4,5 Milyon Hane Temel İhtiyaçlarını Karşılamakta Zorlanıyor

Yüksek enflasyon nedeniyle alım gücünün her geçen gün biraz daha gerilediği Türkiye’de yaklaşık 4,5 milyon hanenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı ortaya çıktı.

Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Türkiye’de yoksulluk ve sosyal yardım arasındaki çelişkili tablo, TÜİK ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verileriyle bir kez daha ortaya çıktı. Asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, IMF’nin sosyal yardımlara dikkat çekmesi ve TÜİK’in yoksulluk verileri, ülkedeki sosyal eşitsizlikleri gözler önüne seriyor.

TÜİK verilerine göre, maddi ve sosyal yoksunluk oranları azalsa da, sürekli yoksulluk oranında önemli bir iyileşme görülmüyor. Bu durum, yoksulluğun kuşaklar arasında aktarıldığını gösteriyor. Ailesi yoksul olan bireylerin, yetişkinlikte de yoksulluk riskini daha yüksek taşıdığı belirtiliyor.

Maddi ve sosyal yoksunluk, hanelerdeki otomobil sahipliği, beklenmedik harcamaları yapabilme, bir haftalık tatil masrafını karşılama, kira, konut kredisi ya da iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme gibi veriler üzerinden incelenirken, bu oran 2022 yılında yüzde 16,6 olurken, 2023 yılında yüzde 14,4 olarak tahmin edilmişti.

Sürekli yoksulluk ise eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsarken, 2023 yılında 2022 yılına göre 1 puan azalırken, 10 yıl önceki değerini koruyor.

Ekonomim’in haberine göre, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine bakıldığında, sosyal yardımlardan faydalanan ailelerin sayısının arttığı görülüyor. Düzenli olarak sosyal yardım alan hane sayısı 2013 yılında 2 milyon 266 bin 500 olurken, 2023 yılında bu sayı yüzde 96 artışla neredeyse ikiye katlayarak 4 milyon 444 bin 73 haneye çıkmış durumda.

Sosyal yardım alan aileler ve enflasyonla birlikte artan harcamalar da GSYİH içinde sosyal yardımların payını da artırıyor. Özellikle pandeminin ardından 2021 yılında tavan yapan yardım oranı 2023’te yeniden yükseliyor.

Düzenli sosyal yardım alan hanelere yönelik harcamalardaki artış ise enflasyonu da ortaya koyuyor. 2013 yılında düzenli sosyal yardım harcaması 7,950 milyar TL olurken, 2023 yılında yüzde 1384 oranında artışla 156,981 milyar TL oluyor. Hane başına düşen harcama oranı ise bu verilerden yol çıkarak hanelerdeki artışla harcama artışını gerisinde kalarak yüzde 657 oranında artış gösteriyor.

2024 yılında ise düzenli yardım alan hane sayısında yılbaşına göre azalış görülürken, aktarılan tutar ise artmaya devam ediyor. TÜİK’in Dezavantajların Kuşaklararası Aktarımı 2023 yılı düzeltilmiş verilerine göre, 14 yaşındayken ailesinin gelir düzeyinin, bireylerin yetişkinliğindeki gelir düzeyini de etkilediği biliniyor.

Ailesinin gelir düzeyi en yüksek olan gruptaki kişilerin yüzde 66’sı gelir düzeyi yüksek kesimde yer alırken, ailesinin gelir düzeyi en düşük grupta olan kişilerin yüzde 45,4’ü de gelir düzeyi en düşük iki grupta yer alıyor. Sosyal yardım alan ailelerde çocukların da daha iyi eğitime ve beslenmeye ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.

Paylaşın

Faturalarını Ödemekte Zorluk Çekenlerin Oranı Yüzde 43

Türkiye’de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorluk çekenlerin oranı yüzde 42,8. Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 24,5.

Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz, faturasını ödeyemediği için elektriği, gazı ve suyu kesilen konut sayısının yüz binlerle ifade edildiğini, enerji yoksullarına kamusal desteklerin de yetersiz olduğunu vurguluyor.

Türkiye’de özelleştirmeler ve dışa bağımlılığın etkisiyle fiyatlar yükselirken enerji yoksulluğu artıyor. Rakamlar enerji yoksulluğunun daha da artacağını gösteriyor. TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın Türkiye’nin Enerji Görünümü 2024 Raporu Türkiye’de enerji yoksulluğunun vardığı boyutları ortaya koydu.

Raporun Prof. Dr Seyhan Erdoğdu imzalı “Türkiye’de Enerji Yoksulluğu 2023” bölümüne göre 2021 yılında Türkiye’de evini yeterince sıcak tutamayan hanelerin oranı yüzde 20,5 ile AB ortalamasının üç katına yakın.

Aynı yıl Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 24,5 ile AB ortalamasının 3,8 katını buluyor. Göreli yoksulların yarıya yakını (yüzde 44,5) kışın yeterince ısınmayan evlerde yaşarken yüzde 42,8′ i de elektrik ve doğal gaz faturalarını ödemekte zorluk çekiyor. Bu oran AB ülkelerinde ortalama yüzde 16.

Rapora göre enerji yoksulluğuna ilişkin karşılaştırmalı veriler AB ülkelerine kıyasla Türkiye’deki enerji yoksulluğunun ne kadar yaygın ve derin olduğunu gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri de Türkiye’deki enerji yoksulluğunu teyit ediyor.

TÜİK’in kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ını baz alarak belirlediği yıllık 35 bin 24 liralık yoksulluk sınırına göre yoksul sayısı önceki yıla göre 188 bin artarak 18 milyon 219 bine çıkarken, bu kişilerin yüzde 42,2’si evinin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor.

Türkiye genelinde evinin ısınma ihtiyacını karşılayamayan hanelerin oranı ise yüzde 19,5. Öte yandan TÜİK’in yoksul sayısında baz aldığı gelir düzeyleri aylık yaşam maliyetlerinin oldukça altında.

Enerji yoksulluğu, sahip olunan gelir düzeyi ile enerji hizmetlerinin ve ürünlerinin, ısıtma, soğutma, aydınlatma, yemek pişirme, ev aletlerini ve bilgi teknolojisini kullanma gibi temel sosyal ve maddi ihtiyaçlar için gerekli olan düzeyde ve kalitede satın alınamamasını ifade ediyor.

Türkiye 2021 yılını yüzde 36’lık bir yıllık enflasyonla kapatmıştı. Enflasyon şimdi ise bunun iki katı düzeyinde. Enerji fiyatlarındaki yıllık artış haziran itibarıyla yüzde 30,41’e ulaşırken fiyatlardaki artış tüketici enflasyonuna (TÜFE) da yansıyor.

Haziranda yıllık TÜFE yüzde 72 civarında gerçekleşirken elektrik ve doğal gaz fiyatlarını da içeren konut grubunda yıllık artış yüzde 94,72 oldu. Buna karşın asgari ücrete yıl başından bu yana zam yapılmadı. Memur ve emekliye yapılan zam da enflasyonun altında kaldı.

Fiyat artışları karşısında reel gelirler erirken hükümet enerji yoksulluğuna karşı çözümü ise sosyal yardımlarda arıyor. Makine Mühendisleri Odası’nın raporunda, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu stratejiye değinilerek enerjiye erişimin temel bir insan hakkı olduğunun dünyada giderek daha fazla kabul görmeye başladığına işaret ediliyor. Rapora göre Türkiye ise bu konuya stratejik bir yaklaşımdan uzak.

“Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ya da makam onayı ile uygulamaya sokulan enerji yardımları, kamuoyuna bir insan hakkı ya da sosyal hak olarak değil Cumhurbaşkanının şahsi kararı ile verilen yardımlar gibi sunuluyor” denilen raporda enerji yardımlarına ilişkin ayrıntılı verilerin açıklanmadığına, yardımların özellikle genel ve yerel seçimler öncesi geniş emekçi kesimlerin geçim krizine karşı artan tepkilerini önlemek için gündeme alındığına işaret ediliyor.

Rapora göre elektrik yardımı yapılan yoksul hane sayısı yıldan yıla artarken bu artış seçim yılı olan 2023’te yüzde 61 ile en yüksek seviyesine çıktı. Geçen yıl yaklaşık 4 milyon 379 bin haneye elektrik yardımı yapıldı. Yardım yapılan bu hanelerde yaşayanların sayısı toplamda 13 milyon 750 bini buluyor. Veriler yoksulların yüzde 75’ine elektrik yardımının ulaştığını gösteriyor.

Yoksul hanelere elektrik yardımı 31 Mart 2019 seçimlerinden hemen önce 29 Şubat 2019’da yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla başlatıldı; 2019’da 1,3, 2020’de 1,6, 2021’de 1,8, 2022’de 2,7 milyon haneye elektrik yardımı yapıldı.

Son yıllarda hanelerin doğalgaz kullanımı yaygınlaştıkça doğalgaz yoksulluğu da yakıcı bir sorun haline gelirken 18 Ocak 2022 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makam onayı ile yoksul hanelere doğal gaz yardımı yapılması kararlaştırıldı. 2022 yılında 690 bin 30 haneye toplam 516 milyon 700 bin lira, 2023’te ise 166 bin 666 haneye toplam 117,5 milyon liralık doğal gaz yardımı yapıldı.

Ayrıca doğalgaz ödemelerini karşılamakta zorlanan hane sayısının yoksul olarak tanımlanan hanelerden çok daha fazla olması nedeniyle 14 Mayıs seçimlerinden hemen önce 1 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Mayıs 2024 tarihine kadar ayda 25 metreküp karşılığı doğalgazın tüm konutlara ücretsiz verilmesi yoluna gidildi.

Kömür yardımından yararlanan hanelerin sayısı ise 2022 yılında 2 milyonu geçerken, 2023’te yaklaşık 1 milyon 896 bin haneye bu yardımın verildiği öngörülüyor.

Kömür yardımından 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu kapsamındaki sosyal güvencesi olmayan ihtiyaç sahibi haneler veya sosyal güvencesi olan ancak hane içinde kişi başına düşen aylık geliri net asgari ücretin 1/3’ünden (2024 yılı için 5.667,37 TL) az olan haneler faydalanabiliyor.

Türkiye’nin elektrik üretiminin sadece yüzde 14,3’ü kamunun elinde. Makine Mühendisleri Odası’nın raporuna göre elektrik dağıtım özelleştirmelerinin tamamlandığı 2013 sonundan 2023 yılı sonuna kadar geçen 10 yıllık süre içinde tek terimli tek zamanlı (TTTZ) elektrik enerjisinin vergiler dahil faturaya yansıyan tarife fiyatları, düşük kademe mesken abonelerinde yüzde 320, yüksek kademe mesken abonelerinde yüzde 530 arttı.

Artış ilk kademedeki alçak gerilim (AG) ticarethane abonelerinde yüzde 863, yüksek kademe ticarethane (AG) abonelerinde yüzde 1184, sanayi (AG) abonelerinde yüzde 1393, tarımsal sulama (AG) abonelerinde yüzde 757 oldu.

Rapora göre elektrik özelleştirmeleri ile sağlanan rekabet iddia edildiği gibi tüketiciye fayda sağlamadı. Özelleştirmelerin ardından fiyatlar sürekli yükselirken bu artışlardan etkilenen abone sayısının da artması nedeniyle enerji yoksulluğu her geçen gün artıyor.

Makine Mühendisleri Odası bu nedenle toplumsal faydayı önceleyen, üretimde birincil kaynak dahil olmak üzere bütüncül ve merkezi bir kamusal planlama ve kamu hizmeti anlayışını içeren enerji politikalarının geciktirilmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Elektrik üretiminde, sanayide ve konutlarda temel bir enerji kaynağı olarak kullanılan doğal gazın yüzde 98’i ise ithal ediliyor. Yüksek enerji fiyatları Türk lirasının dolar karşısındaki değer kaybıyla birleştiğinde tahribat artıyor.

Türkiye’nin toplam enerji arzında dışa bağımlılığı, 1990’da yüzde 52 iken, 2002 yılında yüzde 68, 2010’da yüzde 70 ve 2015 yılında yüzde 76’ya kadar yükseldi. Son yıllarda özellikle güneş, rüzgar ve jeotermaldeki artış ile 2020’de yüzde 70’e, 2022’de yüzde 68’e geriledi.

Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği (GAZBİR) çalışmalarına göre, 2024 Ocak ayı sonu itibarıyla, 20,1 milyonu konut, 0,8 milyonu serbest tüketici olmak üzere 20,9 milyon doğal gaz abonesi bulunuyor. AKP, Mart 2019’da yapılan yerel seçimler öncesinde konutlar ve küçük işletmeler için doğal gaz tarifesinde yüzde 10 indirim uygulamıştı.

Rapora göre seçimlerden sonra yapılan zamla tarife aynı yıl için de yüzde 41,1 arttı, 2020’de korona etkisiyle fiyatlar aynı kalırken 2021’de konut aboneleri için yüzde 47,15 yükseldi. Zam furyası, 2022 içinde de devam etti. Bu dönemde doğalgaz satış fiyatları konutlar için yüzde 119,37 artırıldı.

Seçim yılı olan 2023’ün ilk dört ayında konut satış fiyatları aynı kalırken, Nisan 2023’de bütün konut tüketicilerine doğal gaz bedava temin edildi, 2024 Nisan sonuna kadar konut tüketicilerinin aylık 25 metreküp gaz tüketimi faturalandırılmadı. Ocak 2019 ile Mayıs 2024 arasındaki toplam artış ise yüzde 358 oldu. Aynı dönem TÜFE artışı yüzde 450 olarak gerçekleşti.

Makine Mühendisleri Odası, “popülist” olarak nitelediği tüm konutlara bedava doğal gaz politikasıyla yoksulluk sınırlarının altında yaşam savaşı veren milyonlarla zenginlerin aynı tutulduğunu, yoksul kesimler için ayrılması gereken kaynakların bu şekilde harcandığını savunuyor.

Ayrıca, bu uygulama gerekçe gösterilerek TÜİK’in enerji fiyat artışları sıfırlandığını ve yılın ilk altı ayındaki TÜFE oranları düşük gösterilerek TÜFE endeksli ücret artışı taleplerinin önü kesildiğini hatırlatıyor.

Raporda doğal gaz fiyatları ile yapılan sosyal yardımları DW Türkçe’den Pelin Ünker‘e değerlendiren Endüstri Mühendisi Oğuz Türkyılmaz, Türkiye’de ortalama ücret haline gelen asgari ücrete yapılan sınırlı artışların yüksek fiyatlar karşısında hızla eridiğine işaret ediyor.

“Art arda gelen zamlar nedeniyle alım gücü hızla kaybolan ücretlerle insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmek de imkânsız” diyen Türkyılmaz, faturasını ödeyemediği için elektriği, gazı ve suyu kesilen konut sayısının yüz binlerle ifade edildiğini, enerji yoksullarına kamusal desteklerin de yetersiz olduğunu vurguluyor.

Bir ailenin aylık asgari elektrik tüketiminin 230 kilovat saat olduğunu belirten Türkyılmaz’ın verdiği bilgiye göre düşük gelirli ailelere yapılan elektrik yardımının üst sınırı ise 150 kilovat saatte kalıyor.

Türkyılmaz, “Bu uygulama gözden geçirilmeli, hanede yaşayan kişi sayısından bağımsız olarak, tüm yoksul ailelerin aylık 240 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerinin tamamı kamu tarafından karşılanmalı” diyor.

Bir konutun yıllık doğalgaz tüketiminin ise örneğin Ankara’da 1.164 metreküp olduğunu ifade eden Türkyılmaz, Mayıs 2024 satış fiyatı üzerinden bu tüketim için ödenecek miktarın 8 bin 404 lira olduğunu anlatıyor.

Düşük gelirli ailelere yapılacağı açıklanan 1.500-3.500 TL yardımın, yıl içinde hiç yeni zam yapılmasa bile ödenecek gaz bedelinin yalnızca yüzde 17,8 ila yüzde 41,6’sını karşıladığını belirten Türkyılmaz, “Bugün yardıma ihtiyaç duyan bir hanenin doğal gaz için ödeyeceği paranın yalnız bir kısmını karşılayan destek düşük ve yetersiz. Destek tutarı, yıllık gaz ihtiyacı olarak ödenecek gaz bedeline eşitlenmeli ve kapsamı tüm düşük gelirli aileleri kapsayacak şekilde genişletilmeli” ifadelerini kullanıyor.

Raporda ayrıca enerji girdileri ve ürünlerindeki yüksek vergilerin düşürülmesi, elektrik faturalarına eklenen kayıp/kaçak bedeli ve dağıtım şirketlerine ilave kazançlar sağlayan tüm kalemlerin iptal edilmesi, konutların temel ihtiyacı olan elektrik, doğal gaz, su ve iletişimin vergilerden muaf tutulması ve özelleştirme uygulamalarına son verilmesi çağrısı yapılıyor.

Paylaşın

FAO: Küresel Gıda Fiyatları 18 Ayın Zirvesine Ulaştı

Gıda ve Tarım Örgütü (FOA), küresel gıda fiyatlarının ekim ayında bitkisel yağın maliyetindeki keskin artışla birlikte 18 ayın en yüksek seviyesine çıktığını bildirdi.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FOA), dünya gıda emtia fiyatlarını ölçtüğü Gıda Fiyat Endeksi, bitkisel yağ fiyatlarında yaşanan keskin artışın etkisiyle ekim ayında 18 ayın en yüksek seviyesine çıktı.

Endeks, ekim ayında ortalama 127,4 puan olurken, endeks eylül ayına göre yüzde 2,0 ve bir yıl öncesine göre yüzde 5,5 arttı. Bununla birlikte endeks, mart 2022 zirvesinin yüzde 20,5 altında kaldı.

Bitkisel yağ fiyatları, üretimle ilgili endişelerden kaynaklı ekim ayında yüzde 7,3 artarak iki yıllık zirveye ulaştı.

Tahıl fiyatları, buğday ve mısır ihracat fiyatlarındaki artışın etkisiyle ekim ayında yüzde 0,9 arttı. Mısır fiyatları da, Brezilya’daki güçlü iç talep ve ulaşım zorlukları nedeniyle kısmen arttı. Buna karşılık, pirinç fiyatları, ekim ayında yüzde 5,6 geriledi.

Şeker fiyatları, yüzde 2,6 artarken, süt ürünleri fiyatları ekim ayında yüzde 1,9 artarak geçen yılın aynı dönemine göre ortalama yüzde 21,4 yükseldi. Artış öncelikle uluslararası peynir ve tereyağı fiyatlarındaki artıştan kaynaklandı.

Gıda fiyatlarındaki genel yükseliş eğilimine karşı et fiyatları, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 0,3 düştü. Kümes hayvanı fiyatları ekim ayında hafif düşerken, küçükbaş hayvan eti fiyatları sabit kaldı. Buna karşılık, sığır eti fiyatları orta düzeyde arttı.

Gıda ve Tarım Örgütü (FOA), açlığı yok etmek ve beslenme şartlarını iyileştirmek amacıyla 1943’te kurulan ve 1946’da Birleşmiş Milletlerin uzmanlık kuruluşu haline gelen bir örgüttür.

Açlığa karşı mücadelede çok yönlü etkinlikleri vardır. Hükûmet ve teknik kuruluşların tarımı, ormancılığı ve balıkçılığı geliştirme projelerine aracı ve yardımcı olur. Bu tip konularda ülkeler düzeyinde teknik yardımlar sağlar. Eğitsel projeler geliştirerek, araştırmalar yapar ve seminerler verir.

Dünyadaki tarımsal ürünlerin üretimi, tüketimi, ticareti ve depolanması, tabii kaynakların geliştirilmesi, ağaçlandırma gibi konularda danışmanlık yapar. İstatistikler tutarak bültenler yayınlar.

Paylaşın

KİT’lerin Görev Zararı 180 Milyar Lira

KİT’lerin görev zararı 2023 yılında önceki yıla göre yüzde 820 oranında artışla 179,62 milyar lira oldu. 2018 yılına kadar merkezi bütçe içerisinde “görev zararı” olarak belirtilen bu gider kaleminin ismi daha sonra artan zararın yarattığı olumsuz algı nedeniyle “görevlendirme bedeli” olarak değiştirildi.

2019 yılında 1,67 milyar TL olan görev zararı 2020’de 2,10 milyar TL’ye, 2021’de 23,84 milyar TL’ye çıktı. 2022 yılında 19,52 milyar TL’ye gerilese de 2023 yılında yaklaşık 9 kat artarak 179,62 milyar TL’ye ulaştı. 2023 yılında yapılan toplam görevlendirme bedeli ödemelerinin yüzde 43,2’si EÜAŞ’a, yüzde 41,2’si BOTAŞ’a, yüzde 11,9’u ise TMO’ya yapılan ödemelerden kaynaklandı.

İktidarın kötü yönetim örneği olan ve seçim dönemlerinde propaganda aracına dönüştürülen Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin (KİT), görev zararı bir önceki yıla göre yüzde 820 oranında büyüdü. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın genel seçimlerin yapıldığı 2023 yılına ilişkin Kamu İşletmeleri Raporu, arpalığa dönüşen KİT’lerin mali durumlarını açığa çıkardı.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; 2023 yılında 179,62 milyar TL oldu. 2023 yılsonu itibarıyla 8 kuruluşa görevlendirme bedeli ödemesi yapıldı.

2018 yılına kadar merkezi bütçe içerisinde “görev zararı” olarak belirtilen bu gider kaleminin ismi daha sonra artan zararın yarattığı olumsuz algı nedeniyle “görevlendirme bedeli” olarak değiştirildi.

Rapor, KİT’lerin ‘görevlendirme bedelinin’ son beş yıl içerisinde devasa büyüklüğe ulaştığını gözler önüne serdi. 2019 yılında 1,67 milyar TL olan görev zararı 2020’de 2,10 milyar TL’ye, 2021’de 23,84 milyar TL’ye çıktı. 2022 yılında 19,52 milyar TL’ye gerilese de 2023 yılında yaklaşık 9 kat artarak 179,62 milyar TL’ye ulaştı. 2023 yılında yapılan toplam görevlendirme bedeli ödemelerinin yüzde 43,2’si EÜAŞ’a, yüzde 41,2’si BOTAŞ’a, yüzde 11,9’u ise TMO’ya yapılan ödemelerden kaynaklandı.

Seçim dönemlerinde artan gıda enflasyonunun yarattığı toplumsal tepkinin önüne geçmek için ucuz gıda ürünlerinin satıldığı Tarım Kredi Kooperatifleri’ne (TKK) ve kamu sermayeli bankalara yapılan gelir kaybı ödemeleri 2023 yılında önceki yıla göre yüzde 92 artarak 37,17 milyar liraya çıktı. 2019 yılında 5,21 milyar TL, 2020 yılında 7,50 milyar TL, 2021 yılında 9,96 milyar TL ve 2022 yılında 19,35 milyar TL gelir kaybı ödemesi adı altında bütçeden aktarıldı.

KİT’lerde 2019 yılında ortalama 100 bin 516 kişi istihdam edilmekte iken bu sayı 2023 yılında 98 bin 922 kişiye geriledi. KİT’lerin toplam istihdam gideri bir önceki yıla göre yüzde 109,7 artarak 62 milyar TL olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Merkez Bankası, Gıda Fiyatlarındaki Yükselişe Dikkat Çekti

Merkez Bankası (TCMB), Ekim ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nda “Yıllık enflasyon, gıda ve temel mallar gruplarında yükselirken diğer ana gruplarda gerilemiştir. Ekim ayında enflasyon kompozisyonu dikkat edilmesi gereken bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu dönemde geçici arz koşullarına bağlı ve para politikasının görece etki alanı dışında olan işlenmemiş gıda fiyatları, taze meyve ve sebze grubu kaynaklı olarak güçlü bir artış kaydetmiştir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Ekim ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nu yayınladı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

“Ekim ayında tüketici fiyatları yüzde 2,88 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 0,80 puan azalarak yüzde 48,58 olmuştur. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici fiyat artışı bir önceki aya kıyasla geriledi. B endeksinin yıllık değişim oranı 1,13 puan azalarak yüzde 47,10 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 1,35 puan düşüşle yüzde 47,75 olarak gerçekleşti.

Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, bu dönemde hizmet, enerji ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları sırasıyla 0,90, 0,36 ve 0,07 puan düşerken, gıda ve temel mal gruplarının katkıları sırasıyla 0,30 ve 0,23 puan arttı.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerde, aylık artışlar bir önceki aya kıyasla C’de daha belirgin olmak üzere B ve C göstergelerinde yavaşlama kaydedildi. Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan hizmet ve temel mallarda gerilerken, işlenmiş gıdada yükseliş gösterdi. TCMB bünyesinde takip edilen göstergeler bir bütün olarak incelediğinde, ekim ayında enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığı değerlendirildi.

Hizmet fiyatları ekim ayında yüzde 1,95 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 3,14 puan azalarak yüzde 69,78 düzeyinde gerçekleşti. Yıllık enflasyon ulaştırma ve kirada daha belirgin olmak üzere tüm alt gruplarda geriledi. Üçüncü çeyrekte yüzde 4-5 bandında artışlar kaydeden hizmet grubu fiyatlarının ekim ayında mevsimsel unsurların da etkisiyle yavaşlaması dikkat çekti. Bu gelişmede ulaştırma, eğitim, kira ve lokanta-otel alt grupları belirleyici oldu.

Ekim ayında ulaştırma hizmetleri fiyatları havayolu ve karayolu ile şehirlerarası taşımacılık alt kalemlerine bağlı olarak yüzde 2,04 oranında düştü. Diğer hizmetler grubu enflasyonu, eğitim kaynaklı etkilerin tamamlanmasının da etkisiyle bir önceki aya kıyasla zayıfladı. Kira aylık enflasyonu ekim ayında sözleşme yenileme oranındaki düşüşün yanı sıra sözleşmelerde referans olarak kullanılan artış oranının da gerilemesiyle yavaşlama gösterdi. Bu dönemde konaklama grubundaki fiyat düşüşünün de desteğiyle lokanta-otel grubu aylık enflasyonu (yüzde 1,44) güç kaybetti.

Ekim ayında, temel mal grubu yıllık enflasyonu 0,19 puan yükselerek yüzde 28,45 oldu. Aylık enflasyon giyim ve ayakkabı grubunda bir önceki aya kıyasla güçlenirken, diğer alt gruplarda yavaşladı. Dayanıklı mallarda aylık fiyat artışı yüzde 0,70 oranı ile düşük seyretse de alt kırılım bazında farklılaşan bir görünüm sergiledi. Bu dönemde mobilya, tüketici elektroniği ve beyaz eşya kalemlerinde fiyat artışları izlenirken, otomobillerdeki düşüş olumsuz bir görünümün önüne geçti. Yeni sezona geçişle birlikte giyim ve ayakkabı fiyatları yüzde 14,60 oranında yükselmiş, alt grup yıllık enflasyonu 0,70 puan artışla yüzde 30,63 olarak gerçekleşti. Diğer temel mallar alt grubunda ilaç referans euro kurundaki güncellemenin etkileri hissedilse de fiyatlar yüzde 1,24 artışla bir önceki aya kıyasla bir miktar yavaşladı.

Enerji fiyatları ekim ayında yüzde 1,35 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 3,57 puan düşerek yüzde 59,37 oldu. Uluslararası enerji fiyatlarındaki gelişmelerin de etkisiyle katı yakıt, akaryakıt ve tüp gaz fiyatları sırasıyla aylık bazda yüzde 6,00, yüzde 1,84 ve yüzde 1,77 oranında arttı.

Ekim ayında tüketici enflasyonu üzerinde gıda fiyatlarının etkisi öne çıktı. Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları bu dönemde yüzde 4,33 oranında artmış, yıllık enflasyon 1,56 puan yükselerek yüzde 45,28 oldu. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıda grubunda 3,71 puan yükselerek yüzde 47,05 oranında gerçekleşirken, işlenmiş gıda grubunda 0,33 puan gerileyerek yüzde 43,72 oldu. Ekim ayında işlenmemiş gıda fiyatları (yüzde 6,75), taze meyve ve sebze (yüzde 19,20) kaynaklı olarak yüksek bir artış gösterdi. İşlenmiş gıda fiyatları yüzde 2,22 artış ile bir önceki aya kıyasla hızlanırken, tahıl fiyatlarının sürüklediği ekmek-tahıllar grubu yüzde 3,05 oranındaki fiyat artışıyla öne çıktı. Ekim ayında yüzde 1,83 oranında artan diğer işlenmiş gıdada ise ayçiçek yağı ile çay-kahve alt kalemleri etkili oldu.

Yurt içi üretici fiyatları ekim ayında yüzde 1,29 oranında artmış, yıllık enflasyon 0,85 puan düşerek yüzde 32,24’e geriledi. Bu dönemde ana sanayi grupları itibarıyla, dayanıklı tüketim malı grubundaki fiyat artışı yüzde 2,82 olurken, sermaye malı (yüzde 0,67) ve enerji (yüzde -0,56) manşet oranı sınırlayan gruplar olarak öne çıktı. Sektörler bazında incelendiğinde, diğer mamul eşyalar, temel eczacılık ürünleri, metal cevherleri, içecekler, mobilya, deri ve ilgili ürünler ile giyim eşyası fiyat artışları ile öne çıkan alt gruplar oldu.”

Paylaşın

Enflasyon Verileri Açıklandı; Ekonomistler Ne Dedi?

TÜİK’in açıkladığı ekim ayı enflasyon verilerini değerlendiren İktisatçı Mahfi Eğilmez, “Beklenen düşüş oranı gerçekleşmiyor. Demek ki tüketici güveni artıyor görünse de beklentiler hala olumsuz” dedi.

Haber Merkezi / Prof. Dr. Ali Hakan Kara, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bugünkü enflasyon verisinden sonra bu yılı %44 civarında kapatacağımız belli oldu. OVP’de bu yılın hedefi %33’tü. Böylece hedefin 1/3 oranında üzerinde kalmış olacağız. Üstelik bu sapmayı döviz kurunun ve petrol fiyatlarının tahminlerden daha düşük olduğu bir yılda yaşadık” ifadelerini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre fiyat artışları yıllık yüzde 48,58 ve aylık yüzde 2,88 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Ekonomistler aylık enflasyonun yüzde 2,5, yıllık fiyat artışlarının ise yüzde 48 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyordu.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hesaplamasına göre ise enflasyon yıllık bazda yüzde 89,77 seviyesinde gerçekleşti. Fiyat artışları aylık bakıldığında yüzde 5,57 oldu.

Ekonomistler sosyal medya hesabından, TÜİK’in ekim ayına ilişkin enflasyon verilerini değerlendirdi.

Hayri Kozanoğlu: “%2,88 Ekim enflasyonuyla işlerin yolunda gitmediği, yıl sonu %41,5 hedefinin de tutturulamayacağı anlaşıldı! Öngörülen enflasyona göre Asgari Ücret ve maaş artışı belirlenmesi topluma kabul ettirilemeyecek. Faizler kolay indirilemeyecek, ekonomide keskin duruş riski artacak.”

Doç. Dr. Ümit Akçay: “Döviz artmıyor, ücretler baskılanıyor, küresel konjonktür olumlu (petrol, hammadde fiyatları düşük) -İç talep zayıf (ancak üst gelir gruplarının talebi sürüyor, hatta yüksek faiz nedeniyle artıyor), ancak enflasyon durdurulamıyor! Fiyat belirleme gücü olan firmalara dokunmadıkça, milletin sırtına binen yük artıyor.”

Prof. Dr. Mehmet Şişman: “2024 enflasyonu 2023’ün üstünde; %62,02 (Kira için). Ekim tüfe %2,88 yüksek geldi. Cezalar için yeniden değerleme oranı%43,93 Üfe aylık düşüyor (%1,29), gıda aylık (%4,33) ve giyim ve ayakkabı (%14,32) çok yüksek. Özetle enflasyonun ateşi düşmüyor.”

Ekonomist Banu Kıvcı Tokalı: “Ekim TÜFE enflasyonu %2,88 ile beklentinin hafif üzerinde, ancak İTO’ya göre daha ılımlı. Detaylarda ilginç gelişmeler mevcut: Gıda enflasyonu yüksek rakamda etkili; ancak kira, restoran-otel hizmet enflasyonu yavaşlamaya işaret ediyor ki; katılıkların çözülmesinde ümit verici.”

Prof. Dr. Ali Hakan Kara: “IMF veri tabanında yer alan ülkeler arasında, Türkiye mevcut durumda dünyanın en yüksek 6. enflasyonuna sahip ülkesi. 2008 yılından beri düşüş eğilimindeyiz.

Genel seçimlerden bu yana TÜİK ve İTO fiyat endeksleri. 15 aylık birikimli fark %5,8. İki endeksin içeriğinin epey farklı olduğunu da düşünürsek son dönemde ölçümde ciddi sorun var diyemeyiz.

Bugünkü enflasyon verisinden sonra bu yılı %44 civarında kapatacağımız belli oldu. OVP’de bu yılın hedefi %33’tü. Böylece hedefin 1/3 oranında üzerinde kalmış olacağız. Üstelik bu sapmayı döviz kurunun ve petrol fiyatlarının tahminlerden daha düşük olduğu bir yılda yaşadık.”

İktisatçı Mahfi Eğilmez: “Yıllık enflasyon Ekim ayı itibarıyla yüzde 48,58’e geriledi. Beklenen düşüş oranı gerçekleşmiyor. Demek ki tüketici güveni artıyor görünse de beklentiler hala olumsuz.”

Dr. Burcu Aydın: “Tüketici fiyatlarını ekim ayında giyim-ayakkabı, gıda ve konut fiyatları yukarı çekti (sepettteki ağırlığına göre) Gıda ve konut fiyatlarındaki yüksek artış, enflasyonun sadece yüksek faizle çözülemeyeceğinin göstergesi oldu.”

Ekonomist Oğuz Demir: “TÜİK’in açıkladığı verilere göre yeniden değerleme oranı %43,93 oldu. Vergi ve harç zam oranı bu! Bakalım kamu fiyat artışlarında bu oranı mı kullanacaklar, yoksa enflasyon hedefi olan %17,5’u mu?”

Prof. Dr. Ensar Yılmaz: “Enflasyon yavaş düşüyor: (a) Talep düşse bile firmalar hala yüksek enflasyon düzeyinin verdiği momentum ile fiyatlarını maliyetten bağımsız bir şekilde yükseltiyorlar. (b) Bu tür fiyat davranışları özellikle hizmet sektöründe kendisini daha fazla gösteriyor.

(c) Gelir dağılımındaki geleneksel çarpıklık ve bunun daha da bozulması ile oluşan ikili-talep formasyonu toplam talebin daha fazla düşmesini engelliyor. (d) Yüksek faiz finansman maliyetlerini artıran bir olgu. Bu da firmaların fiyatlarını artırmaları için bir gerekçe sunuyor. (e) Enflasyon üzerindeki ithalat kanalının da hala çok açık olduğu görülüyor. İkili-talep yapısının özellikle bu kanal üzerinden de yaygın bir etki alanı var.”

Dr. İsmet Demirkol: “Hizmet enflasyonu düşmeden, enerjide dışa bağımlılık azalmadan, arz fazlası olmadan enflasyonu düşüremezsin. Yüksek teknoloji ihracatını artırmadan, cari fazla veremezsin. Ekim aylık enflasyon: yüzde 2,88, ekim yıllık enflasyon: yüzde 48,58”

Dr. Osman Berke Duvan: “Enflasyon verilerinde İTO ve TÜİK arasındaki makas son üç aydır yeniden açılmaya başladı. 12 Aylık enflasyon: Ağustos: İTO->%61,57 TÜİK->%51,97 Fark: 9,6 puan Eylül: İTO->%59,18 TÜİK->%49,38 Fark: 9,8 puan Ekim: İTO->%59,10 TÜİK->%48,58 Fark: 10,52 puan”

Timothy Ash: “Ekim ayı enflasyon baskısı hayal kırıklığı yaratıyor, yıllık düşüş gösteriyor ancak sadece %48,58’e ve aylık artış hala %2,88’de ve dik. Enflasyon TCMB’den çok daha yapışkan olduğunu kanıtlıyor ve bu da politika oranlarını erken düşürmeyi zorlaştırıyor.”

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Zaman Alıyor

TÜİK’in açıkladığı ekim ayı enflasyon verilerini değerlendiren “Ekimde yıllık enflasyon mayısa göre 26,9 puan gerileyerek yüzde 48,6 oldu. Temel mallarda yıllık fiyat artışı yüzde 28,5, ataletin yüksek olduğu hizmetlerde ise yüzde 69,8 gerçekleşti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Özellikle geriye dönük fiyatlama davranışının yüksek olduğu kira ve eğitim grubunda yıllık artışlar enflasyondaki düşüşü sınırlandırıyor. Katılıkların giderilmesi zaman alıyor ancak bu konudaki gelişmeler olumlu.”

Ekim ayında enflasyon yıllık yüzde 48,58 ve aylık yüzde 2,88 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Ekonomistler aylık enflasyonun yüzde 2,5, yıllık fiyat artışlarının ise yüzde 48 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyordu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden, ekim ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Ekimde yıllık enflasyon mayısa göre 26,9 puan gerileyerek yüzde 48,6 oldu. Temel mallarda yıllık fiyat artışı yüzde 28,5, ataletin yüksek olduğu hizmetlerde ise yüzde 69,8 gerçekleşti.

Özellikle geriye dönük fiyatlama davranışının yüksek olduğu kira ve eğitim grubunda yıllık artışlar enflasyondaki düşüşü sınırlandırıyor. Katılıkların giderilmesi zaman alıyor ancak bu konudaki gelişmeler olumlu. Ekimde 12 aylık enflasyon beklentilerinin tüm kesimlerde son iki buçuk yılın en düşük seviyesine gerilemesi hizmet enflasyonundaki ataletin kırılması için önemli.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da, sosyal medya hesabı üzerinden, ekim ayı enflasyon verilerini değerlendirdi. Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Toplumsal refahı artırmak amacıyla uyguladığımız ekonomi programı ile dezenflasyon sürecinin önümüzdeki dönemde daha da güçlenmesini ve tek haneli enflasyon hedefimize ulaşmayı hedefliyoruz. Programımıza duyulan güvenin neticesinde dezenflasyon sürecini tesis etmeye devam ediyoruz.

Tüketici fiyatları ekim ayında yüzde 2,88 oranında artmıştır. Yıllık enflasyon yüzde 48,58 düzeyine inmiş, son 5 ayda yıllık enflasyondaki azalış 27 puana yaklaşmıştır. Ekim ayı enflasyonunda gıda fiyatlarının etkisi hissedilirken, sezon geçişinin de etkisiyle taze meyve ve sebze grubunda fiyat artışları yaşanmıştır. Bununla birlikte tüm geçici etkiler arındırıldığında, çekirdek enflasyon göstergelerindeki aylık değişimler bir önceki aya kıyasla azalmış, yıllık enflasyon düzeyleri gerilemiştir.

Ayrıca yurt içi üretici fiyatlarındaki gidişat, tüketici fiyatları üzerindeki maliyet yönlü baskının giderek hafiflediğini göstermektedir. 2024 yılının son çeyreğinde dönemsel fiyatlama etkisinin azalmasını, hizmet enflasyonunda iyileşmenin gerçekleşmesini ve küresel emtia fiyatlarındaki olumlu seyrin dezenflasyon sürecine katkı vermesini bekliyoruz.”

Enflasyon; TÜİK’e göre yüzde 48, ENAG’a göre yüzde 89

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ekim ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre fiyat artışları yıllık yüzde 48,58 ve aylık yüzde 2,88 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti.

Ekonomistler aylık enflasyonun yüzde 2,5, yıllık fiyat artışlarının ise yüzde 48 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyordu.

TÜİK’e göre bir önceki yılın aynı ayına kıyasla en az fiyat artışı yüzde 26,14 ile ulaştırma grubunda yaşandı. Aynı dönemde en fazşa fiyat artışı yüzde 93,66 ile eğitimde kaydedildi. Aylık bazda ise TÜFE artışının en yüksek olduğu grup yüzde 14,32 ile giyim ve ayakkabı oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hesaplamasına göre ise enflasyon yıllık bazda yüzde 89,77 seviyesinde gerçekleşti. Fiyat artışları aylık bakıldığında yüzde 5,57 oldu.

Bu ayın enflasyon verisiyle birlikte Kasım’da yapılacak kira zammı hesaplamasında dikkate alınan TÜFE oranı da belli oldu. TÜİK’e göre Ekim’de 12 aylık ortalamalara göre TÜFE yüzde 62,02 seviyesinde gerçekleşti.

Kira artışlarında yüzde 25 üst sınır uygulamasına Temmuz ayında son verilmişti.

TÜİK; vergi, harç ve ceza artışlarının hesaplamasında kullanılan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini de açıkladı. ÜFE’de artış yıllık yüzde 32,24, aylık yüzde 1,29 oldu.

“Yeniden değerleme oranı” olarak baz alınan on iki aylık ortalamalara göre Yİ-ÜFE ise yüzde 43,93 artış gösterdi. Gelecek yıldan itibaren ehliyet, pasaport, Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), gelir vergisi gibi birçok kalemde bu oranda zam uygulanması bekleniyor. Ancak ilgili kanun uyarınca Cumhurbaşkanının yeniden değerleme oranını yüzde 50’ye kadar azaltma veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi bulunuyor.

Paylaşın

Ekonomik Kriz: Yoksulluğa Karşı Neyden Tasarruf Ediliyor?

İzmir Barometresi araştırmasına göre; İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan; sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler.

İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (Bayetav), yılda dört kez yayınlayacağı ve İzmir’in sosyolojik fotoğrafını çekerek kamuoyu ile paylaşacağı İzmir Barometresi araştırmalarının ilkini tamamladı.

Bayetav İzmir Barometresi, İzmirlilerin yereldeki sorunlara ilişkin önceliklerine, Türkiye’nin güncel meselelerine ilişkin değerlendirmelerine, İzmir’de yaşama hangi duygu ve kimliklerin hakim olduğuna periyodik olarak ışık tutmayı amaçlıyor.

Araştırmanın saha çalışması 30 Eylül – 3 Ekim tarihlerinde, bilgisayar destekli telefon anketi (CATI) yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında İzmir’in 30 ilçesinden 614 kişi ile görüşüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 50’si erkek, yüzde 50’si kadınlardan oluşuyor.

İzmirlilerin, son zamanlarda en şiddetli hissettikleri duyguların stres ve kaygı (6.8) olduğu görülüyor. Güvensizlik (5.5) ve öfke (5.4) gibi diğer ilişkili negatif duyguların puanı da ortalamanın üzerinde çıkıyor.

İzmirlilerin en yoğun yaşadığı duygular kaygı ve stres olsa da; bu duyguların şiddeti gelir durumu ile son derece ilişkili. Stres ve kaygı düzeyi, kişinin geliri düştükçe artıyor. Alt sınıf ile üst sınıf arasında, %10’luk bir fark açılıyor.

Araştırmaya göre, İzmirlilerin, İzmir’de yaşamaktan büyük oranda (yüzde 73,5) memnun olduğu görülüyor. Araştırmaya göre, Her 100 katılımcıdan 40’ı, İzmir’de yaşamaktan “çok memnun” olduğunu ifade ediyor, yalnızca 10 katılımcıdan biri, İzmir’de yaşamaktan memnun olmadığını belirtiyor.

İzmir’de yaşamı güzel kılan, İzmir ile en fazla eşleşen ve katılımcıların çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı faktörler; kadınların kamusal yaşama eşit katılımı (yüzde 65), İzmir’in çocuk dostu bir kent olması (yüzde 55), kültür-sanat olanaklarının (yüzde 57) ve kamusal alanların (sahil, park ve yeşil alanlar) zenginliği (yüzde 55) geliyor.

Katılımcıların yaşamak için en çok tercih ettiği ilk üç ilçe ise sırasıyla Karşıyaka, Bornova ve Güzelbahçe oldu.

Anadil bakımından İzmir’de yaşamaktan duyulan memnuniyet dikkate değer düzeyde farklılaşıyor. Örneklemde anadili Türkçe olmayanların oranı yüzde 22 ve bu grubun içerisinde Kürtlerin oranı yüzde 13.3’tür. Geriye kalan yüzde 8.7’lik kesimden hiçbir grup analize dahil edilebilecek sayıya ulaşamadığı için karşılaştırmaya yalnızca anadili Kürtçe olanlar dahil edildi. Anadili Kürtçe olanların İzmir’de yaşamaktan duyduğu memnuniyet, anadili Türkçe olanlardan daha düşük.

Anadili Kürtçe olanlar içerisinde gelir durumuna göre “derin yoksul” kategorisine düşenlerin oranı da hayli yüksek. Anadili Kürtçe olan her beş kişiden biri derin yoksulluk koşullarında yaşarken, bu oran anadili Türkçe olanlarda her yirmi beş kişiden biri. Orta ve üst sınıflarda da dikkate değer bir farklılaşmanın olduğu görülüyor. Anadili Türkçe olan her 100 kişiden 34’ü orta sınıf grubunda yer alırken, anadili Kürtçe olan her 100 kişinin sadece 15,6’sı bu gruba giriyor.

Anadili Kürtçe olanların yerel hizmetlerden memnuniyeti, anadili Türkçe olanlara kıyasla belirgin bir şekilde düşük. Kürtler, İzmir’de dezavantajlı gruplar için yeterince hizmet sunulduğuna daha az katılıyor. Her 10 Kürt katılımcıdan yalnızca üçü dezavantajlı gruplara yapılan destekleri yeterli buluyor.

Anadili Kürtçe olanlar, İzmir’in herkes için eşit ekonomik fırsatlar ve iş imkanı sunduğu fikrine de daha az katılıyor. Ayrıca, bir genel eğilim olarak katılımcılar İzmir’in kültür-sanat alanında yeterince fırsat sunan bir şehir olduğunu düşünse de; bu fikre de Kürtlerin katılımı belirgin bir şekilde daha düşük. Bu açılmanın, mevcut kültür-sanat hizmetlerinin kapsayıcılığına ilişkin bir beklentiye işaret ediyor olması mümkün.

Üstelik, İzmir’in farklılıkları içerme kapasitesine ilişkin diğer konularda; çocuk dostu şehir, kadınların kamusal hayata eşit katılımı, farklı etnik grupların ve mültecilerin eşit fırsatlar muameleler ile buluşması gibi sorularda da Kürt katılımcıların kanaatleri anadili Türkçe olanlara kıyasla daha negatif. Anadili Türkçe olanlar ve anadili Kürtçe olanların kanaatlerinin birbirine yaklaştığı tek konu, altyapı hizmetlerinin yetersizliği.

Anadile göre farklılaşmanın en şiddetli görüldüğü temalar sırasıyla; farklı etnik kökenlerin sahip olduğu fırsatlar; belediye hizmetlerinden memnuniyet; çocuk dostu kent ve kültür-sanat hizmetleri olmuştur. Kürt katılımcılar İzmir’de farklı etnik grupların eşit imkanlara sahip olduğuna, belediye hizmetlerinin yeterli olduğuna, İzmir’in çocuk dostu bir kent olduğuna ve kültür-sanat hizmetlerinin zenginliğine daha az katılmaktadır.

Katılımcıların siyasi tercihlerine göre İzmir hakkındaki kanaatleri incelendiğinde; belediye hizmetlerinden, özellikle dezavantajlı gruplara yönelik desteklerden ve kamusal sosyal olanaklardan memnuniyetin AKP seçmenlerinde belirgin bir şekilde düşük olduğu görülüyor.

CHP seçmenleri ise şehrin sosyal ve kültürel imkanlarından görece memnun olsalar da; İzmir’de temel belediyecilik hizmetleri ile ekonomik fırsatlar ve iş imkanlarının yeterli olmadığını düşünüyor. DEM partili her dört seçmenden üçü de belediyecilik hizmetlerinden memnun değil. İzmir’deki ekonomik fırsatların yetersizliği, siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyetsizlik yaratıyor. Kadınların kamusal hayata katılım fırsatları ise, yine siyasi görüş fark etmeksizin memnuniyet yaratıyor.

En önemli gündem ekonomi kadına / çocuğa şiddet

Katılımcılara göre, Türkiye’nin en önemli gündemleri ekonomi ve kadına/çocuğa yönelik şiddet. Bu iki öncelikli gündemin hemen ardından mülteciler, dış politika, adalet sistemi ve güvenlik sorunları geliyor. Ancak, ekonomi diğer tüm gündemlerin üzerinde ağırlığı olan ve açık ara farkla en fazla dile getirilen sorun olarak ayrı bir yerde duruyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet de ekonominin ardından en yakıcı gündemler olarak sıralanıyor ve diğer tüm gündemler üzerinde bir ağırlığa sahip.

Katılımcıların yüzde 80’inden fazlası, Türkiye’de ekonominin mevcut durumunu “kötü” olarak nitelendiriyor ve %60’ı bu durumun daha da kötüye gideceğini düşünüyor. Yalnızca Türkiye ekonomisinin değil, kendi hanesinin ekonomik durumunun da 5 yıl sonra şimdikinden daha kötü olacağını düşünenlerin oranı yüzde 40’a yaklaşıyor. On kişiden üçü ise, ne uzayıp ne kısalacağını, ancak mevcut durumunu koruyabileceğini düşünüyor.

İzmirlilerin yoksulluk ya da yoksulluk riski ile baş edebilmek için tasarruf ettiği ilk üç alan sağlıklı ve nitelikli gıda, sosyalleşme ve tatil, kültürel aktiviteler. İzmirlilerin “kısamadıkları” harcamalar ise büyük oranda kira, fatura, ulaşım gibi mecburi masraflar ve eğitim başta olmak üzere çocukların giderleri.

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Olumlu Seyir Devam Edecek

Merkez Bankası (TCMB) Sektörel Enflasyon Beklentileri’ne ilişkin değerlendirmede bulunan Bakan Şimşek, “Kararlılıkla uyguladığımız programımızla enflasyon görünümü ve beklentilerdeki olumlu seyir devam edecek” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından Merkez Bankası Sektörel Enflasyon Beklentileri’ne ilişkin değerlendirmede bulundu.

Paylaşımında enflasyon beklentilerindeki iyileşmeye işaret eden Mehmet Şimşek, şunları kaydetti: “Enflasyon beklentileri toplumun her kesiminde iyileşiyor.

Dezenflasyon sürecinin de etkisiyle 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi son 5 ayda hane halkında 8,9 puan, reel sektörde 6,5 puan ve piyasa katılımcılarında 5,8 puan geriledi. Kararlılıkla uyguladığımız programımızla enflasyon görünümü ve beklentilerdeki olumlu seyir devam edecek.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Sektörel Enflasyon Beklentileri Ekim 2024 verilerini yayınladı.

Buna göre; 2024 yılı Ekim ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 0,1 puan azalarak yüzde 27,4 seviyesine, reel sektör için 1,6 puan azalarak yüzde 49,5 seviyesine, hanehalkı için 4,4 puan azalarak yüzde 67,2 seviyesine geriledi.

Hanehalkı enflasyon beklentisi 2,5 yılın en düşük seviyesi olarak kaydedildi.

Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,7 puan azalarak yüzde 28,3 seviyesinde gerçekleşti.

Not: Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi ile finansal ve reel sektör uzmanlarının, imalat sanayi firmalarının ve hanehalkının 12 ay sonrası yıllık tüketici enflasyonu beklentileri derlenerek Sektörel Enflasyon Beklentileri elde edilmiştir.

Paylaşın

Borçların Faiz Yükü 7,3 Trilyon Liraya Yükseldi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili yazılı açıklama yapan CHP Milletvekili Aşkın Genç, “Eylül ayında Türkiye’nin borç stoku, sadece bir ayda 310 milyar lira artarak 8 trilyon 649 milyar liraya ulaştı” dedi ve ekledi:

“Bu borçların faiz yükü ise 7 trilyon 395 milyar liraya çıkmış durumda. Hükümet, her yıl daha yüksek faizlerle borçlanıyor. Bugün her 100 liralık verginin 17 lirası faize gidiyor. AKP’nin ekonomi yönetimindeki çöküşü, halkın omuzlarına yüklenen bu devasa borç yükü ile gözler önüne seriliyor.”

Aşkın Genç, açıklamasının devamında, Türkiye’nin yüzde 50 faiz oranı ile dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline geldiğini belirterek. “Toplanan vergiler, halkın refahını artırmak yerine, popülist harcamalar ve müteahhitlerin cebine gitmektedir. Türkiye, yüzde 50’ye varan faiz oranlarıyla dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline gelmiştir. Bu tablo, ekonomimizin nasıl iflas noktasına getirildiğini, halkın çıkarlarının nasıl göz ardı edildiğini açıkça ortaya koyuyor. AKP, halkın emeğiyle kazanılan vergileri, yandaşlarına kaynak aktarma aracı olarak kullanıyor” ifadelerini kullandı.

Yaşanan ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşirken Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Genç’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Eylül ayında Türkiye’nin borç stoku, sadece bir ayda 310 milyar lira artarak 8 trilyon 649 milyar liraya ulaştı. Bu borçların faiz yükü ise 7 trilyon 395 milyar liraya çıkmış durumda. Hükümet, her yıl daha yüksek faizlerle borçlanıyor. Bugün her 100 liralık verginin 17 lirası faize gidiyor. AKP’nin ekonomi yönetimindeki çöküşü, halkın omuzlarına yüklenen bu devasa borç yükü ile gözler önüne seriliyor.

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı ekim ayında yüzde 75,2’ye geriledi. Bu oran, ekonomimizin ne denli kırılgan bir durumda olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yılın son çeyreğinde ekonomik daralmanın daha da derinleşmesi beklenirken, hükümetin üretimi ve yatırımları teşvik etmek yerine kısa vadeli çözümlerle durumu idare etmeye çalışması kabul edilemez. Bu politika, yalnızca ekonomiyi değil, ülkemizin geleceğini de riske atmaktadır.

AKP’nin yıllardır uyguladığı yanlış ekonomik politikalar, halkı yüksek enflasyon, daralan kredi hacmi ve sürekli artan fiyatlarla baş başa bırakmıştır. Vatandaşlar, geçim sıkıntısı içinde borç batağına sürüklenmiş durumda. Ekim ayı itibariyle bankalardaki batık krediler 761 milyon artarak 266 milyara yükseldi. Bankaların batık kredi oranlarındaki artış, ekonomideki çöküşün en somut göstergelerinden biri. Bu durum, hükümetin ekonomi yönetimindeki başarısızlığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Toplanan vergiler, halkın refahını artırmak yerine, popülist harcamalar ve müteahhitlerin cebine gitmektedir. Türkiye, yüzde 50’ye varan faiz oranlarıyla dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline gelmiştir. Bu tablo, ekonomimizin nasıl iflas noktasına getirildiğini, halkın çıkarlarının nasıl göz ardı edildiğini açıkça ortaya koyuyor. AKP, halkın emeğiyle kazanılan vergileri, yandaşlarına kaynak aktarma aracı olarak kullanıyor.

Artık apaçık ortada, AKP hükümeti ekonomi yönetiminde sınıfta kalmıştır. Türkiye’nin kalkınması ve halkın refahı için sürdürülebilir ve uzun vadeli ekonomik politikalara acilen ihtiyaç vardır. Kaynakları doğru ve verimli kullanan, halkın ihtiyaçlarına öncelik veren, spekülasyona ve popülizme dayanmayan bir yönetim anlayışı şarttır.

Türkiye, ancak bu şekilde ekonomik refahı yeniden sağlayabilir ve halkın çıkarlarını koruyabilir. CHP olarak, halkın çıkarlarını koruyan, şeffaf ve sürdürülebilir ekonomik politikalarla Türkiye’yi hak ettiği refah seviyesine taşımaya kararlıyız. Ülkemizin ekonomik bağımsızlığını geri kazanmak ve her vatandaşın hak ettiği adil bir yaşam standardını sağlamak için mücadelemize devam edeceğiz.”

Paylaşın