Belirsizlik Gıda Güvenliğini Riske Atıyor

Tüm dünyada gıda güvenliği daha yüksek sesle konuşulmaya devam ederken Türkiye’den sektör temsilcileri üretim konusunda uyarılarda bulunuyor. Tarımda günübirlik politikalar yerine uzun dönemli ve üreticiyi merkeze alan planlar talep eden sektör temsilcilerine göre bu şartlar sağlanmazsa önümüzdeki süreçte gıda arzında ve fiyatlardaki sorun artarak devam edecek. Buna göre bu süreçte belirsizlik üreticinin topraktan uzaklaşmasına neden oluyor.

Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), gıda güvenliği konusunda acil eylem çağrısında bulundu. Yapılan çağrıda savaş, bölgesel çatışmalar, iklim değişikliği ve yakın dönemde tüm dünyayı etkileyen pandeminin gıda güvenliğini tehlikeye attığı vurgulandı. Ayrıca gelinen noktada temel gıda arzındaki soruna dikkat çekilirken fiyat artışlarının tüm dünyayı etkilediği belirtildi. Bu nedenle ülkelerden de gübre ve gıda ürünlerin ihracatında kısıtlamalardan kaçınmaları istendi.

Peki Türkiye’de durum ne? DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre sorunun kaynağı üretimde başlıyor. Türkiye’nin uzun yıllardır üretimde doğru ve sürdürülebilir bir sistemi oturtamadığını belirten uzmanlara göre bu durum önümüzdeki yıllar için büyük bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor.

Tüm dünyanın gıda üretiminde ve tedarikinde yeni sorunlarla karşılaşmaya devam ettiğini söyleyen Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, “Yaşanan sıkıntılar ülkeleri kendi önlemlerini almaya zorluyor. Bunun ilk adımı da ihracat kısıtlamaları olabiliyor. Böylece kendi iç piyasalarını dengede tutmaya çalışıyorlar. Ancak bir ülkede belli bir ürünün ihracatına ve ithalatına kısıtlama getirilmesi diğer ülkelerde yeni sorunlar oluşturabiliyor. Yakın dönemde savaş yüzünden buğday ve yağ fiyatlarında yaşananları gördük” diyor.

Sektör temsilcileri burada temel ürünlerdeki yerli üretim oranına dikkat çekiyor. Demirtaş, buğday gibi temel bir üründe bile kuraklık etkisiyle yeterlilik oranının düştüğünü belirtiyor. Buna göre iç piyasada düşen fiyat, ithalata yönelimi arttırıyor. İhracatçı ülkeye aniden gelen talep artışı ise o ürünün hem fiyatını arttırıyor hem de bulunabilirliğini azaltıyor.

Özel sektörün kontrolünde

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez ise gıda güvenliğini sağlamanın en önemli yolunun uzun yıllara dayanan sürdürülebilir tarım politikaları olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin bugün, yıllar önce uygulamaya başladığı yanlış politikaların sonucunu yaşadığını anlatan Suiçmez, “Her ülke kendi tarım politikası doğrultusunda dönem dönem ithalatta ve ihracatta kısıtlamalara gidebilir. Bu yanlış bir adım değil. Sadece artık tehlikenin ne kadar büyüdüğünün çok önemli bir işareti. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ve Dünya Ticaret Örgütü’nün bu çağrısı yeni değil. Hatta Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunların merkezinde de bu uluslararası örgütlerin planlı önerileri var. Türkiye, yıllar önce bu örgütlerin tavsiyeleri doğrultusunda tarım politikalarını şekillendirdi. İç piyasayı kontrol eden kamu iktisadi teşebbüslerinin etkinliğini azalttı ve üretimi tamamen özel sektörün kontrolüne bıraktı. Şimdi bu kurumların yokluğunun eksikliğini çekiyor. Her fiyat artışından etkileniyor” ifadelerini kullandı.

Kamu artık güçlü değil

Uluslararası kuruluşlar özellikle gübre ihracatındaki kısıtlamaların gıda güvenliği için çok önemli riskleri de beraberinde getirdiğini açıkladı. Gübrenin her ürünün üretiminde çok stratejik bir rolü olduğunu anlatan Baki Remzi Suiçmez, şöyle devam etti: “Türkiye’nin gübrede kendine yeterlilik oranı yüzde 80 seviyesinde. Oysa geçmiş dönemde Türkiye kamu girişimleri ile gübre piyasasını kontrol edebiliyordu. Şu an öyle bir imkân yok. Küresel düzeydeki doğalgaz zamları amonyak fiyatlarını, o da azotlu gübre fiyatlarını arttırıyor. Geçen yıla göre gübrede yüzde 300 ila 600 arasında bir zam var. Bu şartlarda bizim iç üretimimizi devam ettirmemiz zorlaşıyor. Oysa bu alanda kamu güçlü olsaydı ve çiftçi kamu aracılığıyla henüz üretime başlanmadan desteklenseydi bu alandaki artıştan kısmen daha az etkilenecekti. Şimdi gübre ithalatı yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Türkiye kısır döngüde

“Gelinen noktada bir kriz anında artık paranız olsa da bir ürünü alamıyorsunuz” diyen Hüseyin Demirtaş, gıda güvenliğini sağlamanın tek yolunun doğru tarım politikaları olduğunu söylüyor. Küresel olarak yaşanan kısıtlamalardan hem üreticinin hem de tüketicinin etkilenmemesi için acil olarak tarıma ve çiftçiye doğru destek verilmesi gerektiğini anlatan Demirtaş’a göre bu alandaki destekler yanlış veriliyor. Buna göre Türkiye, bitmiş ürüne destek vererek fiyatları kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu durumun bir kısır döngü yarattığını ifade eden Demirtaş, “Siz çiftçiye önünü görebileceği bir ortam sunmuyorsunuz. Üretim aşamasında destek vermeyip raftaki ürünü sübvanse etmeye kalkıyorsunuz. Bunun başarılı olma şansı yok” diyor.

Demirtaş, önce girdi maliyetlerinin sabitlenmesini, motorin, gübre ve elektrik girdilerine destek verilmesini ve uzun süreli desteklerin önceden açıklanmasını talep ediyor.

Baki Remzi Suiçmez de bu alanda yapılan en büyük yanlışlardan birinin desteklerinin yetersizliği ve yanlış zamanda verilmesi olduğunu dile getiriyor. Çiftçinin üretimi tamamladıktan bir yıl sonra desteğe ulaşabildiğinden bahseden Suiçmez, bu durumun çiftçiye bir yarar sağlamadığını ve üreticiyi küstürdüğünün altını çiziyor. Desteklerin ekim sürecinden önce başlaması gerektiğini anlatan Suiçmez, “Hollanda’da şu anda çiftçiler önümüzdeki 7 yıl ne olacağını biliyor. Ürünün maliyetini hesaplayabiliyor. Alacağı destek belli. Ancak bizde böyle bir durum yok. Bazı seneler ürünler boşa gidiyor. Çiftçi küsüyor. Üretimi bırakıyor. Gıda güvenliği için en büyük tehlike budur. Bizim her maddesi düşünülmüş en az 3-5 yıllık üretim planlarına ihtiyacımız var” diye konuştu.

Gıda güvenliği noktasında buğday, ayçiçeği, arpa ve diğer yem bitkilerinde üretimin hızla desteklemesi gerektiğini aktaran Suiçmez, bu ürünlerdeki eksikliğin fiyat artışlarına neden olduğunu belirtiyor. Suiçmez, dengeli ve sürdürülebilir bir üretim eksikliğinin altını çiziyor.

Tüketim sürekli artıyor

Artan gıda fiyatlarının önüne sadece üretimle geçileceğini söyleyen Hüseyin Demirtaş ise, “Halkın alım gücü düşüyor. Küresel bir sorun var. İkisi birleşince gıdaya ulaşım daha da zorlaşacak. Bunun tek çaresi üretim kapasitemizi doğru kullanmak. Türkiye, kendisi gibi iki ülkeye yetecek üretim kapasitesine sahip. Tüketimimiz sürekli artıyor. Bu tehlikeyi görmemiz lazım” diyor.

Paylaşın

3 Ayda 29 Binden Fazla Esnaf İflas Etti

Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine göre 2022’in ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaştı. Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP’li Ağbaba, “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” dedi.

Son 15 ayda 131 binden fazla esnaf iflas ederken, bunun yaklaşık 30 bini, bu yılın ilk 3 ayında gerçekleşti. AK Parti iktidarının ekonomi politikalarının olumsuz Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine de yansıdı. Verilere göre 2022’nin ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaşırken, Mart 2022’de iflas edenlerin sayısı son 4 yılın mart ayına göre rekor kırdı.

Söz konusu verileri açıklayan ve bu yılın ilk üç ayında 29 bin 360 esnafın iflas ettiğini aktaran CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Şubat 2022’de 8 bin 987 olan iflas sayısı martta 10 bin 226’ya çıktı. Ayrıca bu yıl martta yaşanan iflaslar son 4 yılın en yüksek mart ayı verisi olarak kayıtlara geçti. Örneğin geçen yılın mart ayında iflas eden esnaf sayısı 9 bin 310’du. Artan iflaslar, iktidarın elektrik faturalarında yaptığı düzenlemenin esnafın hiçbir sorununa çare olmadığını da gözler önüne serdi. Yine ilk üç aydakilerle beraber son 15 ayda iflas eden esnaf sayısı ise 131 bin 110’a yükseldi” dedi.

Ağbaba’dan iktidara çağrı

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre Ağbaba ayrıca “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” diyerek, “Salgın süresince kapalı olan, işleri azalan esnafımızın Mart 2020-Haziran 2021 arasında ödenmiş faturaları iade edilmeli. Salgın sürecinde esnafa verilen kredilerin faizleri silinmeli. Elektrikte esnafa özel tarife uygulanmalı” çağrısında bulundu.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduata Ödenen Milyarlarca Lira ‘Yoksullara Yardım’ Diye Yazıldı

Hükümet, 11.7 milyar liralık devasa kur koruma ödemesini bütçenin faiz giderleri yerine ‘hanehalkına ve işletmelere yapılan transferler’ kalemine yazdı. Yoksullara toplamda 4.3 milyar liranın ödendi.

Faiz ve örtülü ödenek harcamalarının da artmasıyla sadece mart ayı bütçe açığı 69 milyar liraya ulaştı. Bankalardaki mevduat hesaplarının kur artışlarına karşı korunması için mart ayında halkın bütçesinden 11 milyar 700 milyon 437 bin lira para ödendi.

Hükümet, 11.7 milyar liralık devasa kur koruma ödemesini bütçenin faiz giderleri yerine ‘hanehalkına ve işletmelere yapılan transferler’ kalemine yazdı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, kur koruma ödemelerinin yapıldığı ‘Hanehalkına ve İşletmelere Yapılan Transferler’ kaleminden yoksul aileler, muhtaçlar, öğrenciler, engelliler, çiftçiler ve hayvancılarla istihdam ve üretim yapan yatırımcılara çeşitli destek ödemeleri yapılıyor.

Bankalardaki paraları kur artışına karşı korunan varlıklı kesime mart ayında 11.7 milyar lira ödeme yapılan bu kalemden, halkın en yoksul kesimine 196 milyon lira barınma desteği, 6.6 milyon lira da yiyecek desteği ödemesi yapıldı.

Aynı kalemden öğrencilere 883 milyon lira burç ve harçlık, parasız yatılı öğrencilere 143 milyon lira pansiyon desteği, sosyal güvencesi olmayan yoksulların SGK primi için de 507 bin lira para ödendi.

Yoksullara toplamda 4.3 milyar liranın ödendiği bu kalemden çiftçiye 4.6 milyarı mazot ve gübre olmak üzere toplam 6.1 milyar lira ödeme yapıldı.

Paylaşın

Yabancılara Konut Satışları Yüzde 31 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Konut Satış İstatistikleri Mart 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Türkiye’de Türkiye genelinde konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 20,6 artarak 134 bin 170 oldu.

Haber Merkezi / Konut satışlarında İstanbul 23 bin 974 konut satışı ve yüzde 17,9 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 12 bin 609 konut satışı ve yüzde 9,4 pay ile Ankara, 8 bin 51 konut satışı ve yüzde 6,0 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 25 konut ile Ardahan, 82 konut ile Bayburt ve 103 konut ile Tunceli oldu.

Konut satışları yüzde 21,7 arttı

Konut satışları Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 21,7 artışla 320 bin 63 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 38,8 artış göstererek 30 bin 271 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 22,6 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 44,7 artışla 68 bin 342 oldu.

Mart ayındaki ipotekli satışların, 7 bin 767’si; Ocak-Mart dönemindeki ipotekli satışların ise 18 bin 485’i ilk el satış olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde diğer konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16,2 artarak 103 bin 899 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 77,4 olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,6 artışla 251 bin 721 oldu.
İlk el konut satış sayısı 38 bin 337 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14,9 artarak 38 bin 337 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 28,6 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 artışla 94 bin 437 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23,1 artış göstererek 95 bin 833 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 71,4 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 23,5 artışla 225 bin 626 olarak gerçekleşti.

Yabancılara 5 bin 567 konut satışı gerçekleşti

Yabancılara yapılan konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,0 artarak 5 bin 567 oldu. Mart ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 4,1 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 2 bin 245 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla bin 434 konut satışı ile Antalya, 347 konut satışı ile Ankara izledi.

Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 45,1 artarak 14 bin 344 oldu. Mart ayında İran vatandaşları Türkiye’den 784 konut satın aldı. İran vatandaşlarını sırasıyla 741 konut ile Irak, 547 konut ile Rusya Federasyonu vatandaşları izledi.

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Rekor Tazeledi

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi Mart’ta aylık bazda yüzde 12.02 artarken, yıllık bazda ise yüzde 84,11 yükseldi. Böylece yıllık bazda endeks tarihinin zirvesi görüldü ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksi 11 yılın rekoru tazelendi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mart 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, Tarım-ÜFE’de, 2022 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 12,02, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 46,31, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 84,11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 36,59 artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 11,50, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 17,49 ve balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 25,66 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 6,20, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,56, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 16,98 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 32,10 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları ve yüzde 32,31 ile turunçgiller oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 208,09 ile lifli bitkiler, yüzde 148,76 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 110,56 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar oldu.

Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 5,16 ile canlı sığırlar (manda dahil), bunlardan elde edilen işlenmemiş süt ve yüzde 5,73 ile çeltik oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 18,17 ile turunçgiller ve yüzde 17,38 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 8,32 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler oldu.

71 maddenin ortalama fiyatında artış

Mart 2022’de, endekste kapsanan 81 maddeden, 4 maddenin ortalama fiyatında azalış olurken 6 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 71 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Ücretli Çalışan Sayısı Arttı

Ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, 2022 yılı Şubat ayında 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Şubat 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, Şubat 2022’de 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 5,9, inşaat sektöründe yüzde 1,3 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 9,1 arttı.

Ücretli çalışan sayısı aylık yüzde 0,6 arttı

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 0,6 arttı.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,7, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,6 arttı.

Not; Ücretli çalışan sayılarında takvim etkisi gözlenmemiştir. Bu nedenle takvim etkisinden arındırılmış değerler yerine arındırılmamış değerler kullanılmıştır. Aylık değişimler, mevsim etkisinden arındırılmış değerlerin bir önceki aya göre değişimini ifade etmektedir.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri Swap Hariç Eksi 44,7 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımladı. Buna göre, 8 Nisan itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 861 milyon dolar artışla 67 milyar 718 milyon dolara çıktı. Brüt döviz rezervleri, 1 Nisan’da 66 milyar 857 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri, 91 milyon dolar artarak 42 milyar 104 milyon dolardan 42 milyar 195 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde net rezervler 18,3 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezerv ise eksi 44,7 milyar dolar oldu.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Sabit Tuttu!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bugün düzenlediği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Merkez Bankası, bu yılın ilk 3 toplantısında faizi yüzde 14’te sabit tutmuştu.

TCMB, geçen yıl politika faizini eylül, ekim, kasım ve aralık aylarında toplam 500 baz puan indirerek yüzde 19 seviyesinden yüzde 14 seviyesine çekmişti.

TCMB’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Etkisi sürmekte olan jeopolitik riskler, küresel ve bölgesel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizliklerin artmasına yol açmaktadır. Küresel gıda güvenliğindeki belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının daha da belirgin hale gelmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, bölgesel farklılıklar ortaya çıksa bile dış talebin giderek artan olumlu etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam etmektedir. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kurul, uzun vadeli Türk lirası yatırım kredileri de dâhil olmak üzere kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşmasının finansal istikrar açısından önemli olduğunu değerlendirmiştir. Bu çerçevede Kurul, makroihtiyati politika setinin güçlendirilmesine karar vermiştir.

Enflasyonda yakın dönemde gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmiştir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan ve kararlılıkla sürdürülmekte olan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Alınmış olan kararların birikimli etkileri yakından takip edilmekte ve bu dönemde fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Borç Krizi Uyarısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) düşük ve orta gelirli 120 ekonominin borç kırılganlık göstergelerini inceleyerek hazırladığı raporu yayımladı. Raporuna göre, Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde yer aldı.

Dünya’dan Hilal Sarı’nın aktardığı rapor, 120 ekonomiden 19’u çok kritik düzeyde olmak üzere 72 ekonominin temerrüt riski açısından ‘kırılgan’ olduğunu ortaya koyuyor.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın Borç Sürdürülebilirlik Değerlendirmeleri’nden, kredi notlarından ve diğer çeşitli ölçütlerden yararlanılarak hazırlanan raporun, çoğu düşük gelirli ekonomilerden oluşan temerrüt riski bulunan ülkeler listesinde Türkiye ve zaten temerrüte düşmüş olan Arjantin dışında G-20 ekonomisi yok.

Borç kırılganlık listesinde ülkeler üç kategoriye ayrılmış: Temerrütte/Temerrüte düşmek üzere; Temerrüt riski çok yüksek; Yüksek Spekülatif. Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde.

Düşük-orta gelirli ülkeler toplam borcun yüzde 49’unu (294,1 milyar dolar), Türkiye’nin de aralarında olduğu yüksek-orta gelirli ülkeler ise bu borcun yüzde 45’ini (268,1 milyar dolar) oluşturuyor. Yüksek-orta gelir grubundaki borcun büyük bir kısmı “zaten temerrütte ve temerrüte düşmek üzere” kategorisinde. Başta Arjantin olmak üzere, Venezuela, Lübnan ve Ekvador bu büyük ekonomiler arasında.

Dünya Bankası da 28 Mart tarihli “Borç krizi dalgasına hazır mıyız?” blog yazısında yüksek enflasyon, yavaş büyüme ve sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte ve kalkınmakta olan ekonomilerde borç krizlerine neden olacağını öngörüyor.

”Kitlesel gösterilere neden olacak”

BM’nin Ticaret ve Kalkınma Örgütü UNCTAD ise 16 Mart tarihli raporunda savaşın ticaret ve kalkınma üzerindeki etkisinin küresel ekonomik görünümü hızla bozduğu ve özellikle Afrika ülkeleri ve en az gelişmiş ülkeler için alarm zilleri çaldığı vurgulanıyor.

Raporda gıda ve yakıt fiyatlarındaki artışın geçmişte de olduğu gibi kitlesel huzursuzluklara neden olabileceği öngörülüyor. Ayrıca Çin’den Avrupa’ya demiryolu taşımacılığının savaş nedeniyle aksaması durumunda navlun fiyatlarında da ciddi artışlar olabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Emlakta ‘Yabancıya Satış’ Dönemi: Türkler Aramasın

Emlak sitelerinde “Türkler aramasın, sadece yabancıya kiralık” notuyla paylaşılan ilanların sayısı artmaya başladı: “Denetimsiz durumda olan bu işletmeler yabancılara satış başta olmak üzere birçok iş ve işlemde mağduriyetlere yol açıyor”

Yurttaşlar kiralık ev bulmakta zorlanırken kiralar da tırmanışa geçti. Müşterilerin yabancılaşmasıyla Arap emlakçılar da sektörde yerini aldı.

İstanbul’da, özellikle Esenyurt, Beylikdüzü ve Başakşehir ilçelerindeki Arapça ilanlar, sadece Arap müşterilere yönelik. Ayrıca bazı ilanlarda “Vatandaşlığa uygun” gibi ifadeler bulunuyor.

Cumhuriyet’ten Şeyda Öztürk’e konuşan İstanbul Umum Emlak Komisyoncuları Esnaf Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nizameddin Aşa, “Genelde daha proje halinde olan ve piyasaya sokulmayan işlerle anlaşıyorlar. Bu şekilde istedikleri gibi yüksek fiyattan satış yapabiliyorlar” dedi.

Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği Kurucu Başkanı Hakan Akdoğan ise “Denetimsiz durumda olan bu işletmeler ayrıca yabancılara satış başta olmak üzere birçok iş ve işlemde mağduriyetlere yol açıyor. Hatta verdikleri yüksek ilanlar ile piyasayı bozuyor, fiyatların yukarı yönlü gidişine sebep oluyorlar” diye konuştu.

Paylaşın