Almanya Ve Fransa: Filistin’i Tanımak İçin Erken

İrlanda, Norveç ve İspanya’nın Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almalarının ardından Almanya ve Fransa, bu yönde bir karar almayacaklarını açıkladı.

Aralarında Rusya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 144’ü Filistin’in bağımsızlığını tanıyor. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer birlik üyeleri.

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılırken, Almanya ile Fransa’dan aksi yönde açıklamalar geldi. Almanya Dışişleri Bakanlığı, şu aşamada Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımayacaklarını açıklayarak bu yönde adım atan ülkelerle arasına mesafe koydu.

Almanya Dışişleri’nden yapılan açıklamada, “Almanya’nın bağımsız bir Filistin devletinin varlığını desteklediği, ancak buraya varılması için atılması gereken adımlar olduğu” vurgulandı. Açıklamada, Almanya’nın bu hedefe ulaşılabilmesi için Filistinli kurumların reform ve gelişme çabalarını desteklemeye devam edeceği kaydedildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) diğer lokomotif ülkesi Fransa da, Almanya gibi şu an için Filistin’i resmen tanımak istemiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, böyle bir kararın sembolik olmaktan öte anlam ifade etmesi gerektiğini belirterek, henüz tanıma için uygun ortamın oluşmadığını ifade etti. Paris’te İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ile görüşen Sejourne, “Fransa böyle bir karar için koşulların karşılandığını henüz düşünmüyor” dedi.

Ülkesinin İrlanda, Norveç ve İspanya büyükelçilerini tepki olarak geri çağırdıklarını açıklayan Katz, Filistin’i tanıma kararının “İran ve Hamas’ı ödüllendirmek” anlamına geldiğini öne sürdü.

Fransa hükümetinden daha önce yapılan açıklamalarda, “Filistin’i tanıma meselesinin bir tabu olmadığı, fakat bunun, ancak iki devletli çözüme ulaşmak kapsamında geniş bir çaba içinde ele alınacağı” kaydedilmişti.

Sejourne, tam bir müzakere süreci olmaksızın, tanıma yönünde atılan adımların şu aşamada sahadaki gerçeklik üzerinde çok az etkisi olacağını dile getirerek, Filistin’i tanımanın sembolik bir eylem değil, aksine diplomatik bir araç olması gerektiğini belirtti.

Üç Avrupa devletinin 28 Mayıs’ta resmen hayata geçecek Filistin’i tanıma kararlarını, “Uluslararası hukuk ve insan hakları için bir zafer” olarak nitelendiren Filistin Özerk Yönetimi’nin Almanya Büyükelçisi Leyit Arafah, Berlin’e çağrıda bulunarak, Almanya’nın da bu yönde bir karar almasını talep etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ömer Çelik Açıkladı: Erdoğan’dan Parti İçinde Tartışma Olmaması Talimatı

Partisinin MKYK toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Erdoğan’ın parti içinde tartışma olmaması talimatı verdiğini söyledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanımız MKYK’nın girişinde iç ve dış politikayla ilgili olarak gündemi değerlendirdiler. Önümüzdeki 4 yılı değerlendirirken, birlik ve beraberliğin sağlanması, parti içinde tartışma olmaması, hep birlikte aynı hedefe odaklanılması konusunda açıklamalar yaptılar. Her bir arkadaşımızın kendi görev alanlarındaki hazırlıklarının tam olması gerektiğini belirttiler.

Son gelişmeler ışığında savunma sanayii alanında geldiğimiz nokta hakkında da değerlendirmeler oldu. Bu alanda daha fazla yatırım yapılacağı vurgulandı… İran’ın talebi doğrultusunda Akıncı İHA’nın merhum şahsiyetlerin yerini tespit etmesi, Türkiye’nin bu konudaki imkan ve kabiliyetlerinin ne kadar arttığını göstermesi fevkalade önemlidir.

Adı üstünde taslak. Bununla ilgili toplumda birbirine zıt talepler var. Üzerinde çalışılıyor. Önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta Meclis’e gelmesi planlanıyor. Çalışma devam ediyor, henüz tamamlanmış değil.

Partideki istifalar

‘Bir değişim sürecinin başlangıcı’ vs diye yorumları gördüm bu konuda. AK Parti’de değişim, olağanüstü bir durum değildir. Biz, hem geleneklerimizi hem de şimdiye kadarki tecrübelerimizi koruyarak, sürekli değişim içinde olan bir partiyiz. Teşkilat başkanımızın olağan gündemi var.

Bu gündem de şu; bazı yerlerde görev değişimleri ya da pekiştirme olacak. Bazı yerler vekaletle devam ediyor, o vekaletlerin asalete çevrilmesi söz konusu olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığının olağan gündemiyle gerçekleşecek. Bugün, yarın başka yerlerde de tasarruflar olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığımızın olağan gündeminde işleyen olağan işler.

Seferberlik yetkisi

Esasında bu da olağan bir gündem. Biliyorsunuz daha önceki seferberlik tüzüğü 1990 yılında hayata geçmişti. 2011 yılından itibaren değişen savaş teknolojileri, savaş koşulları, etrafta değişen jeopolitik gelişmeler etrafında bu tip belgelerin güncellenmesi gerekiyor.

Burada stratejik esas şudur; herhangi bir savaş durumunda bütün milli güç unsurlarının TSK’ya destek verecek, onun emrine verilecek şekilde koordine edilmesi esastır. Yani Allah göstermesin, bir savaş durumu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik ve güvenliğinin sağlanması noktasında, bütün milli güç unsurları nasıl koordine edilecektir? Esasen 2011 yılından itibaren bütün bakanlıklar, bütün kurum ve kuruluşlardan, yani milli güç unsuru diyebileceğimiz herkesin görüşleri alındı.

Esasında daha önce bu değerlendirilecekti ama araya deprem gündemi girdi. Bu arada dünyada da çok büyük değişiklikler oluyor ülkelerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili. İHA’ların, SİHA’ların artık savaş teknolojisinde başat bir rol almış olması var ki, Türkiye buna çok önemli bir yatırım yapıyor.

Aynı şekilde kuzeyimizde Rusya-Ukrayna gerilimi, güneyimizde Gazze ile ilgili durum, Balkanlardaki gelişmeler; bütün bunları değerlendirdiğimizde, her zaman için milli güvenlikle ilgili belgelerin güncellenmesi söz konusudur. Ama bu belge, daha önce çalışılmıştı, araya deprem de girdi.

Şimdi, bütün milli güç unsurları bir savaş durumunda ülkeyi savunmada TSK’ya destek nasıl verilecek, nasıl emrine girecek, bu görüşler alındı. Yeni jeopolitik ve teknolojik gelişmeler ışığında, Türkiye’nin milli güvenliği için yapılması gerekenlerin koordinasyonu nedir, buna karar verildi ve olağan şekilde, olağan olarak güncellenmiştir. Herhangi özel bir konuya yönelik bu adım atılmamıştır.”

Paylaşın

Bilim İnsanlarından İnsanlık Tarihini Baştan Yazdıracak Keşif

Yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntıları bulundu. Alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor.

Arkeolog Larry Barham, keşfe ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…” ifadelerini kullandı.

Londra merkezli haftalık bilimsel dergi Nature’da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, bilim insanları Zambiya’daki Kalambo Şelalelerinde yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntılarını buldu. Bölgeye özel toprak yapısı ve seller sonucu toprak altında kalan ahşap aletin çürümediği ve zamanına göre son derece gelişmiş olan formunu günümüze kadar taşıdığı belirtildi.

Nature’da yayınlanan çalışmaya göre bu alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki, günümüzde baskın insan türü olan Homo Sapiens’in yayılmasından çok daha önceleri, tarih öncesi insanlar olan erken hominin türlerinin ahşap aletler kullandığı, bu keşif ile ortaya çıktı.

Araştırmada, Kızılötesi Uyarılmış Lüminesans (IRSL) adı verilen tarihleme tekniği kullanıldı. Bu teknik, uzmanların arka plandaki radyasyondan etkilenen nesnelerin içindeki minerallerin zamanını analiz etmelerine olanak tanıyor. Bu şekilde, güneş ışığına maruz kaldıktan sonra sıfırlanan eserlerin içinde hapsolmuş enerji miktarı, yaşı ölçmek için kullanılabiliyor.

Araştırmacılar bu şekilde, aletin 476 bin yaşında olduğunu ve Orta Pleistosen dönemine ait olduğunu tespit edebildi. Aletin Homo sapiens ortaya çıkmadan çok önce kullanıldığı göz önüne alındığında, homininlerin daha önce düşünülenden çok daha gelişmiş olduklarını gösteriyor.

Nature dergisine göre bu bulgu, “taş devri” tanımına ilişkin anlayışımızı bile değiştirebilir. Zira aletin yapımındaki karmaşıklık düzeyi, normalde mevcut çağ anlayışımızla ilişkilendirilenin ötesine geçiyor.

Çalışmanın baş arkeoloğu Larry Barham, bu çarpıcı keşif ile ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Mehmet Şimşek Yorumu: 1 Yıl Geçti Enflasyon Krizi Sürüyor

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin üzerinden bir yıl geçmesi üzerine hazırladığı haberde, Türkiye’deki enflasyon krizinin devam ettiği yorumunda bulundu.

Haberde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times,  “Türkiye’nin enflasyon krizi ekonomik dönüşün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devam ediyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, “Tüketicilerin fiyatların daha da yüksek olacağına dair beklentileri, merkez bankasının fiyat artışını dizginlemesinde temel zorluk teşkil ediyor” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kent lokantasının yemek yiyen vatandaşların görüşlerine yer verilen haberde 67 yaşındaki emeklinin kent lokantası olmasaydı çok zorlanacağını söylediği belirtildi. Emekli Hüseyin FT’ye “Taze meyve ya da et alamıyorum. Pazara her gittiğimde fiyatlar değişiyor” dedi.

Haberde Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Erdoğan’ın programı yatırımcılardan övgü aldı. Ancak yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve son yıllarda fiyat artışının etkisini azaltan teşvik önlemlerinde azalma ile karşı karşıya olan Türkler için henüz temettü ödemedi.”

FT’ye konuşan Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp “Bu acı bir ilaç. Enflasyonla mücadelenin bedelini en çok emekliler ve düşük gelirliler ödeyecek” dedi.

Türkiye’nin yeni ekonomik programının uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ettiği ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durumun henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmadığı belirtilen haberde şunlar kaydedildi:

“Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’nin yeni programı, geçtiğimiz yıl Türk hisse senetlerine ve lira cinsinden devlet borçlarına yaklaşık 10 milyar dolar akıtan uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediyor. S&P Global Ratings ve Fitch Ratings bu yıl Türkiye’nin notunu yükseltirken, yüksek faizler kredi büyümesini soğutuyor.

Ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durum henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmıyor. İstanbul’un işçi sınıfı semti Fatih’te bir kasap kıymanın kilosunu 640 TL’den satıyor; bu rakam bir yıl önceki fiyatın yaklaşık iki katı. Kasap sahibi Ekrem “Müşterilerimiz yok denecek kadar azaldı. Gelenler yarım kilo ya da 250 gram alıyor, eskiden bir kilo alırlardı, sırf çocuklarına biraz protein yedirmek için” dedi.

Bir araştırma grubu olan Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, işçi sendikalarının geçen ay dört kişilik bir aile için aylık 17 bin 725 TL olarak tahmin ettiği açlık sınırının nisan ayında yaklaşık 17 bin TL olan asgari ücretin üzerine çıkmasıyla Türkiye’nin bir “yoksulluk sarmalı” riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Çalışan yoksullar beslenme, barınma, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor” dedi.”

“Vatandaş şüpheli”

Haberde Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana her yıl enflasyon hedefini tutturamadığı ve bu nedenle tüketicilerin enflasyonun düşeceğine yönelik şüpheleri olduğu belirtildi. Ekonomistler ise bu beklentilerin talebin öne çekilmesine neden olduğunu ve bunun da fiyatların yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor. Ekonomistlere göre bu durum, Merkez Bankası’nın fiyat artışlarını kontrol etme çabalarında önemli bir zorluk oluşturuyor.

Haberde ayrıca Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara’nın da görüşlerine yer verdi. Kara, FT’ye yaptığı açıklamalarda şunları kaydetti:

“Finansal piyasalar enflasyondaki düşüş hikayesini kısmen satın almış görünüyor ancak hane halkı ve küçük işletmelerin beklentileri söz konusu olduğunda durum daha da zorlaşıyor. Enflasyonu istenen patikaya getirmek için büyümenin çok daha fazla yavaşlaması gerekiyor. Asıl soru, yetkililerin bu sert dengelenme sürecinin siyasi sonuçlarına dayanacak kadar sabırlı olup olmayacaklarıdır.”

Paylaşın

İstanbul, Avrupa Ligi Ve Konferans Ligi Finaline Ev Sahipliği Yapacak

Organizasyon gücü, modern stadyumları, ulaşım imkanları, konaklama kalitesi ve kapasitesi ile önemli futbol organizasyonlarına ev sahipliği yapma hakkı kazanan Türkiye, bu kez de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne Beşiktaş Park ev sahipliği yapacak.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için UEFA’ya önerilen Beşiktaş Park, Dublin’de yapılan UEFA Yönetim Kurulu Toplantısı’nın sonucunda bu iki final müsabakasına da ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Karar sonrası açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.” ifadelerini kullandı.

UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) İcra Kurulu toplantısı, İrlanda’nın başkenti Dublin’de gerçekleştirildi. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için önerilen Beşiktaş Park, bu iki final müsabakasına ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ilgili paydaşlarla yapılan istişareler neticesinde, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) sonrasında UEFA’ya, 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapması için inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili başvuru yapılması kararı alındı. UEFA’nın onay vermesi durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali, Yeni Ankara Stadyumu’nda yapılacak. Böylece süreçlerin tamamlanması halinde başkent Ankara ilk kez bir UEFA final organizasyonuna ev sahipliği yapacak.

Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili süreçlerin tamamlanmaması durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali de planlandığı gibi yine Beşiktaş Park’ta oynanacak.

TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’den açıklama

Toplantının ardından açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.

UEFA, 17 Mayıs 2023 tarihinde bu finaller için adaylık sürecini başlatmıştı. 17 Temmuz 2023 tarihine kadarda başvurular için süre vermişti. Biz de TFF olarak Beşiktaş Park ile iki finale de aday olmuştuk. 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali için Almanya, Romanya ve İskoçya Futbol Federasyonları da aday olmuştu. Ancak yoğun çalışmamızla Türkiye kazandı.

2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali için de Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya aday olmuştu ancak yine yoğun çalışmamızla onu da biz kazandık. Ayrıca inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu’nun işlemleri yetişirse 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni tarihimizde ilk kez başkentimize alabiliriz. Bütün bu süreçleri UEFA yönetimiyle, TFF yönetimiyle ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü yönetimiyle istişare ederek geliştirdik.

Bu muhteşem stadyumları yaptığı, ulaşım ve konaklama imkanlarımızın dünya standartlarının üstüne getirdiği için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve devletimize teşekkür ederim. Biz de çok çalışarak üzerimize düşeni yaptık ve 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliğinden sonra bugün de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni Türkiye’ye getirdik.

Türkiye, Avrupa ve dünya futbolunun yükselen yıldızı olacak. Milli takımımız FIFA dünya sıralamasında üst sıralara yükselmeye devam edecek. Ev sahibi olacağımız 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avrupa şampiyonu olacağız. İnşallah 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de Türk kulüpleri oynar ve ülkemizde oynanacak finallerde Avrupa kupaları Türkiye’de kalır.”

Adaylık başvuru sürecinin detayları

2026 ve 2027 UEFA kulüp müsabakaları finallerine ev sahipliği yapılması için ilgili adaylık süreci UEFA tarafından 17 Mayıs 2023 tarihinde duyuruldu. Üye federasyonlara ilgi mektuplarını göndermeleri ve aday stadyumlarını belirlemeleri için 17 Temmuz 2023 tarihine kadar süre verildi. Türkiye Futbol Federasyonu, aday stadyum olarak Beşiktaş Park’ı belirleyerek hem 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali hem de 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmak için ilgi mektubu gönderdi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile birlikte UEFA Avrupa Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için Almanya, Romanya ve İskoçya; UEFA Avrupa Konferans Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için ise Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya olmak üzere toplamda altı farklı üye federasyon başvuruda bulundu. İlgili finallerin ev sahipliği adaylık ön dosyaları 15 Kasım 2023 tarihinde, final dosyaları ise 21 Şubat 2024 tarihinde UEFA’ya teslim edildi.

2005 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi Finali, 2009 yılında UEFA Kupası Finali, 2013 yılında U20 Dünya Kupası ve 2019 yılında UEFA Süper Kupa’nın ardından Türkiye, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne de başarıyla ev sahipliği yaptıktan sonra Türkiye Futbol Federasyonu’nun yoğun çalışmaları sonucu 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na (EURO 2032) da İtalya ile birlikte ev sahipliği yapma hakkı kazanmıştı.

Paylaşın

Norveç, İspanya Ve İrlanda’dan Filistin’i Tanıma Kararı: İsrail’den Tepki

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılıyor. Norveç, İspanya ve İrlanda Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı geldi.

Haber Merkezi / Norveç, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararını resmen açıklarken, İspanya ve İrlanda’nın da kararını açıklaması bekleniyor. Öte yandan Slovenya ve Malta’nın da buna benzer bir adım atacağı ifade ediliyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 85 artarak 35 bin 647’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 200 artarak 79 bin 852’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail 229 gündür Gazze’de saldırılarını sürdürürken Norveç, İrlanda ve İspanya’dan Filistin devletini tanıma kararı geldi. Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Norveç hükümeti, Norveç’in Filistin’i bir devlet olarak tanımasına karar verdi” dedi.

On binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı bir savaşın ortasında hem İsraillilere hem de Filistinlilere siyasi çözüm sunan tek alternatifi canlı tutmaları gerektiğini belirten Store, bunun, “yan yana, barış ve güvenlik içinde yaşayan iki devlet” olduğunun altını çizdi.

Hükümetten yapılan açıklamada, Norveç’in iki devletli çözümü desteklediği ve ilerletmeye çalıştığı vurgulanarak Filistin’in bir devlet olarak tanınmasının, Norveç’in, Orta Doğu’daki çatışmaya kalıcı bir çözümün sadece iki devletli bir çözüm yoluyla sağlanabileceği yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu vurguladığı bildirildi.

Açıklamada, Filistin’in, Avrupa’daki benzer görüşe sahip ülkelerle eş zamanlı olarak, uluslararası hukuka ve ilgili BMGK kararlarına uygun şekilde 1967 sınırlarıyla 28 Mayıs’ta tanınacağı belirtildi. Avrupa Birliği üyesi olmayan Norveç, İsrail’in en büyük destekçisi ABD’nin çok yakın müttefiki.

İrlanda basını, benzer bir duyurunun İrlanda Dışişleri Bakanı’nın katıldığı bir basın açıklamasında yapılacağını aktardı. İspanya’da ise Başbakan Pedro Sanchez’in meclise hitap ederek resmi tanıma için bir tarih belirlenmesini istemesi bekleniyor.

Üç Avrupalı ülke, Filistin’in bağımsızlığını tanıma kararını, İsrail’in yoğun sivil nüfuslu Refah kentine karadan operasyon başlatması üzerine aldı. Uluslararası kamuoyu, Gazze’de yerinden olan yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği Mısır sınırındaki kente bir operasyon düzenlenmesine karşı çıkıyor.

İlerleyen süreçte Slovenya ve Malta’nın da benzer yönde adım atması beklenirken bölgede barışın ancak iki devletli çözümle mümkün olacağı görüşü Avrupa genelinde hakim.

İsrail’den ise Avrupa’ya tepki var. Sosyal medyadan bir video mesaj yayınlayarak İrlanda hükümetine seslenen İsrail Dışişleri Bakanı, “Filistin’i tanımak sizi İran ve Hamas’ın pençesine düşürme riski taşıyor” dedi. İsrail ayrıca, Filistin’i tanımanın “terörü ödüllendirmek” olacağını da öne sürdü.

İsrail, Filistin devletini tanıyacağını duyuran İrlanda ve Norveç’teki büyükelçilerini geri çağırma kararı aldı. İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın Dublin ve Oslo’daki İsrail büyükelçilerini istişare için “derhal” ülkeye çağırdığı belirtildi.

Büyükelçililerin, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini tanıyacağını duyurması nedeniyle geri çağırıldığı ifade edildi. Dışişleri Bakanı Katz, İspanya’nın da Filistin devletini tanıma kararı alması durumunda benzer adımı atarak İsrail’in Madrid Büyükelçisinin de geri çağrılacağını kaydetti.

Gazze savaşından önce ABD ve birçok Avrupalı devlet, Filistin’i tanımak için İsrail’le bir barış anlaşmasını şart koşuyordu. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer Birlik üyeleri.

Paylaşın

TÜSES: Cumhur İttifakı Eriyor

TÜSES raporuna göre; 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü.

Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES), 31 Mart 2024 İstanbul Seçim Analizi Raporunu yayınladı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçim sonuçları üzerinden yapılan analize göre sandığa gitmeyen seçmenin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçim sonuçlarını değiştirecek bir etkisi olmadı. Buna göre Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy veren seçmenin tamamı sandığa gitmiş olsaydı Ekrem İmamoğlu seçimi kazanacaktı.

TÜSES’in hesaplamaları, İstanbul’da 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde oy kullanan 1 milyon 268 bin kişinin, 31 Mart 2024 yerel seçiminde sandığa gitmediğini ortaya koyuyor. Bu seçmenlerin yaklaşık 850 bini iktidar bloğundaki partilere, yaklaşık 400 bini ise muhalefet bloğundaki partilere oy veren seçmenlerden oluştu. İktidar bloğuna oy veren seçmenin tamamı 31 Mart’ta sandığa gitmiş olsa ve Murat Kurum’a oy vermiş olsaydı da bu, İmamoğlu ile Kurum arasındaki 1 milyon bin 274’lük oy farkını kapatmaya yetmeyecek ve İmamoğlu seçimi yine kazanacaktı.

TÜSES’in analizine göre 14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı ve bu ittifakın iktidarını destekleyen partilere oy veren yaklaşık 200 bin seçmen 31 Mart’ta oyunu İmamoğlu’na verdi. Partiler arası oy geçişkenlikleri bu seçime kadar aynı grup içindeki partiler arasında olurken, 31 Mart 2024’te, İmamoğlu karşı gruptan da oy almayı başardı.

Rapora göre İmamoğlu’na İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösteren muhalif partilerin seçmenlerinden 155 bin 89, aday göstermeyen muhalif partilerin seçmenlerinden ise 112 bin 575 oy geldi. İmamoğlu’nun Cumhur İttifakı (AKP ve MHP) ya da Cumhur ittifakına destek veren (YRP, HÜDA PAR, BBP gibi) partilerden ve Zafer, Memleket, DSP, BTP gibi partilerden aldığı oy ise 194 bin 519 olarak ölçüldü.

TÜSES raporuna göre 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü. Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

“Oylar CHP’de toplanıyor”

“Muhalefet bloğunda, aynı blok içerisinde olup birbirine muhalefet yapan partiler kendi seçmenleri tarafından cezalandırırken, oylar doğal olarak muhalefetin lokomotif partisi olan CHP’de toplanıyor” denilen raporda “CHP’nin hedeflediği ‘tabanda ittifak’, 2024 Yerel Seçimleri’nde İstanbul’da İYİ Parti ve bazı küçük partilerin tabanının CHP’ye kayması ile tutmuş gözüküyor” ifadelerine yer verildi.

“2024 Yerel Seçimleri’nde (…), 2023 Genel Seçimleri sonrası Altılı Masa’nın yani muhalif partiler arası ittifakın dağıldığı bir ortamda yapılmasına rağmen, partilerin yapamadığını toplumsal muhalefet yaptı” tespitinin yapıldığı raporda, “Sandıkta bir araya gelen muhalif seçmen muhalefetin en büyük partisi CHP’de buluştu, CHP seçimlerden birinci parti çıktı, beklenmedik yerellerde ve rekor sayıda belediye kazandı” denildi.

Paylaşın

Morgan Stanley’den Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 43,4

ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley, 2024 yıl sonu dolar/TL kuru tahminini 36 lira seviyesinde, yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 43,4 olarak belirledi.

Morgan Stanley, Merkez Bankası’nın (TCMB) kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağını, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Morgan Stanley ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı notta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bu hafta gerçekleşecek toplantıda politika faizini değiştirmeyerek yüzde 50’de tutacağı öngörüldü.

BloombergHT’nin aktardığına göre, bankanın para politikasının iç talep ve enflasyona gecikmeli etkilerini izlemeye devam edeceğini belirten uzman, şu anki para politikası duruşuyla, dolarizasyonunun azaldığını, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunda önemli bir iyileşme yaşandığını belirtti.

Notta “Para Politikası Komitesi’nin dezenflasyon patikasındaki risklere karşı daha fazla faiz artışı için kapıyı açık bırakmasını bekliyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca TCMB’den ek likidite adımları beklediğini belirten Küçük, “Politika faizinin bankalar arası faize ve daha geniş finansal koşullara aktarımını desteklemek için zorunlu karşılık oranlarındaki artış gibi ek likidite önlemlerinin alınmasını bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Raporda dolar/TL için yıl sonu beklentisinin 36 olduğu belirtildi. Yüksek ve yapışkan hizmet enflasyonu ve iç talebin dirençli seyretmesi gibi faktörlerle yıllık enflasyon tahmininin de yüzde 43,4 olarak korunduğu belirtildi.

TCMB’nin kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağı, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Paylaşın

Özgür Özel: İktidar 31 Mart’tan Mesaj Almamış

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar… Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisine yönelttiği sorulara karşılık veren Özgür Özel, “Bahçeli bana 4 tane soru sormuş okumaya utanırım. Sorular CHP gibi ‘Türkiye İttifakı’ diyen bir partinin genel başkanına sorulacak soru değil. Bu soruların kime sorulacağını biliyorum da o seviyeye inmek istemiyorum. Bu soruları kimin sorduğunu biliyorum” dedi.

Bahçeli, Kobani Davası ile ilgili Özel’e yönelik şu ifadeleri kullanmıştı: “CHP yönetiminin 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili mahkeme kararına siyasi demesi, haksızlık ve hukuksuzluk vurgusu yapması, normalleşme ve yumuşama ortamına aykırı görmesi rezaletin ta kendisidir. Terör örgütü PKK, 1978 yılında, Diyarbakır Lice ilçesi Ziyaret Köyünde Marksist-Leninist ideolojiyi referans alarak kurulmuştu.

Bölücü örgüt 1984 yılından itibaren Eruh-Şemdinli saldırılarıyla birlikte yoğun şiddet eylemlerine yönelmişti. Nisan 2002’de KADEK, Kasım 2003’de KONGRA-GEL, Mayıs 2007’den itibaren de KCK şeklinde yapılanan bölücü terör ihanetinin nihai hedefi de bağımsız Kürdistan’dır.

Türkiye’yi, Cumhurbaşkanımızın değil de başkalarının yönettiğini iddia eden Özgür Bey ve yönetimine soruyorum, mertçe cevap vermelerini bekliyorum:

1- İmralı canisinin ve cezaevindeki terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? 2- Vatan topraklarının bir bölümünde bağımsız Kürdistan’ın kurulmasından yana mısınız? Beraber DEM’lendiklerinize söz verdiniz mi? 3- Hangi dış mihrakların nam ve hesabına siyasi çalışma yürütüyor, Türkiye’nin geleceğini kimlerle konuşuyor, kimin folluğunda yatıyorsunuz? 4- 37 kişinin katiline verilen cezalar hukuksuz ise, size göre hukuk nedir? Adalet nedir? Devlet nedir? Siyasi onur ve millet sevdası sizin meşrebinizde ne manaya gelmektedir?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

“Son haftalarda hakkını teslim etmek lazım sayın Ali Yerlikaya belli sayıda Cumartesi Annesi’nin Galatasaray Meydanı’na ulaşmasına izin veriyor ama etraflarına utanç bariyerleri çekiliyor. Bu hafta 1000’inci hafta. Sayın Ali Yerlikaya’dan talepleri vardı. Sayın Bakan randevu vereceğini söyledi. Ve bu hafta Cumartesi Anneleri’nin 1000’inci haftasında Türkiye’yi utandıracak değil, hep birlikte normalleşmenin, hak aramanın aslında Anayasal bir hakkın kullanımına şahitlik etmek istiyoruz.

CHP yöneticileri her hafta olduğu gibi yine orada olacağız. 12 Eylül darbe döneminde yaşayan kayıpların anaları var orada… 80’lerin, 90’ların karanlık dönemlerinde yaşanan kayıpların anneleri var orada. Bu hak aramaya kapıları kapıyorsanız o bütün hukuksuzluklara sahip çıkıyorsunuz demektir. Buradan çağrımız, Cumartesi Anneleri’nin etrafındaki utanç bariyerlerini kaldırın.

Ülkemizin siyasetini ve yargısını uzun süredir işgal eden bir siyasi davanın karar duruşması vardı. 10 kişiye yakın bir milletvekili heyetimiz Kobani davasının karar duruşmasını takip ettiler. HDP’nin eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı davada hukuki değil, siyasi kararların verildiğine hep birlikte şahitlik ettik.

O olaylarda hayatını kaybeden 16 yaşındaki evladımız Yasin Börü’nün öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlardı. Yargılama yapıldı, bitti. Ne Demirtaş ne de bir başkası Yasin Börü’nün ölümüyle bağlantılı bulunmadı. Hiç birisi o süreçle ilgili ceza almadılar. Attıkları tweetlerden, Attıkları tweetlerden, başka zamanlarda kullandıkları ifadelerden ceza aldılar.

Sayın Demirtaş, Yüksekdağ ve bazılarına çok ağır cezalar verdiler. Bu cezalar aslında Erdoğan’ın siyasi adreslemesiyle uyumlu. Erdoğan’ın ‘yatsın’ dediklerini yatıran, ceza veren ama cezaları konuşmalardan veren yani istinaf, Yargıtay olmadı AYM’nin bal gibi bozacağı bir kararı mahkeme heyeti verdi. Sorumluluğu siyasilerin sırtına bıraktı.

Bugün Sayın Bahçeli, bana 4 tane anormal soru sormuş. 4 tane soruyu okumaya utanırım. Sorular CHP’nin genel başkanına sorulacak sorular değil. Ben bu soruların kime sorulacağını biliyorum da ben bu seviyeye inmek istemiyorum. Sayın Bahçeli, dönmüş prompterdan okumuş. Ben o promptera kimin yazdığını biliyorum. Şu meşhur ikili var ya. Gerçek MH’Plilerin tüylerini diken diken eden ikili.

Gece bir elinde bardak, bir elinde tweetler atan, ‘Meclis’in uzman çavuşuyum’ diyen var ya… O ikisi 4 tane soru yazmış promptera. Ben o 4 soruyu okumam da size bu soruları yazan kişiler önce bu 4 soruyu cevaplasın.

1- Bu 2 kişinin isimleri Sinan Ateş iddianamesinden nasıl ve kimler tarafından ayıklanmıştır? 2- Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış birinin ölümünden sonra kimse tweet atmayacak, taziye bildirmeyecek diyen hangi ikisidir? 3- Tetikçiyi kaçıran aracın fotoğrafları ortaya çıkıp, bu aracın trafikte ceza yemeyecek statüye kavuşturulmasını hangi ikisi sağlamıştır? 4- Sinan Ateş davasının üzerine sis çöktürürken bu ikisinin bu sisteki payı nedir?

Bu 4 soruyu cevaplayın, benim 4 soruya bakarız. Koskoca parti 2 meczuba teslim edildi. Yazıklar olsun.

Şimdi 9. Yargı Paketi geliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkarken yaptıklarını savunmaya başladılar. Şimdi o kanunun en önemli maddelerinden birisi eşine, kadına şiddet uygulayanların uzaklaştırılması, zorlama hapsine itiraz yolunu açıyorlar. 6284’ün içini boşaltacak diye kadın örgütleri uyarıyordu, şimdi tazyik hapsini kaldırmaya yönelik itiraz mekanizmasını getirmeye.

İkinci husus AYM’nin bir kararı var. Kadın isterse kızlık soyadını kullanabilir. Onu düzenleyeceklerine onu yasaklayan kanun maddesi getirmişler. AYM’nin 153’üncü maddesinin arkasından dolanıyorlar. CHP olarak kadının ister evlilik sonrası eşinin soyadını, ister önceki soyadını, ister ikisini birden kullanmasını savunuyoruz. Bu mücadelenin arkasında olacağız.

Ata Emre Akman, motokuryelik yapıyor. Önüne bir araç geçiyor ve 23 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybediyor. Babası Albay Erol Akman’ı aradım. ‘Benim evladım gitti. Lütfen bu konuda bütün siyasetçiler bir şey yapın, ben yandım, başka babalar yanmasın’ diyor. Kurye Hakları Derneği’nin sesine bir kulak vermemiz lazım. Diyorlar ki; mesleki yeterlilik belgesi aranmadığı için motorun üzerine çıkan herkes kurye… Bu konuda mutlaka tedbirler alınmalıdır diyorlar. Her gün trafikte yanımızdan geçen, sipariş verdiğimizde geciktiğinde yüzümüzü asmaya kalktığımız o insanlar aslında hayata pamuk ipliğinde bağlılar.

Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler. Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar.

Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.

Paylaşın

Bank of America’dan Dikkat Çeken Yıl Sonu Dolar Tahmini

Özellikle yaz aylarında TL’nin istikrar kazanması durumunda döviz mevduatlarında çözülme bekleyen Bank of America analistleri, 2024 yıl sonu dolar/TL kuru tahminini 38 TL seviyesine çekti.

ABD’li bankacılık devi Bank of America Securities, Türkiye’de para politikasının sıkılaşmasıyla hem yerli hem de yabancı yatırımcıların daha iyimser hale geldiklerini belirtirken, reel sektörün ekonomide kayda değer bir yavaşlama gördüğünü, bankaların ise dolardan dönüşün başladığını gördüğünü belirtti.

Bloomberg HT’nin aktardığına göre, Türkiye’ye gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından bir rapor yayımlayan ve aralarında Zümrüt İmamoğlu’nun da olduğu BofA ekonomist ve stratejistlerinin yayımladıkları “İlk çeyrek karamsarlığı out, yaz iyimserliği in” başlıklı raporda, “Özel sektör artık ekonomideki yavaşlamayı hissediyor ve parasal duruşun yeterince sıkı olduğu görüşünde” denildi.

BofA, Türk Lirası ve Türk Lirası cinsi tahvillerde pozisyonlanmanın genele yayılmış halde olduğunu ve TL’deki kalabalık pozisyonlanma ve enflasyondaki ataletin en önemli endişe kaynakları olarak görüldüğünü belirtti.

“Yerel seçimlerden bu yana yurtiçi döviz talebi tersine döndü ve bankalarla yaptığımız görüşmelerde, satış tarafında hem bireysel yatırımcıyı hem de kurumsal şirketleri gördüklerini söylediler” denilen raporda, “TL’nin istikrara kavuşması halinde dolarizasyonun tersine dönmesi eğilimi yaz aylarında da devam edebilir. Yüksek enflasyon seviyesi göz önüne alındığında, sermaye girişleri yavaşladığında TL’de bir miktar nominal değer kaybı olabileceğini bekliyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

Bank of America Securities, Dolar/TL ’nin yıl sonunda 38 seviyesinde olmasını bekliyor.

Paylaşın