Odun Ve Kömürün Fiyatı 1 Yılda 3 Kat Arttı

Son bir yılda odun fiyatındaki artış yüzde 160’ı bulurken, kömür fiyatındaki artış neredeyse üç kat oldu. CHP’li Ahmet Akın, zamlara tepki göstererek, “Soba yakmak da artık lüks olacak” dedi.

Kış ayları yaklaşırken, ısınma maliyeti katlanarak artmaya devam ediyor. Odun ve kömür fiyatları geçen yıla göre 3, tüp gaz fiyatları ise 2 kat arttı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, “Kış aylarında temel bir ihtiyaç olan ısınma maliyeti vatandaşı çok zorlayacak. Doğalgaz 9 ayda 2.5 kattan fazla, odun ve kömür de 3 misli arttı. Soba yakmak da artık lüks olacak” dedi.

Özellikle kırsal bölgelerden halen temel ısınma yöntemi olan odun ve kömür fiyatlarındaki artışa dikkat çeken Akın, şu açıklamada bulundu: “Eylül 2021’de kış öncesi sobada yakmalık bir ton odunun fiyatı 1200-1400 lira arasında değişiyordu. Bugün aynı odunun fiyatı 3 bin 500 ile 3 bin 600 lira arasında. Odun fiyatındaki artış yüzde 160’ı buluyor.

Eylül 2021’de bir ton ithal kömür fiyatı 2 bin 600 ile 3 bin lira arasında değişiyordu. Bugün aynı kömürün fiyatı 8 bin ile 8 bin 600 lira arasında. Yerli kömürün fiyatı ise 7 bin 600 liraya kadar çıktı. Kömür fiyatındaki artış neredeyse üç kat oldu. Yanlış ekonomi politikaları nedeniyle Türk Lirası’ndaki değer kaybı, bağımlı olduğumuz enerji fiyatlarındaki artışın Türkiye’de çok daha fazla hissedilmesine neden oluyor.”

Paylaşın

Milyonlarca Çalışanı İlgilendiren ‘Promosyon’ Kararı

Son 1 yılda emekli ve memur maaşlarında yüzde 80’i aşan maaş zammı ve enflasyonun etkisiyle bankalar promosyon rakamlarını güncellemeye başlamıştı. Emekli için ödenen tutar 10 bin liraya kadar çıkarken, bazı üniversite ve belediyelerde bu rakam 40 bin lirayı aşıyordu.

Ancak her kurum farklı bankayla kendi maaş anlaşmasını yaptığından tüm memurları kapsayan bir artış söz konusu değil. Bu yüzden kurumlar ayrı ayrı bankalarla masaya oturup pazarlık yapıyor.

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) da  bankaların verdiği maaş promosyonlarında enflasyon düzenlemesi yapılmasına ilişkin çalışma başlattı. KDK, gelen başvurular üzerine gerekli incelemeleri yaparak ilgili kurumlarla görüşmeler yapacak.

Sabah’ın haberine göre; KDK, bir çalışanın yaptığı başvuru üzerine harekete geçti. Çalışanın yaptığı başvuruda, 2021’de Sosyal Güvenlik Kurumu ve birçok kurum ile bir banka arasında 3 yıllığına imzalanan ve süresi de devam eden maaş promosyon sözleşmelerinin, enflasyon ve ekonomik gelişmeler nedeniyle yenilenmesi üzerine talep yer aldı.

Başvuruya göre, bankayla yapılan promosyon protokolünde 111 lira aylık bedel olarak belirlendi. Bunun 3 yıllık karşılığı olan yaklaşık 4 bin lira da çalışanlara peşin ödendi.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra artan enflasyonun, promosyon tutarına da aynı oranda yansıması ve enflasyondaki artışa göre artış yapılması talep edildi. Yapılacak değişiklikle çıkacak farkın ise protokolün bitiş tarihine kadar tek seferde çalışanlara yatırılması istendi.

Yapılan başvuruda ayrıca, banka maaş promosyon tutarlarında sürekli artış sağlanması amacıyla yaptığı başvurunun daha önce SGK tarafından reddedildiği ancak promosyon sözleşmelerinin bankalarca revize edilmemesi halinde tek taraflı olarak sözleşmenin feshedilmesinin kurumlara herhangi bir mali külfet getirmeyeceği savunuldu. KDK, başvuruya ilişkin gerekli incelemeleri yaparak ilgili kurumlarla görüşmeler gerçekleştirecek.

Kamu ve özel sektör ile emeklilerin maaşları için bankaların ödediği promosyon tutarları rekor kırarak devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı çalışanlarına 25 bin, Anadolu Üniversitesi çalışanlarına ise 41,5 bin TL’lik promosyon ödemesinde anlaşıldığı açıklanmıştı.

Paylaşın

Kredi Borcu Bulunan Kişi Sayısı 36,6 Milyona Yükseldi

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre göre Türkiye’de son bir yılda 1,8 milyon kişi daha borçlandı ve bireysel kredi borcu bulunan kişi sayısı 36,6 milyon oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yılın ikinci çeyreğine ilişkin verilerine göre Türkiye yüzde 7,6 büyüdü. AKP’nin sermaye yanlısı politikaları da bu rakamlara yansıdı. Söz konusu büyümede işçilerin payı yüzde 32,6’dan yüzde 25,4’e düşerken, sermayenin payı ise yüzde 49,2’den yüzde 54’e yükseldi.

Bankaların karı da bu dönemde katlanarak artarken, emeğiyle yaşayan yurttaşlar da yaşamlarını sürdürebilmek için bankalara yöneldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre, yurttaşların bankalardan kullandığı tüketici kredilerinin miktarı yılbaşından bu yana 151 milyar TL artış göstererek 928 milyar 660 milyon TL’ye çıktı.

En büyük artış 88 milyar TL ile ihtiyaç kredisinde yaşanırken, konut kredisi 51 milyar TL, taşıt kredisi miktarı ise yılbaşından bu yana yaklaşık 12 milyar TL arttı.

Takipteki borçlar arttı

Sözcü’de yer alan habere göre, bankaların takipteki tüketici kredileri alacakları sene başından bu yana 3 milyar TL artış göstererek 21 milyar 438 milyon TL oldu.

Bireysel kredi kartı alacakları ise 6 milyar TL’den 7 milyar TL’ye çıktı. Takipteki tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 24,4 milyar TL’den 28,4 milyar TL’ye çıktı.

36,6 milyon kişi borçlu

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine göre, haziran sonu itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısı (takipteki krediler hariç) son bir yılda 1,8 milyon kişi artarak 36,6 milyon kişi olurken, ortalama kredi bakiyesi ise 35 bin TL düzeyinde gerçekleşti.

Haziran ayında 210 bin kişi ilk defa kredi kartı, 103 bin kişi ise ilk defa tüketici kredisi kullandı. 2021 yılı Eylül ayı itibarıyla itibarıyla İstanbul’da 427 milyar TL, Ankara’da 121 milyar TL ve İzmir’de 82 milyar TL tutarında bireysel kredi bulunuyor.

Paylaşın

Avrupa’da ‘Büyük Türbülans Dönemi’ Uyarısı

Artan enerji ve gıda fiyatları, yükselen enflasyon, en gelişmiş ekonomilere sahip Avrupa ülkelerinde de geçim sıkıntısını, toplumsal huzursuzluğu artırıyor. Uzmanlar kış aylarında pek çok Avrupa ülkesinin sokak gösterilerine, kitlesel protestolara sahne olabileceği uyarısında bulunuyor.

Küresel risk ve stratejik danışmanlık şirketi Verisk Maplecroft’un açıkladığı son Sivil Huzursuzluk Endeksi, dünya genelinde ülkelerin yarısından fazlasında toplumsal huzursuzluk riskinin arttığına dikkat çekiyor.

Raporda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gıda ve yakıt fiyatlarında büyük artışa yol açtığı, dünya genelindeki hayat pahalılığı krizini de körüklediği belirtilirken “Oysa henüz tüm sonuçları, etkisini daha göstermedi” vurgusu yapılıyor.

‘Ciddi toplumsal olaylar yaşanabilir’

En çok orta gelirli, gelişmekte olan ülkelerdeki riskte artış olduğu vurgulanırken daha zengin, refah düzeyi yüksek Avrupa ülkelerinde de benzer riskler bulunduğunun altı çiziliyor. Almanya, Hollanda, İsviçre ve Bosna Hersek toplumsal huzursuzluk riskinin arttığı Avrupa ülkeleri olarak sıralanıyor.

Verisk Maplecroft’un kıdemli analisti Torbjorn Soltvedt, “Bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinde, kış aylarında, çok daha ciddi toplumsal olaylar yaşanması, kimse için sürpriz olmaz” öngörüsünü aktardı.

Şirketin yayımladığı rapora göre, ancak küresel gıda ve enerji fiyatlarındaki önemli bir orandaki düşüş, dünya genelindeki sivil huzursuzluk riskinde gerileme sağlayabilir.

Siyasilere tepki artıyor

Avrupa genelinde hükümetler, bir yandan devreye soktukları tasarruf önlemleri ile enerji kriziyle baş etmeye çalışırken aynı zamanda destek paketleri ile geçim sıkıntısı artan halkı rahatlatmayı umut ediyor.

Almanya ve İspanya, bu ülkeler arasında yer alıyor. İspanya hükümeti, tüketicileri rahatlatmak için doğalgaza uygulanan katma değer vergisini üç aylığına yüzde 21’den yüzde 3’e düşürdüğünü duyurdu.

Yüksek enerji ve gıda fiyatları nedeniyle halkın artan tepkisini destek paketleriyle yumuşatmaya çalışan Alman hükümeti üzerindeki baskı da gün geçtikçe artıyor, kamuoyu yoklamaları da koalisyon hükümetine desteğin gerilemekte olduğunu gösteriyor.

Scholz: Almanya büyük ihtimalle krizsiz atlatabilecek

Almanya’da 1 Eylül itibariyle ülke genelinde enerjide tasarruf edilebilmesi için öngörülen yeni önlemler devreye girdi.Hem bireylere hem de şirket ve kurumlara yükümlülük getiren bu önlemlerle Almanya, Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, kış aylarını bir kriz olmadan atlatabileceklerine olan inancını dile getirdi.

Bu hafta Essen’de yurttaşlarla diyalog etkinliğinde konuşan Scholz, “Almanya, Rusya gaz arzını tamamıyla durdursa da, büyük bir ihtimalle bu kışı kriz olmaksızın atlatabilecek” dedi.

Ancak enerji fiyatları ve enflasyondaki rekor artışlar, halkı endişelendiriyor. Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’un son anketine göre Almanya’da her iki kişiden biri kış aylarında evini daha az ısıtmaya düşünüyor.

Avrupalı siyasetçiler ise çıkış yolu arıyor. Gündeme getirilen önerilerden biri de Avrupa elektrik piyasasında yapısal reforma gitmek. Bu yolla, enerji fiyatlarındaki artışın tüketiciler üzerinde oluşturduğu yükün hafifletmesi umut ediliyor.

Vaatler gerçekçi mi?

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, elektrik piyasasında yapısal reform için önümüzdeki haftalarda adımlar atacaklarını, olağanüstü durumlar için de süreç belirleyeceklerini duyurdu.

Ancak enerji uzmanları, bunun siyasetçiler tarafından dile getirildiği kadar kolay bir süreç olmadığını, bu yolla kısa vadede yurttaşları rahatlatacak bir sonuç alınmasının mümkün olmadığını söylüyor.

Düşünce kuruluşu Bruegel uzmanlarından Georg Zachmann da Avrupa elektrik piyasasında fiyatların büyük ölçüde doğalgaz enerji santrali tarafından belirlendiğine dikkat çekerek “Talep düşük olduğunda rüzgar enerjisi yoluyla elde edilen daha ucuz elektrik ile bu talep karşılanabiliyor. Ancak şimdi yüksek maliyetli doğalgaz enerji santralleri kullanılıyor. Fiyatları da bunlar belirliyor” dedi.

“Büyük türbülans” dönemine mi girildi?

Bu arada hava sıcaklıklarının önümüzdeki aylarda nasıl seyredeceği de Avrupa’daki krizin boyutunu belirleyecek en önemli etkenlerden.

Şayet bu kış çok soğuk geçerse, enerji krizi korkulandan daha da büyük bir boyuta ulaşabilir, hayat pahalılılığı da aynı şekilde daha da artar.

Uzmanlar, sadece enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu körüklemediğine, iklim değişikliği, yol açtığı kuraklığın da önemli bir faktör olduğuna, gıda fiyatlarının yükselmesine yol açtığına işaret ediyor.

İklimin etkileriyle ilgili araştırmalar yürüten Postdam Enstitüsü (PIK) Direktörü Johan Rockström, dünyanın “büyük türbülans” dönemine girmiş olabileceğine işaret ediyor.

Rusya’nın Ukrayna işgali ile birlikte, fosil yakıtlarla ekonomik büyüme modelinin yerle bir olduğuna dikkat çeken bilim insanı Rockström, temiz enerji kaynaklarındaki yetersizliğin, Almanya gibi ülkeleri, kışın elektrik kesintileri riskiyle karşı karşıya getirdiğini kaydetti.

Tünelin sonunda ışık var mı?

İnsanlığın varlığını güvenli bir şekilde sürdürebilmesi için “Gezegensel Sınırlar” ismini taşıyan konsepti geliştiren Rockström, güçlüklerle dolu bir döneme girildiği, bu dönemin de onlarca yıl sürebileceği uyarısında bulunarak “Ancak bu dönüşüm, insanlığın daha ucuz ve temiz enerji temin etmesini sağlayabilir” değerlendirmesini yaptı.

Bu yolla daha istikrarlı, daha adil paylaşımın olduğu bir düzenin inşa edilebileceğine vurgu yapan Rockström, “Birkaç otokratın elinde olmadığı için daha demokratik olacak, her ulusun hatta her hanenin kendi enerji kaynağı olabilecek” diye konuştu.

Ancak İsveçli bilim insanı, bu hedefe ulaşmak için liderlerin fosil yakıtlara yatırım yapmaya son vermek gibi zorlu kararları almak zorunda olduklarını vurguladı.

Rockström, “Ben o döneme (dönüşüm) girmiş olduğumuz kanaatindeyim çünkü gıda, enerji ve diğer pek çok sınırlı doğal kaynaklar konusunda duvara toslamaktayız” sözleriyle de bu değerlendirmesini tamamladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Maaş Promosyonunda ‘Enflasyon Düzenlemesi’ Talebi

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), banka maaş promosyon tutarlarında enflasyondaki artışa göre artış yapılması, çıkacak farkın tek seferde çalışanlara yatırılması istemiyle yapılan başvuruyu görüşecek.

KDK, çalışanlara bankalar tarafından verilen maaş promosyonlarında enflasyon düzenlemesi yapılmasına ilişkin başvuruları incelemeye aldı.

Kurum, gerekli incelemeleri yapacak ve ilgili kurumlarla görüşmelerde bulunacak. KDK’den yapılan açıklamaya göre, bir çalışan, 2021’de Sosyal Güvenlik Kurumu ve birçok kurum ile bir banka arasında 3 yıllığına imzalanan ve süresi devam eden maaş promosyon sözleşmelerinin, enflasyon ve ekonomik gelişmeler nedeniyle yenilenmesi için KDK’ye başvurdu.

Başvuruda, banka ile yapılan promosyon protokolünde, 111 liranın aylık bedel olarak belirlendiği, bunun 3 yıllık karşılığı olan yaklaşık 4 bin liranın da çalışanlara peşin ödendiği belirtildi.

İlgili kurumlarla görüşülecek

Sözleşmenin imzalanmasının ardından dünyada yaşanan ekonomik gelişmeler sonucu enflasyon oranlarında artış yaşandığı ifade edilen başvuruda, banka promosyon tutarında da enflasyondaki artışa göre artış yapılması, çıkacak farkın protokolün bitiş tarihine kadar olan dönem için yapılacak hesaplamaya göre tek seferde çalışanlara yatırılması istendi.

Ayrıca banka maaş promosyon tutarlarında sürekli artış sağlanması amacıyla yaptığı başvurunun daha önce Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygun bulunmadığı belirtilen başvuruda, promosyon sözleşmelerinin bankalarca revize edilmemesi halinde tek taraflı olarak sözleşmenin feshedilmesinin kurumlara herhangi bir mali külfet getirmeyeceği savunuldu.

KDK, başvuruya ilişkin gerekli incelemeleri yapacak ve ilgili kurumlarla görüşmeler gerçekleştirecek.

Paylaşın

Küresel Gıda Fiyatlarındaki Düşüş Devam Ediyor!

Gıda ve Tarım Örgütü FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Fiyatlarda son 5 ay üst üste gerçekleşen düşüşü Ukrayna – Rusya krizinde tahıl koridorunun açılmasına bağlamakta fayda var. Gıda tedarik zinciri aslında ne kadar bütün etkilerden uzak olursa, yolları ne kadar açık olursa fiyatları o kadar pozitif etkiliyor” dedi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Dünya Gıda Fiyat Endeksi mevsimsel arz etkisi ve bazı ürünlerde azalan taleple düşüşünü beşinci aya taşıdı. FAO Dünya Gıda Fiyat Endeksi ağustos ayında temmuz ayındaki 140,7 puandan 138 puana indi. Endeks, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının başlamasının ardından mart ayında 159,7 puana kadar yükselerek rekor kırmıştı.

Ukrayna limanlarından taşınan tahıl miktarı artarken kuzey yarımkürede gerçekleşen buğday hasatları da arz sıkıntılarının gevşemesini sağladı. Dün yayımlanan endeks dünyada gıda maliyetlerinin ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,9 gerilediğini gösterdi. Endeks, ocak ayından beri en düşük seviyesinde seyretmeyi sürdürüyor. Düşen gıda fiyatlarının derinleşen hayat pahalılığı kriziyle boğuşan tüketicilere bir miktar rahatlama sağlayabileceği ancak düşüşün 2008’den beri en büyük düşüş olan temmuzdan daha az olduğu ve fiyatların bir yıl öncesine göre daha yüksek olduğu belirtiliyor.

Gıda ve Tarım Örgütü FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık Bloomberg HT’de açıklamalarda bulundu. Dünya gıda fiyat endeksinde yaşanan 5 aylık peş peşe düşüşü yorumlayan Selışık “Gıda fiyatlarının yükselmesinde geçen seneden beri özellikle iklim değişikliğinin ve iklim krizinin etkileri devam ediyor. Geçen sene ciddi bir kuraklık yaşandı, sonrasında buğday tahıl stoklarında düşüş oldu ve bu da fiyatlara yansıdı, ardından Ukrayna ve Rusya krizi gündeme geldi. Fiyatlarda son 5 ay üst üste gerçekleşen düşüşü Ukrayna – Rusya krizinde tahıl koridorunun açılmasına bağlamakta fayda var. Gıda tedarik zinciri aslında ne kadar bütün etkilerden uzak olursa, yolları ne kadar açık olursa fiyatları o kadar pozitif etkiliyor” şeklinde konuştu.

Özellikle temel gıda ürünlerinde bu düşüşün Türkiye’ye de yansıyacağını öngören Selışık “Ancak bir taraftan enflasyon o kadar hızlı artıyor ki diğer maliyetler bu düşüşü engelliyor. Pazarlarda fiyatları görüyoruz, ufak da olsa bir düşüş var. Türkiye şanslı bir ülke, gıdaya erişimimiz var ancak diğer ülkelerdeki gıdaya erişim hususundaki sıkıntılar piyasadaki gıdanın fiyatının düşmesine katkı veremeyebilir. Kısacası bu ekonomik koşullarda iyimser olmak biraz zor gözüküyor” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Bir Alkollü İçecek Grubuna Daha Zam Geldi

Derinleşen ekonomik kriz zam olarak fiyatlara yansımaya devam ediyor. Jack Daniel’s grubunda yer alan alkolü içeceklere zam geldi. Mey Diego grubunda yer alan rakı ve şaraplara da zam geleceği duyurulmuştu.

Haber Merkezi / Dün gece elektrik ve doğalgaza gelen yüzde 20’lik zamların ardından bugün de bir alkollü içki grubuna zam geldiği duyuruldu.

Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği (TBYD) Başkanı Erol Dündar, geçtiğimiz günlerde bir alkol grubuna eylül ayında zam geleceğini duyurmuştu.

Sosyal medya hesabından bugün zam geldiğini açıklayan Dündar, ”Bir zam daha. Jack Daniel’s zamlı liste. Zam geldi, pardon güncelleme, etiket değiştirmekten yoruldu artık esnaf, kime ne satacağız bu fiyatlarla” ifadelerini kullanarak zam gelen içkilerin listesini paylaştı.

Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, Mey Diego grubunda yer alan rakı ve şaraplara zam geleceğini açıklamıştı.

Bira çeşitlerine de eylül ayının ilk haftasında zam geleceğini söyleyen Aybaş, beklenen zam oranını yüzde 15-20 olarak duyurmuştu.

Tekel bayilere gelen uyarı mesajını sosyal medya hesabından paylaşan Aybaş, şu ifadelere yer vermişti: “Mey Diego grubu bayilere zam geçişi mesajı atıyor. Muhtemelen bira çeşitlerinde de eylülün ilk haftası zam geçişi olacak. Beklenen zam oranı % 15-20 aralığı umarım gelmez.”

Paylaşın

Yoksullaştıran Büyüme Ne Kadar Sürdürülebilir?

Dün açıklanan ikinci çeyrek büyüme rakamları iktidar tarafından bir başarı olarak sunuldu. Ancak detaylarına inildiğinde veriler pembe bir tablo çizmekten uzak. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Türkiye, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 7,6 büyüdü.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Türkiye’nin, verisi açıklanan OECD ve G20 ülkeleri içerisinde yılın ikinci çeyreğinde en yüksek büyüme kaydeden ikinci ülke olduğunu söyledi. Nebati, Türkiye’nin beş çeyrektir devam eden dengeli büyümeyi bu dönemde de sürdürdüğünü vurguladı.

Peki Türkiye gerçekten dengeli mi büyüyor?

Büyüme verilerinde öne çıkan en çarpıcı veri, işgücü ödemelerinin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’dan (GSYH) aldığı payın düşmesi oldu. Geniş kitlelerin yüksek büyümenin etkisini hissetmediğini vurgulayan iktisatçılar, bunun iktidarın başarısızlığından değil bilinçli tercihinden kaynaklandığını vurguluyor. Ancak uzun yıllardır devam eden bu politika tercihi artık sürdürülebilir değil.

“Büyük bir tahribat var”

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Kadir Has Üniversitesi’nden iktisatçı Prof. Dr. Erinç Yeldan, “AKP resmi söylemi bunu büyük bir mucize, büyük bir başarı olarak paylaşıyor. Fakat bu rakamın ardında yatan gerçekleri biraz incelediğimiz zaman ücretli emek gelirleriyle geçinen insanlar açısından büyük bir tahribat olduğunu görüyoruz” diyor.

2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 36,8 olan işgücü ödemelerinin GSYH’deki payı, yüzde 25,4’e indi ve 2000’li yılların en düşük düzeyine geriledi. Aynı dönemde sermaye kazancının GSYH’deki payı ise yüzde 42,9’dan yüzde 54’e çıktı.

Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, “Bu kadar hazin bir düşüşün, emeğin gelirindeki, bu kadar büyük bir düşüşün göstergesi aslında Türkiye’deki sınıflar arasındaki güç dengesinin ne kadar bozuk olduğudur” ifadelerini kullanıyor.

Borsa şirketlerinin kârı uçtu

Yılın ikinci çeyreğinde 429 borsa şirketinin kârı bir yılda yüzde 293 artarak rekora ulaşmıştı. Ücretli emeğin milli gelirden elde ettiği gelir düzeyi ise enflasyondan arındırıldığında geçen yıla göre yüzde 6 buçuk daha düşük.

“Bazıları belki daha az, bazıları daha çok büyüyor ama tüm Türkiye büyüyor, gelirleri artıyor savı tamamıyla yanlış. Resmi rakamlar bize bunun tersini söylüyor” diyen Profesör Yeldan, iktisat literatüründe bunun yoksullaştıran büyüme olarak adlandırıldığını söylüyor. Yeldan, “Yoksullaştıran büyüme, AKP’nin kurguladığı ekonomi politikalarının doğrudan yansıması ve doğal bir sonucu. Zira AKP özü itibarıyla bir şirketler, yandaş şirketler, cemaatler koalisyonu. AKP sürekli olarak bir finansal rant ve spekülatif gelir yaratarak yandaş şirketlere kaynak aktarmak durumunda. Ve bu kaynağın ana merkezi de ücretli emeğin sömürüsü olacaktır” diye konuşuyor.

“Spekülatif gelirler arttı”

Dün açıklanan verilere göre finansal hizmetler sektörü yüzde 26,6 büyürken, tarım 2,9, emek yoğun bir sektör olan inşaat yüzde 11 geriledi. Sanayideki büyüme ise yüzde 7,8’de kaldı.

Yeldan, AKP’nin izlediği politikaların doğrudan doğruya finansal sermaye gelirlerini arttırıcı, ücretli emeğin ücret ve maaş gelirlerini düşürücü politikalardan oluştuğuna işaret ediyor. Ücretli emekten özellikle finans sermayesine bir kaynak aktarımı olduğuna işaret eden Yeldan, “Spekülatif gelirler alıp başını gitmiş ve büyümenin de esas kaynağını oluşturmuş durumda. Böyle bir ortamda tabi ki bölüşüm olarak ücretli emekten sermayeye ama özel olarak özellikle finans sermayesine bir kaynak aktarımı, derinleşen bir sömürü görüyoruz” ifadelerini kullanıyor.

“İktidarın bilinçli tercihi”

Akademisyen Müftüoğlu’na göre de bu AKP’nin başarısızlığı değil bilinçli bir tercihi.

“Bu veriler, Türkiye’deki sömürü ve soygun düzeninin tablosudur” diyen Müftüoğlu, “Bu siyasi iktidarın bilinçli bir tercihidir ve bu tercihin sonucu olarak da bugün zenginler çok daha zenginleşirken, yoksullar açlık sınırın altında beslenmelerini bile karşılayamaz durumdadırlar” diye devam ediyor.

Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunu ücretli çalışanların oluşturduğunu ifade eden Müftüoğlu, AKP’nin politika tercihleri sonucu ortaya çıkan tablonun sınıf mücadelesinin başarısızlığını da gösterdiği görüşünde.

Müftüoğlu, “Çalışma Bakanlığı’nın son verilerine göre bugün 4 buçuk milyon civarında sendika üyesi var. Emekçilerin şimdi gidip o sendikaların kapılarına dayanması lazım. Siz ne iş yapıyorsunuz burada bunca emekçi yoksullaşırken, birileri böylesine zenginleşirken niye bir mücadele örgütlenmiyor? Bütün emekçilerin, başta sendika üyelerinin bunun hesabını sormaları lazım” diye konuşuyor.

“Altılı Masa’nın da sınıfsal perspektifi yok”

Müftüoğlu’na göre bu tablo ancak sendikal hak ve özgürlüklerin önünü açacak bir programla değişebilir. CHP’nin öncülüğünde yürüyen Altılı Masa’nın ekonomi konusunda sınıfsal tercihler bakımından AKP’den çok da farklı düşünmediğini savunan Müftüoğlu, muhalefetin sınıfsal temelli perspektife dayanan ve bu eşitsizliği ortadan kaldıracak bir program ortaya koyması gerektiğini aksi halde toplumun buna ikna olmayacağını ifade ediyor.

Gelirlerinde “muazzam” bir çöküntü yaşayan emekçilerin bir yandan işsizlik baskısı diğer yandan da yüzde 100’ün üzerinde bir enflasyon ve gecikmiş zamlarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Erinç Yeldan ise dünyanın hiçbir ekonomisinde bu şekilde bir büyüme karşısında böyle bir gelir tahribatının yaşanmadığını dile getiriyor.

Yılın ikinci çeyreğinde, birinci çeyreğe göre sabit sermaye yatırımlarının da daraldığına dikkat çeken Yeldan, yüzde 22,5 artışla ikinci çeyrek büyüme rakamlarına 13,6 puan katkı veren hanehalkı tüketim harcamalarının ise üst gelir gruplarının Covid sonrası ertelenmiş olan çok yüksek hacimli tüketiminden kaynaklandığını vurguluyor.

“İktisadi ve sosyal açıdan devam edemez”

Yatırımların inişli çıkışlı olduğu ve büyümenin tüketime dayandığı bir ekonominin iktisadi anlamda sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Yeldan “Diğer yandan bu kadar yoğun ve şiddetli bir sömürü, yoksulluğu artıran bir büyüme, bu kadar yüksek bir enflasyon ortamının yarattığı belirsizlik ve umutsuzluk dünyasının hukuken ve sosyal olarak sürdürülmesi imkânsız” ifadelerini kullanıyor.

AKP’nin büyüme verilerinde de ortaya çıkan yoksulluk tablosunu makyajlamak için seçim öncesinde sosyal yardımlara başvurabileceğine işaret eden Yeldan, bunun Türkiye’ye kayıt dışı kaynak girişiyle sağlanabileceğine dikkat çekiyor. Yeldan, “Anlıyoruz ve okuyoruz ki AKP her ne pahasına olursa olsun yurtdışından döviz kazandırıcı kayıt dışı kaynak yaratarak bu önümüzdeki altı dokuz ayı bir yama sağlamak üzerine geçirmeye çalışacaktır. Bunun bedeli de korkarım çok ağır olacaktır” diyor.

Paylaşın

Doğalgaz Ve Elektrik Zammı Enflasyonu Nasıl Etkileyecek?

Türkiye Eylül ayına zamlarla başlarken, elektrik ve doğalgazda yapılan fiyat artışlarının enflasyonu etkileyip etkilemeyeceği merak ediliyor. Tüketici fiyatları sepetinde elektrik fiyatlarının yüzde 2.32, doğalgaz fiyatının ise yüzde 1.55 ağırlığı bulunuyor.

Reuters tarafından yapılan hesaplamaya göre 1 Eylül’den itibaren geçerli elektrik ve gaz artışının tüketici enflasyonuna doğrudan yaklaşık 0.8 puan artırıcı etki yapması bekleniyor.

Ekonomistler sanayiye yapılan zammın doğrudan olmayan yansımaları da dahil edildiğinde enflasyonu yükseltici etkinin 2 puanı bulabileceğini belirttiler.

Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan yayımladığı raporda, “Sanayi maliyetlerinin etkisi fiyat geçişkenliği, kur geçişkenliği, nihai ürün fiyatı üzerindeki markup etkisi, tüketici davranışları gibi etmenlerle yayılım etkisini gösterecektir. Bu nedenle toplamdaki etki 2–2.5 puan civarlarında olabilir… enflasyon beklentileri üzerinde de revizyonlar oluşturabilir” dedi.

Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Unverdi de zamların enflasyona etkileri hakkında endişe belirterek, “Sanayicimizin dış pazarlarda rekabet gücünü zorlayan, üretim ve tedarikte sıkıntılara neden olan bu zamların gözden geçirilmesini talep ediyoruz” dedi.

Yıl başından bu yana konutlar için doğalgaz fiyatları yüzde 174, küçük sanayi için yüzde 277, büyük ölçekli sanayi için yüzde 379 arttı.

Elektrik fiyatları ise sene başından bu yana konutlar için yüzde 109 ile yüzde 212 arasında, ticarethaneler için yüzde 177 ile yüzde 269 arasında, sanayi için yüzde 408 oranında arttı.

Paylaşın

Tüm Sağlık Hizmetlerine Yüzde 40 Zam Yapıldı

Sağlıkta düzenleme beklenirken Resmi Gazete’nin 25 Ağustos’taki mükerrer sayısında yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) yapılan değişikliğe göre; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) anlaşmalı kurumlardan satın aldığı operasyon ve özellikli işlemlerde yaklaşık yüzde 40 oranında artış yaptı.

Cumhuriyet’ten Yusuf Körükmez’in haberine göre, yapılan değişikliği ayrıntılarını anlatan İzmir Tabip Odası Üyesi Dr. Ergün Demir, “Vatandaşın parası varsa ya da borç para bulduysa özel hastanelere yöneliyor. Özel hastaneye gittiğinde SGK’nin belirlediği fiyatın iki katını ilave ödemek zorunda kalıyor. Burada iki sorun karşımıza çıkıyor. Birincisi; özel sağlık kuruluşları yüzde 200’ün üzerinde ilave ücreti alıyorlar. Daha çok cerrahi işlemlerde olmak üzere kayıt dışı olarak elden ödeme şeklinde uygulamalar çok hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Denetim yok. Yanı 100 TL’lik işlem için 200 TL’lik işlem ücreti alması gerekiyor ancak 500-600 TL isteye hastaneler var. İkinci bir olay ise, ilave ücret alınmaması gereken hastalıklar vardır. Kanser gibi, yoğun bakım gibi… Bunlardan da ilave ücret alınıyor. Böyle olunca da hasta sahipleri çok büyük sıkıntı yaşıyorlar” dedi.

Yapılan yüzde 40’lık zammın doğuracak sorunları da aktaran Dr. Demir, “Tanıya dayalı işlemlere yüzde 40 zam yapıldı. Yanı SGK, özel sağlık kuruluşlarından aldığı sağlık işlemi için ödediği ücrete yüzde 40 zam yaptı. Yani özel sağlık kuruluşların SGK’ya kestiği fatura yüzde 40 artış oldu. Bunda sorun yok. Ancak özel hastaneye gitmek zorunda kalan vatandaşlar bu ücret artığı için yüzde 200’ün üzerine yüzde 40 daha ödeyecekler. Şöyle ki; safra kesesi ameliyatı 1500 TL iken özel hastane vatandaştan 3 bin TL alıyordu. Şimdi zamla 2100 liraya yükseldi. Yurttaşlar özel sağlık kuruluşlarında bu işlem için 4300 TL ödeyecek” diye konuştu.

‘Özel hastaneler kazanacak’

Bu bedellerin arttırılmasının özellikle kamu üniversite ve devlet hastanelerinin yaşadığı finansal sıkıntıyı atlatabilme ve borçlarını ödeyebilme imkanı sağlayabileceği ifade eden Dr. Ergün Demir, “Ancak asıl kazanan; hem doğrudan SGK’den kaynak aktarımı hem de ‘sağlanan hasta-müşteri’den alacakları ilave ücretin artması ile özel hastaneler olacağı aşikardır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın