DEM Parti: Barışın Yolu Kayyımdan Geçmez

İçişleri Bakanlığı önünde açıklama yapan DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kayyum gasptır, talandır, iradeyi yok saymaktır, kadın özgürlük mücadelesini yok saymaktır, demokrasi adına kalan bütün kırıntıları yok sayan yeni bir rejimin adıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir taraftan barış diyorlar. Bir taraftan kayyum atıyorlar. Barışın yolu, kayyumdan geçmez. Barışın yolu asla ve asla darbelerden geçmez. Bugün barış ortamını zehirleyen bir kayyum rejimi var. Bütün Türkiye Halkları bilsin, bizler yan yana gelirsek, omuz omuza mücadele edersek, Esenyurt’tan Hakkari’ye kardeşlik ve demokrasi köprüleri kurarsak, işte o zaman bu iktidarı yeneriz. Barışı da, demokratik rejimi de AKP’ye rağmen inşa ederiz. Bunun koşulları her zamankinden fazla vardır. Bunun koşulları olgunlaşmıştır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli’nin de aralarında olduğu DEM Parti heyeti, kayyumları protesto için TBMM’den İçişleri Bakanlığı önüne yürüdü ve basın açıklaması yaptı.

Sandığa saygı duymayan bir iktidarla karşı karşıyayız”

Gülistan Kılıç Koçyiğit, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün İçişleri Bakanlığının önündeyiz. Neden buradayız? Çünkü bu bakanlık, 8 yılı aşkın bir süredir halk iradesine darbe yapan, kayyım atayarak halk iradesine el koyan, sandık demokrasisini yok sayan AKP iktidarının bir kayyım aparatına dönüşmüştür. İçişleri Bakanlığının önündeyiz. Çünkü bu ülkede, 2015’te başlayan ve sistematik olarak devam ettirilen, halk iradesini yok sayan bir anlayış tahkim edilmek isteniyor.

AKP iktidarı, 2016’daki darbe girişiminden sonra ilan ettiği OHAL ile hayata geçirdiği KHK’ları daha sonra yasallaştırdı. OHAL’den beslenen, o cunta aklından beslenen KHK’larla her gün demokrasiye, sandığa, halk iradesine darbe üstüne darbe yapıyor. Sandığa saygı duymayan, halka saygı duymayan, seçme ve seçilme hakkını her gün ama her gün yok sayan bir iktidar aklıyla karşı karşıyayız.

Bu iktidar 31 Mart Yerel Seçimlerinde yenildi. Halkın büyük çoğunluğu AKP iktidarına kırmızı kart gösterdi. Büyük kentler dahil, ülkenin nüfusunun yüzde 70’inden fazlası AKP iktidarını yerel yönetimlerde iktidardan düşürdü ve “Aklınızı başınıza alın, demokrasiye dönün, hukuka dönün, halkın iradesine saygı duyun” diye açık bir çağrı yaptı. Tıpkı 2015’te yaptığı gibi. AKP de “Mesajı aldık” dedi. Biz de herhalde demokrasiye dönecekler, hukukun üstünlüğünü kabul edecekler, kendilerinin de Anayasayla bağlı olduğunu hatırlayacaklar, sandığa ve seçmen iradesine saygı duyacaklar, sandıkla gelenin sandıkla gideceği bir döneme adım atacaklar diye düşündük.

Türkiye halklarında böyle bir beklenti oluştu. Ancak sürekli olarak meşruiyetini yitiren, anketlerde eriyen, teşkilatları çözülen, koltuğunu kaybedeceğini anlayan AKP çok kısa bir süre sonra yine bildik yöntemlere tevessül etti, yine halkın iradesine darbe yaptı. 3 Haziran’da Hakkari’de başlayan kayyım süreci, 31 Ekim’de Esenyurt’a uzandı. En son da 4 Kasım’da, yani HDP’ye ve demokratik siyasete darbe yapılan tarihin yıldönümünde yine yeni bir darbeyle uyandık. Türkiye halklarına yeni bir darbe yaptılar.

2016’da kayyım atandığı zaman, “Bugün Hakkari’ye, Van’a, Mardin’e, Diyarbakır’a kayyım atanması yarın İzmir’e, Adana’ya, Mersin’e, İstanbul’a kayyım atanacağının habercisidir. Bu ülkede hukuksuzluk önce Kürt coğrafyasında sınanıyor. Bütün hukuksuzluklar önce Kürt halkına yapılıyor. Ama bilin ki Kürt halkına yapılan hiçbir hukuksuzluk asla ama asla orayla sınırlı kalmıyor. Oradan Türkiye’ye yayılıyor” demiştik ve ne yazık ki haklı çıktık.

O gün Türkiye demokrasi güçleriyle ve parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerle yeterince yan yana gelmediğimiz için, bu kayyım hukuksuzluğuna yeterince ses çıkarılmadığı için, Türkiye’nin dört bir yanında kayyıma karşı sokaklara çıkılmadığı için bugün Esenyurt’a, yani kent uzlaşısıyla kazanılmış bir CHP belediyesine de kayyım atanmış oldu. O nedenle çağrımız açık ve net: Bu hukuksuzluk bütün Türkiye halklarına yapılıyor.

Bu darbe bütün Türkiye demokrasisine yapılıyor. Bu hepimize yönelik bir tehdittir. Hepimizin seçme ve seçilme hakkını yok sayan, yurttaşlık hakkını yok sayan, sandık demokrasisini yok sayan yeni bir süreci başlatmak istiyorlar. Bu çok açık ve nettir. Yeni yol yürüyüşlerini Türkiye’nin dört bir yanını cehenneme çevirerek, hukuksuzlukları yayarak, darbeyi genişleterek, darbeyi genelleyerek yapmak istiyorlar. İşte buna karşı bizim de yan yana gelmemiz lazım.

Çünkü biliyoruz ki kayyım gasptır, talandır, iradeyi yok saymaktır; kayyım, kadın özgürlük mücadelesini yok saymaktır, ket vurmaktır. Kayyım, Türkiye’de demokrasi adına kalan bütün kırıntıları yok sayan yeni rejimin adıdır, AKP iktidarının en temel niteliğidir. Kendini demokrasiye bağlı hissetmeyen, sandıktan kendi çıktığı sürece o sandığa saygı duyan ama halkın başka tercihleri olduğunda bütün bu tercihleri yok sayan bu iktidara karşı bugün yan yana gelmemiz, birleşmemiz ve hep beraber demokrasiyi savunmamız gerekiyor.

Bir taraftan barış diyorlar, bir taraftan kayyım atıyorlar. Barışın yolu kayyımdan geçmez, darbelerden asla geçmez. Bugün barış ortamını zehirleyen bir kayyım rejimi vardır. Bütün demokratik muhalefet, mücadelenin paydaşları, bizler yana yana gelip omuz omuza mücadele edersek, Esenyurt’tan Hakkari’ye kardeşlik ve demokrasi köprüleri kurarsak işte o zaman bu iktidarı yeneriz, bu faşizmi yeneriz. Bu ülkede demokratik cumhuriyeti de barışı da AKP’ye rağmen inşa ederiz. Bunun koşulları her zamankinden fazla vardı. Bunun koşulları olgunlaşmıştır.

Bizler kayyım değil demokrasi diyoruz. Esenyurt’ta da Hakkari’de de Halfeti’de de Mardin’de de Batman’da da kayyıma karşı direnmeye ve anayasal, demokratik, barışçıl protesto hakkımızı kullanmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Hiç kimse halkımızın iradesini yok sayan bu ceberut rejime, bu faşist akla diz çökeceğimizi, teslim olacağımızı sanmasın. Bütün tarihimiz bu hukuksuzluklara karşı direniş ve mücadeleyle doludur. 2016’da nasıl mücadele ettiysek, 2019’da nasıl mücadele ettiysek, bugün de çok daha güçlü, çok daha geniş bir zeminde bu hukuksuzluklara karşı mücadele edeceğiz.

Kadınlardan gençlere, işçilerden emekçilere, siyasi partilerden demokratik kitle örgütlerine kadar hiçbirimiz kafamızı kuma gömemeyiz. Bu böyle bir dönem değildir. Kral çıplak. Karşımızda zorbalık, zalimlik, hukuksuzluk ve demokrasi düşmanlığı yapan bir iktidar var. Çok açık ve net barışı zehirleyen bir iktidar var. Barışımızı çalan bir iktidar var. İşte zorbalığa karşı direnmek haktır, meşrudur. Hukuku, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri savunmak bizler için tarihi bir görevdir, sorumluluktur.

İşte bu sorumluluk bilinciyle ve bu tarihi görevin bize yüklediği misyonla bugünden yarına mücadelemizi büyüteceğimizi ve bu faşizme karşı tereddüt etmeden nerede olursak olalım dik duracağımızı, sözümüzü söyleyeceğimizi bütün Türkiye halkları bilmelidir. Yan yana duralım, el ele duralım, omuz omuza duralım ve bu faşizmi yerle yeksan edelim. Demokratik cumhuriyeti inşa edelim. Türkiye halklarının özlediği o barışı kuralım. Hep beraber eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamanın yolunu hep beraber bulalım.

“Türkiye’nin barış ve demokrasi umutlarını ortadan kaldırıyorlar”

Açıklamada söz alan Sezai Temelli ise şunları söyledi: “Bugün özellikle buraya geldik. Bakın arkamızda İçişleri Bakanlığı, önümüzde de Türkiye Büyük Millet Meclisi var. Yani atanmış ve seçilmişlerin karşı karşıya geldiği bir noktada duruyoruz. Atanmış bir içişleri bakanı Hakkari’de seçilmiş belediye eş başkanına karşı; atanmış bir içişleri bakanı Halfeti’de, Batman’da, Mardin’de, Esenyurt’ta seçilmişlere karşı. Aslında sistemin ne denli çarpık ve antidemokratik olduğunu, ne denli hukuk tanımaz olduğunu resmeden bir yerde duruyoruz.

Bir tek oy bile almamış ama halkın oyuyla seçilmişlere karşı bu icraatları hayata geçiriyor. Aslında Türkiye’nin demokrasi ve barış umutlarını da ortadan kaldırıyorlar. Toplumsal barış için ortaya çıkmış olan beklentileri ve umutları adeta dinamitliyorlar. Barışı yok sayan bir anlayışla bu zihniyet ayakta duramaz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi aslında bir kayyım sistemidir, bundan da öteye gidemiyor. Dönüyor dolaşıyor aynı yere geliyor.

Bakana, içişleri bakanı olmadan önce sorduk nasıl bir bakan olacağını. “Ben benden öncekilere benzemem. Ben hukukun dediği neyse onu yaparım, benim icraatım böyle olacak” demişti. Bu tutanaklarda var. Meğerse zihniyet hiç değişmemiş, sadece ambalaj farklıymış. Dolayısıyla kendinden önceki içişleri bakanının yapmış olduğu icraatları yine hukuk tanımaz bir şekilde Anayasayı ihlal ederek sürdürmeye devam ediyor.

OHAL döneminde çıkarılmış olan bir kanun hükmünde kararnameye sığınarak bugünkü hukuk sistemini yok saymayı, ona karşı darbeci bir akılla hareket etmeyi içine sindirebiliyor. Kendinden önceki içişleri bakanı da bunu yapıyordu. Cumhurbaşkanının yanına çıkıp bu kayyım tezgahını örgütleyen anlayışı aynen devam ettiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bunu kabul etmiyoruz. Kimse kabul etmiyor.

Böyle bir vesayetçi anlayışı hiçbir seçilmiş kabul edemez. Tek bir oy bile almamış bir zihniyet gelip halkın, milyonların oyuyla seçilmişlere bu vesayeti dayatacak. Bunu kabul etmiyoruz. Kabul etmediğimiz için de alanlardayız, sokaklardayız, mücadele ediyoruz. Halk sokaklarda protestolarını gerçekleştiriyor. Buna karşı yaptıkları ise daha beter. Sokakta protesto hakkını kullanan halka, gençlere, kadınlara gözaltında sürecindeki işkenceleri, hukuk tanımazlığı sokaklara kadar yayabiliyorlar.

Bu işkencelere, hukuk tanımazlığa, saldırılara karşı direnmeye devam edeceğiz. Çünkü biz hukuku savunuyoruz; hukuk devletini, demokrasiyi, barışı savunuyoruz. Biz meşruyuz ama bize saldıranlar meşruiyetini yitirmiştir. Toplumda, halkta meşru bir karşılıkları söz konusu değildir. Kayyımın savunulması kabul edilebilir değildir. Zaten savunamadıkları için işkence yapıyorlar, hukuku yok sayıyorlar.

Savunulacak bir tarafı olmadığı için her türlü yalan ve iftirayla günlerini kurtarmaya çalışıyorlar. Kayyım geleli daha 10 gün olmasına rağmen, her kayyım 10 tane suç işlemiştir en az. Çünkü 2016’dan 2024’e kadar geçen 8 senede kayyımların yaptıkları bir suç icraatıdır. Dosyalar ortadadır. Yaptıkları yolsuzluklar, gasplar ve hukuk dışı bütün icraatları ortadadır. Biz beklerdik ki toplumsal barışa dair adım atılması umudunun yükseldiği bu dönemde, İçişleri Bakanı çıksın geçmiş kayyım döneminin icraatlarına yönelik soruşturmalar başlatsın.

Çünkü kendi personeli, kendi valisi, kendi kaymakamıdır. Bu yolsuzluklarla, bu irade ve hak gaspıyla ilgili soruşturmalar başlatmasını beklerdik kendisinden. Bırakın bunu yapmayı, bunların üstünü örten, yine kayyımla yoluna devam etmek isteyen bir iktidar anlayışını sergilediler. Bunu kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadelemizi vereceğiz. DEM Parti bugün bu mücadelenin en önünde yer almaktadır.

Buradan ben de bir kez daha çağrı yapmak istiyorum: Eğer demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsanız, eğer hukuk devletinin hakim olduğu bir ülkede yaşamak istiyorsanız, eğer barışınızı arıyorsanız mutlaka kayyıma karşı çıkmalısınız. Hukuk devletini dinamitleyen tecrit anlayışı 25 yıldır bu ülkede her yeri çürüttü, çürütmeye de devam ediyor. Çöktürme Planını yapanlar, o planın altında kaldılar.

O zaman şimdi hukuka, demokrasiye ve barışa hep birlikte sahip çıkma zamanıdır. Tecride karşı, siyasi tutsaklığa karşı, hukuk dışı olan her şeye karşı, başta da kayyımlara karşı yan gelmeliyiz. Biz buradan bir kez daha demokrasiden yana olanları, kadınları, emekçileri, bu halkın mağdur edilmiş ve sömürülmüş tüm insanlarını bu mücadelede yan yana olmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

ABB Ve İBB’ye “Etkinlik Ve Konser” İncelemesi

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de (İBB) “etkinlik ve konser” incelemesi başlatıldı. İncelemelerin ilçe belediyelerini de kapsayacağı bildirildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB) inceleme başlatılmasının ardından yeni bir gelişme daha yaşandı.

Sözcü Gazetesi’nin haberine göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında 2021’den itibaren yapılan etkinlik ve konserler için inceleme başlatıldı.

Konuya ilişkin Sözcü TV’de konuşan gazeteci Altan Sancar, şu an bir inceleme yapıldığını doğruladı. Sancar, şu ifadeleri kullandı: “İnceleme yapılıyor. Yani burada usulsüzlük olup olmadığı inceleniyor, ancak bu bir soruşturma değil. Müfettişler şu anda herhangi bir usulsüzlük olup olmadığını belirlemek için inceleme yapıyorlar.

İBB’ye gelen müfettişlerle ilgili olarak İBB kaynaklarıyla görüştüm ve dikkat çekecek bir ifade kullandılar: ‘Siz gazetecisiniz, sizi anlıyorum. Elbette bunun bir haber değeri var ama İBB için bu olağan bir durum. Bu tür incelemeler sıradan. Müfettişler burada, odaları ve masaları var. İstedikleri dosyaları inceleyebilmeleri için İBB personeli de kendilerine destek oluyor’ dediler. Yani bu konuda sıradışı bir durum yok.”

Sosyal medya hesabından açıklama yapan ABB Başkanı Mansur Yavaş, 11 Kasım’da bakanlıktan gelen 2 müfettişin incelemelere başladığını aktardı.

Yavaş, “11 Kasım tarihinde konuyla ilgili basına açıklama yaptığım gün İçişleri Bakanlığı tarafından 2 mülkiye müfettişi konuyu incelemek üzere gönderilmiştir. Bu inceleme halen devam etmektedir. Yeni bir durum söz konusu değildir. Hesap verebilirlikte bizim üstümüze kimse yoktur. Sözümüzün arkasındayız suçu olan varsa cezasını çekecektir. Aynı davranışı tüm kamu ve belediyelerden de bekliyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndaki Ebru Gündeş konserine için 69 milyon lira, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’ndaki konser için Mor ve Ötesi grubuna 71 milyon lira ve Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamasındaki Candan Erçetin konserine 80 milyon lira ödendiği iddia edildi. İddialar üzerine belediye inceleme başlatdı.

İncelemenin ardından 11 Kasım Pazartesi günü açıklama yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ebru Gündeş konseriyle ilgili olarak “2 ana konser için ses, sahne, ışık, LED ekran, ana sahne imalatı ve dekor 31 milyon 681 bin lira. Konser ve diğer hizmet kalemleri, Ebru Gündeş ve ekibine ödenen dahil, 13 milyon 257 bin lira. Ebru Gündeş’in kaşe bedeli, ekibiyle beraber ödenen para 4 milyon 750 bin lira. Kalkıp da bir sanatçıya şu kadar ödendi demek tamamen algı operasyonudur. Kurulumda çalışan personel tam 90 kişi. Ayrıca teknik, ses, ışık ve led ekranda çalışan 56 kişi. Bunların yemesi, içmesi, konaklaması dahildir. 12 tır şehir dışından, 8 tır da Ankara’dan olmak üzere toplam 20 TIR malzemeyle kurulum yapılmıştır. Bunların da sevk irsaliyelerini bizzat kendim inceledim. Toplam kurulum ve sökümde günlük çalışan 146 kişi” dedi.

Candan Erçetin’e 80 milyon lira ödendiği iddiasının da gerçek olmadığını söyleyen Yavaş, “Candan Erçetin’in aldığı para yine kaşe bedeli. Bunun yanında Athena, Güneş, Zeynep Bastık, Selçuk Balcı, Hadise, Bege, Candaş Erçetin ve Murda olarak 8 tane konser var. Tek bir sefer sahne kuruluyor ve 8’i birden hizmet alıyor. Toplam 94 milyon TL. Bunu sekize böleceksiniz” ifadelerini kullandı.

Mor ve Ötesi’ne 71 milyon lira ödendiği iddiasına da yanıt veren Mansur Yavaş, “17-18-19 Mayıs’ta üç adet konser. (Gülşen, Murat Boz ile Mor ve Ötesi) Teknik kurulum 48 milyon lira, sanatçılara ve ekiplerine de ödenen para 30 milyon lira. 78 milyon 500 bin lira. Üçe böldüğünüzde ne kadar aldıklarını göreceksiniz” diye konuştu.

Erdoğan: Herkes harcamasını hesap verebilirlik üzerinden yapsın

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorusuna verdiği yanıtta belediyenin düzenlediği konserleri hedef almıştı.

“Türkiye’de konser belediyeciliği kavramsallaştı. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin astronomik rakamlarla verdiği konserler tartışılıyor. Bu konuda görüşünüz nedir? Buna bir tedbir alınabilir mi?” sorusuna Erdoğan şu yanıtı vermişti:

“Ben belediye başkanlığı da yaptım. Ama konser belediyeciliği yapmadım. Yapmanız gereken nedir? İstanbul’un dört bir yanını bir defa elinizdeki imkanlar neyse bunlarla her tarafı donatmak. Altyapıyı donatmak, üst yapıyı donatmak. Dikkat edin, benim belediye başkanlığımda çöp, çukur, çamur İstanbul’da yok edildi. Şimdi durum felaket. İstanbul öyle, Ankara öyle, İzmir öyle, hepsi öyle. Biz çağrımızı vatandaşımıza yapıyoruz.

Diyoruz ki aynı oyuna gelmeyelim ve emin adımlarla geleceğe yürüyelim. Millet bu belediye başkanlarına şehirlerine hizmet versin diye oy verdi ancak hizmetten anladıkları eğlence düzenlemekten öteye geçmiyor. O eğlenceleri de millet için düzenlemedikleri, birilerine maddi kazanç için yaptıkları da yeni yeni ortaya çıkıyor. Biz nereden seçilirse seçilsin yerel yönetimlerin milletin ihtiyaçlarını karşılamasını isteriz ve bunu amaç edinenleri destekleriz. Fakat şehirlerin hali ortada.

Millet hizmetsizlikten ne yapacağını şaşırmış halde. Bir de üzerine konser adı altında birilerine ödenen milyonlar çıkınca olan vatandaşa oluyor. Kamu kaynaklarının teröre, terör örgütlerine aktarılmasına nasıl karşı çıktıysak, bu kaynakların yandaşlara aktarılmasına da elbette karşı çıkarız. Herkes harcamasını hesap verebilirlik üzerinden yapsın. Kamunun hakkını hoyratça kullananlardan, yandaşlarına sermaye edenlerden hesabını hukuk önünde sorarız.”

Paylaşın

Türkiye’de 7 Milyon Çocuk Yoksulluk İçerisinde Yaşıyor!

Yoksulluk üzerine çalışmalar yapan insan hakları savunucusu Hacer Foggo, “TÜİK’in son verisinde Türkiye’de 7 milyon çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma içerisinde yaşıyor ve OECD ülkeleri arasında da Türkiye çocuk yoksulluğu sorununda ikinci sırada. İstatistik olarak kanıta dayalı bir veri. TÜİK’in rakamlarına baktığınız zaman da bu sorun ortada” dedi ve ekledi:

“Yani veriler de aslında Türkiye’nin yoksulluğunu gözler önüne seriyor. Yine Aile Bakanlığı’nın son açıklamasında 5 milyona dayanan, 4 milyonun üzerinde sadece sosyal yardımlarla hayatını sürdüren insanlar var. Yine Aile Bakanlığı’nın verilerinde ailesinin yanında olduğu halde, İzmir örneğinde olduğu gibi temel ihtiyaçlarına bakamadığı için İzmir’deki aileye verilen destek gibi  SED yardımı alan çocukların sayısı 200 bine yaklaşmış durumda. Bu sayı her yıl artıyor.”

Yoksulluk üzerine çalışmalar yapan insan hakları savunucusu ve gazeteci Hacer Foggo, İzmir’de bir annenin gece hurda toplamak amacıyla evden çıkarken kapıyı dışarıdan çocuklarının üzerine kilitlemesi ve evde elektrik sobasının devrilmesi sonucu çıkan yangında beş çocuğun hayatını kaybetmesine ilişkin konuştu. Beş çocuğun hayatını kaybetmesinin temel sebebinin yoksulluk olduğunu belirten Foggo, şunları kaydetti:

“Beş çocuğun acı ölümü aslında Türkiye’nin bir sorunu. Bunu sadece ben söylemiyorum. Ben zaten bu mahallelerde, bu çocuklarla, bu annelerle çalışmaya devam ediyorum. Zaten buna ilişkin gözlemlerimi, araştırmalarımı yazıp çiziyorum. TÜİK’in son verisinde Türkiye’de 7 milyon çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma içerisinde yaşıyor ve OECD ülkeleri arasında da Türkiye çocuk yoksulluğu sorununda ikinci sırada. İstatistik olarak kanıta dayalı bir veri. TÜİK’in rakamlarına baktığınız zaman da bu sorun ortada. Eğitim Reformu Girişimi’nin geçen hafta açıkladığı raporda yaklaşık 612 bin çocuk okul dışında kaldı ve bunun nedenlerinin sosyoekonomik nedenler olduğu ortaya çıktı. Yani veriler de aslında Türkiye’nin yoksulluğunu gözler önüne seriyor.

Yine Aile Bakanlığı’nın son açıklamasında 5 milyona dayanan, 4 milyonun üzerinde sadece sosyal yardımlarla hayatını sürdüren insanlar var. Yine Aile Bakanlığı’nın verilerinde ailesinin yanında olduğu halde, İzmir örneğinde olduğu gibi temel ihtiyaçlarına bakamadığı için İzmir’deki aileye verilen destek gibi SED yardımı alan çocukların sayısı 200 bine yaklaşmış durumda. Bu sayı her yıl artıyor. Şimdi bunlar artıyorsa, bu sorunlar artıyorsa ve hatta kuşaklar arası yoksulluk oranı yüzde 24’lerde, bu da TÜİK’in açıklaması. Yani nesiller arası devam eden bir yoksulluk var.”

Foggo, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in konuya ilişkin yaptığı “Bütün bu problemlerin olmasının sebebi, parasal sebepler mi? Değil, bunun altında başka sebepler var. Konuşalım, onları da arka tarafta size izah edeyim. Ailenin içerisinde olan başka problemler de var. Bu kadar acılı bir günde dönüp dolaşıp sadece paraya bağlamanızı anlamakta zorlanıyorum” açıklamasına tepki gösterdi. Foggo, şunları söyledi:

“Şimdi bu istatistikler önümüzdeyken Sayın Özlem Zengin’in bu sorunları sadece aileye bağlaması, anneye bağlaması kabul edilir şeyler değil. Biz bu sorunu ülkemiz için, ülkemizin geleceği, çocukların geleceği ve çocuklara yoksulluk miras kalmasın diye çözeceksek bir sosyal devlet gereği bu sorunları, bu kanıtları masaya yatırıp bununla ilgili önlemler almamız gerekiyor ki ben bununla ilgili sosyal medyada Sayın Özlem Zengin’e bir takım sorular sordum çünkü bu aileye 18 kez Aile Bakanlığı’nın ziyaret ettiği söyleniyor ama ziyaret ettiğiniz ev, ev değil yani orada ne bir çocuk yaşayabilir ne bir anne yaşayabilir ne de bir canlı yaşayabilir. ‘

Siz bu konuda ailenin daha iyi koşullarda yaşaması için başka bir eve taşıma ya da o evi tamir ettirme, gerçekten düzgün bir hale getirme ya da yıkıp oraya yeni bir ev yapma gibi bir girişimde bulundunuz mu? Ya da kira desteği aileye önerdiniz mi’ diye bir sorum oldu. Çünkü siz eğer oraya sadece 18 kez gittiğinizi söylüyorsanız bütün bunları yapmak zorundasınız. Orada aslında kreşe gidebilecek çocuklar var. Mesela çocuklar için ücretsiz kreş desteği önerisi sundunuz mu? Çocuklarla ilgili bu tedbirler alındıktan sonra, annenin daha iyi bir işe girmesi için yani sabit bir gelirle bir maaş alacak bir iş konusunda kendisine bir olanak sundunuz mu?

Yine çocuk koruma kanununa göre zaten eğitim tedbiri ya da bakım tedbiri çocuklarla ilgili alınabilir.. Yani burada söylenilen şey ‘aile istemedi’. Ben bu konunun çok muğlak olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuk koruma kanununa göre eğer bu evde çocuklara yönelik bir ihmal varsa devlet çocukları alıyor. Ben çok fazla tanık oldum. O ailenin şartları, ev şartları, iş sistem şartları ve özellikle barınma koşulları uygun değilse çocuklarla ilgili bir tedbir kararı alınıyor çocuk koruma kanununa göre. Barınma tedbirleri yeniden iyi bir hale geldikten sonra o da yine mahkeme kararıyla çocuklara veriliyor. Yoksa anne istemedi, baba istemedi, biz aldık sonra geri gönderdik diye bir şeyin olacağını gerçekten düşünmüyorum. Böyle bir durum varsa da bu da gerçekten bakanlığın ayrıca bir ihmalinin olduğunu ortaya çıkarıyor.

‘Her şeyi paraya bağlamayın’ gibi bir cümle sarf etti. Bugün asgari ücret 17 bin lira ama açlık sınırı 20 binin üzerinde, yoksulluk sınırı 70 bin liraya dayanmış. Durum böyleyken ‘biz bir yılda yüz bin lira verdik’ deniyor. O evde beş çocuk var. Sadece bugün bebek bezi, maması 600 TL civarında. Bu sosyal yardımlarla o çocukların aç kalmaması gibi bir durum söz konusu olamaz maalesef.

“Temel ihtiyaçlar inanılmaz bir biçimde arttı…”

Bir sosyal model önerdiniz mi? 18 kere gittiğiniz bir yerde yeni bir model hem barınmayla ilgili hem çocuklarla ilgili… Mesela bir psikolojik destek verdiniz mi? Bugün dünya derin yoksulluğun, özellikle uzun zaman devam ettiğinde ailede bir tükenmişlik sendromunun başladığını tartışıyor. O tükenmişlik de aslında annenin bir psikolojik desteğe belki de ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bu konuda bir çalışma yaptınız mı ya da düzenli bir psikolojik destek ihtiyacını gözler önüne koydunuz mu?

Aile Bakanlığı’nın verilerine göre, biraz önce söylediğim gibi 200 bin çocuk var ailesinin yanında ama temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için sosyoekonomik destek alan çocuklar var. Bu çocuklarla ilgili ne yapmayı düşünüyorlar? Mesela yine barınma koşulları iyi olmayan, benim mahallelerde dolaşırken, benim takip ettiğim ailelerde de bu durumda olan çocukları biliyorum. Gerçekten sürekli açlıkla yaşayan, okula beslenme götürememekte olan, ya da giysilerini, kıyafetlerini karşılayamayan çocuklar var. Çünkü temel ihtiyaçlar inanılmaz bir biçimde arttı ve bu aileler aldıkları destekleri de bazen kiraya kullanmak zorunda kalıyorlar ki ona da yetmiyor ya da faturalarını tamamlamak zorunda kalıyorlar. Bu konuda yeni bir öneriniz var mı İzmir örneğinden sonra?

7 milyon yoksul çocuk var. Bununla ilgili yeni bir sosyal hizmet modeli öneriyor musunuz? Yani çocuk hakları temelli bir modeli bu olaydan sonra sunacak mısınız? Ve çocuk koruma kanunundaki maddeleri gerçekten uygulayacak mısınız?

Bütün bu olaydan sonra, kamu kurumlarının gerçekten kendisiyle yüzleşmediğine tanık oldum ve gerçekten bu konuya çok öfkeleniyorum. Çünkü her olayda olduğu gibi Eskişehir’de iki yıl önce açlıktan ölen Elif Nur, Ankara’da babasının ihmaline istismarına uğrayan ama yine bakanlığın ziyaret ettiği küçük çocuğumuz Kadir Geze, geçen hafta ölen Elmas kızımız gibi bu çocuklarla ilgili biz sadece aileyi suçlarsak bu yoksulluk ve bu ölümler maalesef devam edecek. O yüzden kamu kurumlarının, bakanlığın, yerel yönetimlerinin bu konuyla ilgili kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini düşünüyorum ve yeni bir insan hakları temelli, çocuk hakları temelli, yeni bir sosyal hizmet modeline ihtiyaç var.”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Kayyım Atamaları Kürt Sorununun Çözümünü Zorlaştırıyor

Mardin, Batman ve Halfeti’ye kayyım atanmasının ardından Spectrum House’nin yaptığı saha araştırmasında, katılımcıların yüzde 79.1 kayyımların Kürt sorununun çözümünü zorlaştırdığını dile getirdi.

CHP’li Esenyurt Belediyesi’nin ardından DEM Partili Mardin Büyükşehir, Batman ve Şanlıurfa’nın Halfeti ilçe belediyesine kayyım atanmıştı. Üç belediye başkanının görevden alınmasına, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gerekçe gösterilmişti.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Ben Hala Esed’den Umutluyum” Yorumu

Suudi Arabistan ve Azerbaycan ziyaretleri dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Suriye ile normalleşmeye ilişkin, “Ben hala Esed’den umutluyum. Bir araya gelip Suriye-Türkiye ilişkilerini inşallah yoluna koyalım diye hala umudum var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü bizim Suriye-Türkiye arasındaki terör yapılanmalarını yok etmemiz lazım. Suriye’de adil ve kalıcı barışın zemini vardır. Bunu sağlamak için atılacak adımlar da bellidir. Biz Suriye tarafına normalleşme konusunda elimizi uzattık. Bu normalleşmenin Suriye topraklarında barışa ve huzura kapı aralayacağını düşünüyoruz.”

Erdoğan, Suriye’nin toprak bütünlüğünü Türkiye’nin değil, “terör örgütü PKK/PYD/YPG başta olmak üzere teröristlerin” tehdit ettiğini söyledi. Erdoğan, Esad’a, “bunun farkına varma ve Suriye’de yeni bir iklimi başlatacak adım atarak ülkesine sahip çıkma” çağrısı yaptı.

Erdoğan, “Esed ile aramızdaki hukuku yeniden ihya etmemiz, bölgeyi inşallah çok daha fazlasıyla rahatlatacaktır” dedi. Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygısından kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini belirten Erdoğan, bununla birlikte tehdit hissetmeleri halinde her an sınır ötesi operasyonlara başlayabileceklerini vurguladı.

Erdoğan, “Suriye’nin kuzeyinde tam bir istikrarsızlık hüküm sürüyor. Bu da terör örgütlerinin o bölgedeki karmaşadan beslenmesi ve orada tutunması için elverişli ortam hazırlıyor. Suriye’deki istikrarsızlık ve terör örgütlerinin orada tutunması bizim için bir güvenlik riskidir” diye konuştu.

Türkiye’nin sınırlarında hala “teröristlerin tutunduğu alanlar” bulunduğunu ve bunun ülke güvenliği için risk oluşturduğunu kaydeden Erdoğan, “Oraları tamamen temizlemeden ve terör bataklığını kurutmadan tam anlamıyla güvenliği sağlamak mümkün değil” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ve Azerbaycan ziyaretleri sonrası uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Katılımınızla Türkiye, Bakü’de düzenlenen COP29 İklim Zirvesi’nde en üst düzeyde temsil edilen ülkelerden oldu. Enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynakları AK Parti iktidarında yüzde 55’e kadar yükseldi ki bu bir rekor. Yeşil kalkınmayı milli bir mesele olarak gören Türkiye, az önce zatıalinizin de belirttiği gibi Avrupa’da beşinci, dünyada ise 11’inci sıraya yerleşti. Bu kapsamda değerlendirecek olursak 2053’e kadar sıfır emisyon hedefimiz gerçekçi mi ve bunu başarabilecek miyiz efendim?

İklim meselesi dünyanın önünde bulunan en kritik tespitlerden bir tanesi. Savaşları, çatışmaları, göçleri ne kadar önemsiyorsak bu meseleye de aynı ciddiyetle yaklaşıyoruz. Türkiye’de hükümet olarak bu konuda ilgili bakanlıklarımızla ne gibi tedbirler alabileceğimizin üzerinde ısrarla duruyoruz. Dünyamızın sınırlı kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak ve insanlık olarak yüzyıllar boyunca gelişim göstererek oluşturduğumuz medeniyetimizi çok farklı bir seviyeye getirebilmek için tedbirlerimizi aldık, alıyoruz ve almaya devam edeceğiz. Türkiye olarak bu konuyu önemsiyor ve üzerimize düşeni yapmak için azami gayret gösteriyoruz.

Fakat sadece bizim ya da beraberimizdeki birkaç ülkenin gayretleriyle bu meseleye köklü ve kalıcı çözüm bulmak mümkün değil. Organize hareket etmeli, bu sorunun yükünü hep birlikte omuzlamalıyız. Bazı ülkeler iklim değişikliği ile eksiksiz mücadele ederken, bazıları kar hırsıyla alınması gereken tedbirleri görmezden gelir, hatta çevreyi daha fazla kirletmeye kalkışırsa bu problemin üstesinden gelemeyiz. Toplumların en küçük birimi ailelerden başlamak üzere, kurumlar, kuruluşlar, yerel yönetimler, sivil toplum, ülkeler ve uluslararası kuruluşlara kadar hedefe odaklanmış ve farkındalığı yüksek bir seferberlik haliyle bu küresel sorunu aşabiliriz.

Özellikle de iklim değişikliği ile mücadele konusunda yeterli kaynağa ve imkana sahip olmayan ülkelerin de mücadeleye katılımını sağlamak için finansman, teknoloji transferi ve kapasite gelişimi önemlidir. Sıfır Atık girişiminin öneminin her geçen gün daha çok anlaşıldığı günümüzde bu girişimin yaygınlaştırılması ve bir yaşam tarzına dönüşmesi için gayret gösteriyoruz. Çevre ve iklim hassasiyetimiz en üst düzeydedir ve öyle kalacaktır. Biz tedbirlerimizi şu ana kadar nasıl aldıysak, bundan sonra da almaya devam edeceğiz.

Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık yarışında ipi göğüsleyen Sayın Donald Trump oldu. Kendisiyle bir telefon görüşmesi de yaptınız. Yeni dönemde Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri ile fırsatlar açısından ve riskler bağlamında Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrini, bu yeni dönemi değerlendirmenizi rica edeceğim.

Yeni dönemde Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi yaptığımız bir telefon diplomasisiyle sağlanmaz. Biz Sayın Trump’la inşallah uluslararası toplantılar ya da ikili görüşmelerde bir araya gelmek suretiyle bundan sonraki süreci nasıl değerlendireceğimizi çok daha iyi bir şekilde tespit edeceğiz. Şu anda Sayın Trump’ın kabinesi nasıl oluşacak, nasıl bir kabine ortaya çıkacak bunları görmemiz gerekiyor.

Bir de Sayın Trump’ın kabinesi, benim kabinemdeki arkadaşlarla yapacakları görüşmelerle birbirlerini çok daha yakından tanıyacak, bilecek ve ona göre de adımlarımızı inşallah atacağız. Bu noktada Başkan Yardımcıları ve Dışişleri Bakanları önem arz ediyor. Bu bakanlarımız bir araya gelmek suretiyle birbirlerini tanıyıp, istişare edecekler. Temennimiz odur ki; Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında çok daha farklı bir süreç başlamış olsun. Şüphesiz iki ülke arasında fırsatlar her zaman mevcuttur.

Bu fırsatları değerlendirme iradesi ve iki ülkeye de kazandıracak adımların atılması temel beklentimizdir. Biz konuya her liderin yaptığı gibi ülkemizin çıkarları perspektifinden yaklaşıyoruz. Trump yönetimi, ekonomiyi öncelikli hedeflerinden biri olarak görüyor. Türkiye de stratejik coğrafi konumu ve genç nüfusu ile yatırım fırsatları sunan bir ülke. İki ülke arasında ticaret hacminin artırılması ve yatırımların teşvik edilmesi için yeni fırsatlar oluşturabiliriz. Özellikle enerji, altyapı ve teknoloji alanlarında yeni iş birliklerini geliştirmemiz mümkün.

Trump’la görüşmenizde yanında Elon Musk ve oğlu da vardı. Ayrıca Elon Musk New York’ta Türkevi’nde görüştüğünüz zaman dışarıya elinde kitabınız “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” ile çıkmıştı. Benim merak ettiğim husus bu noktada Elon Musk’la arada sırada görüşür müsünüz? Bunun yanında Türkiye’nin uzaya gitme çalışmaları olsun, teknoloji ile ilgili çalışmaları olsun bu noktada küresel düzlemde Türkiye’yi neler bekliyor?

Bu kampanyada Musk, Sayın Trump’ın yanında yer aldı. Bizi burada ilgilendiren konu Musk’ın uzay ve teknoloji alanında çalışan bir iş insani olması… Kendisi teknolojiyi yakından takip eden ve bazı ciddi teknolojik adımları da atan bir isim. Türkiye’de kendisiyle bu konuyla ilgili bir görüşme yaptık. Son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Türkevi’nde kendisiyle görüştüğümüzde çocuğunu da yanında almış ve Türkevi’ne öyle gelmişti.

Türkevi’ndeki görüşmemizde de samimi bir havada görüşmeyi yaptık. Türkiye’nin teknoloji alanında attığı atılımlar, dünyanın dikkatini çekiyor. Teknoloji tek başına ilerleyeceğiniz bir alan değil, mutlaka bazı iş birliklerine ihtiyacınız oluyor. Bu alanda iş birliği fırsatlarının doğması halinde Musk ile de adımlar atılabilir. Elon Musk, Sayın Trump yönetiminde hangi alanda görev alacak, hangi alanda aldığı görevle Sayın Trump’a veyahut da Amerika yönetimine faydası olacak bunu zaman içerisinde göreceğiz.

Donald Trump’ın seçilmesi, bölgesel savaş ve İsrail işgali tehdidini ne oranda azalttı?

Bana bu konu ile ilgili tespitler için biraz erken gibi geliyor.  Trump görevi, Biden’den teslim alsın bakalım. Devir teslimden sonra yeni dönemde ne gibi adımlar atacak, bunu o zaman göreceğiz. Temennimiz odur ki; Trump bu dönem bölgeye yönelik çok daha farklı adımlar atsın. Çünkü zaman zaman verilen mesajlar bizi kaygılandırabiliyor. Onun için de Ocak ayını bir görmemiz lazım.

Ocak ayından itibaren ne gibi adımlar atılacağını bence o zaman göreceğiz. Kendisiyle seçilmesi sonrası nasıl birkaç gün içerisinde görüşüp konuştuysak, bundan sonraki süreçte de bu temaslarımızı aynı şekilde gerçekleştireceğimize inanıyorum. Çünkü geçmişte Trump’la görüşmelerimiz Biden’la mukayese edilemeyecek derecede fazlaydı. İnşallah bu dönemde de bu adımları en güzel şekilde atarız ve hem Amerika Birleşik Devletleri hem Türkiye buradan kazançlı çıkar.

Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğindeki Batı, İkinci Dünya Savaşından sonraki kurulu düzen için Çin ve Rusya’yı tehdit olarak görüyor. Rusya ve Çin’in İsrail ve Gazze konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Rusya Devlet Başkanı Putin’in ne gibi tavırları olacak bunları zaman bizlere gösterecek. Bu işin en ideal şahidi zamandır. Bizler de bunu takip etmek durumundayız ve takip edeceğiz. Ona göre de ne gibi tavır takınıyorlar ne gibi adım atacaklar göreceğiz. Çünkü bunlar artık dünyada çok önemli konuma gelmiş olan ülkeler. Dolayısıyla biz de artık onları takip edeceğiz. Çin ve Rusya İsrail’in bu saldırılarının haksız ve hukuksuz olduğuna ilişkin açıklamalar yaptı. Saldırıların sonlandırılıp konunun diplomasi yoluyla çözülmesi noktasında beyanları da bulunuyor.

Birleşmiş Milletler zemininde başlattığımız İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatının durdurulması için tedbir isteyen ortak mektup girişimimize Rusya ve Çin imza verdi bu önemli bir adımdır. Çünkü İsrail’e bu silah ve mühimmat sevki devam ettiği müddetçe İsrail daha saldırgan hale gelecek. İsrail’in durdurulmadığı her gün Filistin ve Lübnan’daki insani tablo biraz daha ağırlaşıyor. İnsani yardımların kesintisiz ulaşımının sağlanamadığı her gün insanlar ilaçsızlık, açlık, susuzluk ve vahşice saldırılar nedeniyle ölüyor.

Arap ülkeleri ve Türk dünyası devletleri liderlerine, İsrail konusunda daha aktif pozisyon alma konusunda çağrıda bulundunuz. Bugüne kadar net bir tavrın olmadığını gözlemliyoruz. Arap ülkeleri ve Türk devletleri içerisinde sizin çağrınıza en fazla desteği hangi ülkeden alabildiniz bugüne kadar?

İsrail’in Gazze soykırımına giriştiği günden bu yana herkesi katliamların ve ölümlerin karşısında olmaya davet ediyoruz. Görüştüğümüz tüm ülkelerle gündem başlıklarımızdan biri mutlaka İsrail’in Filistinlilere yönelik uyguladığı zulümdür. Zulmün karşısında olmak için insan olmak yeterlidir. Hangi dili konuştuğunuz, hangi inanca sahip olduğunuz, derinizin ya da saçınızın, gözünüzün rengi değil insani değerlere sahip olup olmadığınız önemlidir. Maalesef bazı Batılı ülkelerin yönetimlerinden bunu göremedik. Çırpınan Filistinli çocukların feryatları karşısında yürekleri titremeyenlerle ortak bir paydada buluşmamız çok zor.

Hastanelerin, ambulansların vurulduğunu gördüklerinde buna isyan etmeyenler bunu normal görüp “İsrail’in kendini savunma hakkı var” kılıfıyla bu suçu örtmeye çalışanlardan zulme karşı duruş beklemek hayalcilik olur. Arap ülkeleri ve Türk devletleri ile insanlık ittifakını genişletmek, tek ses ve tek yürek olduğumuzu göstermek için çalışıyoruz. Bir ve beraber aynı amaçla ve aynı tonda bu zulme karşı seslerimizi yükseltmemiz gerekiyor. Kaybedilen zamanı çoğaltmadan bunu yapmak ise daha da önemli. Çağrımız somut adımları içeriyor. Mesela Uluslararası Adalet Divanı’nda bir hukuk mücadelesi başladı ona güçlü destek önemli.

Filistin Devleti’nin tanınması için çabalamak bir başka somut adım. İki devletli çözüm olmadan bölgeye huzur ve barışın gelmesi mümkün değildir. İsrail’e yönelik ticari kısıtlamalar ve ambargolar da yine başka bir mücadele biçimi. Diplomatik baskının artırılması için İsrail’i her alanda köşeye sıkıştıracak aktif bir diplomasi ortaya konulması da mühim. Büyük bir insanlık sınavının ortasındayız. Bu sınavdan geçmek insanlık ittifakının parçası olmakla mümkün. Yoksa tarih İsrail’in yanında duranları da, zulme sessiz kalanları da yargılayacaktır.

Türkiye, İsrail ile ticareti tamamen durdurdu. Ancak ticaretin halen devam ettiğine dair bazı iddialar gündeme getiriliyor. Bunu kimler, ne amaçla sürekli gündeme getiriyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Siyasetin en kirli tarafı burası. Niye yaparlar bunları? Mevcut hükümeti nasıl yıpratırız anlayışı ile bu amaç için yaparlar. Biz şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümeti olarak İsrail ile ilişkileri kesmiş durumdayız. Bizim şu anda İsrail’le bu noktada herhangi bir ilişkimiz yok. Bundan sonraki süreçte de bu ilişkileri geliştirmek için attığımız adım da yok. Malum bu siyasi partiler, ki bunlar da ‘cürmü kadar yer yakar’. Ne yapıyorlar şimdi? Acaba biz Cumhur İttifakı’nı nasıl yıkarız veya Cumhur İttifakı’nı nasıl yerden yere vururuz bunun arayışı içindeler.

Bununla yerden yere vurulmaz. Şu anda Cumhur İttifakı İsrail ile ilişkilerin kesilmesi konusunda kesin kararlıdır. Biz bu kararlılığımızı bundan sonraki süreçte de devam ettireceğiz. Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İsrail ile hukukunu devam ettirmez, geliştirmez. Böyle bir niyetimiz de söz konusu değil. Bu konuda bazıları kulaklarını, gözlerini ve zihinlerini hırs tıkaçları ile kapatmış durumda. Onlar hakkı görmeye kör, hakkı işitmeye sağır, hakkı söylemeye dilsizler. Onlar için yapacak bir şey kalmamıştır. Bulundukları çukurda çırpınmaya ne dersek diyelim devam edecekler. Bizim muhatabımız iftiracılar hiç olmadı.

Biz bu konuyu milletimize anlattık ve anlatmaya devam ediyoruz. Çünkü bizim bu konuda ne kadar samimiyetle gayret gösterdiğimize milletimiz şahittir. Sadece milletimiz değil, dünya şahittir. Biz İsrail ile ticareti de ilişkileri de kestik, nokta. Biz Filistin’in sonuna kadar haklı davasında yanındayız. Biz Netanyahu denilen zalimden de onun çetesinden de bu yaptıklarının hesabını hukuk önünde soracağız. Sonuna kadar zalimlerin ensesinde olacağız. Biz böylesi bir baskı yaptığımız için İsrail’in dümen suyundaki bu iftiracılar bizi hedef alacak, biliyoruz. Biz istikametimizi iftiracıların kirli cümlelerine göre değil, milletimizin işaret ettiği yöne göre tayin ediyoruz.

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Zirvesinde aile fotoğrafında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed ile yer almanız dünden bu yana özellikle ülkemizde en çok konuşulan konu haline gelmiş durumda. Zirve marjında Suriye tarafıyla herhangi bir temasınız oldu mu? Suriye ile normalleşme sürecinde son durum nedir?

Beşar Esed’in konuşmasını dinleme imkanım olmadı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile görüşme için çıktım. Ben hala Esed’den umutluyum. Bir araya gelip Suriye-Türkiye ilişkilerini inşallah yoluna koyalım diye hala umudum var. Çünkü bizim Suriye-Türkiye arasındaki terör yapılanmalarını yok etmemiz lazım. Suriye’de adil ve kalıcı barışın zemini vardır. Bunu sağlamak için atılacak adımlar da bellidir. Biz Suriye tarafına normalleşme konusunda elimizi uzattık.

Bu normalleşmenin Suriye topraklarında barışa ve huzura kapı aralayacağını düşünüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden biz değiliz. Suriye’nin toprak bütünlüğünü terör örgütü PKK/PYD/YPG başta olmak üzere teröristler tehdit ediyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü çoğu ülkelere dağılmış Suriyeliler de tehdit etmiyor. Esed bunun farkına varıp ülkesinde yeni bir iklimi başlatacak adım atmalı ve ülkesine sahip çıkmalıdır. Yanı başlarındaki İsrail tehdidi bir masal değil. Çevredeki ateşin istikrarsız topraklarda hızla yayılacağı unutulmamalıdır.

İsrail’in saldırganlığı konusuna değinirken, “bölgedeki ateşin bizi de yakmasını beklemeyeceğiz” dediniz. Bu sözlerinizi ateş bize yaklaşmadan, sınırlarımızın ötesinde bir yeni tampon bölge harekatı gibi algılayabilir miyiz?

Bu terörden arındırılmış bölge konusunda 30 kilometre derinlik durumu var. 30 kilometre derinlik meselesinde aslında Suriye’nin içinde bu terör örgütlerini yok etme adımlarımız söz konusuydu.  Bir diğer taraftan da amaç Türkiye’ye gelen Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü, güvenli ve onurlu şekilde geriye dönüşleri için zemin hazırlamaktı. Bu konuda da belli bir mesafe alındı. Hala bizim Suriye’nin kuzeyinde konut yapımlarımız devam ediyor. Oradaki konut yapımlarıyla Suriyeli kardeşlerimize bir zemin hazırladık.

Şu anda da gerek COP Zirvesinde gerek Riyad’da yaptığımız toplantılarda Suriye’deki atacağımız adımlar büyük önem arz ediyor. Bunu hallettiğimiz andan itibaren zaten Suriye’nin kuzeyinde ciddi mesafe alacağız. Şu anda Suriye’de Kamışlı bölgesini düşünün. Niye biz Kamışlı’da güvenlik güçlerimizle gerekli adımları atıyoruz? Çünkü orada bu terör örgütünü kökünü de yok edelim diyoruz. Bu adımlarla da güvenlik güçlerimiz oralarda çok ciddi mesafeler aldılar. Çok ciddi neticeler elde ettiler. Gerek istihbarat teşkilatımız gerek güvenlik güçlerimiz buralarda aldıkları neticeyle Türkiye’yi rahatlattılar.

Ülkemizin güvenliği, vatandaşlarımızın huzuru için sınır ötesi operasyonlarımız her zaman gündemimizde. Tehdit hissedersek her an sınır ötesi operasyonlarımıza başlayacak hazırlığımız mevcut. Bizim Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Fakat Suriye’nin kuzeyinde tam bir istikrarsızlık hüküm sürüyor. Bu da terör örgütlerinin o bölgedeki karmaşadan beslenmesi ve orada tutunması için elverişli ortam hazırlıyor. Suriye’deki istikrarsızlık ve terör örgütlerinin orada tutunması bizim için bir güvenlik riskidir.

Bizim gerek DEAŞ’a gerek PKK/PYD/YPG’ye yönelik tüm harekatlarımızın amacı kendi güvenliğimizi sağlamaktır. Bundan sonra atacağımız adımlar da bunun için olacak. Sınırlarımızda hala teröristlerin tutunduğu alanlar bulunuyor ve burası bizim güvenliğimiz için risk oluşturuyor. Oraları tamamen temizlemeden ve terör bataklığını kurutmadan tam anlamıyla güvenliği sağlamak mümkün değil.

İsrail’in saldırganlığı sürüyor. Batı ülkelerinin de çok yoğun destek verdiğini görüyoruz. Bu süreç, Orta Doğu’da sınırların yeniden çizilmek istendiği bir süreç mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Daha önce de iç cephenin önemine dair mesajlar verdiniz. İç cephenin önemi ve bu konudaki muhalefetin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda muhalefetin böyle bir derdi yok. Muhalefetin böyle bir derdi olmadığı için biz artık kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz. Mecburuz, başka çare yok. Gelen bütün haberler de Suriye’de alınan netice bana göre Suriye’yi de rahatlatacak. Ama bizim burada Beşşar Esed ile aramızdaki hukuku yeniden ihya etmemiz, bölgeyi çok daha fazlasıyla inşallah rahatlatacaktır. Bizim iç cephemizi sağlam tutma anlayışımızı muhalefet anlayamamış gibi görünüyor.

İç cephenin tahkimi elbette her zaman önemli ancak ne yazık ki iç cepheyi güçlendirmek istediğimizde ortak hassasiyetlerle hareket eden bir muhalefeti yanımızda bulamadık.  Muhalefet gündelik siyasi meseleler, kazançlar, rantlarla uğraşıyor. Biz ise küresel ve bölgesel riskleri okuyarak, uzun yıllara sirayet edecek politikalar üzerinde çalışıyoruz. İç cephemizi sağlam tutarken aynı zamanda teröre de göz açtırmayacağız. İç cepheyi sağlamlaştırmak terör örgütlerine alan açmak, onların milletin kaynaklarını terör baronlarına peşkeş çekmesine göz yummak anlamına gelmiyor. Bizler birlik ve beraberliğimizi güçlendirme çağrısı yapıyoruz.

Bizi bölmeye çalışanlara, bizi parçalamaya çalışanlara aynı kararlılıkla ve aynı tonda yanıt verelim ve “biz biriz, bütünüz, hep birlikte Türkiye’yiz” diyelim istiyoruz. Aramıza nifak sokmaya çalışanların elleri boş kalsın diye uğraşıyoruz. Bu birlik ve beraberlik ruhu bizim mayamızda var zaten. Bize birlik, beraberlik ve kardeşliğimizi hatırlatacak bir kıvılcımdır iç cepheyi sağlam tutma çağrımız. Bizi biz yapan değerlere sımsıkı tutunup, oluşturduğumuz o eşsiz tabloyu lekelemeye çalışanları elimizin tersiyle itelim çağrısıdır.

Rio’da gerçekleşecek G-20 Zirvesi’nde özellikle küresel ekonomi ve enerji güvenliği anlamında nasıl bir duruş planlıyorsunuz? Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik zorlukları için nasıl önerilerde bulunacaksınız?

Brezilya toplantısı inanıyorum ki dünyaya çok farklı mesajların verileceği bir zirve olacak. Bu konuda biz kararlıyız. İnşallah dersimize de iyi çalışacağız. Brezilya’da Rio Zirvesi çok çok verimli, faydalı bir zirve olacak diye düşünüyorum. Sayın Lula ile oradaki buluşmamız inşallah dünyada ses getirecek bir buluşma olacaktır. Rio’da gerçekleşecek G20 Zirvesini, küresel ekonomi ve enerji güvenliği konularında önemli bir platform olarak görüyoruz. Türkiye, küresel ekonomi için istikrarı artırıcı önlemler ve iş birliklerine yoğunlaşmış bir ülke. Özellikle pandemi sonrası ekonomik toparlanma süreçlerine yönelik ortak stratejilerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayarak, ülkeler arası dayanışmanın önemini her fırsatta dile getirdik.

Enerji güvenliği de Türkiye için kritik bir konu.  Küreselleşen dünyada gelişmekte olan ülkelerin ekonomik zorluklarına yönelik somut öneriler içeren bir gündem oluşturmalıyız. Çünkü zincirleme reaksiyonla sadece bir ülkenin değil, ilişkili birçok ülkenin ekonomisini etkileyen krizlere karşı tedbir almalıyız. Bulunduğu uluslararası platformların aktif ve etkili üyelerinden olan Türkiye, hem kendi ekonomik çıkarlarını hem de gelişmekte olan ülkelerin durumunu iyileştirmeye yönelik çok sayıda öneri üzerinde çalışıyor.

Sayın Bahçeli bugünkü grup toplantısında terörü bitirme çağrısının bir kez daha arkasında durdu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sizin de Sayın Bahçeli’yi destekleyen konuşmanızın ardından şöyle bir ifade kullandı ‘Aynı noktada buluştular, Erdoğan ile Bahçeli aynı şeyi yapıyor. Ama biz şehit aileleriyle görüşeceğiz.’ CHP’nin eski ve yeni lideri Diyarbakır’a gittiklerinde Diyarbakır Annelerinden talep gelmesine rağmen görüşmediler ama bugün şehit aileleri kart olarak öne koydular. Siz, Özgür Özel’in bu çıkışını samimi buluyor musunuz?

Özgür Özel’in bu çıkışını samimi bulmuyorum. Türkiye, 40 senedir bölücü terör belasıyla mücadelede ediyor. Binlerce güvenlik mensubumuzu, kamu görevlimizi, sivil vatandaşımızı terör örgütünün alçakça saldırılarında şehit verdik. Son olarak TUSAŞ’a yönelik terör eyleminde 5 vatan evladı şehit oldu; Rabbim tüm şehitlerimizin ruhunu şad, mekanlarını cennet eylesin. Terör tehdidini kaynağında bertaraf etme stratejimiz sayesinde sahada çok önemli kazanımlar elde ettik. Bu mücadele aynı azim ve kararlılıkla devam edecek. Türkiye’nin geleceğinde teröre de, terör takviyeli siyasete de yer yok. Cumhur İttifakı olarak bu konuda tam bir mutabakat içindeyiz.

Türkiye’de konser belediyeciliği kavramsallaştı. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin astronomik rakamlarla verdiği konserler tartışılıyor. Bu konuda görüşünüz nedir? Buna bir tedbir alınabilir mi?

Ben belediye başkanlığı da yaptım. Ama konser belediyeciliği yapmadım. Yapmanız gereken nedir? İstanbul’un dört bir yanını bir defa elinizdeki imkanlar neyse bunlarla her tarafı donatmak. Altyapıyı donatmak, üst yapıyı donatmak. Dikkat edin, benim belediye başkanlığımda çöp, çukur, çamur İstanbul’da yok edildi. Şimdi durum felaket. İstanbul öyle, Ankara öyle, İzmir öyle, hepsi öyle.

Biz çağrımızı vatandaşımıza yapıyoruz. Diyoruz ki aynı oyuna gelmeyelim ve emin adımlarla geleceğe yürüyelim. Millet bu belediye başkanlarına şehirlerine hizmet versin diye oy verdi ancak hizmetten anladıkları eğlence düzenlemekten öteye geçmiyor. O eğlenceleri de millet için düzenlemedikleri, birilerine maddi kazanç için yaptıkları da yeni yeni ortaya çıkıyor. Biz nereden seçilirse seçilsin yerel yönetimlerin milletin ihtiyaçlarını karşılamasını isteriz ve bunu amaç edinenleri destekleriz.

Fakat şehirlerin hali ortada. Millet hizmetsizlikten ne yapacağını şaşırmış halde. Bir de üzerine konser adı altında birilerine ödenen milyonlar çıkınca olan vatandaşa oluyor. Kamu kaynaklarının teröre, terör örgütlerine aktarılmasına nasıl karşı çıktıysak, bu kaynakların yandaşlara aktarılmasına da elbette karşı çıkarız. Herkes harcamasını hesap verebilirlik üzerinden yapsın. Kamunun hakkını hoyratça kullananlardan, yandaşlarına sermaye edenlerden hesabını hukuk önünde sorarız.

Paylaşın

İktidardan Geri Adım: “Etki Ajanlığı” Düzenlemesi Geri Çekildi

Bugün TBMM Genel Kurulu’na gelmesi beklenen ve kamuoyunda “etki ajanlığı düzenlemesi” olarak anılan yasa teklifi geri çekildi. Düzenleme, daha önce 9’uncu yargı paketiyle Mayıs 2024’te gündeme getirilmişti. Ancak kamuoyundan gelen tepkilerin ardından teklif Haziran ayında paketten çıkarılmıştı.

Haber Merkezi / Yeni düzenleme 18 Ekim 2024’te Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi adı altında TBMM başkanlığına yeniden sunulmuştu. Yeni düzenleme, TBMM Adalet Komisyonu’nda 23 Ekim’de kabul edilmişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Murat Emir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Kamuoyunda etki ajanlığı olarak bilinen kanun teklifi, haftalardır sürdürdüğümüz gerek halkımızın büyük desteğini alarak kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarımız ile gerek meclisteki çalışmalarımız ve eleştirilerimiz sonucunda an itibari ile geri çekildi” dedi.

CHP Halkla İlişkiler ve Medyayla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Burhanettin Bulut da “Bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek, Türk Ceza Kanunu’nda ‘casusluk’ suçunun kapsamını genişleten, iktidarı eleştiren herkesi casuslukla, dış güçlerle bağlantılı olmakla suçlayacak ‘Etki ajanlığı’ yasası geri çekildi” paylaşımında bulundu.

Öte yandan; AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, casusluk düzenlemesinin, bugün görüşmelerine başlanacak yargıya ilişkin kanun teklifinden çıkarılacağını, muhalefetle yapılacak görüşmenin ardından yeniden gündeme alınacağını bildirdi.

Güler, Genel Kurulda bugün yargıya ilişkin düzenlemeler içeren Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşüleceğini söyledi. Güler, tekliften casuslukla ilgili maddenin çıkarılacağını belirtti.

Meclis Danışma Kurulu’nda konuşan iktidar partili grup başkanvekillerinin düzenlemeyi geri çekme kararında kamuoyu ve muhalefetin tepkilerinin de etkili olduğunu söylediği öğrenildi. Ancak düzenlemeden tamamen vazgeçilmiş değil.

İktidar partisi yetkilileri, bu alanda mutlaka bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurgulayarak teklifin yeniden değerlendirileceğini söyledi.

Yirmi üç maddeden oluşan yasa teklifinin, “etki ajanlığı” düzenlemesi olarak nitelendirilen, TCK’nın “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümüne, “Devletin güvenliği veya siyasal yararları aleyhine suç işleme” başlığıyla yeni suç tanımı ekleyen 16’ıncı maddesi tartışma konusuydu.

AK Parti düzenlemenin “yeni tip casuslukla mücadele” için gerekli olduğunu savunuyordu. Muhalefet ve basın meslek örgütleri ise düzenlemeyi, “muğlak ifadeler içerdiği için cadı avına dönüşebileceği” endişesiyle eleştiriyordu.

Düzenleme ne getiriyor?

Teklifin 16’ncı maddesi, tartışmalara neden olan “etki ajanlığı” düzenlemesini içeriyor. Teklifle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlıklı bölümüne 339/A maddesi ekleniyor. Maddenin başlığı ise “devletin güvenliği veya siyasal yararları aleyhine suç işleme” olarak yer alıyor.

Bu maddede “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenlerin üç yıldan yedi yıla kadar cezalandırılması” öngörülüyor.

Düzenlemede “fail hakkında hem bu suçtan hem de işlediği ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur” deniliyor. Teklife göre, bu suçun oluşması için öncesinde başka bir suçun işlenmesi gerekiyor. Maddeye göre fiilin “savaş sırasında işlenmiş veya devletin savaş hazırlıklarını veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakması” halinde ise faile 8 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verileceği belirtiliyor.

Ayrıca “suçun, milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır” deniliyor. Bu suçtan kovuşturma yapılması da Adalet Bakanlığının iznine bağlanıyor.

Paylaşın

4,5 Milyon Hane Temel İhtiyaçlarını Karşılamakta Zorlanıyor

Yüksek enflasyon nedeniyle alım gücünün her geçen gün biraz daha gerilediği Türkiye’de yaklaşık 4,5 milyon hanenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ortaya çıktı.

Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Türkiye’de yoksulluk ve sosyal yardım arasındaki çelişkili tablo, TÜİK ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verileriyle bir kez daha ortaya çıktı. Asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, IMF’nin sosyal yardımlara dikkat çekmesi ve TÜİK’in yoksulluk verileri, ülkedeki sosyal eşitsizlikleri gözler önüne seriyor.

TÜİK verilerine göre, maddi ve sosyal yoksunluk oranları azalsa da, sürekli yoksulluk oranında önemli bir iyileşme görülmüyor. Bu durum, yoksulluğun kuşaklar arasında aktarıldığını gösteriyor. Ailesi yoksul olan bireylerin, yetişkinlikte de yoksulluk riskini daha yüksek taşıdığı belirtiliyor.

Maddi ve sosyal yoksunluk, hanelerdeki otomobil sahipliği, beklenmedik harcamaları yapabilme, bir haftalık tatil masrafını karşılama, kira, konut kredisi ya da iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme gibi veriler üzerinden incelenirken, bu oran 2022 yılında yüzde 16,6 olurken, 2023 yılında yüzde 14,4 olarak tahmin edilmişti.

Sürekli yoksulluk ise eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsarken, 2023 yılında 2022 yılına göre 1 puan azalırken, 10 yıl önceki değerini koruyor.

Ekonomim’in haberine göre, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine bakıldığında, sosyal yardımlardan faydalanan ailelerin sayısının arttığı görülüyor. Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Sosyal yardım alan aileler ve enflasyonla birlikte artan harcamalar da GSYİH içinde sosyal yardımların payını da artırıyor. Özellikle pandeminin ardından 2021 yılında tavan yapan yardım oranı 2023’te yeniden yükseliyor.

Düzenli sosyal yardım alan hanelere yönelik harcamalardaki artış ise enflasyonu da ortaya koyuyor. 2013 yılında düzenli sosyal yardım harcaması 7,950 milyar TL olurken, 2023 yılında yüzde 1384 oranında artışla 156,981 milyar TL oluyor. Hane başına düşen harcama oranı ise bu verilerden yol çıkarak hanelerdeki artışla harcama artışını gerisinde kalarak yüzde 657 oranında artış gösteriyor.

2024 yılında ise düzenli yardım alan hane sayısında yılbaşına göre azalış görülürken, aktarılan tutar ise artmaya devam ediyor. TÜİK’in Dezavantajların Kuşaklararası Aktarımı 2023 yılı düzeltilmiş verilerine göre, 14 yaşındayken ailesinin gelir düzeyinin, bireylerin yetişkinliğindeki gelir düzeyini de etkilediği biliniyor.

Ailesinin gelir düzeyi en yüksek olan gruptaki kişilerin yüzde 66’sı gelir düzeyi yüksek kesimde yer alırken, ailesinin gelir düzeyi en düşük grupta olan kişilerin yüzde 45,4’ü de gelir düzeyi en düşük iki grupta yer alıyor. Sosyal yardım alan ailelerde çocukların da daha iyi eğitime ve beslenmeye ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Özel’den “Devlet Bey Ütopya Peşinde” Yorumu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısını değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor” dedi ve ekledi:

“Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısı sonrası başlayan yeni süreç tartışmalarını ‘Vikingler gibi apandist ameliyatı yapmaya benzeten’ Özel, örgütü ve iktidar ortağının da Bahçeli’nin yanında olmadığın belirtti ve şunları söyledi:

“İnsanlık üç bin beş yüz yıldır ameliyat yapıyor. Son geldiğimiz noktada apandisitin alınması gerekiyorsa önce tahliller, tomografi, ultrason. Bir moral iğnesi yapıyorlar. Sonra her ihtimale karşı bir oksijen veriyorlar. Ondan sonra destek. Biraz uyuşturuyorlar. Sonra üç kesi yapıyorlar. Özel bir şekilde patlak apandisiti güzelce alıyorlar ve yüzde 100 başarılı. Devlet Bey diyor ki ‘Apandisit ameliyatını Vikingler gibi yapacağız. Kamayı saplayacağız, sonra elimi sokacağım, o apandisiti kendim çekip alacağım oradan.’ E patlayacak, hasta da ölecek. Bu denenmiş, şu anda insanlar Vikingler gibi apandisit ameliyatı yapmıyor artık. O yüzden Devlet Bey’in önerdiği yöntem olmuyor.

‘Biz bunu yapıyoruz. Silah bırakılacak. Örneği şunlar, şu cezasını çekecek, bunlar şiddete karışmamış olanlara bir kovuşturma yapılmayacak. Şu unsurlar ülkeyi terk edecek. Karşılığında da şu demokratik kazanımlar elde edilecek.’ Şehit annelerinin de gazilerin de rızasını alan, Kürt siyasi hareketinin de mutabık olduğu, ana muhalefetin de, iktidarın da içinde olduğu, kimsenin kimseye karşı siyasi bir istismar yapmayacağı bir zemin yaratırsan oluyor. Bu işte en modern apandisit ameliyatı. Hasta da kurtuluyor, her şey halloluyor.”

Devlet Bahçeli’nin, süreçle ilgili ‘teknik hata’ yaptığını belirten Özel, iktidar ortağı ve örgütünün yanında olmadığını ileri sürdü ve şunları söyledi: “Devlet Bey ya taktik yapıyor ya da teknik hata yapıyor. Taktik yapıyorsa kendi bileceği iş ama teknik doğru değil. Dünyada çatışmalı süreçlerin nasıl çözüldüğü belli. Gerçekten evrensel kazanımlar var bu konuda. Orada artık insanlar bunu satır satır yazmışlar. İşte müzakerelerden önce bir ön müzakere dönemi. Sonra karşılıklı mutabık kalınan jestlerin gerçekleştirilmesi. Daha sonra üzerinde mutabık olunmayan jestlerin karşılıklı yapılması. Sonra müzakerenin sürdürülmesi, sonuç evresi, takip evresi. Burada da bir sürü mekanizma var.

Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor. Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Erken seçim: CHP Genel Başkanı Özel, erken seçim talebini de yineledi. Bu konuda da Devlet Bahçeli’yi işaret5 eden Özel şunları söyledi: “Bu kadar sıkıntı varken, bu ülkeyi bir erken seçime götürme ve sonrasında da bu ülkenin Anayasa’ya, hukuka uygun, Anayasa’nın ilk dört maddesine sadık ve CHP’nin de altı okuna halel getirmeyecek şekilde yönetilmesi noktasında, Devlet Bey bir erken seçiminin önünü açacaksa ben o konuda son derece açığım. Benim söylemim değil, bütün geçmiş yaşamım ona bir teminattır. Bu ülkede iktidar el değiştirecek. Bu iktidarın el değiştirmesinde eğer, bu kötüye gidişat yerine bir seçim ve arkasından çok daha güçlü bir yönetim istiyorsa, Devlet Bey bu konuda bir adım atacaksa ben ona kapımı kapalı tutmam. Bu kadar net.”

Normalleşme tartışmaları: 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaretiyle başlayan ‘normalleşme’ süreci de Özel’e soruldu. Özel bu konuda şunları söyledi: “Bu normalleşme meselesinde algıyla olgu yer değiştiriyor. Gerçekten kötü niyetli birtakım yakıştırmalar, sanki gerçekmiş gibi algılanıyor. Ona üzülüyorum. Normalleşmenin kendisi şu, siyasi muhataplarla ilişki kurmak gerektiğinde görüşmek ve onlarla sert kişisel kavgalar yerine siyasi kavgalar vererek onun da seçmenine seslenebilmek. Yani normalleşme aslında Tayyip Erdoğan’ı aşarak AK Parti’lilere konuşabilmek. Devlet Bahçeli engelini, bariyerini aşarak MHP’lilere konuşabilmek. Bunun da yolu gerçek siyaset yapmaktan, ülkenin gerçek gündemleri içinde kalmaktan geçiyor.”

“Sadece esnafı, memuru, asgari ücreti, çiftçinin sorunlarını konuşacağız demek değil. Mesela bugün etki ajanlığı gündemi var. Konuşmak gerekiyor. Eskiden partiye yapılan en kuvvetli eleştiri şuydu: ‘Vatandaşın ilgilenmediği konuları tartışıyorsunuz. Vatandaşın ilgilendiği konuları konuşmuyorsunuz.’ Bugün grup konuşmasının yüzde 70’i ekonomiydi. Benim her konuşmamın çoğunluğu ekonomi çünkü sahada, bu konuşulursa karşılığı oluyor.”

2023 milletvekili seçimlerini hatırlatarak “Sen 10 ay önce, beş parti gidip yüzde 25 almışsın” diyen Özel “10 ay sonra aldığın yüzde 38’in yüzde 32’si kalıcılaşıyorsa çok önemli bir şey. Ben bunu ileriye doğru çekmeye çalışacağım” dedi. Özel şöyle devam etti: “Seçim gecesi seçmen AK Parti’ye tarihi bir ceza verdiği halde aramızdaki oy farkı 2,28 puan. Yani varıp da AK Parti’ye 20 puan fark atmadık ki. Biz aldık ama onlar da aldı. AK Parti de 31 Mart’taki oyunun gerisinde. AK Parti de yüzde 37 almıyor ki, 30-29 alıyor.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Meclis’te “İsrail’le Ticaret” Gerginliği

Meclis’te CHP milletvekilleri ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat arasında sık sık “İsrail’le ticaret” tartışmaları yaşandı. Bakan Bolat, CHP milletvekillerinin, İsrail’le ticaret devam ediyor ifadelerini yalanladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Ticaret Bakanlığı’nın 2025 Bütçesi görüşüldü.

Görüşmeler öncesinde CHP milletvekilleri “İsrail ile ticaret” haberlerinin yer aldığı gazete haberlerini gösterdi. Tepkilerini dile getirdi. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığına göre; CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, iktidarın “İsrail’le ticaret yapılmıyor” dediğini ancak ticaretin devam ettiğini savundu. “Bir taraftan ağlıyorlar, bir taraftan ticaret yapıyorlar” diyen Ağbaba, gemilerle İsrail’e hür türlü malzenin gittiğini iddia etti.

Ağbaba, “Bu ayıbı Türkiye kaldıramaz. İsrail’in yanında mısın, Gazze’nin yanında mısın? Malesef Gazze’de hergün yeni katliamlar yapılırken buradaki malzemeler Türkiye’den gidiyor. Kudüs’teki tel örgütler, askerlerin kışlık içlikleri Türkiye’den gitmişti. Buradan Filistin’e diye mallar çıkıyor, İsrail’e gidiyor. Filistin’in ticaret yapacak hali yok, çelik gönderiliyor. Filistinliler çeliği ne yapacak? Seramiği ne yapacak?” iddialarını gündeme getirdi.

Sonrasında Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sunumunu gerçekleştirdi.
Bolat, “Türkiye İsrail’e jet yakıtı satıyor” iddiaları konusunda, 6-7 tane İsrailli tur şirketinin “charter” şirketlerinin turist getirince havalimanından aldığı uçak benzini ihracat olarak kaydedildiği için bu olayın bu şekilde karalama kampanyası yapıldığını söyledi. Bunun üzerine CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, “Hiç yakıt satmıyor musunuz?” diye sordu.

CHP Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, “Hiç yakıt satılmıyor mu Sayın Bakan?” diye ekledi. Milletvekilleri ısrarla sorularına devam edince Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Arkadaşlar çok ayıp yani Bakan’ın 30 dakikası var, şurada yaptığınız çok ayıp, çok” dedi. CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin “Ayıp diyemezsiniz” diyerek itiraz etti.

Bolat, 2 Mayıs’ta alınan karar doğrultusunda İsrail’le ihracat ithalatın tamamen durdurulduğunu söyledi. “İhracat, ithalat sıfırdır” diyen Bolat, Filistin Hükümeti’nin gelerek, “Bizim Türk mallarına ihtiyacımız var. Filistin topraklarında 6 milyon insan yaşıyor” dediğini belirtti. Bunun üzerine CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Çelik niye? Cam niye? Seramik niye?” sorularını yöneltti.

Bakan Bolat, 2 Mayıs’ta İsrail’le ticaret ambargosu konulduktan sonra “Üçüncü ülkelerden zaten gidiyor” yalanının uydurulmaya başlandığını söyledi. Bolat, “Kardeşim, bütün dünyaya, 220 ülkeye ihracat yapıyoruz biz; 262.5 milyar dolar ihracatımız var, 340 milyar dolar da ithalatımız var. 605 milyar dolar civarında toplam dış ticaretimiz var ve bu dış ticaretimiz de dünyanın her tarafına var. Ticaretimizin yüzde 40’ı AB ülkelerine. Bu anlamda Filistin’e yapılan ticaret doğrudur ve Filistin hükümeti bundan mennundur” dedi.

Konuşmasına devam eden Bolat, Filistin Hükümeti’nin talebi üzerine bir mekanizma kurduklarını ayrı bir gümrük koduyla ihracat kapısı açtıklarını söyledi.

Geçen hafta Ambarlı Limanı’nda yapılan eylemle ilgili “İsrail’e gidiyor, silah götürüyor” suçlaması yapıldığını belirten Bolat, bu ürünlerin Güney Kore ve Çin limanlarından geldiğini bildirdi. Tartışmalar devam ederken CHP’li Veli Ağbaba, “Bizim tavrımız net. Biz Deniz Gezmişlerin yolundayız, biz Ecevitlerin yolundayız” dedi.

“İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor”

Bakan Bolat, “Filistin için en çok mücdaleyi veren hükümete, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptıklarına destek olun. Yaptığınız siyasi istismar” diye konuştu. CHP’li Ağbaba, “Onu yapan sizsiniz” karşılığını verdi. Bolat, “İsrail’le en çok dost olan sizsiniz” diye devam etti. Ağbaba, “İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor” dedi.

Bolat, “İkiyüzlülüğü kim yapıyor çok iyi biliyor bu aziz millet” karşılığını verdi. Ağbaba, hâlâ Ceyhan Boru Hattı’ndan İsrail’e petrol gitmeye devam ettiğini iddia etti. Ağbaba, “İsrail’le ticarete devam, Gazze’ye ağlamaya devam” dedi.

Bolat, konuşması sırasında kaçakçılık faliyetleriyle ilgili de bilgi verdi. Bolat, bu yıl 7 Kasım itibariyle 18.5 milyar lira değerinde 17.2 ton uyuşturucu madde ve 19.4 milyar lira değerinde kaçak ticari eşya olmak üzere toplamda 38 milyar lira değerinde kaçak eşya ve narkotik madde ele geçirildiğini söyledi.

Görüşmeler sırasında İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, bakanın “cari açık sorun olmaktan çıkmıştır” ifadesini kullandığını söyledi. Bakan Bolat, “Bugün için” dedi. Usta, “Bu, çok iddialı. Bu ancak cehaletle açıklanır sayın bakan, kusura bakmayın… ‘Cari açık sorun olmaktan çıkmıştır’ diye bir şey sizi göreceksiniz çok mahcup edecek” dedi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Atatürk” Yanıtı: İşine Gelince…

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İşine gelince Atatürkçü olanlar, meczubun cenazesine koşanlar, sıkıştığında dönüp 2 ayyaş deyip sıkıştığında 10 yıl daha yaşasaydı diyenlerin samimiyetini milletimiz adalet terazisinde tartıyor. Ama milletin Atatürk’e yönelik sadakati bitmiyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şayet, Gazi’nin ömrü ve sağlığı en azından bir 10 yıl daha ülkeyi yönetmeye el verseydi, hiç şüphesiz 2. Cihan Harbi sonrası bambaşka bir Türkiye görecektik. Maalesef Gazi’nin vefatıyla bu fırsatı kaçırdık. Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra da başımıza musallat edilen darbeler, zayıf koalisyonlar, kifayetsiz kadrolar ülkemizin küresel kalkınma yarışında geride kalmasına sebep oldu” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in transfer duyurusuyla başladı. İYİ Parti’den istifa eden Trabzon’un Yomra ilçe Belediye Başkanı Mustafa Bıyık CHP’ye katıldı. Mustafa Bıyık’ın parti rozetini takan Özgür Özel, daha sonra yaptığı açıklamada, haftaya yeni katılımlar olacağını belirtti.

Özel daha sonra gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İzmir’den büyük bir facia haberi aldık. Öğrendikçe insanın içi acıyor. 22 yaşında bir erken evlik yapıyor. Emekli bir felsefe öğretmeninin kızı Melis Akcan. Eşi hapse giriyor bu sefer kendisi başlıyor hurda toplamaya evde en büyüğü 5 yaşında olan 5 çocuk ve büyük bir felaketle karşı karşıya kalınıyor. Bu konu Türkiye’de yoksulluk güvencesizlik ve aile içinde yaşananlara karşı kadınların çaresizliğine kimse gözü kapalı kalamaz. Grubumuz bir araştırma önergesi yazacak.

Türkiye’de korunmaya muhtaç çocukların bu durumundan ailenin itirazı, başka durumlar, objektif kriterler, bağımsız kurumlar, sivil toplumun dahil edilmesi, eksik neyse bu işin bu benzer vakalar bir daha yaşanmasın diye bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif edeceğiz.

Bu meseleyi de çok yakından hep birlikte takip edeceğiz. Tabii bu üzüntü bu yas 10 Kasım’daki ulusal yasımızın üstüne geldi. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 86. yıldönümünde özlemle, minnetle, rahmetle andık hep beraber. 81 ilde anma programları yapıldı. Saat 09:05 gece Türkiye’de yine hayat durdu. Çatıdaki işçi durdu. Köprüdeki sürücü durdu. Madende yerin 400 metre altındakiler durdu. Şehirlerarası yolda kamyon şoförü durdu.

Bütün Türkiye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırası önünde 1 dakika durdu. Ona minnetlerini, ona şükranlarını iletti. 9 Kasım’dan itibaren yüz binler Anıtkabir’e aktılar. 10 Kasım’da resmi rakam 1 milyon 100 bin vatandaşımız Anıtkabir’i ziyaret etti. Bugün burada “Benim iki büyük eserim var. Bunlardan bir tanesi cumhuriyet, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi.” diyen önderimizin, partimizin 1. genel başkanının, kurucumuzun huzurunda bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi tüm üyeleri adına kendisine minnetlerimizi sunuyorum.

Birileri işine gelince Atatürkçü olanlar, sonra Atatürk’ün, Atatürk’e zerre muhabbet besleyen, ‘Ne ölüme ne dirime.’ diyen meczupların hastanesine de cenazesine de koşanlar ama 15 Temmuz akşamı ‘Bulun bulun, Atatürk bayrağı, posteri bulun, il başkanlıklarımıza asın.’ diyenler, sıkıştığında, kafası bozulduğunda dönüp iki ayyaş deyip, sıkıştığında ‘Keşke 10 yıl daha yaşasaydı.’ diyenlerin samimiyetini bu milletimiz vicdan terazisinde tartıyor. Ama bu milletin Atatürk’e sadakatini her 10 Kasım’da görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz.

Tayyip Bey’in 10 Kasım, Türkiye’nin matem gününde yaptığı konuşmaya birazdan değineceğim. Ama ilk önce ilk önce esas hepimiz açısından son derece yakıcı ve bir ülkenin gerçek gündeminde olan konuları ıskalamadan konuşmak lazım.

Ekonomik kriz her alanda derinleşirken iktidar irrasyonel davranışlara devam ediyor. 2002 yılında memur 14,5 çeyrek alıyordu şimdi 7. Vatandaşın sırtına vergi yüklemeye devam ediyorlar. Yılbaşına kadar 81 ilde ekonomiyi anlatacağız. Gerçek derdimiz ekonomidir.

Vatandaşın hakkını savunuyoruz. Emekli maaşı asgari ücrete denk olmalıdır. Emeklilere 17 bin lira bu aydan itibaren yatırılmalıdır. Bırakın dört seferi, temmuzda dahi zam yapmadılar. Bugün asgari ücretlinin alım gücü erimiş durumdadır. Kendi beklentileri yıl içerisinde üç sefer değişti. Bunlar, kendileri bile tutturamıyorlar. Krizin faturasını asgari ücretliye verecekler.

Biz bir asgari ücretli parayı nereye harcar diye baktık. Bütün sendikalara çağrı yapıyoruz. Asgari ücret 30 bin lira olsun. Bugün enflasyon yüzde 59 buna göre zam verse 24 bin lira olacak asgari ücret onlar diyor ki biz 21 bin lira yapalım. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında yokuz.

“Etki ajanlığı düzenlemesi tüm muhalifler için sopadır”

Kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak adlandırılan düzenlemeye de değinen Özel “Tüm muhalifler için sopadır” diye konuştu. Özel şöyle devam etti: “Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Muhalif gazeteciler için, muhalifler için bir sopa olarak kullanmak üzere getiriyorlar. Hukukun en temel beklentisini bile aramadan. Birisi bana muhalifse ben onu başkalarını etki ajanı olarak etiketlerim kimseyi de konuşturmam. Millet buraya milletvekili seçip yolladı, hukukçu arkadaşlar var.

Yabancı ülkenin buradaki taşeronu yakalanınca bir buçuk yıl ceza verebiliyoruz. Ama senin yazdığın gibi olursa dışarıdan çalışmalara YÖK para ayırmaz akademisyen fon bulur, etki ajanısın diyecekler. gazeteci dışarıdan fon bulur yayın yapar, etki ajanısın diyecekler. Otoriterlik bulaşıcı, birbirlerinden öğreniyorlar. Bu etki ajanlığının patenti sayın Putin’de. Sonra Gürcistan, Kırgızistan izlemiş. NATO Parlamenterler Meclisi’nde bu düzenlemenin demokrasiye tehdit olduğu bir karar bağlanmış.

Bizim de üyelerimiz var hatta Faik Öztrak yönetici pozisyonunda. 18 üyenin 10’u AKP ve MHP’li. Bu 10 arkadaş NATO’da demokrasiye aykırı diye imza atmışlar. Devlet Bey için kolay, iki tanesini partiden atar. Senin milletvekillerin demokrasiye aykırı diye Mayıs ayında imza atıyorlar. Kırmızı alarm! Hayvan hakları ve kadına şiddet yasasında olduğu gibi kırmızı alarm! Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar.”

“Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular…”

Görevden alınıp yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’de Özgür Özel’in gündemindeydi. Özel, konuya ilişkin şöyle konuştu: “Ahmet Özer halen tutuklu. Dün Serdar Ortaç hakkında iddia var, gece evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar, duymayınca uyanmasını beklemişler. Uyanıp kapıyı açınca kendileri ifadeye davet etmiş. Doğrusu bu. Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular, canlı bombaymışcasına o şartlar altında kaldırıp itibarsızlaştırdılar.

Aramada avukat sokmadılar eve. Güya buldukları delillerle bir sürü yalan attılar. Hatta belki FETÖ gibi kendileri kanıt koydular. Remzi Kartal ile görüştü deniliyor hiç kanıt yok ama Meclis’te Kartal ile görüşen iki vekil var biri Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çıkıyor diyor ki ‘Ben akademisyen sıfatımla görüştüm’ Yayman’a hak olan Özer’e yasak mı?

Ahmet Özer atadıysa şu PKK’lıları bir de biz görelim dedik 12 gün sokmadılar. En sonunda girdik. Dediler ki; kayyımı gördünüz mü? Şeytan görsün yüzünü! Göstere göstere seçilmiş CHP’li üyelerin odalarını göstermişler. Kayyımın bir odasını falan gösterememişler. AKP’li giriyor babasının evine girer gibi ama CHP’ye yasak. Neden? Ahmet Özer aleyhine delil uyduracaklar. Mümkün olduğunca Akın’a düşürüyorlar, düşmezse Akın oraya koşuyor.

Bir hakim başarılıysa yerinden oynamaz. Bir hakim başarısızsa sürersin. Akın Gürlek pinpon topu gibi. Dolaşıyor katlediyor. Şimdi gelmiş Ahmet Özer’i içeride tutacak operasyonu yapıyor. Akın’ın yer değiştirmeme tazminatı yerine, yer değiştirme coğrafi tazminatını eşini SPK’ya koyup karşılarız. Aile ile uğraşmadım, uğraşmam. Ama SPK’ya atanmam vicdana uygundur diyorsa hanımefendiden özür dilerim. Ama o Akın Gürlek’in benden çekeceği var.”

Kayyım atamalarının ardından DEM otobüsünde konuşma konusuna ilişkin de konuşan Özel şu ifadeleri kullandı: “Mardin’e gidip DEM otobüsüne çıkmışız. Gittiğimizde ne üstünde ne de içinde oldukları sivil plakaları bir otobüsün üstünden konuştuk. Ülkenin cumhurbaşkanı benim söylediklerimi TRT tüm ülkeye yayar, duyanlar bana yeter diyerek siyaset yapıyor. Hadi televizyonda karşımıza çıkmıyorsun bari o kürsüde yapma. Otobüs ortada, plakası sivil. Ahmet Türk o kadar nazik ki ben çekileyim dedi.

Olur mu başkanım, Mardin halkı kimi seçtiyse onunla çıkacağım buraya dedim. Erdoğan diyor ki; yalan söylüyor, samimi değil. Tayyip Bey, Siirt’e gidip meydanda kalabalığı görüp sonra da şiir okuyup yasaklı duruma düşen sen, partin iktidara gelince milletvekili de değilsin Baykal’ın demokratlığından istifade eden ve Anayasa değiştirten sen, geçen seçim yüzde 65 oy alan Siirtlilerin başkanına kayyım atayan da sen. Samimiyetsizlik budur.

10 Kasım’daki bütün çabalarına rağmen kutuplaşmaya sebebiyet verecek, çatışmaya sebebiyet verecek söylediği hiçbir söze cevap vermeyeceğiz. Niye? İşine öyle geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart’tan önce “Tayyip Bey sövdü, Devlet Bey sövdü. O dönem bir muhalefet genel başkanı ağır konuştu.

“31 Mart akşamı 1. parti olduk”

Ne dedik? “Canınız sağ olsun.” Niye? “Emekli konuşacağım.” dedim. Niye? Asgari ücret konuşacağız, yoksulluk konuşacağız dedik. Aslan gibi adaylarımız var, onları tanıtacağız dedik. 31 Mart akşamı 1. parti olduk. O günden bugüne parti 1. parti. Cumhuriyet Halk Partisinden bahsederken şöyle bir şey söylüyor: ‘Türkiye’nin 2. partisi.’ Yok öyle bir şey. Sadece bir yerde o var. Nerede biliyor musunuz? Üye sayısında. Çünkü biz sizin gibi kapınıza varan garibana ‘Kimliğini getir, üye olmadan önce sosyal yardım alamazsın.’ demeyiz. Üye olmayana kömür dağıtmıyoruz demeyiz. İşe girmek isteyenin babasını, ninesini, dedesini CHP’den istifa ettirip AK Parti’ye kaydettiren sizsiniz. Bu bir tenezzül meselesidir. Üye sayısında bizi böyle geçersiniz.

Son seçimlerde 47 yıl sonra büyük bir gururla yüzde 38 oyla Türkiye’nin 1. partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Tayyip Bey’in, Tayyip Bey’in zoruna gitse de Adalet ve Kalkınma Partisi şimdilik 2. partisi, yakında 3. partisi ve en sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi tarihteki yerini alacak. Ama ama bu ülke işgal altındayken hep birlikte harekete geçenler, dedeleri koyun koyuna toprak altında kefensiz yatanlar, cumhuriyeti kuranlar, çok partili rejime, demokrasiye geçirenler, sata sata bitiremediğiniz tüm fabrikaları, tüm tersaneleri, tüm rafinerileri yapanlar sata sata bitiremediğiniz her şeyi yapanlar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapanlar, emekliliği getirenler, kıdem tazminatını getirenler, sendika kanununu getirenler.

Şimdi de siz istediğiniz kadar kutuplaşın, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin hakkını savunmaya, bu memlekete umut olmaya, halkın iktidarını kurmaya geliyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin 1. partisi olarak önümüzdeki seçimlerde sonra Atatürk’ün partisi iktidar partisi olacak. Bize inanın, bize güvenin. Size inanıyoruz, milletimize güveniyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın