CHP’de “İki Forvet” Arasında Çekişme Mi Var?

İdeaPolitik Enstitüsü Genel Direktörü Can Kakışım, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını tartışmak için erken olduğunu çünkü henüz seçim takviminin belirlenmediğini söyleyerek, hükümetin erken seçim yapma ihtimalini ise düşük görüyor.

“Dolayısıyla Yavaş mı İmamoğlu mu tartışması yapmak aslında hükümetin işine gelen ve biraz da onun köpürtmeye çalıştığı bir şey” diyen Kakışım, İmamoğlu’na yasak gelmesi durumunda ise şartların değişebileceğini ve CHP’nin yeni bir hamle yapmasının gerekebileceğini belirtiyor.

Siyaset Bilimci Ersin Kalaycıoğlu da isimler üzerinden yapılan tartışmaların bu kadar erken olmasının iktidarın işine yaradığını söyleyerek, “Çünkü amaçları olabildiğince muhalefeti kendi içinde kavga eden bir hale getirmek veya öyleymiş gibi bir izlenim vererek destekçilerine ‘bunlardan medet ummayın’ demek” değerlendirmesini yapıyor.

31 Mart yerel seçimlerinde iyi bir sonuç elde eden Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) genel seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak kimi, nasıl bir zamanlamayla çıkaracağına dair sorular gündemde yer tutuyor. Bazı siyaset bilimciler daha çok isim etrafında dönen tartışmaları erken bulurken, 14 Mayıs öncesindeki gibi olmaması gerektiğine de dikkat çekiliyor.

14 Mayıs seçimlerinin ardından genel başkanını yenileyen ve tüzük kurultayı yaparak yeni bir parti programı için çalışmalara başlayan CHP’de bir taraftan da olası bir erken seçim durumunda ya da normal zamanlı seçimde kimin, nasıl aday gösterilmesi gerektiğine ilişkin parti içi ve dışından çevrelerin de dahil olduğu açıklamalar geliyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın “parti içi fitne” yaratmaya yönelik olarak adlandırdığı bu tartışmaların özellikle hükümete yakın medyada yer bulma oranının yüksek olduğu gözlemleniyor.

Kendisinin aday olmayacağını söyleyen Özel, İmamoğlu ve Yavaş’ı partinin “iki güçlü forveti” olarak göstermişti. Son olarak Özel’in 2025 Kasım ayı için erken seçimi telaffuz etmesi adaylık tartışmalarını hızlandırırken, İmamoğlu’nun devam eden yargı sürecinde alınabilecek bir karar da bu denklemi etkileyebilecek unsurlardan olacak.

Peki daha çok olası adayların isimleri etrafında dönen bu tartışmalar için erken mi?

Siyaset Bilimci Ersin Kalaycıoğlu erken olduğunu düşünen isimlerden ve siyasette zamanlamanın çok önemli olduğunu DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e şu sözlerle değerlendiriyor:

“Siyasette zamanlama her şeydir. Siyasetin zamanıyla bizim biyolojik veya doğal zamanımız da uyuşmaz. Siyasette mesela bir gün çok uzun olabilir. Lenin’in ünlü bir lafı vardır; ‘on yıllar boyunca hiçbir şey olmaz, sonra bir günde on yıllar olur’ der. Bu doğrudur.”

Kalaycıoğlu normal zamanında yani 2028’de yapılması durumunda seçime kadar çok uzun bir zaman olduğunu hatırlatarak, CHP adayının kim olacağı kararına varılabilmesini güçleştiren mevcut belirsizliklere şöyle dikkat çekiyor:

“Birincisi seçim ne zaman olacak belli değil. İkincisi erken olacaksa ne zaman olacak? Üçüncü soru: Diğer partilerden kimler aday olacak? Çünkü biliyorsunuz anayasaya göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden aday olamaz. Şimdi böyle bir ortamdayız. Bunlar bilinmeden CHP’nin adayının bilinmesi bence anlam ifade etmiyor.”

Kalaycıoğlu Türkiye’de yasaların geçmiş seçimlerde hukuk standartları dışında uygulandığına da işaret ederek, bir sonraki genel seçimde yasaların nasıl ve kimler tarafından yorumlanacağının ve ne yönde karar vereceğinin de belirsiz olduğunu belirtiyor.

CHP’nin aday olarak kimi çıkartacağından daha çok “nasıl bir aday” çıkartacağına karar vermesi gerektiğini savunan Kalaycıoğlu “Bugünkü ‘sultanizm’ rejimini devam ettirecek, kendi başına gelip oturacak, keyfi kararlar alarak memleketi kurtaracak bir kurtarıcı başkan peşinde mi? Yoksa Türkiye’yi alıp 21’inci yüzyılın liberal bir demokrasisi haline getirmek için çalışacak biri mi?” yorumunu yapıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden belki daha da önemli olacak olanın parlamento seçimleri olduğuna da dikkat çeken Kalaycıoğlu, eğer sistem değişimi isteniyorsa TBMM’de çoğunluğun sağlanmasının önemli olduğunu vurguluyor.

“İki forvet” arasında çekişme mi var?

Öte yandan seçimin zamanında yapılması durumunda CHP’nin adayı ile ilgili tartışmaları erken görenler kadar 14 Mayıs seçimleri öncesindeki duruma düşülmemesi gerektiği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.

14 Mayıs’a giderken altılı masada bir araya gelen muhalefet içinde Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak dönemin İYİ Parti lideri Meral Akşener ile eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında aylarca örtülü bir kavga yaşanmış, Akşener kendilerine Kılıçdaroğlu isminin dayatıldığını söyleyerek seçimden az süre önce 3 Mart’ta masayı terk etmişti.

CHP içi ve dışından bazı isimler benzer bir örtülü kavganın İmamoğlu ile Yavaş arasında yaşanmaması gerektiğini, çünkü halkın bu tür bir görüntüye sandıkta tepki verdiğini belirtiyor.

İdeaPolitik Enstitüsü Genel Direktörü Can Kakışım da CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını tartışmak için erken olduğunu çünkü henüz seçim takviminin belirlenmediğini söyleyerek, hükümetin erken seçim yapma ihtimalini ise düşük görüyor.

“Dolayısıyla Yavaş mı İmamoğlu mu tartışması yapmak aslında hükümetin işine gelen ve biraz da onun köpürtmeye çalıştığı bir şey” diyen Kakışım, İmamoğlu’na yasak gelmesi durumunda ise şartların değişebileceğini ve CHP’nin yeni bir hamle yapmasının gerekebileceğini belirtiyor.

Kakışım, Yavaş’ın da arkasında onu aday olarak görmek isteyen bir kitle bulunduğunu hatırlatarak, şunları söylüyor:

“Mansur Bey’in adaylık gibi bir düşüncesi varsa o da aday olarak çıkabilir. Bu bence demokratik bir yarıştır ve engellenmemelidir. 2023 seçimine gidilirken çok hata yapıldı. Olası adaylar birbiriyle rekabete giriştiler ve Kılıçdaroğlu dışındaki adaylar bir nevi sindirildiler. Önemli olan şu bence; herkes aday olabilir ama birbirlerine karşı değil, Erdoğan’a karşı mücadele etmeliler.”

Kalaycıoğlu da isimler üzerinden yapılan tartışmaların bu kadar erken olmasının iktidarın işine yaradığını söyleyerek, “Çünkü amaçları olabildiğince muhalefeti kendi içinde kavga eden bir hale getirmek veya öyleymiş gibi bir izlenim vererek destekçilerine ‘bunlardan medet ummayın’ demek” değerlendirmesini yapıyor.

Diğer taraftan Kalaycıoğlu’na göre demokrasilerde belli bir oranda rekabet ve tartışma olması da olağan. Kalaycıoğlu bu görüşünü şöyle aktarıyor:

“Seçim olup da tartışma olmaması ancak Kuzey Kore’de falan oluyor. Tek aday var, ikinci bir aday yok. Daha totaliter ülke rejimine geçmedik. Rekabet varsa tartışma da var.”

Bu arada adaylık tartışmaları ile ilgili bir başka belirsizlik ise İmamoğlu ile ilgili devam eden yargı sürecinin nasıl sonuçlanacağı. İmamoğlu hakkında açılan ve istinaf aşamasında olan “ahmak” davasında İBB Başkanı’na verilen siyasi yasak ve 2 yıl 7 ay 15 gün cezanın onanacağı son günlerde ortaya atılan bir iddia olmuştu.

Bunun üzerine CHP’nin üst yönetimi İmamoğlu davasını görüşmek üzere bugün İstanbul’da bir araya gelecek. Hukukçu kurmayların da katılacağı toplantıda istinaftan karar çıkması durumunda uygulanacak stratejiler konuşulacak.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın bugün Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada “Bizim planımız şu: İstinafta İmamoğlu kararı onanırsa, bunun Yargıtay’da çıkmamasını sağlamaya çalışacağız. Şüphesiz yapacağımız darbe değil. Yapacağımız Anadolu’yu adım adım dolaşacağız. Hiç kimse temyizde o kararı çıkartmaya cesaret edemeyecektir” dedi. Günaydın 2026-2027’ye kalmadan erken seçime gidilmesi için çabalayacaklarını da belirtti.

Kakışım, istinaftan onama kararının çıkması durumunda İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesi ve böylece halkın tepkisinin yönlendirilerek Yargıtay’dan çıkacak olası bir onama kararının önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyor.

İstinaf İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı bozabilir veya onayabilir. Kararın onanması durumunda dosya Yargıtay’a gidecek ve Yargıtay da onarsa karar kesinleşecek.

Neler olmuştu?

Parti içinde cumhurbaşkanlığı aday adaylığı ile ilgili süregelen bu durum Eylül ayı başındaki tüzük kurultayında gündeme gelmişti.

Kürsüye çıkarak kurultay organizasyonunu eleştiren Yavaş “Ben de Ekrem Başkan gibi Türkiye’nin sorunlarına değinmek isterdim ama bir saat önce telefon açılıp ‘Siz de konuşun’ dendi. 14 belediye başkanından ikisini konuşturunca aylardır yakılan fitne ateşine odun atmış oluyoruz” demişti.

Son olarak ise Yavaş’ın ekibinden İYİ Parti’den milletvekili seçilen, sonradan partiden istifa ederek bağımsız milletvekili olan Yüksel Arslan’ın sosyal medya hesabından isim vermeden CHP’yi hedef alan paylaşımda bulunması tartışma yarattı. Söz konusu paylaşımı alıntılayan Yavaş şu ifadeleri kullandı:

“Kamuoyunun dikkatine: Bağımsız Milletvekili Sayın Arslan’ın bu açıklamalarını ve yayınladığı metni onaylamadığımın bilinmesini isterim. Ayrıca iyi bilinmelidir ki bu tür açıklamalar benim siyaset tarzıma uymamaktadır. Kendisine tavsiyem bu twiti silmesidir.”

İmamoğlu da geçtiğimiz hafta isim vermeden parti içi tartışmaların değil toplumun sorunlarının öne çıkması gerektiğini belirterek, şöyle demişti:

“Zaman milletin sorunlarını konuşmayı emreden zamandır. Aynı çatı altında siyaset yapan insanların sen benim yüzüme sert baktın deme zamanı değildir. Bununla uğraşan kim varsa benim yol arkadaşım değildir. Benim de yol arkadaşım değildir. Parti içindeki mevzuları konuşup konuşturan, geceyi gündüzü meşgul eden kim varsa hem millete ihanet eder hem de Atatürk’e ihanet eder.”

Paylaşın

Ahmak Davası: İmamoğlu’ndan “Tam Bir Sefillik” Yorumu

Kendisi için siyasi yasak ve hapis cezası istenen ‘ahmak davası’ hakkında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Tam bir sefillik. Bunu konuşmak bile insanı kötü hissettiriyor” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi hakkında siyasi yasak ve 2 yıl 7 ay ceza kararı verilen ve Yargıtay’a giden ‘ahmak davası’ ile ilgili konuştu:

Son günlerde gelişen ve tartışılan ne yazık ki olmaması gereken bir davanın, hem siyasi yasak hem de 2 yıl 7 ay ceza davasına dönüşen haliyle tam bir sefillik, bunu konuşmak bile insanı kötü hissettiriyor.

Böyle bir ortamdayız. Elbette bu siyasi bir konu, dolayısıyla partimizi ilgilendiren bir konu, Genel Başkanımız ve merkez yönetimi meselenin İstanbul’da bizim hukukçularımızla tartışılmasını, konuşulmasını uygun gördü. Şu anda bu yönde arkadaşlarımız bir görüşme halindeler. Benim Emirgan’daki ofiste başka görüşmelerim vardı, çıkarken de onları selamladım. Benim bildiğim bu kadar.

Sürecin hukuki tahlilini ve analizini yapacaklar. Bu konunun sonrasında partimizin oluşacak ya da ortaya koyacakları düşünceyi ama partimizin yetkilileri ama Genel Başkanımız paylaşacaktır. Genel Başkanımız Sosyalist Enternasyonel toplantısına gitmek için ABD’ye hareket etti. Sizleri bilgilendireceklerdir.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Sosyalist Enternasyonel Başkanlık Kurulu toplantısına katılmak için ABD’ye hareket öncesi, davaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Beni yolcu eden İstanbul İl Başkanımız ve Genel Başkan Vekilimiz birlikte o toplantıya katılacaklar ve o toplantıyı yönetecekler. 6 Genel Başkan Yardımcımızı görevlendirdik ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız toplantının bir kısmına katılacak. Ben dün akşam kendisiyle baş başa bir görüşme de yaptım.

Kendimiz de bunu değerlendirdik. Her ihtimali göz önüne alıyoruz. Kimse bize olmadık bir davadan, olmadık bir suçlamadan bir cezayı normalleştirmeye ve bu olacakmış gibi kabul ettirmeye çalışmasın. Böyle bir gündemin yerleşmesine izin verilmemelidir.

Süleyman Soylu, bir kamu görevlisi olan Ekrem İmamoğlu’na ‘ahmak’ dedi. Ekrem Bey hiç terbiyesini bozmadan ‘sensin o’ dedi. ‘İstanblu seçimini kim iptal ettirdiyse’ dediğinde ahmağın o olduğunu hatırlatınca ‘vay İstanbul seçimini YSK iptal etti, kamu görevlilerine hakaret ettiniz’ deyip işi YSK’ya çevirdiler. Süleyman Soylu hepimizin gözünün içine baka baka Ekrem Bey’e ‘ahmak’ dedi mi, demedi mi?

Ekrem Bey, İstanbul’un seçilmiş kamu görevlisi… Süleyman Soylu’ya verdiği cevabı, YSK’ya söylendi deyip ceza vermeye çalışıyorlar. Buradan bir cezanın olabilirliğini kimse normalleştirmeye çalışmasın. Bunu biz kabul etmiyoruz. Böyle bir saçmalık, böyle bir şuursuzluk yok. Ben Türkiye’ye böyle bir ayıbı yaşatacaklarını zannetmiyorum.

Ekrem İmamoğlu’nun olası bir cumhurbaşkanı adaylığı ya da Ekrem İmamoğlu’na bir kısıt getirmek için kumpas kurmuşlar, kumpasın piyonu Süleyman Soylu. Bu dava yarın öbür gün görülecek, ceza çıkaracağız biz. Öyle bir şey yok. Bunu yaparsanız geçen seferki demokrasi tokadından ders almadıysanız millet çok daha şiddetlisinin uygular.”

Ahmak davası neydi?

İBB Başkanı İmamoğlu, 30 Ekim 2019’da Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen bir kongrede 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesini eleştirmiş, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu buna karşı yaptığı açıklamada, “Avrupa Parlamentosu’na gidip Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum; bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

Gazetecilerin Soylu’nun bu sözlerini sorduğu İmamoğlu da “Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye. Tam da 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır, önce oraya bir odaklansın” yanıtı vermişti. İmamoğlu’nun bu sözleriyle seçimleri iptal eden Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) hedef aldığı gerekçesiyle konu daha sonra mahkemeye taşındı.

İmamoğlu hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İBB başkanlığı seçiminin 6 Mayıs’ta iptal edildiği, yenilenen seçimde Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği ve 4 Kasım tarihli basın açıklamasında YSK üyelerine hakaret ettiği öne sürüldü.

İddianamede İmamoğlu’nun “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar cezalandırılması istendi. Savcı, İmamoğlu hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “siyasi yasak” içeren 53’üncü maddesinin de uygulanmasını talep etti.

Davada 15 Aralık 2022’de karar çıktı. Mahkeme, İmamoğlu hakkında 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmetti ve TCK’nın 53’üncü maddesi uyarınca “siyasi yasak” hükmünü uyguladı. Hâkim, Ekrem İmamoğlu’na verdiği cezada takdir indirimi yapmadı. Davadan karar çıktığı gün, o dönemdeki altılı masanın liderleri İmamoğlu’na destek vermek için Saraçhane’ye gitmişti. Kararın kesinleşmesi için istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçlerinin de tamamlanması gerekiyor.

Gerekçeli kararda İmamoğlu’nun kullandığı ifadenin muhatabının YSK üyeleri olduğunun “duraksanmayacak şekilde açık” olduğunu belirtti. Mahkeme, “Bu konuda sanığın yapmış olduğu savunma, yani sözlerin muhatabının İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olduğu hususunun ileri sürülmesi, TCK’nın 129’uncu maddesinde tanımlı bulunan karşılıklı hakaret nedeni ile cezadan kurtulmaya yönelik olarak geliştirilen bir savunma olarak değerlendirilmiştir” dedi.

İmamoğlu ise sözleriyle aslında yanıt verdiği Süleyman Soylu’yu kastettiğini savunuyor. Soylu’nun kendisini eleştirdiği konuşmada kendisine “ahmak” dediğine dikkat çeken İmamoğlu, “Ben de kendisine iade-i cevapla, karşılığını ona sundum. Dedim ki, siz seçimi iptal ettiniz, ahmak sizsiniz anlamında. Bunu ben Bakan’a söyledim ama Yüksek Seçim Kurulu’na böyle bir şeyde bulunmadım. Bunun da ifadesini verdim” demişti. Yargılama boyunca da İmamoğlu’nun aslında kimi kastettiği sık sık gündeme geldi.

İmamoğlu’nun avukatlarının cezaya itirazı üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine geldi. Ancak daire henüz bir karar vermedi. İstinafın itirazı reddetmesi veya kabul etmesi yönünde iki seçeneği bulunuyor. Ayrıca İstinaf kendisi de duruşma yaparak davayı ele alabilir.

İmamoğlu’nun itirazı reddedilirse dosya bu kez Yargıtay 4. Ceza Dairesine gidecek. Yargıtay’ın kararı bozma veya onama yetkisi var. Karar bozulursa dava yerel mahkemede yeniden görülecek. Karar onanırsa İmamoğlu hakkındaki ceza kesinlesecek ve siyasi yasaklı hale gelecek.

Paylaşın

Bazı Vekillerin TBMM İle Tek İlişkisi Maaş: Alpay Özalan, Süleyman Soylu, Semih Yalçın

Jülide Sarıeroğlu, Mevlüt Çavuşoğlu, Süleyman Soylu, Alpay Özalan Semih Yalçın ve İzzet Ulvi Yönter’in de aralarında olduğu 48 milletvekili, TBMM kürsüsüne yalnızca yemin etmek için çıktı.

16 Ağustos 2024 itibarıyla iki yasama yılını tamamlayan TBMM, 1 Ekim 2024 tarihinde açılmak üzere tatile girdi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre, Türkiye’nin, “Tek adam rejimi” olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişinin ardından etkisi giderek azalan TBMM, 42’si AK Parti ve MHP’li 48 milletvekili için sadece gelir kapısı oldu.

Yurttaşın yararına düzenlemelerin büyük bölümü AK Parti ve ittifak ortağı MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilirken onlarca milletvekili TBMM Genel Kurulu’nda yemin dışında bir faaliyet göstermedi.

TBMM’nin 28’inci döneminin birinci yasama yılı, 2 Haziran 2023 tarihinde başladı. Seçimlerin ardından Meclis’e girmeye hak kazanan milletvekilleri, yemin ederek yasama faaliyetlerine katılmak için listeye ismini yazdırdı. 16 Ağustos 2024 itibarıyla iki yasama yılını geride bırakan Meclis, 1 Ekim 2024 tarihinde açılmak üzere tatile girdi.

AK Parti iktidarında giderek işlevsizleştirilen ve büyük oranda uluslararası anlaşmaları ve tartışmalı düzenlemeleri geçirmek için çalıştırılan Meclis’te çok sayıda milletvekili, yasama faaliyetinden çok, “Yatma faaliyeti” gerçekleştirdi.

24 Eylül 2024 itibarıyla 593 aktif milletvekilinin bulunduğu TBMM’de toplam 48 milletvekilinin, TBMM Genel Kurul kürsüsüne yalnızca yemin etmek için çıktığı öğrenildi. Meclis Genel Kurul kürsüsüne milletvekili yemini etmek dışında çıkmayan milletvekillerinin 38’inin AK Parti, dördünün MHP milletvekili olduğu bildirildi.

Kürsüye yemin etmek dışında çıkmayan milletvekillerinin büyük bölümünün AK Partili eski bakanlardan ve parti yöneticilerinden oluşması dikkati çekti. AK Partili milletvekillerinin önemli bir bölümü, hem Genel Kurul’da, hem de görev aldıkları komisyonlarda tek kelime etmedi, herhangi bir önerge vermedi.

TBMM Genel Kurul salonuna kan bulaşmasına neden olan kavgayı başlatan AK Partili Alpay Özalan’ın da aralarında olduğu, yasama faaliyetlerine katılmayan bazı milletvekilleri şöyle:

Jülide Sarıeroğlu (AK Parti): Genel Kurul’da söz almayan Sarıeroğlu’nun ilk imzacısı olduğu kanun teklifi ve herhangi bir önergesi bulunmuyor.

Mevlüt Çavuşoğlu (AK Parti): Eski Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Genel Kurul’da yemin etmek dışında sesi duyulmayan milletvekilleri arasında yer alıyor.

Cantürk Alagöz (AK Parti): İsmi, “Covid-19 aşısında usulsüzlük” iddiasıyla anılan Alagöz’ün Meclis Genel Kurulu’nda yemin dışında yaptığı tek bir konuşması dahi bulunmadığı biliniyor.

Süleyman Soylu (AK Parti): Eski İçişleri Bakanı Soylu da Genel Kurul’da ve komisyonlarda söz almıyor.

Alpay Özalan (AK Parti): Kamuoyunda, “AK Parti’nin Meclis’teki fedaisi” olarak nitelendirilen Özalan’ın TBMM Genel Kurulu’nda kürsüye çıkmaması dikkati çekiyor.

Mehmet Muharrem Kasapoğlu (AK Parti): Eski Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu da Genel Kurul’da ve komisyonlarda konuşmayan AK Partililer arasında bulunuyor.

Milletvekili yemini dışında TBMM Genel Kurul kürsüsüne adımını atmayan diğer bazı milletvekilleri ise şöyle:

AK Parti: İhsan Koca, Nureddin Nebati, Derya Yanık, Yusuf Ziya Yılmaz, Hikmet Başak, Mustafa Şen.

MHP: İsmet Büyükataman, Vahit Kayrıcı, Semih Yalçın, İzzet Ulvi Yönter.

Paylaşın

Açlık Sınırı 21 Bin, Asgari Ücret 17 Bin Lira

Dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak hesaplanan açlık sınırı 21 bin, gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesapladığı yoksulluk sınırı ise 65 bin 873 bin liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun araştırma birimi Kamu-Ar, Açlık Yoksulluk Araştırması Eylül 2024 raporunu açıkladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Açlık sınırının bir önceki aya göre 42 lira arttığı eylülde gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.674 liralık artışla 44 bin 873 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.715 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 6 bin 458 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 17 bin 764 lira ve yoksulluk sınırı ise 24 bin 221 liralık artış kaydetti.

Eylülde tam 21 bin çıkan açlık sınırı; bu yılsonuna kadar 17 bin lira olarak uygulanacak olan asgari ücretin 4 bin lira üzerine çıktı. Asgari ücret 65 bin 873 liralık yoksulluk sınırının ise sadece yüzde 25,8’ini karşılayabildi. Temmuzda 12 bin 500 liraya çıkarılan en düşük emekli aylığı ise açlık sınırının ancak yüzde 59,5’ini karşılayabiliyor.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar eylülde bir önceki aya göre 77 lira, yıllık olarak ise 2 bin 48 lira artarak 6 bin 96 lira oldu.

Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 4 lira azalırken, geçen yılın aynı ayına göre ise 125 liralık artışla 428 lira oldu.

Bir önceki aya göre 12 lira azalarak 4 bin 640 liraya inen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama son bir yılda ise 1.398 lira arttı. Meyve için harcanması gereken para önceki aya göre 77 lira azalırken, geçen yılın aynı ayına göre ise 645 lira artarak 2 bin 9 lira oldu.  Sebze için harcaması gereken tutar ise önceki aya göre 29 lira azaldı, geçen yılın aynı ayına göre ise 576 lira artarak 2 bin 424 lira olarak hesaplandı.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama eylülde değişmeyerek 1.761 lirada kalırken, pirinç ve bulgur harcamaları 9 lira artarak 844 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 10 liralık artışla 583 liraya çıktı.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama önceki aya göre 66 lira artarak 1.468 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise değişmedi ve 746 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre eylül açlık sınırı yetişkin erkek için 6 bin 131 lira, yetişkin kadın için 4 bin 813 lira, çocuk için 3 bin 495 lira ve genç için de 6 bin 560 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk dokuz aylık döneminde ise toplam 4 bin 517 lira artış kaydetti.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da eylülde 44 bin 873 liraya kadar çıktı.

Eylülde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları ortalama 1.902 liraya yükselirken, barınma (kira dâhil) harcamaları 11 bin 570 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 435 liraya, sağlık harcamaları 1.797 liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 13 bin 306 liraya yükseldi.

Haberleşme harcamaları 1.367 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.295 liraya, eğitim harcamaları 1.036 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 817 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 349 liraya kadar çıktı. Gıda dışı harcamalar bu yılın ilk dokuz aylık döneminde 14 bin 519 lira artış gösterdi.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise eylülde 65 bin 873 liraya tırmandı. Yoksulluk sınırında yılın ilk dokuz ayındaki artış ise 19 bin 35 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 24 bin 221 lira olarak gerçekleşti.”

Paylaşın

Dervişoğlu, Erdoğan’ın Üçüncü Defa Aday Olmasına Karşı

Erken seçim tartışmalarını ilişkin değerlendirme yapan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Erdoğan’ın üçüncü defa aday olmasına karşı çıkacaklarını belirterek, “Gerekli mücadeleyi vereceğiz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, NOW Haber’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erken seçim tartışmalarını ilişkin değerlendirme yapan Müsavat Dervişoğlu, özetle şu ifadeleri kullandı:

“Benim bu konuda duruşum net. Ben Süleyman Demirel gibi cebimde Anayasa ile geziyorum. Bu Anayasa’nın 101’inci maddesi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağını söylüyor. Ama kamuoyu araştırmalarında başka adaylarla Erdoğan’ın yarıştırıldığına şahit oluyoruz.

Erdoğan burada ‘ben bir yolunu bulacağım, Anayasa buna mani olsa bile ben önümüzdeki seçime aday olarak gireceğim ve bunun için de bazı çevreler benim bu emelime hizmet etmeye tarafımdan mecbur ve mahkum bırakılacak’ dedirtmek istiyor. Bu aslında kurgulanmış bir senaryo.

Eğer birileri Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığını konuşulabilir hale getirmek için bu siyasi manevraları yapıyorlarsa bu Anayasa’ya benim baktığım pencereden bakmıyorlardır.

Bu Anayasa yürürlükte olan bir Anayasa ise siyasi tartışmaların odağından Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkarılması lazımdır.

‘Biz Erdoğan’ı yenerek göndermek istyoruz’ gibi sırf Recep Tayyip Erdoğan’ı seçimde yenmek için olsa dahi Anayasa çiğnenmek isteniyorsa bu da yapılmaması gereken şeylerden biridir. Biz bu konuyla ilgili gerekli mücadeleyi vereceğiz.

Bunu Sayın Erdoğan gündeme getirmiyor. Kamuyoyu araştırmalarında diğer adaylarla Sayın Erdoğan’ı yarıştıranlar başkaları, Erdoğan’ın yeniden aday olmasını temin etmek üzere erken seçim kararını gündeme getirip tartışmayı açanlar başkaları.

Siz böyle yaparsanız bunlara bağlı olarak da Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü açacak yeni anayasal düzenlemeleri gündeme getirme stratejisi getirilir.

Bu nedenle benim söylediğimi CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel de söylerse Recep Tayyip Erdoğan bu tartışmanın dışına çıkar.

Cumhurbaşkanı adayı olmak için Erdoğan’ın Anayasa’yı çiğnemesiyle, yine bu Anayasa’yı tanımayarak onun aday olmasını temin etmeye yönelik adımlar atmanın birbirinden farkı yok.

İkisi de Anayasa’yı ve hükümlerini tanımamaktır. Dolayısıyla Erdoğan iki dönem seçilmesi gerekirken üç dönem seçilmiştir, muhalefet buna doğru bir biçimde geçmişte itiraz etmeyi becerememiştir. Çünkü zafer kazanma iştahıyla hareket etmiştir. Aynı durum şimdi de kapının önünde duruyor.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Yeni F-35 Teklifi

ABD’nin Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde muhafaza edilmesi şartıyla Türkiye’nin F-35 programına dahil edileceğini bildirdi. Türkiye’nin teklife sıcak bakmadığı belirtildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.”

Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesi, Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi için ABD’den yeni bir teklif geldiğini yazdı. Habere göre Washington yönetimi, Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde ABD kontrolünde muhafaza edilmesi şartıyla Ankara’nın F-35 programına dahil edileceğini bildirdi.

Haberde, şu ifadelere yer verildi: “Böylelikle Türkiye, Rusya ile olan sözleşmenin şartlarını veya bağlayıcı olabilecek herhangi bir maddeyi ihlal etmeden uluslararası arenada geri adım atmış gibi görünmekten kaçınmış olacak.”

Kathimerini’ye konuşan eski Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilisi Michael Rubin, Beyaz Saray ve Pentagon’un temmuz ayında teklifi üst düzey Türk yetkililere sunduğunu bildirdi. Rubin, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgedeki kaynaklarım, 1-2 Temmuz 2024’te Türkiye’ye yaptıkları ziyarette, Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Celeste Wallander ve Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa Kıdemli Direktörü Büyükelçi Michael Carpenter’ın yakın zamanda Türk mevkidaşlarıyla F-35 anlaşmasını yeniden canlandırmayı tartıştıklarını söylüyor. F-35 programına dahli karşılığında Türkiye’den S-400’leri ABD’ye teslim etmesi veya İncirlik Üssü’ndeki ABD kontrolündeki bölüme aktarması talep edildi.”

‘Her iki tarafın da söz konusu görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını istediğini’ ancak Türkiye’nin bu teklife sıcak bakmadığını yazan Kathimerini, müzakerelerdeki son durumu Pentagon Sözcüsü Javan Rasnake’e sordu. ABD’li yetkili, “2019’dan bu yana Türkiye’ye S-400 sistemini satın alma konusundaki tutumumuzu ve bunu yapmanın sonuçlarını ve mevzuatta yer alan sonuçlarını aktardık. ABD’nin bu konudaki tutumunda veya mevzuatında herhangi bir değişiklik olmadı” yanıtını verdi.

Rubin ise, F-35 programına katılımın, New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin gündeminde olacağını dile getirdi. Haberde, şu ifadeler ile devam edildi:

“Washington’daki hissiyat, Türkiye ile ilişkilerini sarsmaya devam eden ciddi sorunlara rağmen ABD’nin, S-400 sorunu çözüldükten sonra CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Ankara’nın F-35 programına yeniden dahil edilmesi konusunda ilerlemeye istekli olduğu yönünde.”

Dışişleri Bakanı Fidan’dan CAATSA açıklaması

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.

Ama biz olayın siyasi boyutunu yönetmede her türlü çabayı şu anda gösteriyoruz. Yaratıcı formüller, çözümler neler olabilir onlar üzerinde duruyoruz. Tabii Cumhurbaşkanımızın günün sonunda nihai yönlendirmesi, bakışı belirleyici olacak ama siyasi ayağını yakından takip ediyoruz. Bu konunun artık iki ülke ilişkilerinde bir ayak bağı olduğu konusunda en azından her iki taraf da hemfikir.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

CHP: Erken Seçim Kaçınılmaz

CHP Milletvekili Aşkın Genç, “İktidarın izlediği ekonomi politikaları sürdürülemez bir noktaya geldi. Bu, yalnızca bir mali kriz değil, tam anlamıyla bir yönetim krizidir” dedi ve ekledi:

“İktidarın uyguladığı bu ekonomi politikalarıyla sürdürülebilir bir gelecek mümkün değildir. Bu tablo gösteriyor ki erken seçim kaçınılmazdır. Bu hükümet, halkı yoksulluğa mahkum eden politikalarıyla ülkeyi daha büyük bir çıkmazın içine sokmadan çekilmelidir.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın merkezi yönetim bütçe verileri, Türkiye’deki ekonomik krizin ulaştığı boyuta ayna tuttu. Bakanlığın verilerine göre, merkezi yönetim bütçesi ağustos ayında 129 milyar 600 bin TL’lik açık verdi. CHP Milletvekili ve Ekonomist Aşkın Genç, merkezi yönetim bütçe verilerine yönelik BirGün’den Mustafa Bildircin‘e değerlendirmelerde bulundu.

CHP’li Genç, 2024 yılının ağustos ayına yönelik merkezi yönetim bütçe verilerinin, “İktidarın ekonomiyi yönetmedeki acizliğini ve Türkiye’nin ekonomik çöküşe hızla yaklaştığını” gözler önüne serdiğini ifade etti. Ağustos 2024’te 820,3 milyar TL harcama yapıldığını ve 690,7 milyar TL gelir elde edildiğini söyleyen Genç, “Bu da 129,6 milyar TL’lik korkunç bir bütçe açığına işaret ediyor” diye konuştu.

Faiz dışı giderlerin Ağustos 2024 itibarıyla Ağustos 2023’e göre yüzde 52,1 artış gösterdiğinin altını çizen Genç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, hükümetin popülist harcamalarla bütçeyi şişirdiğini ve geleceğimizi ipotek altına aldığını ortaya koymaktadır. Devletin faiz borçlarıyla boğuştuğu bu ortamda, halkımız enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında ezilmektedir.

Ancak, bu yük halkın sırtına bindirilirken iktidar, sanki ülkenin kaynakları sınırsızmış gibi umursamaz tavrını sürdürmeye devam ediyor. Devletin kasası hızla boşaltılıyor. Ağustos ayı bütçe giderleri geçen yıla oranla yüzde 45,8 oranında artarken gelirler bu harcamaları karşılamaktan çok uzak.

İktidarın izlediği ekonomi politikaları sürdürülemez bir noktaya geldi. Bu, yalnızca bir mali kriz değil, tam anlamıyla bir yönetim krizidir. İktidarın uyguladığı bu ekonomi politikalarıyla sürdürülebilir bir gelecek mümkün değildir. Bu tablo gösteriyor ki erken seçim kaçınılmazdır. Bu hükümet, halkı yoksulluğa mahkum eden politikalarıyla ülkeyi daha büyük bir çıkmazın içine sokmadan çekilmelidir.”

Paylaşın

Antonio Guterres: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Modası Geçti

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyanın raydan çıkmakta olduğunu ve yeniden rayına oturması için zor kararlara almaya ihtiyaç duyulduğunu için liderlere bu zirve çağrısında bulunduğunu belirterek, “Birleşmiş Milletler yaklaşık 80 yıl önce kurulduğunda 51 üye devlet vardı şimdiyse 193 üye ülke var ” dedi ve ekledi:

“Küresel ekonomi bugünkü büyüklüğünün on ikide birinden daha azdı. Sonuç olarak, barış ve güvenlik araçlarımız ve kurumlarımız ile küresel mali mimarimiz geçmiş bir dönemi yansıtmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin modası geçmiştir ve yetkileri aşınmaktadır. Yöntemleri reforme edilmediği takdirde, eninde sonunda tüm güvenilirliğini yitirecektir.”

İki gün sürecek ‘’Geleceğin Zirvesi’’, salı günü başlayacak 79’uncu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu üst düzey toplantıları öncesinde bugün liderlerin katılımıyla New York’ta başladı.

Aralarında sürdürülebilir kalkınmanın ve kalkınma için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanması, gelecek nesillerin küresel sorunlarının çözülmesi, teknoloji işbirliği, dijital işbirliği ve uluslararası barış ile güvenlik konusunda küresel işbirliği ve BM’nin yapısında gerekli reformlar için adım atılmasının da yer aldığı son yıllarda gerçekleşen en önemli ve tarihi bir anlaşma olarak nitelendirilen ’Gelecel Paktı’ 143 üye ülkenin ‘evet’ oyuyla kabul edildi.

Kabul edilen “Gelecek Paktı” BM’ye üye 193 ülkenin liderlerini ve hükümetlerini dünyadaki tüm insanların yaşamında fark yaratacak vaatleri gerçek eylemlere dönüştürmeye davet ediyor.

BM 79’uncu Genel Kurul Başkanı Philemon Yang, oylama sonrasında yaptığı teşekkür konuşmasında kabıul edilen ‘Gelecek Paktı’nın’, yalnızca acil krizleri ele almakla kalmayıp tüm halklar ve uluslar için sürdürülebilir, adil, barışçıl bir küresel düzenin temellerini atma sorumluluğunu temsil ettiğini söyledi. Yang, kabul edilen pakt ve eklerinde yer alan taahhütlerin BM’ye üye olan ülkelerin kolektif iradesini yansıttığını kaydetti.

“BM Güvenlik Konseyi’nin modası geçti”

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun haberine göre; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünyanın raydan çıkmakta olduğunu ve yeniden rayına oturması için zor kararlara almaya ihtiyaç duyulduğunu için liderlere bu zirve çağrısında bulunduğunu belirterek, ‘’ Birleşmiş Milletler yaklaşık 80 yıl önce kurulduğunda 51 üye devlet vardı şimdiyse 193 üye ülke var. Küresel ekonomi bugünkü büyüklüğünün on ikide birinden daha azdı. Sonuç olarak, barış ve güvenlik araçlarımız ve kurumlarımız ile küresel mali mimarimiz geçmiş bir dönemi yansıtmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin modası geçmiştir ve yetkileri aşınmaktadır. Yöntemleri reforme edilmediği takdirde, eninde sonunda tüm güvenilirliğini yitirecektir ‘’ dedi.

Guterres,’Gelecek Paktı’nın’, Küresel Dijital Sözleşme ve Gelecek Nesiller Bildirgesiyle birlikte yeni imkan ve fırsatlara giden yolları açtığını belirterek, ‘’Barış ve güvenlik konusunda, BM Güvenlik Konseyi’nin günümüz dünyasını daha iyi yansıtmasını sağlayacak ve Afrika, Asya-Pasifik ve Latin Amerika’nın tarihsel olarak yetersiz temsilini ele alacak reformlar konusunda bir atılım vaat etmektedirler. Daha hızlı bir barış sağlayacaktır. Kabul edilen pakta yer alan ‘Küresel Dijital Mutabakat , teknolojinin herkese fayda sağlaması gerektiği ilkesine dayanmaktadır. Yapay Zekanın uluslararası yönetişimine ilişkin ilk gerçek evrensel anlaşmayı içermektedir.

Hükümetleri, yapay zekâ konusunda bağımsız bir uluslararası Bilimsel Panel kurmaya ve Birleşmiş Milletler bünyesinde yapay zekânın yönetişimine ilişkin küresel bir diyalog başlatmaya davet etmektedir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde yapay zeka konusunda kapasite oluşturmak için ağları ve İnsan haklarına saygı, kültürel çeşitlilik ve toplumsal cinsiyet eşitliği her üç anlaşmada da yer almaktadır. Kadın düşmanlığının artması ve kadınların üreme haklarının geriye götürülmesi karşısında hükümetler, kadınların ve kız çocuklarının her alanda potansiyellerini gerçekleştirmelerinin önündeki yasal, sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmayı açıkça taahhüt etmişlerdir’’ dedi.

BM, ‘Gelecek Paktı’ ile ilgili yaptığı resmi açılamada, dünya liderlerinin bugün, ‘’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’’ ve Gelecek Nesiller Deklarasyonunu’’ içeren bir Gelecek Paktı kabul ettiğini, uzlaşı sağlanan ‘’Geleceğin Pakt’ı’’ ile uluslararası işbirliğini bugünün gerçeklerine ve yarının zorluklarına uyarlamak için yıllar süren kapsayıcı bir sürecin sonucu olduğunu duyurdu.

BM, son yılların en geniş kapsamlı uluslararası anlaşması olan ve tamamen yeni alanların yanı sıra onlarca yıldır üzerinde anlaşmaya varılamayan konuları da kapsayan ‘Gelecek Paktı’nın ‘, uluslararası kurumların, kuruldukları günden bu yana dramatik bir şekilde değişen bir dünya karşısında görevlerini yerine getirebilmelerini sağlamayı amaçladığını belirtildi.

Açıklamada, ‘’BM Genel Sekreter’in a Antonio Guterres’in söylediği gibi, “büyükanne ve büyükbabalarımız tarafından inşa edilen bir sistemle torunlarımıza uygun bir gelecek yaratamayız” ifadesini kullandı.

’Pakt anlaşması ülkelerin BM’ye uluslararası sisteme ve uluslararası hukuka olan bağlılıklarının güçlü bir ifadesinin dile getirilmesidir. Liderler, vaatlerini yerine getirebilen, günümüz dünyasını daha iyi temsil eden ve hükümetlerin, sivil toplumun ve diğer kilit ortakların enerji ve uzmanlığından yararlanan bir uluslararası sistem için net bir vizyon ortaya koymuşlardır’’ ifadesi kullanıldı.

Uzlaşı sağlanan paktın ekinde yer alan ‘’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’nde’’, ilk kez dijital işbirliği ve yapay zeka için kapsamlı küresel çerçeve çizildiği kaydedildi. ’Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi’’ne göre, teknolojinin herkesin yararına olacak şekilde tasarlanarak kullanılması ve yönetilmesi taahhüdü yer alıyor. Dünya liderleri imzaladıkları yeni paktla birlikte tüm insanlara, okulları ve hastanelere internet hizmeti sağlamak, dijital işbirliği kapsamında insan hakları ve uluslararası hukuka uymayı taahhüt ediyor.

Hükümetler, teknoloji şirketleri ve sosyal medyayı başta alanı başta çocuklar olmak üzere herkes için güvenli hale getirmeyi taahhüt ediyor. Paktta, yapay zeka kullanımına da uluslararası standartlar getirilerek devletlerden bu taahhütlerini yerine getirme güvencesi alınıyor. Gelecek Paktı’na göre, yapay zeka kullanımı için oluşturulacak iki küresel mekanizma oluşturulacak. “Uluslararası Bilimsel Panel” ve “Yapay Zeka Küresel Politika” belirlenecek bir yol haritasıyla yapay zekayı yönetecek.

Paylaşın

Fatih Erbakan: Sağda Yeni Bir İttifak Olabilir

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Sağ partilerin bir ittifak içinde cumhurbaşkanı adayı göstermesi, daha çok AK Parti’den oy alacak bir seçenek yaratmaktır. Öylesi bir ittifakın adayı CHP’nin adayından daha çok AK Parti’nin adayından oy kaydırır” dedi ve ekledi:

“CHP’ye bir şekilde eli gitmeyen o nedenle de sandığa gitmeyen kitle sandığa gider. Bazısı da CHP’nin adayına vermek istemese de “Mecburuz çünkü alternatif yok” diye oy verdi AK Parti’ye. Biraz önce anlattım. Sağ partilerden oluşacak bir ittifak, AK Parti’ye gönülsüz oy verenler için ciddi bir alternatif haline gelir. O yüzden de üçüncü bir ittifakın AK Parti’ye yarayacağını düşünmüyoruz.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, T24’ten Cansu Çamlıbel‘in sorularını yanıtladı. AK Parti’yle bir daha buluşmalarının mümkün olmadığını söyleyen Erbakan; “bundan sonrası için bir birliktelik olması ihtimalini görmüyoruz” dedi.

14 Mayıs seçimlerine dair “2023 seçimlerinde bizim çevre ‘CHP’ye iktidarı teslim etmeyin’ dedi; hem kendileri hem millet kurtulsun diye bir zeytin dalı uzattık” diyen Erbakan, bunun AK Parti tarafından değerlendirilmediğini ileri sürdü ve şöyle konuştu:

“14 Mayıs’a gittiğimiz günlerde görüşüne değer verdiğimiz insanlardan ve halkımızdan bize “Sizin kritik bir oyunuz var. Sizin desteğinizle CHP iktidarının gerçekleşmesi durumunda, sizin elinizle yıllar sonra yeniden CHP’li bir Cumhurbaşkanı Türkiye’de iş başına gelecek. Bu insanlar sizin babanızın öğrencileri. Birçoğu Milli Gençlik Vakfı’nda yetişmiş. Erbakan Hoca ile belki sizden çok anısı olan insanlar.

Sonuçta 15-20 sene öncesine kadar hep beraberdik. Siz eleştirdiğiniz konularda taleplerinizi ortaya koysanız, bir mutabakat sağlanması halinde AK Parti yöneticileri de yanlışlardan kurtulmuş olsa hem de milletin faydasına bir iş yapılmış olsa. CHP’ye iktidarı teslim etmek yerine, babanızın eski dava arkadaşlarının yanlışlardan dönmelerine vesile olun.

Sizin iktidara gelmeniz çok zaman alabilir” dediler. Biz de yaptığımız istişarelerin sonunda ekonomi, dış politika, sosyal politikalar alanındaki kırmızı çizgilerimizle ilgili hususları bu mutabakat metnine yazdık. Tabiri caizse onlara bir zeytin dalı uzattık. Hem kendileri kurtulsunlar hem millet kurtulsun yanlışlardan diye son bir çıkış yolu gösterdik.”

Erbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yorulduğunu ve artık siyaseti bırakması gerektiğini de ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Cumhurbaşkanı yaşlandı, yoruldu, yıprandı. Kadrosu yıprandı, yoruldu. Metal yorgunluğu konusunu yıllar önce söylemişti, şimdi artık metaller çok daha fazla yoruldu.

Artık aktörlerin değişmesi gerektiğine, iktidarın değişmesi gerektiğine inanıyoruz. Millete verebilecek herhangi bir şeyleri kalmadı. Son şanslarını da maalesef ellerinin tersiyle ittiler. Bizim yaptığımız fedakarlığı maalesef değerlendirmediler. Bundan sonra artık bir fedakârlık daha yapmamız, tekrardan aynı masada onlarla oturmamız bizden beklenmemelidir.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı. Dolayısıyla Türkiye’de artık mevcut iktidarla bir yere varılması mümkün değil. Bir değişim gerekiyor. Halk da artık aktörlerin de anlayışın da bu kadronun da değişmesi gerektiğini düşünüyor. 2028’e kadar ne milletin ne iktidarın dayanabileceğini düşünüyoruz.”

Erken seçim ihtimaline dair soruya ise Erbakan “2026 yılının ilkbaharında veya 2025’in sonbaharında bir erken seçim olabilir. Bir, bir buçuk sene içerisinde bir erken seçimde bir değişim olmasının Türkiye’nin faydasına olacaktır. Milletin de beklentisi bu yönde” diye yanıt verdi.

“Sağda yeni bir ittifak olabilir”

Önümüzdeki seçimlerde yeni bir sağ ittifaka da sıcak baktığını dile getiren Erbakan, böylesi bir ittifakın AK Parti’den oy alacağını belirterek şöyle konuştu: “Sağ partilerin bir ittifak içinde cumhurbaşkanı adayı göstermesi, daha çok AK Parti’den oy alacak bir seçenek yaratmaktır. Öylesi bir ittifakın adayı CHP’nin adayından daha çok AK Parti’nin adayından oy kaydırır.

CHP’ye bir şekilde eli gitmeyen o nedenle de sandığa gitmeyen kitle sandığa gider. Bazısı da CHP’nin adayına vermek istemese de “Mecburuz çünkü alternatif yok” diye oy verdi AK Parti’ye. Biraz önce anlattım. Sağ partilerden oluşacak bir ittifak, AK Parti’ye gönülsüz oy verenler için ciddi bir alternatif haline gelir. O yüzden de üçüncü bir ittifakın AK Parti’ye yarayacağını düşünmüyoruz.”

Fatih Erbakan, Narin Güran cinayetine dair de “Muhafazakâr yaşantıya sahip olduğu görülen bir ailede öyle bir şeyin yapılması ve bir cinayetin örtbas edilmeye çalışılması gerçekten de akıllara ziyan bir durum maalesef. Çok ibretlik bir olay” yorumunu yaparak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Demek ki şekilden ibaret olarak bazı şeyleri almışız biz. “Başımızı örtersek, cuma namazına gidersek, muhafazakâr ve dindar oluruz” gibi bir düşünce. Ama kalbimize bu inmemiş. Kalbimize inmediğini de gösteren bu gibi olaylar maalesef. Onu kalplere indirecek şekilde bir eğitimin verilmesi, bir düzenin kurulması ve toplumun bu yönde dönüştürülmesi çok önemli.

Demek ki dindarlık dilimizde. Maalesef bugün iktidardaki kadrolar yolsuzluk ve rüşvet gibi birçok suiistimallerle, adaletsizlikle suçlanıyorlar. Oysa aynı insanlar senede üç kere umreye giden, nafile ibadetlerini bolca yapan, eşleri başörtülü, kendileri imam hatip mezunu kişiler. Demek ki orada olan şekilden ibaret bir İslam anlayışı, bir ahlak anlayışı. Bu olayda da maalesef bunu görüyoruz.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda Mehmet Şimşek’e İnanç Yüzde 50’nin Altında

Cumhur İttifakı’nda Şimşek’in uyguladığı ekonomi politikalarının başarılı olacağına dair inan yüzde 50’nin altında. AK Parti’ye oy verme eğilimindeki seçmenlerin yüzde 45’i, MHP seçmeninin yüzde 33’ü Şimşek’in başarılı olacağını düşünüyor.

Mehmet Şimşek tarafından uygulanan ekonomi politikalarının yurttaşların ekonomik sıkıntılarını gidereceğine inananların oranı yüzde 20’de kaldı. Şimşek programının başarılı olacağına inanmayanların oranı ise yüzde 68 seviyesinde kaydedildi. Cevap yok – bilmiyorum diyenlerin ise oranı 11,9 olarak ölçüldü.

Yöneylem Araştırma’nın 13-16 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdiği araştırmada katılımcılara, ‘Şimşek programı olarak adlandırılan ekonomi politikalarının vatandaşların ekonomik sıkıntılarını gidereceğine inanıyor musunuz? Sorusu soruldu.

Türkiye Siyaset Araştırması’na göre Mehmet Şimşek tarafından uygulanan ekonomi politikalarının yurttaşların ekonomik sıkıntılarını gidereceğine inananların oranı yüzde 20’de kaldı. Şimşek programının başarılı olacağına inanmayanların oranı ise yüzde 68 seviyesinde kaydedildi. Cevap yok-Bilmiyorum diyenlerin ise oranı 11,9 olarak ölçüldü.

Cumhur İttifakı’nda Şimşek’in başarılı olacağına dair inan yüzde 50’nin altında. AK Parti’ye oy verme eğilimindeki seçmenlerin yüzde 45’i, MHP seçmeninin yüzde 33’ü Şimşek’in başarılı olacağını düşünüyor.

Paylaşın