Rusya, Odessa Limanına Yapılan Saldırıyı Üstlendi

Rusya-Ukrayna arasında İstanbul’da imzalanan tahıl koridoru anlaşmasından yaklaşık 12 saat sonra Odessa limanının füzelerle hedef alınmasıyla ilgili Rusya, açıklama yaptı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Odessa limanında bir Ukrayna askeri gemisinin kalibr füzelerle hedef alındığını söyledi. Zaharova, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Kalibr füzeler, Odessa limanındaki askeri altyapıyı yok etti” dedi.

Saldırıyla ilgili Rusya basınında çıkan haberlere yer veren Reuters Haber Ajansı, Odessa limanına düzenlenen saldırıda Ukrayna savaş gemileri ve ABD’den tedarik edilen Harpoon gemisavar füzelerinin bulunduğu mühimmat deposu hedef alındığını yazdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın tahıl koridoru anlaşması sonrası Odessa limanına saldırmasına dair “Bu yalnızca bir şeyi kanıtlıyor, Rusya ne söylerse söylesin, ne vaat ederse etsin, anlaşmayı uygulamamanın yollarını bulacaktır” demişti.

Tahıl koridoru anlaşması

Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin ardından Ukrayna ve Rusya, tahıl ürünlerinin Karadeniz üzerinden dünya pazarlarına taşınmasına olanak sağlayan anlaşmaya imza attı.

Tahıl koridoru oluşturulmasına dönük çabaların ilk amacı, Odessa başta olmak üzere mayınlar nedeniyle Ukrayna limanlarında sıkışıp kalan tahıl ve diğer gıda ürünleriyle yüklü gemilerin dünya pazarlarına açılmasını sağlamaktı.

Bu kapsamda yaklaşık 80 adet geminin olduğu kaydediliyor. Bu gemilerin denize açılabilmelerini sağlayacak koridorun oluşması, silolarda alıcı bekleyen yaklaşık 25 milyon ton tahılın da dünya pazarlarına taşınması anlamına geleceği için önem kazanıyor.

Pazarlığın en önemli ayaklarından birisini, gemilerin sorunsuz şekilde mayınlı alanlardan çıkabilmesi ve Rusya’nın saldırılarına maruz kalmaması için Moskova’dan alınacak güvenlik garantileri oluşturdu.

Paylaşın

DSÖ, Maymun Çiçeği Salgınını ‘Küresel Acil Durum’ İlan Etti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) maymun çiçeği vakalarının Avrupa ve ABD’de artmasının ardından acil durum komitesini topladı. DSÖ, maymun çiçeği salgınını ‘küresel acil durum’ ilan etti.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, kararı açıkladığı basın toplantısında şu ana dek 75 ülkede 16 binden fazla vaka raporlandığını söyledi. Tedros, salgın nedeniyle beş kişinin yaşamını yitirdiğini de söyledi.

“Hastalık dünyada hızla yayılıyor”

Tedros, komitenin ‘küresel acil durum’ kararını oybirliğiyle almadığını da açıkladı. Acil durum ilanı, DSÖ’nün maymun çiçeği konusundaki ikinci acil durum komitesi toplantısının ardından geldi. İlk toplantıda komitenin çoğunluğu, bu yönde bir karar alınmasına gerek duymadı.

Hastalığın dünya çapında hızla yayıldığını söyleyen Tedros, DSÖ’nün değerlendirmesine göre küresel olarak maymun çiçeği riskinin orta seviyede olduğunu ancak Avrupa bölgesinde riskin yüksek olduğunu belirtti.

Kurum şu an maymun çiçeği salgınından başka koronavirüs pandemisini ve çiçek hastalığını ortadan kaldırma girişimlerini ‘küresel acil durum’ olarak sınıflandırıyor.

“Küresel Acil Durum” DSÖ’nün ilan edebileceği en yüksek alarm seviyesi.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın

Mikrometeroitler, James Webb’e ‘Önemli Zarar’ Verdi

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, James Webb Uzay Teleskobu’na çarpan bir meteoroidin panellerinden birinde “önemli ölçüde düzeltilemez” hasara neden olduğunu bildirdi.

Dünyadan 1.5 milyon km uzakta L2 yörüngesinde bulunan teleskop geçtiğimiz aralık ayında fırlatıldı ve kısa süre önce kozmosun bugüne kadarki “en derin” ve en ayrıntılı fotoğrafını çekti. En son olarak da şimdiye kadar görülebilmiş olan 13.5 milyar yaşındaki en eski galaksiyi tespit etti. Bununla birlikte bir dizi yeni gözlem yayınladı.

Herhangi bir uzay aracı gibi, mikrometeoroidlerle karşılaştı ve sensörleri, birincil ayna segmentlerinde altı deformasyon tespit etti. NASA, “Her mikrometeoroid, etkilenen ayna segmentinin dalga cephesinde bozulmaya neden oldu” dedi.

Biri hariç diğer bozukluklar düzeltilebilir

Geçen hafta yayınlanan bir görevlendirme belgesine göre, görüntüdeki bozulmalardan bazıları, NASA’nın her bir panelin topladığı verilere uyguladığı matematik formüllerinde ayarlamalar yapılarak düzeltilebilir.

Bununla birlikte, 22 ve 24 Mayıs arasında meydana gelen bir çarpışma, daha büyük bir mikrometeoroidden kaynaklandı ve belgeye göre C3 segmentinde “önemli ölçüde düzeltilemez değişiklik” ile sonuçlandı.

Neyse ki, bu değişiklik teleskopun bir bütün olarak nasıl çalıştığı üzerinde önemli sayılacak ölçüde etkili değil. NASA, Webb’in performansının beklentileri aşmaya devam ettiğini söyledi.

Birkaç yılda bir olabileceği düşünülüyor

Bununla birlikte, gelecekte daha büyük mikrometeoroidlerin yaratacağı etki konusunda bazı endişeler oluştu. Açıklamada “Mayıs 2022’nin C3 segmentine ulaşmasının nadir görülen bir olay olup olmadığı henüz belli değil” denildi.

NASA ekibi, bunun “istatistiksel olarak sadece birkaç yılda bir meydana gelebilecek yüksek kinetik enerjili bir mikrometeoroid tarafından şanssız bir erken vuruş” olduğunu ileri sürüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Maymun Çiçeği Vaka Sayısı 14 Bini Aştı

DSÖ, 2022 yılının başından bu yana 6 bölgede 71 üye devlette 14 binin üzerinde maymun çiçeği vakası görüldüğünü duyurdu. DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), maymun çiçeği virüsü ile ilgili dün (21 Temmuz) yazılı bir açıklama yaparak dünyadaki son durum ile ilgili bilgi verdi.

Sene başından bu yana dünyada görülen vaka sayısının 14 binin üzerine çıkması ve son bir haftada altı ülkenin daha vaka bildirmesi üzerine Maymun Çiçeği Acil Durum Komitesinin tekrar bir araya geldiğini açıklayan DSÖ, Komitenin “pek çok ülkede görülen ve gelişmeye devam eden salgının kamu sağlığı açısından ne anlama geldiğini değerlendirdiğini” duyurdu.

Komite, maymun çiçeğinin dünya çapında bir halk sağlığı acil durumu ilan edilip edilmeyeceğini görüşmek için ilk defa Haziran ayında bir araya gelmiş, fakat toplantıdan acil durum ilan etmeme kararı çıkmıştı.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, konuyla ilgili açıklamasında, bu yönde bir karar alınırken “kamu sağlığını korumaya yönelik pek çok faktörün göz önüne alınacağını” söyledi: “Salgın geliştikçe, neyin işe yarayıp yaramadığını daha iyi anlamak için farklı ortamlardaki kamu sağlığı müdahalelerinin etkinliğini değerlendirmek önemli.”

Virüs, 71 ülkede tespit edildi

DSÖ’nün son yaptığı açıklamaya göre, 2022 yılının başından bu yana 6 bölgede 71 üye devlette 14 binin üzerinde maymun çiçeği vakası görüldü.

Tedros, altı ülkenin ilk vakalarını son bir hafta içinde teyit ettiğini ve “vakaların çoğunun halen erkekler ile ilişkiye giren erkekler arasında görüldüğünü” söyledi. Bulaş örüntüsünün “hedef gözeterek yapılacak halk sağlığı müdahalelerini uygulama konusunda bir fırsat” olduğunu söyleyen Tedros, bazı ülkelerde görülebilecek “ayrımcılığa” dadikkat çekti:

“Bu aynı zamanda bir zorluk; çünkü etkilenen topluluklar hayati tehlike oluşturabilecek ayrımcılık ile karşı karşıya.”

Tedros, “erkekler ile cinsel ilişkiye giren erkeklerin yaftalanması veya suçlanması” konusunda “oldukça endişeli” olduğunu ifade ederek bu durumun “salgının takibini ve durdurulmasını zorlaştırdığını” söyledi.

Paylaşın

BM Afganistan’daki Hak İhlallerini Açıkladı, Taliban İnkar Etti

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA), “Afganistan’da İnsan Hakları” başlıklı raporunda Taliban yönetiminin insan hakları ihlallerinde bulunduğunu açıkladı.

UNAMA’nın, Taliban yönetiminin Afganistan yönetimini devralmasından bu yana geçen 10 aylık süreçte ülkedeki insan haklarının durumuyla ilgili bulgularını paylaştığı raporu, 15 Ağustos 2021-15 Haziran 2022 arası verileri kapsıyor.

Raporda, Afganistanéın mevcut yöneticilerinin “yargısız infaz, işkence, keyfi tutuklama, gözaltı ve kötü muamelede bulunduğu” ifade edildi.

Kadın haklarında ciddi gerileme

Ayrıca raporda, Afganistan’da ifade özgürlüğü ve kadın haklarında ciddi gerilemelerin olduğu belirtildi.

Verilere göre, söz konusu süreç içerisinde IŞİD’in Afganistan kolu IŞİD-H’ye atfedilen bombalı saldırılarda 700 kişi hayatını kaybederken, 1406 kişi yaralandı.

160 infaz, 178 gözaltı ve tutuklama

Rapora göre Taliban, önceki hükümet görevlileri ve güvenlik güçlerine yönelik 160 yargısız infaz, 178 keyfi gözaltı ve tutuklama, 23 hücre hapsi, 56 kez işkence ve kötü muamelede bulundu.

Taliban yönetimi 217 kişiye “insanlık dışı ceza” verdi ve 118 defa aşırı güç kullandı.

6 gazeteci öldürüldü

nsan hakları ihlallerinden 173 gazeteci etkilendi, 5’i IŞİD-H, biri de kimliği tespit edilemeyen bir kişi tarafından olmak üzere 6 gazeteci öldürüldü.

Gazetecilere yönelik 122 keyfi gözaltı ve tutuklama, 58 kötü muamele, 33 tehdit, 12 hücre hapsi uygulandı. Bu uygulamalardan 65 insan hakları aktivisti de olumsuz etkilendi, bu kişilere yönelik 47 tutuklama, 17 kez hücre hapsi uygulandı.

Taliban raporu reddetti

Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid raporla ilgili kişisel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bu verilerin doğruları yansıtmadığını belirtti:

“Ülkede keyfi öldürme ya da tutuklama yoktur. Eğer biri keyfi olarak öldürür ya da tutuklarsa, suçlu sayılır ve şer-i yasalarla yargılanır. Bu konudaki UNAMA raporu doğru değildir ve propagandadan başka bir şey değildir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Sözlü Rıza Olmayan Cinsel İlişki Tecavüz Sayılacak

İspanya Senatosu, cinsel ilişkilerde rızanın açıkça ifade edilmesini şart koşan yasa tasarısını onayladı. Tasarıya göre, rızaya dayalı cinsel ilişki için artık sessiz kalmak yerine partnerlerin onay vermesi (karşılıklı anlaşması) gerekecek. 

Senato’nun kabul ettiği tasarı, sessizlik ya da pasif kalmanın rıza anlamına gelmediğini, ayrıca rızaya dayalı olmayan cinsel ilişkinin de saldırganlık olarak değerlendirilmesi ve şahsın 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasına imkan veriyor.

Bir diğer deyişle bu, “Rıza dışında gerçekleşen her türlü cinsel ilişkinin tecavüz sayılması” anlamına geliyor.

Ayrıca tecavüz vakaları için de eşik, şiddet ya da tehdit olaylarının ötesine geçecek şekilde genişletilecek.

Daha önceden, cinsel saldırı mağdurları kendilerine tehdit veya şiddet uygulandığını kanıtlamak zorunda kalıyordu.

Kamuoyunda “sadece evet, evet demektir” yasası (solo si es si) olarak bilinen tasarı, mayıs ayında İspanya Parlamentosu tarafından da desteklenmişti.

İçeriğinde kısmi değişiklik yapılan tasarı, önümüzdeki aylarda (ekim) yasalaşmadan önce son kez oylama için Parlamento’nun onayına sunulacak.

Söz konusu tasarı, 2016 yılında Pamplona kentinde yaşanan ve geniş çaplı kitlesel protestolara yol açan “La Manada” (“Kurt Sürüsü”) toplu tecavüz olayının ardından Sosyalist hükümet tarafından önerilmişti.

Kendilerini “Wolf Pack” olarak adlandıran beş erkek, Pamplona’da boğa koşusu festivali sırasında 18 yaşında bir kadına toplu tecavüzde bulunmuştu.

Şahısların tecavüz yerine cinsel istismar suçundan daha hafif hapis cezalarına çarptırılması kamuoyunda büyük tepki yaratmış, yasa tasarısının hazırlanmasına ivme kazandırmıştı.

Zira bu cinsel saldırıda genç kadın, rıza göstermediğini kanıtlayamamıştı.

Mahkumiyet kararlarına verilen kitlesel protestolar, küresel #MeToo hareketinin ardından uluslararası dikkatleri İspanya’ya çekmiş, kararın temyizi için 2019’da başvurulan Yüksek Mahkeme, beş erkeğin tecavüz ettiğine hükmederek haklarında daha uzun süreli (15 yıl) hapis cezaları vermişti.

Tasarının yasalaşması halinde cinsel saldırı mağdurları artık kendilerine şiddet uygulandığını kanıtlamak zorunda kalmayacak.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD, Ses Hızının 5 Katına Ulaşan Hipersonik Füzeyi Başarıyla Test Etti

Amerika Bilrleşik Devletleri, ses hızının beş katından daha fazla bir hıza çıkabilen ve hava soluyan hipersonik bir füzenin başarıyla test edildiğini duyurdu. Hipersonik füzeler üst atmosferde saatte yaklaşık 6 bin 200 km hızda seyrediyor. 

ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) yapılan açıklamada, Raytheon Technologies tarafından geliştirilen füzenin ikinci testinin de başarılı geçtiği belirtildi.

Söz konusu silah, ‘olağanüstü hız’ sınırına ulaşıyor, sürekli itiş gücü (tahrik) sağlamak için de atmosferden elde edilen havayı kullanıyor.

Hipersonik Hava Soluyan Silah Konsepti (HAWC) geliştirme programı, Amerikan Hava Kuvvetleri ile ortaklaşa geliştirilen bir füze programı olan Pentagon’a bağlı İleri Savunma Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) tarafından yürütülüyor.

ABD’li bir diğer savunma devi Lockheed Martin de HAWC geliştirmek ve Pentagon’la sözleşme imzalamak için bir Raytheon ile rekabet halinde.

Ancak aynı sınıf silahta Lockheed Martin’in tasarladığı füze iki kez test edilmiş, biri başarılı biri de başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Hava solunumlu hipersonik silahlar, sürekli ateşleme için atmosferden içine çektiği havayı kullanıyor.

Bu da bu tür hipersonik seyir füzelerin hızı ve manevra kabiliyeti bakımından daha kısa sürelerde etkili saldırılar düzenlenmesine olanak tanıyor.

Ayrıca bu silahların kinetik enerjileri, yüksek patlayıcılar olmadan bile hedefleri etkili bir şekilde yok edebiliyor.

Hızının yanı sıra fırlatıldıktan sonra yörünge değiştirme ve radar tespitinden kaçma yeteneği, hipersonik silahları, küresel teknolojik silahlanma yarışının önemli bir parçası haline getiriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Uganda’da Açlık Nedeniyle Bu Ay 200 Kişi Öldü

Doğu Afrika ülkesi Uganda’nın kuzeydoğusunda aylardır devam eden kuraklığın yol açtığı açlıktan ötürü bu ay en az 200 kişi yaşamını yitirdi. Bir yetkili, tek bir ilçede sadece bu ay açlıktan en az 184 ölüm vakası kaydedildiğini söyledi.

Yerel bir yetkili ve bir sivil toplum kuruluşu çalışanına göre, kuraklığın yanı sıra emniyetin olmaması, bölgede yarım milyondan fazla kişiyi açlıkla karşı karşıya bıraktı.

Göçebe çobanların yaşadığı Kenya sınırındaki yarı kurak Karamoja bölgesi, kalkınma açısından Uganda’nın diğer tüm bölgelerinin de gerisinde kalmış durumda.

Ayrıca bu yıl, silahlı grupların büyükbaş hayvan çiftliklerine düzenledikleri baskınlarında yaşanan artış, durumu daha da kötüleştirdi.

Karamoja bölgesinde yer alan Kaabong ilçesi yerel yönetim direktörü Jino Bornd Meri, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Yaşlılar, emziren anneler ve çocuklar dahil insanlar evlerinde sessizce ölüyorlar. Açlığa yenik düşüyorlar.” diye konuştu.

Integrated Community Agriculture and Nutrition (ICAN) isimli yerel yardım kuruluşunun direktörü Moses Okori de bölgedeki bir başka ilçe olan Kotido’da bu ay açlıktan ölen en az 22 kişi olduğunu bildiğini dile getirdi.

Geçen ay Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’ndan (WFP) yapılan açıklamada, en az 518 bin kişinin, yani bölge nüfusunun yüzde 40’ının yüksek düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğu bildirilmişti.

Karamoja Milletvekili Faith Nakut ise haziran başından bu yana bölgede en az 600 kişinin açlıktan öldüğünü tahmin ettiklerini kaydetti.

Bölge halkının yiyeceği olmadığı için açlıktan hayatını kaybettiğinin altını çizen Nakut ayrıca, “Karamoja alt bölgesini kasıp kavuran kıtlık nedeniyle 2 bin 181 hane de ölmeyi bekliyor.” ifadesini kullanmıştı.

Uganda Başbakanlık Sözcüsü Julius Mucunguzi, açlığa bağlı ölümlerle ilgili bilgiler aldıklarını ancak kesin bir sayı veremeyeceklerini söyledi.

Yönetimin bölgeye gıda yardımı yaptığını savunan Mucunguzi, hükümetin geçen hafta bölgeye kamyonlarla gıda gönderdiğini ifade etti.

Paylaşın

Danıştay’dan ‘İstanbul Sözleşmesi’ Kararı

Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti. Kararın 2’ye karşı 3 oyla alındığı belirtiliyor. Türkiye, 2011’de imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülkeydi.

Görülen son duruşmada Danıştay Savcısı Nazlı Yanıkdemir, mütalaasında “İstanbul Sözleşmesi TBMM’de onaylandı, Cumhurbaşkanı feshedemez” demiş, bir önceki duruşmada da Danıştay Savcısı Aytaç Kurt, kararın iptalini talep etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Kim ‘İstanbul Sözleşmesi’ diye başlayan bir cümle kurarsa ona en başta kadınlarımız tepki göstermelidir” diyerek kadınları ve sözleşmeyi hedef almıştı.

Davanın geçmişi

Kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Cumhurbaşkanı Kararının, 20 Mart 2021’de Resmi Gazetede yayımlanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti tarafından feshedildi.

Cumhurbaşkanı Kararında, “Türkiye Cumhuriyeti adına 11 Mayıs 2011’de imzalanan ve 10 Şubat 2012 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesi gereğince karar verilmiştir.” denildi.

Feshe ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, sözleşme hükümleri gereğince Avrupa Komisyonuna bildirimden 3 ay sonra yürürlüğe girdi ve Türkiye resmen sözleşmeden ayrılmış oldu.

Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştayda çok sayıda dava açıldı.

Danıştay 10. Dairesi, açılan davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetmiş, iptal istemlerini ise duruşmalı olarak ele almıştı.

Duruşmalarda, Danıştay Savcısı, “bir işlem hangi usule uygun tesis edilmişse aynı usule uyularak feshedilmesi gerekmektedir. TBMM’nin uygun bulma kanunuyla yürürlüğe giren bir anlaşmanın feshi ancak TBMM’nin uygun bulma kanunuyla kaldırılması kararı ve cumhurbaşkanının uygun bulmasıyla yürürlükten kaldırılacaktır. Sadece cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemez.” görüşünü dile getirerek, işlemin iptaline karar verilmesini istemişti.

Türkiye’nin Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı sırasında İstanbul’da imzaya açılan sözleşme, “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılıyor.

Türkiye, sözleşme 11 Mayıs 2011’de imzaya açıldığında ilk imzayı atmış, 24 Kasım 2011’de parlamentosunda diğer ülkelerden önce onaylamış ve onay sürecini sonuçlandıran Bakanlar Kurulu Kararının 8 Mart 2012’de, Dünya Kadınlar Gününde Resmi Gazete’de yayımlanmasını takiben, 14 Mart 2012’de onay belgesini Avrupa Konseyi Sekreteryası’na sunan ilk ülke olmuştu.

Ne olmuştu?

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021 Cumartesi İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı olarak feshedildiğini duyurdu. Fesih kararı 23 Mart 2021 Pazartesi günü Avrupa Konseyi’ne de bildirdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “Fesih kararının” nedeni olarak “Sözleşme’nin eşcinselliği meşrulaştırıyor olması” iddia edildi.

Kadınlar, 20 Mart’tan beri Türkiye’nin birçok ilinde İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya devam ediyor.

İstanbul Sözleşmesi hakkında

Tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı ve ilk imzalayan ülke Türkiye oldu. Sözleşme 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Sözleşme, ”kadına yönelik şiddet”, ”aile içi şiddet”, ”kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, ”kadın” kavramlarını tanımlıyor.

Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili ilk bağlayıcı belge olma özelliğini taşıyan sözleşme şunları içeriyor:

İstanbul Sözleşmesi psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz ve taciz dahil cinsel şiddet olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini kapsıyor.

Sözleşme çerçevesinde eviçi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde kadının korunmasını esas alıyor.

Kadınları konumlandırırken “aile” olmayı, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor ya da paylaşmış bulunmayı gerektirmiyor.

Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler öncelikle devlet görevlilerine yönelik. Devlet kendi adına hareket eden görevlilerinin İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmesini sağlamak zorunda.

Devletlerin sorumluluğu bununla sınırlı değil. Şiddeti gerçekleştiren ister kadının sevgilisi, ister kocası, ister babası, ister patronu olsun, yani kim olursa olsun şiddetin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, zararın tazmin edilmesi yükümlülüğü de devlete ait.

Paylaşın

DSÖ: Kovid 19 Vaka Sayıları 5 Haftadır Yükselişte

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ/WHO) yayımladığı haftalık rapora göre, geçen hafta dünya genelinde 5,7 milyon Kovid 19 vakası tespit edilirken vaka sayısı önceki haftaya göre yüzde 6 arttı.

Rapora göre, Mart 2022’den itibaren azalan vaka sayısı, Haziran ayının ikinci yarısından itibaren yeniden artış eğilimine girdi. Artışın Omicron varyantının bulaşıcılığı yüksek BA.4 ve BA.5 alt varyantlarının dünyada giderek hakim hale gelmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Worldometer’a göre, pandeminin başından beri dünya genelinde 568 milyondan fazla vaka saptandı, virüs nedeniyle 6 milyon 389 binden fazla insan hayatını kaybetti.

Ancak DSÖ, vaka artışına karşın virüse bağlı ölümlerde belirgin artış görülmediğini kaydetti. Geçen hafta dünya genelinde 9 bin 800 ölüm kaydedilirken, rakam önceki haftaya göre değişiklik göstermedi.

Ölüm sayıları Ortadoğu’da yüzde 78 arttı

Bölgesel olarak, en yüksek vaka artışları, yüzde 28 ile Batı Pasifik ve yüzde 25 ile Ortadoğu’da görüldü.

Vaka sayısı Afrika’da yüzde 33, Kuzey ve Güney Amerika’da yüzde 1 azalırken Güneydoğu Asya’da yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4 arttı.

Haftalık ölüm sayıları ise Ortadoğu’da yüzde 78, Güneydoğu Asya’da yüzde 23 artarken Afrika’da yüzde 17, Batı Pasifik’te yüzde 10, Kuzey, Güney ve Orta Amerika’da yüzde 1 azaldı, Avrupa’da sabit kaldı.

Aşılara ve bağışıklığa dirençli

Dünyada giderek yaygınlaşan BA.4 ve BA.5 alt varyantlarının, daha bulaşıcı olması ve hızlı yayılmasının yanı sıra aşıların ve hastalığı geçirmenin sağladığı bağışıklığa direnç gösterdiği biliniyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), 13 Temmuz’da yaptığı açıklamada, BA.4 ve BA.5 alt varyantlarının ülkedeki vakaların yüzde 80’ininden fazlasını oluşturduğunu bildirmişti.

Sonbaharda “yeni dalga” bekleniyor

Vaka artışındaki eğilimin sürmesi halinde, güz aylarında dünya çapında yeni bir salgın dalgasının ortaya çıkabileceği öngörülüyor.

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, geçen hafta yaptığı açıklamada, Kovid 19 salgınının “küresel acil durum” olarak nitelendirilmeye devam edileceğini söylemişti.

Ghebreyesus, Omicron varyantının alt varyantları BA.4 ile BA.5’in dünya genelinde vaka sayılarında artışı tetiklemeyi sürdürdüğüne dikkati çekerek, “Virüs kontrollerindeki azalma, varyantların nasıl bulaştığı, hastalığa yol açma ihtimali ve virüse karşı mücadelenin etkililiğinin derecesinin anlaşılmasına engel oluyor” uyarısında bulunmuştu.

Paylaşın