Afganistan’da Her Beş Çocuktan Biri Açlık Kriziyle Karşı Karşıya

Save the Children’ın raporuna göre, Afganistan’da her beş çocuktan birinin, fon kesintileri nedeniyle ekim ayına kadar kriz seviyesinde açlıkla karşı karşıya kalabilir.

Haber Merkezi / Raporda, ülkedeki çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan yaklaşık beş milyon çocuğun “kriz” veya “acil” düzeyde gıda sıkıntısı yaşadığı belirtildi.

Taliban kontrolündeki Afganistan’da insani durum son yıllarda kötüleşmiş durumda. Birleşmiş Milletler (BM), 2025’te yaklaşık 23 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu ve bunların 16,8 milyonunun öncelikli olarak kabul edildiğini duyurmuştu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD, Suriye’deki Askeri Varlığını Azaltmaya Başladı

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), ABD güçlerinin Suriye’nin doğusundaki Deyr ez-Zor eyaletindeki iki büyük askeri üsten çekildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / SOHR’a göre, geri çekilme 18 Mayıs’ta kademeli olarak başladı ve son 48 saatte hızlandı. Zırhlı araçlar ve lojistik ekipmanlar da dahil olmak üzere ABD askeri konvoylarının, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği bölgedeki stratejik karakollar olan el-Ömer petrol sahası ve Konoco gaz sahasından ayrıldığı görüldü.

Çekilmenin ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyona ait uçakların yoğun uçuşları sırasında gerçekleştiği belirtildi. Geri çekilmenin ardından boşalan yerlere SDG özel kuvvetler komandoları konuşlandırıldı.

Gözlemevinin kaynaklarından alınan bilgiye göre, ABD kara birlikleri bu iki noktadan çekilirken, koalisyon güçlerinin desteğiyle IŞİD militanlarına yönelik ortak operasyonlar, ABD güçlerinin bulunduğu Haseke ilinin güneyindeki Şeddadi üssünden devam edecek.

Gözlemevi, ABD’nin bu mevzilerden çıkmasının tam bir geri çekilme anlamına gelmediğini, ancak yine de bölgedeki ABD birliklerinin en önemli yeniden konumlanmalarından biri olduğunu kaydetti.

Öte yandan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, NTV televizyonuna verdiği demeçte ABD’nin Suriye’deki askerî varlığını azaltmaya başladıklarını ve bir üs dışında diğer tüm askerî üslerin kapatılmasını planladıklarını kaydetti.

Beşar Esad rejiminin 8 Aralık’ta devrilmesinin ardından, Doğal Kararlılık Operasyonları (OIR) kapsamındaki askerlerin çekilmeye başlandığını belirten Barrack, “OIR çerçevesindeki varlığımızın azaltılması gerçekleşiyor. 8 üsten, 5 ve 3’e düştük, sonunda bire indireceğiz” dedi. OIR, 2014 yılında IŞİD’e karşı mücadele hedefiyle oluşturulmuştu.

NTV’ye verdiği röportajda Esad’ı devirerek iktidara gelen Ahmed Şara yönetiminin güvenlik konusunda hâlâ büyük sınamalarla karşı karşıya olduğunu belirten Barrack, ülkedeki etnik ve dinî grupların entegre edilmesi çağrısı yaparak “Hâlâ çok aşiretsel. Bir araya getirmek çok zor. Ama bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Paylaşın

Ukrayna’ya Uyarı: Rusya “Ciddi” Karşılık Verecek

New York Times (NYT), Ukrayna’nın son saldırısının Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta tansiyonu yeniden yükseltecek bir gelişme yaşandı. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Rusya’nın derinliklerindeki askeri hava üslerine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlediğini açıkladı. ABD medyasından New York Times, Washington’daki bazı üst düzey isimlere dayandırdığı haberinde, bu saldırıların Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın saldırılarda kullandığı FPV tipi, düşük maliyetli dronların hedef aldığı Rus savaş uçaklarının toplam değerinin 100 milyon doları aştığını belirtti. Saldırıların yalnızca maddi değil, aynı zamanda sembolik önemi de bulunduğu vurgulandı. “600 dolarlık bir drone ile 100 milyon dolarlık askeri kabiliyeti ortadan kaldırmak, modern savaşın dinamiklerini yeniden yazıyor” diyen yetkililer, operasyonun etkisine dikkat çekti.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırının Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerini hedef aldığı doğrulandı. Açıklamada, “Bugün Kiev rejimi, Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerine FPV İHA’larla terör saldırıları düzenledi” ifadesi yer aldı. Bakanlık, saldırılar sonucu bazı uçakların alev aldığını ve hasar meydana geldiğini duyurdu.

Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ise Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların “Pavutini” (Örümcek Ağı) adı verilen özel bir operasyonun parçası olduğunu bildirdi. SBU, saldırılar sonucu Rusya’nın stratejik seyir füzesi taşıyan savaş uçaklarının yüzde 34’ünün vurulduğunu öne sürdü.

Açıklamada, Rusya’nın stratejik havacılığına verilen zararın yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildiği ifade edildi. Ukrayna makamları, bu operasyonun hem Rusya’nın askeri caydırıcılığına hem de Ukrayna’nın derin saldırı kabiliyetine dair güçlü bir mesaj olduğunu savundu.

New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın bu operasyon hakkında Washington’a önceden bilgi vermediğini de belirtti. Bunun nedeni olarak ise “ABD’nin karşı çıkacağını bildikleri için bilgilendirme yapılmadığı” gösterildi.

Washington yönetiminin, özellikle Rusya topraklarına yönelik saldırılarda temkinli bir tutum sergilemesi dikkat çekiyor. ABD, Ukrayna’ya sağladığı silahların çoğunlukla savunma amaçlı kullanılmasını şart koşarken, doğrudan Rus topraklarındaki hedeflerin vurulmasına yönelik girişimlere karşı çıkıyor.

ABD’li yetkililer, saldırıların Rusya’yı Ukrayna’daki askeri operasyonlarını azaltmaya sevk etmeyeceğini, aksine Kremlin’in “ciddi” bir karşılık vermeye hazırlandığını belirtti. Henüz bu karşılığın ne şekilde olacağına dair somut bir istihbarat bulunmadığını aktaran yetkililer, muhtemel senaryoları şöyle sıraladı:

Sivillere yönelik insansız hava aracı saldırıları, Ukrayna’nın enerji şebekelerine yönelik füze saldırıları, orta menzilli balistik füzelerle altyapı hedeflerinin vurulması. bu olasılıklar, savaşın daha da şiddetlenebileceğine dair endişeleri artırdı.

Stratejik denge bozuluyor mu?

Askeri analistler, Ukrayna’nın gerçekleştirdiği bu tür derinlemesine saldırıların, savaşın seyrini değiştirme potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle düşük maliyetli FPV İHA’larla yüksek değerli hedeflerin vurulması, yeni savaş teknolojilerinin etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak uzmanlar, bu tür saldırıların Rusya’yı geri adım atmaya değil, daha agresif hamlelerde bulunmaya sevk edebileceği uyarısında da bulunuyor. Ukrayna’nın saldırıları genişletmesi, Moskova’nın sivillere ve enerji altyapısına yönelik misillemelerini daha sert hale getirebilir.

Paylaşın

Afganistan’da Dört Milyon Çocuk Eğitimden Yoksun

UNICEF, Afganistan’da yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakıldığını açıkladı. Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Afganistan’da yaklaşık dört milyon çocuğun okul dışında olduğunu, yoksulluk, cinsiyete dayalı kısıtlamalar ve temel altyapı eksikliğinin erişimin önündeki en büyük engellerler olduğunu duyurdu.

Afganistan, kızların altıncı sınıftan sonra okula gitmesinin resmen yasaklandığı dünyadaki tek ülke olmaya devam ediyor.

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Ortaokullara yönelik yasağın yanı sıra Taliban, kadınların üniversitelere gitmesini ve eğitim ve insani yardım da dahil olmak üzere çoğu sektörde çalışmasını yasakladı.

UNICEF, bu yılın başlarında yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte 400 bin kız çocuğunun daha yasaktan etkilendiğini, böylece eğitimden mahrum bırakılan kız çocuklarının sayısının 2,2 milyona ulaştığını bildirmişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın

Ukrayna, Rusya’nın 40’tan Fazla Uçağını Vurdu

Ukrayna ve Rusya heyetlerinin İstanbul’daki buluşması öncesi Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Rus askeri havalimanlarında bulunan 40’tan fazla savaş uçağını silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) vurduklarını açıkladı.

Reuters’a konuşan bir SBU yetkilisi saldırıda, aralarında Rus Tu-95 ve Tu-22 bombardıman uçaklarının da olduğu 40’tan fazla düşman hava aracının hedef alındığını söyledi. AFP’ye bilgi veren bir güvenlik kaynağı da SBU’nun “düşmana ait bombardıman uçaklarını cephe hattının çok gerisinde yok etmek için kapsamlı bir operasyon başlattığını” söyledi.

Uzun menzilli füze ateşleme kapasitesine sahip Tu-95 ve Tu-22’ler Ukrayna kentlerine yönelik saldırılarda kullanılıyor. Rusya’nın Murmansk bölgesinin valisi, İHA saldırısını teyit etti. Rusya’nın kuzeyinde, Finlandiya sınırına yakın Murmansk’ta Olenya askerî hava üssü bulunuyor.

Ukrayna merkezli İngilizce yayın yapan haber siteleri, Irkutsk’taki Belaya hava üssünün de hedef alınan yerler arasında olduğunu öne sürdü. Üs, Rusya’nın orta kesimlerinde, Moğalistan sınırına yakın bir bölgede yer alıyor.

SBU’nun saldırısı, Rusya topraklarında iki köprünün çökmesine neden olan patlamaların ardından geldi. Rus yetkililer iki yolcu treninin raydan çıktığı ve en az yedi kişinin öldüğü olayları “terör eylemi” olarak nitelendirdi. Dün de Rus işgali altındaki Ukrayna topraklarından Kırım’a yakıt taşıyan bir Rus askeri treninde patlama yaşanmıştı.

Ukrayna Hava Kuvvetleri gece saatlerinde Rusya’nın 472 İHA ile savaşın başından bu yana en yoğun hava saldırısını düzenlediğini bildirdi. Kiev, Rus ordusunun yedi adet de füze fırlattığını duyurdu. Kiev’in açıklamasına göre, Rus İHA’larının 382’si ve füzelerden üçü hedeflerine ulaşamadan Ukrayna ordusunca havada önlendi.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın cephe hattının gerisinde hedef aldığı bir üste ise savaşa katılmak üzere eğitim alan 12 Ukraynalı askerin öldüğünü, 60’tan fazlasının da yaralandığını belirtti. Bu saldırı Ukrayna ordusunda üst düzey bir istifaya da yol açtı. Geçen Kasım’dan beri Ukrayna Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan Mihaylo Drapatyi, 12 askerin öldüğü saldırının ardından istifasını açıkladı.

Rusya ve Ukrayna heyetleri İstanbul’da masaya oturacak

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimler de sürüyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın Pazartesi günü İstanbul’da yapılmasını önerdiği toplantıya katılacaklarını duyurdu. Zelenskiy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna heyetine, 16 Mart’taki toplantıda olduğu gibi, Savunma Bakanı Rüstem Umerov’un başkanlık edeceğini belirtti.

Rus haber ajansları da Rusya heyetinin 2 Haziran’daki görüşmelere katılmak üzere İstanbul’a doğru yola çıktığını duyurdu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Netanyahu, Hamas Lideri Muhammed Sinvar’ın Öldürüldüğünü Duyurdu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ekim ayında öldürülen Yahya Sinvar’ın kardeşi olan ve Hamas’ın Gazze’deki en kıdemli ismi Muhammed Sinvar’ın öldürüldüğünü duyurdu.

Haber Merkezi / Netanyahu, Çarşamba günü parlamentoda yaptığı konuşmada “Bölgelerimizden teröristleri temizledik, on binlercesini imha ettik, (…) Muhammed Sinvar’ı etkisiz hale getirdik” açıklamasını yaptı.

Muhammed Sinvar, İsrail medyasında yer alan haberlere göre 13 Mayıs’ta Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’a düzenlenen hava saldırılarında vuruldu. İsrail ordusu, çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği saldırıda, Avrupa Hastanesi’nin altında bulunan Hamas’a ait bir yeraltı komuta ve kontrol merkezini hedef aldığını öne sürmüştü.

İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az 3 bin 929 kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 54 bin 84’e, yaralı sayısı ise 123 bin 308’e ulaştı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Hamas’ın öldürülen liderleri

İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgaline karşı ilk Filistin ayaklanmasının yaşandığı 1987’den bu yana Hamas’ın liderlerine ve kilit isimlerine suikastlar ile öldürmeye çalışıyor.

Örgütün siyasi kanadının lideri İsmail Haniye 31 Temmuz 2024’te Tahran’da kaldığı konut güdümlü füzeyle vurulmasıyla öldürüldü. Haniye, İran’ın yeni cumhurbaşkanının yemin törenine katılmak için Tahran’da bulunuyordu.

İsrail, Haniye’nin öldürülmesiyle ilgili resmi bir üstlenme açıklaması yapmadı. Ancak ülkenin bu konularda genellikle açıklama yapmadığı da biliniyor.

İsmail Haniye: Örgütün siyasi kanadının lideri İsmail Haniye 31 Temmuz 2024’te Tahran’da kaldığı konut güdümlü füzeyle vurulmasıyla öldürüldü. Haniye, İran’ın yeni cumhurbaşkanının yemin törenine katılmak için Tahran’da bulunuyordu.

İsrail, Haniye’nin öldürülmesiyle ilgili resmi bir üstlenme açıklaması yapmadı. Ancak ülkenin bu konularda genellikle açıklama yapmadığı da biliniyor.

Yahya Ayyaş: Filistinli intihar eylemcilerinin arkasındaki “Mühendis” lakaplı Yahya Ayyaş, 5 Ocak 1996’da, o zamanlar Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yönetimindeki Gazze’de öldürüldü.

Ayaş’ın cep telefonu elinde patlamış, Filistinliler sorumluluğu üstlenmeyi reddeden İsrail’i suçladı. Hamas, Şubat ve Mart aylarında dokuz gün boyunca üç İsrail kentinde 59 kişinin ölümüne yol açan dört intihar saldırısıyla misilleme yaptı.

Halid Meşal: Hamas’ın kurucularından ve eski siyasi lideri olan Halid Meşal, 1997’de Ürdün’ün başkenti Amman’daki ofisine yakın bir sokakta İsrail ajanlarının başarısız bir suikast girişimine uğradı.

Meşal’e yolda yürüdüğü sırada şırınga ile zehir enjekte edildi. Ürdün yetkilileri suikast girişimini ortaya çıkardı ve iki Mossad ajanını tutukladı.

Dönemin Ürdün Kralı Hüseyin, o dönem de İsrail Başbakanı olan Binyamin Netanyahu’dan, Meşal’e enjekte edilen maddenin panzehrini istedi. Aksi halde zanlıları asma ve Ürdün’ün İsrail’le olan barış anlaşmasını feshetme tehdidinde bulundu.

Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın baskısı sonrası, Netanyahu ilk etapta reddettiği bu isteği yerine getirdi. Ayrıca Hamas lideri Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bırakmayı kabul etti. Ancak yedi yıl sonra Yasin Gazze’de öldürüldü.

Şeyh Ahmed Yasin: İsrail, Hamas’ın kurucuları arasında yer alan ve dini lideri olan Şeyh Ahmed Yasin’i 22 Mart 2004 tarihinde Gazze’de bir camiden çıkarken helikopterden atılan bir füzeyle öldürdü.

Binlerce Filistinli Gazze’de intikam sloganları atarak yürüdü. Hamas yetkilileriyse, İsrail’in bu suikastle, ‘cehennemin kapılarını açtığını’ söyledi.

Filistin’de ve diğer Müslüman ülkelerde geniş çaplı protestolara ve kınamalara yol açtı, İsrail-Filistin çatışmasında önemli bir tırmanışa işaret etti.

Abdülaziz El Rantisi: İsrail helikopterinin 17 Nisan 2004 tarihinde Gazze’de bir araca düzenlediği füze saldırısında Hamas lideri Abdülaziz El Rantisi ve iki koruması öldürüldü.

Hamas liderliği saklanmaya başladı ve Rantisi’nin halefinin kimliği gizli tutuldu. Suikast, Şeyh Ahmed Yasin’in öldürülmesinin ardından Gazze’de Hamas liderliğini devralmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti.

Adnan El Gul: Hamas’ın bombalama uzmanı olarak görülen Adnan El Gul 21 Ekim 2004’te Gazze’de bir İsrail hava saldırısında öldürüldü.

Gul, Hamas’ın askeri kanadında iki numaraydı ve sık sık İsrail kasabalarına atılan “Kassam” roketinin babası olarak biliniyordu. Adnan El Gul, Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları olarak bilinen askeri kanadının lideri Muhammed Deyif’in yardımcısıydı.

Nizar Rayan: Hamas’ın en sert siyasi liderlerinden biri olarak kabul edilen din adamı, İsrail içinde yeni intihar saldırıları düzenlenmesi çağrısında bulunmuştu. Dört eşinden ikisi ve yedi çocuğuyla 1 Ocak 2009’da Cebaliye mülteci kampındaki bombalamada öldürüldü.

15 Ocak 2009’da da Gazze Şeridi’nde Hamas’ın İçişleri Bakanı Said Seyyam bir İsrail hava saldırısında öldürüldü. eyyam 13.000 Hamas polisinden ve güvenlik görevlilerinden sorumluydu.

Salih Aruri: Beyrut’un güney banliyölerinden Dahiye’de 2 Ocak 2024’te İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının üst yönetimindeki Salih el Aruri öldürüldü. Aruri aynı zamanda Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nın da kurucusuydu.

Yahya Sinvar: 17 Ekim 2024’te öldürülen Yahya Sinvar, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin Temmuz ayında Tahran ziyareti sırasında öldürülmesinin ardından İslamcı hareketin genel lideri olarak seçilmişti.

Sinvar 1980’lerde kuruluşundaki kısa bir süre sonra Hamas’a üye oldu ve grubun tarihi Filistin topraklarında bir İslam devleti kurmayı amaçlayan ve İsrail’in varlığına karşı çıkan radikal İslamcı ideolojisini benimsedi.

Bu ideoloji İsrail’i sadece siyasi bir rakip olarak değil, Müslüman topraklarında işgalci bir güç olarak görüyor. İslami hareketler üzerine çalışan uzmanlar, bu açıdan bakıldığında, zorlukların ve acıların Sinvar ve destekçileri tarafından genellikle daha geniş bir İslami fedakarlık inancının parçası olarak yorumlandığını söylüyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği, 150 Milyar Euroluk Savunma Fonunu Onayladı

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, AB’nin Rusya’ya karşı yeniden silahlanmasına ve ABD’nin güvenilirliğine ilişkin endişelere karşı 150 milyar avroluk yeni bir kredi programını onayladı.

Onay, Avrupa ülkelerine ortak savunma projeleri için kredi verilmesini öngören Avrupa Güvenlik Eylem Planı’nın (SAFE) kurulması yolunda atılan son yasal adım oldu. SAFE, Avrupa Birliği (AB) Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, savunma sanayisini güçlendirmek üzere ortak üretim ve tedarikte kullanılacak 150 milyar euroluk fonu onayladı.

Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) adı verilen yeni mali araçla, savunma sanayisi üretimindeki öncelikli alanlarda yatırım yapmak isteyen üye ülkelere destek verilecek ve Avrupa Savunması Teknoloji ve Sanayi Üssü (EDTIB) projesi kapsamında acil ve geniş kapsamlı yatırımların finansmanı sağlanacak.

SAFE ile ihtiyaç durumlarında savunma teçhizatının erişilebilir olması, mevcut kapasite açıklarının giderilmesi ve AB’nin savunmaya hazırlık kabiliyetinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi’nin bugün onayladığı plan, öncelikle Rusya’dan gelebilecek tehditlere karşı AB ülkelerini hazır hale getirmeyi amaçlıyor. Batılı istihbarat teşkilatları, Rusya’nın en geç 2030 yılında Avrupa’da yeni bir savaş başlatabilecek askerî kapasiteye kavuşacağını öngörüyor.

SAFE projesi kapsamında kaynaklar, üye ülkelerin talebi üzerine ve ulusal savunma planları temelinde uzun vadeli kredi olarak aktarılacak. Kredi garantileri AB bütçesi üzerinden verilecek. AB desteği olmadan da uluslararası piyasalarda uygun koşullara kredi alma imkânı bulunan Almanya’nın SAFE’den yararlanması beklenmiyor. Ancak Alman şirketleri, ortak tedarik programları üzerinden büyük siparişler kazanmayı umut ediyor.

Üye ülkelerin savunma projeleri arasındaki uyumu artırmak üzere kredi alabilmek için en az iki üyenin ortak başvuru yapması teşvik ediliyor. Mevcut jeopolitik durum ve savunma alanında dev yatırımlara duyulan acil ihtiyaç nedeniyle bir üye ülkenin tek başına tedarik için başvurması da mümkün kılınıyor ancak bu tedarik programının süresi kısıtlı tutuluyor.

Üçüncü ülkeler ve Türkiye

SAFE projesi, üçüncü ülkelerle savunma alanında iş birliği açısından da yeni bir sayfa açıyor. Proje kapsamında Ukrayna ile Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) ve Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri de AB’ye üye ülke muamelesi görecek. Bu bağlamda Ukrayna’nın yanı sıra İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre de ortak tedarik programlarına katılabilecek ve AB bu ülkelerin sanayilerinden alım yapabilecek.

SAFE projesi kapsamında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu katılım süreci içindeki ülkeler, üye adayı ülkeler ve potansiyel adaylar ile Birleşik Krallık gibi AB ile Güvenlik ve Savunma Ortaklık anlaşması bulunan ülkeler de ortak tedarik projelerine katılabilecek.

AB, SAFE kapsamında savunma ürünlerini iki kategoriye ayırıyor. Birinci kategoride cephane ve füzeler, derin hassas vuruş yetenekleri de dahil olmak üzere topçu sistemleri; kara muharebe ekipmanları ve destekleyici sistemler, kritik altyapı koruması, siber güvenlik; karşı hareket kabiliyeti dahil askeri hareket kabiliyeti yer alıyor.

İkinci kategoride ise hava ve füze savunma sistemleri, deniz yüzey ve su altı kabiliyetleri, dronlar ve anti-dron sistemleri, stratejik hava taşımacılığı, havadan havaya yakıt ikmali ve C4ISTAR sistemleri gibi, ancak bunlarla sınırlı olmayan stratejik sağlayıcılar ile uzay varlıkları ve hizmetleri, uzay varlıklarının korunması, yapay zeka ve elektronik harp bulunuyor.

İkinci kategorideki savunma ürünleri, SAFE çerçevesinde daha sıkı koşullara tabi olacak. Ayrıca yüklenicilerin tedarik edilen savunma ürününün tasarımının tanımlanması, uyarlanması ve gelişimi üzerinde karar verebilme imkânına sahip olması gerekecek.

Her iki kategoride de tedarik sözleşmelerinde “yerlilik oranı” şartı getiriliyor. Buna göre tedarikte AB’ye üye ülkeler, Ukrayna, İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre dışından parçaların maliyeti, nihai ürünün tahmini maliyetinin yüzde 35’ini geçemeyecek. SAFE projesi, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ardından 29 Mayıs’ta yürürlüğe girecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Rusya, Savaşta Yaklaşık 1 Milyon Kayıp Verdi” İddiası

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü topyekûn savaşta neredeyse 1 milyon asker kaybettiğini öne sürdü. Ukrayna ve Rusya genellikle kayıplarını kamuoyuna açıklamıyor.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, Rus kuvvetlerinin son 24 saat içinde 1000 kayıp daha vermesinin ardından Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü topyekûn savaşta neredeyse 1 milyon asker kaybettiğini bildirdi.

Kiev, verdiği sayıların yaralıları da kapsayıp kapsamadığını net olarak belirtmiyor. Ancak genel kanı, bu sayıların ölüler, yaralılar, kayıplar ve esirler dahil olmak üzere tüm kayıpları içerdiği yönünde.

Ukraynalı yetkililer, Moskova’nın 24 Şubat 2022’de geniş çaplı işgalini başlatmasından bu yana Rus birliklerinin ve ekipmanlarının kayıplarını günlük olarak takip ediyor. Ukrayna ve Rusya genellikle kayıplarını kamuoyuna açıklamıyor.

Şubat ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, 2022’nin başından bu yana 46 binden fazla Ukraynalı askerin savaş alanında öldürüldüğünü açıklamıştı. Zelenskiy ayrıca, yaklaşık 380 bin Ukraynalı askerin yaralandığını ve “on binlerce” askerin ya “kayıp” ya da Rusların elinde esir olduğunu belirtmişti.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anna Tsivilyova, geçen yılın sonunda yanlışlıkla bakanlığın kayıp askerlerin yakınlarından DNA testi için 48 bin başvuru aldığını açıkladı.

Tsivilyova 26 Kasım 2024 tarihinde Rus Duma’sında düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında bu konu hakkında konuşmuş ve akrabaların DNA’larının toplandığını ve bir veri tabanında saklandığını belirtmişti. Günde yaklaşık 1000 askerini kaybeden Rusya, ordusuna yabancıları da almaya çalışıyor.

26Birçok batılı kaynağın ve Kiev’in bu gelişmeyi ilk olarak rapor etmesinin ardından Pyongyang tarafından doğrulandığı üzere, 2024’ün sonundan bu yana 12 bin kadar Kuzey Koreli asker Moskova birliklerine katıldı.

Nisan ayında Kiev, kuvvetlerinin Rusya için savaşan Çin vatandaşlarını yakaladığını da açıkladı. Ukrayna askeri istihbaratına göre, en az 160 Çin vatandaşı Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapıyor. Pekin resmi olarak asker göndermeyi reddetti ve bunların gönüllü bireyler olduğunu iddia etti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın muhtemelen yaz aylarında yeni bir saldırıya hazırlandığını bildirdi. Çatışmalar, Ukrayna’nın birçok bölgesinde 1000 kilometreden fazla uzanan cephe hattı boyunca yoğunlaştı. Moskova güçleri Donetsk bölgesinin doğusundaki Pokrovsk ve Kostyantynivka çevresinde yoğun baskı uyguluyor.

ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü (Institute for the Study of War – ISW) adlı düşünce kuruluşu, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana öncelikli hedefi olan Ukrayna’nın Donetsk bölgesinin kalan kısımlarını ele geçirmek için Moskova’nın aylardır bastırdığını belirtti.

Pokrovsk, Rusya’nın kara saldırılarının odak noktası oldu ve Moskova birlikleri buradaki saldırılarını takviye etti. Coğrafi konumu onu tartışmasız en önemli lojistik merkezlerden biri yaparken, Ukrayna’nın Rus işgaline karşı verdiği mücadelenin arka cephesine de son derece yakın kılıyor.

Kiev, Rus güçlerinin 9 Mayıs’a kadar Dnipropetrovsk bölgesine ulaşmayı ve girmeyi amaçladığını belirtti. Ancak Rus güçleri, Donetsk bölgesi ile idari sınıra yaklaşmalarına rağmen başarısız oldu.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Ihor Romanenko, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in aynı gün Zafer Günü geçit töreni sırasında birliklerinin ilerleyişini göstermek istediğini ifade etti.

Bu arada Ukrayna ordusu, Rusya’nın Kharkiv’e yeni saldırılar hazırlıyor olabileceği uyarısında bulundu.

Moskova, birliklerini Ukrayna’nın Kharkiv bölgesi sınırına yakın bir yerde topluyor. Ukrayna 13. Ulusal Muhafız Khartiia Tugayı Kurmay Başkanı Andrii Pomahaibus, Rusya’nın birliklerini temas hattına yaklaştırmaya çalıştığını ancak şu ana kadar saldırı gerçekleştiremediğini söyledi.

Vladimir Putin’in ‘tampon bölge’ stratejisi

Moskova’nın yaz saldırısı planları, Putin’in Ukrayna sınırı boyunca “güvenlik tampon bölgesi” oluşturma planlarını yansıtıyor gibi görünüyor.

Geçtiğimiz perşembe günü Rusya hükümetine hitaben yaptığı konuşmada Putin, “Gerekli güvenlik tampon bölgesinin oluşturulmasına karar verildi. Silahlı kuvvetlerimiz şu anda bu görevi yerine getiriyor,” dedi.

Putin’in açıklamaları, Rusya’nın Kursk bölgesindeki bölgesel yetkililerin daha güçlü sınır önlemleri talep etmelerinin ardından geldi. Putin, bölgenin Ukrayna’nın Sumy, Harkiv ve Chernihiv bölgelerine sınır olan Kursk, Belgorod ve Bryansk bölgeleri boyunca olacağını belirtti.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, Polonya sınırındaki Volyn ve Lviv bölgelerinin nispeten küçük bir alanı dışında Ukrayna’nın neredeyse tamamını kapsayan bir tampon bölgenin Rusya’nın kontrolünde olması çağrısında bulundu.

Aynı zamanda Rusya’nın eski Devlet Başkanı olan Medvedev, Batı’nın Ukrayna’ya askeri destek sağlamaya devam etmesi halinde Moskova’nın tampon bölge olarak Ukrayna’nın tamamını ele geçireceği tehdidinde bulundu.

Bu açıklamaları analiz eden ISW, Rus güçlerinin Medvedev’in önerdiği “tampon bölgeyi” ele geçirmek için mevcut ilerleme hızlarıyla yaklaşık bir yüzyıla ihtiyaç duyacaklarını ve bunun da mevcut kayıp oranlarıyla yaklaşık 50 milyon kayıp anlamına geleceğini hesapladı.

Düşünce kuruluşu, tahminlerinin Rus kuvvetlerinin mevcut değerlendirilmiş ilerleme hızlarını koruyabileceklerini varsaydığını da ekledi.

ISW, “(Rus birlikleri) 2022’nin başlarından bu yana bu hedeflere ulaşmak için gerekli olan hızlı, çok yönlü saldırı operasyonlarını yürütme kabiliyetini göstermedi ve yakın gelecekte bu kabilyetlerini önemli ölçüde geliştirmeleri de olası değil,” açıklamasını yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği, Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Kaldırdı

ABD’nin ardından Avrupa Birliği de (AB), Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başlayan Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldı.

Geçen hafta ABD’de Donald Trump yönetiminin Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açıklaması ve Trump’ın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir araya gelmesi, AB’nin de yaptırımları kaldıracağı beklentisini doğurmuştu.

Kararı sosyal medya hesabından duyuran AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Suriye halkının yeni, kapsayıcı ve barışçıl bir Suriye’yi yeniden inşa etmesine yardımcı olmak istiyoruz” dedi. Kallas, AB’nin son 14 yıl boyunca Suriyelilerin yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini söyledi.

AB’nin kararı sonrasında açıklama yapan Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ekonomik yaptırımların kaldırılmasının, “Şam yönetimine destek konusunda uluslararası iradeyi yansıttığını” söyledi.

“Bugün Suriye halkı ülkesinin yeniden inşasında çok önemli ve tarihî bir fırsat yakalamıştır” diyen Şeybani, “Gün, yaptırımların kaldırılmasından yararlanma günüdür. Suriye’de yatırım yapmak isteyen, Suriye ile iş birliği yapmak isteyen herkese kapılarımız açık. Artık yaptırımlar yok” dedi.

AB diplomatik kaynakları, Suriye’de Alevi azınlığa yönelik geçen aylarda yaşanan şiddet olaylarına atıfla etnik gerilimin tırmandırılmasından sorumlu kişilere yönelik bireysel yaptırımlar uygulanacağı sinyali verdi. Diplomatik kaynaklara göre Esad rejimini hedef alan yaptırımlarla sivillere baskı için kullanılacak türden silah ve teçhizata yönelik yaptırımlar ise yürürlükte kalacak.

AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları, Mart 2011’de iç savaşın patlak vermesinin ardından başladı. Yaptırımlar, Beşar Esad yönetimi ile bağlantılı, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulan kişilere yönelik seyahat yasakları, mal varlıklarının dondurulması gibi bireysel kısıtlayıcı tedbirleri içeriyordu.

Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğinde Esad yönetimi Aralık 2024’te devrildikten sonra AB şubat ayında Suriye’ye yönelik bankacılık, enerji ve ulaşım gibi sektörleri hedef alan yaptırımları “askıya almaya” karar verdiğini duyurmuştu.

AB ülkeleri mart ayında diğer uluslararası paydaşlarıyla birlikte Suriye’ye 5,8 milyar euro yardım taahhüdünde bulunmuştu. 17 Mart’ta dokuzuncusu düzenlenen AB’nin yıllık Suriye konferansında alınan kararı açıklayan Kallas, yardımın Suriye’ye kritik bir geçiş döneminde destek olacağını ve sahadaki acil ihtiyaçlara yanıt vereceğini belirtmişti.

Paylaşın

Trump İle Putin Görüştü: Rusya, Ukrayna İle Çalışmaya Hazır

Donald Trump ile telefonda görüşen Vladimir Putin’in “Rusya’nın gelecekte olası bir barış anlaşmasına ilişkin bir memorandum üzerinde Ukrayna ile çalışmaya hazır olduğunu ve bunu teklif edeceğini” söylediği belirtildi.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin en az iki saat süren bir telefon görüşmesi yaptı.

Putin, görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya’nın çatışmaların durdurulmasından yana olduğunu ancak barışa giden en etkili yolların geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Putin ayrıca Trump’ın görüşmede Ukrayna’daki çatışmaların sona erdirilmesi konusundaki tutumunu dile getirdiğini söyledi.

Putin, Rusya’nın Ukrayna ile ateşkes de dahil olmak üzere bir mutabakat üzerinde çalışmaya hazır olduğunu vurguladı. Trump ile yaptığı görüşmeyi anlamlı, samimi ve çok faydalı olarak nitelendiren Putin, ABD’nin Moskova ile Kiev arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasına katılımından dolayı Amerikalı mevkidaşına teşekkür etti.

Trump-Putin görüşmesi, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, “Sabrımız taşıyor” çıkışının ardından gerçekleşti. Vance, Trump-Putin görüşmesinden saatler öncesinde yaptığı açıklamada Rusya’nın savaşı sona erdirmeye istekli olmaması halinde “ABD’nin eninde sonunda bunun kendi savaşı olmadığını söylemek zorunda kalacağını” ifade etti.

“Burada bir çıkmaz olduğunun farkındayız” sözlerini kaydeden ve Trump’ın Putin’e “Bak, bu konuda ciddi misin?” sorusunu yönelteceğini aktaran Vance, “Dürüst olmak gerekirse Başkan Putin’in bu savaştan nasıl çıkacağını tam olarak bilmediğini düşünüyorum” diye konuştu.

Vance, “Tango yapmak için iki kişi gerekir. Başkan’ın (Trump’ın) bunu yapmaya istekli olduğunu biliyorum, ancak Rusya bunu yapmaya istekli değilse, o zaman eninde sonunda bu bizim savaşımız değil diyeceğiz… Bitirmeye çalışacağız ama bitiremezsek sonunda şöyle diyeceğiz: ‘Biliyor musunuz? Denemeye değerdi ama artık denemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu noktaya nasıl gelindi?

Rusya lideri Putin’in İstanbul’da yapılması planlanan görüşmelere katılması çağrıları karşılık bulmadı. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’dan Körfez ülkeleri gezisinin ikinci durağı Katar’a geçerken uçakta konuşan Trump “Benim orada olmamı tercih edeceğini biliyorum ve bu da bir ihtimal. Savaşı sona erdirebilirsek, bunu düşüneceğim” demişti.

Reuters’ın aktardığına göre Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva da 14 Mayıs Çarşamba günü Putin’i arayarak Türkiye’ye gitmesini istedi. Trump, Rusya ve Ukrayna arasında 30 günlük bir ateşkes istiyor ve Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de buna destek veriyor.

Ancak Putin önce görüşmelerin başlamasını istediğini ve bu müzakerelerde ateşkesin ele alınabileceğini söylemişti. Rus lider 11 Mayıs Pazar günü Ukrayna’yla İstanbul’da “herhangi bir önkoşul olmadan” doğrudan görüşme yapılmasını önermişti. Ancak Putin bu açıklamasında görüşmelerde ülkesini kimin temsil edeceğini söylememişti.

Zelenskiy ise sadece Putin’in katılması halinde görüşmelerde yer alacağını açıklamıştı. Zelenskiy ve Putin yalnızca Kasım 2019’da Paris’te yüz yüze görüşmüştü.

İki ülke arasındaki son doğrudan diyalog ise Mart 2022’de, Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasından haftalar sonra İstanbul’da gerçekleşmişti.

Putin ve Trump’ın 2025’teki 3. konuşması

Putin ve Trump, ABD Başkanı Ocak 2025’te göreve geldikten sonra iki telefon görüşmesi gerçekleştirdi. 12 Şubat’taki ilk görüşmede Putin ve Trump, Ukrayna meselesi ile ikili ilişkilerde biriken sorunları ele aldı.

İki lider, yüz yüze görüşmeler de dahil temasların sürmesi konusunda mutabakat sağladı. 18 Mart’a gelindiğinde Rusya ve ABD’nin başkanları telefonda ikinci kez görüştü. Ukrayna ve Ortadoğu’daki sorunları istişare eden Putin ve Trump, ikili ilişkileri de etraflıca konuştu.

Putin, Trump’ın Ukrayna’da ateşkes fikrini bazı çekincelerle birlikte destekledi ve enerji tesislerine yönelik bombardımanların durdurulması için Rus ordusuna derhal emir verdi. Fakat Kiev rejiminden aynı yönde bir adım gelmedi.

Paylaşın