BM: İnsanlık, Nükleer Yok Oluştan Bir Yanlış Anlama Uzakta

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, ABD’nin New York şehrindeki BM Genel Kurulu’nda düzenlenen Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın gözden geçirilmesine yönelik 10. konferansın açılışında konuştu.

Guterres, insanlığın “nükleer yok oluştan yalnızca bir yanlış anlama, bir yanlış hesaplama uzakta olduğunu” söyledi.

Nükleer silahların yayılma tehlikesinin arttığına ve gerilimi azaltmanın önündeki engellerin zayıfladığına dikkat çeken Guterres, bunun Orta Doğu ve Kore Yarımadası’ndan Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline kadar nükleer nitelikteki krizlerin şiddetlendiği bir zamanda olduğuna işaret etti.

Guterres, “Ülkeler, gezegenimizde yeri olmaması gereken kıyamet günü silahlarını stoklamak ve bu silahlara yüz milyarlarca dolar harcamak için sahte güvenlik ararken, şu anda dünya çapında askeri cephaneliklerde yaklaşık 13 bin nükleer silah bulunuyor” dedi.

2. Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombalarını da hatırlatan António Guterres, “İnsanlık, Hiroşima ve Nagazaki’nin korkunç yangınlarından öğrenilen dersleri unutma tehlikesiyle karşı karşıya” dedi.

BM Genel Sekreteri Guterres, nükleer savaş risklerini azaltacak ve silahsızlanmayı hızlandıracak pratik önlemler bulunması, nükleer teknolojinin sadece barışçıl kullanımının teşvik edilerek bunun için de çok taraflı anlaşmaların canlandırılması gerektiğin de sözlerine ekledi.

“İsrail’i de nükleer anlaşmalara dahil edin”

Öte yandan, Arap Grubu olarak da bilinen BM üyesi Arap ülkeleri, BM Genel Kurulu’ndaki konferansta İsrail’in de Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na dahil edilmesi çağrısında bulundu.

Grup adına konuşan Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, anlaşmaya taraf devletlerin, “anlaşmanın evrenselliğini sağlamak için çaba göstermesi ve anlaşmaya taraf olmayan devletlere nükleer teknolojinin transferini yasaklaması gerektiğini” söyledi:

“Başta İsrail olmak üzere bu anlaşmaya taraf olmayan devletlerle her türlü teknik işbirliği, nükleer olmayan bir devlet olarak katılana ve tüm nükleer tesisleri kapsamlı güvenlik sistemine tabi olana kadar durdurulmalıdır.”

İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı imzalamadığını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetçilerinin nükleer tesislerinde bulunmasına izin vermediğini vurgulayan Ürdün Dışişleri Bakanı Safadi, Orta Doğu’nun nükleer silahlardan arınmış bir bölge olması için uluslararası kuralların katı bir şekilde uygulanması gerektiğini kaydetti.

Blinken: İran, anlaşmaya dönmeli

ABD Dışişleri Bakanı antony Blinken da dün konferansa katılmak üzere bulunduğu BM Genel Merkezi’nde basına açıklamalarda bulundu.

Blinken, İran’ ile Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (JCPOA) dönüşün, “en iyi yol” olduğuna inandıklarını söyledi: “İran ile nükleer anlaşmaya karşılıklı dönüşün, ilerlemenin ve her türlü krizden kaçınmanın en iyi yolu olduğuna inanmaya devam ediyoruz.”

“Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi alanında İran’ın, Kuzey Kore’nin ve şimdi de Rusya’nın farklı şekillerde ortaya koyduğu zorluklarla karşı karşıya kalındığına” işaret eden Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşa da değinerek özetle şöyle konuştu:

“Bu, dünyanın dört bir yanında nükleer silahlara sahip olma ya da olmama konusunda karar verecek ülkelere korkunç bir mesaj gönderiyor.

“AB, aylarca süren tartışmalara, görüşmelere ve müzakerelere dayanarak en iyi önerileri yaptı. ABD, üzerinde anlaşmaya varılanlar temelinde ilerlemeye hazır, ancak İran’ın buna hazır olup olmadığı belli değil.”

ABD yönetimi, Başkan Donald Trump döneminde Mayıs 2018’de İran ile Rusya, İngiltere, Çin, ABD, Fransa ve Almanya’yı içeren P5+1 grubu arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilerek Tahran’a ekonomik yaptırımlar uygulama yoluna gitmişti.

