İran, İsrail’i Füzelerle Vurdu

İran’ın İsrail’e yönelik misilleme saldırısı başlattığı duyurulurken, İsrail, İran’dan fırlatılan füzeleri tespit ettiklerini ve müdahale girişiminde bulunduklarını açıkladı.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) gelen açıklamada Tahran’ın İsrail’e “onlarca füze” fırlattığı ifade edildi. Başkent Tel Aviv’de dumanların yükseldiği görülürken, hem Tel Aviv’de hem de Kudüs’te patlama sesleri duyuldu.

İran devlet medyası ise Tahran’ın misilleme amacıyla İsrail’e “yüzlerce çeşitli balistik füze” fırlattığını bildirdi. İran’ın resmi haber ajansı IRNA, “Birkaç dakika önce işgal altındaki topraklara yüzlerce çeşitli balistik füzenin fırlatılmasıyla, siyonist rejimin vahşi saldırısına kararlı bir yanıt operasyonu başladı,” ifadelerini kullandı.

Bu arada İran devlet medyası İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait iki savaş uçağının düşürüldüğünü iddia etti. IRNA haber ajansı, “İran gökyüzünde en az iki İsrail uçağı düşürüldü” dedi. İranlı Tasnim haber ajansı ise İsrailli bir kadın savaş pilotunun esir alındığını duyurdu.

İran medyası akşam saatlerinde ülkenin orta kesimlerindeki İsfahan kentinde şiddetli bir patlama yaşandığını aktardı. Bölgede bir nükleer tesis bulunduğu belirtiliyor. İsrail ordu sözcüsü Effie Defrin, “İsfahan’daki nükleer tesisi vurduğumuzu teyit edebilirim. Operasyon devam ediyor” dedi. Gün boyunca devam eden saldırılarda 200’den fazla hedefin vurulduğunu kaydetti.

Bir video mesaj yayınlayan İran dini lideri Ali Hamaney İsrail saldırılarına yanıt vereceklerini söyledi, “İran ordusu, İsrail’i çaresiz bırakacak. İran silahlı kuvvetleri İsrail’e çok sert yanıt verecek” dedi. Hamaney’in bu açıklamasından kısa süre sonra İran’dan İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatıldığı duyuruldu. Hamaney’in mesajı yayınlandığı sırada İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ediyordu.

İsrail’den karşılık sözü

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İran’ın “sivillerin yaşadığı merkezleri füzelerle vurarak çizgiyi aştığını” ve bunun “çok ağır bir bedeli” olacağını söyledi. Bir İsrailli yetkili de, ” İran, nüfus merkezlerine ateş açmanın bedelini ağır ödeyecek,” dedi.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi, başlattıkları saldırılarda İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ve üst düzey siyasi isimleri hedef almayacaklarını belirtti. Kanal 12’ye konuşan Hanegbi, İsrail saldırılarının amacının nükleer programını tamamen rafa kaldırmaya zorlayarak İran’ı askeri baskı altına almak olduğunu aktardı.

Hanegbi, saldırılarla “İran’ın nükleer programı, balistik füze kabiliyetleri, karadan İsrail’i yok etme kapasitesine saldırmak ve İran’ın nükleer programının diplomatik yollarla uzun vadede engellenmesi için gerekli koşulları oluşturmak” olmak üzere dört hedefe odaklandıklarını kaydetti.

Ne olmuştu?

İsrail ordusu, haftalardır tırmanan gerilimin ardından, “nükleer programı hedef almak amacıyla” İran’a yönelik ‘Yükselen Aslan’ adıyla kapsamlı bir hava harekâtı başlattı.

İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait 200’den fazla savaş uçağı, gece boyunca İran genelinde 100’ün üzerinde hedefi vurdu. Saldırılarda askerî noktalar, nükleer tesisler ve sivil yerleşim yerleri vurulurken; üst düzey askerî yetkililer ile nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlar da düzenlendi.

Bu saldırılar, bölgede daha geniş çaplı bir askerî çatışma ihtimaline yönelik endişeleri artırdı. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, saldırının ardından İsrail’i “acı ve sarsıcı” bir sonucun beklediği konusunda uyardı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise “İsrail’in bekasına yönelik tehdidi bertaraf etme” gerekçesiyle başlattıkları saldırıların, “tehlike ortadan kalkana kadar” süreceğini söyledi. İsrail ordusunun İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili bilinenleri derledik.

İsrail’in saldırıları başkent Tahran, Kirmanşah, Doğu Azerbaycan (Tebriz), Kum, Loristan, Hemedan ve İsfahan eyaletlerini kapsadı. Başkent Tahran ve çevresindeki askeri bölgelerin yanı sıra, sivil yerleşimler hedef alındı.

Hemedan’daki Subaşı Radar Merkezi, Kirmanşah’ta askeri kışlalar, radar sistemleri ve Hüsrevi Sınır Kapısı vuruldu. Loristan’da bir askeri tesis, Tebriz’de ise bir nükleer araştırma merkezi ile iki askeri üssün de aralarında olduğu beş ayrı nokta bombalandı.

İsfahan kentinde yer alan ve İran’ın nükleer programı açısından kritik önemdeki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi de saldırının hedeflerinden biri oldu. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen yarı resmi Fars Haber Ajansı’na göre, İsrail saldırılarında en az 78 kişi hayatını kaybetti, 329 kişi yaralandı.

İran medyasına göre, Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Hüseyin Selami ile Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, İsrail saldırısında öldürülenler arasında yer alıyor.

Tesnim Haber Ajansı, Hatemü’l-Enbiya Karargâhı Komutanı Tümgeneral Gulamali Reşid’in de saldırılarda öldüğünü duyurdu. Devlet medyası Nour News, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani’nin ağır yaralandığını bildirdi. Tesnim Haber Ajansı, İsrail’in altı nükleer bilim insanını öldürdüğünü bildirdi.

Hayatını kaybedenler arasında, İslami Azad Üniversitesi Rektörü ve teorik fizikçi Muhammed Mehdi Tehrançi, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun eski başkanı Feridun Abbasi, ayrıca Abdulhamid Menuçehr, Ahmed Rıza Zülfikari, Emir Hüseyin Fıkhi ve Halil Mutallibzade yer aldı.

Paylaşın

Suriye’de Kadınlara “Kamu Ahlakı” Gerekçesiyle Tesettür Mayo Zorunluluğu

Suriye’de kadınlara yüzerken, “kamu güvenliğinin standartlarını iyileştirmek ve kamu ahlakını korumak” gerekçesiyle, vücudu örten tesettür mayo giymesi zorunluluğu getirildi. 

Aralık 2024’te Ahmed Şara liderliğindeki İslamcı isyancı güçler Beşar Esad rejimini devirerek yıllardır süren iç savaşı sona erdirmişti. Bunun ardından ülkenin geçiş hükümetinin başına geçen Şara, ülkeyi kapsayıcı bir şekilde yöneteceği sözünü yinelemişti.

Suriye’de geçiş hükümeti, kadınların halka açık plajlarda ve yüzme havuzlarında yüz, eller ve ayaklar dışında vücudu örten tesettür mayo veya diğer “uygun” kıyafetleri giymesi gerektiğini duyurdu.

Suriye devletine ait haber kanalı El-İhbariye el-Suriye’nin haberine göre, Turizm Bakanlığı tarafından çıkarılan düzenlemelerin amacı “kamu güvenliğinin standartlarını iyileştirmek ve kamu ahlakını korumak”.

Yönergede, özel plajlar, kulüpler ve havuzlar ile dört yıldızın üzerindeki otellerin düzenlemeden muaf tutulduğu belirtildi. Kadınlar Suriye’deki halka açık plajlarda genellikle muhafazakar giyiniyor ancak bazı kadınlar Batılı mayo stillerini tercih edebiliyor.

Yeni yönetmeliğe göre, plaj ve halka açık havuzlara gidenlerin “daha muhafazakar mayolar” giymesi gerekiyor. Düzenlemede “vücudun daha fazla kısmını kapatan burkini veya mayolar” ifadesine yer veriliyor.

Kararnamede, kadınların yüzme alanları arasında hareket ederken de mayolarının üzerine kapalı veya bol giysiler giymeleri gerektiği belirtildi. Kararnamede, “Plaj dışında uygun şekilde örtünmeden mayo ile dolaşmak yasaktır” denildi.

Karara göre erkeklerin de yüzmedikleri zamanlarda gömlek giymeleri ve yüzme alanları dışında çıplak göğüsle gezmemesi gerekiyor. Açıklamada muafiyet tanınan yerlerde “normal Batı mayolarının” genel olarak serbest olduğu belirtildi ancak bunların “kamu zevki sınırları içinde” kalması gerektiği belirtildi.

Kararda, genel olarak omuz ve dizleri kapatan bol giysiler giyilmesi ve “şeffaf ve dar giysilerden kaçınılması” gerektiği ifade edildi. Yönergede kurallara uymayanların cezalandırılıp cezalandırılmayacağı veya kuralların nasıl uygulanacağı belirtilmedi. Ancak plajlarda uyumu izlemek için cankurtaranlar ve denetçiler atanacağı belirtildi.

Aralık 2024’te Ahmed Şara liderliğindeki İslamcı isyancı güçler Beşar Esad rejimini devirerek yıllardır süren iç savaşı sona erdirmişti. Bunun ardından ülkenin geçiş hükümetinin başına geçen Şara, ülkeyi kapsayıcı bir şekilde yöneteceği sözünü yinelemişti.

Mart ayında Şara, beş yıllık geçiş dönemini kapsayan bir anayasa bildirgesi imzalamıştı. Belgede, önceki anayasada olduğu gibi cumhurbaşkanının dininin İslam olduğu belirtiliyor. Buna ek olarak İslam hukukunun yasamanın “kaynaklarından biri” değil “ana kaynağı” olduğu söyleniyor. Bildirgede ayrıca kadın hakları, ifade özgürlüğü ve medya özgürlüğü de güvence altına alınıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Hindistan’da Uçak Düştü: En Az 294 Ölü

Hindistan’ın batısında bulunan Ahmedabad kentindeki Sardar Vallabhbhai Patel Havaalanı’ndan Londra Gatwick Havaalanı’na gitmek üzere havalanan bir yolcu uçağı kalkıştan kısa süre sonra düştü.

Haber Merkezi / Polis yetkilisi Vidhi Chaudhary, yolcu uçağının doktorlar ve tıp öğrencilerinin kaldığı binaların üzerine düştüğü olayda en az 294 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Uçakta 232’si yolcu, ikisi pilot, 10’u kabin görevlisi olmak üzere toplam 242 kişinin bulunduğu bildirildi. Uçakta 169 Hindistan, 53 İngiltere, yedi Portekiz ve bir Kanada vatandaşı bulunduğunu açıkladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, kazanın ardından “Ahmedabad’daki elim kaza hepimizi sarstı ve derinden üzdü. Bu kelimelerle tarif edilemeyecek kadar acı bir olay” dedi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Modi, bakanlarla ve yardım çalışmalarını sürdüren yetkililerle temas halinde olduğunu söyledi.

Hindistan İçişleri Bakanı Amit Shah, kazayla ilgili olarak Gucerat eyaleti yetkilileriyle görüştü ve Yeni Delhi hükümetinin desteğini açıkladı. Hindistan Sivil Havacılık Genel Müdürü Faiz Ahmed Kidwai, Gucerat eyaletindeki uçak kazasının, kalkıştan 5 dakika sonra meydana geldiğini açıkladı. Kidwai, düşen yolcu uçağının 244 kişiyi taşıdığını açıkladı.

Hindistan Havacılık Bakanlığı da yaptığı açıklamada, “Şok içindeyiz. En yüksek alarm durumundayız, kurtarma ekipleri sevk edildi” dedi. Havayolu şirketi, kazayla ilgili yaptığı açıklamada, “Ahmedabad-Londra Gatwick seferini yapan AI171 sefer sayılı uçak kaza yaptı. Şu an detayları tespit ediyoruz. Güncellemeyi en kısa zamanda paylaşacağız” dedi.

Hindistan medyasında kazaya ilişkin ilk görüntüler yayınlandı. Videolarda düşen Boeing 787 Dreamliner tipi uçağa ait enkaz parçalarının yandığı, bölgede yoğun duman bulunduğu görülüyor. Kazanın nedeni henüz netlik kazanmazken, ölü ve yaralı sayısına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

Boeing 787’nin bu şekilde düştüğü ilk olay

Düşen uçağı, Boeing 787 modelinin bu şekilde yere çakıldığı ilk vaka olarak kayıtlara geçti. Dreamliner olarak da bilinen bu model 14 yıl önce piyasaya sürülmüştü.

Altı hafta önce ise üretici firma, bu modelin 1 milyar yolcu taşıma eşiğine ulaştığını duyurmuş, bunu önemli bir dönüm noktası olarak ifade etmişti. O dönemde yapılan açıklamada, dünya genelinde faaliyette olan 1.175’ten fazla Boeing 787’nin yaklaşık beş milyon uçuş gerçekleştirdiği ve toplamda 30 milyon uçuş saatini aştığı belirtilmişti.

Bugünkü kaza, özellikle 737 programlarında yaşanan ölümlü kazalar ve teknik sorunlarla mücadele eden şirket için büyük bir darbe anlamına geliyor.

Paylaşın

ABD Savunma Bakanlığı F-35 Talebini Yarıya İndirdi

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD’nin en büyük savunma şirketi Lockheed Martin tarafından geliştirilen F-35 talebini 48’den 24’e düşürdü. Karar, Lockheed Martin’e ciddi bir darbe anlamına geliyor.

ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon), Lockheed Martin üretimi F-35 savaş uçaklarıyla ilgili olarak Kongre’den talebini yarı yarıya azalttığı bildirildi. Bloomberg’in haberine göre, Bakanlık bu hafta Kongre’ye gönderilen tedarik talep belgesinde Hava Kuvvetleri için geçen yıl öngörülen 48 uçağa karşılık, yalnızca 24 adet savaş uçağının alınmasını istedi.

Haberde, Hava Kuvvetleri’nin artık F-35 uçakları için 3,5 milyar dolar, bu uçaklar için önceden malzeme tedariki amacıyla ise 531 milyon dolar talep etmeyi planladığı belirtildi.

Pentagon’un ayrıca bu mali yıl için Kongre tarafından onaylanan 17 uçak yerine donanmanın F-35’in uçak gemisine uyumlu versiyonundan 12 adet talep ettiği, Deniz Piyadeleri’nin ise bu yılki bütçeye kıyasla iki uçak daha az alacağı ifade edildi.

Bllomberg’in haberinde talebin azaltılmasının, Hava Kuvvetleri’nin 2026 mali yılı bütçesini güncelleme yollarından biri olma ihtimaline dikkat çekildi. Revizyonun, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, önümüzdeki beş yıl içinde ABD’nin askeri harcamalarını yüzde 8 oranında düşürme planına uyum sağlama amacı taşıyor olabileceği belirtildi.

Diğer yandan Bakan’ın geçen Şubat ayında kesintilerden muaf tuttuğu 17 alandan biri Hava Kuvvetleri’nin yeni insansız hava aracı (İHA) programı olmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya üzerindenkarşılıklı ithamlarla köprüleri attığı milyarder Elon Musk’ın da aralarında olduğu bazı Cumhuriyetçiler F-35’lerin üretimini sert biçimde eleştirerek, “İHA çağına” vurgu yapmıştı.

Karar, ABD’nin en büyük savunma sanayi şirketi olan Lockheed Martin’e ciddi bir darbe anlamına geliyor. Söz konusu kesinti, Hava Kuvvetleri’nin dünyanın en büyük silah programı F-35’in en büyük müşterisi konumunda olması nedeniyle oldukça kritik.

Lockheed Martin’in mali biriminin yöneticisi, Mayıs ayında teknik modernizasyona bağlı gecikmelerle boğuşan F-35 jetleri için şirkete nihai sözleşmenin verilmesini beklediklerini söylemişti.

Lockheed Martin, 2024 yılında ABD ve müttefiklerine toplam 110 adet F-35 savaş uçağı teslim etti. F-35 programı, şirketin gelirlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avusturya’daki Okul Saldırısında En Az 10 Kişi Öldü

Avusturya’nın güneyindeki Graz kentindeki bir ortaokulda meydana gelen silahlı saldırıda en az 10 kişi öldü, çok sayıda kişi de ağır yaralandı. Yerel medya, 30 kadar kişinin yaralandığını bildirdi.

Haber Merkezi / Graz Belediye Başkanı Elke Kahr, Avusturya’nın APA haber ajansına verdiği demeçte, saldırıda önce dokuz kişinin öldüğünü söyledi, ardından ölü sayısını on olarak açıkladı.

Avusturya Başbakanı Christian Stocker, silahlı saldırıyı “ulusal bir trajedi” olarak nitelendirdi ve ülkenin hissettiği acı ve kederin tarif edilemez olduğunu söyledi.

Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, “Bu dehşet kelimelerle ifade edilemez. Bugün Graz’daki bir okulda yaşananlar ülkemizin kalbini derinden sarsmıştır.” dedi. Van der Bellen, Avusturya’nın yas tuttuğunu ve acı çeken herkesle dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Yerel medya saldırının okulun eski bir öğrencisi tarafından gerçekleştirildiğini duyurdu. Yerel medyaya demeç veren polis sözcüsü Fritz Grundning, saldırı sonrasında failin kendi hayatına da son verdiğinin değerlendirildiğini açıkladı.

Yerel medya güvenlik yetkililerine dayandırdığı haberlerinde saldırganın olayı tek başına gerçekleştirdiğini duyurdu. Saldırının gerekçesi hakkında henüz bilgi bulunmuyor.

Avusturya’da benzer silahlı saldırılar çok nadir olarak gerçekleşiyor. Küresel Barış Endeksi Avusturya’yı dünyanın en güvenli 10 ülkesi arasında gösteriyor. Yetkililer saldırıyı ‘Cumhuriyet tarihinin en kanlı kitlesel silahlı saldırılarından’ biri olarak değerlendiriyor.

Yaklaşık 300 bin nüfuslu Graz, Avusturya’nın güneyindeki Steiermark (Styria) eyaletinin başkenti.

Paylaşın

İsrail’in Gazze’ye Yönelik Saldırılarında 226 Gazeteci Hayatını Kaybetti

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 54 bin 677’ye çıktı.

Haber Merkezi / Haması’ın kurduğu Gazze’deki Hükûmetin Medya Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Açıklamada, İsrail ordusunun özellikle medya çalışanlarını da hedef aldığı vurgulandı.

İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az 4 bin 402’ye kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 54 bin 677’ye, yaralı sayısı ise 125 bin 530’a ulaştı.

İsrail, Hamas’la iki aylık ateşkesi bozmuş, Gazze’ye yönelik hava ve kara saldırılarını yeniden başlatmıştı.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 450 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

İnsanî yardım örgütleri, 365 kilometrekare gibi dar bir alana yayılan Gazze Şeridi’nde 2,5 milyona yakın nüfusun yüzde 80’inin tahliye emirleri ve girilmesi yasak ilan edilen bölgeler nedeniyle yer değiştirmek zorunda bırakıldığını kaydediyor.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı. 06Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor. Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın

Afganistan’da Her Beş Çocuktan Biri Açlık Kriziyle Karşı Karşıya

Save the Children’ın raporuna göre, Afganistan’da her beş çocuktan birinin, fon kesintileri nedeniyle ekim ayına kadar kriz seviyesinde açlıkla karşı karşıya kalabilir.

Haber Merkezi / Raporda, ülkedeki çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan yaklaşık beş milyon çocuğun “kriz” veya “acil” düzeyde gıda sıkıntısı yaşadığı belirtildi.

Taliban kontrolündeki Afganistan’da insani durum son yıllarda kötüleşmiş durumda. Birleşmiş Milletler (BM), 2025’te yaklaşık 23 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu ve bunların 16,8 milyonunun öncelikli olarak kabul edildiğini duyurmuştu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD, Suriye’deki Askeri Varlığını Azaltmaya Başladı

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), ABD güçlerinin Suriye’nin doğusundaki Deyr ez-Zor eyaletindeki iki büyük askeri üsten çekildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / SOHR’a göre, geri çekilme 18 Mayıs’ta kademeli olarak başladı ve son 48 saatte hızlandı. Zırhlı araçlar ve lojistik ekipmanlar da dahil olmak üzere ABD askeri konvoylarının, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği bölgedeki stratejik karakollar olan el-Ömer petrol sahası ve Konoco gaz sahasından ayrıldığı görüldü.

Çekilmenin ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyona ait uçakların yoğun uçuşları sırasında gerçekleştiği belirtildi. Geri çekilmenin ardından boşalan yerlere SDG özel kuvvetler komandoları konuşlandırıldı.

Gözlemevinin kaynaklarından alınan bilgiye göre, ABD kara birlikleri bu iki noktadan çekilirken, koalisyon güçlerinin desteğiyle IŞİD militanlarına yönelik ortak operasyonlar, ABD güçlerinin bulunduğu Haseke ilinin güneyindeki Şeddadi üssünden devam edecek.

Gözlemevi, ABD’nin bu mevzilerden çıkmasının tam bir geri çekilme anlamına gelmediğini, ancak yine de bölgedeki ABD birliklerinin en önemli yeniden konumlanmalarından biri olduğunu kaydetti.

Öte yandan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, NTV televizyonuna verdiği demeçte ABD’nin Suriye’deki askerî varlığını azaltmaya başladıklarını ve bir üs dışında diğer tüm askerî üslerin kapatılmasını planladıklarını kaydetti.

Beşar Esad rejiminin 8 Aralık’ta devrilmesinin ardından, Doğal Kararlılık Operasyonları (OIR) kapsamındaki askerlerin çekilmeye başlandığını belirten Barrack, “OIR çerçevesindeki varlığımızın azaltılması gerçekleşiyor. 8 üsten, 5 ve 3’e düştük, sonunda bire indireceğiz” dedi. OIR, 2014 yılında IŞİD’e karşı mücadele hedefiyle oluşturulmuştu.

NTV’ye verdiği röportajda Esad’ı devirerek iktidara gelen Ahmed Şara yönetiminin güvenlik konusunda hâlâ büyük sınamalarla karşı karşıya olduğunu belirten Barrack, ülkedeki etnik ve dinî grupların entegre edilmesi çağrısı yaparak “Hâlâ çok aşiretsel. Bir araya getirmek çok zor. Ama bunun gerçekleşeceğini düşünüyorum” diye konuştu.

Paylaşın

Ukrayna’ya Uyarı: Rusya “Ciddi” Karşılık Verecek

New York Times (NYT), Ukrayna’nın son saldırısının Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta tansiyonu yeniden yükseltecek bir gelişme yaşandı. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Rusya’nın derinliklerindeki askeri hava üslerine insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlediğini açıkladı. ABD medyasından New York Times, Washington’daki bazı üst düzey isimlere dayandırdığı haberinde, bu saldırıların Rusya’nın stratejik kapasitesine büyük zarar verdiğini ve Moskova’nın buna “ciddi” bir yanıt hazırlığında olduğunu yazdı.

ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın saldırılarda kullandığı FPV tipi, düşük maliyetli dronların hedef aldığı Rus savaş uçaklarının toplam değerinin 100 milyon doları aştığını belirtti. Saldırıların yalnızca maddi değil, aynı zamanda sembolik önemi de bulunduğu vurgulandı. “600 dolarlık bir drone ile 100 milyon dolarlık askeri kabiliyeti ortadan kaldırmak, modern savaşın dinamiklerini yeniden yazıyor” diyen yetkililer, operasyonun etkisine dikkat çekti.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırının Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerini hedef aldığı doğrulandı. Açıklamada, “Bugün Kiev rejimi, Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki askeri hava üslerine FPV İHA’larla terör saldırıları düzenledi” ifadesi yer aldı. Bakanlık, saldırılar sonucu bazı uçakların alev aldığını ve hasar meydana geldiğini duyurdu.

Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ise Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların “Pavutini” (Örümcek Ağı) adı verilen özel bir operasyonun parçası olduğunu bildirdi. SBU, saldırılar sonucu Rusya’nın stratejik seyir füzesi taşıyan savaş uçaklarının yüzde 34’ünün vurulduğunu öne sürdü.

Açıklamada, Rusya’nın stratejik havacılığına verilen zararın yaklaşık 7 milyar dolar olarak tahmin edildiği ifade edildi. Ukrayna makamları, bu operasyonun hem Rusya’nın askeri caydırıcılığına hem de Ukrayna’nın derin saldırı kabiliyetine dair güçlü bir mesaj olduğunu savundu.

New York Times’a konuşan ABD’li yetkililer, Ukrayna’nın bu operasyon hakkında Washington’a önceden bilgi vermediğini de belirtti. Bunun nedeni olarak ise “ABD’nin karşı çıkacağını bildikleri için bilgilendirme yapılmadığı” gösterildi.

Washington yönetiminin, özellikle Rusya topraklarına yönelik saldırılarda temkinli bir tutum sergilemesi dikkat çekiyor. ABD, Ukrayna’ya sağladığı silahların çoğunlukla savunma amaçlı kullanılmasını şart koşarken, doğrudan Rus topraklarındaki hedeflerin vurulmasına yönelik girişimlere karşı çıkıyor.

ABD’li yetkililer, saldırıların Rusya’yı Ukrayna’daki askeri operasyonlarını azaltmaya sevk etmeyeceğini, aksine Kremlin’in “ciddi” bir karşılık vermeye hazırlandığını belirtti. Henüz bu karşılığın ne şekilde olacağına dair somut bir istihbarat bulunmadığını aktaran yetkililer, muhtemel senaryoları şöyle sıraladı:

Sivillere yönelik insansız hava aracı saldırıları, Ukrayna’nın enerji şebekelerine yönelik füze saldırıları, orta menzilli balistik füzelerle altyapı hedeflerinin vurulması. bu olasılıklar, savaşın daha da şiddetlenebileceğine dair endişeleri artırdı.

Stratejik denge bozuluyor mu?

Askeri analistler, Ukrayna’nın gerçekleştirdiği bu tür derinlemesine saldırıların, savaşın seyrini değiştirme potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle düşük maliyetli FPV İHA’larla yüksek değerli hedeflerin vurulması, yeni savaş teknolojilerinin etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak uzmanlar, bu tür saldırıların Rusya’yı geri adım atmaya değil, daha agresif hamlelerde bulunmaya sevk edebileceği uyarısında da bulunuyor. Ukrayna’nın saldırıları genişletmesi, Moskova’nın sivillere ve enerji altyapısına yönelik misillemelerini daha sert hale getirebilir.

Paylaşın

Afganistan’da Dört Milyon Çocuk Eğitimden Yoksun

UNICEF, Afganistan’da yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakıldığını açıkladı. Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Afganistan’da yaklaşık dört milyon çocuğun okul dışında olduğunu, yoksulluk, cinsiyete dayalı kısıtlamalar ve temel altyapı eksikliğinin erişimin önündeki en büyük engellerler olduğunu duyurdu.

Afganistan, kızların altıncı sınıftan sonra okula gitmesinin resmen yasaklandığı dünyadaki tek ülke olmaya devam ediyor.

Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönüşünden bu yana kadınlar ve kızlar kapsamlı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Ortaokullara yönelik yasağın yanı sıra Taliban, kadınların üniversitelere gitmesini ve eğitim ve insani yardım da dahil olmak üzere çoğu sektörde çalışmasını yasakladı.

UNICEF, bu yılın başlarında yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte 400 bin kız çocuğunun daha yasaktan etkilendiğini, böylece eğitimden mahrum bırakılan kız çocuklarının sayısının 2,2 milyona ulaştığını bildirmişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın