DEM Parti’den “Süreç Komisyonu”na Çağrı: Abdullah Öcalan Dinleyin

DEM Parti’nin “Süreç Komisyonu” üyeleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesinin, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olduğunu açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin önemli bir yazılı açıklama yayımladı. Partinin komisyon üyeleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Hakkı Saruhan Oluç, Celal Fırat ve Cengiz Çiçek imzasıyla yayımlanan metinde, komisyonun barışa ve çözüme dair tarihi bir rol üstlenebileceği vurgulandı.

DEM Parti, kalıcı bir çözümün sağlanması için komisyonun atması gereken en önemli adımı net bir şekilde dile getirdi. Açıklamada, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesinin, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olduğu belirtildi.

Açıklamada yer alan ifadede, “Komisyonun Sayın Öcalan’ı dinlemesi, mevcut sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi açısından belirleyici önemdedir” denilerek, Öcalan’ın görüşlerinin mevcut diyalog sürecinin sağlıklı ilerlemesi için anahtar rol oynayacağı vurgulandı.

DEM Partili komisyon üyelerinin açıklaması şöyle: “TBMM bünyesinde kurulmuş bulunan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025 tarihinden itibaren faaliyetlerine devam etmektedir. Komisyon, Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne katkı sunacak hukuki ve siyasi zeminin tesisi amacıyla oluşturulmuştur.

Cumhuriyet’in en temel sorunlarından birisi etrafında, halk iradesinin tamamına yakınını temsil eden siyasal partilerin Komisyon’da temsil edilmesini son derece kıymetli bulduğumuzu tekrardan belirtmek isteriz. Ortaya çıkan bu siyasal irade, sorunun çözümü için tarihsel rolü olması gereken siyaset kurumunu ve alanını, ilk defa bu düzeyde çözümün muhataplığına yakınlaştırmıştır.

Kendine has özellikleriyle öne çıkan, tarihsel çağrıların ve gelişmelerin gerçekleştiği bu süreçte, Komisyon’un parlamento zemininde kendi rolünü oynamasına dönük kamuoyu beklentisi yüksektir. Komisyon’un her şeyin muhatabı olmadığını bilmekle birlikte, rolünü doğru ve işlevsel oynaması durumunda tarihsel gelişmelere kapı aralayacak bir katkısının olacağının da bilincindeyiz.

1. Komisyon çalışmalarındaki birinci aşama tamamlanmakta ve dinlemelerin sonuna yaklaşılmaktadır. Farklı çevrelerden kişi ve kurumların barışa ve çözüme dair düşüncelerini, önerilerini son derece kıymetli bulduğumuzu yeniden ifade etmek isteriz. Partimiz açısından dinleme safhasının ana çıktısı, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün kaçınılmazlığıdır. Referansları, dayanakları farklı olsa da Komisyon’da ifade edilenler, Kürt meselesinin tarihsel olarak çözümünün zorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

2. Sürecin pozitif barış aşamasına geçmesinin en az çatışmasızlık hali olarak değerlendirilen negatif barış aşaması kadar önemli olduğu birçok kurum ve kişi tarafından ifade edilmiştir. Pozitif barış için “adaletin tesisi, toplumsal güvenin inşası, eşitliğin kurumsallaşması, farklı kimliklerin bir arada eşit olarak ve barış içinde yaşayabilme iradesinin net bir şekilde ortaya konulması” gerektiği; güven ortamının “karşılıklılık ilkesiyle sağlanabileceği”; sorunun sadece “silahlı hareket boyutuna sıkıştırılamayacağından” hareketle “kök nedenlerin ortadan kaldırılmasının” önemi; “sadece güvenlik politikalarıyla kalıcı barışın sağlanamayacağı”; “ret, inkar ve asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi” gibi dinlemeler safhasında öne çıkan tespitleri çok kıymetli buluyoruz. Komisyonun bundan sonraki çalışmalarında, dinlemelerde öne çıkan bu önerilerden faydalanması gerektiğinin altını önemle çiziyoruz.

3. Sorunu siyasal, kültürel, toplumsal ve ekonomik boyutlarıyla ele alarak kalıcı çözümün geliştirilmesi doğru olandır. Meselenin bölgesel ve küresel bir karakter kazandığının da bilinciyle, örgütsel, siyasal ve toplumsal karşılığı ve belirleyicilik düzeyi açık olan Sayın Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesi, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olarak ele alınmalıdır. Gerçek çözüm, sorunu ismiyle çağırmaktan ve bulunduğumuz tarafa göre gerçeği eğip bükmeden hakikate göre düşünmekten, adım atmaktan geçmektedir. Komisyonun Sayın Öcalan’ı dinlemesi, mevcut sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi açısından belirleyici önemdedir.

4. Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır. Komisyon’un varlık gerekçesi, sürecin gerektirdiği yasa düzenlemelerine ilişkin tavsiyeler ve taslaklar oluşturmaktır. Partimizin ilgili kurullarının sürecin başından itibaren Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’de ihtiyaç duyulan değişiklikler; başta kayyım düzenlemesi olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratikleştirilmesi; ayrımcılıkla mücadele düzenlemeleri ve anadilinde eğitim-öğrenim gibi başlıklarda hazırlığı bulunmaktadır.

Yeni yasama yılının açılışıyla birlikte Komisyon’a üye veren partilerin ilgili başlıklarda somut öneriler sunması ve bu öneriler üzerinde ortaklaştırma hedefiyle çalışılması ikinci aşamanın en temel görevidir. Çünkü çatışma zemininin kalıcı olarak ortadan kaldırılmasının en önemli adımlarından birisi de hukukun tesisi ve yasa önünde eşitliğin sağlanmasıdır.

5. Öte yandan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, 17 Eylül 2025 tarihli kararında Barış ve Demokratik Toplum Sürecine atıf yaparak, umut hakkına dair Komisyon ve parlamentonun görevlerine işaret etmesi dikkate değerdir. Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’de ilgili siyasal ve hukuki adımlara işaret ettiği bir ortamda, umut hakkı bağlamında sürecin gerektirdiği adımları atmak, inisiyatifleri almak ve bunu bir ilke olarak kabul etmek Kürt sorununda adil, eşit, demokratik ve toplumsal çözümün en hayati gelişmelerinden birisi olacaktır.

6. Komisyon faaliyetleri kapsamında DEM Parti olarak temel amacımız, Kürt sorununu çatışma zemininden uzaklaştırarak hukuki ve siyasi çözümün olanaklarını yaratmaktır. Kürt meselesinin demokratikleşme perspektifiyle ve bunun gerektirdiği zihniyet dönüşümüyle ele alınması kaçınılmazdır. Dinlemeler esnasında bir akademisyenin belirttiği gibi “Her barış demokrasiyle sonuçlanmayabilir, ancak Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye demokrasi gelmeyecektir.”

Paylaşın

Arıkan, Erdoğan’ı Hedef Aldı: Amerika İle Dost Olan İsrail’le Düşman Olamaz

CHP’nin Eyüpsultan’da düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, ABD Başkanı Trump’a ‘dostum’ diyen Erdoğan’ı hedef alarak “Amerika ile dost olan İsrail’le düşman olamaz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 56. kez düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin bu hafta İstanbul’daki adresi Eyüpsultan olurken, mitingin teması her zamankinden farklı olarak Filistin oldu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, mitingde bir konuşma yaptı. Mahmut Arıkan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

”Sözlerimin hemen başında, Filistin halkının haklı direnişine destek veren, bu uğurda mücadele eden ve büyük bedeller ödeyen, Necmettin Erbakan’dan, Deniz Gezmiş’e, Rachel Corrie’den, Ayşenur Ezgi Eygi’ye tüm Filistin dostlarını sonsuz bir saygı ile selamlıyorum. Bugün bizi Filistin Başkonsolosluğu’nun yanında, Eyüp Sultan Hazretlerinin manevi makamında sizlerle buluşturan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e ve değerli yol arkadaşlarına en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Bugün 24 Eylül 2025, tarihe not düşmek için gözbebeğimiz İstanbul’dayız.

Biz; inancımızın, haktan ve adaletten yana duruşumuzun bir gereği olarak buradayız. Filistin’in, Gazze’nin, Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın yanında olduğumuz için buradayız. Filistin, bugün dünyanın dört bir yanında birbirinden çok farklı yaşam tarzını benimsemiş milyarlarca insanın tek yürek olduğu bir meşaleye dönmüştür. Zulümlere kayıtsız kalan, tek tip dünya vatandaşı üretmeyi arzulayan siyonist mekanizmalar vicdan sahibi evrensel mozaik karşısında aciz kalmıştır. Milliyetçi, sosyalist, muhafazakar veya liberal; milyarlarca insanın ağzından tek bir söz yükseliyor: ‘Nehirden Denize Özgür Filistin.’

Sendikacıdan işverene, akademisyenden öğrenciye, sporcudan taraftara, müzisyenden tiyatrocuya dünyanın tüm renkleri, katledilen insanlar için bir araya geldi. İşte halkların bu desteği, başlangıçta çekimser davranan, hatta İsrail’den yana tavır takınan hükümetleri bile Filistin devletini tanımaya mecbur bıraktı. Ancak, tüm bunlara rağmen İsrail Gazze’de katliamlarına devam ediyor. Canı istediğinde, Ortadoğu’da canının istediği yeri bombalıyor Dolayısıyla, bu tanıma kağıt üzerinde kalmamalıdır.

Bu tanıma, Filistin’deki işgali, Gazze’deki soykırımı durduracak, İsrail’in küresel bir tehdit haline gelen saldırganlığına son verecek ve İsrail’in işgal ettiği tüm topraklardan geri çekilmesini sağlayacak bir eylem planına, bir yaptırım sürecine dönüştürülmelidir. Aksi takdirde bu tanıma, senaryosu Tel Aviv’de yazılmış, New York’ta sahneye konulmuş, bir tiyatrodan öteye geçmeyecektir. Burada en büyük sorumluluk elbette hani şu ‘dostum’ dediğiniz işte ona düşüyor. Amerika çok net, çok pervasız.

imdi buradan, bu meydandan yarın Amerika’da Trump ile masaya oturacak olanları uyarıyoruz: İsrail’in işgalini, soykırımını yok sayacak hiçbir girişimin ortağı olmayın. Filistin halkının ve Gazze’nin direnişini kıracak hiçbir adıma ortak olmayın. ‘Dostum’ dediğiniz Trump’ın Gazze’yi kumarhanelerle, otellerle, eğlence merkezleriyle işgal etme planına alet olmayın. Kendi iktidarlarınızın devamı için Büyük Ortadoğu Projesi gibi Büyük İsrail Projesi gibi, emperyalist, Siyonist planların sakın ha taşeronu olmayın.

Aslında biz, bu şartlar altında hiçbir şekilde Türkiye ile ABD’nin pazarlığa oturmasını asla kabul etmiyoruz. Bakınız, ABD Dışişleri Bakanı Rubio dün bazı açıklamalar yaptı. Buradan iktidara açıkça sesleniyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin onuru hiç kimsenin kibirli söylemlerine malzeme yapılamaz. ABD Dışişleri Bakanı Rubio resmî olarak özür dilemedikçe, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Trump ile masaya oturmamalıdır. Bu mesele şahısların değil, doğrudan devletimizin izzet ve haysiyet meselesidir. Biz, sizden Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Amerika’nın küstah tavırlarına karşı Erbakan ve Ecevit duruşunu bekliyoruz. Şunu unutmayalın, Amerika ile dost olan, İsrail’le düşman olamaz.

”İsrail faşizmin Ortadoğu şubesidir”

Kıymetli Filistin sevdalıları, Filistin topraklarında, iki değil 77 yıldır işgal varr. 1948’de Filistinlilerin yaşamlarını, topraklarını, zeytin ve limon ağaçlarını yok sayan İsrail ne ise 24 Eylül 2025’te ki İsrail, aynı İsrail’dir. 2025’te Netanyahu 21. Yüzyılın Hitleri, İsrail de faşizmin Ortadoğu şubesidir. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Merhum Necmettin Erbakan Hocamızın partilerinin kapatılmasının, siyasi yasaklar almasının, mütemadiyen önüne engeller çıkarılmasının en baş sebebi Siyonizm’in karşısında, Filistin halkının yanında duruşundan kaynaklıdır.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını İsrail’e karşı Filistin halkının yanında olmaya iten sebep neyse bugün de aynı sebepler devam etmektedir. İşte bu sebeple, bu tarihi miting çok kıymetlidir. Yarın Trump ile görüşecek olanlar, kendi partilileri de dahil, tüm Türkiye’nin Filistin halkının yanında olduğunu bilerek masaya oturmalıdır. Tabii biz ‘tüm Türkiye Filistin halkının yanındadır’ derken, iktidarın yöneticilerini kastetmiyoruz. İktidar, kendi tabanına rağmen, kendi seçmenine rağmen, İsrail ile simbiyotik ilişkilerini sürdürmektedir. Herkes biliyor ki, Bakü-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevkiyatı devam ediyor. Varil başına ‘1 dolar 27 cent’ hesabı devam ediyor.

İletişim Başkanlığı’nın tüm yalanlamalarına rağmen İsrail’e sevkiyat yapan gemiler limanlarımızı kullanmaya devam ediyor. ‘Yapmıyoruz’, dedikleri İsrail ile ticaret dolaylı yollardan devam ediyor. Kürecik’ten, İncirlik’ten İsrail ile istihbarat paylaşımı hala devam ediyor. Bütün bunları dile getiren Filistin dostu gençlere yönelik, engellemeler, gözaltılar, tutuklamalar ve ev hapisleri devam ediyor.

Bu akşam, bu meydandan, İstanbul’umuzdan, Eyüp Sultan Hazretlerinin manevi makamının yanı başından iktidara sesleniyoruz: Türkiye mutlaka net olmalıdır ve somut adımlar atmalıdır. İsrail ile tüm anlaşmalar, tüm diplomatik ilişkiler iptal edilmelidir. İsrail’i tanıma kararı geri çekilmelidir. Bakü-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevkiyatına son verilmelidir. Limanlarımızdan İsrail’e sevkiyata son verilmelidir. Türkiye’de ikamet ettiği halde İsrail’in Gazze’deki savaş ve soykırım suçuna iştirak ettiği tespit edilen herkes yargı karşısına çıkarılmalıdır. Başta Kürecik ve İncirlik olmak üzere askeri üslerde İsrail lehine olan tüm faaliyetler durdurulmalıdır.

Ne dediğimizi iyi anlayın: Biz, iktidardan miting yapmasını, hamasi nutuklar atmasını, kınama mesajları yayınlamasını, Trump’ın yanında havalı pozlar vermesini istemiyoruz. Biz İsrail’e karşı tam ambargo, tam tecrit, tam boykot tam yaptırım istiyoruz. Türkiye’nin elindeki imkânlar sınırlı değildir. Yıllardır yaptıkları yanlış uyulamalara rağmen güçlü bir ülkedir. Gazze’ye uluslararası bir barış gücü gönderilmesi için Türkiye acil ve kararlı girişimlerde bulunmalıdır. Ancak bu temasta bulunurken şu noktaya da dikkat çekmek isttiyotum: Bu barış gücü, direnişi kırma, işgali pekiştirme ve Gazzelileri yerlerinden etme planının bir parçası olmamalıdır.

Buraya gelirken, sizlere Akdeniz’den, Sumud Filosu’ndan selamlar getirdim. Gemilerdeki arkadaşlarımızla sürekli görüşüyorum. Çok zor bir yolculuk yapıyorlar. Hem bir yandan zorlu deniz şartlarıyla hem de İsrail’in tacizleriyle mücadele ediyorlar. Ama güçlerini, kararlılıklarını buradaki vicdanları insanlardan alıyorlar. Hepsinin sizlere çok çok selamları var.

AK Parti iktidarının, böylesi tarihi bir uluslararası girişimin güvenliğini sağlamak için hem uluslararası toplumu harekete geçirmeli hem de kendisi bizzat Sumud Filosunun yanında durmalıdır. Eğer iktidar yaptığı konuşmalarda gerçekten samimiyse, Sumud Filosuna sahip çıksın. İşte Akdeniz orada, işte Sumud Filosu orada. Bu gece bir karar alın. Sumud Filosu’nu korumaya alın. Sizin güvenliğinizle Gazze limanlarına sağ salim yanaştırın ki sizin gerçekten samimi olduğunuzu görebilelim.

”Kimseyi umutsuzluğa düşürmeyeceğiz”

Şunu tüm kalbimle inanarak söylüyorum: İktidarlara rağmen bizler, bayrağımızın rengini şüheda kanından almış bizler, yeryüzünde yine umudun ve barışın öznesi olacağız Allahın izniyle. Bizler, Anadolu’da 7 düvele karşı, emperyalizme karşı; Milli Mücadeleyi kazanmış bizler, tek bir yavrunun gözyaşı dökmesine müsaade etmeyeceğiz Allah’ın izniyle. Bizler, inanç, coğrafya, renk ve konjonktür ayrımı yapmadan her zalimin karşısına dikileceğiz. Tüm zalimlerin ortak hayali, mazlum milletlerin umutsuzluğa düşmesidir. Biz umutsuzluğa düşmeyeceğiz, kimseyi de umutsuzluğa düşürmeyeceğiz.

Biz, durum tespiti yapmaktan, kınamaktan, güçlü bir biçimde kınamaktan, lanetlemekten ibaret olan ama İsrail’e karşı hiçbir yaptırım içermeyen dış politikayı reddediyoruz. Şunu unutmayın: Etki oluşturmayan her tepki, tatminden ibarettir.

Sözlerimi toparlıyorum. Bu alanda olsun ya da olmasın, Filistin halkının yanında olan herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Filistin halkının haklı mücadelesine destek veren Deniz Gezmiş’leri selamlıyorum. Filistin haklının yanında olmanın bedelini ödeyen kürsülerden ‘Bana ne Amerika’dan’ diyen merhum Necmettin Erbakan hocamızı rahmetle, minnetle anıyorum.

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak 2002 yılında İsrail’e ‘Soykırımcı’ diyen, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesini reddeden merhum Bülent Ecevit’i rahmetle anıyorum. Filistin için can veren Mavi Marmara şehitlerimizi bir kez daha anıyorum. Filistin için canını ortaya koyan Rachel Corrie’yi, Ayşenur Eygi’yi selamlıyorum. Meclis kürsüsünde Filistin için konuşurken kürsüde yaşamını yitiren Hasan Bitmez vekilimizi selamlıyorum. Şu an büyük bir kararlılıkla, Akdeniz’de ilerleyen Sumud Filosu’nu selamlıyorum.

Bu meydanı dolduran sevgili kardeşlerim, biz faturayı birilerine havale etmeye gelmedik. Kimin ne kadar cani kimin ne kadar duyarsız olduğunu bırakalım işgüzar medya kalemşörleri yazsınlar. Hiçbir menfaat beklemeden, dünyanın neresinde olursa olsun, her mazluma kalkan olmak inancımızın ve Milli Mücadele ruhumuzun, omuzlarımıza yüklediği en kıymetli vazifedir. Dolayısıyla, şu iyi bilinsin: Uluslararası hukuk ve gerçek yaptırımlarla emperyal kurtların dişlerini biz sökeceğiz. Yeryüzünde gözü yaşlı her coğrafyaya biz koşacağız. Kahrolsun İsrail, yaşasın Gazze halkının direnişi. Kahrolsun İsrail, yaşasın denizden nehire özgür Filistin mücadelesi. Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Allaha emanet ediyorum.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Türk Demokrasisi Ciddi Tehdit Altında

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, The Guardian için “İstanbul Belediye Başkanı seçildim ama bunu cezaevinden yazıyorum: Türk demokrasisi ciddi tehdit altında” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında geçen yıl İstanbul’da ikinci kez seçim kazandığını anımsatan Ekrem İmamoğlu, muhalefetin üzerindeki baskının daha da ağırlaştığını belirtti.

İmamoğlu yazısında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye’nin dört bir yanında muhalefet belediye başkanları hapse atılıyor. İstanbul’da ilçelerin dörtte birinde seçilmiş başkanlar görevden alınarak susturuldu. Adana’dan Antalya’ya, İstanbul’daki belediye personeline kadar baskı her kademeye uzanıyor. Gazeteciler, akademisyenler, iş insanları, öğrenciler hapiste. Avrupa Konseyi gençlik delegesi Enes Hocaoğulları, sadece konuştuğu için tutuklandı. Onun serbest bırakılması, içerideki binlerce kişi için küçük ama anlamlı bir zafer.”

İktidarın CHP’yi hedef aldığını da belirterek, partinin yükselen liderliğini etkisizleştirme girişimleri olduğunu belirten İmamoğlu, “CHP’yi kapatamayan hükümet, bu kez parti kongresini hedef aldı. İstanbul il kongresi iptal edildi, il başkanı görevden alınarak yerine kayyum atandı. Bu, siyasi çoğulculuğun fiilen sona erdirilmesi demektir” diye ekledi.

Erdoğan’ın “CHP’yi silikleştirmek için muhalefeti yeniden dizayn etmeye çalıştığını” vurgulayan İmamoğlu, Türkiye’nin otoriterleşme yolunda Mısır ve Suriye örneklerini andırdığını belirtti.

“Demokratik değerleri de yeniden ayağa kaldıracağız”

İmamoğlu yazısına şu ifadelerle devam etti: “Halk artık aldanmıyor. Sokaklar protestolarla dolu. Benim tutuklandığım 19 Mart’tan bu yana, Erdoğan’ın kaleleri sayılan şehirlerde bile milyonlarca insan barışçıl gösteriler düzenliyor. Bu, Türkiye’nin 150 yıllık demokrasi geleneğinin yansımasıdır. Seçimleri kazanmak, ekonomiyi istikrara kavuşturmak, yargı bağımsızlığını sağlamak, yolsuzlukla mücadele, sosyal hakların genişletilmesi, kurumlara güvenin yeniden inşası ve ve değişen jeopolitik manzarada Türkiye’nin rolünü yeniden tanımlamak.”

Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve adalet mücadelesi sadece Türkiye’nin değil, dünyanın mücadelesidir. Halkın iradesi galip gelecek. Öfkemizi stratejiye dönüştürmek zorundayız. Bunu başarabilirsek, sadece kendi demokrasimizi değil, dünyadaki demokratik değerleri de yeniden ayağa kaldıracağız.”

Paylaşın

“Süreç Komisyonu” 12. Kez Toplandı: Türkiye Demokrasisi İçin Dönüm Noktası

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “Eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa, tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak. Türkiye demokrasisi ve siyaseti için çok önemli bir dönüm noktası aşılmış olacaktır” dedi.

PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) fesih kararı ve silah bırakmasının ardından yürütülecek sürecin detayları için TBMM’de kurulan komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, başkanlığında toplandı.

Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Numan Kurtulmuş, komisyonun çalışmalarının Türkiye’nin demokrasi ve siyaset tarihi açısından kritik bir eşik oluşturabileceğini kaydetti. Kurtulmuş, “Eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa, tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak. Türkiye demokrasisi ve siyaseti için çok önemli bir dönüm noktası aşılmış olacaktır” dedi.

Komisyonun, bugüne kadar 11 toplantıda 80 kişiyi dinlediğini, 50 saati aşan çalışmalar sonucunda 830 sayfalık tutanak tutulduğunu aktaran Kurtulmuş, dinleme sürecinin son aşamasına gelindiğini belirtti. Kurtulmuş, “Artık dinleme faslının sonuna yaklaşıyoruz. Ekim ayı içinde, sizlerden gelen tekliflerle belirlenen diğer sivil toplum kuruluşlarını da dinledikten sonra, Meclis Genel Kurulu’na sunulacak yasal düzenlemeler ve kapsamlı bir çalışma raporu hazırlığına geçeceğiz” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, sürecin planlanandan daha disiplinli ve verimli ilerlediğini, herkesin fikirlerini özgürce ifade ettiğini ve hiçbir müdahalede bulunulmadan tüm görüşlerin kayda geçirildiğini söyledi.

“Yasal düzenleme hazırlıklarına odaklanacağız”

Komisyonun dinleme sürecinin tamamlanmak üzere olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Ekim ayı içinde kalan sivil toplum kuruluşlarını dinledikten sonra, komisyonun asıl hedefi olan yasal düzenlemeler ve çalışma raporu hazırlıklarına odaklanacağız. Bu rapor, millet adına üstlendiğimiz bu görevin bir sonucu olarak Meclis’e sunulacak” diye belirtti. Kurtulmuş, komisyonun farklı görüşleri özgürce dinleyerek, Türkiye’nin demokrasi ve toplumsal barış hedeflerine katkı sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Komisyon bugün toplantının ilk oturumunda Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Rawest Araştırma, Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC), Ekopolitik Kültür, Eğitim ve Araştırma Vakfı (EKEAV) temsilcilerini dinleyecek. Komisyon ikinci oturumunda; Ankara Enstitüsü, Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAHAM), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) temsilcilerini dinleyecek.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

YSK’dan CHP’nin İstanbul Olağanüstü İl Kongresi İçin Devam Kararı

YSK Başkanı Ahmet Yener, CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin Anayasa ve Seçim Kanunu uyarınca başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulmasının mümkün olmadığını söyledi.

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin olağanüstü toplanan Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) açıklama geldi. YSK Başkanı Ahmet Yener konuyla ilgili açıklamasında şunu ifade etti:

“Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025’e 350 sayılı ara kararı uyarınca durdurulduğuna ilişkin müzekkerenin bugün Sarıyer İlçe Seçim Kurulu’na tebliği üzerine Sarıyer İlçe Seçim Kurulunca başlamış olan kongre sürecinin devam edip etmeyeceği hususunda kurulumuzdan görüş sorulmuştur.

Kurulumuz saat 13:30’da yapmış olduğu toplantı sonucunda daha önce 2010 25’e 302, 315 ve 316 sayılı kararlarının da belirtildiği gibi başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulması anayasanın 79 ve seçim hukukuna ilişkin yasa maddeleri uyarınca mümkün değildir.”

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

Hukuki süreç ne durumda?

İstanbul’daki mahkemenin kararının ardından Ankara Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptal davasını esastan reddetmişti.

CHP bunun üzerine davanın düştüğünü ilan etmiş ve kayyum kararının kaldırılması için mahkemeye başvurmuştu. Ancak Gürsel Tekin görevine devam edeceğini duyurmuştu.

Bu arada İstanbul İl Başkanlığı davası ile CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleşen 38’inci Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptaline ilişkin dava, dosyalar arasında “hukuki ve fiili irtibat” bulunduğu gerekçesiyle birleştirildi.

CHP’nin kurultay davasının bir sonraki duruşması 24 Ekim saat 10.00’da görülecek.

Ana muhalefet partisi, Özgür Özel ve yönetiminin görevden alınması riskine karşı 21 Eylül’de olağanüstü kurultay düzenledi. Özgür Özel, partisinin olağanüstü kurultayında geçerli 835 oyun tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi.

CHP’liler böylece 24 Ekim’de görülecek olan davanın konusuz bırakıldığını savunuyor.

Paylaşın

OECD’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 33,5

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü revize ederek yüzde 33,5’e yükseltti.

OECD, 2025 yılı için Türkiye ekonomisinin büyüme tahminini ise yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye çekti.

Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), “Türkiye İnceleme Raporu” başlıklı raporu yayımlandı. OECD raporunda, Türkiye’nin 2025 yılı ekonomik büyüme ve enflasyon tahminlerini revize etti.

OECD, Türkiye’nin 2025 yılındaki büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 3,2’ye yükseltirken, enflasyon beklentisini de yüzde 31,4’ten yüzde 33,5’e çıkardı.

Kurum, Türkiye için 2026 yılında büyüme beklentisini yüzde 3,3’ten yüzde 3,2’ye indirdi. Enflasyon tahminini ise yüzde 18,5’ten yüzde 19,2’ye yükseltti.

Paylaşın

Arıkan’dan Erdoğan’a “Trump” Göndermesi: Katile “Dostum” Demeyiz

Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’a “Dostum” diye hitap etmesine göndermede bulunan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, “Bir şeyleri çözmek için en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin Antalya İl Başkanlığı’nın düzenlediği “Kardeşlik Buluşması” programında açıklamalarda bulundu.

Mevcut sistemin toplumsal sorunları çözme kapasitesini yitirdiğini vurgulayan Mahmut Arıkan, “Ahlakı öncelemeyen hiçbir sistem, bu problemleri çözme kapasitesine sahip değildir. İnsanları kutuplaştıran, insanları birbirinden nefret ettiren hiçbir düzen, bu sistemi değiştiremez. Bu doğaya emanet gözüyle bakmayan, ranta çeviren hiçbir düzen, bu sıkıntıları giderme gücüne sahip değildir. Eğer bir toplumda adalete güven durumu en aşağı seviyelere gelmişse, o sistem bozuk bir sistemdir” dedi.

Mahmut Arıkan, hamaset ve hurafe üzerinden toplumu narkozlayan siyaset anlayışının çözüm değil, sorun ürettiğini kaydetti. “Peki ne yapacağız?” diye soran Arıkan, Milli Görüş’ün sorunları çözmeye yönelik temel ilkelerini şu şekilde sıraladı:

“Savaşı değil barışı, çatışmayı değil diyalogu önceleyeceğiz. Çifte standardı değil, adaleti önceleyeceğiz. Eşitlik üzerinden çalışmalarımızı yapacağız. Sömürü değil, iş birliği teklif edeceğiz. Baskıyı değil, insan haklarını, demokrasiyi ve özgürlüğü önceleyerek çalışma yapmaya gayret göstereceğiz.”

Gazze meselesinin siyaset üstü bir mesele olduğunu kaydeden Arıkan, Gazze hakkında konuşurken kullanılan cümlelerin, oradaki yaraya merhem olacak, akan kanı durduracak, katliamı sonlandıracak nitelikte olması gerektiğini belirtti.

Eğer Milli Görüş hareketi olmasaydı, bugün Türkiye’de Gazze meselesinin konuşulmayacağını dile getiren Arıkan, iktidarın tutumunu eleştirerek, “İktidar sadece konuşuyor. ‘Ey İsrai’le başlayan cümleler kuruyor. Ama her cümle kurduktan sonra Gazze’deki katliam artarak devam ediyor. Eğer Gazze için bir şey yapıyorsak, sonuç alacak adımlar atılmalı” dedi.

Siyonist İsrail’in ablukası altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak üzere Akdeniz’e inen Sumud Filosu gemilerine kendilerinin ön ayak olduğunu anlatan Arıkan, “Bu filonun kaldırılabilmesi imkansız gözüküyordu. Teşkilatlarımızın gayretiyle bu gemiler şu anda Akdeniz sularında; yakın bir zamanda Gazze’de ulaşacak inşallah” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi’nin kısıtlı imkanlara rağmen Gazze için gemi filosu yola çıkarttığını, iktidar milletvekillerinin ise özel uçaklarla Refah Sınır Kapısı’na giderek, İsrail’i kınayıp döndüğünü belirten Arıkan, “Allah’tan korkun demek gerekiyor! Bütün imkanlar elinizde. Daha neyi bekliyorsunuz? ‘Ey İsrail!’ cümlesinin arkasında bir şeyler yapın artık” diye konuştu.

İktidara geldiklerinde hayata geçirecekleri Türkiye Kalkınma Planı kapsamında 5 yılda, 2 buçuk milyon yeni istihdam, Gayrisafi Milli Hasılada 506 milyar dolarlık artışın sağlanacağını kaydeden Arıkan, Türkiye’yi ekonomik darboğazdan çıkarmaya hazır olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Bundan sonra hiç kimse Türkiye’ye hadsiz bir mektup yazma durumunda kalmayacak. Bir şeyleri çözmek için, birtakım sıkıntıları giderebilmek için, inanmamamıza rağmen, gerçek olmamasına rağmen en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz. Bunu yapabilmemiz için Saadet Partisi’ni iktidara getirmek gerekiyor. Başka türlü bu işin olmayacağını görmüş olduk.”

Paylaşın

Üniversite Öğrencilerinin Yüzde 70’i Öğün Atlıyor

İPA Başkanı Buğra Gökce, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret etti.

2025-2026 akademik yılı başlarken, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin temel gündemi ağırlaşan ekonomik koşullar oldu. Artan yurt ve kira fiyatları, sınırlı burs-kredi desteği ve yükselen yaşam maliyetleri, öğrencilerin eğitim sürecini zorlaştırıyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; KYK yurt ücretleri 2025-2026 dönemi için 750 ila 1.250 TL arasında değişiyor. Ancak 7 milyonu aşan öğrenci sayısına karşın yurt kapasitesi 1 milyonun altında. Büyükşehirlerde merkezde üç öğrencinin birlikte yaşayabileceği bir dairenin kira bedeli en az 50 bin TL, çeper bölgelerde ise 30 bin TL. Özel yurtlarda ise paylaşımlı bir odada kalmanın bedeli aylık en az 10 bin TL seviyesinde.

2025 yılı için KYK burs ve kredi miktarı 3 bin TL olarak uygulanmıştı. 2026 yılına ilişkin açıklama henüz yapılmadı. Öğrenciler, geçimlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Haftada ortalama 30 saatlik bir işten kazanılan ücret 11 bin 700 TL düzeyinde. Bu tutarın 2026’da ciddi biçimde artması beklenmiyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), eylül ayında yıllık yaşam maliyeti artış oranını yüzde 43,2 olarak duyurdu. İPA Başkanı Buğra Gökce, kirada kalan bir üniversite öğrencisinin ortalama yaşam maliyetinin 26 bin 250 TL olduğunu belirtti.

YAYBİR Başkanı Hakan Tanıttıran, kitap fiyatlarının son üç yılda yüzde 290 arttığını söyledi. Bu artışın temel nedenleri arasında dövize bağlı kağıt ve baskı maliyetleri ile genel enflasyon gösterildi.

Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, öğrencilerin yaşam koşullarını şu sözlerle değerlendirdi:

“Öğrencilerimiz full-time işçilik, part-time öğrencilik yapıyor. Bu da mesleki, akademik ve entelektüel gelişim için ne zaman ne de kaynak bırakıyor. Kahve içmek bile lüks; entelektüel gelişim araçları seçkin bir azınlığın tekelinde.”

Okay, üniversitelerde kamu kaynaklarının etkili kullanılmadığını, laboratuvar malzemeleri, güncel kütüphane kaynakları ve internet altyapısının yetersiz olduğunu ifade etti. Bazı üniversitelerde en büyük harcama kaleminin ikram ve ağırlama giderleri olduğunu da ekledi.

“Öğrenciler pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakılıyor”

Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şube Başkanı Burak Çetiner, kamu desteği olmadan üniversite eğitiminin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul’daki birçok üniversitenin yurt imkanı sunamadığını, yemekhane hizmetlerinin özelleştirilmesiyle öğrencilerin pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakıldığını belirtti.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İPA Başkanı Buğra Gökce, yazılı yanıtında, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret ederek şunları kaydetti:

“Gençler eğitimlerini yarıda bırakıyor. Her öğrenciye aylık asgari ücret kadar burs verilse, yıllık maliyet 25 milyar dolar olur. 19 Mart sürecinde 60 milyar dolar rezerv kaybettik.”

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de maliyetler artmış durumda. 2021’de 15-30 bin TL arasında olan TYT-AYT kurs ücretleri, 2025’te 100 ila 200 bin TL’ye çıktı. Özellikle merkezi semtlerdeki butik kurslar 200 bin TL’yi buluyor.

Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, özel kurs fiyatlarının denetimsiz olduğunu ve bazı işletmelerin yüksek kâr amacıyla fahiş fiyatlar talep ettiğini belirtti. Birçok ailenin borçlanarak bu ücretleri ödediğini ifade eden Yılmaz, devlet destekli ücretsiz hazırlık programlarının ve okullarda nitelikli kursların artırılması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Otomobil İthalatına Yeni Ek Vergi

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Avrupa Birliği (AB) ve Serbest Ticaret Anlaşması bulunan ülkeler dışındaki ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatına yeni ek vergiler getirildi.

Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, Dünya Ticaret Örgütü kuralları ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak, bu ülkelerden yapılacak binek otomobil ithalatında, konvansiyonel ve hibrit (plug-in hariç) otomobiller için yüzde 25 veya en az 6 bin ABD doları (hangisi yüksekse), plug-in hibrit otomobiller için yüzde 30 veya en az 7 bin ABD doları (hangisi yüksekse), elektrikli otomobiller için yüzde 30 veya en az 8 bin 500 ABD doları (hangisi yüksekse) ek vergi uygulanacak. Geçiş süreci nedeniyle karar iki ay sonra yürürlüğe girecek.

Ticaret Bakanlığı, alınan karara gerekçe olarak “Son dönemde dünya ticaretinde artış gösteren ve ülkemizi de yakından etkileyen ticaret savaşları ve artan korumacılık eğilimleri de dikkate alınarak, otomotiv sektörümüzün büyük ölçüde artan ithalatın baskısına ve haksız rekabete karşı gerekli tedbirlerle korunması ihtiyacı ortaya çıkmıştır” açıklamasında bulundu.

Bakanlığın yazılı açıklamasında “Bu çerçevede, artan ithalat baskısı karşısında, yerli üretimin pazardaki payını ve sektörün istihdamını korumak üzere, sektör ve tüketici faydası birlikte dikkate alınmak kaydıyla, binek otomobili ithalatında uygulanan mali yükümlülüklerde, konuyla ilgili tüm kurumlarımızla istişareler ve koordinasyon yapıldıktan sonra yeni bir düzenlemeye gidilmiştir” denildi.

Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararla binek otomobil, kozmetik ve alkollü içecekler dâhil bazı ABD menşeli ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergiler kaldırıldı.

ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek vergilerin kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Böylece 2018 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren düzenleme yürürlükten kaldırıldı. Buna göre; binek otomobil, kozmetik ve cilt bakım ürünleri, yaprak tütün ile alkollü içeceklerin yer aldığı ABD menşeli ürünlerin ithalatında ek vergi uygulanmayacak.

Ankara, 2018 yazında Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Türkiye’de tutuklu olan ABD’li papaz Andrew Brunson nedeniyle Washington’la yaşadığı gerilim sırasında söz konusu ürünlere ek vergi getirmişti. Alınan karar doğrultusunda bu ürünlerin ithalatında yüzde 100 ek vergi uygulanıyordu.

Bu ek vergiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 80’inci Genel Kurulu’na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD’nin New York kentine gittiği saatlerde kaldırıldı.

Ticaret Bakanlığı alınan kararla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “ABD’nin 2018 yılında çelik ve alüminyum ürünleri ithalatında uygulamaya koyduğu ilave vergiler üzerine, ülkemiz de Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları çerçevesinde karşı tedbirler almış ve ABD menşeli bazı ürünlerde ek mali yükümlülük uygulamaya başlamıştı. Söz konusu tedbirler, ilerleyen dönemde tarafların attığı adımlara bağlı olarak güncellenmiş olmakla birlikte, halihazırda belirli oranlarda yürürlükte kalmaya devam etmekteydi.

Süreç aynı zamanda iki ülke arasında DTÖ’de de bir süredir değişik panellerde ve müzakerelerde değerlendiriliyordu. Gelinen aşamada, ABD ile yürütülen ve olumlu ilerleyen müzakereler ve Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması kapsamındaki danışmalar ve panel raporları çerçevesindeki istişareler neticesinde, ABD menşeli bazı ürünlerin ithalatında uygulanan ek mali yükümlülükler sona erdirilmiştir.”

Paylaşın

MHP’de İstifa Depremi

MHP’li Sorgun İlçe Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini açıkladı. MHP ise Ekinci’nin parti ilkeleriyle bağdaşmayan davranışları nedeniyle listeden çıkarıldığını duyurdu.

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Milliyetçi Hareket Partili (MHP) Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu.

Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, istifa kararını kamuoyuna yaptığı bir açıklama ile bildirdi. Ekinci, kararının gerekçesini, “Son günlerde yaşanan gelişmelerin partime, camiama ve yıllardır yol yürüdüğüm dava arkadaşlarıma zarar vermemesi adına önemli bir karar almış bulunuyorum” ifadeleriyle açıkladı. Ekinci, bu kararla birlikte bağımsız bir belediye başkanı olarak devam edeceğini belirtti.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; Ekinci’nin istifa açıklamasının ardından MHP Genel Merkezi’nden de konuya ilişkin bir bilgilendirme yapıldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sadir Durmaz tarafından yapılan açıklamada, “Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, parti ilke ve politikalarımızla bağdaşmayan davranışları nedeniyle belediye başkanları listemizden düşürülmüştür” ifadeleri kullandı.

Paylaşın