Putin: Nükleer bir savaşın kazananı olmaz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de konferansın katılımcıları için yazdığı mektupta nükleer savaş konusundaki düşüncelerini paylaştı.

Putin, “Nükleer bir savaşın kazananı olmayacağı ve asla başvurulmaması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz ve dünya topluluğunun tüm üyeleri için eşit ve bölünmez bir güvenliği savunuyoruz” dedi.

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması (NPT), 1968 yılında imzaya açıldı, 1970 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye bu antlaşmaya 1979 yılında taraf oldu.

NPT, genel hatlarıyla üç sütun üzerinde inşa edildi: silahsızlanma, yayılmanın önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı.

Antlaşma’nın uygulanmasını denetlemek üzere her beş yılda bir Gözden Geçirme Konferansları (GGK) düzenlenir. 2020 yılında New York’ta gerçekleştirilmesi öngörülen GGK COVID-19 salgını nedeniyle 2022 yılına ertelenmişti.

NATO’nun paylaştığı bilgilere göre, “Sadece üç ülke daha başından itibaren Antlaşma’ya katılmamayı seçmiştir: 1974’te ‘barışçıl amaçlı’ bir nükleer deneme yapan Hindistan; 1998’de Hindistan ile peş peşe nükleer denemeler yapan Pakistan; ve nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğrulayan ne de inkar eden İsrail.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Lübnan’da Gıda Fiyatları Bir Yılda Yüzde 332 Arttı

Dünya Bankası, dünyadaki gıda fiyatlarını inceleyen bir rapor yayınlayarak Rusya-Ukrayna savaşının gıda enflasyonu üzerindeki etkisini ele aldı. Lübnan’da gıda fiyatları bir yılda yüzde 332 artarken, Türkiye’de ise yüzde 94 arttı.

The Guardian’dan Phillip Inman’in haberine göre, Rusya’nın 24 Şubat’ta komşusu Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş, “gelişmekte olan ülkelerdeki” gıda fiyatlarını yükseltti. 4 Ağustos 2020’de Beyrut limanındaki patlamanın etkisiyle en yüksek gıda enflasyonu Lübnan’da görüldü.

Gıda enflasyonunun pek çok ülkede arttığını hatırlatan Dünya Bankası, söz konusu artışın ülkelerin yıllık milli gelirlerinin (GSYH) yüzde 1’inden daha fazla olduğunu ifade etti. Buna göre, “Bazı ülkeler ise bu etkiyi kontrol altına almakta başarısız olup ağır bir borç krizine girdi.”

Yaklaşık 2 yıl önce Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki limanda meydana gelen ve 6,8 milyon yurttaşa mısır ve buğday sağlayan silonun zarar gördüğü patlamayı hatırlatan Dünya Bankası, Lübnan’daki gıda fiyatlarının 2021 ile karşılaştırıldığında bir yılda yüzde 332 arttığını söyledi.

Söz konusu oran, Zimbabve’de yüzde 255 iken, bunu yüzde 155 ile Venezuela ve yüzde 94 ile dördüncü sıradaki Türkiye takip etti. İran’daki gıda fiyatları bir yılda yüzde 86 artarken Mart 2022’den bu yanan ekonomik kriz protestolarının sürdüğü Sri Lanka’da bu oran yüzde 80.

İklim krizi uyarısı

Dünya Bankası raporuna göre, Lübnan’daki gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark düşerek 2022’de yüzde 122 olsa da bu oran yine de bu açıdan dünyadaki en yüksek fark olmayı sürdürdü.

Raporda ayrıca Ukrayna, Rusya, Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye arasında 22 Temmuz’da imzalanan ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünyaya ihracını sağlayan anlaşmaya atıfla söz konusu anlaşmanın “emtia fiyatlarını düşürmeye yardımcı olduğu” ifade edildi.

Buna göre, Dünya Bankası rakamları, küresel piyasalardaki tahıl fiyatlarının Haziran’dan bu yana “çarpıcı biçimde tersine döndüğünü” ve “diğer tarım ürünlerinin fiyatında sert bir düşüş olduğunu, fiyatların geçen sene görülen fiyatlara yakın seviyelere gerilediğini” gösterdi.

