Pakistan’da ‘Muson Yağmurları’ndan Kaynaklı Can Kaybı 1265’e Yükseldi

14 Haziran’dan bu yana Pakistan’da etkili olan muson yağmurlarından kaynaklı can kaybı 1265’e yükseldi.  Bununla birlikte, sel felaketinin ülkeye maliyetinin 10-12,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Haber Merkezi / İklim Değişikliği Bakanı Şeri Rahman, Twitter’dan yaptığı açıklamada, Pakistan’ın ciddi bir iklim faciası yaşadığını ve bunun son 10 yılda karşılaşılan en zor afetlerden biri olduğunu açıkladı.

“Nüfusunun yüzde 15’i felaketten etkilendi”

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ülke nüfusunun yüzde 15’ine denk gelen 33 milyon kişinin felaketten etkilendiğini söyledi.

Başbakan Şerif bu yağmur sezonunda yaşanan kayıpların 2010-11 seneleri ile karşılaştırılabilir olduğunu ve kayıtlardaki en kötü yıl olduğunu ifade etti.

Ülke yetkilileri, yaşanan yıkıma iklim değişikliğinin neden olduğunu savunuyor.

Ancak yerel yönetimlerin planlama zafiyeti nedeniyle su baskını riski bulunan yerlerde yapılaşmanın devam etmesinin felaketin sonuçlarının daha da büyümesine yol açtığı belirtiliyor.

Muson yağmurları hakkında

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor. Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

Avrupa’nın En Büyük ‘Çöpçatanlık Festivali’ Geri Döndü

İrlanda’nın batı kıyısındaki küçük bir kasabada düzenlenen çöpçatanlık festivali iki yıl üst üste iptal edildikten sonra geri döndü. Yıllık festival taşradaki kaplıca kasabası Lisdoonvarna’da 165 senedir düzenlenmesine rağmen Kovid pandemisi yıllarında durduruldu.

Düzenlendiği ay boyunca etkinliğin katılımcı sayısı genelde 60 bini buluyor. Etkinliğin internet sitesi, festivalin 18’inden 80’ine kadar her yaştan kişinin ilgisini çektiğini söylüyor ama “yalnız çiftçilerden” özellikle bahsediyor.

Flört uygulamalarının yarattığı tükenmişlik onları iyice etkisi altına alırken, gerçek hayatta özel biriyle kıvılcımların çakmasını düşleyen, teknoloji yorgunu bekarlar katılımcı sayısını artırabilir.

Şenlikler sırasında, profillerden oluşan “şanslı kitabıyla” çöpçatan Willie Daly, çiftleri bir araya getirme umuduyla, çoğunlukla kasaba merkezindeki The Matchmaker (Çöpçatan) Bar’da faaliyet gösteriyor.

Festivalin internet sitesinde yer alan bilgiye göre Daly, kendisinden önce “utangaç çiftçilerin uygun bir hanımefendiyle tanışma cesaretini toplamalarına” yardımcı olan babasının ve büyükbabasının izinden giderek 50 yıldır bu işi yapıyor.

Çöpçatanlık becerilerini kendi çocuklarına aktaran Daly, binlerce evliliğe aracılık ettiği için övgü topluyor.

İnternet sitesinde şu ifadeler yer alıyor: Bugüne kadar 3 binden fazla evlilikle, Daly’nin işinde iyi olduğunu söyleyebilirsiniz. Ya da suçu, çöpçatanın serpiştirdiği büyülerin tutunma şansının daha da yüksek olduğu ortama atın.

Sonuçta, muhteşem İrlanda kırsalında minik bir sohbete sürüklenmek ve ardından dans pistine konuk olmak kolaydır.

Daly’nin profil kitabı yaklaşık 150 yıllık ve ona dokunan birinin 6 ay içinde evleneceği ya da halihazırda evliyse balayı dönemini yeniden yaşayacağı söyleniyor.

Aşkta ve çekimde başarı asla garanti edilmez ancak festival, aşk tanrısının oku ıska geçse bile eğlenceli bir mola sunabilir.

Festivalin çoğu gününde, “eğlence” ertesi gün öğlen 11’e kadar sürüyor ve country müzik sanatçıları ve DJ’ler kasabanın çeşitli yerlerinde canlı müzik yapıyor.

Festivalin sitesinde şu ifadeler yer alıyor: Dans etmek, kaynaşmak ve içmek; hepsi biraz biraz eğlenceli olsa da asıl ilgi çeken hâlâ aşk eşleşmesidir.

Dinlenme ve romantizm arayanlar da kasabanın mineral ve kükürt açısından zengin kaplıca suyunun tadını çıkarabilir. Lisdoonvarna’nın çöpçatanlık festivali 2-30 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek.

Çöpçatanlık festivalinin spin-off’u olan The Outing adlı LGBT festivali de 10-12 Şubat 2023 hafta sonu düzenlenecek.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsrail: Filistinliye Aşık Olan Bildirimde Bulunacak

İsrail hükümeti, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria’ya girip çıkan yabancılar için yeni kısıtlamalar getirdi. Yabancıların Filistinlilerle aşk ilişkilerine kadar uzanan yeni sınırlamalar Avrupa Birliği’nin, insan hakları savunucularının ve iş dünyasının tepkisini çekti.

Batı Şeria’da yaşayan veya yaşamak isteyen yabancılar için getirilen yeni kurallardan bazıları şöyle:

  • Batı Şeria’nın işgal altındaki bölgelerinde Filistinli kimliği bulunan bir kişi ile romantik bir ilişkiye başlayan yabancıların, bu durumu 30 gün içinde İsrailli yetkililere bildirmesi gerekecek.
  • Bir Filistinli ile evlenen yabancıların 27 ay sonra Batı Şeria’yı en az altı aylığına terk etmesi istenecek.
  • Filistin üniversitelerine 150 yabancı öğrenci ve 100 yabancı öğretim üyesi kotası getirilecek.
  • Vize süreleri ve vizelerin uzatılmasına dair kurallar, birçok vakada Batı Şeria’da çalışan veya yardım kuruluşlarında gönüllü olan kişilerin birkaç aydan daha uzun süre kalmasını kısıtlayacak şekilde sıkılaştırılacak.

97 sayfalık liste yayınlandı

Pazartesi günü yürürlüğe girecek yeni kurallar, İsrail Savunma Bakanlığı’nın Filistin topraklarındaki işgal yönetiminden sorumlu birimi Cogat tarafından getirildi. İsrail hükümeti, Cogat’ın 97 sayfalık yeni kurallarının güvenlik için gerekli olduğunu savunuyor. İlk olarak şubat ayında yayımlanan ama uygulaması ertelenen kurallarda, 1990’larda yapılan ama birçok maddesi bizzat İsrail tarafından uygulanmayan geçici barış anlaşmalarına atıf yapılıyor.

‘Demografi mühendisliği’

Yabancıların Batı Şeria’daki özgürlüğünü kısıtlayacak olan kurallar birçok kesimden tepki çekti. Filistinliler ve İsrailli yardım kuruluşlarını ‘kısıtlamaların yeni bir seviyeye yükseltildiği’ tepkisini gösterirken, İsrail Yüksek Mahkemesi’nden kararın iptalini talep eden HaMoked isimli yardım kuruluşundan şu açıklama geldi: “Bu, Filistin toplumunda demografik mühendislik yapılması ve Filistinlilerin dış dünyadan tecrit edilmesi anlamına geliyor. İnsanların gelip Filistinli kurumlarda çalışmasını, gönüllü olmasını, yatırım yapmasını, öğretmenlik ve öğrencilik yapmasını zorlaştırıyor.”

‘Aparteid düzenlemesi’

Filistin Kurtuluş Örgütü’nden de, yeni kısıtlamalar için “tek devletin ve iki farklı sistemin gerçekliğini dayatan apartheid düzenlemeleri” nitelemesi geldi. Giriş Hakkı (Right to Enter) isimli insan hakları kuruluşu ise “İsrailli yetkililerin ayrımcı, gaddar ve keyfi eylemlerinin aileleri zorla birbirinden ayırdığını” belirtti.

Avrupa Komisyonu da, Erasmus öğrenci değişim programından faydalanan İsrail’in Filistinlileri aynı haktan mahrum bırakmasına tepki gösterdi.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Evsizler Toplanmasın Diye Gölge Yapan Ağaçları Kestiler!

ABD’nin New Jersey eyaletindeki bir kasabada kent meydanında gölge yapan tüm ağaçlar evsizleri orada toplanmaktan caydırmak için kesildi. Bir insan hakları savunucusu bu hareketi “aşırı derecede aşırı” olarak nitelendirdi.

Lakewood Belediye Başkanı Ray Coles, Asbury Park Press’e yaptığı açıklamada, tartışmalı kararın kasaba sakinlerinin meydana dışkılayan ve idrarını yapanlar hakkındaki şikayetleri üzerine alındığını söyledi.

The Press’e konuşan Coles, “(Evsizler) halkı taciz ediyordu, arabaların arasında dışkılıyordu ve kasabalılar bu durumdan şikayetçiydi” dedi.

Ancak yapılan hamle, bunun kasabadaki evsizlik sorununu çözmeye yönelik olmadığını söyleyen insan hakları savunucularının keyfini kaçırdı.

İhtiyaç sahiplerine hizmet sunan Destiny’s Bridge hayır kurumunun kurucusu ve başkanı Steven Brigham, The Press’e yaptığı açıklamada, kasabada evsizler için daha fazla barınak yapılması gerektiğini söyledi ve şöye devam etti:

Ağaçları kesmek aşırı derecede aşırı. Çözüm bu değil.

Ağaçlar 8 Ağustos’ta kent meydanından kaldırılmıştı.

The Press’e konuşan Brigham, o zamandan bu yana komşu bir otoparkta daha fazla ağacın da kesildiğini ifade etti.

Brigham, “Kamuya açık parklar kamu malıdır” dedi ve ekledi:

Tamamen kamuya aittirler. Ve (evsizler) kamu mülkünde kalma hakkına sahip olmalıdır.

Belediye Başkanı Coles yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Arbor Day Vakfı’nın da bildirdiği üzere, ağaçlar havadaki karbondioksiti gidererek ve karbon depolayarak iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı oluyor. Ayrıca ağaçlar sıcaklıkları düşürüyor, kuş ve arı yaşamını destekliyor ve toprak erozyonunu önlüyor.

Birleşmiş Milletler’in Şehirlerdeki Ağaçlar Meydan Okuması (Trees in Cities Challenge) gibi küresel kampanyalar, halk sağlığını iyileştirmek ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için kentsel alanlara ağaç dikilmesini teşvik ediyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Afganistan’da Camiye İntihar Saldırısı: 18 Ölü

Afganistan’ın Herat kentinde cuma namazı sırasında bir camiyi hedef alan intihar saldırısında en az 18 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi de yaralandı. Görgü tanıkları, saldırıda ölen ve yaralananların çoğunun siviller olduğunu aktardı. 

Haber Merkezi / Hastane kaynakları da yaralılardan bazılarının durumlarının ağır olması nedeniyle ölü sayısının artabileceğini dile getirdi.

Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. Ancak Taliban’ın geçen yıl kontrolü yeniden ele geçirmesinden bu yana şiddet azalmış olsa da, son aylarda düzenlenen kanlı saldırıların çoğunu IŞİD’in Afganistan kolu olan IŞİD-Horasan üstlendi.

IŞİD’in üstlendiği ve ağırlıklı olarak azınlık toplumlarını hedef alan bombalı saldırılarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti ya da yaralandı.

Bu arada Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Ensari’nin ölümünden dolayı derin üzüntü duyduklarını ifade ederek, faillerin yakalanıp cezalandırılacağını aktardı.

Afganistan’da yeniden Taliban dönemi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi 31 Ağustos 2021’de tamamlandı.

Afganistan eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetini deviren Taliban, 11 Eylül 2001 sonrası dönemde ABD ve koalisyon güçlerinin işgal ettiği ülkeye yirmi yıl sonra yeniden egemen oldu.

IŞİD’in Afganistan’daki kolu IŞİD-Horasan

IŞİD-Horasan, 2014 yılında Taliban’dan ayrılan ve son IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlılık sözü veren Afganistanlı militanlar tarafından kuruldu.

IŞİD-Horasan’ın Afganistan’ın kuzeydoğusunda güçlü kökleri var, ancak başta başkent Kabil olmak üzere diğer illerde uyuyan hücreleri bulunmakta. IŞİD-K, farklı Sünni inanç öğretileriyle Taliban’ı düşman olarak kabul eder.

Kuruluşundan sonra IŞİD-Horasan militanlarının bazılarının, IŞİD’le savaşmak ve IŞİD’e yardım etmek ve Batılı hedeflere saldırı planlamak için Afganistan’dan Irak ve Suriye’ye geçtiği bilinmekte.

IŞİD-Horasan’ın silahlı militan sayısı tam olarak bilinmese de, örgüt son yıllarda Afganistan ve Pakistan’da düzenlenen bir çok kanlı saldırının sorumlusu.

IŞİD-Horasan, yabancı birlikleri geri çekme anlaşmaları da dahil olmak üzere, Taliban ile ABD arasındaki her türlü işbirliğini sert şekilde eleştirmişti. IŞİD-Horasan, Irak ve Suriye’deki IŞİD’e çok benziyor.

Paylaşın

Çin’den Birleşmiş Milletler’in Sincan Raporuna Tepki

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (BMİHYK) Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki hak ihlallerine işaret eden raporuna dair açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Cao Licien, Pekin’deki günlük basın toplantısında, “raporun ABD ve bazı Batılı güçlerce planlandığını ve üretildiğini” söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, Licien, “BMİHYK’nın Çin karşıtı güçlerin siyasi planlarına göre değerlendirme yaptığını” ileri sürdü. Raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını savunan Cao, “Bu, ABD ve bazı Batılı güçlerin Çin’i stratejik olarak çevrelemek üzere Sincan’ı siyasi araç olarak kullanma amacına hizmet eden bir dezenformasyon yığınıdır” dedi.

Cao, raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını öne sürerek, “BMİHYK, bir kez daha, ABD ve bazı Batılı güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kendi hizasına sokma çabasının suç ortağı olmuştur” diye konuştu.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin açıkladığı raporun içeriğini değerlendireceğini, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerini bir kez daha kınadığını bildirdi.

AB Komisyonu sözcülerinden Nabila Massrali, dünkü günlük basın toplantısında, AB’nin, BM Ofisinin söz konusu insan haklarının ihlaliyle ilgili endişelerini yayınlanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi:

“Şu anda raporun içeriğini değerlendiriyoruz ve zamanı geldiğinde tepkimizi yayınlayacağız. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi AB, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki insan hakları ihlallerini, özellikle Uygurlara ve ulusal, dini ve etnik azınlıklara yönelik zulmü şiddetle kınamaktadır.”

Massrali, AB’nin Sincan sorununu Çinli yetkililerle yıllardır görüştüğünü, bu yılın başlarındaki AB-Çin zirvesi ve en yüksek düzeydeki ikili görüşmeler de dahil olmak üzere belirli forumlarda gündeme getirdiğini vurguladı.

Raporda ne var?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), uzun süredir beklenen Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu önceki gün yayınladı.

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri işlendiği” ve bu ihlallerin “insanlık suçu teşkil edebileceği” değerlendirmesine yer verildi.

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu. Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki görmüştü.

48 sayfalık rapor için Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldı. Konuşulan isimlerden 26’sı, 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığını anlattı.

Raporda, “Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır” dendi.

Bölgedeki yeniden eğitim kamplarında tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtilen raporda, Komiserliğin eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceği fakat “yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğu” kaydedildi.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği belirtilen rapora göre, “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Paylaşın

BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

S. Arabistan’da Sosyal Medya Kullanan Kadına 45 Yıl Hapis Cezası

Suudi Arabistan mahkemesi bu ay içinde ikinci kez bir kadını sosyal medya faaliyetlerinin ülkeye zarar verdiği gerekçesiyle cezalandırdı. 45 yıl hapis cezası olarak verilen mahkumiyet, bu ay içinde ülkede verilen ikinci benzer ceza oldu. 

Suudi Arabistan’ın en büyük kabilelerinden birinden gelen ve eylemciliğe ilişkin bir geçmişi bulunmayan Nura bin Said al Kahtani’nin sosyal medya kullanımı başına dert açtı.

Associated Press ve insan hakları grupları tarafından incelenen dava tutanağına göre Kahtani sosyal medyadaki faaliyetleriyle “toplumun uyumunu bozmak” ve “sosyal dokuyu istikrarsızlaştırmak”la suçlandı.

Kahtani’nin sosyal medya paylaşımlarının ne olduğu ya da duruşmanın nerede yapıldığı bilinmiyor. Washington merkezli Arap Dünyası İçin Şimdi Demokrasi (DAWN) aldı insan hakları örgütü Kahtani’nin 4 Haziran 2021’te gözaltına alındığını bildirdi.

Riyad’da genellikle siyasi ve ulusal güvenlik davalarına bakan özel bir ceza mahkemesi Kahtani’nin önceki mahkumiyeti temyizi sırasında ülkenin geniş kapsamlı terörle mücadele ve siber sularla ilgili yasalarına karşı gelmekten suçlu buldu ve 45 yıl hapse mahkum etti.

Ağustos ayında İngiltere’de üniversite öğrencisi olan Salma el-Şehab tatil için ülkesi Suudi Arabistan’a gittiğinde yine sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle 34 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Suudi Arabistan’da geçen yıldan bu yana sosyal medya kullanımı dolayısıyla daha birçok kadının tutuklu olduğunun sanıldığını aktardı.

“Yeni bir dalganın başlangıcı”

DAWN bölge direktörü Abdullah Alaoudh bu gelişmeyi “yeni hakimlerce özel mahkemede görülen yeni bir ceza ve mahkumiyet dalgasının başlangıcı” olarak tanımladı.

Yine Washington merkezli başka bir insan hakları grubu olan Özgürlük Girişimi, Kahtani’nin cezasının “aşırı uzun” olduğuna dikkat çekti.

Grubun araştırma direktörü Allison McManus, “Bu cezaları Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın uluslararası toplumda meşruiyet kazandığı bir dönemde yaşanmasını görmezden gelmek çok zor” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya cezaları kadınlara ilk defa araba kullanma hakkı gibi yeni özgürlükler tanıyan aşırı muhafazakar İslam ülkesinde Prens Muhammed’in muhalefeti bastırma girişimine yeniden dikkat çekti.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesinin ardından ülkenin “dışlanması” gerektiğini ifade eden Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden petrol zengini krallığa temmuz ayında resmi ziyarette bulunarak  Prens Muhammed ile görüşmüştü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Suudi Arabistan’da 46 Milyon Amfetamin Hapı Ele Geçirildi

Suudi Arabistan’da un nakliyesi sırasında 46 milyon amfetamin hapı ele geçirdi. Yetkililer, bunun, tek bir operasyonda ele geçirilen en yüksek rakam olduğunu belirtiyor.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü, güvenlik güçlerinin nakliyeyi Riyad’daki kuru limana ulaştığı ve bir depoya götürüldüğü sırada takip ettiğini söyledi.

Depoya yapılan baskında altı Suriyeli ve iki Pakistanlı gözaltına alındı.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü, amfetaminin adını vermedi, fakat Suudi Arabistan ‘Captagon’ logosunu taşıyan haplar için en büyük pazar olarak biliniyor.

Genel olarak amfetamin, kafein ve başka maddelerin bir karışımı olan Captagon’un Körfez ülkelerindeki varlıklı gençler arasında en popüler uyuşturuculardan biri olduğu bildiriliyor.

Foreign Policy dergisinde 2021 yılında yayımlanan bir makalede, araştırmacıların “can sıkıntısı ve sosyal kısıtlamaların” yanı sıra kolay erişilebilirliğin Suudi Arabistan’da Captagon kullanımında rol oynadığını söylediği belirtildi.

Korkuyu azalttığı söylenen uyuşturucu, Suriye’deki iç savaşta sahada da tüketildi.

New Lines Enstitüsü’nün Nisan ayında yayımladığı bir rapora göre, Captagon’un küresel ticaretteki yeri hızla büyüyor ve geçen yıl piyasa değeri tahmini 5,7 milyar dolardı.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü’nden bir sözcü, Riyad’da ele geçirilen 46.916.480 amfetamin tabletinin “bu miktarda uyuşturucuyu Suudi Arabistan Krallığı’na sokmak için düzenlenen bir nakliyata yönelik türünün en büyük operasyonu” olduğunu söyledi.

Sözcü, güvenlik güçlerinin uyuşturucuyla mücadelede kararlı olduklarını vurguladı ve suça karışan herkesin caydırıcı cezalara çarptırıldıklarını hatırlattı.

2021’den bu yana şiddet içermeyen uyuşturucuyla ilgili suçların infazları askıya alınmış olmasına rağmen, uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giyen kişiler, Suudi Arabistan yasalarına göre ölüm cezasına çarptırılabilir.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü ele geçirilen hapların nereden geldiğini söylemedi, ancak Körfez’de el konulan Captagon’un çoğunun Suriye ve Lübnan’dan geldiğine inanılıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Japonya Başbakanı, Partisinin Kiliseyle Bağını Keseceğini Açıkladı

Japonya Başbakanı Kişida Fumio, partisinin eski Başbakan Şinzo Abe suikastine neden olduğu düşünülen Moon Tarikatı’yla bağlarını keseceğini açıkladı. Kişida, kamuoyunun güvenini zedelediği için özür diledi. 

Dini grupların yasalara uyması gerektiğini belirten Kişida, siyasilerin sosyal sorunları olan gruplara karşı çok daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi.

Kişida çarşamba günü düzenlenen basın toplantısında, “Liberal Demokrat Parti’nin başkanı olarak, partimin tarikat ile geniş bağlantılarına ilişkin basında çıkan haberlerle kamuoyunda şüphe ve endişeye mahal verdiğim için açık gönüllülükle özür dilerim.” ifadelerini kullandı.

Başbakan, kabinesiyle tarikat ile geçmişten gelen bağlantıların gözden geçirilmesi ve bağların koparılması konusunda anlaşma sağlandığını bildirdi.

Abe suikastinin tarikat ile bağlantısı

Kişida’nın genel başkanlığını yaptığı Liberal Demokrat Parti ile Moon Tarikatı olarak da bilinen Birleştirme Kilisesi (Unification Church) arasındaki ilişkiler aynı partiden Abe’nin temmuz ayında uğradığı saldırı sonrası gündeme gelmişti.

Şinzo Abe suikastinde şüpheli Tetsuya Yamagani polise, Abe’yi öldürme sebebinin partisinin kilise ile olan bağlantısı olduğunu söylemişti. Yamagani, annesinin kiliseye yaptığı büyük miktarlardaki bağışların hayatını mahvettiğini öne sürmüştü.

Abe suikasti sonrasında yaşananlar ülkede Moon Tarikatı ve iktidar partisi arasındaki ilişkiye dair tartışma başlattı.

1954 yılında Güney Kore’de kurulan Moon Tarikatı birkaç yıl sonra Japonya’ya gelmiş ve muhafazakar milletvekillerinin “Komünizm ile savaşma” hedefine destek vererek onlarla yakın ilişkiler geliştirmişti. Şinzo Abe’nin dedesi Eski Japonya Başbakanı Nobusuke Kişi, tarikatın Tokyo’da siyasi ayağının kurulmasında etkili olan önemli bir figürdü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın