IMF, Türkiye’nin Büyüme Oranını Aşağı Çekti

Uluslararası Para Fonu (IMF), Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle bu yıla ilişkin küresel büyüme tahminini yüzde 4,4’ten yüzde 3,6’ya indirdi. Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmini ise bu yıl için yüzde 2,7 ve gelecek yıl için yüzde 3 olarak belirlendi.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Nisan 2022 sayısını “Savaş Küresel Toparlanmayı Geciktiriyor” başlığı ile yayımladı.

Raporda, Ukrayna’daki savaşın maliyetli bir insani krizi tetiklediği, çatışmadan kaynaklanan ekonomik hasarın 2022’de küresel ekonomik büyümede önemli bir yavaşlamaya katkıda bulunacağı aktarıldı.

Savaşın büyümeyi azaltacağı, enflasyonu ise artıracağına işaret edilen raporda, merkez bankalarının para politikalarını sıkılaştırmasıyla faiz oranlarının artmasının beklendiğini, birçok ülkenin ise savaşın ekonomileri üzerindeki etkisini yumuşatmak için sınırlı maliye politikası alanına sahip olduğu kaydedildi.

Küresel görünüme yönelik aşağı yönlü riskler hakim
Raporda, dünyanın birçok bölgesi için yeni tip koronavirüs (Kovid-19) krizinin akut aşaması geçiyor gibi görünse de özellikle aşılanmamış kişiler arasında ölümlerin yüksek seyrettiği, Çin’deki kilit üretim ve ticaret merkezlerindeki son dönemde uygulanan karantina önlemlerinin başka yerlerdeki arz kesintilerini artırabileceği ifade edildi.

Belirsizliğin yüksek, küresel görünümeyse aşağı yönlü risklerin hakim olduğuna dikkatin çekildiği raporda, Ukrayna’daki savaşın yüksek gıda ve enerji fiyatları nedeniyle daha geniş sosyal gerilimler yaşanması olasılığını artırdığı ve bunun da görünüm üzerinde daha fazla baskı oluşturacağı kaydedildi.

Enflasyon uzun süre düşmeyecek

Raporda, enflasyonun savaş kaynaklı emtia fiyatlarındaki artışlar ve genişleyen fiyat baskıları nedeniyle tahmin edilenden daha uzun süre yüksek kalmasının beklendiği aktarıldı.

Dünya ekonomisinin geçen yıl yüzde 6,1 büyüdüğü kaydedilen raporda, küresel ekonominin 2022 ve 2023’te yüzde 3,6’şar büyümesinin beklendiği bildirildi. IMF, ocak ayında yayımladığı raporda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 4,4 ve 2023’te yüzde 3,8 büyüyeceğini öngörmüştü.

2022 büyüme tahmini: ABD yüzde 3,7’ye, Avro Bölgesi yüzde 2,8’e indirildi

ABD: IMF raporuna göre, geçen yıl yüzde 5,7 büyüdüğü tahmin edilen ABD ekonomisinin 2022 yılı büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 3,7’ye indirildi. Ülke ekonomisinin 2023 yılı büyüme tahmini de yüzde 2,6’dan yüzde 2,3’e düşürüldü.

AB: Avro Bölgesi’ne yönelik büyüme beklentisi de 2022 için yüzde 3,9’dan yüzde 2,8’e çekilirken, 2023 için yüzde 2,5’ten yüzde 2,3’e düşürüldü. Bölge ekonomisinin geçen yıl yüzde 5,3 büyüdüğü tahmin edildi.

Almanya: Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Almanya’nın 2022 yılına ilişkin büyüme tahmini yüzde 3,8’den yüzde 2,1’e, Fransa’nın yüzde 3,5’ten yüzde 2,9’a, İtalya’nın yüzde 3,8’den yüzde 2,3’e ve İspanya’nın yüzde 5,8’den yüzde 4,8’e düşürüldü.

Almanya’nın 2023 yılı büyüme tahmini ise yüzde 2,5’ten yüzde 2,7’ye çıkarılırken, gelecek yıl için Fransa’nın ekonomik büyüme tahmini yüzde 1,8’den yüzde 1,4’e, İtalya’nın yüzde 2,2’den yüzde 1,7’ye ve İspanya’nın yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e indirildi.

İngiltere: ekonomisi için de 2022 yılı büyüme tahmini yüzde 4,7’den yüzde 3,7’ye ve 2023 tahmini yüzde 2,3’ten yüzde 1,2’ye çekildi.

Söz konusu revizyonlarla gelişmiş ülkeler grubuna yönelik büyüme beklentisi 2022 yılı için yüzde 3,9’dan yüzde 3,3’e indirilirken, 2023 için yüzde 2,6’dan yüzde 2,4’e düşürüldü.

Rusya ekonomisi için yüzde 8,5’lik daralma beklentisi

Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin büyüme tahminlerine de yer verilen rapora göre, Çin ekonomisinin 2021’de yüzde 8,1 büyüdüğü tahmin edildi.

Çin: Bu yıla ilişkin olarak Çin’in ekonomik büyüme beklentisi yüzde 4,8’den yüzde 4,4’e düşürülürken, gelecek yıla ilişkin beklenti yüzde 5,2’den yüzde 5,1’e çekildi.

Rusya: Rusya ekonomisinin ise bu yıl yüzde 8,5 ve gelecek yıl 2,3 küçüleceği öngörüldü.

Türkiye: Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmini ise bu yıl için yüzde 2,7 ve gelecek yıl için yüzde 3 olarak belirlendi. IMF’nin ocak ayında yayımladığı tahminlerinde, Türkiye ekonomisinin bu yıl ve gelecek yıl yüzde 3,3’er büyümesi öngörülüyordu.

Bu revizyonlarla yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülke ekonomilerine yönelik büyüme beklentisi, 2022 için yüzde 4,8’den yüzde 3,8’e düşürülürken, 2023 için yüzde 4,7’den 4,4’e çekildi.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı’ndan Enflasyon Çıkışı: Yeterince Mücadele Yok

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Enflasyonla yeterince mücadele edebildiğimizi düşünmüyorum. Örneğin doğru para politikası uygulayamıyoruz ya da tarım gıda gibi konularda gerekli yapısal adımları atamıyoruz. Olası global şoklara ekonomiyi hazırlayamıyoruz. Bünye gibi düşünün, her an dışarıdan bir risk gelebilir. Siz böyle bir durumda ne yaparsınız? Vücudunuzu dirayetli tutmak için gereken sağlık adımlarını atarsınız” dedi.

Turan, açıklamasının devamında, “Bizim ekonomimizde durum farklı, global taraftan bu enflasyon dalgasının gelmesi çok muhtemel idi. Buna daha hazırlıklı olup üzerimize düşeni yapmalıydık. Biz bu dalgaya, enflasyon oldukça yüksekken ve tüm dünya faiz artırırken, faiz indirerek girdik. Kaçınılmaz olan kur şoku yaşandı. Bir şok geldikten sonra onunla mücadele çok daha maliyetlidir. Mühim olan o şoka hazırlıklı olmak” ifadelerini kullandı.

“Cari açık yeniden yükselişte… Yeni ekonomi programının iddiası kaldı mı” sorusuna Turan, “TL’yi değersiz kılıp ihracatı artırmak gibi bir beklenti oluşmuş olabilir ama bugün global ihracat pazarlarının dinamikleri farklı. Para birimine aşırı değer kaybettirip ihracatta alan kazanma 1990’larda kaldı. Dünya değişti” şeklinde yanıt verdi.

Turan, “Artık katma değeri yüksek, teknolojiye dayalı ve marka değeri olan ürünler ihracat pazarlarında öne çıkıyor. Öte yandan enerji ithalatı yoğun bir ekonomiyiz. Rusya-Ukrayna savaşı öncesi dönemde de önemli fiyat yükselişleri vardı. Savaş bu süreci hızlandırdı” diyerek, daha net bir rota çizilmesinin önemine vurgu yaptı.

Önce Çin, sonra Türkiye Ekonomi Modeli olarak adlandırılan planla, hayal edilen sonuca ulaşılamadığını kaydeden Turan, “Yüzde 20’ye yavaşlayan bir ihracatımız ve yüzde 40’a gelen bir ithalat artışımızla cari açığımız bu yıl 30- 40 milyar dolara doğru yükseliyor. TL’ye önce değer kaybettirip cari açığı azaltalım, ardından enflasyon düşer denklemi çok da çalışmadı. Üretimde ithal girdinin payı çok yüksek olduğu için; ülke para birimi değer kaybettikçe biz de şiddetli enflasyon oluyor. Yani önce enflasyon yükselsin sonra düşürürüz gibi bir sonuç çıkıyordu bu çerçeveden; onun da bugün halihazırdaki refah kaybı ile sonuçlandığını görmekteyiz” açıklamalarında bulundu.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Dünya gazetesinden Handan Sema Ceylan’a açıklamalarda bulundu. Turan’ın açıklamaları şöyle;

Ekonomimizin çok yüklü döviz ihtiyacı var. Sadece cari açık değil dış borç ödemelerimiz de yüksek. Döviz kaynağımız az. Son dönemde uyguladığımız programla beraber ülke risk primimiz de arttı ve bu kanalla da dış borç bulma maliyetimiz yükseldi. Ekonomide çarkların dönmesi için gereken dövizi bulamadığımızda da o açıkta kalan dövizi karşılamak için TCMB rezervleri devreye giriyor. Oysa en başta TL bu denli değer kaybetmese, şu an ihtiyacımız olan döviz kaynağına çok daha ucuz maliyetle erişirdik. Rezerv harcamamız da gerekmezdi.

Enflasyonla yeterince mücadele edebildiğimizi düşünmüyorum. Örneğin doğru para politikası uygulayamıyoruz ya da tarım gıda gibi konularda gerekli yapısal adımları atamıyoruz. Olası global şoklara ekonomiyi hazırlayamıyoruz. Bünye gibi düşünün, her an dışarıdan bir risk gelebilir. Siz böyle bir durumda ne yaparsınız? Vücudunuzu dirayetli tutmak için gereken sağlık adımlarını atarsınız. Bizim ekonomimizde durum farklı, global taraftan bu enflasyon dalgasının gelmesi çok muhtemel idi. Buna daha hazırlıklı olup üzerimize düşeni yapmalıydık. Biz bu dalgaya, enflasyon oldukça yüksekken ve tüm dünya faiz artırırken, faiz indirerek girdik. Kaçınılmaz olan kur şoku yaşandı. Bir şok geldikten sonra onunla mücadele çok daha maliyetlidir. Mühim olan o şoka hazırlıklı olmak.

“Kur baskısına zaten hiç değinmiyorum…”

Enflasyon tarafında sadece bu yıl değil son 5-6 yıldır doğru mücadele edemiyoruz. Yıllar içinde fiyatlama davranışı bozuldu, atalet devreye girdi. Sanıldığının aksine, konu sadece arz yanlı değil iç talep de enflasyonist. Kur baskısına zaten hiç değinmiyorum. Bütün bu gerçekleri bir kenara bırakıp enflasyonun tamamen globalden kaynaklandığına kani olursanız, teşhis yanlış olur. Kısa vadede enflasyon görünümü oldukça zorlayıcı. Reel kesimde yeni ürünler yeni fiyatlarla stoklara giriyor. Bunlar da bir tur daha fiyat baskısı yaratacaktır. Öne çekilmiş talebin halen enflasyon yarattığını görüyoruz. Globalde de emtia artışı yoğun. O yüzden kısa vadede enflasyonun daha da yükselmesi olası. ÜFE’deki hızlı yükselişin henüz durmamış olması da enflasyonun artmaya devam edeceğini gösteriyor.
En önemli konulardan birisi iş gücü barışının sağlanmasıydı. İşçi ve işveren arasındaki bu diyaloğu, dinamiği şimdi üretici ve alıcı arasında görüyoruz. Ya da ihraç edenle ithal eden arasında. Üretmek, üretirken zarar etmemek, zamanında teslim etmek, teslim ederken zarar etmemek, arzu edilen vade ile alabilmek, ürünü bulup alabilmek önemli hale geldi.

Faizi düşürdük doğru ama “ucuz krediler var, bu da yatırıma gidiyor” tespiti tam doğru değil. Bugün ticari kredilerde, yatırım kredileri zaten fiyatlanamadığı için uzun vadeli yatırım kredisi arzı yok. Reel kesim de zaten bu düşük faizden yeterince faydalanamıyor. Olan kredi arzı kısa vadeli ve bu da işletme sermayesine gidiyor. Tüketici kredilerinde ise yavaşlama var ve bu krediler zaten pahalı. Özetle düşürdüğümüz faiz bugün itibari ile yatırım ve istihdam yaratmıyor. Ekonomiye sirayet etmiyor.

İş dünyası yatırım yaparken uzun vadeli fonlama kaynaklarını inceliyor fakat ondan evvel ekonominin geleceğine ve öngörülebilirliğine bakıyor. İstikrarlı bir ekonomi varsa, ileride bu tüketim baskılanır mı gibi bir endişe, risk görmüyorsa, enflasyon düşükse iş dünyası yatırım kararı alıyor. Bu koşulların ardından faizin seviyesine bakıyor. İstikrar endişesi olan bir ekonomide faiz düştü diyelim bu muhakkak ki yatırıma da dönüşmüyor. Bunu biz 2020’de KGF’de bir miktar yaşadık. O dönem düşük faizli fonlama konuta, arabaya, dövize gitmişti örneğin. Dolayısıyla konu sadece faiz seviyesi değil iş dünyası için öncelikli olan öngörülebilir ve istikrarlı büyüme.

Fed bir miktar geç de kaldığı için enflasyonu kontrol etmede agresif bir para politikası yürütüyor, yürütecek de. Bu her şeyden evvel doların kıymetlenmesi ve faizinin de yükselmesi demek. Özetle, Türkiye gibi döviz ihtiyacı olan bir ülkenin dövize erişimi daha da zorlaşmakta.

“Ekonomide istikrar olsa…”

İhracat bedellerinin Merkez Bankası’na satışı zorunlu olan kısmının yüzde 25’ten yüzde 40’a çıkartılması ile ilgili soruya Orhan Turan, şu cevabı verdi:

Bu uygulama aslında ülkenin elde ettiği döviz gelirinin bir kısmını MB rezervine koymak oluyor. Aynı havuz içinde yer değiştiriyor sadece döviz. Kaldı ki reel kesimin o verdiği dövizi, verdiği kurdan hemen geri alması da söz konusu. Dolayısıyla toplamda kura dair kısa vadede değişen bir görüntü yok. Sadece TCMB’nin rezerv elde ederek dövize müdahalede manevra alanını artırıyor. TCMB’ye bu dövizler giderken zaten piyasadan da benzer oranda talep oluştuğu için toplam döviz arz talep dengesi değişmiyor. Ama ne fark ediyor derseniz; tüm bu adımlar atılırken reel kesim bu sefer de “spread” hesabı ile günlerini geçiriyor. Her an yeni bir adım gelebilir ve tüm enerjimizi bu yeni adımlara uyum sağlamak için kullanıyoruz. Ekonomide istikrar olsa, ihracatçımız da global fırsatlara dair daha fazla kafa yorar ve o fırsatları kaçırmaz.

“Çin’den boşalan alanları daha çok doldurmamız lazım”

İş dünyasının 40 yıldır bu kadar belirsiz bir dönem yaşamamış olduğunun altını çizen Orhan Turan, şunları söyledi:

Sanayiye gelen enerji zammı yüzde 500’ün üzerinde. Durum sadece Türkiye’den de kaynaklı değil. Dünya da belirsizlikler içinde. Bu öngörülemez bir ortam yaratıyor. Tüm bunlara rağmen pandemi öyle bir şey yaptı ki Türkiye sanayisi öne çıktı. Tedarik zincirlerini çeşitlendirmek isteyenler kapımızı çaldılar. Çin’den boşalan alanları daha çok doldurmamız lazım. Maalesef hemen yanı başımızda bir savaş var. Ancak orada yapılamayan üretimden dolayı talep ülkemize kaydı. Romanya’da, Bulgaristan’da üretim yapanlar Rusya’dan, Ukrayna’dan tedarik edemediği ara malları bizden istiyorlar. Olumlu demek olmaz ama böyle bir trend var. Türk iş dünyası da bu dönemde ihracat birim fiyatlarını artırmayı test ediyor.

“Bütüncül ve stratejik yaklaşım”

Dünyanın geçtiği kritik değişim sürecinin omurgasını, Avrupa Birliği’nin de kendi büyüme stratejisi olarak ortaya koyduğu yeşil ve dijital dönüşüm oluşturuyor. Bu ikiz dönüşümün her iki bileşeni için de önemli yatırıma ihtiyaç var. Yatırım planlamalarının hayata geçirilmesine destek olacak finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekli. Yeni teknolojilerin ve Ar-Ge faaliyetlerinin bu dönüşüme hizmet edecek şekilde kurgulanması da kritik. Elbette tüm bu süreçlerin KOBİ’ler dahil değer zincirinin tamamında kurgulanması gerekiyor. Tabii ki her iki dönüşümde öncelikle insan kaynağının yetkinliklerinin artırılması şart. Yani yeşil ve dijital dönüşüm “Geleceği İnşa” raporumuzda da vurguladığımız “İnsan, bilim ve kurumlar” merkezinde bir bütüncül ve stratejik yaklaşımı gerektiriyor.

Türkiye’den göçün nedenleri üzerine yapılan araştırmalar var. Ekonomik koşullar, siyasi iklim, iş olanaklarının yetersizliği ve eğitim sisteminden duyulan memnuniyetsizlik göçe karar vermede önemli etkenler olarak çıkıyor. Ülkemizin geleceğini belirleyecek gençlerimizi kaybetmemek ve beyin göçünü tersine çevirmek için ekonomik alanda yapılacak reformların yanında özgürlükler, hukukun üstünlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitliliğe saygı, çevre ve iklim krizine duyarlılık gibi pek çok önemli konuda taviz vermeksizin ilerleme kaydetmeliyiz. Gençlere hayallerini bu ülkede gerçekleştirmelerini sağlayacak bir Türkiye’yi inşa etmek hepimizin sorumluluğu.

Paylaşın

Belirsizlik Gıda Güvenliğini Riske Atıyor

Tüm dünyada gıda güvenliği daha yüksek sesle konuşulmaya devam ederken Türkiye’den sektör temsilcileri üretim konusunda uyarılarda bulunuyor. Tarımda günübirlik politikalar yerine uzun dönemli ve üreticiyi merkeze alan planlar talep eden sektör temsilcilerine göre bu şartlar sağlanmazsa önümüzdeki süreçte gıda arzında ve fiyatlardaki sorun artarak devam edecek. Buna göre bu süreçte belirsizlik üreticinin topraktan uzaklaşmasına neden oluyor.

Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), gıda güvenliği konusunda acil eylem çağrısında bulundu. Yapılan çağrıda savaş, bölgesel çatışmalar, iklim değişikliği ve yakın dönemde tüm dünyayı etkileyen pandeminin gıda güvenliğini tehlikeye attığı vurgulandı. Ayrıca gelinen noktada temel gıda arzındaki soruna dikkat çekilirken fiyat artışlarının tüm dünyayı etkilediği belirtildi. Bu nedenle ülkelerden de gübre ve gıda ürünlerin ihracatında kısıtlamalardan kaçınmaları istendi.

Peki Türkiye’de durum ne? DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre sorunun kaynağı üretimde başlıyor. Türkiye’nin uzun yıllardır üretimde doğru ve sürdürülebilir bir sistemi oturtamadığını belirten uzmanlara göre bu durum önümüzdeki yıllar için büyük bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor.

Tüm dünyanın gıda üretiminde ve tedarikinde yeni sorunlarla karşılaşmaya devam ettiğini söyleyen Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, “Yaşanan sıkıntılar ülkeleri kendi önlemlerini almaya zorluyor. Bunun ilk adımı da ihracat kısıtlamaları olabiliyor. Böylece kendi iç piyasalarını dengede tutmaya çalışıyorlar. Ancak bir ülkede belli bir ürünün ihracatına ve ithalatına kısıtlama getirilmesi diğer ülkelerde yeni sorunlar oluşturabiliyor. Yakın dönemde savaş yüzünden buğday ve yağ fiyatlarında yaşananları gördük” diyor.

Sektör temsilcileri burada temel ürünlerdeki yerli üretim oranına dikkat çekiyor. Demirtaş, buğday gibi temel bir üründe bile kuraklık etkisiyle yeterlilik oranının düştüğünü belirtiyor. Buna göre iç piyasada düşen fiyat, ithalata yönelimi arttırıyor. İhracatçı ülkeye aniden gelen talep artışı ise o ürünün hem fiyatını arttırıyor hem de bulunabilirliğini azaltıyor.

Özel sektörün kontrolünde

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez ise gıda güvenliğini sağlamanın en önemli yolunun uzun yıllara dayanan sürdürülebilir tarım politikaları olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin bugün, yıllar önce uygulamaya başladığı yanlış politikaların sonucunu yaşadığını anlatan Suiçmez, “Her ülke kendi tarım politikası doğrultusunda dönem dönem ithalatta ve ihracatta kısıtlamalara gidebilir. Bu yanlış bir adım değil. Sadece artık tehlikenin ne kadar büyüdüğünün çok önemli bir işareti. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ve Dünya Ticaret Örgütü’nün bu çağrısı yeni değil. Hatta Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunların merkezinde de bu uluslararası örgütlerin planlı önerileri var. Türkiye, yıllar önce bu örgütlerin tavsiyeleri doğrultusunda tarım politikalarını şekillendirdi. İç piyasayı kontrol eden kamu iktisadi teşebbüslerinin etkinliğini azalttı ve üretimi tamamen özel sektörün kontrolüne bıraktı. Şimdi bu kurumların yokluğunun eksikliğini çekiyor. Her fiyat artışından etkileniyor” ifadelerini kullandı.

Kamu artık güçlü değil

Uluslararası kuruluşlar özellikle gübre ihracatındaki kısıtlamaların gıda güvenliği için çok önemli riskleri de beraberinde getirdiğini açıkladı. Gübrenin her ürünün üretiminde çok stratejik bir rolü olduğunu anlatan Baki Remzi Suiçmez, şöyle devam etti: “Türkiye’nin gübrede kendine yeterlilik oranı yüzde 80 seviyesinde. Oysa geçmiş dönemde Türkiye kamu girişimleri ile gübre piyasasını kontrol edebiliyordu. Şu an öyle bir imkân yok. Küresel düzeydeki doğalgaz zamları amonyak fiyatlarını, o da azotlu gübre fiyatlarını arttırıyor. Geçen yıla göre gübrede yüzde 300 ila 600 arasında bir zam var. Bu şartlarda bizim iç üretimimizi devam ettirmemiz zorlaşıyor. Oysa bu alanda kamu güçlü olsaydı ve çiftçi kamu aracılığıyla henüz üretime başlanmadan desteklenseydi bu alandaki artıştan kısmen daha az etkilenecekti. Şimdi gübre ithalatı yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Türkiye kısır döngüde

“Gelinen noktada bir kriz anında artık paranız olsa da bir ürünü alamıyorsunuz” diyen Hüseyin Demirtaş, gıda güvenliğini sağlamanın tek yolunun doğru tarım politikaları olduğunu söylüyor. Küresel olarak yaşanan kısıtlamalardan hem üreticinin hem de tüketicinin etkilenmemesi için acil olarak tarıma ve çiftçiye doğru destek verilmesi gerektiğini anlatan Demirtaş’a göre bu alandaki destekler yanlış veriliyor. Buna göre Türkiye, bitmiş ürüne destek vererek fiyatları kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu durumun bir kısır döngü yarattığını ifade eden Demirtaş, “Siz çiftçiye önünü görebileceği bir ortam sunmuyorsunuz. Üretim aşamasında destek vermeyip raftaki ürünü sübvanse etmeye kalkıyorsunuz. Bunun başarılı olma şansı yok” diyor.

Demirtaş, önce girdi maliyetlerinin sabitlenmesini, motorin, gübre ve elektrik girdilerine destek verilmesini ve uzun süreli desteklerin önceden açıklanmasını talep ediyor.

Baki Remzi Suiçmez de bu alanda yapılan en büyük yanlışlardan birinin desteklerinin yetersizliği ve yanlış zamanda verilmesi olduğunu dile getiriyor. Çiftçinin üretimi tamamladıktan bir yıl sonra desteğe ulaşabildiğinden bahseden Suiçmez, bu durumun çiftçiye bir yarar sağlamadığını ve üreticiyi küstürdüğünün altını çiziyor. Desteklerin ekim sürecinden önce başlaması gerektiğini anlatan Suiçmez, “Hollanda’da şu anda çiftçiler önümüzdeki 7 yıl ne olacağını biliyor. Ürünün maliyetini hesaplayabiliyor. Alacağı destek belli. Ancak bizde böyle bir durum yok. Bazı seneler ürünler boşa gidiyor. Çiftçi küsüyor. Üretimi bırakıyor. Gıda güvenliği için en büyük tehlike budur. Bizim her maddesi düşünülmüş en az 3-5 yıllık üretim planlarına ihtiyacımız var” diye konuştu.

Gıda güvenliği noktasında buğday, ayçiçeği, arpa ve diğer yem bitkilerinde üretimin hızla desteklemesi gerektiğini aktaran Suiçmez, bu ürünlerdeki eksikliğin fiyat artışlarına neden olduğunu belirtiyor. Suiçmez, dengeli ve sürdürülebilir bir üretim eksikliğinin altını çiziyor.

Tüketim sürekli artıyor

Artan gıda fiyatlarının önüne sadece üretimle geçileceğini söyleyen Hüseyin Demirtaş ise, “Halkın alım gücü düşüyor. Küresel bir sorun var. İkisi birleşince gıdaya ulaşım daha da zorlaşacak. Bunun tek çaresi üretim kapasitemizi doğru kullanmak. Türkiye, kendisi gibi iki ülkeye yetecek üretim kapasitesine sahip. Tüketimimiz sürekli artıyor. Bu tehlikeyi görmemiz lazım” diyor.

Paylaşın

3 Ayda 29 Binden Fazla Esnaf İflas Etti

Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine göre 2022’in ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaştı. Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP’li Ağbaba, “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” dedi.

Son 15 ayda 131 binden fazla esnaf iflas ederken, bunun yaklaşık 30 bini, bu yılın ilk 3 ayında gerçekleşti. AK Parti iktidarının ekonomi politikalarının olumsuz Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine de yansıdı. Verilere göre 2022’nin ilk 3 ayında iflas eden esnaf sayısı 30 bine yaklaşırken, Mart 2022’de iflas edenlerin sayısı son 4 yılın mart ayına göre rekor kırdı.

Söz konusu verileri açıklayan ve bu yılın ilk üç ayında 29 bin 360 esnafın iflas ettiğini aktaran CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Şubat 2022’de 8 bin 987 olan iflas sayısı martta 10 bin 226’ya çıktı. Ayrıca bu yıl martta yaşanan iflaslar son 4 yılın en yüksek mart ayı verisi olarak kayıtlara geçti. Örneğin geçen yılın mart ayında iflas eden esnaf sayısı 9 bin 310’du. Artan iflaslar, iktidarın elektrik faturalarında yaptığı düzenlemenin esnafın hiçbir sorununa çare olmadığını da gözler önüne serdi. Yine ilk üç aydakilerle beraber son 15 ayda iflas eden esnaf sayısı ise 131 bin 110’a yükseldi” dedi.

Ağbaba’dan iktidara çağrı

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre Ağbaba ayrıca “Esnafın elinden ekmek teknesini alan siyasi iktidardır” diyerek, “Salgın süresince kapalı olan, işleri azalan esnafımızın Mart 2020-Haziran 2021 arasında ödenmiş faturaları iade edilmeli. Salgın sürecinde esnafa verilen kredilerin faizleri silinmeli. Elektrikte esnafa özel tarife uygulanmalı” çağrısında bulundu.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduata Ödenen Milyarlarca Lira ‘Yoksullara Yardım’ Diye Yazıldı

Hükümet, 11.7 milyar liralık devasa kur koruma ödemesini bütçenin faiz giderleri yerine ‘hanehalkına ve işletmelere yapılan transferler’ kalemine yazdı. Yoksullara toplamda 4.3 milyar liranın ödendi.

Faiz ve örtülü ödenek harcamalarının da artmasıyla sadece mart ayı bütçe açığı 69 milyar liraya ulaştı. Bankalardaki mevduat hesaplarının kur artışlarına karşı korunması için mart ayında halkın bütçesinden 11 milyar 700 milyon 437 bin lira para ödendi.

Hükümet, 11.7 milyar liralık devasa kur koruma ödemesini bütçenin faiz giderleri yerine ‘hanehalkına ve işletmelere yapılan transferler’ kalemine yazdı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, kur koruma ödemelerinin yapıldığı ‘Hanehalkına ve İşletmelere Yapılan Transferler’ kaleminden yoksul aileler, muhtaçlar, öğrenciler, engelliler, çiftçiler ve hayvancılarla istihdam ve üretim yapan yatırımcılara çeşitli destek ödemeleri yapılıyor.

Bankalardaki paraları kur artışına karşı korunan varlıklı kesime mart ayında 11.7 milyar lira ödeme yapılan bu kalemden, halkın en yoksul kesimine 196 milyon lira barınma desteği, 6.6 milyon lira da yiyecek desteği ödemesi yapıldı.

Aynı kalemden öğrencilere 883 milyon lira burç ve harçlık, parasız yatılı öğrencilere 143 milyon lira pansiyon desteği, sosyal güvencesi olmayan yoksulların SGK primi için de 507 bin lira para ödendi.

Yoksullara toplamda 4.3 milyar liranın ödendiği bu kalemden çiftçiye 4.6 milyarı mazot ve gübre olmak üzere toplam 6.1 milyar lira ödeme yapıldı.

Paylaşın

Tarımda Üretici Enflasyonu Rekor Tazeledi

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi Mart’ta aylık bazda yüzde 12.02 artarken, yıllık bazda ise yüzde 84,11 yükseldi. Böylece yıllık bazda endeks tarihinin zirvesi görüldü ve tarım ürünleri üretici fiyat endeksi 11 yılın rekoru tazelendi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) Mart 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, Tarım-ÜFE’de, 2022 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 12,02, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 46,31, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 84,11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 36,59 artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 11,50, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 17,49 ve balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 25,66 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 6,20, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,56, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 16,98 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 32,10 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları ve yüzde 32,31 ile turunçgiller oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 208,09 ile lifli bitkiler, yüzde 148,76 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 110,56 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar oldu.

Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 5,16 ile canlı sığırlar (manda dahil), bunlardan elde edilen işlenmemiş süt ve yüzde 5,73 ile çeltik oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 18,17 ile turunçgiller ve yüzde 17,38 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren tek alt grup ise yüzde 8,32 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler oldu.

71 maddenin ortalama fiyatında artış

Mart 2022’de, endekste kapsanan 81 maddeden, 4 maddenin ortalama fiyatında azalış olurken 6 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 71 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Ücretli Çalışan Sayısı Arttı

Ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, 2022 yılı Şubat ayında 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Şubat 2022 verilerini yayınladı.

Açıklanan verilere göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 12 milyon 695 bin 710 kişi iken, Şubat 2022’de 13 milyon 602 bin 642 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 5,9, inşaat sektöründe yüzde 1,3 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 9,1 arttı.

Ücretli çalışan sayısı aylık yüzde 0,6 arttı

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 0,6 arttı.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Şubat ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,7, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,6 arttı.

Not; Ücretli çalışan sayılarında takvim etkisi gözlenmemiştir. Bu nedenle takvim etkisinden arındırılmış değerler yerine arındırılmamış değerler kullanılmıştır. Aylık değişimler, mevsim etkisinden arındırılmış değerlerin bir önceki aya göre değişimini ifade etmektedir.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Borç Krizi Uyarısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) düşük ve orta gelirli 120 ekonominin borç kırılganlık göstergelerini inceleyerek hazırladığı raporu yayımladı. Raporuna göre, Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde yer aldı.

Dünya’dan Hilal Sarı’nın aktardığı rapor, 120 ekonomiden 19’u çok kritik düzeyde olmak üzere 72 ekonominin temerrüt riski açısından ‘kırılgan’ olduğunu ortaya koyuyor.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın Borç Sürdürülebilirlik Değerlendirmeleri’nden, kredi notlarından ve diğer çeşitli ölçütlerden yararlanılarak hazırlanan raporun, çoğu düşük gelirli ekonomilerden oluşan temerrüt riski bulunan ülkeler listesinde Türkiye ve zaten temerrüte düşmüş olan Arjantin dışında G-20 ekonomisi yok.

Borç kırılganlık listesinde ülkeler üç kategoriye ayrılmış: Temerrütte/Temerrüte düşmek üzere; Temerrüt riski çok yüksek; Yüksek Spekülatif. Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde.

Düşük-orta gelirli ülkeler toplam borcun yüzde 49’unu (294,1 milyar dolar), Türkiye’nin de aralarında olduğu yüksek-orta gelirli ülkeler ise bu borcun yüzde 45’ini (268,1 milyar dolar) oluşturuyor. Yüksek-orta gelir grubundaki borcun büyük bir kısmı “zaten temerrütte ve temerrüte düşmek üzere” kategorisinde. Başta Arjantin olmak üzere, Venezuela, Lübnan ve Ekvador bu büyük ekonomiler arasında.

Dünya Bankası da 28 Mart tarihli “Borç krizi dalgasına hazır mıyız?” blog yazısında yüksek enflasyon, yavaş büyüme ve sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte ve kalkınmakta olan ekonomilerde borç krizlerine neden olacağını öngörüyor.

”Kitlesel gösterilere neden olacak”

BM’nin Ticaret ve Kalkınma Örgütü UNCTAD ise 16 Mart tarihli raporunda savaşın ticaret ve kalkınma üzerindeki etkisinin küresel ekonomik görünümü hızla bozduğu ve özellikle Afrika ülkeleri ve en az gelişmiş ülkeler için alarm zilleri çaldığı vurgulanıyor.

Raporda gıda ve yakıt fiyatlarındaki artışın geçmişte de olduğu gibi kitlesel huzursuzluklara neden olabileceği öngörülüyor. Ayrıca Çin’den Avrupa’ya demiryolu taşımacılığının savaş nedeniyle aksaması durumunda navlun fiyatlarında da ciddi artışlar olabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Et ve Süt Kurumu’ndan İkinci Ramazan Müdahalesi

Et ve Süt Kurumu (ESK), Ramazan ayında vatandaşların et satın alabilmesine destek amacıyla ikinci kez tedbir alma yoluna gidiyor. Geçen hafta kıyma ve kuşbaşının Ramazan’da ucuza satılacağını duyuran ESK şimdi de yetiştiriciye sığır başına 2 bin 500 TL yardım verileceğini açıkladı.

Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan Et Piyasası’nın Düzenlenmesine İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı’na göre uygulama 2 Nisan’dan itibaren geriye dönük olarak yürürlüğe giriyor. Kararın, “hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak, besiciyi ve tüketiciyi korumak, piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarını önlemek ve kamu yararı kapsamında 2022 yılı Ramazan ayı içinde kırmızı et piyasasını düzenlemek amacıyla hazırlandığı” belirtildi.

Serbest piyasaya göre görece ucuz olan ESK’nın mağazaları önünde son aylarda uzun kuyruklar oluştuğu dikkat çekiyor. ESK, “şubelerinin önündeki kuyrukları azaltmak amacıyla et fiyatına yüzde 48 zam yaptığını” duyurmuş, bu gerekçelendirme yoğun tepki ve tartışmalara yol açmıştı. Gelen tepkiler üzerine ESK yüzde 15 indirime gitmişti. Şimdi de 2 Nisan’dan itibaren geri dönük olarak kesimi ve satışı yapılan veya yaptırılan sığır başına yetiştiricilere 2 bin 500 lira ödenmesi Ramazan’a yönelik alınan ikinci tedbir olma özelliğine sahip.

ESK, ilk olarak 8 Nisan‘da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Ramazan ayı günlük satış miktarı 8 ton olan eti 15 tona çıkarma ve kıyma ve kuşbaşını market ortalamalarının yüzde 15-20 altında fiyatla satmayı hedeflediğini duyurmuştu. Bu arada et piyasasına yönelik tedbirler çerçevesinde ülkedeki büyük baş hayvan sayısının da tespiti için talimat verilmişti.

Sığırların kesimi ve satışı nasıl olacak?

Karara göre, sığırların kesimi ve satışı ESK tarafından belirlenecek kriterler çerçevesinde yapılacak veya yaptırılacak. Kesimi yapılan hayvanların ve yetiştirici bilgilerinin yer aldığı ıslak imzalı ve onaylı icmal, ESK tarafından hazırlanacak ve Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’ne (HAYGEM) gönderilecek. Hazırlanan icmallerde yer alan bilgilerin doğruluğundan ESK sorumlu tutulacak. HAYGEM, ESK’dan bildirilen kesilen hayvan sayısı ve destekleme tutarını kontrol ederek “bütçe imkanları çerçevesinde” Ziraat Bankası aracılığıyla yetiştiricilerin hesabına aktaracak.

Karar kapsamında yapılacak ödemeler için gerekli kaynağın ise Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2022 yılı tarımsal destekleme bütçesinden sağlanacağı belirtildi. Bakanlığın, ödemelerde ihtiyaç duyulacak belgeleri belirlenmeye ve değiştirmeye, ödemeye esas bu kararın yürütülmesine ilişkin diğer düzenlemeleri yapmaya, Ziraat Bankası ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaya yetkili olacağı da haber verildi.

Destek ödemeleri, ödemeye esas icmallerin elektronik ortamda Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’ne iletilmesi ile birlikte Bakanlık tarafından gerekli kaynağın bankaya aktarılmasında sonra yapılacak.

Ödemeler için gerekli finansman, bütçenin ilgili harcama kaleminden tahsil edilerek sağlanacak. Bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak Ziraat Bankası’na hizmetlerinden dolayı ödenen tutarın yüzde 0,2’si ayrıca komisyon olarak ödenecek. Bu karar uyarınca ödeme, ESK tarafından tarımsal üretimi destekleme bütçesi ödeneğinden yetiştiricilerin hesaplarına aktarılacak ve destekleme ödemeleri kamu kaynağı niteliğinde olduğu için hak ediş sahibinin hesabına aktarılmadan önce haciz, icra ve temlik işlemlerine de konu edilemeyecek.

Paylaşın

Dört Kişilik Bir Ailenin ‘Asgari Geçim Haddi’ 13 Bin Lirayı Aştı

Türkiye Kamu-Sen Araştırma-Geliştirme Merkezi, 2022 mart ayına ilişkin asgari geçim endeksi sonuçlarını açıkladı. Açıklamada, TÜİK’ten alınan mart ayı fiyatlarına göre çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı 6 bin 184 lira olarak hesaplandı.

Haber Merkezi / Araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi 775 lira artışla, 13.446 bin lira olarak belirlenirken, asgari geçim haddi yüzdesel olarak ise yüzde 6,12 arttı.

Yine araştırmaya göre, çalışan tek bir kişinin açlık sınırı aylık yüzde 6,63 oranında arttı. Böylece çalışan tek kişinin açlık sınırı 263 lira artarak 4 bin 945 liraya yükseldi. Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamı ise mart ayında 4 bin 713 lira olarak tahmin edildi.

Araştırmada, 4 kişilik bir ailenin sağlık kuruluşlarının belirlediği gibi sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcamanın Mart 2022 verilerine göre günlük 111 lira olduğu belirlendi. Ailenin aylık gıda harcaması toplamı ise 3 bin 339 lira oldu.

Mart 2022 itibari ile ortalama 6 bin 285 lira ücret alan bir memurun ailesi için yaptığı gıda harcaması, maaşının yüzde 53,13’ünü oluşturdu.

TÜİK verilerinde 1.374,16 lira olarak belirlenen kira gideri ise Mart 2022 ortalama maaşının yüzde 21,86’sına denk geldi. Buna göre bir memur, ortalama maaşının yüzde 74,99’unu yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.

“Enflasyon farkı aylık olarak maaşlara yansıtılmalı”

Mart ayı asgari geçim sonuçlarını değerlendiren Kamu-Sen Genel Başkan Önder Kahveci, enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezimizin yaptığı araştırma, içinde bulunduğumuz zaman diliminde enflasyonun ne denli hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Öyle ki, yaptığımız bu çalışmaya göre sadece 2022 yılında dört kişilik ailenin geçinme giderleri üç ayda 3074, 13 TL artmıştır. Yani bu rakamlara bakıldığında memurlarımızın alım gücü de aynı oranda düşmüştür.

Aradan altı ay geçtikten sonra ödenecek olan enflasyon farkı şu anda yaşanmakta olan erimeyi telafi etmemekte, sadece dönemsel bir telafiyi içermektedir.

Dolayısıyla, bu dönemlerde enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması kamu çalışanlarının enflasyona ezdirilmemesi yönünde olumlu bir adım olacak, alım gücünün korunmasını sağlayacak ve memurlarımızın bir nebze olsun nefes almasına katkıda bulunacaktır.

Türkiye Kamu-Sen olarak enflasyon farkının aylık mahsuplaşma yoluyla maaşlara eklenmesi talebimizi bir kez daha buradan ilan ediyoruz”

(Kaynak: Kamu-Sen)

Paylaşın