Dünya Bankası, son aylarda gıda fiyatlarından görülen “şok edici artışın” çoğu ekonomiyi etkilediğini, buna nispeten yüksek gelirli ülkelerin de dahil olduğunu vurguladı. Raporda, şu değerlendirme paylaşıldı:

“Enflasyonun yüksek olduğu yüksek gelirli ülkelerin oranı da büyük bir artış gösterdi; yaklaşık yüzde 78,6’sı yüksek gıda enflasyonu ile karşı karşıya.

En çok etkilenen ülkeler ise Afrika, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Güney Asya, Avrupa ve Orta Asya’da bulunuyor.”

Dünya Bankası ayrıca “Fransa, İspanya ve İtalya da dahil büyük üreticilerin, yüksek üretim oranların sürdürebilmek adına, iklim krizinin beraberinde getirdiği artan sıcaklıklar ve belirsiz hava durumu modellerine uyum sağlaması gerekebileceği” uyarısında bulundu.

Paylaşın

El Kaide Lideri El-Zevahiri Öldürüldü

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin ABD’nin hava operasyonuyla öldürüldüğünü duyurdu. Biden, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak “Benim onayımla Birleşik Devletler, Kabil, Afganistan’da başarılı bir hava saldırısı düzenleyerek El Kaide emiri Eymen el-Zevahiri’yi öldürdü” dedi.

“Adalet yerini buldu” cümlesiyle mesajını noktalayan Biden, ayrıca Beyaz Saray’ın bahçesinde kameraların karşısına geçerek Zevahiri’nin Kabil’de ailesi ile saklandığının tespit edildiğini ve kendisinin onayı ile 31 Temmuz’da insansız hava aracı ile operasyon düzenlendiğini belirtti:

“Başkan [George] Bush, [Barack] Obama ve [Donald] Trump dönemlerinde bıkıp usanmadan Zevahiri’yi aradıktan sonra, istihbarat ekibimiz bu yılın başlarında Zevahiri’nin yerini tespit etti. Aile üyeleriyle yeniden bir araya gelmek için Kabil’in merkezine taşınmıştı.”

Biden, Beyaz Saray’daki konuşmasında “Zevahiri gitti ve bir daha asla Afganistan’ın teröristlerin güvenli bir sığınağı olmasına neden olmayacak ve biz bundan emin olacağız. Bu terörist lider artık yok” dedi.

Başkan Biden, “11 Eylül 2001 saldırılarında hayatını kaybedenlerin ailelerine de rahatlama sağlandığını” ifade etti.

11 Eylül’ün “beyni” olmakla suçlanıyordu

2011’de ABD güçlerinin Usame bin Ladin’i öldürmesinin ardından El Kaide’nin başına Zevahiri geçmişti. Zevahiri, yaklaşık 3 bin sivili öldüren 11 Eylül 2001 saldırılarının “beyni” olmakla suçlanıyordu.

Zevahiri, 2001’de ABD hükümetinin açıkladığı ve 22 kişinin yer aldığı “en çok aranan terörist” listesinde de yer almıştı. Bin Ladin’in ardından ikinci sırada bulunan el-Zevahiri’nin başına 25 milyon dolar ödül konmuştu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, uluslararası haber ajanslarına konuşan üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, el-Zevahiri’nin Kabil’de bir evin balkonundayken insansız hava aracı saldırısında öldürüldüğünü söyledi.

Sahada ABD askerinin olmadığını söyleyen yetkiliye göre, Zevahiri’nin Afganistan’daki varlığı, Taliban’ın 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da ABD ile imzaladığı ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin yolunu açan anlaşmanın “açık bir ihlâli” anlamına geliyordu.

Taliban’dan saldırıya tepki

Öte yandan, Taliban geçici hükümeti, El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’nin başkent Kabil’de öldürüldüğü saldırıyı kınayan bir açıklama yaptı.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, saldırıyla ilgili kişisel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, pazar sabahı Kabil’in merkezinde bulunan Şerpur Mahallesi’nde bir eve düzenlenen saldırının ABD’ye ait İHA tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.

Saldırıyı kınayan Mücahid, bunun “uluslararası ilkelerin ve yabancı güçlerin Afganistan’dan ayrılması konusunda ABD ile Taliban arasında 2020’de varılan Doha anlaşmasının ihlali olduğunu” kaydetti. Mücahid, Zevahiri’nin ölümü hakkında yorumda bulunmadı.

Kabil’in 3 farklı noktasında patlama sesleri

Pazar günü (31 Temmuz) yerel saatle sabah 06.00 sularında Kabil’in 3 farklı noktasında şiddetli patlama sesleri duyulmuştu.

Taliban yönetiminin İçişleri Bakanlığından konuya ilişkin yapılan açıklamada, Şerpur Mahallesi’nde boş bir eve roketli saldırı yapıldığı ancak can kaybının yaşanmadığı belirtilmişti. Açıklamada, saldırının İHA’larca yapıldığı yönündeki iddialar reddedilmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Üç Kıtada Aşırı Yağış Ve Sel: Yüzlerce Can Kaybı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kentucky eyaletindeki selde ölü sayısı 37’ye yükseldi. İran’daki selde ölü sayısı 76 olurken Pakistan’da Haziran’dan bu yana 457 kişi öldü. Uganda’da da sel sonucu 24 kişi hayatını kaybetti.

ABD güneydoğusundaki Kentucky eyaletinin valisi Andy Beshear, 29 Temmuz’dan bu yana etkili olan aşırı yağış ve sellerde ölü sayısının 37’ye yükseldiğini açıkladı.

Konuyla ilgili dün akşam bir açıklama yapan Vali Beshear, arama ve kurtarma ekiplerinin kayıp yüzlerce kişiyi bulmak için çalışmalarına devam ettiğini, yıkılan köprüler ve sular altında kalan bölgeler sebebiyle bazı alanlara erişimin sağlanamadığını söyledi.

Sosyal medyadan paylaştığı mesajında, “Günü, Doğu Kentucky’den daha fazla yürek burkan haberlerle bitiriyoruz” diyen Andy Beshear, “Ölü sayısının 37’ye yükseldiğini doğrulayabiliyoruz; çok daha fazla sayıda kişi ise halen kayıp” açıklamasında bulundu.

Beshear, gün içinde yaptığı başla bir basın açıklamasında da en az “yüzlerce insandan haber alınamadığını” söylemişti.

Ülkenin batısında orman yangınları

ABD’nin batı kıyılarındaki California eyaleti ise 29 Temmuz’dan bu yana söndürülemeyen orman yangınları ile karşı karşıya.

CNN International’ın aktardığına göre, Kuzey California’daki “McKinney Yangını”nda şimdiye kadar iki kişi yaşamını yitirdi.

Siskiyou County Şerif Ofisi’nden yapılan açıklamada, yangının güzergahı üzerinde bulunan bir araçta iki kişinin ölü bulunduğu belirtildi.

California Orman ve Yangın Koruma Kurumu’ndan bir gün önce yapılan açıklamaya göre, yerel saatle 28 Temmuz akşamı California-Oregon eyalet sınırına yakın Klamath Ulusal Ormanı’nda başlayan McKinney yangını, eyaletin bu sene gördüğü en büyük yangın olma özelliği taşıyor.

Dört gündür devam eden “McKinney Yangını” sebebiyle yaklaşık 21 bin hektar ormanlık alan zarar görürken 2 bin kişi bölgeden tahliye edildi.

Pakistan’da Haziran’dan bu yana 457 ölü

Öte yandan, muson yağmurlarının etkili olduğu Güney Asya ülkesi Pakistan’da da son bir gün içinde 22 kişi hayatını kaybetti.

Anadolu Ajansı’nın (AA) ulusal basından aktardığına göre, Azad Cammu Keşmir bölgesinde bir evin çatısının çökmesi sonucu 10 kişi öldü.

Hayber Pahtunhva eyaletinin çeşitli bölgelerinde şiddetli yağışların yol açtığı kazalarda da 12 kişi hayatını kaybetti.

Şiddetli yağışlardan en çok etkilenen yer Belucistan eyaleti olurken eyalet genelinde 10 bin 129 ev hasar gördü, 3 bin 406 ev tamamen yıkıldı.

Yağışlar sebebiyle 16 köprü ve 640 kilometre karayolu zarar gördü, 20 binin üzerinde çiftlik hayvanı hayatını kaybetti.

Ülkede Haziran 2022’den bu yana etkili olan yağışlarda hayatını kaybedenlerin sayısı, 1 Ağustos itibariyle 457’ye yükseldi.

İran’da ölü sayısı 76’ya yükseldi

Aşırı yağış ve sellerin bir haftayı aşkın süredir devam ettiği İran’da da hayatını kaybedenlerin sayısı artıyor.

İran Kriz Yönetimi Teşkilatı Başkanı Muhammed Hüseyin Nami, İran’ın resmi ajansı İRNA’ya yaptığı açıklamada, kayıp olan yedi kişinin daha cesedinin bulunduğunu, son bir haftada yaşanan sellerde hayatını kaybedenlerin sayısının 76’ya yükseldiğini söyledi. 16 kişi ise halen kayıp.

Uganda’da 24 kişi yaşamını yitirdi

Afrika’nın doğusundaki Uganda’da da sağanak yağışların yol açtığı sel ve heyelanlarda yaşamını yitirenlerin sayısı 24’e yükseldi.

Uganda’da Kızılhaç’tan yapılan açıklamada, ülkenin doğusundaki iki bölgede 14 kişinin daha cesedine ulaşıldığı açıklandı.

Açıklamaya göre, “Mbale ilçesindeki Nabiyonga nehrinden 11 ceset ve Kapchorwa ilçesinde üç ceset daha bulundu.” 14 kişinin daha cesedine ulaşılmasıyla hayatını kaybedenlerin sayısı 24’e ulaştı.

Paylaşın

Putin: Nükleer Savaşın Kazananı Olmaz; Asla Başlatılmamalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nükleer bir savaşta kazanan olamayacağını ve böyle bir savaşın asla başlatılmaması gerektiğini söyledi. Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana, nükleer bir çatışma riskiyle ilgili uluslararası endişeler artmış durumda. 

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşması (NPT) konulu bir konferansın katılımcıları için yazdığı mektupta nükleer savaş konusundaki düşüncelerini paylaşan Rus lider, “Nükleer bir savaşın kazananı olmayacağı ve asla başvurulmaması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz ve dünya topluluğunun tüm üyeleri için eşit ve bölünmez bir güvenliği savunuyoruz” dedi.

Putin bugüne kadar defalarca Rusya’nın nükleer cephaneliğine atıfta bulundu ve tüm dünyada bunu yapan tek lider oldu.

“Kim bize engel olmaya çalışırsa bilsin ki Rusya’dan yanıtını hemen alacaktır ve bu, tarihinizde hiç karşılaşmadığınız sonuçlar doğuracaktır” benzeri söylemleri çokça tekrarlayan Rus lider aynı zamanda Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin yüksek alarma geçmesini de emretti.

Rusya Washington’ın teklifini ciddiye almadı

Bu arada ABD Başkanı Joe Biden yaptığı son açıklamada, yönetiminin yeni bir nükleer silah kontrol antlaşması çerçevesini “hızlı bir şekilde” müzakere etmeye hazır olduğunu, ancak Rusya’nın ABD ile bu konuda çalışmaya devam etmeye hazır olduğunu göstermesi gerektiğini söyledi.

Bir Rus Dışişleri Bakanlığı kaynağı ise Biden’ın 2026’da sona erecek Yeni START Antlaşması’nın yerini alacak yeni bir nükleer silah kontrol çerçevesini müzakere etme önerisi hakkındaki şaşkınlığını dile getirdi.

“Bu ciddi bir açıklama mı yoksa Beyaz Saray web sitesi mi hacklendi?” diyen Rus yetkili Reuters’e verdiği demeçte, “Eğer bu hala ciddi bir niyetse, bunu tam olarak kiminle tartışmayı planlıyorlar?” diye sordu.

2011’de imzalanan Yeni START Antlaşması, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’yı kıtalar arası balistik füzeleri, denizaltından fırlatılabilenleri ve nükleer silahlarla donatılmış ağır bombardıman uçaklarını konuşlandırmayı planlıyor.

Ayrıca, konuşlandırılan füzeler ve bombardıman uçakları üzerindeki nükleer savaş başlıklarına ve bu füzeler için fırlatıcılara sınırlamalar getiriyor. Antlaşma son olarak 4 Şubat 2026’ya kadar uzatılmıştı.

Paylaşın

İran: Atom Bombası Yapabiliriz Ama Böyle Bir Niyetimiz Yok

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, ülkesinin teknik olarak atom bombası yapma kabiliyetine sahip olduğunu ancak böyle bir projenin gündemlerinde olmadığını söyledi.

Yarı resmi Fars haber ajansının haberine göre İslami, ülkesinin nükleer faaliyetleri ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan 2015 yılında 5+1 ülkeleriyle imzalanan ancak uygulanamayan nükleer anlaşmaya yönelik açıklamalarda bulundu.

İslami, “İran’ın atom bombası yapacak teknik yeteneği var ama böyle bir program gündemde değil.” dedi.

Bu açıklama, dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Kemal Harrazi tarafından da dile getirilmişti.

İslami, “Sayın Harrazi’nin de belirttiği gibi İran atom bombası yapabilecek teknik kabiliyete sahip ancak böyle bir program gündemde değil” ifadesini kullandı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile ilişkilerinde yapıcı iş birliğine sahip olduklarını dile getiren İslami, ülkesinin nükleer faaliyetlerine yönelik asılsız suçlamalarla KOEP’in hayata geçirilmesine engel olunduğunu savundu.

İranlı yetkili, “Karşı tarafta KOEP’e dönme iradesi varsa asılsız suçlamalarda bulunmamalı, KOEP’e dönmek istemiyorlarsa da tarafların zamanını boşa harcamamalıdırlar.” diye konuştu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri, dün Twitter hesabından yaptığı paylaşımında, ABD’nin de hazır olması durumunda İran’ın müzakereleri kısa sürede sonuçlandırmaya hazır olduğunu belirtmişti.

Viyana’dan Doha’ya nükleer müzakereler

İran’ın nükleer faaliyetleri konusundaki Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan anlaşmanın ilki, 2015 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi (İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya) ve Almanya ile İran arasında imzalanmıştı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de ülkesini tek taraflı olarak anlaşmadan çekmesinin ardından İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar tekrar uygulamaya konulmuştu.

Bunun üzerine Tahran yönetimi nükleer faaliyetlerine aşamalı olarak geri dönmüştü.

KOEP’in yürürlüğe konulması için geçen yıl Avusturya’nın başkenti Viyana’da yeniden başlayan görüşmeler, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’ın tabiriyle “dış etkenler” nedeniyle 11 Mart’ta askıya alınmıştı.

Borrell’in 25 Haziran’daki Tahran ziyaretinde, varılan anlaşmalar çerçevesinde, nükleer anlaşmanın hayata geçirilmesi kapsamındaki görüşmelerin Katar’ın başkenti Doha’da sürmesine karar verilmişti.

28-29 Haziran’da ABD ve İran temsilcilerinin dolaylı görüşmelerinden de bir sonuç alınamamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Afganistan’da Sel: 3 Günde 18 Kişi Hayatını Kaybetti

Taliban’ın geçici hükümetinin Afet Yönetimi Devlet Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Nesim Hakkani, Afganistan’daki sellerle ilgili açıklama yaptı. Hakkani, ülkenin güneyindeki Zabul ve Kandahar vilayetlerinde son 3 günde meydana gelen sellerde 18 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Ölenlerin 10’unun Taliban mensubu olduğunu ve sel nedeniyle 20’den fazla kişinin de yaralandığını kaydeden Hakkani, son üç günde yaşanan sellerde yüzlerce evin tahrip olduğunu belirtti.

Bakanlık sözcüsünün açıklamasına göre, son bir ayda meydana gelen seller nedeniyle toplam 120 kişi öldü, 152 kişi yaralandı. Hakkani ayrıca sellerde birçok köprünün tahrip olduğunu, son bir ayda su altında kalan 3 bin evin hasar gördüğünü aktardı.

Pakistan: Belucistan’da 136 ölü

Muson yağmurlarının Haziran ayından bu yana etkili olduğu Pakistan’ın Belucistan eyaletindeki can kaybı ve hasarlar da artıyor.

Belucistan İl Afet Yönetimi Ajansı’ndan bugün (1 Ağustos) yaptığı açıklamaya göre, eyalette 136 kişi aşırı yağışların sebep olduğu su baskını ve sellerde yaşamını yitirdi, 70 kişi ise yaralandı. Devam eden yağış ve sellerde Belucistan’daki toplam 13 bin 535 ev de hasar gördü.

Aynı kurum, dün yaptığı açıklamayla, Pakistan’da 14 Haziran’dan bu yana etkili olan muson yağmurları ve meydana getirdiği sel ve sel baskınlarına hayatını kaybedenlerin sayısı 376 olarak açıklamıştı.

Muson yağmurları hakkında

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor. Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

Taliban’ın Kız Öğrencilere Lise Yasağı, Üniversiteye De Engel

Bir Taliban sözcüsü ve üniversite yetkilileri, Taliban’ın liselerde okuyan kızları yasaklamasının, yürürlükte kalması halinde kadınların üniversite diplomalarını fiilen yasaklayacağını söyledi.

Guardian’da yer alan habere göre, kız çocukları, yükseköğrenime kaydolmak için gerekli belgelere veya okuldan yaklaşık bir yıl sonra üniversite kurslarına başlamak için akademik kapasiteye sahip olmayacak.

Taliban’ın yüksek öğrenim bakanlığı sözcüsü Mevlavi Ahmed Taki, “Otomatik olarak lise mezunumuz olmazsa, artık yeni üniversite kız öğrencimiz olmayacak. Ama umuyorum ki Milli Eğitim Bakanlığı bir politika geliştirecek ve yakında okulları yeniden açacaktır. Çünkü biz bunun önemli olduğunu anladık ve kız çocuklarının eğitimi yasağı geçicidir” dedi.

Taliban’a yakın yerel bir kaynak, önümüzdeki aylarda kadınların yüksek öğrenime girmesinin önündeki pratik engeller kaldırılsa bile, yetkililerin onları sağlık ve eğitim alanlarında derecelerle sınırlamayı düşündüklerini söyledi.

Afganistan’da kız çocuklarına yönelik lise yasağı kalksa da üniversite eğitiminin sağlık ve eğitim alanlarıyla sınırlı kalması bekleniyor.

Taliban, kız çocukları ve kadınları eğitimden mahrum bırakan yasakların, “İslami kurallara uygun eğitim müfredatı” düzenlendiğinden kaldırılacağını savunuyor. Taliban yönetimi, bu düzen sağlandığında kız öğrencilerin okullara dönebileceğini açıklamıştı.

Paylaşın

NASA, Uzay Roketi Okyanusa Düşen Çin’i Bilgi Vermemekle Eleştirdi

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Çin’in 24 Temmuz’da fırlattığı Long March (Uzun Yürüyüş) 5B uzay roketinin Hint Okyanusu’na düştüğünü, ancak Pekin’in enkazın tam olarak nerede olduğu konusunda bilgi paylaşmadığını duyurdu.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, NASA yöneticisi Bill Nelson, kontrol altında olmayan bir bölgeye düşen enkazla ilgili ayrıntılı bilgi vermediği için Pekin’e tepki gösterdi.

Çin’i “potansiyel enkaz yayılımının etkisi” konusunda eleştiren Nelson, “Uzay yolculuğu yapan tüm ülkeler, yerleşik en iyi uygulamaları izlemeli ve potansiyel enkaz etkisi riskine ilişkin güvenilir tahminlere izin vermek için bu tür bilgileri önceden paylaşma konusunda üzerine düşeni yapmalı” dedi.

NASA yöneticisi Bill Nelson, bilgi paylaşımının, alanın sorumlu kullanımı ve dünyadaki insanların güvenliğini sağlamak için çok önemli olduğunu vurguladı.

Bu arada Malezya’daki bazı sosyal medya kullanıcıları, su üstünde görüldüğü iddia edilen roketin enkazının görüntülerini paylaştı.

Bu arada merkezi Los Angeles kenti yakınlarındaki devletin kurduğu “Aerospace Corp” şirketi, roketin yaklaşık 22.5 ton ağırlığındaki ana parçasının kontrolsüz bir şekilde dünyaya dönmesine izin verilmesini “sorumsuzluk” olarak değerlendirdi.

Konuyla ilgili uzmanlar bu hafta başında, roket gövdesinin atmosfere girerken parçalanacağını, ancak çok sayıda parçanın, yaklaşık 2 bin km uzunluğunda ve yaklaşık 70 kilometre genişliğinde bir alana düşebileceği uyarısında bulunmuştu.

Long March 5B füzesi, yörüngede yapım aşamasında olan yeni Çin uzay istasyonuna bir laboratuvar modülü götürmek için 24 Temmuz’da fırlatılmıştı.

Çin’in bir başka Long March 5B füzesi, 2020’de Fil Dişi Sahillerine düşerek bazı binalara zarar vermiş, ancak can kaybına yol açmamıştı.

Paylaşın

Müslüman Kardeşler’in Açıklamasının Ardından Mısır’da 7 Kişi Affedildi

Mısır’da terör örgütü olarak kabul edilen Müslüman Kardeşler’in siyaset sahnesinden çekildiğini açıklamasının ardından 7 tutuklu dün serbest bırakıldı. Öte yandan insan hakları örgütleri, ülkede hala binlerce siyasi mahkum olduğunu savunuyor.

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin affettiği isimler arasında Hişam Fuad ve Kasım Eşref adlı iki gazeteci, araştırmacı Ahmed Semir, solcu aktivist Abdurrauf Hitab ve oyuncu Tarık en-Nehri var. Tarık Mehdi ve Halid Sadık adlı kişiler de serbest bırakılanlardan ikisi.

Haziran 2019’da yakalanan Fuad, “yasadışı örgüt” birlikte komplo kurmaktan geçen yıl 4 yıl hapse mahkum edilmişti. “Yasadışı örgüt” ifadesi, Müslüman Kardeşler’i işaret ediyor.

Semir ise 2021’de yalan haber yaymak suçlamasıyla yakalanmış ve 4 yıl hapis cezası almıştı. Cezası bu yılın başlarında üç yıla indirilmişti.

2011’deki protestolar ve güvenlik güçleriyle çatışmalar sırasında devlet binalarına saldırmak ve yakmaktan Hitab 7, en-Nehri ise 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Ekonomik krizle boğuşan Kahire, muhalefete ulaşmak için bazı adımlar atıyor. Cumhurbaşkanı Sisi bu yolda Müslüman Kardeşler’e atıfla “bir grup dışında herkesi” kapsayan ulusal diyalog süreci başlatmıştı.

Müslüman Kardeşler, Mısır’da 2012’de yapılan seçimleri kazansa da bir yıl sonra askeri darbeyle devrilmişti. Hareket o zamandan beri büyük bir baskıyla karşı karşıya. Örgütün pek çok lideri ve binlerce destekçisi ya hapiste ya da ülkeden kaçtı.

“Mısır’da herhangi bir iktidar mücadelesine girmeyi de reddediyoruz”

Müslüman Kardeşler’in Rehberlik Meclisi Başkanlığı’nı vekaleten üstlenen İbrahim Münir, hareketin geleceği ve Mısır’daki koşullara dair Reuters’a konuşmuştu.

Örgütün lideri konumundaki iki gün önce yayımlanan söyleşide,kendilerine hala büyük destek verildiğini savunsa da seçimlere katılmayacaklarını ve şiddeti uzun süredir reddettiklerini ifade etti: Sadece şiddet ve silah kullanımını değil, Mısır’da herhangi bir iktidar mücadelesine girmeyi de reddediyoruz.

Uzun süredir Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da ikamet eden 85 yaşındaki lider, hareketin daha önce de sorunlar yaşadığını ancak en zorlu dönemin içinde olduklarını duyurdu.

Müslüman Kardeşler’in içinde olduğu krize nasıl karşı nasıl harekete geçileceğine dair iç bölünmeler yaşadığını açıklayan Münir, “durum istikrara kavuştuğunda” yeni bir liderin seçileceğini bildirdi.

Münir’e göre Müslüman Kardeşler’in dışarıda tutulduğu bir diyalog süreci başarıya ulaşmayacak: Diyaloğa gerçekten ihtiyaç var ama herkesi kapsaması gerekiyor.

2013’te dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin darbeyle devrilmesini ağır şekilde eleştiren Türkiye’nin, Mısır’la ilişkileri durma noktasına gelmişti. Ankara’nın Müslüman Kardeşler’e desteği, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle (BAE) ilişkilerinin bozulmasına neden olan sebeplerden biriydi.

Öte yandan Türkiye’yle birlikte Müslüman Kardeşler’e destek veren Katar’ın, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’yle ilişkileri normalleştirmeye çalışması dengeleri değiştirmişti.

Örneğin Kahire, Türkiye’de faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler’e bağlı televizyon kanallarının kapatılmasını istemişti. Reuters, Ankara’nın da muhalif kanalların Kahire’ye yönelik eleştirilerini yumuşatmasını istediğini yazdı.

Bununla birlikte Münir, Müslüman Kardeşler’in Türkiye’de henüz baskı altında olmadığını savundu: Şu ana kadar bir baskı görmedik ya da hissetmedik. Fakat Türkiye devletinin, halkının huzur ve güvenliğini sağlamak için ne gerekiyorsa yapmaya hakkı vardır.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın