2,2 Milyon Tarım Arazisi İpotek Altında!

TAKBİS verilerine göre, ülke genelinde 2 milyon 231 bin tarım arazisi bankalar tarafından ipotek altına alındı. BDDK verilerine göre, çiftçilerin bankalara olan borcu son bir yılda yüzde 21 arttı.

Türkiye’de çiftçiler, yüksek girdi maliyetleriyle mücadele ederken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, çiftçilerin bankalara olan borcu son bir yılda yüzde 21 artış gösterdi.

Ayrıca, takibe alınan borçlar yüzde 32,9 oranında yükseldi. Bu durum, üreticilerin bankalara olan borcunu ödeyememesine ve tarım arazilerinin ipotek altına alınmasına neden oluyor. BirGün’ün aktardığına göre, Tapu Kayıt Bilgi Sistemi (TAKBİS) verilerine göre, ülke genelinde 2 milyon 231 bin tarım arazisi bankalar tarafından ipotek altına alınmış durumda.

Bu ekonomik sıkıntılar, çiftçiler arasında geniş çaplı protestolara yol açtı. Özellikle Edirne’de çiftçiler, girdi maliyetlerindeki artışa karşı traktörlerle konvoy oluşturarak tepkilerini dile getirdiler. Öte yandan, çiftçilerin ürünleri için aldıkları alım fiyatları, üretim maliyetlerinin altında kaldığı için zarar etmelerine neden oluyor.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Niğde’deki fasulye hasadı sırasında çiftçilerin bu duruma dikkat çektiğini ve “Ne ekerse eksin, bu yıl çiftçi zarar ediyor. Önümüzdeki yıl bu tarlalar ne olacak?” sorusunu sorduğunu aktardı. Gürer, fasulyenin tarladan market raflarına gelene kadar fiyatının üç katına çıktığını belirterek, bu durumun tüketiciyi de olumsuz etkilediğini ifade etti.

Paylaşın

Goldman Sachs, Türkiye Tahminlerini Revize Etti

ABD merkezli çok uluslu yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’ye yönelik enflasyon ve döviz kuru tahminlerini değiştirdi. Kuruluş, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 51,4’e çekti.

Goldman Sachs, dolar için 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde 33, 35 ve 39 olan tahminini 36, 39 ve 44 olarak değiştirdi.

Goldman Sach yayınladığı araştırma notunda, Türkiye’de Ağustos ayında yıllık enflasyonun yüzde 62’den yüzde 51,4’e düşeceğini tahmin etti.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksi de Ağustos ayında yıllık yüzde 61,57 olarak gerçekleşti. TÜİK Ağustos ayı enflasyon rakamlarını salı günü TSİ 10.00’da açıklayacak.

Foreks’in haberine göre; bununla birlikte Goldman Sachs, enflasyonun beklendiği gibi düşmemesi halinde TCMB’nin temkinli davranacağını ve gevşemeyi erteleyeceğini de vurguladı.

Goldman Sachs ayrıca USD/TRY tahminlerini revize etti. USD/TRY için 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde 33, 35 ve 39 olan tahminlerini 36, 39 ve 44 olarak değiştirdi.

Paylaşın

Rusya’dan Suriye Açıklaması: Türkiye, Çekilmeyi Konuşmaya Hazır

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecini değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Türkiye’nin Suriye’den asker çekmeyi görüşmeye hazır olduğunu ama müzakerelerin ana parametrelerinde henüz uzlaşma sağlanmadığını” dedi ve ekledi:

“Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Türkiye’nin ülkesinden asker çekmesini istediğini ancak bunun normalleşme görüşmeleri için bir ön şart olmadığını söylemesinin ardından, Rusya’dan dikkat çekici bir açıklama geldi.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Russia Today kanalı ile “Doğu’ya Köprüler” belgeseli için bir söyleşi gerçekleştiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye hükümeti açısından “ilişkilerde normalleşme için Suriye’deki Türk askerlerinin nihayetinde çekileceğine dair açık bir karar alınmasının şart olduğunu” söyledi. Türkiye’nin de çekilmeyi görüşmeye hazır olduğunu savunan Lavrov, şu ifadeleri kullandı:

“Türkler buna hazır ama ayrıntılı parametreler üzerinde henüz uzlaşma sağlanmadı. Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Lavrov, Rusya, Türkiye, Suriye ve İran arasında Şam-Ankara hattındaki normalleşmeyi görüşmek için yakın gelecekte bir görüşmenin planlandığını da açıkladı: “Geçen sene savunma ve dışişleri bakanlıkları ile özel kurumların katılımıyla toplantılar düzenlemek için büyük çaba sarf ettik.

Bu toplantıları Suriye Arap Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yol açabilecek koşulları ele almak için kullandık. Bu toplantılara Suriye, Türkiye, Rusya ve İran’ın temsilcileri katıldı. Şimdi yeni bir toplantı hazırlamanın mantıklı olacağına inanıyoruz. Öngörülebilir bir gelecekte bunun gerçekleşeceğinden eminim.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

DEM Parti: Barışı İnşa Etmekten Başka Şansımız Yok

“1 Eylül Dünya Barış Günü” nedeniyle mesaj yayınla DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, “Artık barışı inşa etmekten başka şansımız yok” dedi ve eklediler:

“Buna gücümüz de var, inancımız da. Savaşa, tecride, ırkçılığa, darbelere ve hukuksuzluğa karşı 1 Eylül’de milyonların barış talebini ve sesini yükseltmeye devam edeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Bakırhan ve Hatimoğulları’nın mesajı şöyle:

“Ortadoğu’da başta Filistinliler ve Kürtler olmak üzere halklar ağır saldırı altındayken, Ukrayna-Rusya arasındaki savaş derinleşerek devam ederken, dünyanın pek çok yerinde çatışmalar artarken, şimdi yapılacak en anlamlı şey barış mücadelesini her zamankinden çok yükseltmektir.

Kendi geleceklerini çocukların, kadınların, milyonların sömürülmesine bağlayanlara en güzel cevap, eşit olarak barış ve kardeşlik içinde yaşanacak yeni bir dünya yaratmaktır. İçinde bulunduğumuz karanlık tabloya rağmen insanlık bunu yapabilir.

Herkesin kendi dili, dini ve rengiyle özgürce ve eşit yaşadığı bir dünya yaratmak mümkündür. Çıkar çevreleri, çatışmalardan beslenen odaklar faşizmi körüklüyor ve savaş tamtamları çalıyorken; milyonların sessiz çığlığında barış ve kardeşlik var, eşitlik ve özgürlük var.

Bugüne kadar çok bedel ödendi, çok acı çekildi. Artık barışı inşa etmekten başka şansımız yok. Buna gücümüz de var, inancımız da. Savaşa, tecride, ırkçılığa, darbelere ve hukuksuzluğa karşı 1 Eylül’de milyonların barış talebini ve sesini yükseltmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

MHP’den Muhalefetin “Erken Seçim” Çağrılarına Yanıt

Muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarına ilişkin açıklama yapan MHP’li Semih Yalçın, “Bilhassa muhalefetteki partilerin, tribünlere oynamak ve ‘erkenden erken seçim rüyaları görmek’ yerine, Türkiye’nin önündeki iç ve dış engellerin aşılmasına ne mikyasta katkı sağlayacakları önem arz etmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “MHP; Türkiye’nin hızını kesmek için yoluna düşürülen suni heyelan taşlarını temizlemek için üzerine düşen görevi, yeni dönemde de olanca gücü ve samimiyetiyle yerine getirme gayretinde olacaktır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Semih Yalçın, MHP’nin yeni dönemde gerçekleştireceği siyasi faaliyetlere dair yazılı bir açıklama yaptı. Semih Yalçın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bilindiği üzere MHP, Türkiye’de millî bilincin ve varlık refleksinin diri kalmasında kritik rol oynayan bir siyasi partidir. Dolayısıyla partimizin yıllardır gerçekleştirdiği her siyasi faaliyet, ortaya koyduğu her tavır ve hayata geçirdiği bütün politikalar; bu işlevi dikkate alınarak sürdürülmektedir.

MHP, siyaset platformunda yer alan herhangi bir partiden ibaret değildir. Derin bir tarih şuuruna, kökü binlerce yıla uzanan millet ve devlet aklına dayanan siyaset felsefesine malik MHP kadroları; sosyal, kültürel ve fikir hayatımızda da önemli bir fonksiyon icra etmektedir.

Hayat sürdüğümüz coğrafyada vuku bulan olaylar, dünyada meydana gelen son hadiseler, MHP’nin üstlendiği tarihî misyonun ehemmiyeti kadar, hem karar vericilerin hem de millî birlik ve bütünlüğümüz istikametinde siyaset yapan partilerin sorumluluk payını katbekat arttırmıştır.

Gerek bölgemizde, gerekse yerküremizde insanlığın geleceği açısından köklü değişikliklerin yaşanacağı, yeni bir küresel düzenin ayak seslerinin hissedildiği sancılı bir süreçten geçmekteyiz.

Dünyaya nizam vermek bahanesiyle asırlardır insan hak ve hürriyetleri gibi temel kavramları istismar eden küresel aktörler tarafından, yeni bir sömürü düzeni tesis etmek için bu kez bütün yüksek beşerî normların çiğnendiğine şahit olunmaktadır.

Beşeriyetin akıbeti açısından endişe verici bu gelişmeler; coğrafyamızın barış ve sükûna kavuşması, yeryüzünün selamete erişebilmesi, insanı insan yapan değerlerin yaşatılabilmesi için 21. asrın Türkiye yüzyılı olması yolunda çaba gösteren herkese ağır mesuliyetler yüklemektedir.

Bu çerçevede; TBMM’nin Ekim ayında açılmasıyla başlayacak yeni yasama döneminden itibaren, iç meselelerle ilgili atılacak adımlar yanında, ülkemizin bölgesinde ve dünyada sürdürmekte olduğu küresel politikaların devamı, global aktörlerin Türkiye’ye dönük planları gibi hususlar, gündemde önemli yer işgal edecektir.

Yeni dönem; hem Türkiye’nin iç sorunlarının aşılmasına, hem de küresel ölçekteki hedeflere ulaşılmasına katkıda bulunmak üzere birlik ve bütünlüğümüze, dirlik ve düzenimize varlığını adayan siyasi partiler için büyük bir imtihan evresi olacaktır.

Bilhassa muhalefetteki partilerin, tribünlere oynamak ve ‘erkenden erken seçim rüyaları görmek’ yerine, Türkiye’nin önündeki iç ve dış engellerin aşılmasına ne mikyasta katkı sağlayacakları önem arz etmektedir. MHP; Türkiye’nin hızını kesmek için yoluna düşürülen suni heyelan taşlarını temizlemek için üzerine düşen görevi, yeni dönemde de olanca gücü ve samimiyetiyle yerine getirme gayretinde olacaktır.

Önümüzdeki siyasi sürece hazırlık bağlamında; partimizce öncelikle 19 Eylül 2024 tarihinde genel merkezimizde saat 14.00’te Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin başkanlığında MYK toplantısı gerçekleştirilecektir. Bilahare 21 Eylül 2024 tarihinde de yine genel merkezimizde saat 14.00’te İl Başkanları toplantısı yapılacaktır.

Toplantılar vesilesiyle Türkiye gündemindeki bütün öncelikli konular masaya yatırılarak fikir teatisinde bulunulacaktır. Söz konusu toplantılarda ortaya atılan görüşler doğrultusunda varılacak ortak kararlar, partimizin daha sonraki siyasi adımlarının tayininde yol gösterici olacaktır.”

Paylaşın

Patronlar İstedi; İktidar, Vergi Yükünü Yine Halka Yıktı

Vergi adaletinin her geçen gün daha yüksek sesle konuşulduğu bu dönemde, patronlar bir kez daha az vergi ödemenin yolunu buldu. İktidar, vergi yükünü yine halka yıktı.

“Enflasyon düzeltmesi” adlı uygulama bir süredir küçük ve orta ölçekli şirketlerin hedefindeydi. Daha kârlı olduğu için faaliyetlerini borçlanarak sürdüren şirketler, bu uygulama nedeniyle daha fazla vergi verecekti.

TOBB, MÜSİAD, İTO gibi sermaye örgütleri Ankara’da yoğun lobi çalışmalarında bulundu ve vergi beyannamelerinin son teslim tarihine 9 gün kala Hazine ve Maliye Bakanlığı’na geri adım attırdı.

Mehmet Şimşek dün, cirosu 50 milyon liranın altında olan şirketlerin bu yıl da uygulamadan muaf tutulacağını açıkladı. Böylece yaklaşık 1,5 milyon kişi ve işletme daha fazla vergi ödemekten sıyrıldı.

Bakanlığın geri adımı, IMF’nin bu yöndeki talebini dile getirdiği saatlerde geldi. IMF, hem maliye politikasının “daha sıkı” olmasını hem küçük ve orta ölçekli işletmelerden alınan verginin azaltılmasını istemişti.

Öte yandan geçen ay çıkarılan ve “sermayeyi vergilendireceği” savunulan vergi paketinin büyüklüğünün, patronlardan alınmayan verginin sadece yüzde 8’i kadar olduğu görülmüştü. Büyük sermaye grupları sembolik vergileri sessizlikle karşılamıştı.

Yem sıkı maliye politikası hem şirketlere sağlanan vergi muafiyetleri, sıkılaşmanın emekçilere yüklenmesi anlamına geliyor.

‘Enflasyon düzeltmesi’ neydi?

Enflasyon emekçinin cebinden eksiltirken, patronların kârlarını artırmalarına bahane oldu ve varlıklarının değerini katladı.

Yıllar sonra bu zenginliğin küçük bir kısmı “enflasyon düzetmesi” ile vergilendirilmek istendi.

“Enflasyon düzeltmesi”, şirketlerin ödeyeceği vergiyi belirleyen mali tablolarının, enflasyon nedeniyle artık gerçek değerlerini ifade edemez geldiği noktada uygulanıyor. En son 2004’te uygulanmıştı.

Örneğin bir firmanın 2004 yılında 100 liraya bir arsa satın aldığını varsayalım. Enflasyon muhasebesi uygulaması öncesinde bu arsa, firmanın 2022 yılı bilançosunda da 100 lira olarak görünüyordu.

Onlarca milyon liralık gayrimenkuller, alındıkları yıldaki alış bedelleriyle listeleniyor, mal varlığı ufak gösteriliyordu. Şimdi yeni uygulamayla firmalar, ilgili kalemin bilançoya girdiği tarihten bu zamana oluşan enflasyon kadar güncelleme yapmak zorunda.

Şirketler önce 2023’te bilançolarını, bu doğrultuda güncelledi ama ortaya çıkan yeni değerler üzerinden vergilendirilmedi. Uygulama 2024’te başlayacaktı ki, son geri adımla birlikte bu kapsamdaki şirketlerin önemli bir bölümü muaf tutuldu.

İstanbul Sanayi Odası’nın araştırmasına göre sadece en büyük 500 sanayi kuruluşunun 1,4 trilyon lira olan toplam varlıkları, 2023’te “enflasyon düzeltmesi” yapıldıktan sonra 4,7 trilyon liraya sıçradı. Aradaki astronomik fark, 2023’te ve 2024’ün ilk üç ayını kapsayan dönemde ödenen vergiye etki etmedi. Son gelişmeyle birlikte bu kapsamdaki mükellef sayısı iyice daraltıldı.

Yaklaşık 1 milyon kurumlar vergisi mükellefi var. Bunların arasında vergisinin yüzde 80’ini ödeyen mükellef sayısı 1000 civarında. Büyük bölümü zarar açıklıyor ve vergi ödemiyor.

Patronlar neden karşı çıkıyor?

Bilançolarında aktif hesapları güçlü olan şirketler bu varlıklarını sermayeleriyle edinmişlerse “enflasyon düzeltmesi”nden olumlu etkileniyorlar, vergi yükleri azalıyor.

Borçları fazla olan şirketlerse borç kaleminin düzeltmeye tabi olmaması nedeniyle daha fazla vergi ödüyorlar.

Uygulamada amortismanlar da değerlenmiş tu­tarlar üzerinden hesaplanacağı için gider miktarı artıyor ama gelir tarafı ağır basacağı için, borçlanarak yatırım yapan şirketler, “enflasyon düzeltmesi” sonrası kârları artacağından, daha fazla vergi ödüyor.

Enflasyon düzeltmesinin “haksız” bir uygulama olduğunu savunan patronlar, bunun “özel sektöre darbe” olduğunu söylüyordu.

Ekonomi yönetiminin geri adımı sonrası patron örgütlerinden “teşekkür” mesajları yağdı. Ancak yine de bu geri adımı yetersiz bulanlar vardı. Kimileri 50 milyon liralık ciro sınırının yükseltilmesini, böylelikle daha fazla şirketin muafiyet kapsamına alınmasını istedi.

Enflasyon düzeltmesi uygulamasının değiştirilebilmesi için kanuni düzenleme gerekiyor. Mehmet Şimşek, Meclis’in açılacağı Ekim ayına işaret ederek uygulamanın değiştirileceği sinyalini verdi.

Çeşitli yöntemlerin masada olduğunu kaydeden Şimşek, öne çıkan bir seçeneği şöyle özetledi:

“Devam eden yatırımlar hesabının enflasyon düzeltmesinden kaynaklı değerlenmesi nedeniyle oluşan kârların özel bir fona alınarak vergilenmemesi ve bu hesabın işletme döneminde 5 yıl gibi bir sürede vergiye tabi kazancın tespitinde dikkate alınabilmesine yönelik bir model de seçenekler arasında.”

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın

İşsizliğe Karşı 3 Gün Formülü: Kimler Başvurabilecek?

Çalışma hayatı dışındaki bireylerin ‘çalışma disipliniyle tanıştırılması ve istihdam dünyasına kazandırılması’ için yeni bir işgücü uyum programı başlatılıyor.

Program ilk dört hafta yoğunlaştırılmış eğitimler nedeniyle haftalık 37.5 saat, diğer haftalarda ise haftalık 22.5 saat olarak uygulanacak, bu kapsamda İşgücü Uyum Programı katılımcılarına ödenecek günlük net tutar da 566.73 Lira olacak.

İşgücü uyum programına, 18 yaşını tamamlamış ve son bir aydır sigortalı olmayan, yaşlılık veya malullük aylığı almayan, İŞKUR tarafından sunulan aktif işgücü ve işsizlik sigortalarına katılmamış kişiler başvurabilecek.

Kamuda işsizlere yönelik olarak ‘haftada 3 gün gitmeli’ ve ‘harçlık ödemeli’ yeni bir işgücü uyum programı başlatılıyor.

Buna göre, işsizlere kamu kurumları bünyesinde ilk bir ay çocuk bakım işleri, ağaçlandırma gibi konularda eğitimler verilecek. Sonrasında ise bu kişiler haftada 3 gün kamu kurumlarında eğitim aldıkları konularla ilgili çalışacak. En fazla 10 ay sürecek programda katılımcılara cep harçlığı verilecek. Kaynak, işsizlik sigortası fonu olacak. Amacın, çalışma hayatı dışındaki bireylerin ‘çalışma disipliniyle tanıştırılması ve istihdam dünyasına kazandırılması’ olduğu belirtiliyor.

Hürriyet’in haberine göre Resmi Gazete’de yayımlanan İşgücü Uyum Programı yönetmeliğine göre, programın hedefi işsizlerin istihdam edilmesini sağlayacak bilgi ve becerileri kazandırmak olacak. Verilecek eğitimleri ise kamu kurumları Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) sunacak, uygun görülürse başlatılacak.

Eğitim konuları ‘engelli, yaşlı ve hasta bakımına yönelik faaliyetlerin desteklenmesi, çocuk bakım işleri, tarımsal üretim ve hayvancılık, ağaçlandırma, kamusal alanların temizlik, bakım ve onarım faaliyetleri, geri dönüşüm ve atık imha faaliyetleri, parkların ve yeşil alanların korunması ve geliştirilmesi, biyolojik çeşitlilik ve doğal yaşam alanlarının restorasyonu, spor ve kültür faaliyetlerinin desteklenmesi’ gibi konular olacak.

Kurumlar, kendi sigortalı personelinin yüzde 30’una kadar bu kapsamda kontenjan talep edebilecek.

Programın ilk dört haftasında haftalık otuz yedi buçuk saat, bir başka deyişle haftada beş gün süreyle eğitim verilecek. Eğitim meslek edindirme ve kişisel gelişim üzerine olacak. Eğitim bittikten sonra bu kişiler haftanın 3 günü, toplam 22 buçuk saat kamu kurumlarında çalışacak. Programın son iki haftasında ise iş arama eğitimleri verilecek. İşgücü uyum programının süresi en fazla 10 ay olacak.

Öte yandan, kursiyerlerin SGK primleri, katılım sağlanan günler üzerinden bildirilecek. Katılımcılara izin kullandıkları günler için cep harçlığı ve sosyal güvenlik prim ödemesi yapılmayacak.

Kimler başvurabilir?

İşgücü uyum programına, 18 yaşını tamamlamış ve son bir aydır sigortalı olmayan, yaşlılık veya malullük aylığı almayan, İŞKUR tarafından sunulan aktif işgücü ve işsizlik sigortalarına katılmamış kişiler başvurabilecek. Başvuru için hane gelir şartı da olacak, bu şart hane gelirinin net asgari ücret veya 4 net asgari ücret arasında olması şekilde belirlenebilecek. Konuyla ilgili kararı İŞKUR verecek.

Günlük ne kadar kazanılacak?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmalar sonucunda hazırlanan programdan katılımcıların yararlanma süresinin 140 fiili gün olması öngörülüyor.

Program ilk dört hafta yoğunlaştırılmış eğitimler nedeniyle haftalık 37.5 saat, diğer haftalarda ise haftalık 22.5 saat olarak uygulanacak, bu kapsamda İşgücü Uyum Programı katılımcılarına ödenecek günlük net tutar da 566.73 Lira olacak.

Paylaşın

Meclis Başkanı’ndan Can Atalay Açıklaması: Mahkeme Kararını Değiştiremeyiz

Can Atalay’ın AYM kararına rağmen tahliye edilmemesine ilişkin konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bizim prosedürlerimiz içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin bize yazdığı bir metin yok. Dolayısıyla biz Anayasa Mahkemesinin hangi kararını okutacağız?” dedi ve ekledi:

“Bana birisi ‘TBMM Başkanı yazı yazmış ve falanca mahkemenin verdiği yargı kararını ortadan kaldırmış’ diye bir yol söylesin. TBMM olarak her şeyi yapabiliriz. İsterse yüksek yargı kurumlarının fonksiyonlarını bile değiştirebilir, Anayasa değişikliği yapar, yasamanın böyle bir gücü var ama yasamanın bir mahkeme kararını değiştirme gücü yok.”

Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan ve Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen tahliye edilmemesine tepkiler gelmeye devam ederken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan yeni bir açıklama geldi.

Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Numan Kurtulmuş, “İlk 4 madde tartışması yapmanın ben zaman kaybı olduğuna, Türkiye’de lüzumsuz tartışmaların kapısını açacağına, bu anayasa tartışmalarını da başından zehirleyeceğine inanıyorum” dedi. Kurtulmuş, parlamentoda bulunan büyük bir çoğunluğun ilk 4 maddeyle ilgili değişiklik talebinin olmadığını vurguladı.

Meclis’te bulunan partilerin tamamının ya yeni anayasa ya çok köklü bir anayasa değişiklik teklifini ya seçim beyannamelerinde ya da parti programlarında ifade ettiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Şimdi birinci tur bitti. Bundan sonrasını inşallah güzel, açık bir şekilde yürüteceğiz. Sadece siyasi partiler değil, bütün toplum kesimlerine yayacağız. TBMM’nin öncülüğünde bu süreç yürütülecek.”

‘Mahkeme kararını değiştiremeyiz’

Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürülmesine yönelik tutumuna ilişkin eleştirilerle ilgili soru üzerine de Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Bizim prosedürlerimiz içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin bize yazdığı bir metin yok. Dolayısıyla biz Anayasa Mahkemesinin hangi kararını okutacağız?

Bana birisi ‘TBMM Başkanı yazı yazmış ve falanca mahkemenin verdiği yargı kararını ortadan kaldırmış’ diye bir yol söylesin. TBMM olarak her şeyi yapabiliriz. İsterse yüksek yargı kurumlarının fonksiyonlarını bile değiştirebilir, Anayasa değişikliği yapar, yasamanın böyle bir gücü var ama yasamanın bir mahkeme kararını değiştirme gücü yok.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: En Kısa Zamanda Seçimi, Sandığı Getireceğiz

Ayvalık’ta yurttaşlara seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “Yoksulluk konuşulmasın diye kavga icat edenler, işsizlik konuşulmasın diye polemik üretenler, güvencesizliğin üstünü siyasi kavgayla örtenlere inat, bu milletin gerçek sorunları dışında hiçbir sorunu konuşmayacağız, hiçbir şekilde suni gündemlere teslim olmayacağız” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Ayvalık İlçe Başkanlığı’nı ziyaret etti.

Burada yurttaşlara seslenen Özgür Özel, “Biz yerel seçimin akşamı şunu söyledik; bu bir zafer değil, bu bir başarı ama çok önemli bir görevi sırtımıza yükleyen bir başarı. Biz bundan sonra kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi ayırmadan, adil, düzgün bir şekilde görev yapacak belediye başkanlarımızla beraber bize verilen krediyi en iyi şekilde kullanacağız ve esas büyük başarıyı hep beraber yapılacak ilk genel seçimlerde yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

“Kurultayda, kongrede verdiğim sözlerden ilkini tuttum” diyen Özel, şöyle devam etti: “Bu partinin genel merkezinin de ilçe binalarının da il binalarının da ışıkları erkenden sönmeyecek. Seçim gecesi o ışıklar sabaha kadar yanacak. Cumhuriyet Halk Partili kadınlar akşam saatinde tülbentini sirkeli suya basıp başına bağlayıp ışıkları kapatıp oturmayacak. O gece ışıklar sabaha kadar yanacak, o tülbentler sallanacak ve hep birlikte başaracağız. İlkini 31 Mart’ta yaptık.”

Gelecek genel seçimler için mesaj veren Özel, “Bundan sonra da CHP’den kaybetmiyoruz, kaybettik ama üzülmüyoruz mesajları değil, hep iyi haberler alacaksınız. Verdiğimiz sözü yerel seçimlerde tuttuk, genel seçimlerde de göreceksiniz Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçimlerinde hepimizin partisi iktidar olacak” ifadelerini kullandı.

İzmir’deki sokak röportajında kullandığı ifadeler nedeniyle tutuklanan Dilruba Kayserilioğlu ve nya Diş Hekimliği Kongresi’nde görev almak için yaptığı başvuru başörtüsü nedeniyle reddedilen Dilara Çiçek için mesaj veren Özel, şunları söyledi:

“Dilruba ve Dilara… Dilruba bir sokak röportajında, söylediği sözlerin hepsine katılmayabilirsiniz ama genç bir kadın düşüncülerini ifade ediyor. Onu aldılar, tutukladılar ve Eylül ayının 3’ünde mahkemeye çıkaracaklar. Yarın sabah Dilruba’yı hepiniz adına ziyaret edeceğim ve partimizin 9 Eylül’deki partimizin kuruluş yıldönümü törenlerine davet edeceğim.

İkinci bir isim Dilara… Dilara, diş hekimliği fakültesi öğrencisi. Dünya Diş Hekimliği Kongresi, İstanbul’da yapılacak. Kongre için görev almak isteyen öğrenciler gelsin dediler, Dilara da gitti. Demişler ki ‘Seni istemiyorlar.’ Niye? Başörtüsü var! Bu sabah Dilara’yı aradım, kızım İpek’le yaşıt, daha sonra da kızımla görüştüler. Böyle bir uygulamayı tasvip etmediğimizi söyledim. Telefon görüşmemizde 9 Eylül’deki partimizin kuruluş yıldönümüne davet ettim. Bir zorluğu olmazsa kızım İpek’le birlikte İstanbul’dan Ankara’ya gelecekler ve babaevine misafir olacaklar.”

“Suni gündemlere teslim olmayacağız”

“Birileri istiyor diye kutuplaşmayacağız” diyen Özel, şunları kaydetti: “Yoksulluk konuşulmasın diye kavga icat edenler, işsizlik konuşulmasın diye polemik üretenler, güvencesizliğin üstünü siyasi kavgayla örtenlere inat, bu milletin gerçek sorunları dışında hiçbir sorunu konuşmayacağız, hiçbir şekilde suni gündemlere teslim olmayacağız.”

“En kısa zamanda seçimi, sandığı getireceğiz”

CHP Lideri Özgür Özel, Gömeç Belediye Başkanlığı’nı da ziyaret etti. Özel, ziyaretinin ardından Gömeç Belediye Başkanlığı binasının önünde kendisini karşılayanlara hitap etti. Özel, şunları söyledi:

“Onlar iyi yönetecekler, güzel yönetecekler. Örgütümüzle uyum halinde çalışacaklar. Vatandaşın beklentilerini karşılayacaklar. Şeffaflıktan, dürüstlükten asla taviz vermeyecekler. Sonunda CHP’nin geneldeki iktidarının da kapısını aralayan, nasıl geçen sefer bir söz vermiştim. Nasıl Ecevit 1970’lerde sorunu doğru görmüş, dünyada esen rüzgarları doğru okumuş, Türkiye’ye bu işi en doğru siyasi söylemle taşımış, yapılan ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de birinci parti olarak partisini çıkarmışsa, biz ilk yerel seçimlerde verdiğimiz sözü tuttuk.

Yerel seçim öncesi dediler ki Anadolu Ajansı sizi vermiyor. Atatürk’ün cepheden haber versin diye kurduğu ajans, bizim haberlerimizi çok kısıtlı ve fevkalade maksatlı kısaltarak çok içeriksiz veriyor. Canları sağ olsun dedik. Efendim TRT, AKP’nin kanalı olmuş. Onlara 31 Mart akşamı sürprizim var dedim.

Öbürü bize saldırdı, canın sağ olsun dedim. Bir diğeri hakaret etti, seninle kavga etmeye niyetim yok, milletin derdi ile dertleneceğim, seninle meşgul olmamam dedim. Sonunda 31 Mart akşamı oldu. 31 Mart akşamı büyük bir zafer kazanacağımız, doğru belirlediğimiz adaylarla, anketlerle, sahadaki takiplerimizle görünüyordu. Son 10 gün daha da büyük bir coşkuya dönüştü. Partiler, kriz anlarını yönetmek için önceden tedbir alırlar.”

Eskiden şöyle tedbirler alıyorduk. Çünkü Anadolu Ajansı farkı 25 puan gösteriyor. Öbürü şöyle oldu diyor. Moraller bozulacak. Seçimin sonucunun da birazcık sıkıntılı olacağı anketlerde de görülüyor. Partide şöyle SMS’ler hazırlanıyordu. Gelecek haberler ne olursa olsun, seçimi açık farkla kaybettiğimiz iddia edilse de bunlara inanmayın. Moralinizi bozmayın, sandıkların başından ayrılmayın. Bu sefer de bir hazırlık yapıyoruz akşama.

Nasıl bir SMS hazırlayalım, kaçta gitsin dediler. Dedim ki sandıklar batıda da kapanıp, üstünden bir yarım saat, bir saat geçtikten sonra sandık görevlilerine şu mesaj gitsin. Sandık görevlilerini göreyim, kimler var? Sandık görevlilerine bu sefer ne mesaj geldi? Birazdan çok iyi haberler alacaksınız. Sakın sandıkların başını bırakmayın. Son imzalı tutanağı teslim edene kadar görevinizin başında olun. Sizler bizim demokrasi kahramanlarımızsınız.

Artık, yeterince kaybetmeyi öğrendik. Her yenilgiden ders çıkardık. Ama yenilmekten bıktık. Artık kazanmayı öğrenmenin zamanıdır. 31 Mart bu özgüven ve kararlılığın, hep birlikte ortaya koyduğumuz büyük mücadelenin sonucudur. Bundan sonra yenilgilerden ders almak değil başarıyı, zaferi olgunlukla taşıma sınavıdır. Biz geçen 31 Mart’ta bunu hep birlikte yaptık. Bundan sonra da hep birlikte bunu sürdüreceğiz.

Gömeç Belediyesi’nin elbette sorunları var. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi yıllarca AKP’deydi. BASKİ, suda, kanalizasyonda çok eksiği var. Enkaz devrettiler, borç devrettiler. Faiz devrettiler. Bir de onun üstüne üstümüze gelerek çalıştırmamaya çalışıyorlar. Ama bu Körfez’in arıtma sorunlarını da kentlerin kanalizasyon sorunlarını da su sorunlarını da çözeceğiz. Tayyip Bey orada burada diyordu ya CHP çöptür, çukurdur.

Vallahi AKP’den Balıkesir Belediyesini devraldık. Büyükşehrin yetkisinde olan Körfez’in arıtması yok. Hani diyor ya, şudur, budur. Şimdi ben de tutup AKP şudur, budur deyip o pislikleri sıralamayacağım. Ama hani deyim yerindeyse, ekonomik olarak da proje olarak da vizyon olarak da bir enkaz devraldık. Yönetemeyen, yönetme kabiliyeti olmayan, kamu varlıklarını bölüşülecek ganimet sayan, halka hizmet etmek yerine kendi yakın çevrelerine hizmet eden anlayıştan Balıkesir bıkmıştı. Bıçak kemiğe dayanmıştı, Balıkesir gereğini yaptı.

Şu anda komşu iliniz memleketim Manisa’da da burada da nüfusun yüzde 95’ine yakınını CHP’li belediyeler yönetiyor. Eksik olur, kusur olur ama çalışkan, dürüst, genç, dinamik ve aklı fikri kente hizmet olan belediye başkanlarımız var. Biz ve siz bu güzel kentleri onlara emanet ettiniz. Ben de bu güzel belediye başkanımı size emanet ediyorum. Sahip çıkacağız. Destek olacağız. Eksikleri kulağına söyleyeceğiz. Güzellikleri hep birlikte anlatacağız. Çünkü çok yakında biz bu ülkeyi yöneteceğiz. O günler geliyor.

CHP’de herhangi bir noktada bir uyuşmazlık, bir sorun, çekişme, tartışma, vallahi de yok billahi de yok. Ama kim istiyor bunu? İktidar medyası istiyor bunu. Her gece CHP konuşmak istiyorlar. Varsın konuşsunlar. Bazıları çok az sayıda, şimdi partili olduğunu öğrendiğimiz, sosyal medyadan bizlere hakaret eden, iftira eden, güya parti içinde bir hizbi temsil eden, kardeşim 47 yıl sonra parti birinci parti olmuş.

Parti 47 yıl sonra öyle bir zafer kazanmış ki Avrupa ve dünyanın yerel yönetimlerde en güçlü partisi ve Avrupa’nın en yüksek oy alan sosyal demokrat partisi olmuş, efendim kavga edecekmişiz. Biz bu şartlarda birbirimizle uğraşırsak, millet der ki bunlar iktidar bile olsa içerideki tartışma bitmeyecek. Ama şu kadar net ki partide 81 il başkanı tüzük çalışıyor. Tam bir mutabakat ve muhteşem bir uyum. Bütün delegelerimizle, bütün ilçelerimizle, bütün belediye başkanlarımızla etle tırnak gibiyiz. Biriz ve beraberiz. En çok gözettiğim şey, bu iki arkadaşın uyumu. Bütün Türkiye’de örgüt belediye başkanına sahip çıkacak, belediye başkanı örgütüne sahip çıkacak.

Bu noktada hepimizin üzerindeki vazife, iktidara yürürken kararlılıkla, güvenle, birlik ve beraberlik içinde davranmak. Çünkü insanlar bize bu ülkeyi bu arkadaşlar iyi yönetir mi gözüyle bakıyorlar. Bize bu krediyi verdiler. Bu krediyi belediye başkanlarımız en iyi şekilde kullanacaklar. Biz hep beraber ümit ediyorum Türkiye’yi yönetmeye hazır olduğumuzu, Türkiye’deki bütün vatandaşlarımıza anlatıp, çok çok büyük bir zaferle Cumhuriyetin yüzüncü yılının ilk genel seçimlerinde yine partimizin ışıklarını sabaha kadar açacağız. Yine hep birlikte başarıyı yaşayacağız.

Son sözüm şudur. Burada ‘Karanlık gider, Gezi kalır’ diyor. Can Atalay’ın fotoğrafını gösteriyorlar. Gezi’deki herkes, Tayfun başta olmak üzere Çiğdem Mater, Mine Özerden, Tayfun, Sayın Kavala ve Can Atalay. Beşi de orada bizim yerimize yatıyorlar. Neden bizim yerimize yatıyorlar? O günlerde ağaçlar kesiliyordu. Ağaçlar kesilmesin dediler. Yerine 31 Mart vakasına rövanş, o döneme atıf. Topçu kışlası yapacak, yapılmasın dediler.

Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp AVM yapacaklardı, bu olmasın dediler. Gaz fişeği ile kör ediyorlardı gençleri, bunu yapmayın dediler. Varıp da bu arkadaşlar, gelip de Cumhurbaşkanı istifa etsin. Başbakan yurda dönmesin. Bakanlar Kurulu görevi bize devretsin demediler. Bunu deseler darbe girişimi olurdu. Ama onlar ağaç dediler, kent dediler, çevre dediler. Şimdi birileri tarafından efendim Gezi de darbe girişimiydi filan içeride duruyorlar… Hangimiz olsak onu söylerdik. Her birimiz onu söyledik. Şunu bilin ki Gezi’de yatan herkes Özgür Özel’in yerine yatıyor.

Hepimizin yerine yatıyor. Bunun için üzerimize ne düşüyorsa yapmaya, mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Tayfun Kahraman partimizin üyesidir. Evladı Vera, hepimizin evladıdır. Bu sene ilkokula başlayacak. Babası onu hiç kreşe götüremedi. Babası benim yerime hapis yattığı için babasının yerine mezuniyetine gittim. Ama Vera’nın ilkokulu babasız okumasına izin vermeyeceğiz. Son sözüm şudur. Bu güzel yaz gününde, sıcak günde buraya geldiniz. Bizi dinlediniz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Sizi bir arada tutan şey rant değil, çıkar değil. Sizi bir arada tutan şey. Şüphesiz bu ülkeyi var eden değerlere, bu ülkenin kurucu değerlerine, kurucu kadrolarına, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılığınız. Para için birlikte duranlar, rant için birlikte duranlar, çıkar ilişkileri ile birlikte duranlar o çıkar ortadan kalkınca tuzla buz olurlar. Yıllardır, 47 yıldır birinci parti olmamışız, şimdi olduk. Uzun yıllardır ağız tadıyla iktidar hiç olmadık.

Ama bir yere gitmediniz. Bir arada durdunuz. Bugünleri getirdiniz. Biz sizin bu bağlılığınız, Cumhuriyete bağlılığınız. Devrimlere bağlılığınız. Aydınlanmaya bağlılığınız. Bizi var eden ilkelerimize bağlılığınızdan aldığımız güçle, üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Size inanıyoruz, güveniyoruz, söz veriyorum bundan sonra seçim akşamlarında CHP’nin ve Türkiye ittifakının zaferine sevineceğiz. Kötü günler geride kaldı. Mutlaka geliyor. En kısa zamanda seçimi, sandığı getireceğiz. Bu iktidarı değiştireceğiz. Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

İsrail’den Almanya’ya İran Uyarısı

Almanya’nın İran’a ihracatında yaşanan artışı değerlendiren İsrail’in Berlin Büyükelçisi Ron Prosor, “İran, Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta kullanılmak üzere Rusya’ya dron ve füze gönderiyor. Almanya’dan elde edilen teknoloji ve bilgi birikimi burada belirleyici bir rol oynayabilir” uyarısında bulundu.

Tahran ile Moskova arasındaki iş birliğinin son aylarda daha da arttığını dile getiren Prosor, “Ben İran’a ne tür mallar gönderildiğinin çok iyi denetlenmesinin, Almanya’nın güvenlik çıkarları açısından önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Almanya’nın İran’a ihracatı 2024’ün ilk yarısında, sertleştirilen yaptırımlara rağmen arttı. Reuters haber ajansının, Federal İstatistik Dairesi verilerine dayandırdığı haberine göre, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 11,6 artan ihracatın büyüklüğü 632 milyon euroya ulaştı.

Sadece Haziran ayında, Almanya’nın İran’a sattığı mal ve hizmetlerin 2023’ün Haziranı’na kıyasla yüzde 4 arttığı bildiriliyor. Almanya’nın genel ihracatında ise Ocak-Haziran 2024 döneminde, bir yıl öncesi ile karşılaştırıldığında yüze 1,6 düşüş yaşandı.

Almanya’nın İran’a ihracatında yaşanan artışı değerlendiren İsrail’in Berlin Büyükelçisi Ron Prosor, “İran, Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta kullanılmak üzere Rusya’ya dron ve füze gönderiyor. Almanya’dan elde edilen teknoloji ve bilgi birikimi burada belirleyici bir rol oynayabilir” uyarısında bulundu.

Tahran ile Moskova arasındaki iş birliğinin son aylarda daha da arttığını dile getiren Prosor, “Ben İran’a ne tür mallar gönderildiğinin çok iyi denetlenmesinin, Almanya’nın güvenlik çıkarları açısından önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Ron Prosor ayrıca, Almanya’nın ihracatının suistimal edilmemesi için, İran Devrim Muhafızları’nın da Berlin tarafından bir an önce terör örgütleri listesine alınması gerektiğini savundu.

Avrupa Birliği yaptırımları

İran’ın Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya verdiği destek nedeniyle Avrupa Birliği (AB) Tahran’a uyguladığı ekonomik yaptırımları, geçen yılın Temmuz ayında sertleştirmişti. AB’ye üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları ayrıca, İsrail’e doğrudan saldıran İran’a yönelik yaptırımları geçen Nisan ayında bir kez daha sertleştirme kararı almıştı.

Almanya İran’a 2023 senesinde 1,2 milyar euro değerinde ihracat yaparken aynı zaman zarfında İran’dan ithalatı 245,1 milyon euro civarında oldu. Böylece 2022’ye kıyasla Almanya’nın ihracatı yüzde 24,2, ithalatı ise yüzde 18 azalmıştı. İran’a satılan Alman malları arasında ilk üç sırayı makineler, ilaç sanayii ürünleri ve kimyasal mamüller alıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın