İmamoğlu’ndan “Kayyım” Tepkisi: İktidar Kontrolü Kaybetti

DEM Partili belediyelere kayyım atanmasına ilişkin açıklama yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEM Partili belediyelere kayyım atanmasına tepki gösterdi. Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor. Daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla aileleri barıştıran Ahmet Türk bu hafta terörist oldu.

Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekliliği esastır. Seçilmiş görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş yani Meclis üyelerinden biri gelir. Seçme yetkisi sadece seçmene aittir ve devredilemez. BM Habitat toplantısı için geldiğim Kahire’den bu akşam dönüyor ve yarın Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni’ni olağanüstü topluyoruz.”

“Uyarıyorum, söz bitmek üzeredir”

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile, Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne bu sabah İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasına tepki gösterdi. Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bu sabah Türkiye’de barış denilince ilk akla gelen siyasette diyaloğun en önemli isimlerinden Ahmet Türk ile birlikte iki seçilmiş belediye başkanına daha kayyum atandı. Günlerdir yaşananlardan hiçbir ders almadan, Söylenenlere hiç kulak asmadan, Seçimde kazanamadığı belediyelere el koyan, Islah edemediği siyasetçileri darbeyle görevden almaya cüret eden, Zihni bozuk, kalbi kötü, eli kirli, utanmaz arlanmaz bir pişkinlikle muhatabız. Uyarıyorum, Söz bitmek üzeredir. Bu kötülükle mücadele etmek için ne gerekiyorsa o yapılacaktır.”

Ne olmuştu?

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Açıklamada belediye başkanlarının “geçici bir tedbir olarak” İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyım olarak atandı.

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevden alınmasına, Kobani davasında 10 yıl hapis cezası alması ve hakkında devam eden dava ve soruşturmalar gerekçe gösterildi.

Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ün ve Şanlıurfa Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ın görevden uzaklaştırılması konusunda da “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan aldıkları 6 yıl hapis cezaları ve haklarında “silahlı terör örgütüne üye olma suçundan” yürütülen soruşturma gerekçe gösterildi.

Türk, Sönük ve Karayılan’ın görevden alınmasıyla birlikte 31 Mart yerel seçimlerinden bu yana yerine kayyım atanan belediye sayısı beşe çıktı. DEM Parti Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atanmıştı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy atandı. Akış ve Özer, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı.

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Zaman Alıyor

TÜİK’in açıkladığı ekim ayı enflasyon verilerini değerlendiren “Ekimde yıllık enflasyon mayısa göre 26,9 puan gerileyerek yüzde 48,6 oldu. Temel mallarda yıllık fiyat artışı yüzde 28,5, ataletin yüksek olduğu hizmetlerde ise yüzde 69,8 gerçekleşti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Özellikle geriye dönük fiyatlama davranışının yüksek olduğu kira ve eğitim grubunda yıllık artışlar enflasyondaki düşüşü sınırlandırıyor. Katılıkların giderilmesi zaman alıyor ancak bu konudaki gelişmeler olumlu.”

Ekim ayında enflasyon yıllık yüzde 48,58 ve aylık yüzde 2,88 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Ekonomistler aylık enflasyonun yüzde 2,5, yıllık fiyat artışlarının ise yüzde 48 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyordu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden, ekim ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Ekimde yıllık enflasyon mayısa göre 26,9 puan gerileyerek yüzde 48,6 oldu. Temel mallarda yıllık fiyat artışı yüzde 28,5, ataletin yüksek olduğu hizmetlerde ise yüzde 69,8 gerçekleşti.

Özellikle geriye dönük fiyatlama davranışının yüksek olduğu kira ve eğitim grubunda yıllık artışlar enflasyondaki düşüşü sınırlandırıyor. Katılıkların giderilmesi zaman alıyor ancak bu konudaki gelişmeler olumlu. Ekimde 12 aylık enflasyon beklentilerinin tüm kesimlerde son iki buçuk yılın en düşük seviyesine gerilemesi hizmet enflasyonundaki ataletin kırılması için önemli.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da, sosyal medya hesabı üzerinden, ekim ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Toplumsal refahı artırmak amacıyla uyguladığımız ekonomi programı ile dezenflasyon sürecinin önümüzdeki dönemde daha da güçlenmesini ve tek haneli enflasyon hedefimize ulaşmayı hedefliyoruz. Programımıza duyulan güvenin neticesinde dezenflasyon sürecini tesis etmeye devam ediyoruz.

Tüketici fiyatları ekim ayında yüzde 2,88 oranında artmıştır. Yıllık enflasyon yüzde 48,58 düzeyine inmiş, son 5 ayda yıllık enflasyondaki azalış 27 puana yaklaşmıştır. Ekim ayı enflasyonunda gıda fiyatlarının etkisi hissedilirken, sezon geçişinin de etkisiyle taze meyve ve sebze grubunda fiyat artışları yaşanmıştır. Bununla birlikte tüm geçici etkiler arındırıldığında, çekirdek enflasyon göstergelerindeki aylık değişimler bir önceki aya kıyasla azalmış, yıllık enflasyon düzeyleri gerilemiştir.

Ayrıca yurt içi üretici fiyatlarındaki gidişat, tüketici fiyatları üzerindeki maliyet yönlü baskının giderek hafiflediğini göstermektedir. 2024 yılının son çeyreğinde dönemsel fiyatlama etkisinin azalmasını, hizmet enflasyonunda iyileşmenin gerçekleşmesini ve küresel emtia fiyatlarındaki olumlu seyrin dezenflasyon sürecine katkı vermesini bekliyoruz.”

Enflasyon; TÜİK’e göre yüzde 48, ENAG’a göre yüzde 89

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre fiyat artışları yıllık yüzde 48,58 ve aylık yüzde 2,88 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti.

Ekonomistler aylık enflasyonun yüzde 2,5, yıllık fiyat artışlarının ise yüzde 48 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyordu.

TÜİK’e göre bir önceki yılın aynı ayına kıyasla en az fiyat artışı yüzde 26,14 ile ulaştırma grubunda yaşandı. Aynı dönemde en fazşa fiyat artışı yüzde 93,66 ile eğitimde kaydedildi. Aylık bazda ise TÜFE artışının en yüksek olduğu grup yüzde 14,32 ile giyim ve ayakkabı oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hesaplamasına göre ise enflasyon yıllık bazda yüzde 89,77 seviyesinde gerçekleşti. Fiyat artışları aylık bakıldığında yüzde 5,57 oldu.

Bu ayın enflasyon verisiyle birlikte Kasım’da yapılacak kira zammı hesaplamasında dikkate alınan TÜFE oranı da belli oldu. TÜİK’e göre Ekim’de 12 aylık ortalamalara göre TÜFE yüzde 62,02 seviyesinde gerçekleşti.

Kira artışlarında yüzde 25 üst sınır uygulamasına Temmuz ayında son verilmişti.

TÜİK; vergi, harç ve ceza artışlarının hesaplamasında kullanılan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini de açıkladı. ÜFE’de artış yıllık yüzde 32,24, aylık yüzde 1,29 oldu.

“Yeniden değerleme oranı” olarak baz alınan on iki aylık ortalamalara göre Yİ-ÜFE ise yüzde 43,93 artış gösterdi. Gelecek yıldan itibaren ehliyet, pasaport, Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), gelir vergisi gibi birçok kalemde bu oranda zam uygulanması bekleniyor. Ancak ilgili kanun uyarınca Cumhurbaşkanının yeniden değerleme oranını yüzde 50’ye kadar azaltma veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi bulunuyor.

Paylaşın

Özel’den “Kayyım” Uyarısı: Söz Bitmek Üzere

DEM Partili belediyelere kayyım atanmasına ilişkin konuşan Özgür Özel, “Günlerdir yaşananlardan hiçbir ders almadan, söylenenlere hiç kulak asmadan, seçimde kazanamadığı belediyelere el koyan, ıslah edemediği siyasetçileri darbeyle görevden almaya cüret eden, zihni bozuk, kalbi kötü, eli kirli, utanmaz arlanmaz bir pişkinlikle muhatabız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Uyarıyorum, söz bitmek üzeredir. bu kötülükle mücadele etmek için ne gerekiyorsa o yapılacaktır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile, Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne bu sabah İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasına tepki gösterdi. Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bu sabah Türkiye’de barış denilince ilk akla gelen siyasette diyaloğun en önemli isimlerinden Ahmet Türk ile birlikte iki seçilmiş belediye başkanına daha kayyum atandı. Günlerdir yaşananlardan hiçbir ders almadan, Söylenenlere hiç kulak asmadan, Seçimde kazanamadığı belediyelere el koyan, Islah edemediği siyasetçileri darbeyle görevden almaya cüret eden, Zihni bozuk, kalbi kötü, eli kirli, utanmaz arlanmaz bir pişkinlikle muhatabız. Uyarıyorum, Söz bitmek üzeredir. Bu kötülükle mücadele etmek için ne gerekiyorsa o yapılacaktır.”

“Mardin’in iradesine üçüncü kez darbe vurdular”

Öte yandan Sözcü gazetesini ziyaret eden Özgür Özel, burada açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamaları şöyle: “Meclis Başkanı’nı kullanarak Anayasa’nın ilk dört maddesini tartışmaya açmayı göze aldılar. Biz Anayasa değişikliğinde yokuz. İsrail saldıracak gündemi yarattılar, kapalı oturumunda anlat dedik, iddiaların altını doldurmadıklarını ifşa ettik, o gündemden de aradıklarını bulamadılar.

Son yaptıkları son iş milletin yerel seçim iradesine darbe yapmak oldu. Önce Esenyurt’un iradesine darbe yaptılar, şimdi de Mardin, Batman ve Halfeti ile devam ediyorlar. Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz. Demokrasilerde sözün bitmemesi lazım. Seçmenin kullandığı oyu ve siyasi muhatapları dikkate almayıp elindeki gücü asimetrik olarak, barbarca kullanan bu küstah anlayışa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

İlk uçakla Mardin’e gideceğini belirten Özel, “Esenyurt gündemiyle ilgili 4 gündür İstanbul’daydık. İlk uçakla Mardin’e gideceğim. Diyarbakır’dan Mardin’e geçecekken TUSAŞ’a saldırı olmuştum, dönmüştüm. Ahmet Türk’ün yanında olacağım. Ahmet Türk barış güvercini, bilge kişidir. Mardin’in iradesine üçüncü kez darbe vurdular” dedi.

Paylaşın

Otomotiv Pazarı Ekim Ayında Da Geriledi

2024 yılının ilk on aylık döneminde, otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 1,2 oranında azalarak 947 bin 166 adet olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Otomobil satışları, 2024 yılının ilk on aylık döneminde, geçen yıla göre yüzde 0,2 oranında artarak 750 bin 935 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 6,3 azalarak 196 bin 231 adet oldu.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı Ekim ve Ocak – Ekim 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 yılının ilk on aylık döneminde, otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 1,2 oranında azalarak 947 bin 166 adet olarak gerçekleşti.

Otomobil satışları, 2024 yılının ilk on aylık döneminde, geçen yıla göre yüzde 0,2 oranında artarak 750 bin 935 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 6,3 azalarak 196 bin 231 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı ekim ayında yüzde 4 azalırken, otomobil pazarı yüzde 8,4 azaldı ve hafif ticari araç pazarı ise yüzde 15,2 oranında arttı. Ekim ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı bir önceki ekim ayına göre yüzde 4 azalarak 97 bin 274 adet oldu.

Ekim ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,4 azalarak 75.662 adet olurken, hafif ticari araç pazarı yüzde 15,2 artarak 21 bin 612 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık ekim ayı ortalama satışlara göre yüzde 40,1 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık ekim ayı ortalama satışlara göre yüzde 41 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık Ekim ayı ortalama satışlara göre yüzde 37,1 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 86,3’ünü vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 415 bin 671 adetle yüzde 55,4 pay, B segmenti otomobiller 228 bin 142 adetle yüzde 30,4 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller ( yüzde 56,2 pay, 422 bin 374 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 25,8 pay ve 193 bin 540 adet satış ile Sedan, yüzde 16,8 pay ve 126 bin 477 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 471 bin 900 adetle yüzde 62,8 pay, Hibrit otomobil satışları 126 bin 977 adetle yüzde 16,9 pay, Dizel otomobil satışları 77 bin 113 adetle yüzde 10,3 pay, Elektrikli otomobil satışları 69 bin 744 adetle yüzde 9,3 pay ve Otogazlı otomobil satışları 5 bin 201 adetle yüzde 0,7 pay aldı.

Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 76,4 artarak yüzde 7,6 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 23,3 azalarak yüzde 1,7 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 10,7 azalarak yüzde 73,0 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 2,1 azalarak yüzde 0,6 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 20,6 azalarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 204 bin 507 adetle yüzde 27,2 pay, 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 186 bin 345 adetle yüzde 24,8 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 682 bin 809 adetle yüzde 90,9 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 68 bin 126 adetle yüzde 9,1 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 73,7 pay ve 144 bin 542 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 13,1 pay ve 25 bin 794 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

DEM Partili Üç Belediyeye Kayyım: Mardin, Batman Ve Halfeti

DEM Partili Mardin Büyükşehir, Batman ve Şanlıurfa’nın Halfeti ilçe belediyesine kayyım atandı. Üç belediye başkanının görevden alınmasına, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gerekçe gösterildi.

Haber Merkezi / Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyım olarak görevlendirildi.

Kararlar, sabah saatlerinde İçişleri Bakanlığı tarafından sosyal medya hesabından duyuruldu. İçişleri Bakanlığı, üç belediye başkanının da “Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığını” belirtti.

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün yerine Vali Tuncay Akkoyun’un, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp’in ve Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu’nun kayyum atandığı belirtildi.

31 Mart seçimlerinde Mardin’de DEM Parti adayı Ahmet Türk oyların yüzde 57,4’ünü, Batman’da Gülistan Sönük yüzde 64,5’ini, Halfeti’de yenilenen seçimde ise Mehmet Karayılan oyların 39,4’ünü alarak başkan seçilmişti.

İçişleri Bakanlığı açıklamasında, Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Türk’ün “geçici bir tedbir olarak” görevden uzaklaştırılmasına, Ankara’da görülen Kobani davasından aldığı ceza ile Mardin’de yürütülen bir soruşturma gerekçe gösterildi.

Türk’ün, “Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2021/6 esas sayılı Kobani davası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezası alması”; “Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2022/142 esas sayılı dosyası kapsamında terör örgütü propagandası yapmak suçundan davasının devam etmesi” ve “Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2024/7685 sayılı soruşturma dosyası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma” gerekçe gösterildi.

“Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır” denildi.

Bakanlık, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ün görevden uzaklaştırılması için de, “Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2023/70 esas sayılı dosya kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması”; Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2023/14816 esas sayılı soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü propagandası yapmak suçundan yürüttüğü soruşturmanın devam etmesi” ve “Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2024/7894 esas sayılı soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmanın devam etmesi” gerekçe gösterildi.

Gülistan Sönük, 31 Mart yerel seçimlerinde yüzde 64,52 ile Türkiye’de il bazında en yüksek oy alan aday olmuştu. Kullanılan 203 bin 215 oyun 122 bin 143’ünü alan 31 yaşındaki Sönük, en yakın rakibi HÜDA-PAR adayının dört katından fazla oy almıştı.

İçişleri Bakanlığı, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ı da silahlı terör örgütüne üye olma suçundan daha önce ceza aldığı ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmanın devam ettiği gerekçeleriyle görevden uzaklaştırdı.

Murat Karayılan, 31 Mart’taki seçimlerin oyların çalındığı gerekçesiyle iptal edilmesinin ardından tekrarlanan seçimleri kazanmıştı.

İçişleri Bakanlığı, Murat Karayılan’ın görevden uzaklaştırılmasına gerekçe olarak, “Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2020/136 esas sayılı dosyası kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası almasını” ve “Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısının 2024/466 esas sayılı soruşturma kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmanın devam etmesini” gösterdi.

DEM Parti’den kayyım kararına tepki

DEM Parti Merkez Yönetim Kurulu, kayyım atanmasına ilişkin yayınladığı yazılı açıklamada, “Kayyım darbesinde ısrar etmek siyasi tükenmişliğin göstergesidir. Bu gayrimeşru darbeci anlayışa karşı herkes en yüksek düzeyde sesini ve itirazını yükseltmelidir,” ifadelerine yer verdi.

Açıklamada, “Asla boyun eğmeyeceğiz, asla mücadeleden geri durmayacağız. Eğer iktidar iflas etmiş bu yöntemlerle başarılı olacağını düşünüyorsa çok büyük yanılacaktır. Halkımız da her şart ve koşulda kendi iradesine sahip çıkacaktır,” denildi.

Mardin’de eylem yasağı

Mardin Valiliği Pazartesi günü resmi internet sitesi üzerinden yaptığı duyuruda, il genelinde açık ve kapalı yer toplantıları, yürüyüş, basın açıklaması, oturma eylemi gibi etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını belirtti.

“Açık alanlarda yapılmak istenilen toplanma, her türlü açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantıları, miting, yürüyüş, basın açıklaması, açlık grevi, oturma/nöbet eylemi stant açma, çadır kurma, drone çekim faaliyetleri, anket yapılması, bildiri/broşür dağıtma, afiş/pankart asma vb. her türlü eylemin,

2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. Maddeleri ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. Maddesi hükümleri gereğince; Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler hariç olmak üzere, Mardin il sınırları içerisinde (İl merkezi, İlçeler, Polis ve Jandarma sorumluluk bölgelerinin tamamı) 04.11.2024 Pazartesi günü saat 07:00’dan 14.11.2024 Perşembe günü saat 07:00’ a kadar 10 (on) gün süre ile Yasaklanmıştır,” ifadelerine yer verildi.

“Pes etmek yok”

Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, şunları kaydetti: “Asla pes etmek yok. Demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinden geri adım atmayacağız. Halk iradesinin gaspına geçit vermeyeceğiz. Bu böyle bilinsin!”

Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla kayyum atanmasına tepki gösterdi. Sönük mesajında, “31 Mart seçimlerinde Türkiye geneli en yüksek oy oranıyla kadınların gençlerin ve  halkımızın emeği ile aldığımız belediyemiz bize hiç bir tebligat yapılmadan bu sabah itibarıyla gasp edilmiştir. Bizler bu talan ve gaspçı rejimi kabul etmedik etmeyeceğiz. Belediyeler halkındır” ifadelerini kullandı.

CHP’den tepki

Kayyum kararına ana muhalefetten de tepki geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu sabah Türkiye’de barış denilince ilk akla gelen siyasette diyaloğun en önemli isimlerinden Ahmet Türk ile birlikte iki seçilmiş belediye başkanına daha kayyum atandı. Günlerdir yaşananlardan hiçbir ders almadan, söylenenlere hiç kulak asmadan, seçimde kazanamadığı belediyelere el koyan, ıslah edemediği siyasetçileri darbeyle görevden almaya cüret eden, zihni bozuk, kalbi kötü, eli kirli, utanmaz arlanmaz bir pişkinlikle muhatabız. Uyarıyorum, söz bitmek üzeredir. Bu kötülükle mücadele etmek için ne gerekiyorsa o yapılacaktır” ifadelerini kullandı.

CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel de, “Erdoğan ve AKP’nin düşüncesine göre, AKP’li olmayan, AKP’yi seçmeyen, AKP’yi desteklemeyen herkes teröristtir, vatan hainidir” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEM Partili belediyelere kayyum atanması üzerine sosyal medyadan yaptığı açıklamada, Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni’nin yarın olağanüstü toplanacağını duyurdu.

İmamoğlu’nun mesajı şöyle: “İktidar kontrolü kaybetti, tutarsız ve ciddiyetsiz savrulmalar yaşıyor. Daha bir hafta önce Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla aileleri barıştıran Ahmet Türk bu hafta terörist oldu. Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekliliği esastır. Seçilmiş görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş yani Meclis üyelerinden biri gelir. Seçme yetkisi sadece seçmene aittir ve devredilemez. BM Habitat toplantısı için geldiğim Kahire’den bu akşam dönüyor ve yarın Türkiye Belediyeler Birliği Encümeni’ni olağanüstü topluyoruz.”

DEM Partili üç belediyeye kayyım atanmasına tepki gösteren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yasa değişikliği yapılarak, görevden alınan belediye başkanlarının yerine bir belediye meclisi üyesinin getirilmesini önerdi.

Yavaş sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Hukukçu olarak görüşüm; TBMM’nin acilen ilk toplantıda yasa değişikliği yaparak görevden alınan başkanın yerine belediye meclisinden birinin seçilmesini sağlayıp seçmen iradesinin belediyeye yansımasını sağlamasıdır” dedi.

Yavaş’ın paylaşımı şöyle: “Bugün yine kayyum atamalarıyla güne başladık. Öncelikle burada savunulması gereken kişilerden bağımsız olarak hukuk ve demokrasidir. Demokrasilerde bazen seçim kazanılır, bazen seçim kaybedilir. Hiç istemediğiniz birisini halk seçebilir. Önemli olan bunun içe sindirilmesidir. Bir yandan hakkında hüküm olanlar kayyum atanacağını bile bile aday yapılırken (en azından geçmiş yılların öngörüsü ile) diğer yandan idare-seçim-YSK bu adayların adaylıklarına neden izin verdiği sorgulanmalıdır. Milletin iradesinin bu şekilde yok sayılması artık seçmenin sandıktan iyice uzaklaşması sonucunu doğuracaktır. Bırakın belediye başkanlarını halk yaptıklarını ve yapamadıkları hizmetlerle değerlendirsin. Partiler de adaylarını buna göre belirleyip adeta meydan okur gibi aday tespit etmesin.”

Paylaşın

Bülent Arınç’tan “Abdullah Öcalan” Yorumu: Meclis’e Gelecekse Genel Af Olması Lazım

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın ‘umut hakkını’ kullanması ve Meclis’te konuşma yapması’ yönündeki çağrısını değerlendiren Bülent Arınç, Öcalan’ın Meclis’e gelip konuşma yapmasının hukuken ve Meclis gelenekleri açısından mümkün olmadığını söyledi:

“Meclis’e gelmesini ben katiyen mümkün görmüyorum. Bir genel af çıkacaksa bunu düşünebiliriz. Ve bu yerinde de olabilir. Ama devlet hayatımdan biliyorum, askerlikte erken terhis bu tarafta da genel af konuşulmamalı. Yapılacaksa yapılmalı ve iş bitmeli.”

Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) kurucularından Bülent Arınç, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerle el sıkışmasıyla başlayan ve PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) grubunda konuşmaya davet etmesine uzanan süreci değerlendirdi.

T24’ten Cansu Çamlıbel‘in sorularını yanıtlayan Bülent Arınç, Can Atalay davasındaki tutumu nedeniyle Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’a da ‘kendini bilmez’ ifadesiyle seslendi. Arınç, “Maalesef hukuk politikalarına yön veren Uçum soyadlı bir zat, milli yargı, milli olmayan yargı ayrımını yaparak literatüre çok saçma sapan bir şey soktu. Bunun süratle düzeltilmesi lazım” dedi.

MHP lideri Bahçeli’nin Öcalan çağrısını değerlendiren Arınç, “Bahçeli’nin ‘Öcalan çıksın, tecrit kalksın, gelsin Meclis’te konuşma yapsın’ sözlerini duyunca önce inanamadım. ‘Bu sözler gerçekten Bahçeli’ye mi ait? Nerede konuştu?’ diye hemen danışmanlarımı aradım. Çünkü bu, ondan beklenecek bir şey değil. Her gün ‘o kapatılsın, bu kapatılsın, onu kapatmayanları biz kapatalım, asalım, keselim’ bu havalarda olan bir insanın hiç olmayacak bir iddiayla konuşuyor olmasına herkes tabii şaşırdı. O nedenle de ‘Heralde yeni bir süreç başlayacak ve bu süreçte Türkiye’nin kadim bir sorunu olan -bana göre de bir beka meselesi haline gelen- terörünün tamamen bitirilmesini gündeme getirecekler’ diye düşündüm. Arkadan gelişmeleri takip etmeye başladım. Sayın Cumhurbaşkanımız öncelikle bu konuların üzerine gitmedi. Hatta BRICS toplantısından dönerken uçakta böyle bir sorunun sorulmadığını düşündük” dedi.

Öcalan’ın meclis kürsüsünde konuşma yapmasının mümkün olmadığını belirten Arınç, şunları söyledi: “Bir defa baştan sonda söyleneceği söyleyeyim; bu haliyle Meclis’e gelip konuşma yapması mümkün değil. Hukuken de mümkün değil Meclis gelenekleri açısından da. Ben beş yıl Meclis iç tüzüğünü uygulamış bir insanım. Öcalan gibi bir insan nasıl gelecekmiş Meclis’e, özel izinle mi gelecek? Olmaz. Öcalan şu an, özel izinle sadece kendi birinci derece yakınlarının cenazesi için kolları kelepçeli, arkasında yüzlerce jandarma olan bir şekilde çıkartılabilir. Ben bunu daha önce 15 Temmuz’da tutuklanan bir akrabam üzerinden anlatmıştım. 15 Temmuz sonrası olağanüstü hal döneminde, eşimin amcasının oğlu, Manisa’da sağlık müdürüydü ve tutuklanmıştı.

Cenazede, diğer siyasilerin ve yetkililerin katılmadığı bir ortamda, Özgür Özel olaya müdahil oldu ve tutuklu yakınımızın kelepçelerinin çözülmesi için çaba gösterdi. Bu durumu ben ‘Özel benim kahramanımdır’ diye bir yerde anlatmıştım. Yani bir hükümlünün bugün özel izinle gelip mecliste konuşması mümkün değil. Bir defa, Meclis’in grup salonları Meclis faaliyetlerinden sayılır. Grup toplantısındaki konuşmalar da dokunulmazlık kapsamındadır. 125. maddeye göre mahkûm edilmiş bir insanın doğrudan gelip Meclis’te konuşmasına zaten hiç kimse izin vermez de diyelim ki bunu yaptılar…

Diyelim ki Öcalan’ı getirip Meclis’te DEM Parti grubunda konuşturdular, hiçbir şey olmasa Cumhuriyet Başsavcısı ertesi gün o parti hakkında Öcalan’ı konuşturduğu için doğrudan kapatma davası açar.”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan ‘Ahmak davasını’ değerlendiren Bülent Arınç, şunları söyledi: “Ahmak’ kelimesinden dolayı ceza da gelmez, yasak da gelmez. Dünya değişmedikçe, kıyamet kopmadıkça, hak, hukuk veya adalet varsa böyle bir şey olmaz. Bugün herkes bundan bin misli daha kötüsünü birbirine söylüyor. Cumhurbaşkanımızdan başlayarak herkesin sarf ettiği kelimeler de hala hafızalarda, belleklerde duruyor. Ekrem İmamoğlu sarf ettiği bu kelimenin muhatabının YSK değil, farklı olduğunu söylüyor. Ekrem İmamoğlu onu herhalde Sayın Süleyman Soylu’ya da hitaben söylemiş. Yüksek Seçim Kurulu’nun da bundan dolayı şikayetçi olmadığını söylüyor.

Bilirkişiye bile ihtiyaç olmadan beraat kararı verilebilecek bir konuda bilirkişi de böyle söylüyorsa, bilirkişi raporu bu meseleyi bitirmeye yeterli olurdu. İstinafa geldiğine göre orada da mutlaka tartışılıyordur. Bundan dolayı, iki yıl aşan bir mahkûmiyet kararının onanması mümkün değil. Olmaması gerekir. Bence bu konuyu her gün gündeme getirmeden yargıya güvenmek zorundayız. Çünkü yargı etki altında kalabilir. Yani her gün kendisini muhatap alan bir konuşmayla yargı olağandan farklı bir kararı da gidebilir. Bence orayı rahat bırakalım.”

“Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne kadar Bahçeli kadar ileri cümleler kurmadı. Siz de pek çoğumuz gibi kendisi yerine Bahçeli’yi konuşturarak zemin yokladığını düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Bülent Arınç, şöyle dedi:

“Ağızdan çıkan lafa bakarım. Kimsenin kalbini yarıp görme, dinleme imkânım yok. Böyle dışarıdan bakarak da yorum yapmak doğru değil. Şimdi burada aslında başladığımız yere dönmemiz lazım bizim. Biz Bahçeli’nin konuşması üzerine bir şeyler söylemeye çalışıyorduk. Nerelere girdik? Bu insan neden Meclis’e gelecek? Dışarıya çıkma imkânı varsa gitsin bir lüks otelde veya bir küçük toplantı yerinde yapsın bunu.

İçişleri Bakanlığı ona bir yer de tahsis edebilir. Orada ne söyleyecekse söylesin. Yani Meclis’e gelmesini ben katiyen mümkün görmüyorum. Bir genel af çıkacaksa bunu düşünebiliriz. Ve bu yerinde de olabilir. Ama devlet hayatımdan biliyorum, askerlikte erken terhis bu tarafta da genel af konuşulmamalı. Yapılacaksa yapılmalı ve iş bitmeli.”

“Selahattin Demirtaş’ın ismini ifade etmenizin ona zarar vereceğini mi düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine ise Arınç, “Ona zarar vereceğini düşünüyorum evet. Ben 2020’de Habertürk’te bir program yaptım. Haksız tutuklamaya karşı çıktım. Orada iki tane gazeteci vardı. Bu isimleri verdiler. ‘Onlar da olabilir’ dedim. Ondan sonra Bahçeli bir başladı, A’dan Z’ye kadar hakaret küfür. Arkasından bizim dostumuz, eski dostumuz Cumhurbaşkanımız, o da ondan aşağı kalmadı” dedi.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Ekonomik Kriz: Yoksulluğa Karşı Neyden Tasarruf Ediliyor?

İzmir Barometresi araştırmasına göre; İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan; sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler.

İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (Bayetav), yılda dört kez yayınlayacağı ve İzmir’in sosyolojik fotoğrafını çekerek kamuoyu ile paylaşacağı İzmir Barometresi araştırmalarının ilkini tamamladı.

Bayetav İzmir Barometresi, İzmirlilerin yereldeki sorunlara ilişkin önceliklerine, Türkiye’nin güncel meselelerine ilişkin değerlendirmelerine, İzmir’de yaşama hangi duygu ve kimliklerin hakim olduğuna periyodik olarak ışık tutmayı amaçlıyor.

Araştırmanın saha çalışması 30 Eylül – 3 Ekim tarihlerinde, bilgisayar destekli telefon anketi (CATI) yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında İzmir’in 30 ilçesinden 614 kişi ile görüşüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 50’si erkek, yüzde 50’si kadınlardan oluşuyor.

İzmirlilerin, son zamanlarda en şiddetli hissettikleri duyguların stres ve kaygı (6.8) olduğu görülüyor. Güvensizlik (5.5) ve öfke (5.4) gibi diğer ilişkili negatif duyguların puanı da ortalamanın üzerinde çıkıyor.

İzmirlilerin en yoğun yaşadığı duygular kaygı ve stres olsa da; bu duyguların şiddeti gelir durumu ile son derece ilişkili. Stres ve kaygı düzeyi, kişinin geliri düştükçe artıyor. Alt sınıf ile üst sınıf arasında, %10’luk bir fark açılıyor.

Araştırmaya göre, İzmirlilerin, İzmir’de yaşamaktan büyük oranda (yüzde 73,5) memnun olduğu görülüyor. Araştırmaya göre, Her 100 katılımcıdan 40’ı, İzmir’de yaşamaktan “çok memnun” olduğunu ifade ediyor, yalnızca 10 katılımcıdan biri, İzmir’de yaşamaktan memnun olmadığını belirtiyor.

İzmir’de yaşamı güzel kılan, İzmir ile en fazla eşleşen ve katılımcıların çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı faktörler; kadınların kamusal yaşama eşit katılımı (yüzde 65), İzmir’in çocuk dostu bir kent olması (yüzde 55), kültür-sanat olanaklarının (yüzde 57) ve kamusal alanların (sahil, park ve yeşil alanlar) zenginliği (yüzde 55) geliyor.

Katılımcıların yaşamak için en çok tercih ettiği ilk üç ilçe ise sırasıyla Karşıyaka, Bornova ve Güzelbahçe oldu.

Anadil bakımından İzmir’de yaşamaktan duyulan memnuniyet dikkate değer düzeyde farklılaşıyor. Örneklemde anadili Türkçe olmayanların oranı yüzde 22 ve bu grubun içerisinde Kürtlerin oranı yüzde 13.3’tür. Geriye kalan yüzde 8.7’lik kesimden hiçbir grup analize dahil edilebilecek sayıya ulaşamadığı için karşılaştırmaya yalnızca anadili Kürtçe olanlar dahil edildi. Anadili Kürtçe olanların İzmir’de yaşamaktan duyduğu memnuniyet, anadili Türkçe olanlardan daha düşük.

Anadili Kürtçe olanlar içerisinde gelir durumuna göre “derin yoksul” kategorisine düşenlerin oranı da hayli yüksek. Anadili Kürtçe olan her beş kişiden biri derin yoksulluk koşullarında yaşarken, bu oran anadili Türkçe olanlarda her yirmi beş kişiden biri. Orta ve üst sınıflarda da dikkate değer bir farklılaşmanın olduğu görülüyor. Anadili Türkçe olan her 100 kişiden 34’ü orta sınıf grubunda yer alırken, anadili Kürtçe olan her 100 kişinin sadece 15,6’sı bu gruba giriyor.

Anadili Kürtçe olanların yerel hizmetlerden memnuniyeti, anadili Türkçe olanlara kıyasla belirgin bir şekilde düşük. Kürtler, İzmir’de dezavantajlı gruplar için yeterince hizmet sunulduğuna daha az katılıyor. Her 10 Kürt katılımcıdan yalnızca üçü dezavantajlı gruplara yapılan destekleri yeterli buluyor.

Anadili Kürtçe olanlar, İzmir’in herkes için eşit ekonomik fırsatlar ve iş imkanı sunduğu fikrine de daha az katılıyor. Ayrıca, bir genel eğilim olarak katılımcılar İzmir’in kültür-sanat alanında yeterince fırsat sunan bir şehir olduğunu düşünse de; bu fikre de Kürtlerin katılımı belirgin bir şekilde daha düşük. Bu açılmanın, mevcut kültür-sanat hizmetlerinin kapsayıcılığına ilişkin bir beklentiye işaret ediyor olması mümkün.

Üstelik, İzmir’in farklılıkları içerme kapasitesine ilişkin diğer konularda; çocuk dostu şehir, kadınların kamusal hayata eşit katılımı, farklı etnik grupların ve mültecilerin eşit fırsatlar muameleler ile buluşması gibi sorularda da Kürt katılımcıların kanaatleri anadili Türkçe olanlara kıyasla daha negatif. Anadili Türkçe olanlar ve anadili Kürtçe olanların kanaatlerinin birbirine yaklaştığı tek konu, altyapı hizmetlerinin yetersizliği.

Anadile göre farklılaşmanın en şiddetli görüldüğü temalar sırasıyla; farklı etnik kökenlerin sahip olduğu fırsatlar; belediye hizmetlerinden memnuniyet; çocuk dostu kent ve kültür-sanat hizmetleri olmuştur. Kürt katılımcılar İzmir’de farklı etnik grupların eşit imkanlara sahip olduğuna, belediye hizmetlerinin yeterli olduğuna, İzmir’in çocuk dostu bir kent olduğuna ve kültür-sanat hizmetlerinin zenginliğine daha az katılmaktadır.

Katılımcıların siyasi tercihlerine göre İzmir hakkındaki kanaatleri incelendiğinde; belediye hizmetlerinden, özellikle dezavantajlı gruplara yönelik desteklerden ve kamusal sosyal olanaklardan memnuniyetin AKP seçmenlerinde belirgin bir şekilde düşük olduğu görülüyor.

CHP seçmenleri ise şehrin sosyal ve kültürel imkanlarından görece memnun olsalar da; İzmir’de temel belediyecilik hizmetleri ile ekonomik fırsatlar ve iş imkanlarının yeterli olmadığını düşünüyor. DEM partili her dört seçmenden üçü de belediyecilik hizmetlerinden memnun değil. İzmir’deki ekonomik fırsatların yetersizliği, siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyetsizlik yaratıyor. Kadınların kamusal hayata katılım fırsatları ise, yine siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyet yaratıyor.

En önemli gündem ekonomi kadına / çocuğa şiddet

Katılımcılara göre, Türkiye’nin en önemli gündemleri ekonomi ve kadına/çocuğa yönelik şiddet. Bu iki öncelikli gündemin hemen ardından mülteciler, dış politika, adalet sistemi ve güvenlik sorunları geliyor. Ancak, ekonomi diğer tüm gündemlerin üzerinde ağırlığı olan ve açık ara farkla en fazla dile getirilen sorun olarak ayrı bir yerde duruyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet de ekonominin ardından en yakıcı gündemler olarak sıralanıyor ve diğer tüm gündemler üzerinde bir ağırlığa sahip.

Katılımcıların yüzde 80’inden fazlası, Türkiye’de ekonominin mevcut durumunu “kötü” olarak nitelendiriyor ve %60’ı bu durumun daha da kötüye gideceğini düşünüyor. Yalnızca Türkiye ekonomisinin değil, kendi hanesinin ekonomik durumunun da 5 yıl sonra şimdikinden daha kötü olacağını düşünenlerin oranı yüzde 40’a yaklaşıyor. On kişiden üçü ise, ne uzayıp ne kısalacağını, ancak mevcut durumunu koruyabileceğini düşünüyor.

İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler. İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Paylaşın

Siyasette Normalleşme Tartışmaları: Özel’den Dikkat Çeken Açıklama

Siyasette normalleşme tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Normalleşme, ihtiyaç duyulduğunda siyasi parti liderlerinin birbiriyle görüşmesi… Normali budur. O yüzden normalleşme. Eskiden görüşmüyorlardı, o anormaldi. Mesela o anormal durum bitti. Anomali bitti yani, normali bu” dedi ve ekledi:

“Anıtkabir’de, hatta şehit cenazesinde el sıkışmalar yoktu. ‘Ben bunu yapmayacağım, bunun parçası olmayacağım’ dedim. Normali bu, el sıkışıyoruz. Normalleşme sürecine dair birçok mesele konuşuluyor. Ama normalleşme sürecinin ana öznesi liderler veya liderlerle kavga etmek, barışmak, kavuşmak değil. Bizim liderleri de aşarak liderlerin oy aldığı seçmenlerle barışmak ve kavuşmak normalleşme. Bu asla terk etmeyeceğimiz bir durum.”

Özel, “Ama Tayyip Bey bize kayyumu atayacak, biz de ‘Normalleşeceğiz’, buna susacağız… Böyle bir şey yok. Ben demiştim ‘En sert muhalefeti yaparım.’ Sen, kayyum atamaya utanmayacaksın, ben hak aramayacağım. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey bekliyorsa işte o dediği yumuşamaydı, ‘yumuşak muhalefet.’ Biz orada yokuz. Hayatımda bir kere ‘yumuşama’ demedim bu sürece dair. Normalini yapıyoruz. Ana muhalefetin yapması gereken normallerin içinde, iktidarla el sıkışıp bayramlaşmak ya da iktidarla ihtiyaç duyduğunda görüşmek de vardır. Miting yapmak da vardır. Esenyurt’taki en sert tepkiyi göstermek de vardır. Normali bu. Ben ana muhalefet partisinin yapması gereken normalleri terk etmem, devam ederim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İstanbul’da düzenlenen TBMM Grubu yasama yılı kampının ikinci gününün sonunda basın mensuplarıyla bir araya gelerek soruları yanıtladı. ANKA’nın aktardığına göre Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Esenyurt’ta MYK yaptık. Orada alınan bazı kararları uyguladık, bazı kararları da PM’nin kararına bıraktık. Grupta öneriler oldu. Esenyurt Belediye Başkanı’na ve Esenyurt’un iradesine sahip çıkma noktasında, bizim İstanbul İl Başkanlığı, Genel Merkez ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte çalıştığı süreçler var. Onlarla ilgili de çeşitli öneriler aldık gruplardan. Kendi çalışma toplantılarımız da oldu. Yarın hepsini birden ‘Milli İradeye Kayyum Darbesi’ ve ‘Demokrasi Mücadelesinde İktidara Yürüme’ başlıkları altında PM toplantımızı bu otelde gerçekleştireceğiz. Ardından da tahmin ediyorum, bir eylemlilikle ilgili, 15 günlük bir yol haritasını Parti Meclisi’nden çıkardıktan sonra, kamuoyuyla paylaşıyor oluruz.

Adalet Bakanlığı’ndan başvurumuzla ilgili henüz bir cevap gelmedi. Ret yanıtı da gelmedi, zaten gelemez. Ama gördüğüm kadarıyla birazcık bir gecikme var. Gerçi mesai saati kavramına göre bakarsanız 1 gün, 1,5 gün içinde en geç bildirilirken, henüz ulaşmadı. Adalet Bakanlığı’nın resmi prosedürü tamamlaması durumunda pazartesi günü, yoksa salı günü, çarşamba günü ne zamansa ziyarette bulacağız. Ama tabii pazartesi günü görüşmeyle ilgili gerekli işlemler tamamlanmamış olursa bu spekülatif olur.

Şöyle bir tartışmanın başlamasını sağlıklı bulmam: ‘Abdullah Öcalan’a tecriti kaldırıyorlar, Ahmet Özer’e tecrit uyguluyorlar.’ Bu tartışmanın içine Adalet Bakanlığı’nın kendisini çekmesini de sağlıklı bulmam. Onun için bekliyoruz. Pazartesi günü bir Silivri ziyareti olabilir, kesinleşirse arkadaşlarımız bunu sizinle paylaşırlar. Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerimiz burada, İstanbul İl Başkanlığı’nda bir MYK toplantısı daha yapabiliriz. O da kesinleştiğinde bunu sizinle de paylaşırız.”

Kampla ilgili çok beylik şeyler söylemeyeyim. 128 milletvekilimizden, 60’a yakın arkadaşımızın söz aldığı, değerlendirmelerde bulundukları, son derece faydalı ve grubun bu sürecin yönetimine çok önemli katkılar sunduğu, önerilerini aldığımız, kurultaydan sonra geçirdiğimiz bir yılı değerlendirdiğimiz, çok faydalı gördüğüm bir toplantıyı sona erdirdik. Bundan sonra önümüzdeki yasama yılında önümüze bazı hedefler koyduk.

Birincisi başlayacak olan bütçe maratonunda, CHP’nin yaklaşık bir yıldır Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da Devlet Bahçeli’nin şahsıyla kavga etmek yerine, emekliler için, asgari ücretliler için verdiği kavganın, Türkiye’nin dört bir yanında yaptığı tematik tarım mitingleriyle çiftçiler için, hayvancılıkla uğraşanlar için, süt üreticisi için verdiği kavganın, esnaflarla ve emeklilerle ilgili verdiği kavganın bütçe maratonuna yansımasını istiyoruz. Bu mücadelenin orada sürdürülmesi, net şekilde sürdürülmesi önemli.

Enflasyon yüzde 50’lerde baz etkisiyle 40 küsürlerde bir gerçekleşme olacak gibi görünüyor. Ama yüzde 20, hedeflenen enflasyona göre zam vermek planındalar. Bu ne demek? Tayyip Bey, geçen sene ‘Asgari ücrete yılda dört kez zam yaparız’ diyordu. Bu sene iki diye başladılar. Temmuzda atlattılar,  yapmadılar. Hala 17 bin lira alıyor asgari ücretli. Şimdi de asgari ücrete normal enflasyon zammını yapsalar 25 bin lira olacak. Hissedilen enflasyonu yapsalar 35 bin lira olması lazım. Çünkü asgari ücretli pinpon topu veya bakır çubuk almıyor. Asgari ücretlinin aldıklarına bakarsan yüzde 70’in üzerinde hissedilen enflasyon var. 30-35 bin lira hak ediyor. ‘En az 30 bin lira olması lazım’ diyoruz. 20-22 bin lira asgari ücret niyetindeler. Bunun büyük bir mücadelesi verilecek.

Diğer perspektifimiz, Meclis’te etkin mücadele. Özellikle hep birlikte bir elimiz Esenyurt’ta, bir elimiz Hatay’da olmak üzere bütün Anadolu’da da milletvekillerimiz koşacak. Çok kararlılar, çok inançlılar. Birlik beraberliğe çok fazla vurgu duydum bu iki gün boyunca. Dışarıda ‘Milletvekili grubunda şu olacak, bu olacak.’ Tam tersine, beklentilerin tamamını boşa düşüren bir süreç gelişti.

Şöyle bir tespit oldu: 1 Nisan’dan bugüne partinin oylarında istikrarlı bir yükselme var. Tam bir yıllık bir analiz yapıldı. Geçen sene kurultaydan önce, kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 14-15, kararsızlar dağıtılmış haliyle yüzde 19’a kadar düşmüş oyların, seçim sürecinde, özellikle kurultaydaki değişimden sonra bir sıçrama yapıp, yeniden yüzde 25’lere doğru çıktığını, ardından da adayların belirlenmesi ve saha performansıyla artık 31 Mart’ta  gerçekleşmenin yüzde 38 olduğunu paylaşıldı. 31 Mart’tan bu yana yüzde 32-34 bandında dalgalanıyor.

Tek düşüş, yine altı büyük şirketin ortalamasında, eylül ayında yaşandı. Kurultay tartışmalarına, yani CHP’nin gerçek toplumsal sorunları konuştuğu süreçlerde, enflasyonu, işsizliği, asgari ücreti konuştuğu süreçlerde oyunun 34’lerde olup, en çok konuştuğu kelimeler ön seçim, kurultay, tüzük gibi kelimeler olup vatandaşın karnını doyurmayan ve bizim gibi birkaç bin CHP’li dışında kimseyi ilgilendirmeyen konuların CHP’nin ivmesini kırdığını gördük. CHP’nin oyunun ekim ayında yine 2,5 puan artarak yüzde 34,5 ile birinci parti olduğunu, kararsızlarda geçen ayki yükselmenin bir miktar düştüğünü arkadaşlarımız sunumlarda anlattılar, soruları cevapladılar.”

O PM’de kesinleşecek çünkü partinin esas karar olma organı kurultayın seçtiği PM. Biz PM’ye öneriler getireceğiz, kendi önerileriyle birlikte kesinleşecek. Şimdi ben burada ‘Şunu yapacağız’ derim. PM o kararı vermediği noktada bu sefer ‘CHP şundan vazgeçti’ye döner iş. O bizim açımızdan sağlıklı olmaz. Bunun için PM önemli. Akşamüstü 16.00 gibi, belki çıkışta ben, belki Parti Sözcümüzün yapacağı bir değerlendirmeyle onu netleştirmiş oluruz. Ama hem iletişim boyutuyla hem kitlesel eylemliliklerin şekli noktasında hem de milletvekili grubumuzun Esenyurt’taki etkinlikleri noktasındaki önerileri üç paket halinde PM’ye sunacağız. Onların zenginleştireceği ve son şeklini vereceği bir eylemlilik, daha doğrusu bir sürecin takibi ve Esenyurt’un iradesine sahip çıkma noktasında bir kararlılık göstereceğiz.”

Toplantının yapılması, hatta Sayın Vali Yardımcısı tarafından Belediye Meclisi’nin 10 gün içinde bu gündemle olağanüstü toplanması ve Belediye Başkan Vekilini seçmesi gerekiyor. Ancak kayyum atanan belediyelerde bir pratik var. İzmir Urla’da ve geçen dönem kayyum atanan çok sayıda belediyede, kayyumların belediye meclisini toplamak yerine, beş kişilik bir yürütme heyeti kurarak belediye meclisinin görevlerini orada yapmaları gibi durum var.

Bunu tabii doğru bulmuyoruz ve Esenyurt’ta bunun tekrar etmeyeceğini ümit ediyoruz çünkü bu her partiden Belediye Meclisi üyelerinin gözünün içine bakıp ‘Hepiniz teröristsiniz. Biz terör diye birini aldık, yeni bir terörist seçtirmeyiz’ yaklaşımı. Bunu DEM’in kazandığı, güneydoğuda kayyum atadıkları bütün belediyelere yaptılar. Bu geçmiş dönemde büyük bir ayıp. Bu ayıbı Esenyurt’ta yaparlarsa bu gerçekten çirkin ve savunulamayacak bir durum olur kendileri açısından. Bu yüzden bir an önce Belediye Başkan Vekili seçmek için toplanmalı.

Hiçbir kırgınlık olmaz. Mansur Bey’in açıklamaları da son derece sağlıklı, kayyuma karşı olduğunu bir hukukçu kimliğiyle son derece dile getirmiş. Mansur Bey bir kente neden küssün? Esenyurt haksızlığa uğramış, Mansur Bey de Esenyurt’un sorununa hukuki bir çerçeveden yaklaşıyor. Şu kadarını söyleyeyim: Biz, hiçbir belediye başkanına ‘Zorla geleceksiniz, mutlaka geleceksiniz, burada yoklama vereceksiniz’ demedik. Hazirun açmadık, imza toplamadık. Mansur Bey çok bilindik bir isim olduğu için o öne çıkıyor. Oysa birçok belediye başkanımız, bizim Manisa’dan benim için her şeyi yapabilecek belediye başkanlarımız kimi telefon açtı, ‘Bana şu heyet geliyor’, kimi ‘İller Bankası’nda şu toplantım var’, kimi ‘Yabancı konuğum var’ diye bilgi verdi.

Kimi açmadı ama Gökhan Bey’e bildirdi. Biz, ‘Gelebilenler gelsin’ dedik. Şu ifade önemliydi: Kamu görevini aksatmamak kaydıyla. Orada işi varsa, yurt dışından heyet gelmiş, Dünya Bankası’ndan bir şey gelmiş veya kendisinin planlanmış önemli işi varsa onu kimse aksatmayacak. Tabii burada çok kötü niyetli yaklaşımlar var: ‘Yarısı geldi, yarısı gelmedi’ diye açıklıyoruz, diyor ki ‘Yarısının boykot ettiğini Özgür Özel itiraf etti.’ Ne boykot edecek, öyle şey olur mu? Bugün gelmeyen yarın gelir, başka yere çağrılır, gelir. Bakarsanız, milletvekili grubundan da mazereti olup gelemeyenler vardı. Ama mesela o gün gelmemiş, bugün gelmiş, Esenyurt ilçeye uğramış, sonra buraya gelmiş.

Normalleşme, ihtiyaç duyulduğunda siyasi parti liderlerinin birbiriyle görüşmesi… Normali budur. O yüzden normalleşme. Eskiden görüşmüyorlardı, o anormaldi. Mesela o anormal durum bitti. Anomali bitti yani, normali bu. Anıtkabir’de, hatta şehit cenazesinde el sıkışmalar yoktu. ‘Ben bunu yapmayacağım, bunun parçası olmayacağım’ dedim. Normali bu, el sıkışıyoruz. Normalleşme sürecine dair birçok mesele konuşuluyor. Ama normalleşme sürecinin ana öznesi liderler veya liderlerle kavga etmek, barışmak, kavuşmak değil. Bizim liderleri de aşarak liderlerin oy aldığı seçmenlerle barışmak ve kavuşmak normalleşme. Bu asla terk etmeyeceğimiz bir durum.

Ama Tayyip Bey bize kayyumu atayacak, biz de ‘Normalleşeceğiz’, buna susacağız… Böyle bir şey yok. Ben demiştim ‘En sert muhalefeti yaparım.’ Sen, kayyum atamaya utanmayacaksın, ben hak aramayacağım. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey bekliyorsa işte o dediği yumuşamaydı, ‘yumuşak muhalefet.’ Biz orada yokuz. Hayatımda bir kere ‘yumuşama’ demedim bu sürece dair. Normalini yapıyoruz. Ana muhalefetin yapması gereken normallerin içinde, iktidarla el sıkışıp bayramlaşmak ya da iktidarla ihtiyaç duyduğunda görüşmek de vardır. Miting yapmak da vardır. Esenyurt’taki en sert tepkiyi göstermek de vardır. Normali bu. Ben ana muhalefet partisinin yapması gereken normalleri terk etmem, devam ederim.

“Herkesin var gücüyle partiyi güçlendirmeye çalışması gerekir”

İçeride hep şu konuşuldu, herhangi bir aday tartışması partiye zarar veriyor. O yüzden ‘İsimler zikrederek aday tartışmak doğru değil.’ Ayrıca şunu da ben hatırlatmak isterim: Hem parti tüzüğümüzle bağlıyız, hem de Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu gereğince de cumhurbaşkanı adayını parti grubu belirleyecek. Ama parti grubuna da parti bir öneride bulunuyor. O öneriyi ben tek başıma ya da MYK ya da PM olarak yapma niyetinde değiliz. Çok daha kalabalık, mesela bütün CHP üyelerinin görüşüne başvurarak, onların oyuna sunarak belirleyebiliriz. Bu geniş katılımı partiye önerebiliriz, grubumuza öneririz. 4

Onlar da onu oylarlar ve adaylık resmiyet kazanır. İsim konuşmak partiye zarar veriyor. Ekrem Başkan’ın adaylık konuşmayı kendisinin de doğru bulmadığını ama bu iktidarı değiştirmek için yola çıktığını, hep birlikte yola çıktığımızı vurgulayan beyanları da kıymetli beyanlar. Ekrem Başkan da ben de, bütün CHP’liler bu iktidarı değiştirmek için yola çıktık. Bunun için ‘Sorumluluksa sorumluluk, fedakarlıksa fedakarlık’ dedik, daha bir buçuk yıl önce. Ekrem Başkan’ın da CHP’nin de mutabık olduğu konu, dönüp dolaşıp iki isim etrafındaki tartışmalar partiye ivme kazandırmıyor. O yüzden onu aday belirleme sürecine bırakmak lazım. Herkesin var gücüyle partiyi güçlendirmeye çalışması gerekir.

Herkes kırmızı çizgileri konuşursa, kimse kimseyle oturup bir şey konuşamaz. Ama CHP’nin net olarak ortaya koyduğu perspektif şudur: TBMM çatısı altında, hiçbir partinin dışlanmadığı şeffaf, demokratik, samimi, kimsenin kimseyi kandırmadığı, iyi niyetle oturulmuş, toplumsal mutabakat arayan bir iş. Bu olmadan söylenen büyük büyük laflar sorun. Toplumsal mutabakatın olmazsa olmaz bir tarafı da şehit ailelerinin ve gazilerin onay vermediği hiçbir iş yapmamak lazım. Yani onların rızasını aramak, almak lazım. Ben Abdullah Öcalan’ın Gazi Meclis’e gelme meselesinin, gazilerin ve şehit ailelerinin rıza gösterecekleri bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Abdullah Öcalan’ı bu sebepten dolayı veya herhangi bir aktörü çözümün dışında tutmamak için, o aktörün sözü kıymetliyse örgüt üzerinde, silah bıraktırabiliyorsa bundan istifade etmenin yegane yolu Meclis kürsüsü değildir. ‘Meclis kürsüsüne getirelim’ demek, belki de ‘getirmeyelim’ demek. Bazen o kadar ileri bir şey söyleyince, çok geri bir şey söylemiş olabilirsiniz. Onun için biz bu bahiste Meclis’teki tam mutabakatı aradığımız noktada, ilk baştan bunun böyle ortaya konmasını doğru bulmuyoruz. Ama konuşması gerekiyorsa, onun söylediği sözün muhatabına ulaşmasının bin tane yolunu devlet bulur. Orada bir sıkıntı olmaz. Ama bir tane yol önerip Meclis kürsüsünde konuşturmak gibi bir yaklaşım sağlıklı değil.”

Paylaşın

AK Parti Son Siyasi Gelişmeleri Halka Sormaya Hazırlanıyor

AK Parti son siyasi gelişmeleri vatandaşa sormaya hazırlanıyor. Edinilen bilgiye göre AK Parti, Bahçeli’nin DEM Partili yöneticilerle tokalaşması ile başlayan ve Erdoğan’ın Kürt seçmene çağrısı ile devam eden süreci vatandaşa soracak.

Seçmenin hem gelişmelere nasıl baktığı ölçülecek hem de açık uçlu sorularla düşünce ve önerileri alınacak. Araştırmanın kasım ayı ortasında sonuçlanması bekleniyor.

Yerel seçimde birinci parti koltuğuna oturan CHP, son haftalarda yayınlanan birkaç anket dışında birinciliğini koruyor. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; AK Parti’li yöneticiler kendi yaptıkları anketlerin de bunu doğruladığını söylüyor, ancak ufak kıpırdanmalara dikkat çekiliyor. AK Parti’deki son anketlere göre AK Parti’deki kıpırdanma yukarı, CHP’deki kıpırdanma aşağı yönlü.

Ekonomik verilerin düzelmeye başladığını, daha da önemlisi AK Parti’nin ekonomiyi düzelteceğine olan inancın yerleşmeye başladığını söyleyen partililer, “Bu süreçte CHP’de pozitif bir şey olmadı. Oyunu koruyacak ya da artıracak bir şey yapmadı. Bizim seçmenimizin ise AK Parti’nin toparlanacağına inancı yükselmeye başladı. Seçmen tüm bunları test ederek bir karara varacak” diyor.

Çeşitli aralıklarla ekonomiden siyasi tartışmalara birçok konuda seçmenin tutumunu ölçen AK Parti son siyasi gelişmeleri de vatandaşa sormaya hazırlanıyor.

Edinilen bilgiye göre AK Parti, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Partili yöneticilerle tokalaşması ile başlayan geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt seçmene çağrısı ile devam eden süreci vatandaşa soracak. Seçmenin hem gelişmelere nasıl baktığı ölçülecek hem de açık uçlu sorularla düşünce ve önerileri alınacak. Araştırmanın kasım ayı ortasında sonuçlanması bekleniyor.

Paylaşın

Bakırhan: Türkiye’nin Toplumsal Barışını Sağlaması Gerekiyor

Halkların Demokratik Kongresi’nde (HDK) konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ortadoğu’da sistemin ciddi bir kriz içinde olduğunu söyledi. Bakırhan, Türkiye’nin bundan ne kadar etkileneceğini hep birlikte tartışmak gerektiğini ifade etti.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, “Mevcut durum fırsatlar da riskler de ortaya çıkarabilir. Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için öteden beri savunduğumuz gibi Türkiye’nin toplumsal barışını sağlaması gerekiyor. En başta Kürt meselesini diyalogla, müzakereyle, demokratik yöntemlerle çözmesi gerekiyor” dedi.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 13’üncü Genel Kurulu İstanbul Sancaktepe’deki Dr. Kadir Topbaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştildi.

Genel Kurul’a, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da dahil siyasi parti temsilcileri ile HDK bileşenleri katıldı.

Genel kurulda konuşan Bakırhan, şunları söyledi: “Merheba hevalino hûn bi xêr hatin, ez we hemûyan bi rêzdarî silav dikim. Min îro li vê salonê pir dostên xwe yê berê dît û ez gelek kêfxweş bûm. Înşelah em ê bi ser bikevin.

Değerli arkadaşlar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Yıllardır mücadele eden, emek veren, bedel ödeyen birçok dostumu, arkadaşımı, yoldaşımı bugün burada görmekten büyük mutluluk duydum. Mücadele devam ediyor,  birlikteyiz, başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Bu dileklerimle HDK’nin 13. Olağan Kongresi’ni kutluyorum, başarılar diliyorum. Cengiz ve Esengül başkan ve yönetiminin emeklerine sağlık. Birlikte önemli bir süreç ürettik. Zorlu bir süreçte çalışmalar yaptık, eksiği ve fazlasıyla kendi partisi olan DEM Parti’ye büyük katkılar ve emekler sundular. Bundan sonra seçilecek yeni yönetimin de daha da büyüterek ve güçlendirerek bu sürece katkı sunacağına eminim.

Değerli arkadaşlar, HDK nedir diye sorarsanız, HDK mücadele ederek öğrenmektir. Gerçekten dünyada HDK’ye benzer başka bir örgütlenme var mı çok emin değilim ama hem mücadale ediyorsun hem de öğreniyorsun. Bundan dolayı HDK’yi kutluyorum mücadele içerisinde öğrettiği için, değiştirdiği için. Cengiz başkan söyledi hem burada oturan yoldaşlarımız hem bugün mücadelenin en aktif olanları HDK’nin suyunu içtiler, benim de içinde olduğum binlerce arkadaşlarımızı değiştirdi dönüştürdü. Değiştirip dönüştürmeye devam edecek. Değiştirip dönüştürerek daha güçlü bir mücadele yaratacağına eminim.

HDK toplumun yok sayılanlarını örgütlüyor, toplumun ötekilerini özne olarak ortaya koyuyor. Bildiğimiz formların dışında öznenin kendisini en tabandan yukarı doğru örgütlüyor. Bildiğimiz yukarıdan aşağı doğru bir örgütlenme değil. Bunun için çok kıymetli ve değerlidir. Bugüne kadar yaratılan pratikler içerisinde en kıymetli pratiklerden birisi budur. Farklı olan herkesin temsilini sağlayan, farklı olanın kendi dilini, kimliğini, inancını, sınıfını özgürce yaşayabileceği, kendisini ifade edebileceği bir zemindir.

Bu zemini yeterince değerlendirebildik mi, bu kıymetli fikriyatı yeterince örgütleyebildik mi? Bu kıymetli fikriyat bahsettiğimiz bütün alanlara yeterince ulaşabildi mi? Tabii ki bu sorunun cevabını Cengiz başkan verdi, özeleştiri de verdi. Bundan sonra HDK’nin yaptıkları ve mücadeleye kattıkları olumlulukları alacağız ama Cengiz başkanın dile getirdiği eksiklerimizi, yetmezliklerimizi gidererek HDK fikriyatını toplumda örgütleme gibi bir zorumluluğumuz var. Umut burasıdır. Gerekli olan noktada olmayabilir, şu anda fikriyata uygun bir kapsayıcılıkta olmayabilir ama bu HDK’nin önümüzdeki dönem güçlenerek fikriyatına uygun bir noktaya gelmeyeceği anlamına gelmiyor.

Ben HDK’nin büyüyeceğine, umut olmaya devam edeceğine, sorun alanlarındaki bütün zeminlerde ciddi örgütlenerek onların taleplerini temsil edeceğine, demokratik bir Türkiye, demokratik bir ulus, eşit yurttaşlar olarak yaşadığımız ülke mücadelesine büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Bugün HDK’nin meclis tipi örgütlenmesine ne kadar büyük ihtiyaç olduğunu hep birlikte gördük. Türkiye’de ciddi bir ekokırım, kadın kırım var, ciddi bir göçmen karşıtı anlayış var, ciddi bir kriz var.

HDK eğer gerçekten kendisini bu alanlarda meclis şeklinde yeterince örgütleyebilseydi, bu sistemin böylesine pervasızca kadını, çevreyi, göçmeni, ötekiyi yok sayarak ezmesine, zulüm etmesine izin vermeyebilirdik. HDK’yi önemsiyorum, HDK’yi büyütmemiz lazım. HDK’nin önemli bir ayağı olan DEM Parti adına bunları söylüyorum. Önümüzdeki dönem HDK’nin hak ettiği yere gelmesi için, bugüne kadar yaptığımız çalışmalardan daha olumlu, daha büyük bir mücadele ortaya koymamız lazım.

Son günlerde ciddi tartışmalar var. Ortadoğu’yu anlatmayacağım arkadaşlar biraz önce anlatılar. Ortadoğu aslında kapitalist emperyalist krizin yaşandığı, kendisini gösterdiği önemli bir merkezdir. Sadece Ortadoğu’da sistem kriz yaşamıyor dünyanın her tarafında kriz yaşanıyor. Ama yanı başımızda durduğu için Ortadoğu merkezli değerlendirmeler yapıyoruz. Sistem bir türlü doymak bilmiyor, kana, cana, sermayeye, doğal kaynaklara, artı değere… Dolayısıyla sömürdükçe de geldiği noktada kendisini devam ettiremiyor.

Kendisini devam ettiremediği için savaş, şiddet ve çatışmayı örgütlüyor. Savaşla, şiddetle, çatışmayla kendisini ayakta tutmaya çalışıyor. Bunun en önemli göstergesi Ortadoğu’dur. Sistem ciddi bir kriz içerisinde, ciddi bir kaos içerisinde. Türkiye’yi ne kadar ve nasıl etkiler, Türkiye halkları bunlardan nasıl etkilenir hep birlikte tartışmalı ve bunun yanıtını vermeliyiz. Çünkü biz de Ortadoğu’daki girdabın yanı başında duruyoruz. Yarının ne olacağını herkes gibi bizler de merak ediyoruz. Mevcut durum fırsatlar da riskler de ortaya çıkarabilir.

Mevcut durumu takip etmek, ona uygun bir duruş ve örgütlenme ortaya koymak en başta HDK’nin görevidir, DEM Parti’nin görevidir, bileşenlerinin ve Emek Özgürlük İttifakı dostlarının görevidir. Çok olumsuz tablolarla karşılaşabiliriz. Ortadoğu’daki bu girdaba kapılmamak için bizim öteden savunduğumuz Türkiye’nin toplumsal barışını sağlaması gerekiyor. En başta Kürt meselesini barışla, diyalogla, müzakereyle, toplumsal uzlaşıyla çözmesi gerekiyor. En başta Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak Sayın Öcalan’ın düşüncelerinin, fikirlerinin Türkiye halklarıyla, Türkiye emekçileriyle, kendi arkadaşları ve yoldaşlarıyla buluşmasını sağlamak gerekiyor.

Belli ki egemenler ve yönetenler de bu durumu kendilerine göre okuyorlar. Son günlerde bir tartışma sürecini hep birlikte izliyoruz. Bu tartışmalar nereye evrilir, bu tartışmalardan ne çıkar, bu tartışmalar halklara bir şeyler kazandırır mı, yoksa daha güçlü bir tasfiye sürecini mi başlatır buna da bakmak gerekiyor. Olası olumlu ve olumsuz sonuçları karşısında en başta HDK örgütlü ve duyarlı olarak kendi tavrını ortaya koyabilecek bir örgütlülüğe ve güce sahip olmalı.

Türkiye de kritik bir süreçten geçiyor. Sanki yeni bir süreç başlamış gibi bir algı oluşturulmaya başlanıyor. Süreçler taraflar arasında başlar, bir süreç varsa bu sürecin tarafları vardır. Bir süreç devam ettirilecekse sadece tek taraflı yorumlar ve açıklamalarla bu süreç yürümez. Sürecin diğer taraflarının da meseleye ilişkin ne dediklerini, ne düşündüklerini, nasıl gördüklerini, ne önerdiklerini Türkiye toplumu halkları ve emekçileri bilmek durumundadır. Ama işte herşey Türk tipi olduğu için bu tartışmalar da Türk tipi yürüyor.

İktidara mensup siyasi partiler açıklamalar yapıyor, yorumlar yapıyor, bir şeyler konuşuyor ama bu sorunun en önemli tarafları bu meselenin içerisinde değil. Dolayısıyla bu tartışmaların bir süreç olmadığını görüyoruz ama bir sürece evriltebiliriz. Bu tartışmaların bir sürece evrilmesini önemsiyoruz. Bu tartışmaların müzakere ile, diyalog ile yaşadığımız en önemli meselelerden biri olan Kürt meselesini çözmesini istiyoruz. Biz bunun için varız, HDK bunun için var.

“Şimdiye kadar kullanılan dil terk edilmelidir”

Bizler bir taraftan mücadele ederken öte yandan başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’deki diğer meselelerin müzakere ve diyalogla tartışılarak bir çözüme kavuşturulmasının mücadelesini de yürütüyoruz. Ama bu süreç o süreç mi maalesef bu konuda açık net bir şey diyemiyorum. Ama bildiğim net bir şey var hükümetler, iktidarlar hiçbir zaman hak mücadelesi ve hakikat mücadelesi yürüten, alınteri mücadelesi yürüten taraflarla doğrudan bir temas içine girmiyor, onun mücadelesini kabul etmiyor.

Dolayısıyla tek taraflı konuşarak bu süreci yürütüyor. İşte bu tartışmaların bir süreç olabilmesi için sürecin taraflarının da bu tartışmaların bir tarafında oturarak düşüncelerini halklarla buluşturması en fazla bizim görev ve sorumluluklarımızdır. Biz bunun için varız, onun için tekrar ediyorum. Bir Sayın Öcalan’ın fikirlerinin halklarla, emekçilerle buluşmasını sağlayacak koşulların oluşturulması gerekiyor.

İki bugüne kadar kullanılan dilin terk edilmesi gerekiyor, çünkü yine üstenci, tehdit eden bir dille karşı karşıyayız. Bu dil kesinlikle bu tartışmalara katkı sunmuyor. Bu dilin en başta da iktidar mensupları tarafından terk edilmesi  toplumu zehirleyen bu dil yerine daha siyasi, daha olgun, daha kapsayıcı, daha karşıdakini dikkate alan, saygın bir dile dönüşmesi gerekiyor, aksi  halde bu tartışmalar süreç olmadan bitmek durumunda kalabilir.

Evet değerli arkadaşlar Türkiye barışı diyorlar, bir süreçten bahsediyorlar ama diğer taraftan da dolu dizgin bir şekilde baskılar, zulüm politikaları devam ediyor. Çok ciddi çelişkiler var. Tartışmaların yürüdüğü bir süreçte halkın iradesiyle seçilen Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanması bu ne perhiz ne lahana turşusu dedirtiyor. Gerçekten bunlar bu tartışmaları yöneteceklerse bundan bir şey çıkmaz.

Esenyurt’ta ne oluyor sorusunu bu tartışmaları yapan iktidara bizler bugün bu kongre salonundan sormak istiyoruz. Böyle mi tartışacaksınız, bu süreci böyle mi yöneteceksiniz? Halkın iradesini cezaevine atarak, tutsak ederek, iradesine bir kayyım atayarak mı bu süreci yürüteceksiniz? Bu politikalarla kesinlikle bu tartışmaları bir yere evriltemezsiniz, bu toplum artık sözlere kanacak bir toplum değil.

En başta da Kürtler ve onun dostlarının yürüttüğü mücadele asla ve kata sözlere kanacak, bu kandırmaca politikalarına inanacak bir noktada değil. Burada oturan her bir arkadaşımız büyük bedeller ödeyerek, büyük mücadele ederek buralara geldiler. Dolayısıyla hükümeti bir kez daha uyarmak istiyoruz. Bu tartışmaları neden başlattınız, bu zulüm politikaları neden yürüyor, Esenyurt’a neden kayyım atadınız? Halkın iradesini yok sayacaksanız bu tartışmaların bir yere evrilmeyeceğini şimdiden belirtmek istiyorum.

Evet değerli arkadaşlar biz de HDK’nin, bir kongrenin partisiyiz. Kongreyle birlikte önümüzdeki dönem daha güçlü bir mücadele yürütmemiz gerektiğini benden önce konuşan arkadaşlarımız söylediler. Zorlu bir süreçteyiz, ya büyük kazanımlarla bu süreçten çıkacağız ki bunun zemini hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü. Hiçbir dönem olmadığı kadar insanlar şu anki iktidarın uygulamalarından rahatsız. Hiçbir dönem olmadığı kadar emekçiler, işçiler, çalışanlar bu sistem karşısında direniyor, greve gidiyor, hakkını arıyor, Ankara’ya yürüyor, çekinmeden kendi taleplerini ortaya koyuyorlar.

Hiçbir dönem olmadığı kadar büyük bir zemin bizleri bekliyor. Şimdi bu zemini, bu itirazları örgütlemek ve bir sonuca ulaştırmak, bu itirazlarla birlikte mevcut kötü gidişatı halklar, emekçiler ve Kürtler lehine, Aleviler, kadınlar lehine çevirmek bizim elimizdedir. Daha fazla örgütleneceğiz, daha fazla büyüyeceğiz, daha fazla ittifaklarımızı geliştireceğiz, sokakta olacağız, daha fazla mücadele edeceğiz, daha fazla bu süreci yakinen takip edip süreç için yapılması gerekenleri, adımları çekinmeden cesurca ortaya koyarak bir sonuca ulaşacağımızı düşünüyoruz.

Bu duygularla kongreye başarılar diliyorum. Yeni seçilecek yönetimin de önümüzdeki dönem bu çalışmalarımıza, mücadelemize büyük katkılar vereceğine, şu ana kadar varolan eleştiri ve eksikleri gidereceğine, var olanın üzerine büyük katkılar sunarak HDK’yi hak ettiği örgütlülüğe ve güce ulaştıracağına inanıyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın