IMF’den ‘Savaş Küresel Ekonomik Düzeni Temelden Değiştirebilir’ Uyarısı

Uluslararası Para Fonu (IMF) Rusya’nın Ukrayna işgalinin bütün bir küresel ekonomiyi etkileyeceği, ekonomik büyümeye yavaşlatıp enflasyonu artıracağı uyarısında bulundu. IMF, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

IMF’nin internet sayfasında yayınlanan açıklamada, savaşın “uzun vadede küresel ekonomik düzeni temel olarak yeniden şekillendirebileceği” belirtildi. Açıklamada, “Büyümeye zarar verecek ve fiyatları artıracak olan çatışma, küresel ekonomiye büyük bir darbe” değerlendirmesinde bulunuldu.

IMF, savaşın insani acıları ve tarihi bir zorunlu göçü tetiklemesinin yanı sıra, gıda ve enerji fiyatlarını artırdığını, Ukrayna’ya komşu ülkelerde ticareti sekteye uğratarak tedarik zincirinde ve para transferinde tıkanmalara neden olduğunu kaydetti. Kuruluş, savaşın bir diğer olumsuz yansımasının da iş dünyasındaki özgüveni aşındırması ve yatırımcılarda belirsizliği tetiklemesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun varlık fiyatlarının düşmesine neden olacağı ve mevcut pazarlardan sermaye çıkışına yol açabileceği belirtildi.

Kıtlık tehlikesi artacak

IMF, savaşın Afrika’da ve Orta Doğu’da Mısır gibi buğday ithalatlarının önemli bir kısmını Rusya ve Ukrayna’dan gerçekleştiren ülkelerde gıda sıkıntısını artırabileceği uyarısında da bulundu. Ayrıca kötüleşen mali koşulların bu ülkelerden sermaye çıkışına neden olabileceği belirtildi.

Ukrayna ve Rusya’da derin resesyonlar yaşanabileceğini belirten IMF, Avrupa’nın da doğal gaz ihracatında ve tedarik zincirinde görülecek tıkanıklıklarla bu durumdan etkilenebileceğine işaret etti.

Açıklamada, Kafkasya ve Orta Asya’da yer alan ve Rusya’yla yakın ticari bağları ve Moskova’ya bağlı ödeme sistemleri olan ülkelerin yaşanacak resesyondan daha fazla etkileneceği kaydedildi. Asya’da ise en çarpıcı etkinin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri, Hindistan ve bazı Pasifik ada ülkelerinde petrol ihraç edenler arasında görüleceği belirtilirken, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde yeni yakıt sübvansiyonlarının olumsuz etkileri azaltabileceği kaydedildi.

Küresel ekonomik büyüme tahmini aşağı çekilebilir

IMF yetkilileri, 2022’de daha önce öngördüğü yüzde 4,4’lük küresel ekonomik büyüme tahmininin de aşağı çekilebileceğini ifade etti. Bölgesel büyümede de benzer bir düşüş beklentisinin açıklanabileceği belirtiliyor. Örgüt, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Yüzde 68’i Aşarak Rekor Tazeledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2022 Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Tarım-ÜFE Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 13,74, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 30,61, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68,49 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 30,88 artış gerçekleşti.

Haber Merkezi / Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 7,4, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 13,49 ve ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 26,22 artış kaydedildi. Ana gruplarda aylık bazda değişim ise canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 4,67, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 11,72, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 19,95 artış olarak kayıtlara geçti.

Aylık Tarım-ÜFE’ye göre 7 alt grup daha düşük, 4 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 0,77 ile yağlı meyveler ve yüzde 3,36 ile koyun ve keçi, canlı, bunların işlenmemiş süt ve yapağıları olarak belirlendi.

Bu artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 26,81 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 20,97 ile lifli bitkiler oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 5,54 ile diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünler olarak kaydedildi.

Yıllık Tarım-ÜFE’ye göre 8 alt grup daha düşük, 3 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 20,86 ile turunçgiller ve yüzde 26,19 ile koyun ve keçi, canlı, bunların işlenmemiş süt ve yapağıları oldu.

Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 196,22 ile lifli bitkiler, yüzde 112,15 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 92 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar olarak tespit edildi. Endekste kapsanan 86 maddeden 7’sinin ortalama fiyatında azalış olurken 4’ünün ortalama fiyatında değişim olmadı, 75’inin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

Devletten Yardım Alanların Sayısı 11 Milyonu Aştı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, devletten yardım alanların sayısı bir yılda 4 buçuk milyon kişiden 11 milyon kişiye ulaştı. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken bu ücret 2021’de 552 liraya düştü.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, bakanlık 2020 yılında devlet yardımına muhtaç olan ve 1 milyon 154 bin hanede yaşayan 4 milyon 415 bin kişiye yardımda bulundu. Gıda ve giyim başta olmak üzere temel ihtiyaçları karşılanan hane sayısı bir yıl sonra ikiye katlanarak 2 milyon 830 bine yükseldi.

Devlet yardımı alan yoksul hanelerde yaşayanların sayısı da 11 milyon 370 bin kişi olarak hesaplandı. Sosyal yardımlar için bütçeden 2020 yılında 69 milyar lira çıkarken, bu rakam 2021’de yaşanan yoksul patlaması nedeniyle 97.8 milyar liraya yükseldi. Hanelere yapılan ortalama yardımın tutarı ise 2020 yılı için 572 lira olurken, yararlanan sayısı artınca tutar da 2021’de 552 liraya geriledi.

Barınamayan haneler

Raporda yer alan detaylarda ise en alt kademedeki yoksulluğun boyutu ortaya çıktı. Buna göre geçen yıl oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız evlerde yaşamak zorunda kalan 30 bin 363 hane tespit edildi. Burada yaşayanlara 119.6 milyon liralık yardım yapıldı. Oysa 2020 yılında aynı durumdaki 23 bin 498 haneye 88.4 milyon lira yardım yapılmıştı.

Geçen yıl, ilk ve ortaöğretimde okuyan 132 bin çocuğa da kırtasiye, önlük ve çanta gibi temel okul yardımında bulunuldu. Oysa bir yıl önce aynı yardımdan sadece 42 bin öğrenci yararlanmıştı. Yoksul öğrenci sayısı bir yılda tam 90 bin kişi arttı. Aile Bakanlığı, 2021’de bakımını sağlayamadıkları 141 bin çocuk için ise ailelerine 1 milyar 959 milyon liralık destek sağladı. Aynı yardımdan 2020’de 129 bin çocuk yararlanmıştı.

Paylaşın

Cari Açık, Son 4 Yılın En Yüksek Seviyesinde

Merkez Bankası’nın verilerine göre, cari açık, bir önceki yılın aynı ayına göre 5,34 milyar dolar artarak 7,11 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda on iki aylık cari işlemler açığı 20,22 milyar dolar oldu. Cari denge Ocak’ta 7,11 milyar dolar açık verdi. Böylelikle 2017 Aralık ayından bu yana en yüksek cari açık kaydedilmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) bu gelişmeyi dış ticaret açığının artmasına bağlıyor. TCMB’nin değerlendirmesi, bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 6,43 milyar dolar artarak 8,33 milyar dolara yükselmesinin etkili olduğu şeklinde.

Ocak ayında portföy yatırımlarında ise 766 milyon dolar tutarında net çıkış görüldü. Alt kalemler itibarıyla yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 352 milyon dolar net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 98 milyon dolar net satış yaptığı belirlendi.

TCMB’nin açıkladığı rakamlar, ekonomistlerin beklentileriyle de uyumlu. Piyasanın beklentisi, ortalama olarak 7 milyar 200 milyon dolar açık verileceği yönündeydi.

Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş etkili oldu

Cari açığı azaltmak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyüme, ihracat, istihdam ve düşük faiz oranlarına ağırlık veren yeni ekonomi programının başlıca hedeflerinden biri.

TCMB, Erdoğan’ın ekonomi programı uyarınca politika faizini Eylül’den bu yana 500 baz puan indirdi. Bunun üzerine TL, geçen yıl ABD doları karşısında yüzde 44 değer kaybına uğradı.

Enflasyon da Şubat ayında yaklaşık yüzde 55’e yükseldi. Ocak ayında cari açıkta meydana gelen artışta, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş de etkili oldu.

Rusya-Ukrayna krizinin Türkiye’nin turizm gelirlerini de etkilemesi bekleniyor. Reuter ajansına görüş bildiren ekonomistler, Rusya’nın Ukrayna’ya girmesinden sonra yıl sonu beklentilerini değiştirdi.

Sekiz ekonomistin 2022 için yıllık cari açık beklentisi ortalama 29 milyar dolar düzeyinde. Hükümetin ekonomik programında ise bu açığın 18,6 milyar dolar olması öngörülüyor.

Cari açık bu yıl 30 milyar doları aşabilir

Ekonomist Haluk Bürümcekçi’nin değerlendirmesine göre Ocak ayına dair veriler, kötüleşme eğilimininin devam ettiğini yansıtıyor.

Son dönemde TL’nin değer kaybının beklenen ithalat azalışını getirmediğine dikkat çeken Bürümcekçi, buna karşılık doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki belirgin artışla enerji ithalatı tutarlarının ciddi boyutta artarak cari açıktaki kötüleşmeyi hızlandırdığını ifade etti.

Bürümcekçi’ye göre, ilk aylardaki eğilimler korunursa bu yıl cari açık 30 milyar doları aşabilir. Tera Yatırım’dan Enver Erkan da Ukrayna’daki savaş durumu nedeniyle petrol fiyatlarındaki hızlı yükselişin enerji faturasını artıracağına dikkat çekiyor.

Bunun ağırlıklı etkisinin Mart ayından sonraki dönemde gözlemleneceğini belirten Erkan, kriz yaz aylarına doğru çözülmezse turizmden kaynaklı gelirlerin düşmesinin de hizmetler dengesi katkısını azaltacağını belirtiyor.

Erkan, yıllık bazda bakıldığında cari açık/GSYH oranının büyük olasılıkla 2020 seviyelerine doğru gerçekleşme eğiliminde olacağı yorumunu yapıyor.

Emtia fiyatlarındaki artış baskı yaratıyor

FX Pro’dan mali analist Alex Kuptsikevich de TL üzerindeki baskının Türkiye’nin buğday başta olmak üzere tarım ürünleri, gaz ve petrolde büyük ölçüde dışa bağımlı olmasından kaynaklandığını ifade ediyor.

Kuptsikevich, “Şubat ayında ve Mart başında emtia fiyatlarında daha karamsar bir tablo görüyoruz ve bunun ödemeler dengesi üzerinde daha da fazla baskı oluşturacağı kesin” diyor.

Temel emtia fiyatlarındaki artış, sanayi üretiminde düşüşe neden oluyor ve durumun önümüzdeki aylarda daha da kötüleşebileceği belirtiliyor.

Kuptsikevich’e göre bu durumda döviz kuru, müdahaleler veya ciddi sermaye kontrolleriyle yapay olarak belli bir düzeyde tutulmadığı sürece bir doğal damping mekanizması işlevini görüyor. Kuptsikevich sermaye kontrollerinin ise ekonominin zamanla duruma uyum sağlaması sürecini uzattığını söylüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

IMF: Ukrayna Savaşı Küresel Büyümeyi Etkileyebilir, Revizyon Gerekiyor

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Ukrayna’daki savaş ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların küresel ekonomik büyüme tahmininde düşüşe neden olabileceğini bildirdi.

Euronews’ta yer alan habere göre; IMF Başkanı Georgieva, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Ukrayna’daki savaşın önemli bir ekonomik bedeli olduğuna dikkati çekti. Çatışmalar şimdi sona erecek olsa bile Ukrayna’yı kurtarma ve yeniden inşa maliyetlerinin halihazırda çok büyük olduğuna işaret eden Georgieva, IMF personelinin 24 Şubat’tan bu yana Ukraynalı yetkililerle sürekli temas halinde olduğunu aktardı.

IMF Başkanı Georgieva, IMF yönetim kurulunun 1,4 milyar dolarlık acil durum finansmanını dün onayladığını belirterek, bu paranın Ukrayna’nın özel çekme hakkı (SDR) hesabına yatırıldığını kaydetti. Benzeri görülmemiş yaptırımların ise Rus ekonomisinde ani bir daralmaya neden olduğunu aktaran Georgieva, ülkenin para birimindeki büyük değer kaybının enflasyonu yükselttiğini ifade etti.

Georgieva, bu durumun Rusya halkının büyük bir çoğunluğunun satın alma gücünü ve yaşam standardını ciddi şekilde düşürdüğünü vurguladı. Savaşın etkilerinin komşu ülkelere özellikle de Ukrayna ve Rusya ekonomileriyle entegre olan ülkelere yayılabileceğine dikkati çeken Georgieva, bu yayılmanın ticaret, işçi dövizlerindeki kesintiler ve mülteci akınıyla bağlantılı olduğunu anlattı.

Küresel finansal koşullar daha hızlı sıkılaşabilir

IMF Başkanı Georgieva, savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkilerini 3 başlıkta toplayarak, bunlardan ilki ve en etkilisinin yüksek emtia fiyatları, ikincisinin enflasyon nedeniyle reel geliri düşürmesi ve bunun reel ekonomiye yansıması, üçüncüsünün ise finansal koşullar ile iş güveni üzerindeki etkisi olduğunu ifade etti.

Enerji ve diğer emtia fiyatlarının birçok ülkede halihazırda yüksek olan enflasyona katkıda bulunmasının dünyanın pek çok yerinde ciddi endişelere yol açtığını aktaran Georgieva, reel ekonomiye bakıldığında ticarette daralma görüldüğünü, aynı zamanda tüketici güveni ile satın alma gücü üzerinde de etkisi olduğunu kaydetti.

Georgieva, özellikle petrol ve gaz fiyatlarından gelen baskıyla birçok ülkede finansal koşulların sıkılaştığına işaret ederek, “Enflasyonda, bu sıkılaşma önlemlerinin daha hızlı ilerlediğini ve daha da ileri gittiğini görebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu gelişmelerin dünya ekonomik görünümü üzerindeki muhtemel etkisini gördüklerini belirten Georgieva, “Gelecek ay büyüme tahminlerimizi aşağı yönlü revize edeceğiz.” ifadesini kullandı. IMF’nin yılda iki defa yayınladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunun ilkini önümüzdeki ay yayınlaması bekleniyor.

IMF Başkanı Georgieva, Kovid 19 salgınıyla benzeri olmayan bir krizin atlatıldığını ancak şimdi daha da şok edici bir durumda olunduğuna dikkati çekerek, düşünülmez olanının gerçekleştiğini ve artık Avrupa’da bir savaşın olduğunu kaydetti.

Paylaşın

Türk Telekom’un Çoğunluk Hissesi Artık Varlık Fonu’nun

Türkiye Varlık Fonu (TVF) 2005’te özelleştirilen Türk Telekom’un çoğunluk hisselerini satın aldı. TVV ile LYY Telekomünikasyon AŞ arasında, Türk Telekomünikasyon AŞ’nin toplam sermayesinin yüzde 55’ini temsil eden paylarını satın almak için Pay Satın Alım Sözleşmesi imzalandı.

LYY Telekomünikasyon AŞ, 2018 yılında Levent Yapılandırma Yönetimi AŞ olarak Türk Telekom’un yönetimini üstlenmesi amacıyla özel amaçlı ortak girişim şirketi olarak kurulmuştu.

Türk Telekom tarafından Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na yapılan açıklamada bu hisselerin karşılığı olarak LYY’ye 1 milyar 650 milyon dolar ödeneceği belirtildi. Düzenleyici kurumların onayına bağlı olan anlaşma kapsamında LYY’ye 2021 temettü tutarı da ödenecek.

Türkiye Varlık Fonu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Arda Ermut konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Türkiye Varlık Fonu olarak ülkemizin teknolojik alt yapısını daha da güçlendirme çalışmalarına odaklanırken, dijitalleşme sürecine katkı vererek telekomünikasyon sektörüne ilave değer katacağımıza inanıyoruz” dedi.

1994 yılında kurulan Türk Telekom, mobil, internet, telefon ve televizyon alanlarında hizmet veren bir şirket. Türk Telekom 2005’te özelleştirilmiş ve 2008’de halka arz edilmişti.

Türk Telekom’un hisselerinin yüzde 55’i LYY Telekomünikasyon A.Ş.’ye, %25’i Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ve %5’i Türkiye Varlık Fonu’na aitti. Geriye kalan yüzde 15’lik hissesi ise halka arz edilmiş durumda.

Türk Telekom hisseleri Mayıs 2008 itibarıyla Borsa İstanbul’da (BİST) işlem görmekte. Türk Telekom, geçtiğimiz yıllarda ödeyemediği borçlarıyla gündeme gelmişti.

En büyük özelleştirmeydi

2005 yılında özelleştirildiğinde Türk Telekom, Türkiye tarihinin en büyük ve en önemli özelleştirmelerinden biri olarak görülüyordu. 2018 yılında Türk Telekom’un en büyük hissedarının borcunu ödeyememesi dolayısıyla ortaya çıkan düğüm, şirketin hisselerinin devredilmesiyle çözülmüştü.

2005 yılında Türk Telekom’un özelleştirilmesi kapsamında şirketin yüzde 55 hissesi, Lübnanlı Hariri ailesine ait olan Saudi Oger’e bağlı Oger Telecom’un bu amaçla kurduğu Ojer Telekomünikasyon AŞ olan OTAŞ’a geçmişti. 6 milyar 550 milyon dolara gerçekleşen devir, o dönem cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi olmuştu.

Borç yüzünden kurulan şirkete devredildi

OTAŞ, 2013 yılında sahibi olduğu Türk Telekom hisselerini ödemek amacıyla, Türk bankaları ağırlıklı bir konsorsiyumdan 4,75 milyar dolar tutarında kredi aldı. Fakat 2016 yılının Eylül ayında bu kredi kapsamında yapması gereken 290 milyon dolar tutarındaki ödemeyi yapamadı ve daha sonraki iki ödemesini de kaçırdı.

OTAŞ’ın hisseleri 2018’de özel amaçlı ortak girişim şirketine (SPV – Special Purpose Vehicle) devredildi. Levent Yapılandırma Yönetimi AŞ olarak adlandırılan bu şirket, OTAŞ’a kredi veren bankalar olarak Türkiye İş Bankası, Garanti Bankası ve Akbank tarafından kurulmuş oldu.

Bu şirkete Akbank tarafından yüzde 35,5, Garanti Bankası tarafından yüzde 22 ve İş Bankası tarafından yüzde 11 oranlarında iştirak etti. 2029 yılında ise Türk Telekom hisselerini satışa çıkaran bankalar, şirketin yüzde 55 hissesinin devredildiği Levent Yapılandırma’nın ticaret unvanını LYY Telekomünikasyon olarak değiştirdi.

Üç banka, LYY’nin sermayesinin tamamının ortak alacaklarından karşılanmak üzere, 3,98 milyar TL tutarında ayni olarak artırılmasına karar verildiğini duyurdu.

Paylaşın

DİSK-AR, TÜİK’i Yalanladı: Geniş Tanımlı İşsizlik Yüzde 22,9

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilerin ardından kendi raporunu yayınlayan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkez’ne (DİSK-AR) göre, Türkiye’de geniş tanımlı işsiz sayısı 8,5 milyon oldu. Pandemi öncesine göre işsiz sayısı 1,1 milyon arttı.

TÜİK’e göre Ocak 2020’de yüzde 13,1 olan işsizlik Ocak 2022’de yüzde 11,4’e düştü. Ancak geniş tanımlı işsizlik yüzde 21,6’dan yüzde 22,9’a yükseldi.

Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,3 iken kadınlarda yüzde 13,6’ya yükseldi. Son bir yılda kadın işsizliği 78 bin artarken, erkek işsizliği 239 bin azaldı.

Geniş tanımlı işsizlik de erkeklerde yüzde 19,7, kadınlarda ise yaklaşık yüzde 28,8 oldu. Kadınlarda dar tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 522 bin, geniş tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 725 ölçüldü. Erkeklerde ise dar tanımlı işsiz sayısı 2 milyon 337 bin, geniş tanımlı işsiz sayısı 4 milyon 727 bin ölçüldü.

DİSK-AR raporunda geniş tanımlı ve dar tanımlı işsizlik arasındaki 11,5 puanlık farka dikkat çekerek “Dar ve geniş işsizlik arasındaki makasın bu denli açılmasının en önemli nedeni salgın dönemindeki işten çıkarma yasağının dar tanımlı işsizliği sınırlı düzeyde tutmuş olması ve işbaşında olunan sürenin azalmasıdır. Böylece dar tanımlı işsizlik sınırlı kalırken geniş tanımlı işsizlik fırlamıştır” dedi.

“Çalışma süreleri düşürülmeli”

DİSK-AR işsizlikle mücadele önerileri olarak şunları sıraladı:

“Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.

İş Yasasının 25/II. Maddesi yeniden düzenlenmeli ve keyfi işten çıkarmalar sona ermelidir.

İşsizlik sigortası ödeneğinden yararlanma koşulları ve ödenek miktarı iyileştirilmelidir.

COVID-19 salgını koşullarında İşsizlik Sigortası Fonu ödeneklerinden yararlanmada ön koşul aranmamalıdır

İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaç dışı kullanımına son verilmelidir. Fon’dan işverenlere dönük teşvik ve destekler sona erdirilmelidir.

Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.

İşbaşında eğitim adı altında çırak, stajyer, kursiyerlerin ve bursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.

Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.

Güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmeli, tüm taşeron işçilere kadro verilmelidir. Kamu taşeron işçileri kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.

Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: İşsizlik Yüzde 11,4

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ocak 2022 İşgücü İstatistiklerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranını Ocak ayında yüzde 11,4 olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Verilere göre, 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı Ocak’da Aralık’a göre 21 bin kişi arttı ve 3 milyon 859 bin kişi oldu.

Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 10,3, kadınlarda ise yüzde 13,6 olarak kayda geçti.

İstihdam oranı yüzde 46,5

İstihdam edilenlerin sayısı ise Ocak’ta bir önceki aya göre 43 bin kişi azalarak 29 milyon 910 bin kişiye geriledi.

İstihdam oranı 0,2 puanlık azalış ile yüzde 46,5 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 63,8 iken kadınlarda yüzde 29,7 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma yüzde 52,6

İşgücü de bu ayda 22 bin kişi azalarak 33 milyon 769 bin kişiye düştü. İşgücüne katılma oranı 0,1 puanlık azalış ile yüzde 52,6 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,1, kadınlarda ise yüzde 34,4 oldu.

Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 21,6

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre değişim göstermeyerek yüzde 21,6 seviyesinde kaldı.

Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 18,4, kadınlarda ise yüzde 27,6 olarak tahmin edildi.

Haftalık ortalama fiili çalışma süresi 45,3 saat

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi Ocak’ta bir önceki aya göre 0,2 saat artarak 45,3 saat olarak gerçekleşti.

Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22,9

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı Ocak’ta bir önceki aya göre 0,1 puan artarak yüzde 22,9 oldu.

Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,7 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

ENAG, Şubat Ayı Enflasyon Raporunu Yayımladı

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayına ilişkin enflasyon raporunu internet siteleri üzerinden yayınladı. ENAG’a göre, Tüketici Fiyat Fiyat Endeksi (E-TÜFE) şubat ayında yüzde 5.44 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 123.80 olarak gerçekleşti. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ise, yıllık enflasyonu yüzde 54,44 açıklarken, şubatta yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de yüzde 7,22 arttı. ÜFE’de yıllık bazda artış yüzde 105,01 oldu. Şubat ayında yıllık çekirdek enflasyon ise yüzde 44,05 açıklandı.

Enflasyonu üç haneli olarak açıklayan ENAG’ın raporuna göre, ”Yaşanan bölgesel savaşın finansal riskleri giderek daha da artıracağı ve söz konusu riskler tüm ekonomileri etkileyecek niteliklere sahiptir ve başta da Türkiye ekonomisini derinden etkileyecek kalıcı ve yapışkan bazı sorunlara yol açacağı çok açıktır” denildi.

ENAG’ın şubat ayı enflayon raporu şöyle:

Raporda, ”Emtia piyasasında petrol, doğalgaz ve değerli metallerin fiyatlarındaki artışın tüm grubun fiyatlarını enerji maliyetlerindeki artışa paralel olarak yükselttiğini gözlemliyoruz. Savaş sürecinin seyrine göre hem FED hem de ECB tarafında Mart ayı ve daha sonrasında beklenen faiz artışlarının daha büyük bir likidite krizine sebep olmaması için faiz politikasının yeniden gözden geçirilme olasılığının da ortada olduğunu belirtebiliriz” denildi.

ENAG’a göre, ”Yeni sistemik risklerin oluşması ile birlikte imkânsız üçlünün yani enflasyon, kur ve faizi aynı anda baskılamanın/hedeflemenin adından da anlaşılacağı üzere imkânsız olması, yaşanan kur şokunun etkilerini artan fiyatlar ve yükselen nominal faiz oranlarıyla gözlemlemeye devam ediyoruz.

Öte yandan, döviz kurunu döviz arzıyla baskılamanın ise sonucunun bütçe dağınıklığı ile yüksek enflasyon oranı olduğu aşikardır. Derecelendirme kuruluşu Fitch’in, Türkiye’nin kredi notunu ‘BB-‘den ‘B+’ya indirdiğini ve not görünümünü ‘negatif’e çekmesi yabancı finansal yatırımlar yanında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını da olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

Önümüzdeki aylarda en büyük ihracat ve ithalat ortaklarımızdan olan Rusya ile ekonomik bağların ciddi bir sınavdan geçeceğini ve buradaki herhangi bir dengesizlik halinin tüm ekonomi kalemlerinde baskı oluşturabileceğini ve bu baskının da kur, enflasyon ve faizler üzerindeki negatif  etkisinin daha da etkin bir şekilde hissedileceğine dikkat çekmek isteriz” şeklinde belirtildi.

Paylaşın

Turizmde Savaş Korkusu: Rusya Ve Ukrayna’dan Talep Durdu

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgalinden itibaren Ukraynalılar ve Ruslar seyahat rezervasyonlarını iptal etmeye başladı. Bu, pandemi öncesinde turizmin, GSYİH’nın yüzde 10’unu oluşturduğu Türkiye için yeni bir sıkıntı anlamına geliyor.

Turizmin canlanması için 2022’ye büyük umutlar bağlanmıştı. Keza geçen yıl Türk lirasının önemli ölçüde değer kaybetmesi ve enflasyonun şubat ayında yüzde 50’nin üzerine çıkmasıyla sektör hareketlenmeyi bekliyordu.

Turizm Bakanlığı rakamlarına göre, Ukrayna ve Rusya’dan gelen ziyaretçiler, geçen yıl Türkiye’ye gelen tüm turistlerin dörtte birinden fazlasını oluşturuyor ve genellikle Akdeniz ve Ege’deki turkuaz plajları tercih ediyor.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Kuk, “Rusya ve Ukrayna bizim için çok önemli pazarlar.” diyor.

Geçen yıl yaklaşık 4 buçuk milyon Rus ve iki milyon Ukraynalı turist Türkiye’yi ziyaret etmişti. TURSAB bu yıl 7 milyon Rus ve 2 buçuk milyon Ukraynalı bekliyordu, ancak Kuk ‘bu rakamların muhtemelen yeniden gözden geçirilmek zorunda kalacağını’ söylüyor.

“Hem insani hem de ticari açıdan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş buradaki herkesi tedirgin ediyor.” diyen Kuk, “Normalde mart ayında, yaz rezervasyonlarında yoğunluk olurdu ancak talep durdu.” ifadelerini kullanıyor.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da “Böyle devam ederse çok ciddi bir sorun olacak” uyarısında bulunuyor. Ayrıca Bağlıkaya, “Olabildiğince sakin bir şekilde beklemeye çalışıyoruz.” sözleriyle sektörün ‘beklemede’ olduğuna işaret ediyor.

Turist olarak gelip mülteci konumuna düştüler

Bu arada Ayasofya Camii’nin önünden geçen Rus turistler ise rehberlerini takip ediyor, başlarını öne eğiyor ve röportaj taleplerini reddediyor. Hatta aralarında Kiev’den gelen genç bir çift de dahil olmak üzere birkaç Ukraynalı da bulunuyor.

‘Turist olarak gelip mülteci durumuna düşen’ ve gözyaşları içerisinde şimdi üçüncü bir ülkeye gitmek istediklerini belirten genç çift, “Belki de ABD olur” diyor. Gençler, isimlerinin açıklanmasını istemiyor.

Ruslara uygulanan yaptırımlar Türk acenteleri etkiledi

Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar nedeniyle durum, İsmail Yitmen’in olduğu gibi Türk seyahat acenteleri açısından oldukça zor. Ayasofya’nın karşısında bulunan ofisinde konuşan Yitmen, kapıldığı umutsuzluğu şu sözlerle ifade ediyor:

“Benim gibi Rusya ile çalışan seyahat acenteleri şu anda gerçekten sıkıntı çekiyor. Oteller için ödediğim depozit miktarını hesaba katarsak, şu ana kadar zararım 12 bin dolardan fazla.”

Eğer daha fazla grup rezervasyonunu iptal ederse Yitmen’in kaybı 75 bin dolara kadar çıkabilir. Yitmen, “İki ay sonra bir grubun Türkiye’ye gelmesi gerekiyordu ama SWIFT transferleri durdurulduğu ve parayı alamadığımız için iptal edildi. Otellerin parasını çoktan ödemiştik.” diye konuştu.

Bazı Rus bankaları, bankalararası işlemlerde hızlı ve güvenli bir şekilde iletişim kurulmasını sağlayan SWIFT mesajlaşma sisteminden de çıkarıldı. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamadı ve diğer birçok ülkenin aksine Türkiye hava sahasını Rus uçaklarına kapatmadı.

Koronavirüs pandemisi başlamadan önce turizm sektörü, 2015 ve 2016 yıllarında meydana gelen terör saldırıları nedeniyle yara almıştı. Ayrıca Türkiye’nin turizm endüstrisi, güneydoğu sınırındaki Suriye ve Irak’taki savaşların etkisinden uzun süre kurtulamadı.

“Rus füzeleri sizi de vurabilir”

Arkadaşlarıyla birlikte halı dükkanının hemen arkasında oturan Hasan Düzen, “Irak ve Suriye’de savaş başladığında çok yakın olduğumuzu düşündükleri için Avrupalı ve Amerikalı turistler gelmez oldu.” diye konuştu.

Aynı durumun Rusya’nın, Ukrayna işgalinden sonra da olacağına inandığını söyleyen Düzen, “Haritaya baktıklarında Karadeniz’i görecekler ve çok yakın olduğumuzu düşünecekler. Neden risk alsınlar ki?” sorusunu yöneltiyor.

Kendi ülkelerindeki savaşın Türkiye’ye de sıçramasından korktuklarını belirten Ukraynalı çift, endişelerini şu sözlerle anlatıyor: Burada kalamayız, burası güvenli değil, çok yakın. Rusların füzeleri sizi de vurabilir.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın