Altı Ayda Türkiye’de Kurulan Rus Ortaklı Şirket Sayısı 720’ye Ulaştı

Rusya’dan Türkiye’ye yapılan yatırımlarda ağırlık olarak petrokimya, demir-çelik, lojistik, otomotiv ve yan sanayi ile tekstil sektörleri başı çekiyor. Sektör temsilcileri Ruslar’ın ambargo sebebiyle yatırımlarını Türkiye’ye kaydırdıklarını ve Avrupa’ya yapılan ticareti Türkiye üzerinden yaptıklarını belirtiyor. Kurulan şirketler yatırım, üretim ve istihdam açısında da Türkiye ekonomisine katkı sağlıyor.

Türkiye Gazetesi‘nin haberine göre, Avrupa tarafından uygulanan ambargodan dolayı Rus şirketlerinin Türkiye’ye yatırım yaparak ticaretlerine devam ettiklerini belirten iş dünyası temsilcileri “Birçok alanda yatırımları bulunuyor. Ancak bu bir risk. Nihayetinde Avrupa ve ABD’nin Rus şirketlerine ambargosu var ve bu Türkiye üzerinden by-pass ediliyor. ABD’nin bu konuda tavrı çok net ve Ticaret Bakanlığına çeşitli şikâyetlerde bulunuyorlar. Avrupa gümrük kapılarında denetim artırıldı. Ancak alınmış resmî bir karar yok. Şayet Türkiye’den yapılan ihracatta Rus şirketlerinin varlığı anlaşılırsa bizi de çeşitli ambargolar bekleyebilir” açıklaması yaptı.

Gayrimenkul sektöründen faaliyet gösteren Inhouse Global Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Ergüven, Rusya’ya yönelik ambargo sürecinde Rus şirketlerin yönünü Türkiye’ye çevirdiğini belirterek “Ağırlıklı olarak depo ve fabrika alanları alıyorlar. Fabrika için İstanbul, İzmit, Bursa, Çorlu ve Tekirdağ ön plana çıkıyor. Aynı zamanda otel satın alma ve işletme gibi turizm alanına da yatırım yapanlar var” dedi.

Öte yandan Rusya’da Avrupalı şirketlerin yerini Türkler dolduruyor. Türk ayakkabı üreticisi FLO mayıs ayında küresel spor giyim şirketi Reebok’ın Rusya’daki 100’den fazla mağazasını satın alırken Fiba ve Anadolu Efes gruplarının ülkede büyük satın alımlar gerçekleştirildiğini duyurmuştu. Ayrıca Rus gazetesi İzvestiya geçtiğimiz aylarda yaptığı haberde İpekyol, Mudo, adL, LTB, Twist’in Rusya’da mağazalar açacağını belirtilmişti.

6 ayda patlama yaşandı

  • 2018 29
  • 2019 27
  • 2020 33
  • 2021 39
  • 2022 Ocak 9
  • 2022 Şubat 13
  • 2022 Mart 64
  • 2022 Nisan 136
  • 2022 Mayıs 116
  • 2022 Haziran 153
  • 2022 Temmuz 101
  • 2022 Ağustos 128
Paylaşın

Açlık Sınırı 7 Bin 667, Yoksulluk Sınırı 22 Bin 377 TL’ye Yükseldi

Yüksek enflasyon döngüsü yoksulluk ve açlık sorununu hızla büyütmeye devam ediyor. Temel gıda fiyatlarında yaşanan yüksek artışlar dört kişilik bir ailenin açlık sınırını eylül ayında  7 bin 667 liraya kadar çıkarırken, yoksulluk sınırını da 22 bin 377 liraya kadar yükseltti.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR, Açlık- Yoksulluk Araştırılması Eylül sonuçlarını yayınladı.

Buna göre, açlık sınırı eylülde bir önceki aya göre 385 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 244 lira artarak 14 bin 710 liraya yükseldi. Böylece yoksulluk sınırı da 629 lira daha arttı. Son bir yılda açlık sınırı 4 bin 39 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 5 bin 869 lira arttı.

Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı son bir yılda toplam 9 bin 908 liralık artış gösterdi.

Sağlıklı beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 7 lira, son bir yılda ise 782 lira artarak bin 823 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmezken, geçen yılın aynı ayına göre ise 118 liralık artışla 209 lira oldu.

Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama eylülde bir önceki aya göre 19 lira artarak 2 bin 19 liraya yükseldi. Son bir yıllık dönemde ise bin 142 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para eylülde 74 lira artarken, geçen yılın aynı ayına göre ise 239 lira artarak 603 lira oldu. Sebze harcamasının parasal tutarı da eylülde önceki aya göre 82 lira arttı, geçen yılın aynı ayına göre ise 583lira artarak 876 lira oldu.

Eylülde, 26 lira artarak 785 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama son bir yılda 275 lira arttı.  Pirinç ve bulgur harcamaları eylülde 13 lira, son bir yılda ise 273 lira artarak 361 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 235 lira oldu.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da eylülde 137 lira artarak 587 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 22 lira artarak 170 liraya çıktı.

Yetişkin erkek için 2.800, yetişkin kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre eylülde açlık sınırı yetişkin erkek için 2 bin 239 lira, yetişkin kadın için bin 757 lira, çocuk için bin 276 lira ve genç için de 2 bin 395 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da eylülde 244 liralık artışla 14 bin 710 liraya yükseldi.

Eylülde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 901 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 3 bin 264 liraya, ev eşyası harcamaları bin 944 liraya, sağlık harcamaları 637  liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 3 bin 986 liraya inerken, haberleşme harcamaları 662 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 568 liraya, eğitim harcamaları 369 liraya, tatil-otel harcamaları bin 368 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise 961 liraya çıktı.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise eylülde 629 lira daha artarak 22 bin 377 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, bu  yılın ilk dokuz aylık döneminde 8 bin 865 liralık,  son bir yılda ise 9 bin 908 liralık artış yaşandı.

Paylaşın

Reel Kesim Güveni Eylülde 2.2 Puan Azaldı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), 2022 Eylül ayına ilişkin İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksini (RKGE) açıkladı. Buna göre, 2022 yılı Eylül ayında RKGE, bir önceki aya göre 2,2 puan azalarak 99,9 seviyesine indi.

Mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi ise (RKGE-MA) bir önceki aya göre 1,2 puan azalarak 100,2 seviyesine düştü.

Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, genel gidişat ve sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilediği görüldü.

Mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku, gelecek 3 aydaki üretim hacmi, gelecek 3 aydaki toplam istihdam, gelecek 3 aydaki ihracat sipariş miktarı ve son 3 aydaki toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler ise endeksi azalış yönünde etkiledi.

Merkez Bankası açıklaması

Sözcü’de yer alan habere göre Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İç piyasa sipariş miktarında azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı, ihracat sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği gözlenmektedir.

Gelecek 3 aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi, iç piyasa sipariş miktarı ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı görülmektedir.

Gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek 3 aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre zayıfladığı gözlenmektedir.

İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha iyimser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 6,9‘a, aynı kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 70,7’ye yükselirken, daha kötümser olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 22,4‘e gerilemiştir.”

Paylaşın

Türkiye ‘Gelir Adaletsizliği’nde 37 OECD Ülkesi Arasında 4. Sırada

İktidar ekonomide pembe tablolar çizse de açıklanan veriler, bunu doğrulamıyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 37 üyesi arasında gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içinde ise gelir eşitsizliğinde Türkiye’den daha kötü durumda olan tek ülke Bulgaristan.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de halkın yüzde 40’ı gelirin sadece yüzde 16,5’ini alıyor. En zengin yüzde 20’lik grup ise gelirin yüzde 47,5’ini alıyor.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin ölçülmesinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Gini katsayısı geliyor. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında bir değer. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça ise gelir dağılımında bozulmayı anlatıyor. OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre zirvede 0,487 puan ile Kosta Rika yer alıyor. Ardından Şili (0,46) ve Meksika (0,42) geliyor. Dördüncü sıradaki Türkiye’nin 2018 yılındaki Gini katsayısı ise 0,397 puan.

Türkiye’den sonra ABD ve İngiltere geliyor

OECD verisinde Türkiye’den hemen sonra ABD (0,395) ve İngiltere’nin (0,366) gelmesi dikkat çekiyor.

En az gelir adaletsizliği Slovakya ve Slovenya’da

Gini katsayısına göre gelir adaletsizliğinin en düşük olduğu ülkeler Slovakya (0,222) ve Slovenya (0,246). Diğer bazı ülkelerde ise Gini katsayısı şöyle: İtalya 0,33; İspanya 0,32; Yunanistan 0,308; Fransa 0,292; Almanya 0,289 ve Çekya 0,248.

AB üyeleri içinde ise en yüksek oran 0,402 puan ile Bulgaristan’da. Türkiye, AB ülkeleri içinde gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke konumunda.

Gelir dağılımının hesaplandığı diğer yöntem ise toplumdaki en yüksek ve en düşük gelire sahip grupların toplam gelirden aldıkları payların karşılaştırılması. Toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin geliri ile en yoksul yüzde 20’lik kesiminin gelirine oranı karşılaştırılarak P80/P20 hesaplanıyor. Farkın fazla olması gelir dağılımı eşitsizliğinin yüksek olması anlamına geliyor.

OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre Türkiye 37 OECD üyesi arasında gelir dağılımı eşitsizliğinin en yüksek olduğu 5. ülke. P80/P20 oranında eşitsizliğin en fazla olduğu 13,3 puan ile Kosta Rika. Ardından Şili (10,3), Meksika (8,9) ve ABD (8,4) geliyor. En düşük ise 3,2 puan ile Slovakya’da.

Türkiye’de gelirin yarısını yüzde 20’lik kesim alıyor

TÜİK’in sıralı yüzde 20’lik gruplar itibarıyla yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin dağılımı da Türkiye’de gelir adaletsizliği gösteriyor. 2020 anket yılı ve 2019 referans yılı verilerine göre Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 47,5’i alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesim ise gelirin sadece yüzde 5,9’unu alabiliyor.

Paylaşın

Kanal İstanbul’un Maliyeti 15 Değil, 20 Milyar Doları Bulacak

Bilim insanlarının ve kamuoyunun itirazına rağmen AK Parti’nin çalışmalarını sürdürdüğü Kanal İstanbul’a ilişkin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen Sabah gazetesinin yazarı Dilek Güngör, Karaismailoğlu’nun verdiği bilgileri köşe yazısında aktardı. Bakan Karaismailoğlu, maliyeti 15 milyar dolar olarka hesapladıklarını ancak 20 milyar doları bulacağını söyledi.

Güngör’ün aktardığına göre Karaismailoğlu, “Kanal İstanbul’da Sazlıdere Köprüsü’nün yapımına başlandı. Yollar ve tren hatları yapılıyor. Bu, dünyanın en önemli projelerden biri. Uzun soluklu bir iş. İmar planları yapıldı. Maliyet ilk baştaki hesaplamalardan biraz daha fazla… 15 milyar dolar olarak hesaplamıştık, 20 milyar doları bulacak. Burayı genel bütçeye yük olmadan yapmak istiyoruz. Proje eninde sonunda hayata geçecek” dedi.

‘Marmara Denizi havuza dönüşür’

Kanal İstanbul’un bir ihtiyaç olduğunu öne süren Karaismailoğlu, “Şu anda dünya ticaret hacmi 12 milyar ton. Rakam 2030’da 25 milyar tona çıkacak. Bu yüklerin yüzde 90’ı denizden taşınıyor. Şu anda Boğaz’dan 40 bin gemi geçiyor. Yarın gemi sayısı 60-70 bine çıkarsa Boğaz’dan geçmesi mümkün olmaz. O zaman ne olacak? Marmara Denizi gemi havuzuna dönüşür. Dolayısıyla alternatif bir su yolu planlanması gerekiyor” savunmasında bulundu.

“Bugün olmasa da yarın buna karşı çıkanlar durumu anlayacak” diyen Karaismailoğlu, “Kanalın doğu kısmında, İstanbul Havalimanı’nın kuzeyinde lojistik liman yapacağız. Bugün gidin bakın, Ambarlı Limanı artık yoğunluğu kaldıramayacak vaziyette… Dolayısıyla Kanal İstanbul teknik bir konu, bir dünya vizyonundan bahsediyoruz. Dedikodu siyasetine alet edilecek bir mesele değil… Bir de gemi trafiği azaldığında birçok organizasyon yapma imkânı da olacak” dedi.

‘Balık festivali yapmayı planlıyoruz’

Karaismailoğlu, sözlerine, “‘Boğaz’da yüzme, yelken yarışı yapalım’ diye birçok teklif geliyor. Hiçbirisini yapamıyoruz. Geçen gün balıkçılarla bir araya geldim. Ekim ayının ortasında balık sürüsü geçiyormuş… Onlar da o gün Boğaz’da balık tutmak istediklerini ancak gemi trafiği nedeniyle tekneye çıkamadıklarını anlattılar. Bunu planlayacağız. Ekimin ortasında balıkların göç ettiği gün gemi trafiğine kapatıp ‘Balık Festivali’ yapmayı planlıyoruz” diyerek devam etti.

Paylaşın

Hazine’den BOTAŞ’a Aktarılan Para 147 Milyar TL’yi Aştı

BOTAŞ’a (Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi), Hazine’ye son 2 yılda 147 milyar 120 milyon TL borçlandı. Ayrıca, BOTAŞ’a “görevlendirme gideri” adı altında da 24 milyar TL aktarıldı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, hanelerde her bir doğal gaz faturasının 80 TL’sini hükümetin ödediğini iddia etti. Bu açıklamaya çok sayıda tepki gelirken; uzmanlar yalnızca halkın faturasının 80 TL’lik kısmını değil, patronların yüklü miktarlı faturalarının da ödendiğini bildirdi. Üstelik doğal gazdan sorumlu kuruluşlardan Boru Hatları İle Petrol Taşıma A.Ş.’de (BOTAŞ) de ekonomik durum her ay kötüye gidiyor.

BOTAŞ, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 20 Ağustos 2020’de duyurduğu “Karadeniz’de doğal gaz” haberinden sonra Hazine’ye on milyarlarca TL borçlandı.

2021’i 50 milyar TL borçla kapattı

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; BOTAŞ’a Hazine’den ilk borç Erdoğan’ın, “Karadeniz’de doğal gaz müjdesi”nden 10 ay sonra 2021 yılının Haziran ayında verildi. Bu tarihte bir milyar 60 milyon TL borç verilen BOTAŞ’a ağustos ayında da aynı miktar aktarıldı. BOTAŞ’ın kasasına eylülde 2 milyar 60 milyon TL, ekimde 3 milyar TL, kasımda 3 milyar 80 milyon TL ve aralık ayında 40 milyar TL daha girdi. Yıla borçsuz başlayan BOTAŞ, 2021’i 50 milyar 260 milyon TL borçla kapattı.

Borç, 147 milyar TL’yi aştı

Hazine’nin verilerine göre bu yılın 8 ayı da BOTAŞ için borçla geçti. Sene boyunca 10 KİT, kamuya borçlandı. En çok borçlanan kamu kuruluşu BOTAŞ oldu. KİT’lere bu yıl boyunca verilen 137 milyar 867 milyon 549 bin TL borcun 96 milyar 860 milyon TL’si BOTAŞ’a aktarıldı.

Kendisinden sonraki en borçlu kamu kuruluşundan 7 kat daha fazla borçlanan BOTAŞ’a şubatta 14 milyar 660 milyon TL, martta 37 milyar 800 milyon TL, nisanda 5 milyar 700 milyon TL, mayısta 8 milyar 200 milyon TL, temmuzda 4 milyar 500 bin TL ve ağustosta 26 milyar TL borç verildi.

BOTAŞ’ın son 2 yılda Hazine’den aldığı toplam borç, 147 milyar 120 milyon TL olarak kayıtlara geçti.

‘Görevlendirme gideri’ ile de 24 milyar TL aktarıldı

BOTAŞ’a Hazine kaynakları yalnızca borç adı altında aktarılmadı. Kuruluş, ayrıca “görevlendirme gideri” adı altında da Hazine’den çeşitli ödemeler aldı. BOTAŞ’a, 2021 yılının Aralık ayında 19 milyar TL kaynak aktarıldı. Bu yıl ise “görevlendirme gideri” adı altında şubatta 3,3 milyar TL ve martta 1,7 milyar TL olmak üzere toplam 5 milyar TL aktarıldı. Böylece BOTAŞ, görevlendirme gideri adı altında Hazine’den 2 yılda 24 milyar TL daha aldı.

Paylaşın

Gıda Fiyatları Bir Yılda Yüzde 197 Arttı

Ücretlilerin, dar ve sabit gelirlilerin harcamalarının en büyük kısmını oluşturan gıda fiyatlarındaki yükseliş eylül ayında devam etti. Eylülde bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında artış yaşanan gıda fiyatları yılın ilk dokuz aylık döneminde yüzde 98,2 oranında arttı. Son bir yıllık dönemde de gıda fiyatlarındaki artış ise bunun bir kat fazlasıyla yüzde 179,3 oldu.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMUAR, Halkın Enflasyonu Araştırması Eylül 2022 verilerini bugün yayınladı.

Buna göre, ücretlilerin, dar ve sabit gelirlilerin harcamalarının en büyük kısmını oluşturan gıda fiyatlarındaki yükseliş eylül ayında devam etti. Eylülde bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında artış yaşanan gıda fiyatları yılın ilk dokuz aylık döneminde yüzde 98,2 oranında arttı.

Kamuda çalışanların ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıklarının enflasyon farkları da dahil yüzde 85,6 oranında arttığı son bir yıllık dönemde de gıda fiyatlarındaki artış ise bunun bir kat fazlasıyla yüzde 179,3 oldu.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, eylülde bir önceki aya göre yüzde 2 oranında artış kaydetti. Et ve balık grubu fiyatlarında, beyaz etteki yükselişe rağmen kırmızı et fiyatlarındaki düşüş yüzünden önceki aya göre değişim yaşanmadı. Eylülde süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 2,9 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 2,6 oranında artış oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 1,6 oranında arttığı eylül ayında sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 10,7 oranında artış yaşandı.

Bakliyat fiyatlarının değişmediği eylülde, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise yüzde 9,2 oranında artış kaydedildi.

Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için eylülde, bir önceki aya göre yüzde 3,4 oranında daha fazla para ödedi.

Türkiye’nin üç haneli enflasyonlara doğru hızla gittiği bu yılın ilk dokuz aylık döneminde gıda fiyatlarında yüzde 98,2 oranında artış yaşandı.

Ocak-eylül döneminde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 97,9 oranında arttı, et ve balık fiyatları yüzde 56,7, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 64,8, yağ fiyatları yüzde 34,6 oranında, meyve fiyatları yüzde 200,2, sebze fiyatları yüzde 197, bakliyat fiyatları yüzde 57,4, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 99,1 oranında arttı.

Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Eylül 2021’e göre) yüzde 179,3 oranında artış gözlendi. Diğer bir ifadeyle vatandaşlar Eylül 2021’de 100 liraya dolan bir sepet için bu yıl aynı ay 279,3 lira ödemek zorunda kaldılar.

Bu yıl eylülde geçen yılın aynı ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 173,5, et-balık fiyatlarında 103,6, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 146,9 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 96 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 215,5, sebze fiyatları ise yüzde 447,1 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 130,5, diğer gıda fiyatları ise yüzde 157,8 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Verilerle birlikte yayınlanan nota ise şu değerlendirmelerde bulunuldu;

“Yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, gelirindeki artışı bırakın gıda fiyatlarını genel enflasyon oranının da oldukça altında kalan vatandaşların açlık riskini giderek büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor.

Uzmanlar bu durumu, özellikle genç nesil açısından gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor. Son bir yılda kamu çalışanları ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıkları enflasyon farkları da dahil yüzde 85,6 oranında arttı. Asgari ücretteki artış yüzde 94,6 oldu, işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıkları ise yüzde 78,61 oranında artırıldı.

Buna göre geçen yıl eylül ayında 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl eylül ayında 279 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin 100 liralık geliri ise 185,6 lira, asgari ücretlininki 194,6 lira, işçi ve Bağ-Kur emeklisininki ise 178,6 lira oldu. Dolayısıyla halkın yaşadığı enflasyon çalışan ve emekli bütün kesimlerin gelirindeki artışı bir kattan fazla aştı.”

Paylaşın

Türkiye, ‘Küresel Refah Endeksi’nde 167 Ülke İçinde 93. Sırada

Türkiye, Legatum Enstitüsü tarafından hazırlanan Küresel Refah Endeksi 2021 sonuçlarına göre, 167 ülke içinde 93. sırada yer alıyor. Endeks 12 temel alanda 300 gösterge incelenerek hazırlanıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, dünyada refahın en yüksek olduğu ülkeler ise İskandinav ülkeleri. Batılı ülkeler de endekste iyi konumda bulunuyor. Refah endeksinde Türkiye’yi geride bırakan birçok ülkenin dünya ekonomisindeki payı ve kişi başına milli gelirinin Türkiye’den daha düşük olması dikkat çekiyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü her yıl Küresel Refah Endeksi yayımlıyor. Endeks 167 ülkenin global refah düzeyini şu 12 temel gösterge üzerinden analiz ediyor:

Emniyet ve güvenlik, kişisel özgürlük, yönetim, sosyal sermaye, yatırım ortamı, girişimcilik şartları, pazara erişim ve altyapı, ekonomik kalite, yaşam koşulları, sağlık, eğitim ve doğal çevre. Endeks bu temel alanlarda 300 göstergeyi inceleyerek ülkelerin refah seviyesini ölçmeyi amaçlıyor. Peki, dünyada refah seviyesinin en yüksek olduğu ülkeler hangisi?

Legatum Global Refah Endeksi 2021 yılı verilerine göre zirvede 84 puanla Danimarka ve Norveç bulunuyor. İsveç, Finlandiya ve İsviçre 83 puanla bu ülkeleri takip ediyor. Türkiye ise 167 ülke içinde 56 puan ile 93. sırada.

Kürese Refah Endeksi’nde diğer bazı ülkelerin sıralamadaki yeri ise şöyle: Hollanda 6, Almanya 9, İngiltere 13, ABD 20, Fransa 22, Malezya 42, Yunanistan 43, Bulgaristan 48, Gürcistan 53, Çin 54, Ermenistan 55, Kuzey Makedonya 60, Arnavutluk 69, Bosna-Hersek 76, Azerbaycan 86.

Türkiye komşularından sadece İran (123), Irak (141) ve Suriye’den (158) daha iyi konumda. Ayrıca Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerinin Türkiye’den çok daha yüksek refah seviyesine sahip durumda. Listenin sonunda ise 29 puanla Güney Sudan var.

Paylaşın

8 Ayda Kapanan Şirket Sayısı 13 Bin 798’e Yükseldi

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), ağustos ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre, geçen ay bin 784 şirket kapandı ve yılın ilk 8 ayında kapanan toplam şirket sayısı 13 bin 798’e yükseldi.

Bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 8, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 9,7 artarken, kapanan kooperatif sayısı yüzde 6,6 azaldı.

Yıllık artış yüzde 29 

Yıllık bazda ise Ağustos 2022’de kapanan şirket sayısı 2021’in aynı ayına göre yüzde 29, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 11,6 oranında artarken; kapanan kooperatif sayısı ise yüzde 37,7 azaldı.

Sözcü’de yer alan habere göre; 2022’nin ilk 8 ayında ise 2021’in ilk 8 ayına göre kapanan şirket sayısında yüzde 70,2, kapanan kooperatif sayısı yüzde 39 ve kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 6,1 yükseldi.

Kurulan şirket sayısı arttı

TOBB verilerine göre, bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 46,1, kurulan kooperatif sayısı yüzde 56,2 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 38 oranında arttı.

Ağustos 2022’de Ağustos 2021’e göre kurulan şirket sayısı ise yüzde 38,5 kurulan kooperatif sayısı yüzde 96,9 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,9 oranında arttı.

Yılın ilk 8 ayında, 2021’in ilk 8 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 23,3 ve kurulan kooperatif sayısı yüzde 28,4 artarken, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı  ise yüzde 7,5 azaldı.

Buna göre, ağustosta 12 bin 382 şirket kuruldu ve yılın ilk 8 ayında toplam 87 bin 755 şirket kurulmuş oldu.

Toptan ve perakende işletmeleri çoğunlukta

Öte yandan, Ağustos 2022’de şirket ve kooperatiflerin 4 bin 257’si ticaret, bin 824’ü imalat ve bin 436’sı inşaat sektöründe kuruldu. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin; 881’i toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 540’ı inşaat, 215’i imalat sektöründe yer aldı.

Ağustos’ta kapanan şirket ve kooperatiflerin; 579’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 244’ü imalat, 234’ü inşaat sektöründe yer aldı.

Paylaşın

Merkez Bankası Neden Faiz İndiriyor?

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi? 

Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için değerlendirdi.

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Bu ülkelerin de yaklaşık yarısı tek seferde en az 75 baz puan, yani tecrübe ettikleri enflasyonun yaklaşık onda biri kadar faiz artışına gittiler.

Hafta içinde ABD Merkez Bankası FED’in 75 baz puanlık son faiz artışından bir gün sonra ise TCMB 100 puanlık bir faiz indirimine gitti.

Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi?

Enflasyonla mücadele için bunca ülke faiz artırırken biz ısrarla faiz indirimlerine devam ediyorsak ve bunun sonucunda enflasyonumuz onlardan kat kat yukarıdaysa ‘Nerede hata yaptık? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor?’ diye sormakta fayda var.

Bu sorulara en net cevabı Çarşamba günkü basın toplantısı sonrasında faiz artışının gerekçelerini anlatan FED Başkanı Jerome Powell veriyor. Şöyle diyor Powell:

“Yüksek faiz sonucu yavaşlayan büyüme ve zayıflayan istihdam piyasası, hizmet ettiğimiz halk için sıkıntılıdır. Ancak bu sıkıntı, fiyat istikrarı sağlamayı beceremeyip sonrasında tekrar çaba vermenin yaratacağı sıkıntı kadar büyük değildir.“

FED, sene başından beri yaptığı faiz artışlarının ekonomiyi yavaşlatma riskine karşı daha fazla faiz artışına gitmemek ve hatta bir an önce faiz indirimlerine başlamak konusunda piyasaların yoğun baskısı altında.

Powell’ın cevabı bu baskılara bir cevap niteliğinde. Bugün başladığımızı işi yarım bırakır fiyat istikrarını sağlayamazsak ileride daha büyük bir bedel öderiz diyor ve geri adım atmıyor.

Enflasyonu düşürme adına önce faiz artırımlarına gitmek, sonrasında gelen baskılar sonucu yeterli sabrı gösteremeyip yarı yolda faiz indirimlerine başlamak ve nihayetinde daha yüksek bir enflasyonla yüzleşmek bu topraklarda oldukça aşina olduğumuz bir kavram. Bugün geldiğimiz noktada ise artık usulen de olsa faiz artışı bile söz konusu değil.

Bizimle aynı gruba girebilecek ülkelerde ve hatta savaşın ortasındaki Rusya’da bile enflasyonun bizden 65-70 puan daha düşük olması da tesadüf değil.

İşin acı tarafı, 2021 son çeyreğinden bu yana ekonomiyi desteklemek için faizler düşürülüp enflasyon 60 puan üzerinde artarken mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik sadece 1 puan azalmış.

Çünkü bir taraftan verilen tüm destekler ve kaynak aktarımları ile ekonomi canlı tutulmaya çalışılırken diğer yandan enflasyon büyüme üzerinde daraltıcı etki yapıyor ve istihdamı aşağı çekiyor.

Herkes ister ki büyüme olsun, pasta büyüsün, herkesin pastadan aldığı dilim artsın.

Ancak enflasyonu göz ardı edip enflasyonu dizginleyici politikalar uygulamazsanız bu dönüp dolaşıp ekonomik büyümeyi vuruyor. Enflasyonist ortamda büyüme olsa bile gelir dağılımı bozulduğu için dar gelirli kesimler bunu hissedemiyorlar. Pastadan aldıkları dilim büyümek şöyle dursun küçülüyor.

Powell ve gıyabında enflasyonist baskıları bertaraf edebilmek için faiz artışına giden merkez bankalarının temel gerekçesi bu.

Enflasyonun maliyeti ve faiz artışının maliyeti

Merkez bankaları karar alırken iki maliyeti karşılaştırıyorlar. Bunlardan birincisi faiz artışının getirdiği maliyet. Faiz artışı borçlanma maliyetini artırmak suretiyle talebi yavaşlatır. Talepteki yavaşlama enflasyonist baskıları aşağı çeker.

Öte yandan üretimdeki yavaşlama istihdam kaybına sebep olur ki Powell’ın bahsettiği sıkıntı da bu.  Ancak yine Powell’ın basın toplantısında bahsettiği gibi: Keşke enflasyonu düşürmenin acısız bir yolu olsaydı, ancak maalesef yok.

Sıkı para politikasının maliyetini terazinin bir kefesine koyan merkez bankaları diğer kefeye ise sıkı para politikası uygulamayıp enflasyonun kontrolden çıkmasının yarattığı maliyeti koyuyorlar.  Çünkü nasıl ki faiz artırımı ekonomiyi yavaşlatıyorsa enflasyon da ekonomiyi yavaşlatıyor ve istihdam kaybı yaratıyor. Daha da önemlisi enflasyon sebebi ile gelen istihdam kaybı kalıcı oluyor.

Enflasyon, ekonomiyi boğarak ve kontrolsüz bir şekilde yavaşlatır. Alım gücünü eritir, halkı yoksullaştırarak talebi zayıflatır. Yavaşlayan üretim istihdam kaybını beraberinde getirir.

Enflasyon sebebiyle  gelen zoraki yavaşlamanın,  faiz artırımı yolu ile gelen kontrollü yavaşlamadan önemli bir farkı vardır. Faiz artırmak sureti ile soğuyan ekonomi nihai olarak enflasyonu aşağı çeker.  Enflasyon sebebiyle yavaşlayan bir ekonomide ise enflasyon asılı kalır, kendi kendine düşmez.

Yani her iki senaryoda da ekonomide bir yavaşlama kaçınılmaz iken aradaki temel fark “fiyat istikrarı” dır. Fiyat istikrarı getiren “kontrollü yavaşlama” merkez bankasının sürdürülebilir büyümeye vereceği en önemli katkıdır.

Çünkü fiyat istikrarı düşük faiz ve makroekonomik istikrar getirir.  Kalıcı düşük faiz ve istikrar yatırım iştahındaki artışı, bu da potansiyel büyüme oranında ve istihdamda artışı destekler.

Oysa enflasyon sebebiyle yavaşlamak zorunda bırakılan bir ekonomi üretim kapasitesinde benzer bir artış yaşayamaz. Bir başka deyişle, enflasyon sadece bugünkü büyümeyi vurmakla kalmaz, ülkenin ileriye yönelik olarak üretim ve istihdam artışı yaratacak imkanlarını da baltalar.

İşte bu sebeple sıkı para politikası ile enflasyonun önüne geçmek ve sıkı para politikasının maliyetine katlanmak 90 ülke tarafından “daha az maliyetli” bir çözüm olarak görüldüğü için tercih edilmektedir.

Enflasyonu düşürmek merkez bankasının işidir. Merkez bankası en az maliyetli çözümü sunduktan sonra bu maliyeti kimin omuzlanacağı ise siyasi otoritenin kararıdır.

İçinde yaşadığımız yüksek enflasyonla er ya da geç yüzleşeceğimiz gerçeğinden yola çıkarak ekonomik programlarını açıklayan muhalefet partilerinin transfer ödemelerine, işsizlik sigortasına, dolaylı vergilerin azaltılmasına dair planları sıkı para politikasının maliyetini düşürmesi açıdan özellikle kıymetli.

Paylaşın