Enflasyon Nasıl Düşer, Alım Gücü Nasıl Yükselir?

Alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de, haziran ayı yıllık enflasyon yüzde 78,62 olarak açıklandı. Bir yandan enflasyon artışı tartışılırken, bir yandan da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun TL kredi kullanımı için döviz mevduatına sınır getirmesinin ardından 16,03’lere inen dolar/TL kuru yeniden 17 liranın üzerini gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

‘’Türkiye altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede‘’

Peki enflasyon hangi adımlarla düşer ve de alım gücü eriyen hane halkı yüksek enflasyona karşı nasıl korunabilir?

Euronews’e konuşan Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin altı ay öncesine göre daha kötü bir evrede olduğunu belirtiyor.

Ekonomist Demir, görünende hükümetin enflasyonla bir mücadele içinde olmadığını ve enflasyonla kapsamlı bir mücadelenin şart olduğuna vurgu yapıyor.

‘’Bu yıl aralık ve ocak ayında aylık artış bu kadar yüksek olmayacağı için enflasyon kendiliğinden düşecek deniliyor. Matematiksel olarak bunun gerçekleşmesi için aralık ve ocakta yeni bir kur atağı olması, aylık enflasyonun aralıkta yüzde 13, ocakta yüzde 11’in altında kalması yeterli. Ama bu nasıl bir düşüş diye sorarsınız, kasımda yüzde 90’lara gidecek enflasyonun aralık ve ocakta yüzde 75’lere inmesi anlamına geliyor. Hala yüksek enflasyon dönemlerine göre yüzde 75. Bu bir değişiklik getirmez. Ama hayatımızda bir iyileşme olmuyor’’.

“Hükümet seçime endeksli olarak durgunluğu tercih etti”

Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir, “Bu saatten sonra bir acı ilaç gerekiyor” diyor fakat bunun seçim sonrasına bırakıldığını ifade ediyor.

Seçimin sonucunun ekonomi açısından önemli olduğunu belirten Demir, hükümetin seçime endeksli olarak ‘durgunluğu’ tercih ettiğini dile getiriyor.

İkinci olarak ise hükümetin mevcut ekonomi modelinin şimdilerde değil, ülkeye para akışının sağlandığı 2010-2011 dönemlerinde denenmesi gerektiğini vurguluyor.

Hükümetin uygulamaya çalıştığı ekonomi paketinin zamanlamasının hatalı olduğunu savunan Oğuz Demir; “Faizi düşürerek ülkede yatırımları, üretimi ve ihracatı arttırmak, fiyatları düşürmek ve de sıcak paraya bağlı kalmamak mantıken doğru ama zamanlama yanlış’’ diyor.

Doç. Dr. Demir, seçim sonrasında enflasyon ile mücadelede döviz artışının durdurulmasının ve ülkeye kısa vadede para akışının sağlanmasının şart olduğu kanaatinde. Aksi durumda yılın son çeyreğinde ciddi bir durgunluk riski ile karşı karşıya kalınabileceğini düşünüyor.

“Ülkeye 2011 yılında paralar yağarken, o paraları inşaata gömmek yerine üretime yatırmalılardı. 2011’de aklınız neredeydi, neden yatırım yapmadınız? Belki bu kadar döviz açığı olmayacaktı. Bu modeli tercih etme hakları var ama ağır ödüyoruz. Bize şu an adı enflasyon olan başka bir ilaç içiriyorlar. Hatta iki ilaç içiriyorlar biri ‘durgunluk’ diğeri ‘enflasyon’. Her ikisi de acı ilaç ama içtiğimiz enflasyon ilacının bizi iyileştirme ihtimali yok. Durgunluk ise tüm dünyadan geliyor. Önümüzde seçim olduğu için ve dünyadan bu durgunluğun geldiğini görmedikleri için bu noktadayız. Bu durgunluk gerçekleşirse ‘Ne yapacağız’ sorusuna bir yanıt yok. Esas önemli nokta burası. Bizim döviz yeniden yükseldiğinde ne yapacağımıza dair bir formülümüz de yok.’’

Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel ise ekonominin istikrarlı büyümediği görüşünde. Halihazırda yoksul enflasyonunun yüzde 90 üzerinde olduğunu hatırlatan Demirel, ücretli kesimin ezildiğini ve hissedilen enflasyonun daha yüksek olduğunu vurguluyor.

Ekonomist, maaliyeti emekçilerin üzerine yıkan reformlar yerine, tekelleşmenin önünü kapatacak mali reformlar, vergi reformları, borç tasviyelerine ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

“Enflasyonun belirlenmesinde yoksulluk ve kur istikrarı önemli bir sorun yaratıyor. Dolayısıyla enflasyona yönelik çözüme ücret-fiyat, ücret-kur ihtilali olarak bakmamak lazım. Kar-fiyat ihtilali özellikle Türkiye’deki emek ekonomisinde enflasyonu besleyen önemli bir faktör. Neler yapılmalı? Ben küresel parasal hiyerarşinin mevcut olduğunu dolayısıyla en tepedeki para birimlerinin arkasındaki Merkez Bankaları faizi arttırırken, hatta bizim rakiplerimiz de faizi arttırırken bizim faizi sabit bırakma çabamız gerçeklikle uyuşmuyor. O nedenle politika faizini arttırmamız gerekiyor. Öteki taraftan aşamalı olarak politika faizini pozitif tarafa taşımak gerekiyor. Enflasyon yüzde 80’e geldi, politika faizimiz yüzde 14. Bu sebeple, faiz artışı gerekiyor. Ama bu yıkıcı olacak o nedenle bunun karşısına genişleyici maliye politikası konulmalı”.

“Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini söyleyen Ekonomist Doç. Dr. Baki Demirel, bunun yolunun emekten yana iyi bir makro plan ortaya koymaktan geçtiğini ifade ediyor.

“Ayrıca yine aşamalı olarak sermaye kontrolü düşünülmeli ve ücretlere yüksek zamlar yapılmalı. Hane halkı ve firmaların zorlukları giderilmeli ve de bazı borçlar silinmeli. Yoksulların borçlarından başlayarak çiftçiler, öğrenciler ve esnaf-kurum için adım atılmalı. Bunu yapmak için de bir servet vergisine ihtiyaç var. Yine konut vergisine ihtiyaç var… ‘’

Euronews Fransızca servisine konuşan ekonomist Selçuk Geçer ise merkez bankalarının elinde politika faizi ve rezervler gibi iki önemli silah bulunduğunu ancak bunların zamanında kullanılmaması halinde enflasyonun kontrolden çıkabileceğini söyledi:

“Dünya ülkeleri olması gereken para politikalarını uygulayarak ekonomilerinin bu süreçten en az zararı görmesini sağlamaya çalışıyorlar. Merkez bankalarının elinde fiyat istikrarı için iki önemli silahı bulunuyor bunlar politika faizi ve rezervler. Bu silahları zamanında ve etkin bir şekilde kullanmazsanız enflasyon ve fiyat istikrarı kontrolden çıkar. Nitekim Türkiye 2015’ten beri uyguladığı yanlış para politikaları ile hem bu silahları tüketti hem de enflasyon ve para politikasının kontrolden çıkmasına neden oldu.

Son iki senede uyguladığı yanlış faiz politikası ve kur baskısı ise hem rezervleri çökertti hem de bütçede büyük açıklara neden oldu. Kuru rezervleri satarak tutabileceklerini sandılar. Ama olmadı ve rezervler tükenmesine rağmen kur atakları devam etti. Yüksek kurun yarattığı fiyat artışlarına bir de bütçe açığını kapama çabası ile getirilen aşırı zamlar eklenince ve faiz enflasyon makası açılınca sistem iyice bozuldu. Bu gün faiz silahı kullanılamaz halde. Yüzde 80 enflasyon ve kuru dizginlemek için faizlerin en az yüzde 100 olması gerekiyor. Bu yaklaşık 8600 baz puanlık bir artış demek. Böyle bir artış ise neredeyse imkansız.

Çünkü bu artış tüm pazarı kilitler. Öbür taraftan seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın bu tür bir artış yapması politik intihar demek. 100-200 baz puanlar için ise artık çok geç. Yani yanlış para politikaları Türkiye’yi geri dönülemez bir çıkmaza soktu ve tüm dünya sıkılaşırken biz ne yazık ki hiç bir şey yapamıyoruz. Türkiye küresel krizden çok daha kırılgan. Makro dengeler her gün biraz daha bozuluyor ve ekonomik buhran biraz daha derinleşiyor. Kur kırılması, hiper enflasyon ve iflaslar kapıda.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cari Açık Mayıs Ayında 6,47 Milyar Dolar Oldu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / TCMB tarfından paylaşılan verilerde cari açığın dış ticaret açığını yükseltmesine sebep olduğu belirtildi. TCMB verilerinde şu ifadelere yer verildi:

“Bir önceki yılın aynı ayına göre, hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 2.325 milyon ABD doları artarak 3.222 milyon ABD dolarına yükselmesi ve birincil gelir dengesi kaynaklı çıkışların 417 milyon ABD doları azalarak 913 milyon ABD dolarına gerilemesine rağmen, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 5.699 milyon ABD doları artarak 8.753 milyon ABD dolarına yükselmesi etkili olmuştur.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, bir önceki yılın aynı ayında 1.028 milyon ABD doları açık vermişken, bu ay 388 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 1.545 milyon ABD doları artarak 2.097 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayında 170 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kalemi, bu ayda 24 milyon ABD doları net çıkış kaydetmiştir.

Finans hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 959 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Portföy yatırımları 4.325 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetleri piyasalarında sırasıyla 1.664 milyon ABD doları ve 495 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankalar 1.852 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.280 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 1.056 milyon ABD doları ve Türk Lirası cinsinden 82 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 1.138 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 172 milyon ABD doları, 154 milyon ABD doları ve 94 milyon ABD doları net geri ödeme gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 5.939 milyon ABD doları net azalış gözlenmiştir.

Paylaşın

Yıl Sonu Enflasyon Ve Dolar Beklentisi Daha Da Yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasa katılımcıları anketini açıkladı. Buna göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 69,94 olurken, dolar beklentisi ise 18,99 olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Bir önceki anket döneminde enflasyon beklentisi yüzde 64,59’du. Dolar beklentisi ise bir önceki anket döneminde 18,89 seviyesindeydi. TCMB anketine göre 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde yüzde 40,23 olarak gerçekleşti. 24 ay sonrası enflasyon ise 24,27 oldu.

TCMB’nin yıl sonu faiz beklentisi ise anket katılımcıları tarafından yüzde 14 olarak tahmin edildi. Katılımcıların 2022 yıl sonu büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde yüzde 3,5 iken, bu anket döneminde yüzde 3,6 olarak gerçekleşti.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, enflasyon artışının küresel piyasadan kaynaklı olduğunu açıkladı ve şimdiye kadar bir dizi önlemin alındığını ve alınmaya da devam edileceğini ifade etti.

Enflasyon artışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ında da gündemindeydi. Enflasyonun şubat-mart ile birlikte kontrol altına alınacağını açıklayan Erdoğan, “Kimseyi işsiz bırakmadık, aç bırakmadık, açıkta bırakmadık” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası (TCMB) Mayıs 2022 Ödemeler Dengesi verilerini yayımladı. Buna göre Cari işlemler hesabı mayısta 6 milyar 468 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari işlemler açığı 29 milyar 444 milyon dolar oldu.

Paylaşın

İstanbul’da Ekmeğe Zam: 4 TL

Temel gıda ürünlerinde zammın ardı arkası kesilmiyor. İstanbul’da 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zam yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) bağlı fırınlarda 210 gram ekmeğin fiyatı 4 TL’ye yükseltildi. Ekmek fiyat tarifelerinin belirlenmesi için odanın Temmuz ayı meclis toplantısında oylama yapıldı.

Dünya gazetesine göre oylama sonucunda, İstanbul’da “1 kilogram ekmek fiyatı azami 19,05 TL’yi geçmemek kaydıyla 210 gram ekmek için 4 TL olacak” şeklinde hazırlanan Azami Ekmek Fiyat Tarifesi kabul edildi.

Daha önce belirlenen tarifede bir kilogram ekmeğin azami fiyatı 14,28 TL olarak belirlenmiş ve 230 gram ekmeğin 3 TL’den satılması kararlaştırılmıştı.

Böylelikle ekmeğin kilogram fiyatına yüzde 33 oranında zam yapılmış oldu. Ankara’da hafta başında ekmeğin fiyatına zamn yapılmış ve 200 gram ekmeğin fiyatı 3 liradan 4 liraya çıkmıştı.

Paylaşın

Yıllık Enflasyon 2022 Ve 2023 Sonunda Ne Kadar Olacak?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon haziranda yüzde 79’a dayandı. Muhalefet partileri ve bağımsız kurumlar Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) daha yüksek olduğunu savunurken iktidar enflasyonu kontrol altına aldığını ve aralık ayından itibaren düşeceğini iddia ediyor.

Peki, 2022 yılı sonunda enflasyon kaç olacak? Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tahminleri 2023 yılı sonunda enflasyonu kaç gösteriyor?

OECD’nin Haziran 2022 tarihli Ekonomik Görünüm Raporu’nda yer alan tahminlere göre Türkiye’de 2022 sonunda yıllık enflasyon yüzde 72 olacak. Türkiye bu oranla tüm OECD ülkeleri arasında zirvede yer alacak. OECD ortalaması ise yüzde 8,8 olacak.

OECD tahminine göre 2022 yılı enflasyon sıralamasında Türkiye’nin ardından ikinci sırada yüzde 60,1 ile Arjantin olacak. Bu iki ülkeden sonra gelen ülkelerde ise enflasyon belirgin şekilde düşük seyrediyor. Üçüncü sıradaki Rusya’da yüzde 16,2 olacak. Rapor, OECD üyesi olmayan önde gelen ülkeleri de kapsıyor. Rusya ve Çin bunların başında geliyor.

En düşük Japonya, Çin ve S. Arabistan’da

OECD tahminlerine göre 2022 yılı sonunda en düşük yıllık enflasyon yüzde 1,9 ile Japonya’da olacak. Bu oran Çin’de yüzde 2 ve Suudi Arabistan’da yüzde 2,2 seviyesinde seyredecek. Diğer bazı ülkelerde 2022 sonunda yıllık enflasyon şöyle olacak: Hollanda yüzde 9,2; Yunanistan yüzde 8,8; Almanya yüzde 7,2; ABD yüzde 7 ve Fransa yüzde 5,2.

2023’te Türkiye’de enflasyon yüzde 39 olacak

OECD’nin 2023 yılı tahmini ise Türkiye için yüzde 39. Türkiye 2023’te yüzde 51 ile zirvede yer alması beklenen Arjantin’in ardından ikinci sırada olacak. OECD ortalamasının ise yüzde 6,1 olması bekleniyor.

2023’te en düşük TÜFE ise yüzde 1,8 ile İsviçre ve yüzde 1,9 ile Japonya’da olacak. 2023 sonunda yıllık enflasyon diğer ülkelerde ise şöyle tahmin edildi: Yunanistan yüzde 3,4; Almanya yüzde 4,7; Hollanda yüzde 4,8 ve İngiltere yüzde 7,4.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Neden En Çok Buğday İthal Eden 3. Ülke?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Haziran ayında yayımladığı iki ayrı gıda görünümü raporunda Türkiye en çok buğday ithal eden ülkeler arasında sıralanıyor. Ancak aynı zamanda en çok buğday üreten ülkelerden biri.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin buğday ithalatı, ihracata yönelik üretimde hammadde olarak kullanılıyor. Bu nedenle iç piyasada kendine yeterliliği artırması gerekiyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl Haziran ayı başında yayımladığı BM Gıda Görünümü raporunu ay sonunda, FAO ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı Gıda Görünümü 2022-2031 raporu izledi.

BM Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. 2022’de Türkiye’deki buğday üretim miktarı 19 milyon ton olarak öngörülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye’de buğday üretiminin 2020’de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor.

BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’un sorularını yanıtlayan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Türkiye son 5 yılda FAO verilerine göre ortalama 19,7 milyon ton yıllık buğday üretimi ile dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkeleri (Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Ukrayna, Pakistan, Avustralya ve Arjantin ile birlikte) arasında. Türkiye bu üretim seviyesi ile dünya buğday ticaretinin de, ithalat ve ihracat bakımından, önemli aktörleri arasındadır” diyor.

Ancak Türkiye önemli üreticiler arasında olmakla beraber en çok buğday tüketen ülkelerden biri aynı zamanda.

Gıda Görünümü raporunda, Türkiye’nin buğday kullanımı 2021/22 döneminde 24,2 milyon ton olarak belirtiliyor. Bunun 2022/23’te 24,4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Türkiye bu konuda Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi ülkelerin ardından ilk sıralarda yer alıyor.

Fakat Türkiye’deki buğday üretimi ve iç tüketim neredeyse başa baş giderken nasıl oluyor da en çok buğday ihraç eden ülkeler arasında ilk 10’da ve en çok buğday ithal edenler arasında üçüncü sırada yer alıyor?

“Buğday ithalatı, buğdaya dayalı gıda endüstrisini karşılamaya yönelik”

Gıda Görünümü 2022-2031 raporuna göre, 2019-2021 yıllarının ortalamasında Türkiye 9,5 milyon ton ile Mısır ve Endonezya’nın ardından en çok buğday ithal eden üçüncü ülke oldu ve bu rakamın 2022/23’te de aynı kalması bekleniyor.

Aynı dönem buğday ihracatı ise 4 milyon ton olarak ölçülmüş ve önümüzdeki dönemde bu şekilde kalması öngörülüyor.

Selışık, Türkiye’nin iç piyasa tüketiminden çok buğdaya dayalı gıda endüstrisinde kullanmak için ithalat yaptığını, bu ürünleri de ihraç ettiğini belirtiyor.

Türkiye’nin “toplam buğday kullanım düzeyi, üretim düzeyinden fazla. Bunun temel nedeni Türkiye’nin buğdaya dayalı gıda endüstrilerindeki üretim potansiyeli ve avantajıdır” diyen Selışık şunları ekliyor:

“Buğday ithalatı, bu endüstrilerdeki buğdaya dayalı mamul madde ihracatını (un ve diğer unlu mamuller, makarna, bisküvi, bulgur gibi) karşılamaya yöneliktir. Örnegin, Türkiye un ihracatında dünyada ilk sırada, makarna ihracatında ise İtalya’nın ardından ikinci sırada bulunmaktadır.

“Türkiye’nin buğday ithalatı, dahilde işleme rejimi çerçevesinde (ithal edilen ham maddenin ihracat için işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi), iç tüketimden ziyade buğdaya dayalı gıda sanayi ürünlerinde çoğunlukla ihracat için üretim girdisi ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaktadır”.

Özellikle Covid-19 salgını nedeniyle küresel ölçekte dayanıklı kuru gıda ürünlerine olan yüksek talebin, buğday ve buğday ürünlerine olan tüketim talebini tetiklediğini; haliyle dünya buğday dış ticaretini artırdığını vurgulayan Selışık, “Bu konjonktürel sebebin yanı sıra, ülkedeki buğday ekim alanlarındaki daralma ve aşırı hava olaylarından kaynaklanan verim kayıpları da buğdayın ithalat miktarını etkilemektedir” diyor.

Buğday fiyatları küresel olarak arttı

FAO Fiyat Endeksi’ne göre küresel gıda fiyatları halihazırda savaş öncesine göre yükseldi.

Ukrayna’da devam eden savaş ve bölgedeki tahılın ülke dışına çıkarılması sorununun yanı sıra güçlü bir gıda ve hayvan yemi talebi, ana tedarikçilerde kötü hava koşullarının yaşanması, bazı büyük ihracatçıların politikalarındaki belirsizlikler, ihracatçı ülkelerdeki enerji ve gübre başta olmak üzere yüksek nakliye ve üretim maliyetleri ile COVID-19 nedeniyle tedarik zincirlerindeki kesintiler bu artışın başlıca sebepleri.

Buğday fiyatları da savaş başladığından beri rekor seviyede arttı.

BM Gıda Görünümü raporunda, Ukrayna ve Rusya’nın buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu başta olmak üzere dünyanın en önemli ekilebilir bitki üreticileri ve ihracatçıları arasında olduğu belirtiliyor.

Son beş sezonun ortalamasına göre Rusya ve Ukrayna’nın, dünya buğday üretiminin sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 3’ünü; küresel ihracatın sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10’unu oluşturduğu; Rusya’nın birinci ve Ukrayna’nın beşinci en büyük buğday ihracatçısı olduğu vurgulanıyor.

Savaşın başından bu yana Türkiye’nin buğday ithalatının neredeyse tamamının Rusya ve Ukrayna’dan yapıldığı (2021’de yüzde 70’e yakını Rusya olmak üzere toplam yüzde 87’si) tekrar tekrar vurgulanmış, savaş dolayısıyla buğday ve ürünlerinde fiyat artışı ya da kıtlık görülüp görülmeyeceği tartışılmıştı.

Tarım ve gıda sektörüne yönelik çalışan gazeteci İrfan Donat BBC Türkçe’ye, Türkiye’nin Haziran 2022’de Rusya’dan buğday tedarikiyle ilgili bir problem yaşamadığını, yine de savaşın yarattığı ek maliyetler olduğunu söylemişti. Bu nedenle Türkiye’nin iç piyasada kendine yeterliliği artırıp arz fazlasıyla ihraç edeceği hammaddeyi kendisinin imal etmesi için üretimini 24-26 tonlara çıkması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın

AK Parti İktidarı Döneminde Çiftçilerin Borcu 86 Kat Arttı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Orhan Sarıbal, çiftçilerin borcunun AKP iktidarı döneminde 86 kat artarak 206 milyar liraya çıktığını söyledi. BDDK verilerine göre de çiftçilerin son bir yılda kullandığı kredi tutarında yüzde 43’lük artış yaşandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, artan girdi maliyetleri nedeniyle çiftçilerin bankalardan kullandığı kredi tutarı son bir yılda yüzde 43 artarak 205,8 milyar liraya çıktı. Çiftçilerin son bir yılda kullandığı kredi miktarının ise 61,8 milyar liraya çıktığını belirten Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu bir rekordur. Çiftçi borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Çiftçi çığ gibi artan borçlar altına eziliyor, batıyor” dedi.

Halk TV’den Nuray Tarhan’ın haberine göre “Çiftçilerin 2002 yılında bankalardan kullandığı kredi miktarı 2,4 milyar lira iken, 20 yıllık AKP iktidarı döneminde 86 kat artarak 206 milyar liraya çıktı” bilgisini veren Sarıbal, “Bu borç cumhuriyet tarihinin borç rekorudur” ifadesini kullandı.

‘Çiftçi başına 100 lira borç’

Sarıbal, sözlerine şöyle devam etti:

“Her ay çiftçimizin bankalardan kullandığı miktarı da artmaktadır. Çiftçimiz bir yılda 29 milyar lira destek alırken sadece bir ayda kullandığı kredi miktarı 11 milyar lira, yılbaşından bu yana ise 40 milyar lira oldu. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 2,1 milyon çiftçinin borcu 206 milyar liraya ulaştı. Bu, çiftçi başına yaklaşık 100 bin lira borç demektir. Hiç bankalardan kredi kullanmayan çiftçiler olduğunu düşünürsek, borçlu çiftçinin kişi başına borç miktarının çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatifi ve serbest piyasada tarımsal girdi sağlayan akaryakıt istasyonları, gübre, zirai ilaç, tohum ve ekipman tedarikçilerine borçlarını da ilave edersek, borcun 300 milyar lirayı geçtiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Artan maliyetler nedeniyle çiftçi ürettiğinden para kazanamıyor. Çiftçi mevcut borçlarına takla attırarak daha çok borçlanıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Bu borç sarmalı için çözüm bulunmaz ise borç balonu yakında patlar.”

Paylaşın

JP Morgan, Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yükseltti

Merkezi New York’ta bulunan yatırım bankası ve finansal hizmetleri şirketi JP Morgan, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 sonu tahminini de yüzde 19’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı haziran ayı enflasyon rakamlarının ardından JP Morgan, Türkiye için 2022 yıl sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize etti.

‘Ölçmek ve tahmin etmek zor’

Para politikasının aşırı şekilde gevşek olmaya devam ettiği ve enflasyona neden olan dış faktörlerde değişiklik olmadığı ortamda fiyat baskılarının büyümeye devam ettiğini belirten JP Morgan, “Enflasyonunun böyle çılgın seviyelerde olduğu zamanlarda, enflasyonu ölçmek ve tahmin etmek çok daha zor hale geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Dünya’nın haberine göre “Bugünkü verilerini enflasyon beklentilerinde daha da kötüleşmeye yol açması büyük olasılık ve politika görünümü dikkate alındığında enflasyon muhtemelen bir süre için daha büyük bir problem olmaya devam edecek” ifadelerini kullanan JP Morgan, 2022 yıl sonu için TÜFE beklentisini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 yıl sonu için TÜFE tahminini de yüzde 19,0’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Seçim yorumu

Enflasyon tahminleri için risklerin hala yukarı yönlü olduğunu belirten JP Morgan, yaklaşan seçimlerin zamanlaması ve sonuçlarının, seçim öncesi uygulanacak politikaların, ortodoks politikalara ne zaman dönüleceğinin, enflasyonda orta vadeli rotayı belirleyeceğini de vurguladı.

Paylaşın

Çaya Son İki Ayda Üçüncü Zam Geldi

Mayıs ortasında yüzde 43.7 zamlanan çayda fiyat artışı sürüyor. Geçen hafta fiyatı yüzde 2.5 artan çaya bugün de yüzde 9.5’lik bir zam daha geldi. Sektör paydaşları, yeni zamların gelebileceğini öne sürüyor.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (Çaykur) 16 Mayıs tarihinde çaya ortalama yüzde 43.71 zam yapmasının ardından fiyat artışları sürüyor.

Bloomberg HT’nin haberine göre, geçen hafta fiyatı yüzde 2.5 artırılan çaya bugün de yüzde 9.5 zam daha geldi.

Böylece çaya iki aydan daha az bir sürede toplam yüzde 61.3 zam yapılmış oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs tarihinde 2022 yılı yaş çay taban alım fiyatını açıklamıştı. Yaş çayda geçen yıl 3,87 TL olan alım fiyatı yüzde 73 artışla 6 lira 70 kuruşa, kilogramda 13 kuruş olan destekleme primi de yüzde 130,8 artışla 30 kuruşa çıkarılarak fiyat 7 TL seviyesine yükseltilmişti.

Sektör paydaşları, Temmuz ve Ağustos aylarında çaya yeni zamların gelebileceğini öne sürüyor.

Paylaşın

Üretici Enflasyonu Haziran Ayında Rekor Kırdı

TÜİK’e göre, Haziran ayında Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 6,77, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 61,68, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 138,31 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,77 artış gösterdi. 

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) haziran ayına ilişkin üretici enflasyonu verilerini açıkladı. Buna göre 2022 Haziran’da Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 6,77, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 61,68, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 138,31 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,77 artış gösterdi.

Geçen ay yüzde 132 ile endeks tarihinin rekorunu kıran olan üretici enflasyonu, bu ay da yüzde 138’i aşarak rekorunu yineledi.

Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taşocakçılığında yüzde 142,68, imalatta yüzde 120,47, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 369,20 ve su temininde yüzde 81,47 artış olarak gerçekleşti.

Enerjide artış yüzde 317’yi aştı

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 126,06, dayanıklı tüketim malında yüzde 85,98, dayanıksız tüketim malında yüzde 111,81, enerjide yüzde 317,87 ve sermaye malında yüzde 85,65 artış olarak gerçekleşti.

Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taşocakçılığında yüzde 6,97, imalatta yüzde 6,33, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 9,53 ve su temininde yüzde 6,94 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 6,07, dayanıklı tüketim malında yüzde 4, dayanıksız tüketim malında yüzde 5,05, enerjide yüzde 12,02 ve sermaye malında yüzde 6,27 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek artış elektrik ve gazda

Yıllık Yİ-ÜFE’ye göre 24 alt sektör daha düşük, 5 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi. Yıllık en düşük artış; yüzde 45,19 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, yüzde 49,59 ile giyim eşyası, yüzde 61,76 ile diğer ulaşım araçları alt sektörlerinde gerçekleşti.

Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 369,20, kok ve rafine petrol ürünleri yüzde 297,28, ham petrol ve doğal gaz yüzde 264,60 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Tek azalış tütünde

Aylık Yİ-ÜFE’ye göre 19 alt sektör daha düşük, 10 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi. Aylık azalış gösteren tek alt sektör yüzde 0,82 ile tütün ürünleri oldu.

Buna karşılık kok ve rafine petrol ürünleri yüzde 24,94, ham petrol ve doğal gaz yüzde 11,29, basım ve kayıt hizmetleri yüzde 9,82 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın