Bankaların Karı Yüzde 500 Artacak!

Farklı bankalar tarafından hazırlanan raporlara göre bankaların kârı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 500’ü aşan oranlarda artacak. Akbank’ın raporuna göre kârlılık da enflasyon etkili oluyor.

AK Parti iktidarının uyguladığı politikalar, ekonomiyi yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamına sokarken, bankaların kârı bu yılın ikinci çeyreğinde 5 kat artacak. Banka dışı şirketlerin ise kârını yılın ilk 6 ayında 2,5 kat artırması bekleniyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 8 aydan fazla süredir yüzde 14’te tuttuğu politika faizi nedeniyle yüzde 16-17 faiz bandında TL mevduat toplayan bankalar, yüzde 22-23 faiz ile kredi veriyor. Akbank’a ait AK Yatırım Araştırma tarafından hazırlanan rapora göre, bankaların kârını bu yılın ilk 6 ayında kârını, bir önceki yılın ilk 6 ayına göre 5 kat (yüzde 452) artırması bekleniyor. Buna göre bankalar bir çeyrekte 45 milyar 800 milyon lira kâr edecek.

Bankaların bir önceki yılın aynı döneminde elde ettiği net kâr 8 milyar 287 milyon lira seviyesindeydi.

Yükselen enflasyon karı arttıracak

Evrensel’den Uğur Zengin’in rapordan aktardığına göre, bankaların katlanan kârında Merkez Bankası tarafından ucuz fonlanmalarının yanı sıra yüksek enflasyon; yurttaşların harcamalarını enflasyon nedeniyle öne çekmesi, düşük vergi oranları etkili oldu.

Garanti BBVA Yatırım tarafından hazırlanan rapora göre ise bankalar 2022 yılı ikinci çeyreğinde net kârını yıllık bazda yüzde 523 artırarak 46 milyar 800 milyon liraya çıkaracak. Şirket tarafından açıklanan rapora göre banka dışı şirketlerin yıllık bazda kârı ise yüzde 133 artacak.

İş Bankası’na ait İş Yatırım tarafından açıklanan rapora göre ise bankaların kârı yıllık yüzde 422, çeyreklik bazda yüzde 49 artacak.

Paylaşın

MB Kararı Sonrası JP Morgan’dan Dikkat Çeken ‘Faiz’ Yorumu

ABD’nin önde gelen bankalarından JP Morgan, TCMB’nin politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda değiştirmeyerek yüzde 14 seviyesinde tutma kararı hakkında değerlendirmede bulundu.

Bloomberg HT’nin haberine göre JP Morgan yayımladığı notta, TCMB’nin karar metninde kullandığı dilde “anlamlı bir değişiklik” yapma gereği duymadığını ve para politikası kararlarının giderek daha az piyasayla ilgili hale geldiğini belirtti.

TCMB’nin karar metninde, para politikasını sıkılaştırma hedefi olmadığını bir kez daha teyit ettiğini vurgulayan JP Morgan, “Merkez Bankası enflasyonla mücadelede etkinliği kanaatimizce şüpheli olan makroihtiyati tedbirlere devam edecek” dedi.

Diğer yandan notta enflasyondaki istikrarlı artış ve beklentilerdeki kötüleşme göz önüne alındığında politika faizinin reel olarak daha da negatif alana ilerlediği belirtildi.

TCMB’nin güvercin duruşunda herhangi bir değişiklik göstermediğinin altını çizen JP Morgan, bu ayki karar metninde tek anlamlı değişikliğin artan küresel durgunluk risklerine atıfta bulunulması olduğunu söyledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste yedinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

Paylaşın

Avrupa Merkez Bankası 11 Yıl Sonra Faiz Artırdı

Avrupa Merkez Bankası (ECB), artan enflasyon nedeniyle 11 yıl sonra ilk defa 50 baz puanlık faiz artırımına gitti.  Sekiz yıllık negatif faiz uygulamasını da sona erdiren ECB, bu artırım ile Eylül ayındaki toplantıda da faizlerin artırılacağının sinyallerini vermiş oldu.

Haziran ayında faiz artırımı sinyali veren ECB’den yapılan açıklamada, Yönetim Konseyi’nin, bugünkü toplantısında faiz oranlarını 50 baz puan yükseltme kararı aldığı, politika faizini yüzde 0,50’ye, mevduat faizini yüzde 0’a ve marjinal fonlama faizini de yüzde 0,75’e yükselttiği bildirildi.

Piyasada ECB’nin faiz oranlarında 25 baz puanlık bir değişlik yapması bekleniyordu. Bankanın 50 baz puanlık yükseltme kararı, enflasyondaki artışa ilişkin endişelerin büyüme kaygılarının önüne geçtiğini teyit etti. ECB en son 13 Nisan 2011 tarihinde faiz oranında 25 baz puan artışa gitmişti. Banka sonraki 8 toplantıda faiz indirimi gerçekleştirmişti.

ECB haftalardır piyasaları 25 baz puanlık bir artış beklemeye yönlendirmişti. Ancak göstergelerin enflasyon görünümünün daha da kötüleştiğine işaret etmesi nedeniyle artışın 50 baz puana sabitlendiği ifade edildi.

ECB ayrıca, 19 ülkeden oluşan Euro Bölgesi’nin daha borçlu ülkelerine ekstra yardım sağlamayı kabul ederek, borçlanma maliyetlerindeki artışı sınırlamak ve finansal parçalanmayı sınırlamak amacıyla ‘Transmisyon Koruma Aracı’ adı verilen yeni bir tahvil alım programını onayladı.

Euro değer kazandı

ECB’nin kararı sonrası Euro, Dolar karşısında yüzde 0,7 değer kazandı. Euro/Dolar kuru 1,0250’ye yükseldi. Euro/TL kuru ise 18,18’i aştı.

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) arka arkaya faiz artırımlarına gitmesi, ECB’nin de uzun süre politika faizini sabit tutmasının da etkisiyle 20 yıl sonra ilk kez bir ara Amerikan Doları, Euro’dan daha değerli hale gelmişti.

Avrupa Birliği yetkililerinin kıtada enflasyonla mücadele etmeye hazır olduğunu vurgulayan ECB Başkanı Christine Lagarde, enflasyon tehdidin artması durumunda daha hızlı hareket edeceklerini söylemişti.

Lagarde “Eğer daha yüksek enflasyonun beklentileri tehdit ettiğini görürsek teşvikleri de daha hızlı bir şekilde geri çekeriz” demişti.

Fed ise ABD’de geçen ay politika faizini 75 baz puan artırmıştı ve bu ABD’de 28 yıldır yapılan en yüksek faiz artışıydı.

ABD’de politika faizi yüzde 1,5-1,75 aralığında. İngiltere Merkez Bankası da geçen hafta politika faizini 25 baz puanlık artışla yüzde 1,25’e yükseltmiş ve önümüzdeki ay 50 baz puanlık faişz artırımına gidebileceğini sinyalini vermişti.

Merkez bankalarının dünya çapında faiz artırımlarına gitmesinin en önemli nedeni ise enflasyondaki artış. Yıllık enflasyon halen Euro Bölgesi’nde yüzde 8,6, ABD’de yüzde 9,1, İngiltere’de ise yüzde 9,4’e yükselmiş durumda.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini 7. Kez Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste yedinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

Haber Merkezi / TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

TCMB faiz oranlarına ilişkin basın duyurusunda şu ifadeler yer aldı:

“”Etkisi artarak sürmekte olan jeopolitik riskler olumsuz yönde etkisini sürdürmeye devam etmiş, dünyada iktisadi faaliyetin daha da zayıflamasına sebep olmuştur. Önümüzdeki döneme ilişkin küresel büyüme tahminleri aşağı yönlü güncellenmeye devam etmekte ve resesyon ihtimali artmaktadır. Küresel gıda güvenliğindeki ticaret yasakları ile artan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek ve oynak seyir ile temel gıda başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının sürmesi uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğu ile işgücü piyasalarındaki katılıklara bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerinde ayrışma devam etmektedir. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin çeşitlenerek arttığı gözlenmektedir.

‘Yılın başındaki güçlü büyüme dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte de sürmüştür’

Yılın başındaki güçlü büyüme dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte de sürmüştür. İstihdam kazanımları benzer ekonomilere göre daha olumlu seyretmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı güçlü iyileşme devam etmektedir. Bunun yanında, enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve ana ihracat pazarlarının resesyona girme olasılığı cari denge üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. İvmesini kaybettiği gözlenmekle birlikte, kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir. Kurul, güçlendirdiği makroihtiyati politika setini kararlılıkla uygulayarak gerekmesi durumunda ilave tedbirleri uygulamaya alacaktır.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesiyle dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.

Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 2 Milyar 291 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 8 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 922 milyon dolar azalarak 58 milyar 867 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 1 Temmuz’da 59 milyar 789 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 370 milyon dolar azalışla 41 milyar 154 milyon dolardan 39 milyar 784 milyon dolara indi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 8 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 291 milyon dolar azalarak 100 milyar 942 milyon dolardan 98 milyar 651 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Fitch’ten Türkiye’ye Uyarı: Enflasyon Ancak Faiz Artırımı İle Düşer

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in Ülke Notları Direktörü Paul Gamble, Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin arkasındaki temel nedenin mevcut politika bileşiminin olumsuz etkileri olduğunu belirtti.

Gamble, 2022’de yıllık ortalama enflasyonun Fitch tarafından derecelendirilen ülkeler arasında en yüksek oran olan yüzde 71.4’e çıkacağını tahmin ettiklerini, artan geriye dönük endeksleme riskleri, yükselen beklentiler ve liradaki değer kaybı nedeniyle enflasyonun seyrinin oldukça belirsiz göründüğünü ifade etti.

Dünya’dan Elif Karaca’ya açıklamalarda bulunan Gamble, şöyle konuştu:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerden çok sayıda merkez bankası, yakın zamana kadar geçici olarak gördükleri enflasyonu kontrol altına almak için politika faizini artırma yoluna gidiyor. Yüksek enflasyona küresel bir resesyon da eşlik edecek mi? Dünya çapında bir stagflasyon tehlikesi görüyor musunuz?

Kuzey Akım boru hattı yoluyla Rusya’nın doğalgaz arzının son dönemde kesintiye uğramasının ardından Avrupa’da doğalgaz konusundaki sıkıntılar önemli ölçüde arttı. Euro bölgesinde teknik bir resesyon artık daha güçlü bir olasılık. Haziran ayı için hazırladığımız Küresel Ekonomik Görünüm’e göre, bu yılın ikinci ve dördüncü çeyreklerini kapsayan dönemde euro bölgesi ortalama büyümesinin çeyreklik bazda sadece yüzde 0,1 olmasını tahmin ediyoruz. Bu çeyrekte ve sonraki çeyrekte büyüme, hizmetler ve turizm faaliyetindeki toparlanma ile desteklenecek olsa da doğalgaz sıkıntıları ve yüksek fiyatlar, enerji talebinin özellikle yüksek olduğu bu yılın son çeyreği ile 2023’ün ilk çeyreğinde art arda iki çeyreklik ekonomik daralmayı kolayca tetikleyebilir. Her iki çeyrekte de GSYİH’deki hafif bir daralma, 2023 euro bölgesi büyüme tahminimizin yüzde 2,1’den yaklaşık yüzde 1’e düşürülmesine neden olabilir.

‘Türkiye’deki büyüme üzerinde net bir olumsuz etkisi olacak’

Fed’in yumuşak bir iniş gerçekleştirebileceğini düşünüyor musunuz, yoksa enflasyonun düşmesi için resesyon kaçınılmaz mı? Bunun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerinde ne gibi etkileri olacak?

Bankacılık sektörünün sağlığı, hanehalkı mali durumunun daha güçlü oluşu ve borçluluk düzeylerinin düşüklüğü göz önüne alındığında, pandemi sırasında biriken tasarrufların da desteğiyle ABD ekonomisi şu anda faiz artışlarına karşı 2006 yılına göre çok daha dayanıklı görünüyor. Ancak tahminlerimiz, ABD ekonomisinin 2023’ün ikinci yarısında yavaşlayacağını ve teknik bir resesyon olasılığının oldukça arttığını gösteriyor.

Küresel bir resesyonun yaşanması halinde, önemli ihracat pazarlarından gelen talep düşeceği ve turist sayısı da etkileneceği için Türkiye’de büyüme üzerinde net bir olumsuz etkisi olacaktır. Ayrıca, Türkiye gibi büyük dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için kırılganlıkları artıracak, finansal piyasalarda riskten kaçınmaya neden olacaktır.

‘Tüketimde yavaşlama bekliyoruz’

Türkiye’de ekonomik büyüme, yükselen enflasyonla birlikte güçlü kalabilir mi ya da sonunda büyüme de düşecek mi? Enflasyonu düşürmek için Türkiye nasıl bir politika izlemeli?

Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin arkasındaki temel neden, mevcut politika bileşiminin olumsuz etkileri oldu. 2022’de yıllık ortalama enflasyonun Fitch tarafından derecelendirilen ülkeler arasında en yüksek oran olan yüzde 71.4’e çıkacağını tahmin ediyoruz. Artan geriye dönük endeksleme riskleri, yükselen beklentiler ve liradaki değer kaybı nedeniyle enflasyonun seyri oldukça belirsiz görünüyor. Döviz kuru geçişkenliğinin hem hızı hem de şiddeti arttı. Genel politika bileşiminin en azından 2023 seçimlerine kadar aşırı destekleyici bir biçimde devam etmesini ve enflasyonun 2023’te ortalama yüzde 57 seviyesinde yer almasını bekliyoruz. Artan enflasyon, zayıf döviz kuru ve yurtiçi güvenin zayıflaması nedeniyle tüketimde yavaşlama bekliyoruz. AB’deki zayıf büyüme de dış talep üzerinde baskı oluşturacak. Büyümenin 2022’de yüzde 4,5 olmasını, ancak yüksek enflasyon, sıkılaşan finansman koşulları ve yavaşlayan küresel büyümeye bağlı olarak 2023’te yüzde 3,0’e ve 2024’te yüzde 2,9’a gerilemesini tahmin ediyoruz. Enflasyonu düşürmek, ancak faiz artırımı ve ortodoks para politikası izlenmesiyle mümkün olacaktır.

‘Güveni ve finansmana erişimi daha da zayıflatabilir’

Türkiye’de lirayı destekleme ve dolarizasyonu azaltma amacıyla son dönemde açıklanan düzenlemelerin olası etkileri hakkında ne söylersiniz? Finansal istikrarı güçlendirecek ve kredi sisteminin daha etkin çalışmasını sağlayacaklar mı?

Fitch Ratings’e göre, Türkiye’nin yeni ekonomi politikası karışımı kamu maliyesi ve ülke döviz pozisyonu üzerindeki riskleri artırdı. Hükümet zorlu dış ortama ve artan makroekonomik dengesizliklere rağmen yüksek büyüme ve istihdamı korumaya odaklanmaya devam ederken, giderek daha müdahaleci ve öngörülemeyen politikaların izlenmesi güveni ve finansmana erişimi daha da zayıflatabilir.”

Paylaşın

2001 Krizinde Türkiye’nin Kredi Notları Kaçtı, Bugün Ne Durumda?

2001 krizinde kredi derecelendirme kuruluşları sürekli değişen ekonomik koşullardan dolayı 2001’de notlarını birkaç kez güncelledi. Kuruluşlar 21 ve 22 Şubat tarihlerinde Türkiye’nin notunu değiştirdi. S&P’nin bu tarihte notu B+ olurken, Moody’s B1 ve Fitch de BB- notunu verdi. Bugün ise kuruluşların son verdiği notlar şöyle: S&P B+, Moody’s B2 ve Fitch B.

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 885 puanı görerek 15 Temmuz 2022 itibarıyla 2003’ten bu yana en yüksek düzeye çıktı.

Son olarak kredi derecelendirme kuruluşu Fitch artan enflasyon, genişleyen cari açık ve diğer ekonomik riskleri gerekçe göstererek Türkiye’nin kredi notunu “B+”dan “B”ye düşürdü.

Uluslararası kuruluşların Türk ekonomisine o dönem verdiği notlar ile günümüz kredi notlarına bakıldığında nasıl bir tablo var? 2001 krizinde Türkiye’nin kredi notları kaçtı? Son 20 senede Moody’s, Standard & Poor’s (S&P) ve Fitch’in kredi notları nasıl değişti?

Kuruluşların notları ana olarak “yatırım yapılabilir” ve “spekülatif” diye ikiye ayrılıyor. En kötüsü ise “batık”. Aşağıdaki görselde Türkiye’ye verilen son notlar sarı olarak işaretlendi.

Fitch 8 Temmuz’da Türkiye’nin notunu B+’dan B’ye düşürdü. Görünüm ise negatif. S&P ise son güncellemeyi 10 Aralık 2021’de yaptı. Kredi notu B+’da kalırken görünüm durağandan negatife döndü.

Moody’s ise, Eylül 2020’de Türkiye’nin kredi notunu B1’den B2’ye düşürmüştü. Üç kuruluşun kredi notu da “yatırım yapılabilir” seviyenin oldukça altında yer alıyor. Türkiye’ye verilen son kredi notları “çok spekülatif” durumunda.

2001 krizinde kredi derecelendirme kuruluşları sürekli değişen ekonomik koşullardan dolayı 2001’de notlarını birkaç kez güncelledi. 19 Şubat 2001 Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan tartışmadan hemen sonra kuruluşlar 21 ve 22 Şubat tarihlerinde Türkiye’nin notunu değiştirdi. S&P’nin bu tarihte notu B+ olurken, Moody’s B1 ve Fitch de BB- notunu verdi. Bugün ise kuruluşların son verdiği notlar şöyle: S&P B+, Moody’s B2 ve Fitch B.

2001-2006 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olan Fatih Özatay’ın değerlendirmesine göre 2001 ve son notlar kıyaslandığında şu durum ortaya çıkıyor:

“Notumuz 2001 krizi ile karşılaştırıldığında şöyle: S&P: İki üstte; Moody’s: Bir altta; Fitch: Bir üstte 2001’deki gibi ‘çok spekülatif’ kümesindeyiz. ‘İflas’ dahil 9 küme var. Biz 6. Kümedeyiz”

AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Türkiye’ye verilen notlar kademeli olarak yükselmeye başlarken son yıllarda belirgin bir düşüş dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’ye verilen bu notlara zaman zaman sert tepki gösteriyor.

Moody’s, S&P ve Fitch kredi derecelendirme piyasasının yüzde 95’ini kontrol ediyor. Bu kuruluşların notları yatırım dünyasında oldukça önemli etkiye sahip.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin CDS Primi Neden Artıyor, Sonuçları Ne Olur?

Türkiye’nin beş yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primleri 900’ü aşarak 2008 sonrası en yüksek seviyeye ulaştı. CDS değeri bir ülkeye borç verildiğinde temerrüt riskine karşı kendini sigortalamak isteyenlerin ödedikleri prim.

Arabanın kasko primi gibi düşünebiliriz. Eğer sürücünün riski artarsa ödenecek prim de artar. O nedenle CDS değerinin artması yatırımcılar gözünde temerrüde düşme olasılığının önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor ve ekonomimiz açısından ciddi bir kırılganlığı teyit ediyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye’nin CDS priminin neden arttığını ve bu artışın sonuçlarının ne olacağını BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

CDS primi neden artıyor?

Politika hataları: Uzunca bir süredir makroekonomik kırılganlıklarımızı, uygulanan politikaların bu kırılganlıkları azaltmak şöyle dursun daha da artmasına neden olduğunu dile getiriyoruz.

Tüm dünya enflasyona karşı faiz artırırken önce “Biz yeni bir model deniyoruz, faiz indirince enflasyon da düşecek”, sonra “Aslında bu bilinçli bir tercihti, faiz artırsaydık enflasyon düşerdi ama biz büyümeyi tercih ettik” demek, karar alıcılar seviyesinde yaşanan büyük kafa karışıklığına işaret ederek piyasalardaki panik algısını artırıyor ve CDS primini artırıyor. Ne yöne gideceği belli olmayan, bir sonraki adımı tahmin edilemeyen bir ekonomide belirsizliklerin getirdiği kırılganlık ve riskler de yükseliyor.

Eğer enflasyon probleminiz varsa bununla faiz indirerek mücadele edemezsiniz. Hatada ısrar edilmesi, enflasyonun yarattığı sorunların bütçeden aktarılan kaynaklarla hafifletilmeye çalışılması bu sefer bütçe açığını artırıyor ve sonu görülmez politikalar yatırımcı güvenini sarsıyor.

Düşük faiz sadece enflasyon yaratmaz. Düşük faiz döviz talebini tetikler. Arzını azaltır.

Kuruyan döviz likiditesi giderek ekonomiyi durma noktasına getirirken alınan her yan önlem “Yine kalıcı bir adım atılmadı” algısı yaratarak endişeleri artırıyor. Çünkü düşük faiz politikasında ısrar edilmesinin yarattığı hasar artık geçici önlemlerle ötelenemeyecek boyutlara ulaşıyor. Bu nedenle gelen yan önlemlerin geçici rahatlatma etkisi de giderek kısalıyor.

Fed ve ECB faiz artışları: ABD Merkez Bankası (Fed) sene başından beri piyasaları şaşırtan bir hızla faiz artırım döngüsünde ileriyor. Temmuz ortasında gelen enflasyon verisinin beklentileri aşarak yüzde 9’lara ulaşması Fed’in yolun bundan sonrasında da ayağını frenden çekmeyeceğine dair inancı güçlendiriyor.

ECB kanadından da benzer açıklamaların yapılıyor olması ve 21 Temmuz’da yıllar sonra ilk faiz artışının beklenmesi uluslararası piyasalarda paranın ana vatanına dönerek likidite kaynaklarının kurumaya devam edeceğini gösteriyor ve risk primimizi yükseltiyor.

Global resesyon ve ihracat pazarlarımızda daralma: Büyük merkez bankaları faiz artışlarına devam ederken bir yandan da pandemi ve Rusya savaşı kaynaklı arz sorunları devam ediyor. Bu neden önemli? Çünkü enflasyonun sebebi sadece talep kaynaklı olsaydı, belki o zaman becerikli ve kredibilite sahibi merkez bankaları uygun bir hızda gelecek faiz artışları ile resesyon yaratmadan da bu talebi makul seviyelere çekmeyi ve enflasyonist baskıyı bertaraf etmeyi becerebilirlerdi.

Ancak enflasyonun içinde arz faktörleri de varsa ve bu faktörler enflasyon beklentilerini bozmaya devam ediyorsa o zaman talebi makul seviyelere çekmek için gerekli faiz artışı enflasyonu aşağı çekmeye yetmez. O noktada “talebi öldürerek” yani resesyon yaratarak enflasyonu düşürebilirsiniz. Şu anda Batılı merkez bankaları tercihlerinin bu olacağını net bir şekilde ifade ettiler.

Ticaret ortaklarımızın resesyon pahasına enflasyonla mücadeleyi tercih etmeleri ise bizim açımızdan hem ihracat pazarlarımızın daralması hem de enflasyon yurtdışında devam ettiği sürece içeriye ithal edilecek enflasyon anlamına geliyor. Bu durum cari açığın yükselmesi, döviz gelirlerimizin azalması, ve makroekonomik kırılganlıklarımızın artması anlamına geldiğinden CDS primini de yukarı itiyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

  • Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.
  • Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.
  • Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Borçların çevrilememesine dair çok önemli bir uyarı niteliği taşıyan CDS göstergesinin ulaştığı tehlikeli seviyeyi çok ciddiye almak ve en kısa zamanda dünyaca kabul görmüş politikalarla (ve tüm dünyada olduğu gibi) enflasyon problemini öncelik haline getirmek gerekiyor.

Denenmemiş ve literatürde karşılığı olmayan politikalarla daha fazla zaman kaybetmemeliyiz. İçinde bulunduğumuz krizden çıkmanın başka bir yolu yok.

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 994 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. 1 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri istatistiklere göre, 553 milyon dolar azalarak 59 milyar 789 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 24 Haziran’da 60 milyar 342 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 440 milyon dolar azalışla 41 milyar 594 milyon dolardan 41 milyar 154 milyon dolara inerek Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 1 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 994 milyon dolar azalarak 101 milyar 936 milyon dolardan 100 milyar 942 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Kamunun Döviz Satışı 3 Milyar Dolara Yaklaştı

Bankacılık kaynakları BDDK’nın geçen cuma TL kredilere döviz varlığı sınırı getirmesiyle birlikte kamu bankaları ve Merkez Bankası’nın yoğun şekilde döviz satışı yaptığını belirterek bu hafta yapılan satışın 2-3 milyar doları bulduğunu vurguladı. Merkez Bankası net uluslararası rezervleri ise 7.53 milyar dolar seviyesinde.

Türk Lirası’ndaki değer kaybını durdurmayı ve kredileri kısmayı amaçlayan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun geçen cuma aldığı karar sonrası Merkez Bankası ve kamu bankalarından yoğun döviz satışı gerçekleştirildi.

Dünya Gazetesi’nin bankacılık kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre, geçen hafta Cuma günü kararın açıklanmasıyla beraber başlayan ve bu hafta bireysel ve kurumsal talebi karşılamaya çalışan döviz satışı 2-3 milyar doları buldu. Merkez Bankası ise para ve banka istatistiklerinde 24 Haziran ile biten haftaya ilişkin uluslararası net rezerv verilerini açıkladı. 17 Haziran haftasında 7 milyar 380 milyon dolar ile 20 yılın en düşük seviyesine gerileyen IMF tanımla net uluslararası rezervler 24 Haziran haftasında 7 milyar 531 milyon dolar ile yine 20 yılın en düşük seviyelerinde kalmaya devam etti. Analistler bu hafta da yaşanan döviz satışlarından kaynaklı net uluslararası rezervlerde kaybın sürmesini bekliyor.

Önce bireysel sonra kurumsal talep

Geçen hafta cuma günü dolar/ TL’nin Türkiye piyasalarında günü 17.39 lira seviyelerinden tamamlamasının ardından BDDK’nın TL kredi için döviz varlığı sınırı kararını açıkladı.

BDDK’nın TL kredi kullanılıp döviz alınmasını engellemek için aldığını açıkladığı karar ilk etapta döviz varlığı sınırı aşan şirketlerin döviz satışına yol açabileceği şeklinde yorumlandı. Türkiye piyasaları kapalıyken ise dolar/ TL bu karara sert bir tepki verdi ve 16.47 liraya kadar geriledi. Pazartesi sabah Türkiye piyasaları açılana kadar 16.09 liraya kadar inen dolar/ TL, piyasalar açıldıktan sonra ise gelen yoğun bireysel talep nedeniyle 16.40 liraya yükseldi. Bankacılık kaynakları cuma kararın açıklanması ve pazartesi piyasalar açılıncaya kadar kamu bankaları ve Merkez Bankası’nın yoğun bir şekilde düşük hacimli piyasada işlem yaptığını dile getirdi.

Pazartesi günü 1 milyar dolara yaklaşan bireysel talep nedeniyle kamunun döviz satışının sürdüğünü söyleyen bankacılık kaynakları salı gününden itibaren ise dövizde kurumsal talebin ortaya çıktığını vurguladı. Bankacılık kaynakları bunu şaşırtıcı olarak yorumlarken kamunun da bu talebi karşılamak için satışlara devam ettiğini dile getirdi. Dolar/TL ise hafta boyunca 16.09-16.73 lira arasında hareket etti. Türkiye piyasaları kapalıyken ulaşılan 16.09 lira piyasalar açıkken bir daha görülemedi. Kaynakların verdiği bilgiye göre cuma günü karardan itibaren düne kadar kamunun sattığı döviz miktarının 2-3 milyar doları buldu.

Net rezervde artış 150 milyon dolar

Merkez Bankası dün ise 24 Haziran ile biten haftaya ilişkin verileri açıkladı. Buna göre Merkez Bankası’nın IMF tanımlı net uluslararası rezervleri bir önceki haftaya göre 150 milyon dolar artış ile 7 milyar 531 milyon dolar oldu. 17 Haziran ile biten haftada 7 milyar 380 milyon dolar ile 20 yılın en düşük seviyesine gerileyen rezervler geçen hafta da bu seviyelerde kalmaya devam etti.

Yüzde 40 sınırı yüzde 50’ye mi çıkarılacak?

Merkez Bankası, KKM, reeskont kredileri, ihracat gelirinin yüzde 40’ının Merkez Bankası’na satılması ve ülkeler arası swap anlaşmalarıyla rezervlerini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak döviz piyasasına müdahale için yapılan satışlar ve BOTAŞ başta olmak üzere KİT’lere yaptığı döviz satışları ile rezervler geriliyor. Bankacılık kaynakları BDDK’nın bu son TL krediye döviz varlığı sınırı adımının da Merkez Bankası’nın talebiyle atıldığını dile getirdi. Bu adımla da bir miktar döviz satışı bekleyen Merkez Bankası’nın bir sonraki adımının ise ihracat gelirinin yüzde 40’ının değil yüzde 50’sinin Merkez Bankası’na satılması zorunluluğu olabileceğine dikkat çekildi.

Bloke kıymetin değerini Merkez belirleyecek

Bankaların Merkez Bankası’nda tutacakları bloke menkul kıymetlerin değerini Merkez Bankası belirleyecek. Yabancı para yükümlülükleri için Türk Lirası cinsinden menkul kıymet tesis edilmesine ilişkin şartları düzenleyen 10 Haziran tarihli tebliğde değişiklik yapıldı. Değişiklik yapılan tebliğ bankalara kur korumalı mevduata dönüşüm oranına göre belirli bir hedef veriyor. Bu hedefe uymayanlar için de bloke olarak menkul kıymet tesis etme şartı getiriyordu. Buna göre bankaların Merkez Bankası’nda açtıkları hesaplarda bloke olarak bulunduracakları menkul kıymetlerin değeri Merkez Bankası tarafından belirlenecek.

KKM hesapları 1 milyar lirayı aştı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre kur korumalı mevduat 24 Haziran ile biten hafta itibariyle 1 milyar 18 milyon 197 bin liraya yükseldi. BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün kredi hacmi, geçen hafta 40 milyar 664 milyon lira artarak 6 trilyon 344 milyar 453 milyon liraya çıktı. Bankacılık sektöründeki toplam mevduat da (bankalararası dahil), geçen hafta 26 milyar 847 milyon lira arttı. Söz konusu haftada yüzde 0,4 yükselen bankacılık sektörü toplam mevduatı, 7 trilyon 7 milyar 981 milyon lira oldu. Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 24 Haziran itibarıyla 9 milyar 830 milyon lira artışla 905 milyar 932 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 345 milyar 238 milyon lirası konut, 23 milyar 308 milyon lirası taşıt ve 537 milyar 387 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu. Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 2 milyar 315 milyon lira artarak 843 milyar 302 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 3,0 artışla 276 milyar 759 milyon liraya çıktı. Bireysel kredi kartı alacaklarının 115 milyar 276 milyon lirası taksitli, 161 milyar 482 milyon lirası taksitsiz oldu. BDDK haftalık verilerine göre, bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 24 Haziran itibarıyla bir önceki haftaya göre 2 milyar 310 milyon lira azalarak 160 milyar 510 milyon liraya geriledi. Söz konusu takipteki alacakların 128 milyar 992 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.

Rezervlerin güçlendirilmesine odaklanılacak

Para Politikası Kurulu’nun (PPK) geçen hafta politika faizini sabit tutma kararı aldığı toplantının dün özetleri yayımladı. Özetlerde büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı iyileşmelerin yanında enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam ettiği belirtilirken şu noktalara dikkat çekildi: “Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmekte. Bu süreçte, politika araçlarının Türk lirası mevduat gelişiminin desteklenmesi, APİ fonlamasının teminat yapısında Türk lirası cinsi varlıkların artırılması, para takası (swap) miktarının kademeli şekilde azaltılması ve döviz rezervlerinin güçlendirilmesi istikametinde geliştirilmesine odaklanılacak.”

Yabancı TL menkul kıymet satarken yerlinin aklı dövizde

Yabancı yatırımcıların TL menkul kıymetlerinden çıkışı geçen hafta da devam etti. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre 24 Haziran haftasında yabancı yatırımcılar 98.4 milyon dolarlık hisse senedi, 57.7 milyon dolarlık da devlet iç borçlanma senedi sattı. Yabancı yatırımcı satış yapıp çıkarken yurtiçi yerleşik kişilerin de döviz mevduatlarını artırdı. Merkez Bankası haftalık para ve banka istatistiklerine göre parite etkisinden arındırılmış olarak döviz mevduatı 769 milyon dolar arttı. Yabancı yatırımcılar hisse senedinde son 3 haftadır DİBS’te ise 10 haftadır kesintisiz çıkış yapıyor. Yılbaşından bu yana 24 Haziran ile biten hafta itibariyle hisse senedinde 3 milyar 317,5 milyon dolar, DİBS’te 1 milyar 741,7 milyon dolar olmak üzere toplam çıkışı 5 milyar 59 milyon dolara ulaştı. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 24 Haziran ile biten haftada hem bireyselde hem kurumsalda arttı. Bireysellerin döviz mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 78 milyon dolar artarken, kurumsalların döviz mevduatı BDDK’nın yeni hamlesi öncesi 691 milyon dolar arttı.

Paylaşın