100 Liralık Alım Gücü 35 Liraya Geriledi

2007 yılında, İstanbul’da orta halli hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023 yılında 1,4 düzeyine gerileyerek neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine indi.

Haber Merkezi / İstanbul’daki hane halkının 2007 yılındaki 100 liralık alım gücü ise, 2023 yılında 35 liraya geriledi.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “Küreselden Yerele Orta Sınıf ve Gelir Dağılımı” raporunu yayınladı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Türkiye’de Orta Sınıfı: Türkiye’de halkın yaklaşık dörtte üçü kendini orta sınıf görmektedir. Halkın çok yüksek oranda kendini orta sınıf görmesi, orta sınıfın toplumda genel kabul gören bir kesimi oluşturmasındandır. Orta sınıfın altında olan kesim, orta sınıf gelir ve değerlerine önem vermektedir.

Türkiye’de reel medyan gelir “Epistemolojik Kopuş” un yaşandığı 2021 sonrası dönemde dramatik biçimde düşmüştür. Bu bağlamda Türkiye’de 2021 sonrası dönemde reel medyan gelirdeki düşüş, Türkiye’de gelir dağılımının uçlara savrulduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü medyan gelir, gelir dağılımının orta nokta değerini gösterir. 2021 ve sonrası dönemdeki yüksek enflasyon, ortanca hanehalkının net reel gelirini erozyona uğratmış ve önemli ölçüde tepedeki bir avuç insana gelir aktarmıştır.

2006 – 2023 Asgari Ücret -Nominal Medyan Gelir karşılaştırması yapıldığında 2007’deki 2,7 oranı 2023’te 1 düzeyine gelmiştir. Yani 2007’de medyan gelir 2,7 kat asgari ücrete eşitken, 2023’te 1 asgari ücrete eşittir. Bu bağlamda, Türkiye’de ortanca yurttaş, asgari ücretle geçinen yurttaş konumuna gelmiştir.

Türkiye’de Medyan Gelir Odaklı analizde TÜİK Mikro Veri Seti kullanılarak OECD tanımlamasına uygun orta sınıf ve diğer sınıf verileri ilk kez bu çalışmada 2006 – 2023 dönemi için oluşturulmuştur. Bu veriler bağlamında, Türkiye’de orta sınıf Covid-19 Pandemisi ve “Epistemolojik Kopuş” dönemi ve sonrasında AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerindeki orta sınıftan çok daha fazla güç kaybetmiştir. Orta sınıfta yaşayan haneler, diğer iki uca (alt ve üst sınıf) kaymıştır.

AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinin aksine, Türkiye’de medyan(ortanca) gelire göre orta sınıf içinde en fazla haneyi barındıran gelir grubu, orta sınıfın ortasında yer yer alan orta sınıftır. Ancak bu gruba yakın düşük gelirli orta sınıf ve yoksul hanelerin varlığı dikkate alındığında, yoksul ve her an yoksulluğa düşecek hanelerin toplamı, toplam hanelerin 1/3’ünden fazladır. Orta sınıf içinde en düşük paya sahip olan üst-orta sınıftır.

Orta sınıfta, üst orta sınıfı oluşturan yüksek eğitimli hanelerin gelirinin zaman içinde azalmasına koşut orta sınıfın ortasına düştüğü görülmektedir. Buna karşın, daha düşük eğitimlilerin gelirlerinin artmasının bir sonucu olarak düşük orta sınıftan da orta sınıfın ortasına yöneldiğini görmekteyiz.

Türkiye medyan gelirine göre İBBS 1 bölgesel düzeyde OECD sınıfsal analizi yaptığımızda, ülkenin Dağ – Doğu’su olarak adlandırılabilecek Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu bölgelerindeki hanehalkının önemli kısmının yoksul, her an yoksulluğa düşebilecek kırılgan ve düşük orta sınıfta olduğu verilerce görülmektedir. Diğer yandan, ülkenin Kıyı -Batı’sı olarak adlandırılabilecek İstanbul, Doğu Marmara, Batı Anadolu, Batı Marmara, Akdeniz ve Ege bölgelerindeki hanehalkının orta, üst orta ve üst sınıf olarak adlandırılan kümede olduğu görülmektedir. Dolayısıyla dünyada var olan Kuzey-Güney ya da Doğu-Batı çelişkisi Türkiye’de Kıyı-Batı / Dağ-Doğu Çelişkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum medyan gelir farklılıklarında da açıkça görülmektedir.

TÜİK’in gelir dağılım yönteminde kullandığı gibi, kullanılabilir hanehalkı gelirinin bölgesel net medyan gelire göre sınıfsal olarak dağıttığımızda gelir dağılımında görece bir düzelmenin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda daha güçlü bir orta sınıfın varlığı da ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yöntem bölgesel gelir farklılıklarını göz ardı eden yöntemdir. Bölgesel medyan gelire göre geliri dağıtığımızda var olan bölgesel gelir uçurumlarını göz ardı edilmektedir. Örneğin Türkiye medyan gelirine göre Kuzeydoğu Anadolu’da yoksul olan hane, Kuzeydoğu Anadolu’nun medyan gelirine göre Üst orta sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle çalışmada her iki yöntemle hesaplama yapılmıştır. Böylece çarpıklık çok daha açık görülmektedir.

Türkiye’de yüzdelik dilimler odaklı analizde iki farklı veri seti kullanılma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Çünkü TÜİK oluşturduğu veri seti ile World Inequality Database (WID)’in oluşturduğu veri setinin yöntem ve ulaştıkları sonuçlar oldukça farklıdır. Bu çalışmanın önceki bölümlerinde World Inequality Database (WID) verileri ile analiz yapıldığından Türkiye bölümünde de aynı veriler ile analiz yapılmalıdır. Bunun yanında TÜİK B Grubu Mikro Veri 2006 – 2023 Ham verilerinden yaptığımız hesaplamalar bağlamında TÜİK’in oluşturup yayınladığı veriler ile de analiz yapılması gerekmektedir.

World Inequality Database (WID)’e göre Türkiye’de orta sınıfın gelirden aldığı pay, AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinde Brezilya ile birlikte en düşük paya sahip olup, zaman içerisinde de payı giderek düşmüştür. Bu verilere göre üst sınıf gelirin %57’sini almakta ve payı artmaktadır. Alt sınıfın payı ise yaklaşık %12 düzeyinde sabittir.

World Inequality Database (WID)’e göre Gini katsayısı 2002’den 2007’e kadar azalmış ve en düşük düzeyi 57,9’a düşmüş daha sonraki süreçte 60 düzeyinde giderken 2021 sonrasında keskin bir biçimde yükselerek 64,4 düzeyine çıkmıştır. Bu katsayı TÜİK’in bulduğu katsayının %50’den fazlasıdır. Ayrıca Brezilya’dan sonraki en yüksek Gini eşitsizlik katsayısıdır.

TÜİK’in kullandığı yöntemle yaptığı hesaplama sonucu Türkiye’de 2006’dan bu yana alt ve orta sınıfların gelirden aldığı pay ile üst sınıfın gelirden aldığı payda dramatik bir değişiklik görülmemektedir. Ancak orta sınıfın 2014 sonrası azalan payı 2024’te artmış, buna karşılık üst sınıfın artan payı 2024’te düşmüş ve alt sınıfın payı da düşmeye devam etmiştir.

TÜİK’in hesapladığı Gini Katsayısı 2021 sonrası dönemde artmış; ancak 2024’te çok az da olsa azalmış olup, 41,9’dan 41,8’e gerilemiştir. TÜİK Gini Katsayısı 2023’te 41,9 iken; Eurostat Gini Katsayısı 44,2 ve WID 64,4 olup aralarında çok büyük farklılıklar vardır. TÜİK hesaplaması daha eşit bir gelir dağılımını ortaya koyarken, WID çok daha eşitsiz bir gelir dağılımını ortaya koymaktadır.

Türkiye’de İBBS 1’e göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelire göre sınıfsal dağılımına bakıldığında, ülkede bölgesel gelir dağılımının önemli derecede bozuk olmadığı gibi bir algı ortaya çıkmaktadır. Bu durum yöntemsel hesaplama odaklı ortaya çıkmaktadır. Medyan gelirde olduğu gibi yüzdelik dilimlerde de dağılım bölgesel bazdaki ortalamalar bağlamında gerçekleşmektedir. Türkiye ortalamaları ile bölgesel yüzdelik dilimler oluşturulduğunda tablonun farklılaşacağı açıktır. Bu tür bir hesaplamada bile, gelirin sınıfsal dağılımında bölgesel farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, tüm bölgelerde gelirden en fazla payı nüfusun %40’lık kesimini oluşturan orta sınıf almaktadır. Ülkenin yarı nüfusunu oluşturan alt sınıf ise Doğu Karadeniz ve Ortadoğu Anadolu bölgeleri dışında en az geliri alan bölgelerdir.

Bölgesel Gini katsayıları incelendiğinde, gelirin görece en adaletli dağıtıldığı bölge Ortadoğu Anadolu iken en adaletsiz dağıtıldığı bölge İstanbul’dur. Nitekim Ortadoğu Anadolu bölgesinin Gini eşitsizlik katsayısı 32,5 iken İstanbul’unki 42,8’dir. Diğer yandan görece zengin ve medyan geliri yüksek bölgeler daha eşitsiz gelir dağılımına sahipken görece yoksul olan ve medyan geliri düşük olan bölgelerin daha adil gelir dağılımına sahip olduğu görülmektedir. Bu durum TÜİK’in her bölgenin medyan, ortalama gelirini dikkate alarak analiz yapmasından ileri gelmektedir. Türkiye medyan ya da ortalama değerler dikkate alınarak hesaplama yapılsa bu durum değişecektir.

Türkiye’de servetin sınıfsal dağılımı incelendiğinde servetin üst sınıfta toplandığı ve gelirde olduğu gibi, zaman içinde orta ve alt sınıftan üst sınıfa servet transferi yapıldığı görülmektedir.

Covid 19 Pandemisi ve Epistemolojik Kopuş alt ve orta sınıftan üst sınıfa gelir ve servet transferini hızlandırmıştır.

Türkiye’de emeğin GSYİH’den aldığı pay 2004-2016 aralığında artmıştır; ancak 2019 sonrası dönemde azalmış; 2023’te yükselmiştir. GSYİH artarken işgücü ödemelerinin payının azalması ülkedeki çok önemli kitlenin yoksullaşması ve daha eşitsiz hale gelmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Emeğin kendi içinde dağılımına bakıldığında üst orta sınıfın zaman içinde pay kaybettiği, buna karşılık düşük nitelikli işçi sınıfı, nitelikli işçi sınıfı ve orta sınıfın emek gelirleri payının arttığını görülmektedir. Bu da zaman içinde üst orta sınıf ile orta sınıfın daha da yoksullaştığını göstermektedir.

Türkiye’de iş gücünün saatlik kazancının eğitim düzeyine göre ayrıştırılıp işçi başına çıktı ile karşılaştırıldığında, çalışmada incelenen ülke gruplarından oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Diğer ülkelerin aksine, Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe, iş gücünün saatlik kazanç artışı görece düşmektedir. Diğer yandan, Türkiye’de eğitim durumuna göre esas iş kazançları da benzer bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’de en fazla geliri reel olarak artan okur yazar olmayan kesim iken, en düşük reel gelir artışı sağlayan kesim de yüksek öğretimli kesimdir.

Türkiye’de, BRICS ülkelerine benzer biçimde, verimlilik artışı ile ücretler arasındaki ilişki oldukça zayıftır. Bu bağlamda, Türkiye’de oluşan artık(surplus) firmalarda kalmakta ve firma sahiplerinin cebine girmekte; emek payını alamamaktadır. Bu hem emeğin GSYİH içindeki payının azalması hem de üretim yapısına da bağlı olarak nitelikli emek yerine niteliksiz emeğin önem kazanması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylesi bir ortamda, firmaların reel net karı aşırı düzeyde artmıştır.

Türkiye’de orta sınıfı oluşturan nitelikli emeğin refah kaybının çok önemli oranda arttığı görülmektedir. Dolayısıyla bu durum önemli derecede güçsüzleşen ve refah kaybı yaşayan bir orta sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İstanbul’da Orta Sınıf: Türkiye’de sigortalı çalışan nüfusun yaklaşık dörtte biri İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da sigortalı çalışanların aylık kazancı asgari ücretin yaklaşık 2,5 katıdır. çalışma çağındaki nüfus değerlendirildiğinde ise lise altı eğitime sahip nüfusun oranının azaldığı, yüksek öğrenimlilerin oranının arttığı görülmektedir. Bu veriler bağlamında İstanbul’un, çalışan orta sınıfın merkezi olduğu ortaya çıkmıştır.

İstanbul’da medyan gelir, 2006’dan 2021’e kadar Türkiye medyan gelirine yaklaşmıştır. Epistemolojik Kopuş ve sonrasında ise ıraksamıştır. 2006-2024 dönemi olarak baktığımızda ise yaklaşmıştır.

İstanbul’daki medyan hanenin görece refah kaybının Türkiye’den çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan, Türkiye’de ve İstanbul’da reel medyan gelir 2006 yılına göre düşmüştür; ancak düşüş İstanbul’da daha fazla olmuştur. Dolayısıyla İstanbul’daki ortanca hanehalkı Türkiye’dekinden daha fazla refah kaybına uğramıştır.

2007’de İstanbul’daki ortanca hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023’te 1,4 düzeyine inmiş olup neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine gelmiştir. İstanbul’daki hane halkının 2007’deki 100 TL’lik alım gücü 2023’te 35 TL’ye gerilemiştir.

İstanbul’daki hane halkı gelirinin, Türkiye’deki medyan gelire göre OECD sınıflaması yapıldığında İstanbul’daki hane halkının yaklaşık %58’inin orta sınıf olduğu görülmektedir.

İstanbul’daki hane halkı geliri Türkiye medyan gelirine göre değil de kendi medyan gelirine göre sınıfsal dağıtıldığında orta sınıfın payının %54,5 olduğu görülmektedir. Aynı zamanda, görece üst ve orta sınıfta yaşayan hanehalkı oranı düşerken, yoksul ve yoksulluğa düşme riski olan kırılgan hanehalkı oranı yükselmektedir. Orta sınıfın kendi içinde bölünmesinde de aynı durum geçerlidir. Nitekim, üst orta ve orta sınıf daha düşük oranlara sahipken alt orta sınıfın oranı daha yüksektir. Dolayısıyla bu yöntemde İstanbul’da daha zayıf bir orta sınıf yanında daha da kırılgan bir orta sınıfı tanımlanmaktadır. Bunun nedeni İstanbul medyan gelirinin Türkiye Medyan gelirinden yüksek olmasıdır.

TÜİK’in en son yayınlanan Gelir Dağılım İstatistikleri 2024 verileri dikkate alındığında yüzdelik dilimler çerçevesince orta sınıf olarak görülen orta %40’lık dilim en yüksek payı almakla birlikte, pay kaybeden bir sınıftır. Diğer yandan, üst sınıf olarak nitelendirilen tepe %10’luk kesimin gelirden aldığı pay yükselmektedir. Öyle ki 2020 yılında bu iki sınıfın pay neredeyse aynı düzeye gelmiştir. Aynı zamanda üst sınıf ile alt sınıf arasındaki oran farkı da 2014 sonrası dönemde açılmıştır. Farkın artmasında alt sınıfın aldığı payın azalmasına karşın, üst sınıfın aldığı payın artması etkilidir.

Gini eşitsizlik katsayısı Türkiye ile İstanbul karşılaştırıldığında 2015 yılına kadar İstanbul’da Gini eşitsizlik katsayısı artarken, Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı azalmış ve 2015 yılında aynı eşitsizlik katsayısı oluşmuştur. 2015 sonrasında ise 2020’e kadar İstanbul ile Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı arasındaki fark açılmış olmasına karşın 2023’teki keskin düşüş ile yeniden katsayılar birbirine çok yakın hale gelmiştir.

İstanbul ve Türkiye Gini eşitsizlik katsayılarındaki bu değişim, İstanbul’un kendi içindeki eşitsizliğinin, 2015 ve 2023 yılları dışında, Türkiye’dekinden daha fazla olduğunu göstermektedir.

İstanbul’un eşitsizliği hesaplanırken Türkiye ortalaması kullanılması durumunda, tıpkı Türkiye’nin eşitsizliği artacağı gibi, İstanbul’da eşitsizliğin çok daha artacağı görülmektedir.

Paylaşın

Mehmet Şimşek, Hayat Pahalılığının Nedenini Buldu: Kiralar

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, hayat pahalılığına dikkat çekerek, “Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 82.7’si şehirlerde yaşıyor. Bence en önemli hayat pahalılığı bileşeni kiralar burada. Ev sahipliği oranı yüzde 56’larda. Son yıllarda gerek konut fiyatlarının hızlı yükselmesi, gerekse kiraların hızlı yükselmesiyle vatandaşımızın hayat pahalılığından kastı kira oluyor” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, tv100’de katıldığı programda soruları yanıtladı. Hayat pahalılığına dikkat çeken Şimşek, kira artış oranının bunun en önemli nedeni olduğunu söyledi. Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Hayat pahalılığı Türkiye’nin şuanda karşı karşıya olduğu en önemli ekonomik sorun. Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 82.7’si şehirlerde yaşıyor. Bence en önemli hayat pahalılığı bileşeni kiralar burada. Ev sahipliği oranı yüzde 56’larda. Son yıllarda gerek konut fiyatlarının hızlı yükselmesi, gerekse kiraların hızlı yükselmesiyle vatandaşımızın hayat pahalılığından kastı kira oluyor. Burada konut arzını artıracak ciddi bir çaba içindeyiz. Bir taraftan deprem bölgesinde bir inşa çalışması var. Bunun da dışında sosyal konutlar, yerinde dönüşüm, kentsel dönüşüm, tüm bu konularda bütçeden çok ciddi bir destek veriyoruz. Ben inanıyorum ki birkaç yıl içinde çok ciddi bir sosyal konut seferberliğine gireceğiz. Devletimizin desteklediği ve vatandaşımızın çok rahat erişebileceği konutlardan bahsediyoruz.

Bu enflasyonla mücadelede en önemli başlıklarımızdan. Diğer bir başlık ise gıda arzı. Türkiye’de tarımsal üretimde iyiyiz ama tarladan nihai tüketiciye ürün giderken abartılı fiyat artışları var. Bir sürü aracı şirket kurulup fiyatları katlıyorlar. Olay sadece lojistik meselesi ve fire meselesi değil. Konu tarladan markete ulaşana kadar bir sürü aracının olması ve bunların bir kısmının da suni yani fiyatların şişirilmesi için bunların yapılması.”

Bakan Şimşek, “Vatandaşımız müsterih olsun, köklü çözümün peşindeyiz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: Enflasyon adaletsiz bir vergi gibidir. Özellikle sabit ve dar gelirlileri vurur. Enflasyon en büyük kötülüktür. Mutlaka enflasyonla mücadele edilmelidir. Vatandaşımız müsterih olsun, köklü bir çözüm peşindeyiz. Bütün dünyada mücadele bir zaman alıyor. Pandemi sonrası Avrupa ve Amerika’da da enflasyonda artış görüldü. Yüzde 9-10’lara çıkan enflasyonu 2-3’e düşürmeleri 3 yıldan fazla süre aldı. Bizim dezenflasyon programımız 2023’ün 2. yarısında başladı ve daha 2 yılını doldurmadı. Enflasyondaki düşüş sürecek.”

Ekonomideki kayıtdışılığa dikkat çeken Şimşek, şu vurguları yaptı: “Kayıt dışılık Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri. Sadece bu bir gelir kaybı meselesi değil. Türkiye’de vergi oranlarını artırmaktansa artık tamamen kayıt dışı çalışan işletmeleri kayıt altına alarak bütçe açığını azaltmak istiyoruz. 2025’te kapısını çalmayacağımız hiçbir mükellefin olmayacağını ilan etmek istiyorum. Bu dönemin en önemli özelliği sürekli sahada olacağız. Denetimlerimizi ölçek gözetmeksizin gerçekleştiriyoruz.

2024’te başladık buna. 1.2 milyon denetim uygulaması yaptık. Sonuç da almaya başladık. Bu yıl bunu katlamak istiyoruz. Özellikle Maliye’de bazı birimleri kapatıp oradaki elemanlarımızı kurslara tabi tutup sahada kullanacağız. Tüm OSB’lerin, hallerin, sanayilerin giriş çıkışlarına çadır kuracağız tabiri caizse. Her sektörde istisnasız kayıt dışılık görüyoruz.”

“Enflasyondaki düşüş sürecek”

Bakan Şimşek, enflasyonla mücadele konusunda ise şu değerlendirmelerde bulundu: “Üç aşağı beş yukarı 3,5-4’lük bir enflasyon bekleniyordu. Burada tek seferlik denilebilecek rakamlar var. TÜİK burada sepet ağırlıklarını değiştirdi ve buradan bir ilave enflasyon geldi. Yine geçtiğimiz yılın son çeyreğinde üzerinde çalışılan sağlıkta birkaç yıldır muayene fiyatlarında bir değişiklik olmamıştı, buradaki değişikliklerin de 0,6’lık bir etkisi oldu. Belediyelerin şebeke suyuna yaptığı zammın etkisi var 0,4 puanlık. Bütün bunlar dikkate alındığında enflasyonun ana hedefteki düşüşünde bir değişiklik yok. Yani 2023’ün sonunda yüzde 65 olan enflasyon, geçen sene yüzde 44’e, bu yıl ise yüzde 24’e düşmesini öngörüyoruz.

Enflasyondaki düşüş fiyatların düşüşü olarak algılanmamalı ama. Fiyatların artış hızının yavaşlaması olarak okunmalı.  Temel mallara bakıldığında yüzde 24, gıdayı da katarsanız mal enflasyonu yüzde 33.6. Burada yüksek olan hizmet enflasyonu. Genelde tüm ülkelerde hizmet enflasyonu gecikmeli düşüyor. Çünkü hep geçmiş enflasyon baz alınıyor.  Ocak ayında kira artışına bakıldığında yıllık yüzde 100’ün üzerinde, eğitimde de keza böyle. Bu kalemler yüksek çünkü geçmiş enflasyonu baz alıyor. Bunun için önümüzdeki dönemde kararlı bir şekilde programımızı uygulayarak bu sene enflasyonu yüzde 30’un altına çekmeyi ve gelecek sene ise tek hanelere doğru yaklaşmayı planlıyoruz. Enflasyondaki düşüş sürecek. Ocak ayı enflasyonu, enflasyonla mücadeleye ilişkin kurgumuzu etkilemedi.”

Paylaşın

“Nas” Politikasının Faturası Belli Oldu: 856.6 Milyar Lira Faize Gitti

Yurttaşlar 2024 yılında bankalara 515.6 milyar lirası bireysel krediler, 341 milyar lirası da kredi kartı borçları için olmak üzere toplam 856.6 milyar lira faiz ödedi.

2024 yılında bireysel krediler için ödenen faiz bir önceki yıla göre yüzde 86.5, kredi kartları için ödenen faiz ise yüzde 235 oranında arttı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim” söyleminin ardından uygulanan politikaların faturası yurttaşa çıktı. Yurttaşın, faiz indirimlerinin başladığı 2021 yılından sonra bankalara ödediği faiz 7 kat arttı.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır‘ın aktardığı CHP TBMM Grubu’nun haftalık ekonomi raporuna göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2021 yılında, “Neymiş efendim faizleri düşürüyormuşuz. Benden başka bir şey beklemeyin. Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu” sözleriyle birlikte Merkez Bankası da faiz indirimlerini sürdürmüştü. Faiz indirimlerinin başladığı 2021 yılından sonra vatandaşların bankalara ödediği faiz 7 kat arttı.

Rapora göre, yurttaşların Merkez Bankası’nın politika faizinin, yılın büyük bölümünde yüzde 19 olduğu 2021 yılında bankalara bireysel kredi ve kredi kartı borçları nedeniyle ödediği faiz 118.5 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu yük, faizin yüzde 14’ten başlanarak yüzde 9’a kadar düşürüldüğü 2022 yılında 186.4 milyar liraya, faizin önce yüzde 8.5’e düşürüldüğü daha sonra da artırılmaya başlandığı 2023 yılında 378 milyar liraya yükseldi. Yurttaşlar 2024 yılında ise bankalara 515.6 milyar lirası bireysel krediler, 341 milyar lirası da kredi kartı borçları için olmak üzere toplam 856.6 milyar lira faiz ödedi.

Rapora göre, yüzde 19’luk politika faizinin indirildiği dönemde de, bu politikanın “akıl dışı” ilan edilerek faizlerin artırıldığı dönemde de faiz yükü yine yurttaşa kaldı. 2021 yılından sonra vatandaşların bireysel krediler için ödediği faiz 5 kat, kredi kartı borçları için ödediği faiz de 15 kat arttı. Sadece 2024 yılında yurttaşın faiz yükü 2023 yılına göre yüzde 126.4 oranında artış gösterdi. 2024 yılında bireysel krediler için ödenen faiz bir önceki yıla göre yüzde 86.5, kredi kartları için ödenen faiz ise yüzde 235 oranında arttı.

Paylaşın

Beyaz Eşya İhracattı Yüzde Üç Azaldı

Beyaz eşya ihracattı, 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 3 oranında azaldı. TÜRKBESD Başkanı Gökhan Sığın, “Can damarı ihracat olan sektörümüzde bu küçülme ne yazık ki kritik bir eşiğe ulaştı” dedi.

Gökhan Sığın, “Son 2 yıldır ihracatta önemli kayıplar yaşıyoruz. Küresel piyasalarda çok önemli bir iyileşmenin beklenmediği gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, ülkemizde ihracatı teşvik edici politikalara daha fazla ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2024 yılı sonuçlarına dair değerlendirmelerini paylaştı. BloombegHT‘nin aktardığı bilgilere göre 2024 yılında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlarda yüzde 7’lik bir artış kaydedildi. 2024 yılı iç piyasa satışları 10 milyon 175 bin 519 adet olarak gerçekleşti.

İç satışlar son beş yılın en yüksek rakamı olarak kaydedildi. 2023 yılında 9 milyon 538 bin 899 olarak gerçekleşen iç satışlar 2024 yılında 10 milyonu aştı. İhracatta ise uzun süredir devam eden azalış trendi devam etti ve 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 3 oranında bir azalma gerçekleşti.

Bu dönemde ihracat ve iç satışlardan oluşan toplam satışlar, yüzde 0,4 düşüşle önceki yılla neredeyse aynı seviyede 32 milyon 594 bin 720 adet olarak gerçekleşti. İhracatta devam eden gerilemenin üretim adetlerine de yansıdığı görülürken 2024 yılında üretim miktarında bir önceki yıla göre yüzde 2’lik bir azalma kaydedildi.

Yılın son ay verisine bakıldığında ise tüm değerlerde negatif yönlü sonuçların oluştuğu görülüyor. Aralık ayında, geçen yıla kıyasla iç satışlarda yüzde 1 oranında bir düşüş yaşanırken ihracat tarafında ise yıllardır görülen küçülme devam ederek yüzde 11 oranında bir gerileme kaydedildi.

Yüzde 7’lik üretim hacmi ile Avrupa’da birinci, dünyada ise en büyük ikinci üretim merkezi konumunda olan Türkiye beyaz eşya sanayinin 32 milyon adetlik üretim ve 22,5 milyon adetlik ihracat kapasitesi bulunuyor. TÜRKBESD Başkanı Gökhan Sığın, 60 bin doğrudan 600 bin dolaylı istihdam alanı sağlayan sektörün Ar-Ge, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla dünya çapında rekabet ettiğini aktardı.

Yıl sonu verilerini değerlendiren Sığın, ihracatta son iki yıldır devam eden düşüşe işaret ederek “Geldiğimiz noktada ihracat hacmimiz pandemi önceki döneme yaklaşmış durumda. Can damarı ihracat olan sektörümüzde bu küçülme ne yazık ki kritik bir eşiğe ulaştı” dedi. Sığın iç piyasada kaydedilen büyümeye rağmen 2024 yılında toplam pazar büyüklüğünün hafif bir düşüşle neredeyse aynı kaldığına dikkat çekti.

Sektörü dış pazarlardaki dalgalanmalardan koruyan en önemli etmenin her daim iç pazar canlılığı olduğunu vurgulayan Sığın, “Sektörümüz şu ana kadar kapasite kullanımı ve istihdamda bir daralma göstermedi. Ancak, son 2 yıldır ihracatta önemli kayıplar yaşıyoruz. Küresel piyasalarda çok önemli bir iyileşmenin beklenmediği gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, ülkemizde ihracatı teşvik edici politikalara daha fazla ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz” dedi.

“Enerji verimli ürünler sürdürülebilirliğin anahtarı”

Yıl sonu verileri ışığında sektörün üretim yapısının korunmasına yönelik endişelerinin sürdüğüne değinen Sığın, “Üretimdeki düşüşü tersine çevirmek, daha önce de dile getirdiğimiz gibi enerji verimli ürünlere yönelik bir hareket planı ile mümkün olacaktır. Ülkemiz, tüketicilerimiz ve sektörümüzün ortak faydasına olacak bu yaklaşım çevresel, ekonomik ve sektörel sürdürülebilirliğin anahtarı” diye konuştu.

Paylaşın

2025 Yılsonu “Enflasyon” Hedefi Hayal Mi?

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini değerlendiren Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “Yıl sonu hedefi olarak belirlenen yüzde 21’e, hatta üst bant olarak belirlenen yüzde 26 seviyesine gelineceğine dair umut vermiyor” diyor ve ekliyor:

“Çünkü enflasyon dinamikleri aynen devam ediyor. Mal fiyatları ile hizmet fiyatları arasında hala 29 puanlık bir fark var. Servis ücretlerinden eğitim ücretlerine, kiralardan yeme-içme sektörüne kadar hizmetlerde enflasyon artışı yıllık yüzde 62,9, aylık bazda yüzde 10,3 düzeyinde çok yüksek seyrediyor.”

Prof. Dr. Ege Yazgan da, yıl sonunda enflasyon hedefine ulaşılıp ulaşılmayacağı konusunda tahminde bulunmak için erken olduğunu kaydederek, “Ama moral bozucu olan, hizmet enflasyonunun ocak ayında yüzde 10’u aşması diyebiliriz. Çünkü demek ki, bu alanda katılık devam ediyor” diyor.

Ege Yazgan, yıl sonunda enflasyonun yüzde 21’e indirilmesinden çok, yüzde 30’un altına düşürülmesinin daha kritik olduğunu ifade ediyor.

Türkiye’de aylık enflasyon, yılın ilk ayında beklentileri aşarak son 11 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Yıllık enflasyon ise baz etkisiyle son 1,5 yılın en düşük seviyesine geriledi. Ekonomi yönetiminin yıl sonunda yüzde 21’lik enflasyon hedefine ulaşması için, bundan sonraki 11 ayda aylık enflasyon artışının ortalama yüzde 1,5 seviyelerinde gerçekleşmesi gerekiyor.

Başta hizmet fiyatları olmak üzere enflasyonun ateşinin beklendiği ölçüde düşmediğine işaret eden uzmanlar, Merkez Bankası ve hükümetin yüzde 21’lik yıl sonu enflasyon hedefinden giderek uzaklaştığı görüşünde.

Ocak ayı içerisinde pek çok mal ve hizmet grubuna yeni yıl zamları yapılırken, asgari ücret zammının da devreye girmesiyle aylık enflasyon yükselişe geçti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre, aylık enflasyon ocak ayında yüzde 5,03 oldu.

Piyasa beklentisi enflasyonun yılın ilk ayında yüzde 4,5 civarında gerçekleşmesiydi. Son 12 ayı kapsayan yıllık enflasyon ise yüzde 42,12 olarak kayıtlara geçti. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise, aylık bazda yüzde 3,06 ve yıllık bazda yüzde 27,20 oldu.

Sağlık harcamaları, aylık bazda en hızlı fiyat artışı yaşanan grup oldu. Sağlıkta ocak ayına fiyat artışı yüzde 23,57 olurken, sağlığı yüzde 7,66 ile çeşitli mal ve hizmetler ve yüzde 7,63 ile eğitim izledi. Giyim ve ayakkabı grubunda ise fiyatlar aylık olarak yüzde 5,17 geriledi.

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan ocak ayı itibarıyla, 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 4 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 126 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

Mal enflasyonunda tablo böyleyken, ekonomide bir türlü ateşi düşürülemeyen hizmet sektöründeki fiyat artışı ise aylık yüzde 10,3 ile yüksek bir orana ulaştı. Hizmet enflasyonunda kira tarafında yüzde 8,66’lık artış görülürken, diğer hizmetlerde yüzde 16,72’lik artış gerçekleşti.

Hayri Kozanoğlu: Yıl sonu hedefi umut vermiyor

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a yaptığı açıklamada, 2024 ocak ayında ölçülen yüzde 6,7’lik enflasyon devreden çıkınca, yıllık enflasyonda hafif bir düşüş gözlendiğine işaret ediyor.

Şubat ayı enflasyonu ile birlikte yıllık enflasyonun yüzde 40 sınırına geleceğini ifade eden Prof. Kozanoğlu, şu görüşleri dile getiriyor:

“Ama bu oran bile, yıl sonu hedefi olarak belirlenen yüzde 21’e, hatta üst bant olarak belirlenen yüzde 26 seviyesine gelineceğine dair umut vermiyor. Çünkü enflasyon dinamikleri aynen devam ediyor. Mal fiyatları ile hizmet fiyatları arasında hala 29 puanlık bir fark var. Servis ücretlerinden eğitim ücretlerine, kiralardan yeme-içme sektörüne kadar hizmetlerde enflasyon artışı yıllık yüzde 62,9, aylık bazda yüzde 10,3 düzeyinde çok yüksek seyrediyor.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) son verilerine göre, 2025 yılı ocak ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri piyasa katılımcıları için 1,7 puan azalarak yüzde 25,4 seviyesine, reel sektör için 3,8 puan azalarak yüzde 43,8 seviyesine, hane halkı için ise 4,3 puan azalarak yüzde 58,8 seviyesine geriledi.

Ancak pek çok ekonomiste göre, beklentilerde düşüş olsa da, özellikle vatandaşların 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi, hala hükümet öngörülerinin neredeyse 3 kat üzerinde seyrediyor.

Enflasyonda önemli sorunlardan birinin de beklentilerin istenen hızla düşmemesi olduğunu kaydeden Prof. Kozanoğlu, “Çünkü asgari ücret yüzde 30 artırıldı ama geçen yıl yüzde 25 sınırı kalkınca, kiralarda yüzde 100’ü aşan artışlar oldu. Yine eğitim masraflarında, muayene ücretlerinde yüzde 99 artış var. Dolayısıyla ücretli vatandaşların yaşadığı, emeklilerin yaşadığı enflasyon çok daha ağır bir noktada” diye konuşuyor.

Bu arada milyonlarca kiracı ve ev sahibini ilgilendiren kira zammı oranı da, ocak ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte belli oldu. Buna göre 1 Şubat itibariyle ev ve iş yerlerine yapılacak kira zammı oranı, yıllık olarak yüzde 56,35 olarak belirlendi.

Öte yandan, TÜİK enflasyon sepetinde güncellemeye giderek, alkollü içecek ve tütün ürünlerinin payını yüzde 3,76’dan yüzde 3,52’ye düşürdü. 2024 yılı sepetinde yüzde 14,2 olan konutun payı ise yüzde 15,22 olarak gerçekleşti. Sağlığın payı da yüzde 4,09’a yükseldi. Eğitim de yüzde 1,88’den yüzde 2,31’e çıktı. Ulaşım payı ise yüzde 17,35’ten yüzde 15,34’e geriledi.

Ekonomist Prof. Dr. Aziz Konukman, TCMB ve hükümetin ekonomi yönetiminin enflasyon hedeflemesi konusunda sürekli değişikliğe gittiğini hatırlatıyor. Konukman, “Eylül ayında OVP’de yüzde 17,5 olan 2025 sonu hedefi, TCMB tarafından kasım ayında yüzde 21’e çıkarıldı. Ocak ayı verisine ve önümüzdeki aylardaki olası gelişmelere bakınca, yıl sonu enflasyonu için yeni bir hedef ortaya konabilir” diyor.

Özellikle kira zamları ile asgari ücret zammı arasındaki farkın 26 puan olduğuna dikkat çeken Prof. Konukman, şöyle konuşuyor:

“Bu oranlar sonuçta ortalama veriler, unutmayalım. Herkes gelirine göre enflasyonu hissediyor. Enflasyon, TÜİK tarafından gelir gruplarına göre açıklanmalı. Gelirinin büyük kısmını gıda, eğitim, sağlık, konut harcamasına veren milyonlarca insanın enflasyonu, açıklanan resmi verilerden katbekat fazla durumda. Durum böyleyken, siz milyonlarca insanın yaşadığı enflasyona yüzde 42 diyemezsiniz.”

İTO: Yüzde 48,4 ENAG: Yüzde 81,01

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) hafta sonunda açıkladığı ocak ayı İstanbul tüketici fiyat endeksi aylık bazda yüzde 5,16, yıllık bazda yüzde 48,4 artış kaydetmişti. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise Ocak 2025’te aylık enflasyon yüzde 8,22 artış gösterdi. ENAG, yıllık enflasyonu ise yüzde 81,01 olarak hesapladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ilk enflasyon raporunu 7 Şubat’ta İstanbul’da açıklayacak.

TCMB’nin 8 Kasım 2024 tarihinde açıkladığı son enflasyon raporunda, tüketici enflasyonunda 2025 yıl sonu tahmini yüzde 14’ten yüzde 21’e yükseltilmişti. 7 Şubat’taki toplantıda yeni bir yıl sonu hedefi açıklanıp açıklanmayacağı merak konusu.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ege Yazgan, yüzde 5 olarak gerçekleşen ocak ayı enflasyonunun beklentilerin üzerinde olsa da, sürpriz bir artışa işaret etmediğini söylüyor.

Yıl sonunda enflasyon hedefine ulaşılıp ulaşılmayacağı konusunda tahminde bulunmak için erken olduğunu kaydeden Prof. Yazgan, “Ama moral bozucu olan, hizmet enflasyonunun ocak ayında yüzde 10’u aşması diyebiliriz. Çünkü demek ki, bu alanda katılık devam ediyor” diyor.

Yıl sonunda enflasyonun yüzde 21’e indirilmesinden çok, yüzde 30’un altına düşürülmesinin daha kritik olduğunu ifade eden Prof. Ege Yazgan, şu görüşleri dile getiriyor:

“Hala yıl sonunu enflasyonda yüzde 30’un altında bitirme, yüzde 27’lere ulaşma şansı var. Burada en önemli iki nokta şu: Mart’ta enflasyonda belirgin bir iyileşme görecek miyiz? İkinci olarak ise, eylül ayında ekonominin canlanmasıyla beraber enflasyonda manzara ne olacak? Mart ve eylüldeki sonuçlar, yıl sonu enflasyonu açısından belirleyici olacak.”

Paylaşın

140 Ülkenin Yıllık Enflasyonu Türkiye’nin Aylık Enflasyonundan Daha Düşük

Dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip altıncı ülke konumunda bulunan Türkiye’nin aylık resmi enflasyonu dünyanın 140 ülkenin yıllık enflasyonundan daha yüksek!

Ekim ayında, ENAG, yıllık enflasyonu yüzde 81,01 olarak hesaplarken, TÜİK ise beklentilere paralel olarak, yıllık enflasyonu yüzde 42,12 olarak hesapladı. Yılsonu enflasyon tahmin ise yüzde 21 bandında.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Şubat 2025 Enflasyon Bülteni’ni yayınladı. Bültene göre; Türkiye, dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip 6. ülkesi konumunda bulunuyor. 190 ülkenin 185’inde enflasyon Türkiye’den daha düşük seviyede seyrediyor.

DİSK-AR’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine dayandırdığı analize göre, Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 42,1 olarak hesaplandı. Türkiye’den daha yüksek enflasyona sahip ülkeler Zimbabve (yüzde 404,8), Sudan (yüzde 242,2), Güney Sudan (yüzde 216,4), Arjantin (yüzde 139,7) ve Venezuela (yüzde 60) olarak sıralandı.

DİSK-AR raporuna göre, gıda fiyatları son 20 yılda genel fiyat artışından daha hızlı yükseldi. 2003 yılından bu yana genel fiyatlar 24 kat artarken, gıda fiyatlarındaki artış 35 katı buldu. Bu durum, dar gelirli vatandaşlar için yaşam maliyetinin çok daha hızlı arttığını gösteriyor.

2025 Ocak itibarıyla en yüksek fiyat artışı yüzde 99,9 ile eğitimde görülürken, konut fiyatları yüzde 68,9, sağlık hizmetleri ise yüzde 55,02 oranında arttı. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yıllık artış ise yüzde 41,76 olarak kaydedildi.

TÜİK verilerine dayandırılan DİSK-AR analizine göre, en düşük yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirin yalnızca yüzde 6,3’ünü aldığı, ancak harcamalarının yüzde 36,6’sını gıdaya ayırmak zorunda kaldığı belirtildi. Buna karşın en yüksek yüzde 20’lik gelir grubunun toplam gelirin yüzde 48,1’ini aldığı ve gıdaya ayırdığı payın yalnızca yüzde 14,5 olduğu ifade edildi.

Bu veriler, yüksek fiyat artışlarının düşük gelir gruplarında çok daha şiddetli bir geçim sıkıntısı yarattığını ve gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştirdiğini gösteriyor.

DİSK-AR, enflasyon verilerinin toplum üzerindeki gerçek etkisini ölçmek için algılanan (hissedilen) enflasyonun da açıklanması gerektiğini vurguladı.

Raporda, 2023 yılında hissedilen enflasyon ile açıklanan resmi enflasyon arasında 53 puan fark olduğu hatırlatıldı. Avrupa ve ABD’de merkez bankalarının hissedilen enflasyon verisini düzenli olarak yayımladığına dikkat çeken DİSK-AR, TÜİK’in de benzer bir şeffaflık politikası izlemesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın

Borcunu Ödeyemeyenlerin Sayısı Yüzde 39 Arttı

2024 yılının ilk on bir aylık döneminde, borcunu ödeyemeyenlerin oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 39 oranında artarak, 1,7 milyon kişiye yükseldi.

Ekonomistler, yüksek faiz oranları ve artan borç yükü nedeniyle hane halkının mali dengelerinin daha da bozulabileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’de bireysel borçlanma rekor seviyelere ulaşırken, tüketici kredileri ve kredi kartı borçları toplamda 4 trilyon TL sınırına dayandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 24 Ocak 2025 tarihli verilerine göre, bankacılık sektöründe tüketici kredileri 2 trilyon TL’yi, kredi kartı borçları ise 1,8 trilyon TL’yi aştı. Vatandaşlar, yüzde 70’e yaklaşan ihtiyaç kredisi faiz oranlarına rağmen harcamalarını karşılayabilmek için borçlanmaya devam ediyor.

Sözcü’nün haberine göre, son bir ayda tüketici kredileri ve kredi kartı borçları toplamda 159 milyar TL arttı. Yıllık bazda ise bireysel borç yükü 1,2 trilyon TL’lik artış kaydetti. Bankacılık sistemindeki toplam kredilerin yaklaşık yüzde 24’ünü tüketici kredileri ve kredi kartı borçları oluşturuyor.

Ödenemeyen borçlar ise kritik bir seviyeye ulaştı. 24 Ocak itibarıyla bankacılık sektöründeki takipteki alacaklar 304,9 milyar TL’ye yükselirken, kredi kartlarından kaynaklanan takipteki borçlar son bir yılda yüzde 258 oranında arttı.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verileri, bireysel borç krizinin derinleştiğini ortaya koyuyor. Ocak-Kasım 2024 döneminde 1,7 milyon kişi borcunu ödeyemez hale geldi. Bu sayı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 39 oranında artış gösterdi.

Ekonomistler, yüksek faiz oranları ve artan borç yükü nedeniyle hane halkının mali dengelerinin daha da bozulabileceği uyarısında bulunuyor.

Paylaşın

2024 Yılında Dış Ticaret Açığı 82 Milyar Doları Geçti

2024 yılında ihracat yüzde 2,4 artarak 261 milyar 855 milyon dolar, ithalat yüzde 5,0 azalarak 344 milyar 20 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle, 2024 yılında dış ticaret açığı 82 milyar 135 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Aralık 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; İhracat 2024 yılı Aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,1 artarak 23 milyar 443 milyon dolar, ithalat yüzde 10,9 artarak 32 milyar 221 milyon dolar oldu.

İhracat 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 261 milyar 855 milyon dolar, ithalat yüzde 5,0 azalarak 344 milyar 20 milyon dolar oldu.

Aralık ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 43,9 artarak 6 milyar 100 milyon dolardan, 8 milyar 778 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Aralık ayında yüzde 79,0 iken, 2024 Aralık ayında yüzde 72,8’e geriledi.

Ocak-Aralık döneminde dış ticaret açığı yüzde 22,7 azalarak 106 milyar 339 milyon dolardan, 82 milyar 165 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Aralık döneminde yüzde 70,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 76,1’e yükseldi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, aralık ayında imalat sanayinin payı yüzde 93,7, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,1, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu. 2024 yılında ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,1, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,7 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, aralık ayında ara mallarının payı yüzde 68,6, sermaye mallarının payı yüzde 14,3 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,8 oldu. İthalatta, 2024 yılında ara mallarının payı yüzde 69,3, sermaye mallarının payı yüzde 14,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,8 oldu.

İhracatta Almanya ithalatta Çin ilk sırada

Aralık ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 644 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 499 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 414 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 198 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 186 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,6’sını oluşturdu.

Ocak-Aralık döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 20 milyar 434 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 16 milyar 349 milyon dolar ile ABD, 15 milyar 289 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 13 milyar 34 milyon dolar ile Irak ve 12 milyar 933 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,8’ini oluşturdu.

İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Aralık ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 540 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 881 milyon dolar ile Çin, 2 milyar 598 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 760 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 465 milyon dolar ile İsviçre izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,2’sini oluşturdu.

Ocak-Aralık döneminde ithalatta ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 44 milyar 931 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 44 milyar 20 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 27 milyar 84 milyon dolar ile Almanya, 19 milyar 312 milyon dolar ile İtalya, 16 milyar 227 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,1’ini oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; Aralık ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 2,8, ithalat yüzde 1,1 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 0,2 azalırken, ithalat yüzde 7,1 arttı.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Aralık ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,7’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,7’dir. 2024 yılında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,1’dir. Ocak-Aralık döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,6’dır.

Aralık ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,0’dır. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,0’dır. 2024 yılında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 81,4’tür. 2024 yılında yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,1’dir.

Özel ticaret sistemine göre, aralık ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 artarak 21 milyar 226 milyon dolar, ithalat yüzde 11,3 artarak 30 milyar 413 milyon dolar oldu.

Aralık ayında dış ticaret açığı yüzde 37,7 artarak 6 milyar 671 milyon dolardan, 9 milyar 187 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Aralık ayında yüzde 75,6 iken, Aralık ayında yüzde 69,8’e geriledi.

Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 2,3 artarak 237 milyar 559 milyon dolar, ithalat yüzde 5,2 azalarak 321 milyar 411 milyon dolar oldu.

2024 yılında ticaret açığı yüzde 21,5 azalarak 106 milyar 879 milyon dolardan, 83 milyar 853 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 yılında yüzde 68,5 iken, 2024 yılında  yüzde 73,9’a yükseldi.

Paylaşın

Türkiye, Yeme İçmede Dünyanın “En Pahalı” Ülkesi

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net ortaya koydu.

Prof. Dr. Hakan Kara, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.

Türkiye’deki ekonomik dalgalanmalar, dünya genelinde yakından takip edilen “Big Mac Endeksi”nde çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. The Economist’in yayımladığı verilere göre, Türkiye’de bir Big Mac hamburgerin fiyatı, dünya ortalamasının çok üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı.

Ünlü ekonomist Prof. Dr. Hakan Kara’nın da dikkat çektiği bu durum, Türkiye’nin artık “ucuz” bir ülke olmaktan çıktığının, hatta bazı kalemlerde dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiğinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Hakan Kara’nın paylaştığı ve The Economist verilerine dayanan grafik, 2002 yılından günümüze kadar Türkiye’deki Big Mac fiyatlarının seyrini gözler önüne seriyor. 2018’e kadar Dünya ortalaması ile benzer şekilde seyreden Big Mac fiyatları, bu tarihten itibaren artışa geçti ve 2023 sonuna gelindiğinde dünya ortalamasının oldukça üzerine çıktı.

Özellikle 2024 ve 2025’e girerken yaşanan artış, Türkiye’deki enflasyonist baskının ve kur artışlarının ne denli etkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Grafik aynı zamanda bir ülkenin satın alma gücü paritesini göstermesi açısından önemlidir.

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların artık diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net gösteriyor.

Ülkenin ekonomik sorunlarının bir yansıması olan bu durum, sadece bir hamburgerin fiyatından ibaret değil. Özellikle dolar kurunun yükselmesi ve enflasyonun yüksek seyretmesi, alım gücünün ciddi oranda düşmesine sebep oluyor.

Prof. Dr. Hakan Kara’nın işaret ettiği gibi, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi. Üstelik bu fiyatlar, sadece en ucuz noktalar için geçerli.

Büyük şehirlerde ve turistik bölgelerde bu fiyatların çok daha yüksek olabileceği de unutulmamalı. Üstelik bu rakamlara bir de yan ürünler eklendiğinde durum çok daha vahim bir hale geliyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Tekstil Ve Hazır Giyim Sektöründe İstihdam Kaybı Yüzde 25’i Buldu

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, 2024’ün son ayları da hesap edildiğinde, sektördeki istihdam kaybının 300 bine ulaştığını ifade ediyor.

2022 sonunda 1 milyon 250 bin kişinin çalıştığı sektörde, bu sayının 950 bine kadar düştüğünü dile getiren Şeref Fayat, “Yani kabaca toplam istihdamımızın yüzde 25’ini kaybettik” diyor.

Türkiye ekonomisinde önde gelen özellikle ihracatta en güçlü sektörlerden olan tekstil ve hazır giyim sektörü, son yıllardaki ekonomide yaşananlardan en çok etkilenen sektör olarak ağır bir kriz yaşıyor. Döviz kurları, enflasyondaki yükseliş, maaşlardaki artışlar sektörü derinden etkilerken, sektörde çalışan sayısı 1 milyonun altına geriledi.

Döviz kurlarındaki artışın enflasyonun ve ücret artışlarının gerisinde kalmasıyla tekstil üretim merkezleri Mısır’a taşınırken, Türk şirketlerinin Mısır’da kurduğu fabrikalarının sayısı 200’e çıktı.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’ın haberine göre, sektör temsilcileri, tekstil ve hazır giyim sektöründe ağır bir kan kaybı yaşandığını belirtiyor. Sektörün önde gelen isimleri bu şekilde devam ederse Türkiye’nin bu sektördeki iddiasını da kaybedeceği uyarısında bulunuyorlar.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye tekstil ve hammaddeleri sektörü 2024 yılında 207 ülke ve serbest bölgeye ürün sattı. Bu dönemde tekstil ihracatı bir önceki yıla göre binde 6 gerileme ile 9,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde hazır giyim ihracatı yüzde 6,9 gerileme ile 17,9 milyar dolar, deri ve mamülleri ihracatı ise yüzde 17,9 düşüşle 1,5 milyar dolara indi. 2024’te en fazla ihracat Avrupa Birliği ülkelerine yapılırken, ilk üç sırayı İtalya, İngiltere ve İspanya aldı.

Geçtiğimiz günlerde tekstil sektörünün içinde bulunduğu sıkıntılara ilişkin bir açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Türkiye’nin tekstil ihracatının 2022’de 10,35 milyar dolarla zirveyi gördüğünü, ardından 2023’te 9,55 milyar dolara, 2024’te ise 9,49 milyar dolara gerilediğine dikkat çekmişti. Tekstil ve hazır giyim sektöründe son 2 yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığına işaret eden Gültepe, “Anadolu’ya gittiğinizde çalıştıracak kimse yok; başvuru olmuyor” demişti.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, 2024’ün son ayları da hesap edildiğinde, sektördeki istihdam kaybının 300 bine ulaştığını ifade ediyor. 2022 sonunda 1 milyon 250 bin kişinin çalıştığı sektörde, bu sayının 950 bine kadar düştüğünü dile getiren Şeref Fayat, “Yani kabaca toplam istihdamımızın yüzde 25’ini kaybettik” diyor.

Türkiye’de ekonomi yönetiminin döviz kurunu baskılaması nedeni ile ihracat gelirlerinin enflasyonun altında kaldığını, bununla birlikte ana pazar olan Avrupa’da yaşanan durgunluk nedeni ile sipariş kayıplarının yaşandığını dile getiren Fayat, “Tüm bu olumsuz koşullar Türkiye’de yatırım yapmayı çok zorlaştırdı. 2025 yılında da bu olumsuz tablonun devam edeceğini ve ihracatın yüzde 5 küçüleceğini söyleyebiliriz. Ne yazık ki sektörümüzde işten çıkarmalar devam edecektir” diye konuşuyor.

Ege İhracatı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ETHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi de Türkiye’nin tekstil ve hazır giyimde kan kaybetmesi ile dış pazarlarda özellikle Mısır, Vietnam ve Bangladeş’in öne çıktığına, hatta Avrupa’da Portekiz ve Romanya’nın bile Türkiye’den avantajlı hale geldiğine değiniyor.

“Rakibimiz olan 100-300 dolar arasında aylık ücret verirken, onlarla rekabet edemeyiz” diye konuşan Eskinazi, 2025 yılında da özellikle hazır giyimde yaşanan üretim ve istihdam sıkıntısının artarak devam edeceğini vurguluyor.

“Cumhuriyeti tarihinde bir ilk”
Son dönemde yerli tekstil firmaları, yüksek enflasyon ve artan üretim maliyetleri nedeniyle fabrikalarını Türkiye’den Mısır’a taşımaya başladı. Mısır-Türk İş Konseyi verilerine göre, Türk tekstil şirketlerinin Mısır’da açtığı fabrika sayısı 200’e ulaşmış durumda.

Son birkaç yılda asgari ücret maliyetinin 450-500 dolardan 1000 dolar seviyesine çıktığını, bu durumun Türkiye’de üretilen tekstil ve hazır giyim ürünlerinin rakip ülkelere göre çok daha pahalıya satılması sonucunu getirdiğini anlatan Şeref Fayat, “Şirketler üretim sorunu yaşayınca, fabrikalarını maliyetlerin Türkiye’ye göre dörtte bir düzeyinde olduğu Mısır’a kaydırmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa hazır giyim sektörünün son bir yıl içindeki Türkiye dışı yatırımı, Türkiye içi yatırımının üç katı oldu” şeklinde konuşuyor.

1000’e yakın üyesi ile 57 ülkeye tekstil ve hazır giyim ürünleri ihraç eden Laleli Esnaf ve Sanayiciler Derneği’nin (LASİAD) Başkanı Gıyasettin Eyyüpkoca ise, Türkiye ekonomisinin kendi sorunları yanında yakın coğrafyalardaki savaş ve çatışmaların da tekstil ve hazır giyim sektörünü olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin en yoğun pazarları olan Balkan ve Doğu bloku ülkelerinin Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle sıkıntı yaşadığını belirten Eyyüpkoca, “Rusya öksürdüğü zaman bu pazarlar adeta sıtma oluyor. Tüketim alışkanlıklarında ve harcama dengelerinde ciddi bir sıkıntı oluştu. İnanılmaz bir durgunluk söz konusu. Aynı sorunu Avrupa ülkelerinde de yaşıyoruz” şeklinde konuşuyor.

Sektör olarak 2025’ten olumlu bir beklenti içinde olmadıklarını kaydeden Eyyüpkoca, “Sipariş olmayınca, enerji ve çalışan maliyetleri de arttıkça mecburen işten çıkarmalar, hatta şirket kapanmaları oluyor. Bu yıl için umutlu bir beklentimiz yok” diyor.

“Çalışanlara düşük ücret baskısı”

Tekstil ve hazır giyim sektöründe işverenler asgari ücret artışı nedeni ile çalışan maliyetlerinden şikâyet ederken, çalışanlar ise patronların ücretleri baskıladığını ve işçilerin yaşam koşullarını zora soktuğunu dile getiriyor.

Tekstil ve hazır giyim alanında iş kayıplarının daha da artmasından endişe ettiklerini ifade eden DİSK Tekstil İşçileri Sendikası İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu, “İşverenler maliyetleri kısmak için çalışanlara düşük ücreti dayatıyor, kabul etmeyeni işten çıkarıyorlar. Her geçen gün etrafımızda yeni işten çıkarmalar olduğunu, hatta küçük işletmelerin kapandığını söyleyebilirim” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın