IMF’den Uyarı: Henüz En Kötüsü Yaşanmadı

Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın ve Kovid 19 salgınının ekonomik görünüm üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu kaydeden IMF, küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötüsünün yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini” söyledi.

IMF, bu yıla ilişkin küresel ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3,2 olarak korurken, gelecek yıla dair tahmini yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye düşürürken, Türkiye için bu yıla ilişkin büyüme beklentisi yüzde 5, gelecek yıl ise yüzde 3 olarak öngördü.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun ekim sayısını “Geçim Kriziyle Mücadele” başlığıyla yayımladı.

Küresel ekonominin bir dizi çalkantılı zorluk yaşadığının vurgulandığı raporda, yüksek enflasyonun, çoğu bölgede sıkılaşan mali koşulların, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın ve Kovid 19 salgınının ekonomik görünüm üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu kaydedildi.

IMF, bu yıla ilişkin küresel ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3,2 olarak korurken, gelecek yıla dair tahmini yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye düşürdü. Raporda Türkiye ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme beklentisi yüzde 5, gelecek yıl ise yüzde 3 olarak öngörüldü.

Raporda, Türkiye için 2022 yıllık enflasyon beklentisi yüzde 73,1 olurken, enflasyonun 2023’te yüzde 51,2’ye gerileyeceği tahmin edildi.​​​​​​​

Küresel enflasyonun ise 2021’de 4,7’den 2022 yılında yüzde 8,8’ye yükselmesi öngörülüyor.

2023 yılında 6,5’e düşmesi beklenen enflasyonun 2024 yılına kadar yüzde 4,1’e ineceği tahmin ediliyor.

IMF, küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötüsünün yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini” söyledi.

IMF’nin raporunda, “Küresel ekonominin gelecekteki sağlığı, kritik olarak para politikasının başarılı bir şekilde ayarlanmasına, Ukrayna’daki savaşın seyrine ve Çin’deki gibi salgınla ilgili arz yönlü daha fazla aksama olasılığına bağlı” denildi.

IMF, İngiltere Maliye Bakanı’nın mini bütçesini eleştirdi

IMF, İngiltere Maliye Bakanı Kwasi Kwarteng’in yüksek gelirliler için teklif ettiği vergi kesintisinin kısa vadede ekonomiyi destekleyeceğini ancak bunun uzun vadede geçim kriziyle mücadeleyi “daha karışık bir hale getireceğini” söyledi.

Bugün yayımlanan raporda İngiltere’de enflasyonun diğer büyük ekonomilere kıyasla daha uzun bir süre devam edeceğini öngördü.

İngiltere’de enflasyonun bu yılın sonunda yüzde 11,3’e ulaşarak zirve yapması bekleniyor. 2023 ve 2024 yıllarında ise enflasyonun yüzde 9 seviyesinde seyredeceği tahmin ediliyor. Bu, İngiltere Merkez Bankası’nın yüzde 2 hedefinden çok yüksek.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Cari Açık, 40 Milyar 889 Milyon Dolara Yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ağustos ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini yayımladı. Cari açık bu ayda 3 milyar 112 milyon ABD doları açık verdi. On iki aylık cari işlemler açığı ise 40 milyar 889 milyon ABD dolarına çıktı. Cari hesap bir önceki yılın ağustos ayında 1 milyar 75 milyon dolar fazla vermişti. 

Haber Merkezi / Bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 6 milyar 816 milyon dolar artarak 9 milyar 700 milyon dolara yükselmesi etkili oldu. Geçen yılın ağustos ayında 4 milyar 971 milyon dolar açık veren altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında, bu yılın aynı döneminde 6 milyar 276 milyon dolar fazla oluştu.

Ağustosta doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 573 milyon dolar oldu. Bu dönemde, portföy yatırımları 812 milyon dolarlık net giriş kaydetti. Resmi rezervlerde 10 milyar 786 milyon dolarlık artış kaydedildiği bildirildi.

Cari Açık nedir?

Ülkenin dış dünya ile olan mal ve hizmet ticaretinin sonucu cari denge olarak adlandırılır. Sadece mal ticaretinin sonucu ise dış ticaret dengesidir.

Eğer ülkenin sattığı mallar satın aldığı mallardan fazla ise dış ticaret fazlası, tersi geçerli ise dış ticaret açığı vardır. Mal ticaretinin sonucuna hizmet ticaretinin (en önemli kalem turizm)  sonucu eklenerek cari dengeye ulaşılır.

Örneğin dış ticaret açığı -60 milyar $ olan (yani mal ticaretinde – 60 milyar $ açık veren) bir ülkenin turizm gelirleri giderlerinden 20 milyar $ daha fazla ise (yani hizmet ticaretinde +20 milyar $ fazla vermişse)  cari açığı 40 milyar $ dolar olacaktır.

Cari açık ülkenin dış dünyadan dolar talebini gösterir. Bir başka deyişle bu açığın finansmanı için 40 milyar dolar bulunması gerekir.

Döviz bir ülkeye nasıl girer?

Dolar arzı yani ülkeye döviz girişi esas olarak üç kanaldan olur.

a-Doğrudan yabancı yatırımlar (yabancıların şirket satın almak, fabrika kurmak amacıyla ülkeye getirdikleri dövizler)

b-Portföy yatırımları (yani yabancıların özel şirket tahvil ve hisse senetleri ile devlet tahvillerini satın almak üzere ülkeye soktukları döviz)ve

c- Kısa ve uzun vadeli borçlanmalar.

Cari açığın finansmanı içinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının da artması demektir. Çünkü bu tür dövizler iç ve dış faktörlere bağlı olarak kolaylıkla her an ülkeyi terk edebilirler.

 

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Seçim Yatırımları’ Hızlandı

2023 milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça, iktidarın seçim yatımları da hız kazandı. Asgari ücrete seçim nedeniyle yıl başında yüksek oranlı bir zam yapılacağına yönelik beklentiler artarken çifte zam tahmini geldi.

Güvenlik Servisleri Organizasyon Derneği (GÜSOD) Başkanı Murat Kösereisoğlu, asgari ücrete biri yılın başında diğeri de seçimlerden önce nisan ayında olmak üzere çifte zam yapılmasını beklediklerini söyledi.

Kösereisoğlu, enflasyondaki yüksek seyrin geçmişte olduğu gibi asgari ücrete yılda iki defa zam yapılmasını kaçınılmaz hale getirdiğini belirtti. Kösereisoğlu, yıl başında asgari ücrete 6 aylık enflasyonun üzerine 10 puan eklenerek zam yapılacağı tahmininde bulundu.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre; özel güvenlik şirketlerinin üye olduğu Güvenlik Servisleri Organizasyon Derneği (GÜSOD) Başkanı Murat Kösereisoğlu, asgari ücrete biri yılın başında diğeri de seçimlerden önce nisan ayında olmak üzere çifte zam yapılmasını beklediklerini söyledi. Kösereisoğlu, enflasyondaki yüksek seyrin geçmişte olduğu gibi asgari ücrete yılda iki defa zam yapılmasını kaçınılmaz hale getirdiğini belirtti.

Kösereisoğlu, “Yıllık enflasyon yüzde 30’un altına düşmediği sürece yılda 2 zam olur. İkinci zam yapılacaksa seçim sonrasına bırakılmaz, öne çekilir. Öyle zannediyorum ki asgari ücret yıl başında artar, sonra seçimlerden önce, tahminen nisan ayında bir daha artar. Çünkü nisanda zam yapılmazsa temmuzda zaten zam ihtiyacı doğacağı için kimse zammı seçim sonrasına bekletmek istemez” dedi.

Enflasyon+10 puan zam

Kösereisoğlu, yıl başında asgari ücrete 6 aylık enflasyonun üzerine 10 puan eklenerek zam yapılacağı tahmininde bulundu. Enflasyonun bu yılın ikinci 6 aylık döneminde yüzde 17-18 civarında beklendiğini ifade eden Kösereisoğlu, böyle bir durumda yılın başında yapılacak zammın yüzde 25 civarında olabileceğini söyledi. Kösereisoğlu, çalışanların asgari ücretle geçinemediği için ek iş yaptığını, ayrıca bir ailede 2-3 kişinin çalıştığını ifade etti.

Paylaşın

Dünya Bankası Ve IMF’den ‘Küresel Resesyon’ Uyarısı

Dünya Bankası Başkanı David Malpass, bazı sanayileşmiş ülkelerde ekonomik büyümenin yavaşladığına dikkat çekerken, IMF Başkanı Kristalina Georgieva da, “Dünyanın en önemli üç ekonomisinde bir yavaşlama görüyoruz” dedi. 

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, dünya çapında bir resesyon yaşanabileceği uyarısında bulundu.

IMF ve Dünya Bankası, Pazartesi günü ABD’nin başkenti Washington’da yıllık toplantılarını gerçekleştirmek üzere bir araya geldi. Bu vesileyle Pazartesi günü açıklamalarda bulunan Dünya Bankası Başkanı David Malpass, bazı sanayileşmiş ülkelerde ekonomik büyümenin yavaşladığına dikkat çekti. Para devalüasyonunun düşük gelirli ülkeler için bir sorun olduğunu ve bu ülkelerde borçlanmanın artış eğiliminde olduğunu ifade eden Malpass, “Faiz oranlarının artması, bu ülkelerin omzunda ekstra yük oluşturuyor. Enflasyon da önceden olduğu gibi başta yoksullar olmak üzere herkes için büyük bir sorun” diye konuştu.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva da Malpass’a paralel olarak, “Dünyanın en önemli üç ekonomisinde bir yavaşlama görüyoruz” dedi. Euro Bölgesi’nde özellikle de yükselişte olan enerji fiyatlarının sorun teşkil ettiğini belirten Georgieva, Çin’de ise koronavirüs pandemisinin hâlâ tedarik zincirleri üzerinde olumsuz etkide bulunduğunu ve bunun da ekonomik büyümeyi frenlediğini ifade etti. ABD’de her şeye rağmen güçlü bir iş pazarının olduğunu ifade eden IMF Başkanı, ABD Merkez Bankası Fed’in sert faiz politikası nedeniyle iş pazarının da ivme kaybettiğine dikkat çekti.

IMF, gelecek Salı günü, küresel konjonktürün gidişatına ilişkin öngörülerini kamuoyuyla paylaşacak. Büyüme tahminlerinin yeniden düşeceğini açıklayan Georgieva, “Son üç yılda önemli sonuçları beraberinde getiren, tahayyül edilemez olaylara tanıklık ettik. Coronavirüs hâlâ bizimle, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali her yerde çok önemli sonuçlara yol açtı” dedi.

IMF-Dünya Bankası yıllık görüşmeleri, 2019 yılından beri ilk kez yüz yüze düzenleniyor. Söz konusu toplantıda, maliye bakanları, finans dünyasından temsilciler, merkez bankası temsilcileri ve kalkınma işbirliği alanında çalışan temsilciler bir araya geliyor.

Paylaşın

Vatandaşların Bankalara Borcu 5 Ayda 225 Milyar Lira Arttı

Yurttaşların bankalara olan borcunun 16-23 Eylül haftasında 16,5 milyar lira arttığı, bu borcun son 5 ayda ise 225 milyar TL arttığı belirtildi. Bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısının 659 bini, kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısının ise 538 bini geçtiği, 4 milyon 144 bin 303 kişinin borcunu ödeyemediği için yasal takipte olduğu ifade edildi.

Öte yandan bankacılık sektörü bu yılın ilk 8 ayında net kârını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 420,5 artırarak 252,2 milyar TL’ye çıkardı. Kamu bankalarının kârı da önceki yıla göre yüzde 509,7, diğer bankaların kârı ise yüzde 394,1 artarak rekor kırdı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi ve yurttaşların artan borç yüküne ilişkin verileri paylaştı. “Kredi kartı ve tüketici kredisi borçları nedeniyle bu yıl ocak-ağustos döneminde bankalara ödenen faiz 112,2 milyar TL oldu” diyen Başevirgen, “Ödenen faiz tutarı ise geçen yılın aynı dönemine göre 38 milyar TL arttı” bilgisini paylaştı.

Borçlara ilişkin detayları paylaşan Başevirgen, “Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan borcu, takiptekiler de dahil bir trilyon 337 milyar TL’ye yükseldi. Bunun 993 milyar TL’si bireysel kredilerinden, 345 milyar TL’si de kredi kartı borçlarından kaynaklanıyor. Son hafta tüketici kredilerinde 7,7 milyar TL, kredi kartı borçlarında ise 8,8 milyar TL artış yaşandı” dedi.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre 36 milyon 362 bin kişinin kredi borcu olduğunu ifade eden Başevirgen, “Türkiye’de 25 milyon hane olduğu düşünüldüğünde her 100 haneden 70’i krediyle yaşıyor. Borç artık döndürülemez hale geldi” dedi.

‘Bankaların karı rekor kırdı’

Artan enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle emeğiyle yaşayanlar bankalara yönelirken, CHP’li Başevirgen de bankaların altın çağını yaşadığını söyledi. Başevirgen, “Bankacılık sektörü bu yılın ilk 8 ayında net kârını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 420,5 artırarak 252,2 milyar TL’ye çıkardı. Kamu bankalarının kârı da önceki yıla göre yüzde 509,7, diğer bankaların kârı ise yüzde 394,1 artarak rekor kırdı” diye konuştu.

Yurttaşların bankalara olan borcunun 16-23 Eylül haftasında 16,5 milyar lira arttığını kaydeden Bekir Başevirgen, bu borcun son 5 ayda ise 225 milyar TL arttığını belirtti. Bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısının 659 bini, kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısının ise 538 bini geçtiğini söyleyen Başevirgen, 4 milyon 144 bin 303 kişinin borcunu ödeyemediği için yasal takipte olduğunu ifade etti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Ağustos Ayında İşsizlik Yüzde 9,6

İşsiz sayısı Ağustos ayında bir önceki aya göre 100 bin kişi azaldı ve 3 milyon 312 bin kişi olarak kayıtlara geçti. İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 9,6 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,2 iken kadınlarda yüzde 12,5 olarak tahmin edildi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos’a ilişkin işgücü verilerini açıkladı. Buna göre işsiz sayısı Ağustos’ta bir önceki aya göre 100 bin kişi azaldı ve 3 milyon 312 bin kişi olarak kayıtlara geçti.

İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 9,6 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,2 iken kadınlarda yüzde 12,5 olarak tahmin edildi. Bu haliyle işsizlik Mart 2014’ten bu yana en düşük seviyeyi gördü.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü (geniş tanımlı işsizlik) oranı da Ağustos’ta bir önceki aya göre 2,6 puan azalarak yüzde 19,8 oldu.

İstihdam oranı yüzde 47,9 oldu

İstihdam edilenlerin sayısı Ağustos’ta bir önceki aya göre 366 bin kişi artarak 31 milyon 14 bin kişi, istihdam oranı ise 0,5 puanlık artış ile yüzde 47,9 oldu.

Bu oran erkeklerde yüzde 65,3 iken kadınlarda yüzde 30,8 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı yüzde 53

İşgücü Ağustos’ta bir önceki aya göre 266 bin kişi artarak 34 milyon 326 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,4 puanlık artış ile yüzde 53 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,2, kadınlarda ise yüzde 35,1 oldu.

Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 18

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,8 puanlık azalış ile yüzde 18 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 15,2, kadınlarda ise yüzde 23,3 olarak tahmin edildi.

Haftalık ortalama fiili çalışma süresi 44,1 saat

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi Ağustos’ta bir önceki aya göre 0,9 saat artarak 44,1 saat olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Çalışma: Asgari Ücret Arttı, Alım Gücü Eridi

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İşçi Sendikaları, Esnaf – Sanatkâr ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, asgari ücretlinin alım gücünün ne şekilde tükendiğini ortaya koyan bir çalışmaya imza attı. Ağbaba’nın çalışmasına göre, 5 bin 500 TL asgari ücret, sene başındaki 4 bin 253 TL asgari ücretin gerisinde kaldı.

AK Parti’nin kötü ekonomi yönetimi nedeniyle dar gelirli vatandaşın aç kaldığını bildiren Ağbaba, temel tüketim malzemelerinin yıl içerisindeki fiyatlarını kıyasladı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in aktardığına göre, Ağbaba, çalışmasında, “AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, enflasyonun önce yaz aylarında düşeceğini söylerken şimdi de enflasyonda kalıcı düşüşün yeni yılda gerçekleşeceğini iddia etti. Erdoğan, daha önce de ‘Yaz aylarında fiyatlar aşağı inecek’ dedi ama fiyatlar neredeyse ikiye katlandı. Haziran ayında asgari ücrete ikinci zam yapılmasına rağmen asgari ücretin alım gücü ocak ayında 4 bin 253 TL asgari ücretin kat be kat altında kaldı” dedi.

Ürün bazında karşılaştırmalara da imza atarak alım gücündeki kayıpları özetleyen Ağbaba, çalışmasını şöyle sürdürdü:

Nohutta 46 kilo kayıp

“Ekim ayında asgari ücretlinin alım gücü ocak ayına göre patateste 283 kilo, domateste 140 kilo, kuru soğanda ise 130 kilo azaldı. Ekim ayında temel bakliyat ürünlerinde alım gücü ocak ayına göre dibi gördü. Asgari ücretlinin sofrasındaki temel bakliyat ürünlerinde ocak ayına göre kaybı 182 kiloya kadar yükseldi. 4 bin 253 TL asgari ücretle ocak ayında 287 kilo pirinç alabilen asgari ücretli, ekim ayında 5 bin 500 TL asgari ücretle 161 kiloya kadar alabiliyor. Bulgurda ise 5 bin 500 TL asgari ücretin 4 bin 253 TL asgari ücrete göre kaybı 182 kilo, nohutta 46 kilo, kuru fasulyede ise 41 kilo oldu.

314 yumurta eksildi

“Ocak ayında 4 bin 253 TL asgari ücretle 2 bin 933 adet yumurta alınabilirken ekim ayında asgari ücretlinin yumurtadaki toplam alım gücü 2 bin 619 adete geriledi. Asgari ücretlinin ocak ayına göre yumurtadaki kaybı 314 adet oldu. Bir diğer temel besin maddesi olan makarnadaki kayıp ise 262 paket oldu. 4 bin 253 TL asgari ücretle ocak ayında 773 paket makarna alabilen asgari ücretli ekim ayındaki alım gücü 511 pakete geriledi.”

“Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin kendisinin dahi anlamadığı bu yepyeni ekonomi modelinin dar gelirlilere getirdiği tek şey açlık ve yoksulluk oldu. Asgari ücrete bu yıl iki kez zam yapılmasına rağmen asgari ücret, eylül ayı itibariyle 7 bin 500 TL’ye yükselen ortalama açlık sınırının 2 bin TL altında kaldı. Nebati, ‘Enflasyon gerileyecek, gıda fiyatları ucuzlayacak’ dedi ama asgari ücretlinin kaybı 10 ay öncesine göre kat be kat arttı. Bu gidişle de bu modelin getireceği tek şey açlıktan ve yoksulluktan başka bir şey olmayacaktır. Asgari ücretlinin alım gücü her geçen ay azalmaya devam edecektir.”

Paylaşın

EBRD’den ‘TCMB’nin Faiz Politikası’ Yorumu: Oldukça Aykırı

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Başkanı Odile Renaud-Basso, TCMB’nın faiz politikası için, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor” dedi.

Odile Renaud-Basso, İstanbul’da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşmeler yaptı.

Bu görüşmelerin ardından Reuters’e konuşan Odile Renaud-Basso, para politikasını eleştirerek, “Bunun yüksek düzeyde enflasyon yarattığı ve uzun vadeli yatırım için iyi ortam olmadığı konusunda bazı soru işaretlerini dile getirdim.” ifadelerini kullandı.

EBRD: Bu oldukça aykırı bir strateji

TCMB’nın faiz politikası için Renaud-Basso, “Bu oldukça aykırı bir strateji. İşe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Ancak enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde, güvenli ve istikrarlı bir ortam yaratılmasında bazı zorluklar yaratıyor.” dedi.

Türkiye’de geçen yıl eylül ayında kabul edilen ekonomik programın, liranın daha fazla değer kaybetmesi ve döviz rezervlerinin daha fazla tükenmesi riskini artırarak ülkeyi cari borçlarını finanse etmenin bir yolunu bulmak zorunda bıraktığını kaydeden EBRD Başkanı, “Bu durum yüksek seviyede bir belirsizlik yaratıyor. Ancak yetkililer izledikleri politikanın en iyisi olduğundan eminler.” ifadelerini kullandı.

Renaud-Basso, Türk özel sektörünün ve ihracat kapasitesinin “çok dayanıklı” olduğunu ve ülkenin tedarik zincirlerinin Çin’in yeniden yapılandırılmasından yararlandığını ancak buradaki en önemli belirleyici faktörün Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’daki gelişmelere de bağlı kalacağı uyarısında bulundu.

Renaud-Basso, EBRD’nin gelecekte Türkiye’de kamu ve özel sektörle ortak yatırımlarla ilgilendiğini sözlerine ekledi.

EBRD, 2009 yılından bu yana Türkiye’de hastanelere, yollara ve yeşil projelere 16,9 milyar euro tutarında kredi sağladı.

Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Twitter hesabından söz konusu görüşmeye ilişkin yaptığı paylaşımda, “Küresel ekonomik görünüm ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirerek ülkemizin, gıda ve enerji güvenliğine ilişkin katkılarını paylaştık. Ayrıca, Banka ile iş birliği yaptığımız konuları ve projeleri detaylıca ele aldık.” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan: Öncelik Enflasyonla Mücadele Olmalı

Ekonomideki kötü gidişata iş dünyasından eleştiri geldi. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, “Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil” dedi.

Haber Merkezi / TÜSİAD ve Koç Üniversitesi ortaklığıyla oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF), dün ‘Fed Politikaları Gelişmekte Olan Ekonomileri ve Türkiye’yi Nasıl Etkiliyor’ başlıklı çevrimiçi bir seminer gerçekleştirildi.

Seminerde, şoklarla birlikte değişen küresel ekonomik görünüme karşılık para politikasında atılan adımlar ve Amerikan Merkez Bankası öncülüğündeki bu adımların gelişmekte olan ülkelere etkileri ele alındı.

Toplantının açılış konuşması TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan tarafından yapıldı. Turan, şunları söyledi:

“Geride bıraktığımız son 3 yılda global ekonomi, önemli arz şoklarına maruz kaldı. Covid-19 pandemisinin ardından Rusya-Ukrayna Savaşı’nın arz zinciri üzerinde yarattığı tahribatlara şahit oluyoruz. 2023 yılına yaklaştığımız bugünlerde global ekonomiler, bir taraftan oldukça yüksek enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan da durgunluğa doğru ilerliyor.

Son dönemde enflasyonun beklenenden çok daha uzun bir süre ısrarlı şekilde yüksek seyretmesi, ABD Merkez Bankası başta olmak üzere tüm majör merkez bankalarının para politikasında uzun soluklu olacağını gösteriyor. Bu da sıkılaşmaya gidileceği tahminimizi kuvvetlendiriyor.

Özellikle FED’in, resesyon olasılığına rağmen fiyat istikrarını önceleyen şahin duruşunu izliyoruz. Unutmayalım ki fiyat istikrarı olmadan ekonomi işlemez, hiçbir paydaşa da fayda sağlamaz. Dolayısıyla sağlıklı işleyen, tüm kesimlerin fayda sağladığı bir ekonomi hedefliyorsak birinci önceliğimiz enflasyonla mücadele olmalı. G-20 ülkelerinin tamamında enflasyonla savaşın öne çıktığı faiz artırımlarına şahit oluyoruz.

Enflasyonist baskılar, hemen hemen tüm dünyada gıda ve enerjinin de ötesine yayılıyor. Hizmet sektörüne de yansıyor. İşletmeler, daha yüksek enerji, lojistik ve iş gücü maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor. 2022’nin başlarında ABD’de belirginleşmeye başlayan enflasyonist baskılar, şimdi Euro Bölgesi ve Birleşik Krallık’ta da görülüyor ve tüm dünyaya yayılıyor.

Bu zaman zarfında Rusya-Ukrayna savaşını bir kenara koyarsak küresel büyümeyi yavaşlatan önemli bir diğer faktör, gerçekleşen enflasyonun hedeflerin çok daha üstünde olması nedeniyle para politikalarının agresif şekilde sıkılaştırılması. Elbette global ekonomide finansal koşulların hızlı sıkılaşması ve doların kıymet kazanmasının pek çok ekonomi üzerinde kalıcı etkileri olacaktır.

İktisadi emelleri güçlü, risk primi düşük, bilançoları sağlam olan ekonomiler bu süreçten çok daha rahat çıkacaklardır. Öte yandan bu sürece hali hazırda risk pirimi yüksek giren ekonomiler, dış borçlanma maliyetleri ve kredi kanalı vasıtasıyla daha çok baskı altında kalma riski taşımaktalar.

Covid-19 krizinin ilk çıktığı 2020 başından bu yana geride kalan son 3 yıla baktığımızda, global büyümede belirgin bir dalgalanmaya şahit oluyoruz. Son bir yılda Covid-19 vakalarının düşmesiyle birlikte ekonomik aktivitedeki artışa rağmen OECD tahminlerine göre global büyümenin 2022’nin 2. yarısında yavaşlamaya devam etmesi ve 2023’te yıllık sadece yüzde 2,2’lik bir seviyede kalması bekleniyor.

Küresel ekonomide bol para döneminin azaldığı ve finansman koşullarının geçmişe kıyasla daha zor olacağı bir döneme çoktan girdik. Bu süreç, en başta hesaplanandan daha uzun soluklu olabilir. Türkiye, bu dönemde akranlarının aksine farklı bir politika tercihi ortaya koydu. Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil.”

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı Eylül Ayında Yüzde 298,3 Arttı

Türkiye’nin eylül ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 298,3’lük artışla 10 milyar 384 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret hacmi ise yüzde 26,3 oranında artarak 55 milyar 616 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise 20,3 puan azalarak yüzde 68,5 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 16,5 puan azalarak yüzde 89,2 oldu.

Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, ocak-eylül döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre, ihracat yüzde 17,1 oranında artışla 188 milyar 224 milyon dolar, ithalat yüzde 40,8 oranında artışla 272 milyar 43 milyon dolar olarak gerçekleşti. 9 aylık dış ticaret açığı yüzde 158,5 artarak 83 milyar 819 milyona çıktı. Bu dönemde dış ticaret hacmi, yüzde 30 oranında artışla 460 milyar 267 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla; Almanya, ABD ve Irak OLDU. En fazla ithalat yapan ülkeler ise Rusya, Çin ve İsveç oldu. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 61,9 oldu.

Dış ticaret açığı nedir?

İhracat ile ithalat arasında ihracat aleyhine oluşan farktır. Bir ülke ihraç ettiği malların değerinden daha fazla değerde mal ithal ediyorsa o ülkenin ödemeler dengesi dış ticaret açığı veriyor demektir. Türkiye, geleneksel olarak dış ticaret açığı veren bir ekonomidir.

Ekonomisinin canlı olduğu, büyümenin yüksek olduğu dönemlerde dış ticaret açığı artar, tersi durumlarda ise azalır. Çünkü Türkiye’de üretimde kullanılan girdilerin önemli bir bölümü (yaklaşık yüzde 65’i) ithal mallardan oluşur. Ekonomik büyümesi yükseldikçe üretimi artar, üretimi arttıkça ithalatı artar ve dolayısıyla dış ticaret açığı artar.

Dış ticareti etkileyen önemli unsurlardan birisi de kurdur. TL, yabancı paralara ve özellikle de ihracat ve ithalatın yoğun olduğu bölgelerin parası olan Dolar ve Euro’ya karşı değer kaybettikçe ihracat artar, ithalat düşer.

Paylaşın