Patronlara Göre De “Ekonomide En Kötü Geride Kaldı”

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Nasıl Bir Ekonomi TV’de yayınlanan Ekonomi Masası’nda açıklamalarda bulundu.

Ekonomim’in haberine göre Turan şunları kaydetti: Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz. Ama genel ekonomideki büyüme finansmana erişim, finansman maliyetleri açısından baktığımız zaman henüz en kötü geride kaldı diyemeyebiliriz. Geçen sene hep insan kaynağı ve finansman konuşulurdu. Şimdi finansmana erişim ve finansmanın maliyetleri konuşuluyor.

Son birkaç aydır değişik sektörlerden duyuyorum. Aranan kadroların daha rahat istihdam edilebildiği ile ilgili birkaç aydır sinyaller alıyorum. Pandemide bilişim teknolojileriyle ilgili şirketlerin korkunç bir kadro açığı vardı. 3 sene önce IT çalışanı bulmak çok zordu. Geçen son 2 yılda da iş gücünün her kademesinde sıkıntı yaşandı. Gebze’de 50 yıllık bir şirketin sahibi “Geçen sene ilk olarak kapıya niteliksiz eleman arıyorum diye tabela astım”  demişti. Ama son 2 aydır daha rahat eleman bulunduğunu görüyorum. Önceden bir pozisyona 60 günde eleman bulunuyordu ama şimdi bir haftada bulunduğu sinyallerini alıyorum.

Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda erken davranmaması gerekiyor. Kasımda veya aralıkta 250 baz puan indirim olabilir. Çok erken yaparsa aynı döngüyü sürekli yaşarız. Fikir Üreten Fabrika kitabına baktım. 50 yıl önce de döviz kuru, kayıt dışılık, vergi maddeleri konuşuluyormuş. Şimdi de aynı maddeleri konuşuyoruz. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, aynı yerlere geliyoruz. Yani onun için biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Bu iş tabii para politikası yanında maliye politikasıyla desteklenmeye çalışılıyor ama biraz daha. Maliye politikasının daha etkin olması lazım ama bunu biz yapısal reformlarla desteklemezsek, korkarım 3-4 sene sonra da aynı şeyleri konuşuruz.

Geçen gün bir üyemizle konuşuyorduk. “Eskiden 500, 600 dolarlık ya da 700 dolarlık iş yapıyorduk. Şimdi 2.000 dolarlık iş yapmamız lazım” diyor. Hep konuşuyoruz. İhracatımıza baktığımız zaman yüksek teknolojinin payı yüzde 3’ü geçmiyor. 2000 yılında bizim yüksek teknoloji ihracatımız 1,6 milyar dolar, Vietnam’ın 500 milyon dolarmış. 2022 yılında biz 2 milyar dolara çıkarmışız, Vietnam 137 milyar dolara çıkarmış. Tabii ki yüksek teknolojiye ulaşmak bugünden yarına olacak, kolay bir şey değil. Nitelikli insan kaynağı ve bunu sağlayacak eğitim gerekiyor. Türkiye’nin artık insan kaynağı, Ar-Ge, bilim, inovasyon, kurum ve kurallara yatırım yapması lazım. Bunları yaparsak biz ancak 20 sene içerisinde 30.000 dolara çıkacağımızı görüyoruz. 23 sene geçmiş. İhracatımızda yüksek teknolojinin payı hâlâ yüzde 2-3’lerde. Bu koşullar aslında bir anlamda da zorluyor. Türkiye’yi. Türkiye kabuk değiştiriyor.

Mario Draghi, Avrupa Birliği’nin sanayi stratejisiyle ilgili çok kapsamlı bir rapor hazırladı. Avrupa Birliği’nin de dünya ekonomisinden aldığı pay azalıyor. Buna göre çözüm üretmeye çalışıyor. Her yıl 700-800 milyar dolar yatırım yapmaları gerekiyor. Çünkü Çin geliyor, ABD sıkıştırıyor. ABD’de enerji daha ucuz. Avrupa Birliği enerji yoğun işlerden çıkıyor. Türkiye’nin de artık enerji ve emek yoğun işleri orta vadede masanın üstüne koyması lazım. Geçtiğimiz dönemde eylül ayında doğalgaza yüzde 50 zam geldiğinde çimentocular Fas, Mısır bizim elimizden iş alıyor dedi. Çimentoda da yüzde 70-75 enerji yoğun bir sektör. Türkiye’nin sanayi, kalkınma, büyüme stratejisini tekrar masaya yatırması gerekiyor.

Yurtdışından gelen büyükelçiler Türkiye’nin önemini anlatıyorlar. Türkiye özellikle pandemi de global tedarik zincirinde ön plana çıktı. Avrupa ülkeleri, Amerika tek bir ülkeye bağlı kalmamayı öğrendi.  Tedariki çeşitlendirmek istediklerinde Vietnam ve Türkiye öne çıkıyordu. Ama biz içeride gereksiz, anlamsız regülasyonlarla zaman kaybettiğimiz için globaldeki trendi kaçırıyoruz. Türkiye bir üretim üssü. Bizim ciddi bir sanayi deneyimimiz var. Eleştirsek bile yetişkin kadrolarımız var. Fakat Türkiye’nin şunu yapması gerekiyor: Her şeyi üretmenin ötesinde daha katma değerli üretim yapmamız lazım ve bunu da ihraç etmemiz gerekiyor. Bu da yine iyi bir eğitim, nitelikli insan kaynağına dayanıyor.

Ben İMSAD başkanıyken birim değerde 1 dolara yapı malzemeleri ihracatı yapıyorduk.  Şimdi 48-50 sent. Ben 2011’de başkanlığı bıraktım.  İthalatımıza bakıyorum, inşaat yapı malzemeleri 3,5-4 dolar. Pahalı ithal ediyoruz, ucuz ihraç ediyoruz. O anlamda bu değişim de bir anda olmaz. Bu bir strateji gerektirir. Sanayi stratejimizi tekrar gözden geçirmemiz lazım. Yani biz şeyi üretmek yerine daha katma değerli ve marka değerini güçlendirecek ürünler üreterek ihraç etmeliyiz.

Biz karar vericilerle konuştuğumuz zaman doğal olarak HIT-30 Programı’nda   selektif kredi yapmak istediklerini söylüyorlar. Avrupa Birliği’nin ikiz dönüşümü var. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm. HIT-30’da bu teknolojik değişimi yapmak isteyen şirketlere yönelik bir program. Dönüşümü bunlarla desteklememiz lazım. Daha az enerji tüketen, atmosferi daha az kirleten, daha verimli şirketlere teşvik verilmesi gerekir. Aslında Türkiye dünyada en fazla teşvik uygulayan ülkelerden biri ama etki analizi yapılmıyor. Şimdi HIT-30, daha spesifik, ihracata dayalı teknoloji üretecek, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüme uyum sağlayacak şirketlere destek verilmesini amaçlayan bir program.

“Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele”

Biz bu programı destekliyoruz. Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele. Enflasyonu tek haneye düşüremediğimiz sürece yapısal adımları atma şansımız yok. Tabii ki programda ince ayarlar yapılması gerekiyor. Mesela Orta Vadeli Program’da 2025 enflasyon hedefini biraz iyimser görüyoruz. Yüzde 4 büyüme ve enflasyon hedeflerinde  uyumsuzluk var. Yani hem büyüyelim hem enflasyon düşsün hem de verimliliği artırmayalım. Biraz çelişiyor. Ancak bu sene için tahminlerimize yakın OVP’deki tahminler.

Asgari ücreti günün koşullarına göre revize edilmesi lazım. Gelişmiş ülkelerde hane halkının giderinin yüzde 9’unu gıda oluşturuyor. Bizde yüzde 30’ların üzerine çıkmış. Bizde biraz hizmet sektörünün de etkisi var. Bayramlarda ve tatil döneminde insanlar hep Yunan adalarına gitti. Çünkü daha ekonomik. Bunu çözmemiz lazım.

Türkiye’nin katma değerli üretim yapıp ihraç edebilmesi için nitelikli insan kaynağına ihtiyacı var. Bu da eğitime dayanıyor. Sanayide ana eleman konusu memleket meselesi. Sanayide çalışmayı özendirmemiz lazım. Şu andan insanlar sanayide çalışmak yerine AVM’de güvenlik görevlisi ve motokurye olmayı tercih ediyor. Ekonomi 2025’te bir şekilde toparlamaya başlayacak. Enflasyonda tek hanelere yaklaştıkça talepte ciddi bir hareketlilik olacak. O zaman arzda problem çıkabilir. Şimdiden söyleyeyim. 2026’da arzla ilgili problemimiz olabilir. Yani iş gücü yeterince olmadığı için üretim yapamayan şirketler olduğunu duyuyorum. Belki önümüzdeki birkaç ay boyunca hissetmeyeceğiz ama 2025’in 5’inci, 6’ncı ayından itibaren ana eleman kadro konusu sorun olacak. Şu anda bekleyen bir talep var. 2025’in 2’nci yarısında veya 2026’nın başında arz problemi çıkacağını öngörüyorum.

Biz uluslararası doğrudan yatırım da çekemiyoruz. 2000’lerin başlarından itibaren 22 milyar dolara kadar çıktık. Şu anda binde 8’e düştük. Çoğu da gayrimenkule geliyor. Bu da son dönemlerde biraz azaldı. Şimdi bizim bu uluslararası doğrudan yatırım hedefimiz 2028 için yüzde 1,5. Polonya’da şu anda yüzde 3, Brezilya’da yüzde 5. Yani biz uluslararası doğrudan yatırımı da çekmek zorundayız. Onun için de tabii ki öngörülebilirlik, hukuk, kurumlar, kurallar önemli. Bunlar netleştiği zaman daha fazla yatırım çekebiliriz.”

Paylaşın

Enflasyon Tek Haneye Düşecek Mi? Şimşek Açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Türkiye’nin şu an en büyük problemi geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulmasıdır. Kalıcı refah artışı için enflasyonu tekrar tek haneye indireceğiz. AK Parti daha önce bunu başardı” dedi ve ekledi:

“90’lı yıllarda ortalama enflasyon 70’lerin üzerinde. Kolay değildi. Ama biz 2003 sonrasında enflasyonu tek haneye düşürdük ve orada tuttuk. Hain darbe girişime kadar. 2025’in ikinci yarısında rahatlama çok belirgin bir şekilde hissedilecek. Fiyatlardaki artış hızı zaten yavaşladı. Genelde hizmet enflasyonu kemikleşir, katılaşır ve onu indirmek daha çok zaman alır. Bakın çünkü geriden geliyor. Örnek olarak kira.

Kira hizmet enflasyonun içinde yani önemli bir kalem. Kiraları yönelik bir %25 uygulama yani üst limit getirilmişti. Bu kalktı. Şimdi neye bakarsanız bir önceki yılın enflasyonunu. Yani yeni kiralar yenilenirken son 12 aylık enflasyonu yazdırırsınız değil mi? Dolayısıyla hizmet enflasyonu daha katıdır ve daha yavaş düşer. Gelecek sene haziran ve temmuzda yüzde 20 yansıyacak. Bundan dolayı zamana ihtiyacımız var. Yani fiyat artışlarındaki yavaşlama hissedilir derecede.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CNN Türk’e konuştu. Ülkenin dış kırılganlığını azaltmak istediklerini belirten Bakan Şimşek ”Birincil önceliğimiz ülkenin dış kırılganlığını azaltmak. Bu bizim ana hedeflerimizden bir tanesiydi. İkinci başlığımız da enflasyonu kontrol altına almak. Bizim geçen sene başlarken makro finansal istikrar derken bunu kastettik. Geçen sene mayıs ayı itibarıyla 57 milyar dolarlık cari açığımız vardı. Cari açığı 19 milyar dolar civarına indirdik. Çok önemli bir kazanım. Cari açığı önemli ölçüde azalttık. Uluslararası rezervlerimiz bugün itibarıyla 147 milyar dolar civarına çıktı. 153 milyar dolar üzerinde rezerv olacak. Net rezervlerimiz 78 milyar dolar iyileşti. Yaklaşık 90 milyar dolar üzerinde cuma günü itibarıyla iyileşme var. Bu da kırılganlığımızı azalttı. Ülkemizin uluslararası rezervleri arttı” dedi.

Risk primlerini 700 baz puandan 270’in altına indirdiklerini belirten Mehmet Şimşek şunları söyledi: “Ülkemizin mayıs ayında risk primi çok yükselti. 700 baz puanın üzerindeydi. Şu an itibarıyla 270’in altına düştü. Risk primimizdeki düşüş bize benzer ülkelere göre çok daha iyi. 700 baz puandan 270 baz puanın altına düşürdük. Hala yüksek ama doğru yoldayız. Dış borçlanma maliyetimiz düştü.”

Risk primlerinin düşmesi nedeniyle daha ucuz borçlanıldığını belirten Bakan Şimşek şunlara değindi: “İkinci olarak ülkenin rezervlerini biz iyileştirdik. Uluslararası rezervlerimiz geçen sene Mayıs ayında brüt olarak 98,5 milyar dolar. Bugün itibariyle açıklanan, yani geçen Perşembe günü açıklanan resmi rakamlar 147 milyar dolar civarına çıktı. 98,5 milyar dolardan 147’ye çıktı.

Ama Cuma kapanışı itibariyle söyleyebilirim, 153 milyar doların üzerinde bir rezervimiz var. Rezervlerimiz arttı. Swap hariç piyasada çok tartışılan bir konu. Yani yurt dışından veya içerideki bankalardan geçici olarak, diyelim ki Alman dövize karşı TL verilmiş. Yani bu 98,5 milyar dolar swap dahil. Swapları hariç tuttuğumuzda eksi 60,5 milyar dolarımız vardı. Şimdi biz bunu yaklaşık 78 milyar dolar iyileştirdik.

Yani rezervlerimiz, net rezervlerimiz swap hariç, net rezervlerimiz 78 milyar dolar iyileşti. Bu çok ciddi bir rakam. Çünkü şöyle bir perspektif vereyim; Mesela bizim en iyi dönemimiz 2003-2013’tür. Bu 10 yıllık süreçte net rezervlerimizdeki artış yaklaşık 38 milyar dolardı. Şimdi ne kadar? Şimdi son bir yılda net rezervlerimizdeki artış açıklanan rakamlar üzerinden 78 milyar dolar. Ama muhtemelen dediğim gibi bu son haftada çok ciddi girişler var. Yani yaklaşık 90 milyar doların üzerinde net rezervlerde cuma günü itibariyle bir iyileşme var. Bu da kırılganlığımızı azalttı.

Neden? Çünkü rezerv olduğu zaman dış şoklara karşı tepki verilmiyorsunuz. En önemli bileşenlerden bir tanesi bu. Kırılganlığın azalması? Tabii, dış kırılganlığın azalması. Şimdi ben size parça parça anlatayım. Mesela ülkemizin risk primi geçen sene çok yüksektir. Risk primimiz 700 baz puanın üzerindeydi. Şu an itibariyle 270’in altına düştü. Ve bizim Risk primimizdeki düşüş, bize benzer ülkelere göre çok çok daha iyi. Dolayısıyla biz 700 baz puandan Risk priminin 270 baz puanın altına düşürdük.

270 baz puanın Risk primi yüksek bu arada, hala yüksek. Ama doğru yoldayız. Şimdi Risk primi ne işe yarar diye vatandaşlarımız sorabilirler. Genelde siz yurt dışından borçlandığınız zaman, aynı vadedeki, Amerikan tahvil, Amerika’nın sattığı kağıdın getirisini baz alıyorlar. Ona Risk free diyorlar, yani risksiz getiriyorlar. Onun üzerine sizin mutlaka Risk priminizi en az ekliyorlar. Dolayısıyla bizim dış borçlanma maliyetimiz düştü.

Bakın size bir rakam vereyim. Geçen sene Ocak ayında bizim bir borçlanmamız olmuş, 10 yıl vadeli. yüzde 975’ten, yaklaşık yüzde 10’dan dolar bazında borçlanmıştık. Dolar bazında geçen sene 10 yıl vadeli yüzde 10 civarında bir faizle borçlanmıştık. Bugün itibariyle bu 6.8’e kadar düştü. Dolayısıyla biz dışarıdan şimdi daha ucuza borçlanıyoruz.”

Gri listeden çıkmanın çok önemli olduğunu belirten Mehmet Şimşek ”Türkiye gri listeden çıktı. Bu önemli bir kazanım. Yurt dışında hesap açmak zorunda kalırsanız o zaman gri listedeki ülkelerin vatandaşların şirketlerine özel bir inceleme süreci var. Bizim itibarımız arttı. Türkiye’nin itibarı arttı. Bunlar dış kırılganlığımızı azaltan, dayanıklılığımızı artıran unsurlar” dedi.

“En zor süreç geride kaldı”

İlk yılın enflasyonun geçiş dönemi olduğunu açıklayan Mehmet Şimşek KKM riskini ve kur riskini yönettiklerine değinerek şu ifadeleri kullandı: “Enflasyonda ilk yılı geçiş yılı olarak kabul ettik. Bizde finansal istikrarı önceliklendirdik. Çünkü kırılganlıklarımız vardı. Onları giderdik. Kırılganlıkları yönetmeniz lazımdı. Bakın politika yaparken, çerçeve çizerken, her zaman en kritiğinden başlarsınız diğerlerini zamana yararsınız. Koşullar önce enflasyonu yükseltecek nitelikte. Daha sonra biz indirebilecek para politikası gecikmeyle geliyor.

Biz KKM riskini yönettik, kur riskini yönettik, bütçe açığını kontrol altına aldık. Bunları yapmasaydık, enflasyon çok farklı düzeyde olabilirdi. Şimdi üç teknik birimimiz oturuyor diyorlar ki, kur, petrol fiyatları vs. şöyle şöyle olursa modelleri var tahmin ediyorlar. Biz de programımızda bunun ortalamasını aldık. Herhangi bir müdahalemiz olmadı. Petrol fiyatlarını tuttursak, bir takım önemli varsayımlarımız var. Gerçek dünya çok kompleks ve karmaşık.

Modelleme ile tahminler yapıyorsunuz ve çok büyük tahminler içeriyor. En zorlu süreci geride bıraktık. Finansal riskleri yöneterek, önemli bir eşiği aştık. Sıkıntıların farkındayız, vatandaşlarımız şikayette haklı. Markete pazara gidiyorum, geçen hafta eşim Esra hanım dedi ki, markete uğrayalım. Vatandaşlarımız geldi, şikayetleri doğru. Haklılar, bir geçim sıkıntımız var. Enflasyon en kötü ve adaletsiz vergidir. Gelir dağılımını bozuyor.

Ne yapıp edip, kalıcı refah ve alım gücü için enflasyonu kontrol altına alıp aşağıya indirmemiz lazım. Enflasyonun 40 civarına inmesi fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Enflasyon hızındaki düşüş geçen sene ortalama bir sepetin artışı yüzde 65 idi, bu sene ise yüzde 40 arttı. Fiyatlar artıyor ama daha yavaş artıyor. Şunun altını tekrar çizmek istiyorum. Vatandaşın dar gelirlinin çok etkilendiğinin farkındayız ama kestirme çözümler yok.”

Türkiye’nin en büyük probleminin geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulması olduğunu belirten Bakan Şimşek şunları söyledi: “Türkiye’nin şu an en büyük problemi geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulmasıdır. Kalıcı refah artışı için enflasyonu tekrar tek haneye indireceğiz. AK Parti daha önce bunu başardı. 90’lı yıllarda ortalama enflasyon 70’lerin üzerinde. Kolay değildi.

Ama biz 2003 sonrasında enflasyonu tek haneye düşürdük ve orada tuttuk. Hain darbe girişime kadar. 2025’in ikinci yarısında rahatlama çok belirgin bir şekilde hissedilecek. Fiyatlardaki artış hızı zaten yavaşladı. Genelde hizmet enflasyonu kemikleşir, katılaşır ve onu indirmek daha çok zaman alır. Bakın çünkü geriden geliyor. Örnek olarak kira. Kira hizmet enflasyonun içinde yani önemli bir kalem.

Kiraları yönelik bir %25 uygulama yani üst limit getirilmişti. Bu kalktı. Şimdi neye bakarsanız bir önceki yılın enflasyonunu. Yani yeni kiralar yenilenirken son 12 aylık enflasyonu yazdırırsınız değil mi? Dolayısıyla hizmet enflasyonu daha katıdır ve daha yavaş düşer. Gelecek sene haziran ve temmuzda yüzde 20 yansıyacak. Bundan dolayı zamana ihtiyacımız var. Yani fiyat artışlarındaki yavaşlama hissedilir derecede.”

Deprem bölgesinde 201 bin yeni konutun teslim edileceğini belirterek arzın artacağını belirten Mehmet Şimşek şu ifadeleri kullandı: “Örneğin konut arzını artıracağız. Deprem bölgesinde bu sene 201 bin konut teslim edilecek. Gelecek sene 250 bin ilave konut sunulacak. İstanbul’da da konut arzını artıracak programlar var. Hizmetteki düşüş daha da belirgin şekilde hissedilecek. Mal enflasyonunda çok büyük bir eşiği aşmak üzereyiz.

Hizmet enflasyonu da düşecek. Zamana ihtiyacımız var, sabır gerekiyor. Biz bir şok terapi uygulamadık. O seçeneğin doğru olmadığını gördük. Bizim buradaki maksadımız, biz hayat pahalılığını kabul ediyoruz ve ilk yıl makro istikrarı öncelediğimizi söylüyorum. Rezerv bir sorun olmaktan çıkmıştır. Büyük riskleri azalttık. Sabra ve zaman ihtiyacımız var. Cumhurbaşkanımızın da desteği tam.”

IBAN ile ödeme yasağının kara para ve illegal işlere tedbir olarak alındığını belirten Bakan Şimşek ”IBAN’ın birkaç boyutu var. Gençlerimizin özellikle bilmedikleri şahıslara kendi ibanlarını kullandırtmalarının ciddi tehlikeleri var. Gönderdiğiniz hesap, kara para aklıyor olabilir. Terörün finansmanında kullanılabilir.

Bizdeki en önemli konu kayıt dışılık. Mesela gidiyorsunuz bir yere kredi kartı geçmiyor diyorlar. Bunu hiçbir müessese diyemez, çünkü yazar kasa ile pos makinesini birleştirdik. Ticari bir IBAN ise zaten sorun yok. Biz de çok sofistike yazılımlar var. Bakıyoruz bir akrabalık mı var, yoksa ticari bir ilişki mi var? İlgisiz hesaplardan sürekli bir para akışı varsa o zaten şüpheli bir durumdur” ifadesinde bulundu.

Paylaşın

Sağlıklı Beslenmenin Maliyeti Günlük 890 Lirayı Geçti!

BES-AR’a göre, 4 kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı eylül ayında 27 bin 270 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 890 lirayı geçti!

Haber Merkezi / Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR) 2024 Eylül açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı.

Buna göre; Gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı eylül ayı için 27 bin 270 lira, tek bir (bekâr) çalışanın yaşam maliyeti 32 bin 120 lira, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı, kısacası yoksulluk sınırı ise 73 bin 651 lira oldu.

17 bin 002 lira alan asgari ücretlinin 27 bin 270 lira olan açlık sınırının yüzde 60,39 altında ücret alarak sadece karnını doyurabildiğini belirten BES-AR, açıklamasında şu noktalara dikkat çekti:

“- Sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 890 lirayı geçti!
– 2024 yılında da asgari ücret açlık sınırının altında kaldı!
– Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için neredeyse maaşının %75-80’ini kiraya ödemek zorunda kalıyor!
– Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için öğrenci evi gibi 3 ya da 5 kişi bir arada yaşamak zorunda kalıyor!”

Paylaşın

KİT’lerin Borçları Katlanarak Artıyor: 9,5 Milyar Lira

KİT olarak bilinen Kamu İktisati Teşebbüsleri’nin Hazine borcu  9 milyar 525 milyon 723 bin liraya ulaştı. TCDD, 8,8 milyar liralık borçla en fazla borcu olan KİT olarak öne çıktı.

CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizdi.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT) Hazine’ye olan borçlarında çarpıcı artış yaşandı. Yönetim kadrosunda yer alan isimler nedeniyle “AKP’nin arka bahçesi haline getirildi” eleştirilerinin yöneltildiği TCDD, en fazla Hazine borcu olan KİT oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 31 Temmuz itibarıyla Hazine Alacak Stoku verilerini açıkladı. Veriler, KİT’lerin Hazine borcunda yıllara göre yaşanan artışı bir kez daha gözler önüne serdi. TCDD, uzun süredir elinde bulundurduğu en fazla Hazine borcu olan KİT olma unvanını yine kimseye kaptırmadı.

Bakanlığın verilerine göre, 31 Temmuz itibarıyla dört adet KİT’in toplam Hazine borcu, 9 milyar 525 milyon 723 bin TL’ye ulaştı. KİT’lerin Hazine borçlarına göre sıralandığı listede TCDD, 8 milyar 805 milyon 505 bin TL’lik borç ile ilk sırada yer aldı. TCDD’nin toplam 8,8 milyar TL’lik Hazine borcunun 4 milyar TL’sinin vadesi geçmiş borçlardan oluştuğu bildirildi.

TCDD’nin tek başına toplam KİT borcunun büyük bölümünü üstlendiği listede diğer KİT’lerin borç bakiyeleri ise şöyle sıralandı:

BOTAŞ: 19 milyon 991 bin TL
EÜAŞ: 82 milyon 269 bin TL
TEİAŞ: 617 milyon 958 bin TL

“Borç yükünün daha da artması kaçınılmaz”

BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre kritik önemi bulunan KİT’lerin Hazine borçlarına yönelik CHP Milletvekili Cevdet Akay, “AKP’nin kötü ekonomi politikası, önemli kuruluşların da mali yapısını altüst etti” dedi. Akay, AKP’nin, devletin elinde kalan az sayıda KİT’i de özelleştirme kıskacına aldığının altını çizerek, şunları kaydetti:

“AKP’nin temelsiz ve ayakları yere basmayan, özelleştirme ve peşkeş üzerine kurduğu ekonomi politikaları, ülkemiz için kritik öneme sahip ve Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından olan iktisadi teşebbüslerimizi tek tek yok etti. AKP iktidarının hatalı politikalarının faturası ise her zaman olduğu gibi yine vatandaşımıza kesiliyor.

İktidarın verdiği seçim vaatleri ve enflasyonu gölgeleme görevlerinden kaynaklanan görev zararları, her yıl iktidarın alışkanlık haline getirdiği torba kanun düzenlemeleriyle şirketlerin borçlarını siliyor. Liyakatsiz kadrolarla yönetilemeyen kuruluşlar haline getirilen KİT’leri sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için öncelikli olarak bu şirketler, AKP’nin arka bahçesi olmaktan çıkarılmalıdır. Aksi halde borç yükünün daha da artması kaçınılmaz.”

BOTAŞ, EÜAŞ, TEİAŞ ve TCDD’nin Hazine borcunda yıllar itibarıyla yaşanan artış da dikkati çekti.

2018 yılında 3 milyar 307 milyon 110 bin TL’lik Hazine borcu bulunan dört KİT’in, 2019-2023 (Ocak-Temmuz) dönemindeki borçları yıllara göre şöyle:

2019: 3,5 milyar
2020: 4,2 milyar
2021: 5,5 milyar
2022: 6,7 milyar
2023: 9,7 milyar
2024: 9,5 milyar

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Mesajı: Politikalarımızı Sürdüreceğiz

Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonu enflasyon beklentisine ilişkin değerlendirmede bulunan Mehmet Şimşek, “Fiyat istikrarını sağlamak için politikalarımızı eşgüdüm içerisinde sürdüreceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül Ayı Piyasa Katılımcıları Anketini açıkladı. Banka, yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 43,31’den yüzde 43,14’e çekti.

Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu dolar kuru tahminini ise 37,28 liradan 37,16 liraya düşürdü. Banka, yıl sonu büyüme beklentisini yüzde 3,4’den 3,2’ye çekti. Banka, yıl sonu politika faizini de yüzde 50,83’e yükseltti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden, Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonu enflasyon beklentisine ilişkin değerlendirmede bulundu. Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyon beklentilerindeki iyileşme program hedeflerimizi destekliyor. Dezenflasyondaki belirginleşmeyle yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 43,1’e geriledi.

On bir aydır azalan 12 ay ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri ise sırasıyla yüzde 27,5 ve yüzde 18,4 oldu. Son 3 ayda 23,5 puan gerileyen yıllık enflasyonun eylülde yüzde 50’nin altına inmesi bekleniyor.

2024 yılında yüzde 4,9 seviyesinde öngördüğümüz bütçe açığının milli gelire oranını gelecek yıl yüzde 3,1’e düşürmeyi hedefliyoruz. Böylece mali disiplin dezenflasyona güçlü destek sağlayacak.

Fiyat istikrarını sağlamak için politikalarımızı eşgüdüm içerisinde sürdüreceğiz. Enflasyondaki yapısal katılıkları da gidererek vatandaşlarımızın alım gücünü kalıcı olarak artıracağız”

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Öğrenciden Biri Okula Aç Gidiyor

Türkiye’de her 3 öğrenciden biri okula gitmeden önce hiç kahvaltı yapmıyor. Öğrencilerin yüzde 19,2’si ise parasızlık nedeniyle haftada en az 1 gün aç kalıyor.

Haber Merkezi / Çocukların yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemiyor, yüzde 1,9’u ise yine ekonomik sebeplerle her gün aç kalıyor.

2024 – 2025 eğitim öğretim yılının ilk ders zili ekonomik krizin gölgesinde çaldı.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı veriler ile öğrencilerin beslenme sorununa dikkat çekti.

Buğra Gökce, paylaşımda şu istatistiki verileri paylaştı: “Her 3 öğrenciden 1’i okula aç gidiyor. Türkiye’de her 3 öğrenciden 1’i okula gitmeden önce hiç kahvaltı yapmıyor.

Çocuklarımızın yüzde 60’ı haftada en az 1 gün kahvaltı yapmıyor. Öğrencilerin yüzde 19,2’si parasızlık nedeniyle haftada en az 1 gün aç kalıyor.

Çocukların yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemiyor, yüzde 1,9’u ise yine ekonomik sebeplerle her gün aç kalıyor.

Bu nedenle 2024 – 2025 eğitim – öğretim döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilk ve orta okul öğrencilerine 2 milyon okul beslenme paketi dağıtacak.

Bu konu yalnızca yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemli. Okullarda 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek sunulması gerekiyor. 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek bir ihtiyaç ve zorunluluk. Bu talebin karşılanmasını bekliyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’de 3.8 Milyon Hane Sosyal Yardımlarla Ayakta Duruyor

Yoksulluğun artarak devam ettiğini ve geniş kesimlerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı Türkiye’de 2024 yılının ilk sekiz ayında yaklaşık 3.8 milyon hanenin sosyal yardım aldığı kayıtlara geçti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Ocak – Temmuz 2024 dönemi için paylaştığı verilere göre, düzenli sosyal yardıma muhtaç hane sayısı 3 milyon 792 bin 340 olarak kaydedildi. Bu yardımlar, TÜİK verilerine göre toplamda 15 milyonu aşkın kişiyi kapsıyor.

Aile Destek Programı’ndan yararlanan hane sayısı da dikkat çekici bir artış gösterdi; 2022’de 3 milyon 99 bin olan hane sayısı 2024’te 3 milyon 233 bine yükseldi. Sosyal ve Ekonomik Destek Programı (SED) kapsamındaki çocuk sayısı ise 167 bine ulaştı.

Sosyal yardımlar sadece nakit desteklerle sınırlı kalmıyor. 2024 Temmuz itibarıyla elektrik tüketim desteğinden yararlanan hane sayısı da 3 milyon 658 bine ulaştı. 2019’da 2 milyon 420 bin olan bu rakam, 2024’e kadar ciddi bir artış gösterdi. Bu, birçok hanenin elektriğini ancak sosyal yardımlarla karşılayabildiğini gözler önüne seriyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, sosyal yardımlarla ilgili yeni düzenlemeler yapmaya hazırlanıyor. Özellikle boşanmış kadınların aldığı yardımların gözden geçirileceği, boşandığı kişiyle birlikte yaşamaya devam eden kadınların yardımlarının kesilebileceği belirtiliyor.

Ayrıca çalışabilecek durumda olup çalışmayan kişiler üzerinde yapılacak yeni incelemeler de gündemde. Ancak bu düzenlemelerin ne zaman ve nasıl uygulanacağına dair resmi bir açıklama yapılmadı.

(Kaynak: Gazete Pencere)

Paylaşın

Kemer Sıkmaya Devam: Çaya Yüzde 18 Zam

ÇAYKUR, çay fiyatlarına ortalama yüzde 18 oranında zam yaptı. ÇAYKUR’un önümüzdeki dönemde kuru çay fiyatlarına kademeli olarak yeniden zam yapabileceği ifade ediyor.

Haber Merkezi / Yüksek enflasyon verileri gıda fiyatlarını etkilemeye devam ederken, bir zam haberi de ÇAYKUR’dan (Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü) geldi.

TBYD Başkanı Erol Dündar, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “7 Eylül 2024 tarihi itibariyle ÇAYKUR çay grubuna yüzde 18 zam geldi” ifadelerini kullandı.

ÇAYKUR’un en çok tüketilen üç çay markası Tiryaki, Rize Turist ve Filiz olarak biliniyor. Zamdan sonra, 1 kilogram tiryaki çayının tavsiye edilen satış fiyatı 262 TL’ye çıktı. Turist çayının kiloluk paketi 268 TL olurken filiz çayının kilogramlık paketi 282 TL’ye çıktı.

Sektör paydaşları, yaş çay alım fiyatını destek primi dahil yüzde 18 artıran ÇAYKUR’un önümüzdeki dönemde kuru çay fiyatlarına kademeli olarak yeniden zam yapabileceğini ifade ediyor.

Çaykur bu yıl mayıs ve temmuz aylarında çay fiyatlarına zam yapmıştı. Mayıs ayı başında yaş çay alım fiyatına destekleme bedeli dahil yüzde 68 zam yapılmasının ardından temmuz ayında yüzde 24 zam gelmişti.

Paylaşın

Küresel Gıda Enflasyonu: Türkiye Yine Dünyadan Ayrıştı

Türkiye yıllık gıda enflasyonunda yine tüm dünyayı geride bıraktı. Küresel gıda fiyatları ağustos ayında yüzde 1,1 azalırken, Türkiye’de ise yüzde 44,88 arttı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gıda ürünlerinin uluslararası fiyatlarındaki aylık değişimin izlendiği Küresel Gıda Fiyat Endeksi’nin Ağustos ayı sonuçlarını açıkladı.

BloombergHT’nin aktardığına göre, endeks Ağustosta önceki ayın revize edilmiş seviyesine göre 0,3 puan azalarak 120,7 puan değerine geriledi.

Küresel gıda fiyatları yıllık bazda ise yüzde 1,1 düşerken, endeksin Ağustos’ta sınırlı düşüş kaydetmesinde şeker, et ve tahıl ürünlerine yönelik düşen talebin, bitkisel yağ ve süt ürünlerine yönelik talep artışına ağır basması etkili oldu.

Tahıl Fiyat Endeksi, başta ABD ve Arjantin olmak üzere ana ihracatçı ülkelerdeki iyi hasat beklentileriyle ağustosta önceki aya göre yüzde 0,5 azaldı.

Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi ise soya ve ayçiçeği yağlarındaki düşüşüne rağmen palmiye yağındaki artış nedeniyle yükseldi. Buna göre, Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi ağustosta önceki aya kıyasla yüzde 0,8 arttı.

Şeker Fiyat Endeksi, Hindistan ve Tayland’daki yüksek üretim ve uluslararası petrol fiyatlarındaki düşüş sayesinde yüzde 4,7 geriledi.

Aynı dönemde FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi, süt tozu, peynir fiyatlarındaki ve tereyağı talebindeki artışlarla ağustosta yüzde 2,2 artış gösterdi.

Et Fiyat Endeksi ise kümes hayvanları, büyükbaş ve küçükbaş ve domuz fiyatlarında yaşanan düşüşle birlikte yüzde 0,7 gerileme kaydetti.

Türk-İş verilerine göre, ağustosta mutfak enflasyonu aylık yüzde 0,19, 12 aylık yüzde 57,99, yıllık ortalama yüzde 77,66 olarak hesaplandı. Sekiz aylık değişim oranı yüzde 33,53 oldu.

TÜİK verilerine göre ise ağustos ayında aylık gıda fiyatları Türkiye’de yüzde 1,1 geriledi. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 44,88 oldu.

Paylaşın

Sermaye Sınıfından “Orta Vadeli Program”a Tam Destek

TOBB, İTO, TİM, İSO gibi sermaye sınıfının önde gelen örgütlerinden, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan “Orta Vadeli Program”a (OVP) tam destek açıklamaları geldi.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Orta Vadeli Program’ın (OVP) uygulanma sürecinde, finansmana erişimin kolaylaştırılması başta olmak üzere, reel sektörün sesine daha fazla kulak verilmesini ve kamu özel sektör istişaresinin artırılmasını önemli gördüklerini belirtti.

TİM Başkanı Mustafa Gültepe, yeni Orta Vadeli Program’ın (OVP) yine ihracat ekseninde şekillendiğini belirterek, bu alanlarda atılacak yeni adımları heyecanla beklediklerini bildirdi.

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Yeni OVP dönemi boyunca ekonomik büyüme, istihdam, finansal istikrar ve fiyat istikrarı hedeflerine ulaşmak için kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımın benimsenmiş olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullanırken, İTO Başkanı Şekib Avdagiç ise, programın üreteceği sonuçların reel sektörün yapısal gücüne halel getirmemesini vazgeçilmez gördüklerini söyledi.

Sermaye sınıfının önde gelen örgütleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan Orta Vadeli Program’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, revize edilen OVP’nin dezenflasyonu temel öncelik olarak ilan ederken, programın üreteceği sonuçların reel sektörün yapısal gücüne halel getirmemesini vazgeçilmez gördüklerini söyledi. Türkiye’nin kapsamlı bir ekonomik program yürüttüğü bu dönemde, OVP’nin güncellenmesinin proaktif bir yaklaşım olduğunu belirten Avdagiç, “Bununla birlikte OVP’nin ‘dengelenme programı’ olarak ilerlemesini ve terazinin iş dünyası kefesini ihmal etmemesini istiyoruz.

Farkındayız: Ekonomik programın uygulama sürecinde sıra zor kazanımları elde etmeye geldi. Kalıcı düşük enflasyona ivedi şekilde ulaşılması önemli. Zorlu hedeflere, iş dünyasının üretim ve istihdam hedeflerinden ödün vermeden ulaşmak daha da önemli. Görüyoruz ki yeni OVP’de hem enflasyon tarafında hem büyüme tarafında revizyonlar oldu. Böylece ekonominin gerçekleriyle uyumlu, yeni gelişmeler karşısında anında refleks gösterebilen bir yönetim anlayışı ortaya kondu.” değerlendirmesinde bulundu.

Avdagiç, OVP hedeflerinin yakalanmasının bir ayağı topyekûn kararlılık ise diğerinin de bugünkü programda sıkça vurgulandığı gibi yatırım ortamının süratle iyileştirilmesi olduğunu kaydetti.

İTO Başkanı Avdagiç, şunları kaydetti: “Yeni Türkiye ekonomisi hikayesinin temelleri, mutlaka reel sektörün eliyle atılacaktır. Bu nedenle özellikle KOBİ’lerin, ayakta kalmak için finansman imkanlarının artmasına, üretimlerini güçlendirecek şekilde yatırım koşullarının revize edilmesine ihtiyacı var. Bir kere daha ifade etmeliyiz ki; enflasyonla mücadele ederken üretim, ihracat, istihdam ekosistemini korumayı ihmal edemeyiz.

Özel sektörün nefesi güçlü olmalı ki hedeflerimizi gerçekleştirebilelim. OVP hedeflerinin yakalanmasının önemli ayaklarından biri, kur politikasının gerçekçi olmasıdır. 2025 sonrası kur ve enflasyon arasında bir korelasyon öngörülmüş olmakla beraber, 2024 için öngörülen kur, ihracatçıyı ve ihracata çalışan sektörleri ciddi şekilde zorlamaya devam edecektir. Bu durumun ithalatı artırarak cari dengede bir risk oluşturmaması için gerekli tedbirlerin alınacağının beklentisi içindeyiz.”

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Orta Vadeli Program hakkında şu değerlendirmede bulundu: “Yeni OVP dönemi boyunca ekonomik büyüme, istihdam, finansal istikrar ve fiyat istikrarı hedeflerine ulaşmak için kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşımın benimsenmiş olduğunu görüyoruz. Özellikle enflasyonla mücadeleyi iş ve ekonomi dünyamızın en büyük hedefi olarak gördüğümüzden dolayı; yeni OVP’de bu konunun temel felsefe olarak ele alınması noktasındaki kararlı duruşunu çok önemli ve değerli buluyoruz.

Ancak toplumun bu mücadeleye olan inancının oluşması için yapılması gereken fedakarlıklar noktasında bir uyumun olması da kaçınılmaz. Bu bağlamda yine OVP yılları için konulan büyüme oranlarını bu enflasyon hedeflerine ulaşılmasında biraz iyimser bulduğumuzun bilinmesini isteriz. Çünkü OVP’de 2025-2027 arası enflasyon tahminleri ile büyüme tahminleri arasında bir tutarsızlık bulunmaktadır. Enflasyonla mücadeleye halkın güvenmesi çok büyük önem taşırken bu tür tutarsızlıklardan kaçınılması gerektiğini, sağlıksız bir yüksek büyüme yerine; ekonominin gerçekleriyle uyumlu, sürdürülebilir nitelikli bir büyümenin hedeflenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sanayinin üretiminde uzun vadeli katma değer ve nitelik artışı için konulan hedefler de önemli. Fakat dezenflasyonist süreçten kaçınılmaz olarak etkilenecek olan reel sektörümüzün, başta finansmana erişim olmak üzere bu sürece adapte olmasına dönük, güçlü, proaktif tedbir ve önlemlere de ihtiyaç olduğunun altını çizmek durumundayız.

Her zaman belirttiğimiz istihdam odaklı hedeflerin ve politikaların yeni OVP’de bulunmasını da çok olumlu buluyoruz. Ama unutmamalıyız ki nitelikli istihdam yaratabilmenin yolu uzun vadeli eğitim politikalarından geçmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin uzun vadeli istihdam ihtiyaçlarını gözeten eğitim politikalarının da artık OVP’lerde yön belirleyici bir şekilde bulunması gerektiğinin altın çizmek isteriz.

Kabul etmek gerekirse geçtiğimiz yıl açıklanan OVP, hedeflerini önemli ölçüde tutturması açısından toplumsal bir referans olmuştur. Umuyoruz ki bu OVP de kararlılıkla uygulanacak. Böylece geçen yıldan gelen olumlu motivasyonla, kredisini güçlü bir şekilde koruyacak bir OVP dönemi daha yaşayacağız.”

“Yeni adımları heyevanla bekliyoruz”

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, yeni Orta Vadeli Program’ın (OVP) yine ihracat ekseninde şekillendiğini belirterek, bu alanlarda atılacak yeni adımları heyecanla beklediklerini bildirdi. Gültepe, yazılı açıklamasında, 2025 ihracat hedefinin 279,6 milyar dolar, 2026 hedefinin 296,1 milyar dolar, 2027 hedefinin ise 319,6 milyar dolar şeklinde belirlendiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

“İhracatçılarımızın yaşadığı sorunları her platformda dile getiriyoruz. Bir önceki OVP’ye göre 3 yıllık periyodun toplamında 13 milyar dolarlık bir hedef düşüşü var. Bu arzu ettiğimiz bir tablo değil. İhracat ailemizin yaşadığı sorunların net bir göstergesi olan bu rakamları iyi okumamız gerektiğine inanıyorum. Diğer yandan dış ticaret açığı noktasında programda önemli bir iyileşme öngörülüyor. Özellikle ithalatta beklenen düşüş bir önceki OVP’ye göre 71 milyar doları aşıyor. Toplam dış ticaret hacmi de bu eksende negatif yönde revize edilmiş durumda.

Büyüme hedefimiz kısmen gerilerken, enflasyon beklentisi ise yükseldi. İşsizlik oranlarında da bir iyileşme mevcut. Makroekonomik göstergeler ve politika araçlarında ürün ve pazar çeşitlendirmesi, etkin ticaret diplomasisi, ticaretin kolaylaştırılması, ihracatın finansmanı, ithalat bağımlılığının azaltılması, hizmet ihracatının geliştirilmesi, ihracatta yeşil ve dijital dönüşüme vurgu yapılmış olması son derece önemli. Yeni OVP yine ihracat ekseninde şekilleniyor. Bu alanlarda atılacak yeni adımları heyecanla bekliyor, açıklanan programın ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyoruz.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Orta Vadeli Program’ın (OVP) uygulanma sürecinde, finansmana erişimin kolaylaştırılması başta olmak üzere, reel sektörün sesine daha fazla kulak verilmesini ve kamu özel sektör istişaresinin artırılmasını önemli gördüklerini belirtti.

Hisarcıklıoğlu, yazılı açıklamasında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından kamuoyuyla paylaşılan ve 2025-2027 dönemini kapsayan OVP’ye ilişkin değerlendirmede bulundu. OVP’nin ülke ve millete hayırlı olmasını dileyen Hisarcıklıoğlu, iş dünyası olarak temel beklentilerinin finansal istikrar, öngörülebilirliğin artması, enflasyonun tek haneye düşürülmesi, sürdürülebilir büyüme ve yapısal reformlara öncelik verilmesi olduğunu vurguladı.

Hisarcıklıoğlu, programdaki yapısal reformlar konusunda atılacak güçlü adımların ülkenin küresel rekabet gücünü artıracağına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bugün açıklanan OVP, enflasyonla mücadele, öngörülebilirlik ve sürdürülebilir büyüme için önemli bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle bir hususu vurgulamak isterim. Programın uygulanma sürecinde, finansmana erişimin kolaylaştırılması başta olmak üzere, reel sektörün sesine daha fazla kulak verilmesini ve kamu özel sektör istişaresinin artırılmasını önemli görüyoruz. Bizler de, iş dünyası olarak, ülkemizin hedefleri doğrultusunda tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.”

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın