istiyordu. Dedim ki ‘Kadro boşluğu 94 bin. 20 bin de emekli var. 124 bin. 120 bin öğretmen atanırsa desteklerim. Atanmazsa muhalefetimi yaparım’. Yarın temmuz ayında asgari ücrete zam gelecek. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Büyük bir açmaz içindeyiz. Buna devletin bir çözüm bulup asgari ücreti artırması, esnafa, KOBİ’ye, küçük üreticiye, para kazanmayana da yük olmaktan çıkarması lazım. Bunu birlikte çalışalım. ‘Yok, kemer sıkıyoruz, veremeyiz’. Verginin yüzde 11’ini gerçek kazananlardan alacaksın, kemeri asgari ücretliye sıktıracaksın. Buna miting de yaparım, yürüyüş de eylem de yaparım.

“Uyulmayacak anayasa niye yapalım?”

Anayasa tartışmasının içine girmek için ön şartım şu. Mevcut anayasaya tam uyum. Ve diyorum ki yeni bir elbise isteniyorsa, öncekini ne yaptın diye bakarlar. Önceki neden olmadı diye bakarlar. Yenisini giyecek misin diye bakarlar. Uyulmayacak anayasa niye yapalım? Anayasaya uyum konusunda bir güvence meselesini ayrıca tartışalım. O teknik bir mesele. Ne Sayın Erdoğan ile, ne Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde, bırakın anayasa ile ilgili usule bile ‘şöyle olabilir, böyle olabilir’… Sadece anayasaya uyum. Anayasaya uyum dediğinizde AİHM kararları var, AYM kararları var, AYM’nin bağlayıcılığını kabul etmemek, hatta mahkemenin kapatılmasına yönelik çağrılar var.

Bu şartlar altında bir anayasa masasına oturmak nasıl mümkün olabilir? İşin bu tarafını söylüyorum. Bir de şunu söyledim. Sayın Kurtulmuş’a da söyledim. Bir masa kuruldu. Ben de Özgür Özel olarak kalktım geldim oturdum. Son seçimde 17 milyon 500 bin kişiyiz sadece sandıkta buluştuklarımız. 17 milyon 499 bini ayakta kalır. O masaya Özgür Özel 17.5 milyon kişiyi ikna etmeden oturamaz. Özgür Özel’in öyle bir lüksü yok.

Eğer Sayın Erdoğan gelip ‘böyle bir işin içine girdik, sorumlusu kimse ortaya çıksın, siyasi bir destek verin’ derse destek vermeye hazırım. Sayın Bahçeli derse ki ‘Böyle bir işin içindeyiz. Bu işten hep beraber sıyrılmamız lazım’. Kendisine de en net desteği vermeye razıyım. Sayın Ali Yerlikaya da gelip bir sunum yaparsa ve haklıyı haksızı ayırmaya katkı sağlayacak bir kamuoyu desteği isterse orada da destek veririm. Doğruya, iyiye doğru atılacak her adımda muhalefet olarak her türlü desteği veririz. Hep böyle yaptık geçmişte de. Gelsinler Meclis’te bir komisyon kuralım. Onların kendi pozisyonları gereği yapamadıklarını hep birlikte yapalım. Herkes birbirine operasyon çekiyor. Bir hukuka dönüş operasyonun Meclis eliyle yapılması lazım. Başka türlü olmayacak bu iş.

“Suriye ile diyaloğu savunuyoruz”

Birkaç haber sitesi, belirli bir partiye müzahir siteler bütün bir açıklamadan ‘Özgür Özel Arapça tabelaları kaldırmayın dedi’ diye verdiler. Twitter dünyası da şöyle bir dünya: Onu doğru kabul edip öbürü bir şey yazıyor. Öbürü onu okuyor, yazıyor falan… Bir zaman sonra algı ile olgu yer değiştiriyor.

Şöyle bir matematiksel katkı yapayım. Türkiye’de yaşayan Türklerin doğum hızı 1.45’e düştü. Bu, Suriyeliler için 5.65. Bu 20 yıl sonra 25 milyon Suriyeli demek. Bu gerçekten bir ülkenin şehirlerin demografisi açısından çok büyük risk. Tedbir almak lazım.

Gelelim meselenin özüne dair ne dediğime. Değişen hiçbir görüşüm yok. Suriye ile diyaloğu savunuyoruz. Esad ile esas meşru muhataplarının görüşmesi lazım. Suriyeli sığınmacıya karşı olsam ne olacak, karşı olmasam ne olacak. Sığınmacı yaratan politikalara ve politikacılara karşıyım.

Bu konudaki leyhte aleyhte bütün beyanlarımı büyük bir özgüvenle tekrar ederim. Benim dediğim şu: ‘Arkadaşlar, televizyonlarda Arapça tabelaları yırtan belediye başkanı görüntüsü bizim açımızdan doğru bir görüntü değil. Arapça tabelaları savunmuyorum. Ne İstiklal Caddesi’ndeki o Arapça tabelalar hoşuma gidiyor, ne herhangi bir yerde hoşuma gidiyor. Ama İngilizce, Fransızca tabelalar da hoşuma gitmiyor. Bununla ilgili bir yasal düzenleme var. ‘Tabelalar Türkçe olacak, yabancı dilde bir tabela varsa ana tabelanın yüzde 25’ini geçemez.’ Bu olsa büyük oranda bir regülasyon gelir.

Ayrıca Tabela Kanunu’na aykırı tabelalar rastgele asamazlar. Ama bu yolu yöntemi kanuna göre ihtarda bulun, kendisinin sökmesi lazım. Sökmüyorsa zabıta yolla, uyar. En sonunda usulüne uygun söktür ama İngilizceyi de söktür Arapçayı da. Bunu söyledim. Dedim ki ‘Burada belediye başkanı nasıl itfaiye kullanmıyorsa yangın çıktığında nasıl belediye başkanı su patladığında gidip de vanayı kapatmıyorsa onu sökmek sizin işiniz değil. Düzenlemeye uygun talimat vermek işiniz.

Sen onu sökersen ne olur dedim. Örneğin kendi Hacerler köyümde birisi yerde Arapça kağıt bulsun. Onu kağıdı alır ayağın basmayacağı bir pencere kenarına koyar. Arapça bilmiyor, belki fıkra yazıyor ama o Kuran ile özleştirmiş Arapçayı. Demiyorum ki Arapça kutsal bir dildir. Arapça Kuran-ı Kerim’in yazıldığı dildir. İnsanlar Arapçayı Kuran dili olduğu için kutsal kabul ediyor. Senin gidip de haşin bir şekilde onu yırtman partimiz adına onarılmaz yaralar açar insanlarda dedim. Nasıl şehir otobüsünü sen kullanmıyorsan o haritayı da sen oradan çıkarma dedim ve devam ettim.

Ayrıca, Arapça Türkiye’de 6 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ana dili. Şanlıurfa’daki, Mardin’deki Hatay’daki bir miktar Batman’daki… Arapçaya yapılan hürmetsizlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da incitiyor. Bir siyasetçi var, bir genel başkan. Arap kelimesini küfür gibi kullanıyor. Doğru değil. Arap kelimesini küfür gibi kullanırsan yarın da biri Türk kelimesini küfür gibi kullandığında ona karşı çıkamazsın.”

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 35 Bin 272’ye Çıktı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 39 artarak 35 bin 272’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 64 artarak 79 bin 205’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinin derinliklerine ve kuzeydeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın dış mahallelerine ilerleyerek yedi aydır devam eden saldırıları şiddetlendirdi.

İsrail, aynı zamanda doğudaki Refah Sınır Kapısı’ndan ilerleyerek, Selahaddin Caddesi’ni geçip bir milyondan fazla Filistinlinin hava ve topçu ateşi altında toplandığı batı ve orta Refah bölgelerine girdi.

İsrailli yetkililerin, Mısır’ın Refah sınır kapısının Filistin tarafını kontrol etmesinin ardından Mısır ve İsrail arasındaki “krizin” kötüleşmesi nedeniyle, Mısır’ın Gazze’de ateşkes anlaşmasına aracılık etme ve tutukluları serbest bırakma çabalarından çekilebileceği uyarısında bulunduğu bildirildi.

İsrailli yetkililerin krizin çözülmemesi halinde, Mısır ile İsrail arasında savunma ve istihbarat alanlarındaki iş birliğinin azalabileceğine ilişkin endişelerini dile getirdikleri aktarıldı.

İsrailli yetkililer ayrıca Gazze’de çatışmaların devam etmesi ve İsrail ile Hamas arasında anlaşmaya varılması yönündeki görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla, Mısır ile İsrail ilişkilerindeki krizin daha da kötüleşebileceğinden korktuklarını dile getirdiler.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Mısır’ı Refah sınır kapısını kapatmakla suçlamış ve Kahire’nin Gazze’de insani bir krizi önlemenin “anahtarını elinde tuttuğunu” söylemişti. Katz, “Dünya (Gazze’deki) insani durumun sorumluluğunu İsrail’in omuzlarına yüklüyor. Ancak Gazze’de insani krizi önlemenin anahtarı artık Mısırlı dostlarımızın elinde” ifadelerini kullandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri bu açıklamaları eleştirdi ve ülkesinin “İsrail tarafının gerçekleri çarpıtma ve sorumluluktan kaçma politikasını” kategorik olarak reddettiğini vurgulayarak, “Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin şu anda karşı karşıya olduğu insani felaketin tek sorumlusunun İsrail olduğunu” söyledi.

Öte yandan uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah kentine saldırıları artırmasına dair ortak açıklama yaptı. Açıklamada, üçüncü ülkelerin, Gazze’de uluslararası insancıl hukuka karşı işlenen ciddi ihlallere son vermek ve bu ihlallerden ötürü hesap verebilirliği sağlamak üzere acilen harekete geçmekle yükümlü olduğu belirtildi.

Açıklamada şu örgütlerin imzası var: ActionAid, Action Against Hunger, American Friends Service Committee (AFSC), A.M. Qattan Foundation, Anera, Churches for Middle East Peace (CMEP), DanChurch Aid (DCA), Humanity & Inclusion/ Handicap International (HI), IM Swedish Development Partner, INTERSOS, Médecins du Monde International Network, Mennonite Central Committee, Mercy Corps, Norwegian Church Aid (NCA), Norwegian People’s Aid, Oxfam, Plan International, Relief International, Uluslararası Af Örgütü, War Child Alliance.

Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Gazze’de ateşkes için Mısır ve Katar’ın yanı sıra ABD arabuluculuğunda yapılan müzakerelere tamamen olumlu yaklaştıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Hamas, Gazze’de ateşkes ve esir takasının sağlanması için arabulucu olan Mısır ve Katar’ın çabalarını tamamen olumlu karşıladı. İşgalci ise buna Refah Sınır Kapısı’nı işgal etme ve Refah kentine fiili olarak karadan saldırıyı başlatarak yanıt verdi.”

Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 6 Mayıs’ta Katar ve Mısır’a, Gazze Şeridi’nde ateşkese ilişkin önerilerini onayladığını bildirmişti. Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “ateşkes önerilerine” onay verdiğini duyurmasının ardından, İsrail Savaş Kabinesi, Refah’ta saldırılara devam kararı almıştı.

İsrail ordusu, 6 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, zorla yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı Refah’ın doğusundaki bazı mahallelerin boşaltılmasını istemiş, 7 Mayıs sabahı da Gazze’nin Refah bölgesine kara saldırısı başlatarak Mısır ile olan sınır kapısının Gazze tarafını ele geçirdiğini duyurmuştu.

Paylaşın

Özel İle Dervişoğlu Görüştü: Muhalefete Muhalefet Etmeyeceğiz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu’na yaptığı ziyaret sonrası açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Halkın yararına konularda birlikte olmaya devam edeceğiz. Muhalefete muhalefet etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Her konuda aynı fikirde olmayabilir bunu da birbirimize nezaketle ifade edebiliriz. Güçlü bir muhalefetin Türkiye’nin yarınlarını çok daha hızla güzelleştirecek günleri taşıyacağını biliyoruz, bununla ilgili de bir mutabakat içindeyiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Ziyaret sonrası Özgür Özel ve Müsavat Dervişoğlu, basın mensuplarına açıklamalarda bulundular.

CHP Lideri Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “31 Mart seçimi arkasından Türkiye siyasetinde memnuniyetle takip ettiğimiz ve içinde bulunduğumuz normalleşme süreci yaşanıyor. İYİ Parti ile normalleşme sürecine ihtiyacımız yok. Çok istisnai süreçler hariç zaten olması gerekeni, olması gerektiği gibi hep birlikte yaşadık. Bundan sonra da Meclis’te temsil edilen, grubu bulunan iki siyasi parti olarak ilişkilerimizi en iyi düzeyde sürdüreceğiz.

Hep bildiğimiz ve söylediğimiz bir şey var. Biz 31 Mart seçimlerinin birinci partisiyiz ama son genel seçimlerde ana muhalefet partisiyiz. Ana muhalefet partisi olmanın sorumluluğu ve Meclis’e önem veren bir siyasi parti olarak, ortak mutabakat metinlerinde, ortak görüşlerde buluştuğumuz İYİ Parti ile Meclis’in güçlendirilmesi konusundaki ortak düşüncemiz şöyle de bir karşılık bulmuş görünüyor.

Bir dönem sadece bir genel başkanın ya da iki genel başkanın milletvekili olduğu günlerden, bugün Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerden AKP ve Saadet Partisi dışında tüm partilerin genel başkanları milletvekili. Milletimiz genel başkanların milletvekili olduğu, Meclis’in güçlü olduğu, Meclis’in kendi gündemine hakim ve iradesinin güçlü olduğu günleri özlediğini gösterdi. Buna doğru parlamentonun evrilmiş olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Parlamentoda gruplarımız arasındaki iyi diyalog bundan sonra sürecek.

Biz memleketin ne kadar sorunu varsa, başta 10 bin liralık emekli maaşından tutun, asgari ücrete kadar. Atanmayan öğretmenlerin sorunundan müfredat krizine kadar. Astsubayların, uzman çavuşların sorunlarından hayat pahalılığına kadar üzerinde aynı sorunları tespit ettiğimiz ve ortaklaşa çözüm önerilerimizin olduğu, halktan yana baktığımız perspektifte uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk.

Bundan sonrası için temaslarımız sürecek. İşbirliğimiz sürecek. Temel mottomuz muhalefete muhalefet etmek değil iktidara muhalefet etmektir. Muhalefetin bir ve bütün olabildiği her yerde iktidar üzerindeki denetim gücü, yaptırım gücü çok daha yüksektir. Biz bunu geçmişteki pratiğimizde defalarca test ettik. Başardık. Gruplarımızı yönettiğimiz süreçlerde toplumun çok tepki gösterdiği kanun maddelerine ortaklaşa gösterdiğimiz direnç, birlikte belirlediğimiz strateji ve beraber hareket etmenin sonunda ve bundan sonra da milletin, halkın yararına olan her şeyde birlikte olacağız.

Her konuda aynı fikirde olmayabiliriz. Bunu birbirimize nezaketle ifade edebiliriz. Ama güçlü bir muhalefetin Türkiye’nin yarınlarını çok daha hızla güzelleştirecek günleri taşıyacağını biliyorum. Bununla ilgili bir mutabakat içindeyiz. Ben burada gördüğümüz ev sahipliğinden, dostluktan, sıcak ilgiden bir kez daha çok memnun olarak buradan ayrılıyorum.

Tabi son bir söz olarak da İYİ Parti’nin Kurucu Genel Başkanı Meral Akşener ile geçtiğimiz Pazar günü telefonda da hatırını sorup sohbet etmiştik. Onun da bir kez daha emeklerine sağlık. Karşılıklı birbirimize ve partilerimizin birbirine emeği vardır. Bir kez daha kendisini saygı ile selamlıyoruz. Bütün İYİ Partilileri, iyi insanları saygı ile selamlıyoruz. Bundan sonra birlikte güzel çalışmalar içinde olacağımıza yürekten inanıyorum Sayın Genel Başkanım.”

Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:: Nazik ziyareti için kendisine teşekkür ediyorum. Hemen hemen Türkiye’nin bütün meselelerine değindik ve üzerinde karşılıklı görüşlerimizi de sarf ettik. Ziyadesiyle istifade ettiğimi söyleyebilirim. Siyasi partiler arasında yürütülen samimi diyaloğun ülkemizin sorunlarının çözümüne çok katkı sağlayacağı inancını taşıyorum. Bu inancı da sayın genel başkanın da taşıdığını biliyorum.

Geride bıraktığımız günlerde yapılan çalışmalarda da birbirimize karşı bir samimiyet testine ihtiyaç duymadığımızı sizlerin de bilmesini istiyorum. CHP ile İYİ Parti’nin geçmişe dönük birçok ortak çalışmalar gerçekleştirdiği kamuoyunun da malumudur. Ne zaman Türkiye’nin önemli bir problemi kamuoyunun gündemine gelse hayata baktığımız pencere genellikle CHP ile ve onun muhterem genel başkanıyla aynı pencere oluyor. Dolayısıyla duyarlılıklarımızı muhafaza edeceğiz, farklılıklarımızı muhafaza edeceğiz ve ülkemize hizmet yolculuğumuzu da diğer siyasi partilerle olduğu gibi CHP ile de sürdüreceğiz.

Özel, gazetecilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Muhsin Şentürk’ün atanması ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nde yaşanan operasyonlar hakkındaki sorusuna, “AKP ve MHP arasında yaşanan meselenin kendisi neyse, bir gerilim, pazarlık mı, karşılıklı restleşme mi? Bu bir fillerin boğuşması ama altta adaletin ezilmesi, anaların ezilmesi ve evlatların ezilmesiyle sonuçlanıyor. Bugün Ayşe Ateş’in yüreğindeki yangın, Sinan Ateş’in evlatlarının, babalarını kaybettikleri sürece ilişkin adalet beklentileri birtakım kapalı kapılar ardından yapılan görüşmeler, üstü kapalı atılan tweetler, üstü kapalı yapılan beyanlarla iyice kriminal bir hikayenin sanki suyun üzerinde görünen kısmı, buzdağının küçük kısmını görüyormuşuz izlenimini her geçen gün kuvvetlendiriyor.

Yapılan atama 37 tur, Papa seçimine dönen yüksek yargı seçiminde, iki liderin görüşmesinden sonra adayın birinin çekilip, başka makamı talep etmesi, o adaya giden oyların bir yere yönlendirileceğine ilişkin inanç hakimdi. Ama bu dayatmaya ya Yargıtay’da oy kullananlar uymadılar ya adayı çekelim ama arkadaşlarımız bildiğini yapsın dedi birileri. Yargıtay seçimindeki sonuç Sayın Erdoğan’ın beklediği gibi olmadı. Bu net. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama yaptığı atama maalesef 31 Mart’tan sonra gelişen diyalog ve 31 Mart’tan sonra gelişen normalleşme anlayışına uygun değildir” şeklinde yanıt verdi ve ekledi:

Bunu niye söylüyorum? Saygın Erdoğan ve Meclis Başkanı her fırsatta yeni bir anayasadan bahsediyorlar. Ben de diyorum ki mevcut anayasaya uyun, ondan sonra yeni anayasa isteyin. Şimdi mevcut anayasaya uymamanın başkahramanını, en çok oyu almadığı halde dün gece yarısı atıyorsunuz. Bu arkadaş anayasanın ilgili maddesi, anayasa kararları, yürütme, yasama ve yargı organları açısından bağlayıcıdır. Yayınlanır yayınlanmaz uygulanır demesine rağmen direndi ve bu kararı uygulamadı.

Anayasa ihlalinin sembol ismini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı atıyorsanız, demek ki sizin mevcut anayasayı ihlalde ısrarınız sürüyor demektir. Israrlısınız demektir. Ondan sonra nasıl normalleşecek bu ülke? ‘Efendim, ben söyledim. Adaylıktan lehimize çekildi. Ben sözümü tutayım.’ Ama bu yüksek yargı bu tip pazarlıkların yapılacağı yer değildir. Oralardan Gezi aileleri adalet bekliyor. 28 Şubat aileleri adalet bekliyor. Sinan Ateş’in eşi ve evlatları adalet bekliyor ve siz orada ‘Sen onu çek ben bunu buraya atayım. O sözünü tutmazsa atayım ki racona ters olmasın.’

Yani bir İtalyan mafya filmi mi izliyor Türkiye? Yoksa adalet, siyaset, emniyet üçgeninde yaşanan bir şeyleri mi izliyor belli değil. O yüzden herkes aklını başına alsın. Bu ülkede bir, beraber ve huzur içinde yaşayacaksak insanların adalete güven duymaları lazım. Türkiye’de adalete güven yüzde 20’nin altına geriledi. Böyle devam ettikçe tek haneli rakamlara indirecekler adalete güveni. Bu şartlarda mahkemeye, yüksek yargıya güvenin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Mesele fevkalade yanlıştır. Her gün taraflar taraf değiştiriyor.

Ağız değiştiriyor. Tutum değiştiriyor. Tweetler atılıyor. Böyle içinde bir sürü anlam çıkarılabilecek tehditler var. İçişleri Bakanı ile bir partinin genel başkanının tweetler üzerinden, Cumhurbaşkanına ve birbirlerine mesaj vermeleri demokrasi görüntüsü değil. Demokrasi şeffaflık rejimidir. Sayın Genel Başkanın ifadelerine katılıyorum. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanının hızla siyasi partileri bilgilendirmesi lazım. Diğer iki liderin de emniyetin ve adaletin üzerinden ellerini çekmeleri gerekiyor.”

Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefete yönelik ‘nepotizm’ eleştirisiyle ilgili soruya, “Ben Sayın Erdoğan’ın partisinde yüzlerce, binlerce nepotizm vakası biliyorum. Hepiniz biliyorsunuz. Gazetelerde sayfa sayfa yer alıyor. Hatta bu öyle bir şey ki beklenti yönetimi olarak. Birisi milletvekili yapılmıyorsa kardeşi bilmem nereye bilmem ne atanıyor. Ya da en üst atamalardan büyükelçi atamalarına kadar, tüm atamalarda AKP’de bugün isteyin yarın bu saate kadar binden fazla akraba ataması görülür.

Ben bugüne kadar Sayın Erdoğan’ın bu konuda bir irade gösterdiğini, beni ona çağırmış ya, hiç görmedim. Siz gördüyseniz Erdoğan’ın talimatıyla atanan şu kardeş istifa ettirildi. Çoğunun altında kendi imzası var. Ben duyduğum her vakayı bizzat izliyorum. Takip ediyorum. Gerekirse kendim görüşüyorum ve o atamaları geri aldırtıyorum. Son örneği Yüreğir’deki atamadır. Her ne kadar liyakatli atamalar da olsa nettir. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon Kırşehir Belediyesinde iki akraba atamasını haber yaptı. Bir ortaya çıktı ki birisi akraba değil.

Soy isim benzerliği. Bir tanesi akraba, 25 yıldır belediyede, 6 yıldır o pozisyonda müdür. Ama düzeltme haberi yapmadılar. Bu açıklamayı bile benim talebimle yapıldı ve basınla paylaştık. 8 örnekten bazıları son derece liyakatli atamalar olmasına rağmen inisiyatif aldım, engel oldum. Hadi siftahı benden, bereketi Erdoğan’dan. O da inisiyatif alsın ve AKP’deki akraba görevlendirmelerini sonlandırsın da göreyim. O yüzden ‘El aleme vereyim talkımı kendim yutarım salkımı.’ Siyasetin kaldıracağız bir iş değil” yanıtını verdi.

“Türkiye’de ilk kez yaşanmıyor”

Gazetecilerin, son günlerde Ankara Emniyetinde yaşanan Ayhan Bora Kaplan krizi ve Yargıtay seçimine ilişkin sorusuna yanıt veren Müsavat Dervişoğlu şunları kaydetti: “Dünkü grup konuşmasında bir değerlendirmede bulundum. Bu tür şeyler siyasi partilerin genel başkanları tarafından telaffuz ediliyor ama muhalefet partileri ne olup bittiğine dair sıhhat derecesi yüksek bilgiye sahip değil.

Dolayısıyla eksik bilgiyle yanlış yorum yapmamaya özen göstermem lazım. Bir de beni tanıyorsunuz önemli sorulara ayaküstü cevap vermekten azami ölçüde uzak dururum… Diğer atamayla alakalı benzer atamalar Türkiye’de ilk kez yaşanmıyor. Bu tür atamalardan olan şikayetlerimizi de sıklıkla ifade ettik ama böyle bir atama da bizim açımızdan sürpriz olma özelliği taşımıyor.”

Paylaşın

Cevdet Yılmaz: Ekonomi Programı Güncellenecek

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Orta Vadeli Program’ın (OVP) eylül ayında güncelleneceğini söyledi.

Cevdet Yılmaz, ekonomik tahminlerde yapılacak güncellemelerin başta cari açık ve bütçe olmak üzere büyük oranda olumlu yönde olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a açıklamalarda bulundu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “tam desteğini” alan dezenflasyon programının ve reform gündeminin korunacağını, tasarruf ve verimlilik paketinin de etkisiyle bütçe açığının yüzde 5’in altına bile inmesinin mümkün olduğunu söyledi.

Güncel OVP’de bütçe açığı yüzde 6.4 öngörülmüştü.

Yıl sonunda enflasyonun Merkez Bankası’nın yüzde 38 tahmine yakın tamamlanacağını belirten Cevdet Yılmaz, gelecek yıl yüzde 20’in altında, 2026’da ise tek haneli enflasyona ulaşmakta kararlı olduklarına vurgu yaptı.

Yaz aylarında bugüne kadar atılan adımların etkisiyle enflasyonda belirgin bir düşüş görüleceğine dikkat çeken Yılmaz, bu düşüşün vatandaşın beklentilerini de pozitif etkileyeceğine dikkat çekti.

Cevdet Yılmaz, Kara Paranın Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu’nun (FATF) kısa süre önce Türkiye’ye gelerek saha çalışmaları gerçekleştirdiklerini, önümüzdeki ay Türkiye’den gri listeden çıkmasını beklediğini söyledi.

FATF’in kamu ile özel sektörü de kapsayan görüşmelerin “olumlu” geçtiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin gri listeden çıkarılması haricinde bir kararın siyasi olacağını söyledi.

Merkez Bankası (TCMB) rezervlerinde 40 milyar dolar artış olduğuna ve yabancı yatırımcı ilgisindeki artışa ve dikkat çeken Yılmaz, önümüzdeki dönemde yabancı ilgisindeki artışın doğrudan yatırımlara da pozitif yansımasını beklediğini söyledi.

Doğrudan yatırımlara ilişkin hedef ülke ve sektörel çalışmalar yapıldığını belirten Yılmaz, eylül ayında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın küresel şirketlerin CEO’larıyla bir araya geleceğini de belirtti.

Paylaşın

İş Dünyasına Konuşan Erdoğan, Ekonomide Pembe Tablolar Çizdi

TOBB Genel Kurulu’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Geçen seneyi yüzde 4,5’in üzerinde büyüme ile tamamladık, Avrupa’da birinci olduk. Gelirimiz 1 trilyon 119 milyar dolara çıktı” dedi ve ekledi:

“İhracatta 255,4 milyar dolara ulaşarak rekor kırdık. Turist sayısı yıllık 11.7 artış yakalıyor. Tüm zamanların en iyi turizm performansını elde ettik. 2024 yılında 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar geliri yakalamak.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar gelir elde ettik. İlk 3 aya baktığımızda hedeflerimizle doğru orantılı gittiğimiz görülüyor. Mart ayında istihdam 32,6 kişiye ulaştı. İşsizlik oranı son 11 yılın en düşük seviyesine geriledi. 11 aydır işsizlik oranı tekli rakamlarda seyrediyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurulu’nda açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kuruluşundan bugüne kadar TOBB çatısı altında ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunan her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Türk ekonomisinin nabzının attığı TOBB genel kurullarına iştirak etmeye her zaman özen gösterdim. Sizin katkılarının bizim nazarımızda her zaman önemli bir yeri oldu.

Engelleri sırt sırta vererek birlikte aştık. Zor zamanlarımızda yanımızda durdunuz. Özellikle son dönemde oda ve borsalarımızın kapasiteleri ciddi şekilde arttı. Biz de bu süreçte size daima destek olduk. Geçen sene milletimizin 60 yıldır içinde ukde olarak kalan Türkiye’nin Otomobili Togg’u birlikte hayata geçirdik.

Ne kadar stratejik bir hamle olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Elektrikli araç piyasası son dönemde büyük bir ivme kazandı. Bu defa treni ve trendi kaçırmadık. Yerli ve milli markamız Togg’la elektrikli araç sektöründe biz de varız dedik.

Daha emekleme safhasından itibaren projenin kolunu bacağını kırmak için çok uğraştılar. Bugün milli savaş uçağımız Kaan ile ilgili neler söyleniyorsa Türkiye’yi ekonomide bir üst lige taşıyacak hamleleri baltalamak için kimler devreye giriyorsa elektrikli araç süreçlerinde de gördük. Ancak biz bunlara kulak asmadık. Elektrikli araç sektöründe yerimizi çok önceden aldık.

28 Mayıs seçimlerinden hemen sonra bir araya gelmiştik. Bugünkü genel kurulu da 31 Mart seçimlerini takiben gerçekleştiriyoruz. Art arda gerçekleşen 3 seçim iş dünyamızı çok yordu.

Bu dönemde başta Gazze krizi olmak üzere ülkemizi doğrudan etkileyen çatışmalar da patlak verdi. Dört yıllık seçimsiz bir döneme girmiş bulunuyoruz. Asıl meselelerimize daha fazla odaklanabileceğiz. Küresel ekonominin son 5-6 yıldır fırtınalı sulardan geçtiğini biliyorsunuz… Dünyada son 50-60 yılın zirvelerine çıkan enflasyon ekonomiler için endişe olmayı sürdürüyor.

Türkiye olarak küresel ekonominin genel seyrinden ve bölgemizdeki krizlerden maalesef olumsuz etkileniyoruz. Tabii biz bütün bu çevremizdeki krizlerin yanı sıra 6 Şubat tarihindeki asrın felaketini de yaşamış durumdayız.

Deprem bölgesinden gelen oda ve borsa başkanlarımız ne kadar büyük devasa bir yıkımla karşı karşıya kaldığımızı daha iyi bilirler. Ekonomide güçlü bir ekip kurduk OVP ve 12. Kalkınma Planı ile gelecek 5 yıla ait yol haritamızı belirledik. Mahalli idareler seçimlerinde sandıkta bedel ödeme pahasına kararlı duruşumuzdan vazgeçmedik… Bugün bize serzenişte bulunanlar yarın hayır duası edeceklerdir.

TOBB’la geliştirdiğimiz yakın diyaloğun ekonomiye de olumlu yansıdığını görüyoruz. Geçen seneyi yüzde 4,5’in üzerinde büyüme ile tamamladık, Avrupa’da birinci olduk. Gelirimiz 1 trilyon 119 milyar dolara çıktı. İhracatta 255,4 milyar dolara ulaşarak rekor kırdık. Turist sayısı yıllık 11.7 artış yakalıyor. Tüm zamanların en iyi turizm performansını elde ettik. 2024 yılında 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar geliri yakalamak.

9 milyonu aşan ziyaretçi sayımızla yaklaşık 9 milyar dolar gelir elde ettik. İlk 3 aya baktığımızda hedeflerimizle doğru orantılı gittiğimiz görülüyor. Mart ayında istihdam 32,6 kişiye ulaştı. İşsizlik oranı son 11 yılın en düşük seviyesine geriledi. 11 aydır işsizlik oranı tekli rakamlarda seyrediyor.

İşgücü piyasamızda ortaya çıkan arz talep dengesizliğini de mutlaka gidereceğiz. Özel sektörümüz eleman eksikliğinden dolayı daralmaya giderken istihdam kapısı olarak devlete yüklenilmesi vahim bir hatadır.

“Nitelikli istihdamı artırmaya yönelik politikalara ağırlık vereceğiz”

Gençlerimizin ticarete, sanata, spora, memurluk dışında farklı alanlara yönelmesini her zaman tavsiye ettim. Eğitim ve yüksek öğretim başta olmak üzere nerede sorun üreten alan varsa hep beraber çözüme kavuşturacağız. Nitelikli istihdamı artırmaya yönelik politikalara ağırlık vereceğiz.

Ülkemizin risk primi de giderek düşüyor. Bu sayede iş dünyasının finansmana erişimi de kolaylaşıyor. Kamuda harcama kontrol ve kesintileriyle tasarrufu artırıyoruz. Yapısal reformları da hızlandırıyoruz… Türkiye hem üreterek büyümek hem de tasarruf ederek kaynaklarını en iyi şekilde kullanmak zorunda olan bir ülkedir.

Gelirlerimizi artırmak için daha çok çalışmak, daha fazla üretip ihraç etmek zorundayız. Tasarruf kültürünü ve verimliliğini artırmak için ekonomi yönetimimiz bir çalışma yaptı… Kamu kurumlarının milletimize ve iş dünyamıza tasarruf kültüründe de rehberlik etmesini hedefliyoruz. Tüm kamu idarelerimiz ve personelimiz bu tasarruf politikasına uymak zorundadır.

Kamuda tasarruf ve verimlilik paketi sadece 3 yıllık bir hedef olarak görülmemelidir. Bu konudaki farkındalığın yüksek kalmasını sağlayacağız. Kamu malı ve kamu görevi milletin bizlere emanetidir. Kamu malına el uzatmak, emanete ihanet etmek demektir. 31 Mart’tan sonra özellikle muhalefet belediyelerinde yaşanan akraba atamalarının nasıl yaralar açtığını hepimiz görüyoruz. Bu skandallara artık bir dur denilmesi gerekiyor. Buralar birileri için arpalık değil, ülkeye ve millete hizmet vasıtasıdır.

Esnaf, çiftçi, memur fark etmeksizin hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Hangi siyasi görüşe, kökene mensup olursak olalım hepimiz Türkiye gemisinin yolcularıyız. Bu gemiyi fırtınalı sulardan selamete çıkartmak hepimizin ortak görevidir. Meselelerimiz ortak olduğuna göre çözüme de ortak akılla birlikte varmalıyız. Başarı topyekün hepimize ait olacaktır. Herkesi tasarruf paketini uygulamaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Açlık Sınırı Asgari Ücrete 754 Lira Fark Attı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 17 bin 756 lira, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 61 bin 418 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 28 bin 458 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal İş Sendikası (BİSAM), açlık – yoksulluk sınırı araştırmasının Nisan 2024 sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, araştırmada esas alınan gider gruplarında dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Nisan 2024 için 17 bin 756 lira olarak ölçüldü. Böylece açlık sınırı 17 bin 2 TL’lik asgari ücrete 754 TL ile fark attı.

Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 61 bin 418 lira olarak gerçekleşti. Yoksulluk sınırı mart ayında 57 bin TL olarak hesaplanmıştı.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 28.458 lira olmalıdır. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 28.458 lira olarak tespit edildi.

Günlük harcamalarda Nisan 2024’de en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 172.07 liralık harcama gereksinimi oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 124.81 lira olarak hesaplandı.

Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı ise 155.14 liraya ulaşırken, ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 40.25 lira oldu. Katı yağ ve sıvı yağ ise 31.20 liralık masraf yapılması gereken ürün grubu olurken, yumurta için 8.98, şeker, bal, reçel ve pekmez için yapılması gereken harcama ise 13.77 lira oldu.

Paylaşın