Kripto Piyasasında Parası Olanlara Büyük Şok

Kripto varlıklarla ilgili yasal mevzuat konusunda uzun süredir çalışmalarını sürdüren hükümet, öncelikle genel bir çerçeve düzenleme yapmayı, ardından da kripto şirketlerine sermaye zorunluluğu ve küresel şirketlere Türkiye’de şirket kurma şartı gibi düzenlemeleri getirmeye hazırlanıyor.

Sözcü’nün aktardığına göre Bloomberg’e konuşan iki yetkili, Cumhurbaşkanlığında salı günü (dün) kapalı bir kripto varlık düzenleme mevzuat toplantısı gerçekleştirildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın başkanlığındaki toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı, Nurettin Canikli, Fatih Şahin ve Ömer İleri katıldı.

Toplantıda mevzuat hazırlıklarıyla ilgili yapılan toplantılarda gelinen aşama ve formüller ele alındı. Çalışmaları bir süre askıya alan hükümet, arayışların devam etmesi kararı aldı.

 Şirket kurma ve sermaye şartı

Buna göre hükümet, kripto varlıklarla ilgili çalışmasında 4 ana başlık öne çıkıyor. Bunlardan ilki uluslararası kripto şirketlerine Türkiye’de şirket kurma zorunluluğu getirilmesi.

Hükümet bu kapsamda daha önce sosyal medya şirketleri için getirdiği kuralı kripto alanında da uygulamak istiyor. Türk şirketlerin yüksek rakamlarda vergi ödediklerine işaret eden yetkili, haksız rekabetin oluşmaması adına uluslararası şirketlerin de vergi mükellefi olmaları gerektiğine değindi.

AK Parti’nin Meclis’e sunmaya hazırladığı teklifte bir diğer noktanın da sermaye şartıyla ilgili olması planlanıyor. İlk değerlendirmeler 100 milyon TL’lik sermaye şartının getirilmesi yönünde ancak bu rakam artabilir.

Saklama ve vergilendirme

AK Parti kurmayları, kripto varlıkların güvenli saklanması konusunda da formül arayışı içerisinde. Bu alanda mağduriyetlerin varlıkların korunması konusunda yaşandığına işaret eden bir yetkili, güvenilir saklama koşullarının oluşturulmasında bankaların teknolojik altyapılarının devreye girebileceğine dikkat çekti.

Hükümetin üzerinde durduğu ancak son kararı vermediği bir diğer konu da bireysel yatırımcıya yönelik vergilendirme. Bu konuda üzerinde durulan seçenek ise sembolik bir kambiyo vergisinin kripto alımlarında uygulanması. Bu oranın yükselmesinin kayıt dışılığa neden olabileceğini düşünen iktidar orta yol bulmaya çalışıyor.

Paylaşın

TL’nin Aylık Kaybı Yüzde 8’i Geçti

İstanbul serbest piyasada dolar 16,18 liradan, euro 17,31 liradan güne başladı. Dün, doların satış fiyatı 16,06 lira, euronun satış fiyatı ise 17,21 lira olmuştu. Dolar iki haftadır TL karşısındaki yükselişini sürdürüyor.

Bankacılar ise kamu kontrollü olarak niteledikleri kurda yeni döviz kaynağı olmadan dengenin nasıl sağlanacağını sorguluyor. TL ay başından beri dolar karşısında yüzde 8’in üzerinde değer kaybı yaşarken, yılbaşından beri kayıp ise yüzde 19’a yaklaştı.

Öncü verilerden bankacıların yaptığı hesaplamaya göre Merkez Bankası’nın mayıs ayında piyasaya rezervlerinden yaptığı döviz arzı yılın ilk 4 ayına göre belirgin bir artış eğiliminde. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın zaten negatifte olan kendi ait döviz rezervleri mevcut kur politikasında her geçen gün daha çok eriyor.

Merkez Bankası’nın toplam rezervi 13 Mayıs itibarıyla 102 milyar doların altına, uluslararası net rezervler ise 11.5 milyar dolara geriledi. Swap hariç rezervler ise aynı dönemde eksi 52 milyar dolara kadar gerileyerek daha önce büyük siyasi ve ekonomik değişimleri beraberinde getiren eksi 60 milyar dolara bir kez daha yaklaştı.

Bankacıların hesaplamalarına göre bu hafta açıklanacak net rezervin 11.5 milyar dolardan 10 milyar dolara veya bir miktar altına gerilemesi bekleniyor.

Reuters’ın haberine göre, Merkez ihracatçı döviz gelirlerinin yüzde 40’ını, hizmet ihracatı döviz gelirlerinin bir kısmını ve kur korumalı mevduat uygulamasının döviz kısmını rezervlerine katsa da bankanın rezervleri aynı oranda artmıyor.

Hatta bu döviz gelirlerine rağmen net rezervler son 4 haftada 7.6 milyar dolar eridi. Aradaki fark, kurda hükümetin tanımıyla “istikrar” için kullanılıyor. TCMB resmi olarak kurdaki müdahalelerini kabul etmezken hareketleri dalgalı kur rejimi olarak nitelendiriyor.

Ekonomist Haluk Bürümcekçi, TCMB’nin döviz satışlarının “Ocak-Nisan döneminde 30 milyar doları aştığını tahmin ediyoruz. Satışların Mayıs ayında daha da yoğunlaştığı günlük analitik bilanço verilerinden hareketle söylenebiliyor… Nitekim, banka swapları ile düzeltilmiş net uluslararası rezerv büyüklüğünün Mayıs ayı ilk 20 günü sonunda 7.7 milyar dolar daha gerilediğini hesaplamaktayız” dedi.

Reuters’ın görüşlerine başvurduğu birçok döviz işlemcisi de benzer şekilde Mayıs ayı başından beri TCMB’nin döviz satışlarına hız verdiğini ve günlük net 0.5 milyar dolar üzerinde rezerv kaybına neden olacak döviz satışı yapıldığını ve bunun da geçtiğimiz aylara göre satışların arttığı anlamına geldiğini belirtiyorlar.

Bir bankanın döviz masası işlemcisi, “Turizm iyi geçecek, kış enerji ithalatı azalacak bunlar pozitif. Ancak KKM girişleri zayıfladı, rezervler ise her gün daha çok zayıflıyor. Eğer kur politikasının sürmesi isteniyorsa bu dengeyi değiştirecek yeni bir gelişmeye, yeni bir döviz kaynağına ihtiyaç var. Burada bireylerin 139 milyar dolarlık birikimleri çekebilecek bir tahvil ihracı ya da Suudi Arabistan vb kaynaklı yeni bir döviz kaynağı sağlanıp sağlanamayacağını takip edeceğiz” dedi.

Bu kapsamda piyasalarda kısa vadeli yüksek getirili bir bono, enflasyona endeksli tahvil gibi adımlarla dövize olan talebin düşürülüp düşürülemeyeceği ve yurtdışından kamuya yeni döviz kaynağı sağlanıp sağlanamayacağı takip ediliyor.

Türkiye’nin beş yıl vadeli borcunu iflasa karşı korumanın maliyetini gösteren CDS’ler (risk primi) dün 730 puan ile Refinitiv verilerine göre 2008 yılındaki küresel finansal krizden bu yana rekor seviyeye çıktı. CDS dün günü 724/734 seviyesinden tamamladı. Bankacılar CDS yükselişinin Hazine’nin dolar borçlanma maliyetlerini çift haneye yaklaştırdığına dikkat çekiyorlar.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Moody’s Ekonomisti: Türkiye’de Tasarruf Etmek Mantıklı Değil

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Analytics ekonomisti Lina Barokas, Türkiye’de tasarruf etmenin ‘mantıklı bir seçenek olmadığını’ söyledi. Barokas, “Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil” dedi. 

Dünya gazetesinden Elif Karaca’ya konuşan Barokas, enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyonun ‘şaşırtıcı olmadığını’ belirtti. Barokas, “TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve yüzde 14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor” ifadelerini kullandı.

Barokas’ın açıklamaları şöyle:

“ABD ve AB resesyona girerse Türkiye ekonomisi bundan nasıl etkilenir?

ABD ve AB’de yaşanacak bir resesyon, özellikle uluslararası ticaret ve finansal bağlantıları olan birçok gelişmekte olan ülke için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Şu anda yüksek emtia fiyatlarından avantaj sağlayan emtia ihracatçısı ülkeler için de olumsuz olacaktır. Türkiye’nin dış ticareti de olumsuz etkilenecektir.

Türkiye’de enflasyon yüzde 70’e ulaştı. TCMB’nin adımları enflasyonu düşürmeye yeterli mi?

Enerji ve emtia fiyatlarının küresel olarak artması nedeniyle Türkiye’deki yüksek enflasyon şaşırtıcı değil. Ancak Türkiye’deki enflasyonun yükseliş eğilimi işgalden çok önce başladı. TCMB artan fiyatlara karşı tepkisiz kalıyor ve %14’lük politika faizi mevcut enflasyon seviyesinin çok altında. Türkiye’de enflasyon kontrol altına alınamazsa satın alma gücü bozulmaya devam edecek. Reel faiz oranı, olası şoklara karşı tampon sağlamıyor.

Türkiye’de enflasyona ilişkin yukarı yönlü riskler hangileri?

Tüketici fiyatları sürekli olarak artıyor ve bu durum vatandaşları tüketimlerini öne çekmeye teşvik ediyor. Reel faiz oranı negatif olduğundan, tasarruf etmek mantıklı bir seçenek değil. Bu, vatandaşların daha fazla tükettiği ve fiyatlar üzerinde daha fazla yukarı yönlü baskının oluştuğu bir kısır döngüye neden oluyor. Ulusal tasarrufların olmaması ise, ülkenin döviz girişi yaratabilecek alanlarda yatırım yapma kabiliyetini kısıtlıyor.

Türkiye’nin bu yıl çok turist çekerek döviz rezervlerini güçlendirebileceğini düşünüyor musunuz?

Türkiye, Avrupalılar için en çekici turizm destinasyonlarından biri olmaya devam ediyor. Ancak, hem Avrupalıların satın alma gücünün azalması hem de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle gelirler daha düşük olabilir. Rus turistler Türkiye için turizm gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.”

Paylaşın

IMF’den Finansal Kriz Uyarısı: Küresel İşbirliği Şart

Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında konuşan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, dünya ekonomisinin bir dizi tehditle karşı karşıya olduğunu söyledi. Georgieva, Ukrayna’daki savaşın, pandemi nedeniyle darbe alan küresel ekonomiyi daha da zorladığını belirtti.

Birçok ülkenin gıda ticareti ve enerji arzı üzerinde sınırlamalara gitmeye başladığını ifade eden Georgieva, bu durumun yoksul ülkeleri daha da yoksullaştıracağı uyarısında bulundu.

Dünya ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana belki de en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Georgieva, gıda kıtlığı ve iklim değişikliğinin yarattığı tehditlerle mücadele için küresel işbirliğine gidilmesinin şart olduğunu söyledi.

Hükümetlerin yoksul vatandaşlarına yönelik teşvikler vermesi gerektiğini belirten Georgieva, BBC’ye yaptığı açıklamada geçim sıkıntısı kriziyle ilgili olarak ele alınması gereken öncelikleri şöyle sıraladı:

“İki önceliğimiz var. Birincisi artan gıda ve enerji fiyatları altında ezilen toplumun en yoksul kesimlerini sübvanse etmek. İkincisi de Ukrayna’daki savaş nedeniyle en büyük zararı gören iş kollarına destek olmak.”

Dünya genelinde birçok hükümet artan geçim sıkıntısı nedeniyle zorlanan kesimlere yönelik destek paketleri açıklıyor. Ancak bunun yeterli seviyede olmadığı düşünülüyor. Bu yıl gıda fiyatları rekor seviyelere tırmanmış durumda. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında da büyük bir sıçrama görülüyor.

Bunda pandeminin açtığı yaralar henüz sarılmadan Ukrayna savaşının patlaması en büyük etken. Zira Rusya ve Ukrayna, dünyanın en büyük tahıl ihracatçıları arasında.

Resesyon korkusu

Tahıl arzı konusunda sıkıntı yaşanması endişesi dünya genelinde birçok ülkede yıllık enflasyon seviyelerini de rekor seviyelere tırmandırdı. Enflasyon rakamları İngiltere’de yüzde 9, ABD’de yüzde 8,3 ve Eurozone bölgesinde yüzde 7,4 olarak açıklandı.

Merkez bankaları artan fiyatları kontrol altına almak için faiz oranlarını yükseltirken, kimi ekonomistler resesyon riskini dile getirmeye başladı.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, pandemi sürecini atlatabilmek için dışarı borçlanan hükümetlerin artan borçlanma maliyetlerinin büyük sorunlar yaratmasından endişe duyduğunu ifade etti.

Georgieva, hükümetlerin ne kadar borçlandıkları ve ne kadar harcadıkları konusunda son derece dikkatli davranmaları gerektiğini savundu.

IMF Başkanı hükümetlerin vatandaşlara yeterli desteği vermemesi durumunda Sri Lanka’daki gibi protestoların dünya genelinde birçok başka ülkede de görülebileceği uyarısında bulundu.

Sri Lanka’da artan fiyatların tetiklediği ekonomik kriz ülkede şiddetli protestolara yol açmış, iktidarın değişmesine neden olmuştu.

Şeffaf ticaret

IMF ve Dünya Bankası’nın da aralarında olduğu bir grup uluslararası kalkınma örgütü, bu hafta dünya genelinde artan gıda fiyatlarıyla mücadele etmeyi amaçlayan bir plan ortaya attı.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, “Artan küresel gıda ve gübre fiyatlarının çok sayıda insanın açlık tehdidiyle karşı karşıya kalmasına yol açması gibi ciddi bir risk var” diye konuştu.

Kristalina Georgieva ise aslında yeterli miktarda gıda arzı olduğunu, ancak bunun eşit ve adil bir şekilde dağıtılmadığını öne sürdü:

“Ticaretin açık ve şeffaf olması gerekiyor. Ülkelerin ihtiyaçlarının üzerinde gıdayı sadece kendilerine ayırdıkları ve gıdanın bir yerden diğerine dolaşımına mani oldukları bir duruma imkan verilmemesi gerek.”

Dünyanın en büyük ikinci buğday üreticisi olan Hindistan bu yıl buğday ihracatını yasaklamıştı. Narendra Modi hükümeti, bu yasağı bir vadede gözden geçirebileceklerini ifade etmişti.

IMF Başkanı Georgieva, “Gerçekten bu yasağı yeniden değerlendirmeleri için yalvarıyorum. Tüm dünya için çok zor bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

Georgieva, “Kendi vatandaşlarını beslemek zorunda olduklarını anlıyorum. 1,4 milyarlık bir nüfusları var. Ama önümüzdeki krizle baş edebilmek için küresel işbirliğine gitmek dışında bir seçeneğimiz yok” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Reel Kesim Güven Endeksi’ Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından mayıs ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi açıklandı. İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1.744 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilerek değerlendirildi.

Buna göre, RKGE mayısta bir önceki aya kıyasla 0,3 puan azalarak 109,4 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi (RKGE-MA) ise 0,7 puan düşüşle 107,0’ye geriledi.

Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, genel gidişat, gelecek üç aydaki toplam istihdam ve son üç aydaki toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.

Dünya’da yer alan habere göre; son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyir bir önceki aya göre güçlendi.

Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler ile mevcut mamul mal stoklarının seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğu yönündeki değerlendirmeler de aynı dönemde arttı.

Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında bir önceki ayda artış bekleyenler lehine olan seyir zayıfladı. Gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentiler de zayıflarken, gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentiler ise bir önceki aya göre yükseldi.

ÜFE beklentisi yüzde 71,1’e yükseldi

Ortalama birim maliyetlerde, gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler ve son üç ayda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyir ile gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentiler de zayıfladı.

Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 6,2 puan artarak yüzde 71,1 seviyesinde gerçekleşti.

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 8,5‘e, aynı kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 70,2‘ye yükselirken, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 21,3’e geriledi.

Mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre; hizmet sektöründe yüzde 6,1 ve perakende ticaret sektöründe yüzde 1,7 artarken, inşaat sektöründe yüzde 2,2 azaldı.

Paylaşın

Gıda Fiyatlarındaki Yıllık Artış Yüzde 160’a Dayandı

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonun Ar-Ge birimi KAMUAR’ın, fiyatlarını Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hazırladığı gıda fiyatları endeksinin Mayıs 2022 sonuçları açıklandı.

Haber Merkezi / Buna göre, Mayısta, gıda fiyatlarındaki artışta sebze dışındaki bütün harcama gruplarında yaşanan yüksek oranlı zamlar belirleyici oldu.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, mayısta bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında artış kaydetti. Halka ucuz et yedirme sözü daha unutulmamışken et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 15,1 oranında aylık artış oldu. Mayısta süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 7,1 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 1,3 oranında yükselme oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 19,2 oranında arttığı mayıs ayında sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 9,2 oranında düşüş  yaşandı. Bakliyat fiyatlarının yüzde 2  oranında arttığı mayısta, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise  özellikle şeker ve çay fiyatlarına yapılan zamlar nedeniyle yüzde 33,4 oranında artış kaydedildi.

Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için nisanda, bir önceki aya göre yüzde 9,2 oranında daha fazla para ödedi.

Türkiye’nin üç haneli enflasyonlara doğru hızla gittiği bu yılın ilk beş aylık döneminde gıda fiyatlarında yüzde 65,5 oranında artış yaşandı.

Ocak-mayıs döneminde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 51,5 oranında arttı, et ve balık fiyatları yüzde 58,3, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 24,9, yağ fiyatları yüzde 26,6 oranında, meyve fiyatları yüzde 165,5, sebze fiyatları yüzde 115,8, bakliyat fiyatları yüzde 20,8, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 64,5 oranında arttı.

Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Mayıs 2021’e göre) yüzde 159,6 oranında artış gözlendi. Diğer bir ifadeyle vatandaşlar Mayıs 2021’de 100 liraya dolan bir sepet için bu yıl aynı ay 259,6 lira ödemek zorunda kaldılar.

Bu yıl mayısta geçen yılın mayıs ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 139,4, et-balık fiyatlarında 115,6, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 93,8 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 101,9 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 243, sebze fiyatları ise yüzde 422,4 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 101,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 114,7 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceği gözleniyor.

AÇLIK RİSKİ ARTIYOR

Raporla birlikte yayınlanan değerlendirme de ise şu ifadeler yer aldı; Yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, gelir artışı bırakın gıda fiyatlarını genel enflasyon oranının da oldukça altında kalan Türkiye’de açlık riskini giderek büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor. Uzmanlar bu durumu, özellikle genç nesil açısından gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor.

Paylaşın

‘Tarımsal Girdi Enflasyonu’nda Rekor Artış

TÜİK’in verilerine göre, Tarım-GFE, martta yıllık bazda yüzde 105,7, aylık bazda yüzde 15,16 artış gösterdi. Geçen yılın aynı ayına göre yükseliş ise yüzde 105,7 oldu. Yıllık bazda en fazla artış yüzde 228,2 ile gübre ve toprak geliştiriciler alt grubunda görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mart ayına ilişkin Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.

Buna göre, Tarım-GFE 2022 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 15,16, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 47,98, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 105,70 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 44,42 artış gerçekleşti.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 7,85, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 16,12 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 56,43, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 113,89 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 31,48 ile veteriner harcamaları ve yüzde 34,54 ile tohum ve dikim materyali oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 228,20 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 175,39 ile enerji ve yağlar oldu.

Aylık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 2,73 ile makine bakım masrafları ve yüzde 3,31 ile diğer mal ve hizmetler oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 44,65 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 23,32 ile enerji ve yağlar oldu.

Paylaşın

Devlet Hastanelerine Bütçe Yetmedi!

Şehir hastaneleri yüksek maliyet nedeniyle eleştirilirken, devlet bütçesinden yapılması planlanan 10 hastane için yapılması planlanan ihaleler de iptal edildi. İptale yetersiz bütçeler neden oldu. 

Yap-İşlet-Devret yöntemiyle projelendiren şehir hastaneleri yüksek maliyeti ile şirketleri büyütürken, düşük maliyet nedeniyle devletin kendi kaynakları ile yapmayı planladığı 10 hastanesinin ihalesi iptal edildi. İptal gerekçesi ise bütçe yetersizliği oldu. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı maliyet hesabının, ekonomik krizle birlikte aşırı yükselen inşaat maliyetlerinin çok altında kalması kararda etkili oldu.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre her gün değişen fiyatlar yüzünden önlerini göremez hale gelen müteahhitler devletin hazırladığı yaklaşık değerlerle hastanelerin yapılamayacağını idarelere ilettiler.

10 ilde 10 proje iptal

Kamu İhale Bülteni’nde yer alan bilgilere göre Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan ve toplam 2 bin 500 yatak kapasiteli 10 hastanenin ihalesi iptal edildi. Müteahhitlerin yaklaşık değerleri az bulmaları nedeniyle ihaleleri iptal edilen devlet hastaneleri Kars, Bingöl, Şırnak, Manisa, Konya, Kahramanmaraş, Adana, Aydın, Ordu ve İzmir’de yapılacaktı.

Soru önergesi

CHP Balıkesir Milletvekili Dr. Fikret Şahin, ihalesi iptal edilen hastaneler nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) soru önergesi verdi. Şahin, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde, 10 şehirde oluşan hastane ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak alternatif çalışma yürütülüp yürütülmediğini sordu.

Şehir hastaneleri eleştirisi

CHP’li Fikret Şahin, ihaleleri iptal edilen 6 hastanenin 2022 yılı yatırım maliyetinin 3,3 milyar lira olduğuna dikkat çekerken, Sağlık Bakanlığı’nın bütçe kaynaklarını şehir hastanelerine akıtması yüzünden devlet hastanelerine para bulamadığını ifade etti. Şahin, faaliyetteki 13 şehir hastanesinin kira ve hizmet bedelleri için bu yılki bütçeye 21,5 milyar lira ödenek konulduğunu, ancak dolara endeksli ödemeler yüzünden bütçeye gelecek yükün şimdiden 30.5 milyar liraya çıktığını söyledi.

Paylaşın

İcra Dosyası Sayısı Bir Yılda Yüzde 30 arttı!

Ekonomide yaşanan krizin üstü örtülemiyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Ulusal Yargı Ağı’na (UYAP) sistemine dayanarak yaptığı araştırma ile Türkiye’nin icra haritasını çıkardı.

Tekin’in araştırmasına göre son bir yılda icra dosya sayısı yüzde 30 oranında artarken, icra dairelerinde işlemi devam eden dosya sayısı ise 23 milyon 511 bine ulaştı.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, 2022’nin ilk 4 ayında icra ve iflas dairelerine toplam 2 milyon 657 bin yeni dosya geldi. Her gün 18 bin yeni dosyanın açıldığının kaydedildiği araştırmada, 16 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da 8,2 milyon icra dosyası olduğu saptandı. Buna göre, nüfusu 4,3 milyon olan İzmir’de 1,6 milyon, Ankara’da 2 milyon ve Antalya’da ise 1 milyona yakın dosya bulunuyor.

İcraya verilen takipteki borçlarının da 28,3 milyar liraya ulaştı

“Vatandaş boğazına kadar borca battı. 81 ilin 81’inde de ağır bir tablo var. Türkiye icralık oldu” diyen Gürsel Tekin, vatandaşların borçlarını vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçlarının da 28,3 milyar liraya ulaştığını açıkladı.

“Bu tablo yıl sonuna doğru daha da kötüleşecek” diyen Tekin şöyle konuştu: Artan enflasyon yüzünden milletin borç ödemeye parası kalmadı. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de sadece 8 milyon icra dosyası vardı. Şimdi ise 3 kat artış var. Halk nefes alamaz hale geldi.

Paylaşın

Tüketici Güveni Tarihi Düşük Seviyelerdeki Seyrini Sürdürdü

Mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında arttı. Nisan ayında 67,3 olan endeks, Mayıs’ta 67,6’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) işbirliği ile hazırlanan Tüketici Güven Endeksi Mayıs 2022 verileri açıklandı.

Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında arttı; Nisan ayında 67,3 olan endeks, Mayıs ayında 67,6 oldu.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın