“Önlem Alınmazsa Enflasyon Yüzde 200’e Gider”

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), Enflasyon ve Kur Raporu yayınladı. Raporda, enflasyonun resmi verilere göre 3 haneli olması ve yüzde 200’leri bulması olasılığının gittikçe artacağı belirtildi. 

Sözcü’de yer alan Erdoğan Süzer’in haberine göre; halkın yaşadığı gerçek enflasyonu hesaplamaya yönelik çalışmalar yapan ENAG, enflasyonu durdurmak için somut önlem alınmaması halinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyonunun yüzde 100’leri, ENAG enflasyonunun ise yüzde 200’leri bulabileceğini bildirdi. ENAG, Türkiye’nin 2020 yılında büyümediği, aksine çift haneli küçüldüğü iddiasında da bulundu.

“Halkın reel geliri düştü”

ENAG, yayımladığı Enflasyon ve Kur Raporu’nda, TÜİK’in ekonomiye yönelik yanlış sinyaller vermesi ile Merkez Bankası’nın rezervlerini kaybedip önlenemez boyutta kredibilite kaybına uğramasının, döviz kuru ve enflasyonu yukarı taşıdığını belirtti. TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon ve büyüme verileri yüzünden halkın reel gelirinin düştüğü, bunun da tasarruf/yatırım dengesini bozduğu ifade edilen raporda, bozulan dengelerle ülke iflas risk primi olan CDS oranının 730’lara çıkarak dış borç çevirme ve verimli yatırımları finanse etmeyi zorlaştırdığı belirtildi.

“Ek tedbirlere gidilmeli”

ENAG, Türkiye’nin artık yurtdışından dolar ve euro bazında yüzde 10’ların üzerinde faizle borçlanmak zorunda kalacağına işaret ederken, “Enflasyonun resmi verilere göre 3 haneli olma, ENAGrup ölçümlerine göre de yüzde 200’leri bulma olasılığı gittikçe artmaktadır. Baz etkisine güvenerek enflasyonu aşağı çekme politikasının da bu yükselişe etki etmeyeceği gerçeğiyle karar vericilere enflasyonun ateşini alacak ek tedbirlere gitmelerini tavsiye ederiz” dedi.

“Kur korumalı mevduat sahte ürün”

ENAG, kur korumalı mevduat hesabını (KKMH) “sahte finansal türev ürünü” olarak nitelendirdi. Enflasyon ve Kur Raporu’nda KKMH’nin ödemeler dengesi, döviz kuru ve enflasyonun seyri gibi birçok alanı olumlu değil tam aksine olumsuz etkilediğini belirten ENAG, “Neyin neden korunduğunun pek de anlaşılamadığı bu finansal ürün neden değil, içine düşülen olumsuzlukları biraz ötelemek amacıyla ortaya çıkarılmış bir sonuçtur” denildi.

Paylaşın

Dünya Bankası’ndan Resesyon Uyarısı: Küresel Durgunluk Kaçınılmaz Olabilir

ABD Ticaret Odası’nın düzenlediği bir etkinliğe katılan Dünya Bankası Başkanı David Malpass, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gıda, enerji ve gübre fiyatlarını artırdığını, bu nedenle küresel durgunluğun kaçınılmaz olabileceği uyarısında bulundu.

Almanya ekonomisinin, enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle belirgin şekilde yavaşladığını söyleyen Malpass, Almanya’nın dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olduğuna dikkat çekti.

Avrupa’nın hala büyük ölçüde Rus gazına ve petrolüne bağımlı olduğunu söyleyen Malpass, gelişmekte olan ekonomilerin gıda ve enerji fiyatları ve gübre sıkıntısından etkilendiğini vurguladı.

Malpass, “Küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)’ya baktığımızda, resesyonun olmadığı bir tahminde bulunmak şu anda zor” ifadelerini kullandı ve ekledi: Enerji fiyatlarının ikiye katlanması fikri bile tek başına resesyonu tetiklemek için yeterli.

Çin kaygısı

Dünya Bankası geçen ay, bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini neredeyse 1 puan indirerek yüzde 3,2’ye düşürmüştü.

Çin’deki kapanma önlemlerinin yavaşlama konusundaki endişeleri artırdığını belirten Dünya Bankası Başkanı David Malpass, “Çin’in gayrimenkul sektöründe halihazırda bir resesyon yaşıyordu, bu nedenle Rusya’nın işgalinden önce bile Çin’in 2022 için zaten agresif bir büyüme tahmini yoktu” ifadelerini kullandı.

Çin Başbakanı Li Keçiang, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, son karantinaların dünyanın en büyük ikinci ekonomisine pandeminin başlangıcında etkilediğinden daha fazla zarar verdiğini söylemişti: Bazı kentlerde, işletmelerin yalnızca yüzde 30’u yeniden açıldı. Bu oran kısa üre içinde yüzde 80’e çıkarılmalı.

Resesyon nedir?

Günümüzde, bir ülkenin ekonomisinin sürekli büyümesi normal olarak kabul ediliyor.

Ülkelerin ürettiği mal ve hizmetlerin değeri – Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) – arttıkça, vatandaşlarının ortalama olarak daha da zenginleştiği düşünülüyor.

Ancak GSYİH bazen artmaz ve bu, eğer arka arkaya iki çeyrek sürerse buna resesyon deniyor. Türkiye ekonomisi son olarak 2018’in ikinci yarısında resesyona girmişti.

GSYİH nedir?

GSYİH, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın kısaltması ve günümüzde ekonomik büymenin ölçüsü olarak kullanılıyor. Merkez bankaları ve ekonomistlerin yakından takip ettiği bu veri, ekonomilerin nasıl performans gösterdiğini anlamada ana ölçülerden biri olarak kullanılıyor.

İşletmelerin işe alım yapma ya da yatırımlarını kesme gibi kararlarında GSYİH belirleyici olabiliyor. Hükümetler GSYİH’ı vergi ve kamu harcamaları kararlarında rehber olarak kullanıyor. Merkez bankalarının faiz kararlarında enflasyonla birlikte GSYİH’ı da yönlendirici olabiliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Bir Yılda 5,4 Milyon Tapuya El Konuldu

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz koşullarıyla birlikte yurttaşlar her geçen gün daha fazla yoksullaşırken, borçlar da ödenemez hale geldi. 2021 yılında tapular üzerinde uygulanan e-haciz sayısının 5 milyonu aştığı öğrenildi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; banka ve finansman şirketlerine olan borç 13 Mayıs itibarıyla 1 trilyon 83 milyar TL’yi aşarken 4 milyon 143 bin yurttaş, beş yıldır borcunu ödeyemediği için haciz kıskacına alındı.

Borcunu ödeyemeyen yurttaş sayısı Türkiye’deki ekonomik krizin yakıcı etkisini gözler önüne serdi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün verileri ise korkunç tabloya ayna tuttu. 2021 yılında tapular üzerinde uygulanan e-haciz sayısının 5 milyonu aştığı öğrenildi.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı ortaklığıyla e-haciz işlemlerine yönelik yazılım ve entegrasyon çalışmaları 2018 yılının sonunda tamamlandı. Tapulara yönelik ilk e-haciz uygulaması 14 Ocak 2019 tarihinde Sincan Batı Adliyesi’nde uygulanmaya başlandı. Tapuda e-haciz, 15 Mayıs 2019 tarihinde ise Türkiye çapında yaygınlaştırıldı.

Müdürlüğün, 2020 ve 2021 yıllarına yönelik e-haciz verileri ise dikkati çekti. Resmi verilere göre, 2020 yılında tapular üzerinde toplam 3 milyon 737 bin 827 adet haciz tesisi gerçekleştirilirken bu sayı 2021 yılında yüzde 45 arttı.

Bir yılda 5,4 milyon e-haciz

Müdürlüğün e-haciz, terkin ve kamu haczine yönelik istatistiklerinde şu veriler sıralandı:

  • Tapuda e-haciz tesis sayısı: 5 milyon 431 bin 29
  • Tapuda e-haciz terkin sayısı: 1 milyon 769 bin 731
  • GİB tarafından konulan kamu haczi: 385 bin 45

Konut sahipliği oranı düşüyor

Borç nedeniyle tapusuna yönelik haciz uygulanan sayısı giderek artarken TÜİK’in 2017 yılı itibarıyla kayıtlarına aldığı, “Konut sahipliği istatistikleri” de Türkiye’de ev sahibi olabilenlerin sayısının giderek azaldığını ortaya koyuyor. Kayıtların ilk kez tutulduğu 2017 yılında kendilerine ait bir konutta oturanların oranı yüzde 59,1 olurken bu oran 2021 yılında 57,5 ile ifade ediliyor.

Paylaşın

Ekonomik Güven Endeksi Mayıs Ayında Yüzde 2,1 Arttı

Nisan ayında 94,7 olan ekonomi güven endeksi, mayıs ayında yüzde 2,1 oranında artarak 96,7 değerine yükseldi. Artış tüketici, hizmet ve perakende ticaret sektörü güven endekslerindeki artışlardan kaynaklandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs ayına ilişkin ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı. Buna göre endeks, nisan ayında 94,7 iken, mayıs ayında yüzde 2,1 oranında artarak 96,7 değerine yükseldi

TÜİK’e göre ekonomik güven endeksindeki artış tüketici, hizmet ve perakende ticaret sektörü güven endekslerindeki artışlardan kaynaklandı.

Bir önceki aya göre mayıs ayında tüketici güven endeksi yüzde 0,4 oranında artarak 67,6 değerini, hizmet sektörü güven endeksi yüzde 6,1 oranında artarak 121,7 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,7 oranında artarak 121,4 değerini aldı.

Reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,7 oranında azalarak 107,0 değerini, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 2,2 oranında azalarak 81,6 değerini aldı.

Paylaşın

Kripto Piyasasında Parası Olanlara Büyük Şok

Kripto varlıklarla ilgili yasal mevzuat konusunda uzun süredir çalışmalarını sürdüren hükümet, öncelikle genel bir çerçeve düzenleme yapmayı, ardından da kripto şirketlerine sermaye zorunluluğu ve küresel şirketlere Türkiye’de şirket kurma şartı gibi düzenlemeleri getirmeye hazırlanıyor.

Sözcü’nün aktardığına göre Bloomberg’e konuşan iki yetkili, Cumhurbaşkanlığında salı günü (dün) kapalı bir kripto varlık düzenleme mevzuat toplantısı gerçekleştirildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın başkanlığındaki toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı, Nurettin Canikli, Fatih Şahin ve Ömer İleri katıldı.

Toplantıda mevzuat hazırlıklarıyla ilgili yapılan toplantılarda gelinen aşama ve formüller ele alındı. Çalışmaları bir süre askıya alan hükümet, arayışların devam etmesi kararı aldı.

 Şirket kurma ve sermaye şartı

Buna göre hükümet, kripto varlıklarla ilgili çalışmasında 4 ana başlık öne çıkıyor. Bunlardan ilki uluslararası kripto şirketlerine Türkiye’de şirket kurma zorunluluğu getirilmesi.

Hükümet bu kapsamda daha önce sosyal medya şirketleri için getirdiği kuralı kripto alanında da uygulamak istiyor. Türk şirketlerin yüksek rakamlarda vergi ödediklerine işaret eden yetkili, haksız rekabetin oluşmaması adına uluslararası şirketlerin de vergi mükellefi olmaları gerektiğine değindi.

AK Parti’nin Meclis’e sunmaya hazırladığı teklifte bir diğer noktanın da sermaye şartıyla ilgili olması planlanıyor. İlk değerlendirmeler 100 milyon TL’lik sermaye şartının getirilmesi yönünde ancak bu rakam artabilir.

Saklama ve vergilendirme

AK Parti kurmayları, kripto varlıkların güvenli saklanması konusunda da formül arayışı içerisinde. Bu alanda mağduriyetlerin varlıkların korunması konusunda yaşandığına işaret eden bir yetkili, güvenilir saklama koşullarının oluşturulmasında bankaların teknolojik altyapılarının devreye girebileceğine dikkat çekti.

Hükümetin üzerinde durduğu ancak son kararı vermediği bir diğer konu da bireysel yatırımcıya yönelik vergilendirme. Bu konuda üzerinde durulan seçenek ise sembolik bir kambiyo vergisinin kripto alımlarında uygulanması. Bu oranın yükselmesinin kayıt dışılığa neden olabileceğini düşünen iktidar orta yol bulmaya çalışıyor.

Paylaşın

TL’nin Aylık Kaybı Yüzde 8’i Geçti

İstanbul serbest piyasada dolar 16,18 liradan, euro 17,31 liradan güne başladı. Dün, doların satış fiyatı 16,06 lira, euronun satış fiyatı ise 17,21 lira olmuştu. Dolar iki haftadır TL karşısındaki yükselişini sürdürüyor.

Bankacılar ise kamu kontrollü olarak niteledikleri kurda yeni döviz kaynağı olmadan dengenin nasıl sağlanacağını sorguluyor. TL ay başından beri dolar karşısında yüzde 8’in üzerinde değer kaybı yaşarken, yılbaşından beri kayıp ise yüzde 19’a yaklaştı.

Öncü verilerden bankacıların yaptığı hesaplamaya göre Merkez Bankası’nın mayıs ayında piyasaya rezervlerinden yaptığı döviz arzı yılın ilk 4 ayına göre belirgin bir artış eğiliminde. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın zaten negatifte olan kendi ait döviz rezervleri mevcut kur politikasında her geçen gün daha çok eriyor.

Merkez Bankası’nın toplam rezervi 13 Mayıs itibarıyla 102 milyar doların altına, uluslararası net rezervler ise 11.5 milyar dolara geriledi. Swap hariç rezervler ise aynı dönemde eksi 52 milyar dolara kadar gerileyerek daha önce büyük siyasi ve ekonomik değişimleri beraberinde getiren eksi 60 milyar dolara bir kez daha yaklaştı.

Bankacıların hesaplamalarına göre bu hafta açıklanacak net rezervin 11.5 milyar dolardan 10 milyar dolara veya bir miktar altına gerilemesi bekleniyor.

Reuters’ın haberine göre, Merkez ihracatçı döviz gelirlerinin yüzde 40’ını, hizmet ihracatı döviz gelirlerinin bir kısmını ve kur korumalı mevduat uygulamasının döviz kısmını rezervlerine katsa da bankanın rezervleri aynı oranda artmıyor.

Hatta bu döviz gelirlerine rağmen net rezervler son 4 haftada 7.6 milyar dolar eridi. Aradaki fark, kurda hükümetin tanımıyla “istikrar” için kullanılıyor. TCMB resmi olarak kurdaki müdahalelerini kabul etmezken hareketleri dalgalı kur rejimi olarak nitelendiriyor.

Ekonomist Haluk Bürümcekçi, TCMB’nin döviz satışlarının “Ocak-Nisan döneminde 30 milyar doları aştığını tahmin ediyoruz. Satışların Mayıs ayında daha da yoğunlaştığı günlük analitik bilanço verilerinden hareketle söylenebiliyor… Nitekim, banka swapları ile düzeltilmiş net uluslararası rezerv büyüklüğünün Mayıs ayı ilk 20 günü sonunda 7.7 milyar dolar daha gerilediğini hesaplamaktayız” dedi.

Reuters’ın görüşlerine başvurduğu birçok döviz işlemcisi de benzer şekilde Mayıs ayı başından beri TCMB’nin döviz satışlarına hız verdiğini ve günlük net 0.5 milyar dolar üzerinde rezerv kaybına neden olacak döviz satışı yapıldığını ve bunun da geçtiğimiz aylara göre satışların arttığı anlamına geldiğini belirtiyorlar.

Bir bankanın döviz masası işlemcisi, “Turizm iyi geçecek, kış enerji ithalatı azalacak bunlar pozitif. Ancak KKM girişleri zayıfladı, rezervler ise her gün daha çok zayıflıyor. Eğer kur politikasının sürmesi isteniyorsa bu dengeyi değiştirecek yeni bir gelişmeye, yeni bir döviz kaynağına ihtiyaç var. Burada bireylerin 139 milyar dolarlık birikimleri çekebilecek bir tahvil ihracı ya da Suudi Arabistan vb kaynaklı yeni bir döviz kaynağı sağlanıp sağlanamayacağını takip edeceğiz” dedi.

Bu kapsamda piyasalarda kısa vadeli yüksek getirili bir bono, enflasyona endeksli tahvil gibi adımlarla dövize olan talebin düşürülüp düşürülemeyeceği ve yurtdışından kamuya yeni döviz kaynağı sağlanıp sağlanamayacağı takip ediliyor.

Türkiye’nin beş yıl vadeli borcunu iflasa karşı korumanın maliyetini gösteren CDS’ler (risk primi) dün 730 puan ile Refinitiv verilerine göre 2008 yılındaki küresel finansal krizden bu yana rekor seviyeye çıktı. CDS dün günü 724/734 seviyesinden tamamladı. Bankacılar CDS yükselişinin Hazine’nin dolar borçlanma maliyetlerini çift haneye yaklaştırdığına dikkat çekiyorlar.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Moody’s Ekonomisti: Türkiye’de Tasarruf Etmek Mantıklı Değil

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Analytics ekonomisti Lina Barokas, Türkiye’de tasarruf etmenin ‘mantıklı bir seçenek olmadığını’ söyledi. Barokas, “Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil” dedi. 

Dünya gazetesinden Elif Karaca’ya konuşan Barokas, enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyonun ‘şaşırtıcı olmadığını’ belirtti. Barokas, “TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve yüzde 14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor” ifadelerini kullandı.

Barokas’ın açıklamaları şöyle:

“ABD ve AB resesyona girerse Türkiye ekonomisi bundan nasıl etkilenir?

ABD ve AB’de yaşanacak bir resesyon, özellikle uluslararası ticaret ve finansal bağlantıları olan birçok gelişmekte olan ülke için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Şu anda yüksek emtia fiyatlarından avantaj sağlayan emtia ihracatçısı ülkeler için de olumsuz olacaktır. Türkiye’nin dış ticareti de olumsuz etkilenecektir.

Türkiye’de enflasyon yüzde 70’e ulaştı. TCMB’nin adımları enflasyonu düşürmeye yeterli mi?

Enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyon şaşırtıcı değil. Ancak Türkiye’deki enflasyonun yükseliş eğilimi işgalden çok önce başladı. TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve %14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor.

Türkiye’de enflasyona ilişkin yukarı yönlü riskler hangileri?

Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil. Bu, vatandaşların daha fazla tükettiği ve fiyatlar üzerinde daha fazla yukarı yönlü baskının oluştuğu bir kısır döngüye neden oluyor. Ulusal tasarrufların olmaması ise, ülkenin döviz girişi yaratabilecek alanlarda yatırım yapma kabiliyetini kısıtlıyor.

Türkiye’nin bu yıl çok turist çekerek döviz rezervlerini güçlendirebileceğini düşünüyor musunuz?

Türkiye, Avrupalılar için en çekici turizm destinasyonlarından biri olmaya devam ediyor. Ancak, hem Avrupalıların satın alma gücünün azalması hem de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle gelirler daha düşük olabilir. Rus turistler Türkiye için turizm gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.”

Paylaşın

IMF’den Finansal Kriz Uyarısı: Küresel İşbirliği Şart

Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında konuşan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, dünya ekonomisinin bir dizi tehditle karşı karşıya olduğunu söyledi. Georgieva, Ukrayna’daki savaşın, pandemi nedeniyle darbe alan küresel ekonomiyi daha da zorladığını belirtti.

Birçok ülkenin gıda ticareti ve enerji arzı üzerinde sınırlamalara gitmeye başladığını ifade eden Georgieva, bu durumun yoksul ülkeleri daha da yoksullaştıracağı uyarısında bulundu.

Dünya ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana belki de en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Georgieva, gıda kıtlığı ve iklim değişikliğinin yarattığı tehditlerle mücadele için küresel işbirliğine gidilmesinin şart olduğunu söyledi.

Hükümetlerin yoksul vatandaşlarına yönelik teşvikler vermesi gerektiğini belirten Georgieva, BBC’ye yaptığı açıklamada geçim sıkıntısı kriziyle ilgili olarak ele alınması gereken öncelikleri şöyle sıraladı:

“İki önceliğimiz var. Birincisi artan gıda ve enerji fiyatları altında ezilen toplumun en yoksul kesimlerini sübvanse etmek. İkincisi de Ukrayna’daki savaş nedeniyle en büyük zararı gören iş kollarına destek olmak.”

Dünya genelinde birçok hükümet artan geçim sıkıntısı nedeniyle zorlanan kesimlere yönelik destek paketleri açıklıyor. Ancak bunun yeterli seviyede olmadığı düşünülüyor. Bu yıl gıda fiyatları rekor seviyelere tırmanmış durumda. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında da büyük bir sıçrama görülüyor.

Bunda pandeminin açtığı yaralar henüz sarılmadan Ukrayna savaşının patlaması en büyük etken. Zira Rusya ve Ukrayna, dünyanın en büyük tahıl ihracatçıları arasında.

Resesyon korkusu

Tahıl arzı konusunda sıkıntı yaşanması endişesi dünya genelinde birçok ülkede yıllık enflasyon seviyelerini de rekor seviyelere tırmandırdı. Enflasyon rakamları İngiltere’de yüzde 9, ABD’de yüzde 8,3 ve Eurozone bölgesinde yüzde 7,4 olarak açıklandı.

Merkez bankaları artan fiyatları kontrol altına almak için faiz oranlarını yükseltirken, kimi ekonomistler resesyon riskini dile getirmeye başladı.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, pandemi sürecini atlatabilmek için dışarı borçlanan hükümetlerin artan borçlanma maliyetlerinin büyük sorunlar yaratmasından endişe duyduğunu ifade etti.

Georgieva, hükümetlerin ne kadar borçlandıkları ve ne kadar harcadıkları konusunda son derece dikkatli davranmaları gerektiğini savundu.

IMF Başkanı hükümetlerin vatandaşlara yeterli desteği vermemesi durumunda Sri Lanka’daki gibi protestoların dünya genelinde birçok başka ülkede de görülebileceği uyarısında bulundu.

Sri Lanka’da artan fiyatların tetiklediği ekonomik kriz ülkede şiddetli protestolara yol açmış, iktidarın değişmesine neden olmuştu.

Şeffaf ticaret

IMF ve Dünya Bankası’nın da aralarında olduğu bir grup uluslararası kalkınma örgütü, bu hafta dünya genelinde artan gıda fiyatlarıyla mücadele etmeyi amaçlayan bir plan ortaya attı.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, “Artan küresel gıda ve gübre fiyatlarının çok sayıda insanın açlık tehdidiyle karşı karşıya kalmasına yol açması gibi ciddi bir risk var” diye konuştu.

Kristalina Georgieva ise aslında yeterli miktarda gıda arzı olduğunu, ancak bunun eşit ve adil bir şekilde dağıtılmadığını öne sürdü:

“Ticaretin açık ve şeffaf olması gerekiyor. Ülkelerin ihtiyaçlarının üzerinde gıdayı sadece kendilerine ayırdıkları ve gıdanın bir yerden diğerine dolaşımına mani oldukları bir duruma imkan verilmemesi gerek.”

Dünyanın en büyük ikinci buğday üreticisi olan Hindistan bu yıl buğday ihracatını yasaklamıştı. Narendra Modi hükümeti, bu yasağı bir vadede gözden geçirebileceklerini ifade etmişti.

IMF Başkanı Georgieva, “Gerçekten bu yasağı yeniden değerlendirmeleri için yalvarıyorum. Tüm dünya için çok zor bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

Georgieva, “Kendi vatandaşlarını beslemek zorunda olduklarını anlıyorum. 1,4 milyarlık bir nüfusları var. Ama önümüzdeki krizle baş edebilmek için küresel işbirliğine gitmek dışında bir seçeneğimiz yok” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Reel Kesim Güven Endeksi’ Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından mayıs ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi açıklandı. İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1.744 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilerek değerlendirildi.

Buna göre, RKGE mayısta bir önceki aya kıyasla 0,3 puan azalarak 109,4 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi (RKGE-MA) ise 0,7 puan düşüşle 107,0’ye geriledi.

Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, genel gidişat, gelecek üç aydaki toplam istihdam ve son üç aydaki toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.

Dünya’da yer alan habere göre; son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyir bir önceki aya göre güçlendi.

Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler ile mevcut mamul mal stoklarının seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğu yönündeki değerlendirmeler de aynı dönemde arttı.

Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında bir önceki ayda artış bekleyenler lehine olan seyir zayıfladı. Gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentiler de zayıflarken, gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentiler ise bir önceki aya göre yükseldi.

ÜFE beklentisi yüzde 71,1’e yükseldi

Ortalama birim maliyetlerde, gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler ve son üç ayda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyir ile gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentiler de zayıfladı.

Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 6,2 puan artarak yüzde 71,1 seviyesinde gerçekleşti.

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 8,5‘e, aynı kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 70,2‘ye yükselirken, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 21,3’e geriledi.

Mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre; hizmet sektöründe yüzde 6,1 ve perakende ticaret sektöründe yüzde 1,7 artarken, inşaat sektöründe yüzde 2,2 azaldı.

Paylaşın

Gıda Fiyatlarındaki Yıllık Artış Yüzde 160’a Dayandı

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonun Ar-Ge birimi KAMUAR’ın, fiyatlarını Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hazırladığı gıda fiyatları endeksinin Mayıs 2022 sonuçları açıklandı.

Haber Merkezi / Buna göre, Mayısta, gıda fiyatlarındaki artışta sebze dışındaki bütün harcama gruplarında yaşanan yüksek oranlı zamlar belirleyici oldu.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, mayısta bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında artış kaydetti. Halka ucuz et yedirme sözü daha unutulmamışken et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 15,1 oranında aylık artış oldu. Mayısta süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 7,1 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 1,3 oranında yükselme oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 19,2 oranında arttığı mayıs ayında sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 9,2 oranında düşüş  yaşandı. Bakliyat fiyatlarının yüzde 2  oranında arttığı mayısta, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise  özellikle şeker ve çay fiyatlarına yapılan zamlar nedeniyle yüzde 33,4 oranında artış kaydedildi.

Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için nisanda, bir önceki aya göre yüzde 9,2 oranında daha fazla para ödedi.

Türkiye’nin üç haneli enflasyonlara doğru hızla gittiği bu yılın ilk beş aylık döneminde gıda fiyatlarında yüzde 65,5 oranında artış yaşandı.

Ocak-mayıs döneminde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 51,5 oranında arttı, et ve balık fiyatları yüzde 58,3, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 24,9, yağ fiyatları yüzde 26,6 oranında, meyve fiyatları yüzde 165,5, sebze fiyatları yüzde 115,8, bakliyat fiyatları yüzde 20,8, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 64,5 oranında arttı.

Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Mayıs 2021’e göre) yüzde 159,6 oranında artış gözlendi. Diğer bir ifadeyle vatandaşlar Mayıs 2021’de 100 liraya dolan bir sepet için bu yıl aynı ay 259,6 lira ödemek zorunda kaldılar.

Bu yıl mayısta geçen yılın mayıs ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 139,4, et-balık fiyatlarında 115,6, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 93,8 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 101,9 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 243, sebze fiyatları ise yüzde 422,4 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 101,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 114,7 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceği gözleniyor.

AÇLIK RİSKİ ARTIYOR

Raporla birlikte yayınlanan değerlendirme de ise şu ifadeler yer aldı; Yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, gelir artışı bırakın gıda fiyatlarını genel enflasyon oranının da oldukça altında kalan Türkiye’de açlık riskini giderek büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor. Uzmanlar bu durumu, özellikle genç nesil açısından gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor.

Paylaşın